zonenoktaorg ödüllü seo yarışması
• 14/7/2008 - AL BENİDE YANINA
Yazar: TOKAY ŞİİR

kalbi şiir diye kanatıldıkça
“bir şairi en çok kelimeler öldürür”
gözlerimi alan bir güneşsin
seni görebilmek için geceyi bekliyorum
sen ardında bir dolunay bırakıp gidiyorsun
dolunayın ne güzel…
geceler sabahı emzirirken koynunda
yarına dünden saklanıyorum
bir nefesle üşüyen o sıcak kucağın
uyku damlatmıyor gözlerinden gözlerime hiç
yutkunamıyor gözlerim
gecelerinden çaldığım uykularını
senin için hecelerden bir dağı
tek sözcükle sırtlıyorum
ismine sığdırdığım dertlerimden
bana hiç yer kalmıyor
adını koyamadığım…
rüyalarda ıslanmış saçlarımı tararken
kim düşürdü ellerinden seni uykuya
zemheriler kıskansın ay düşende
kızıl saçlarından sonbaharı
sen kokarken kopartılan bütün çiçekler
kan yağdırıyor gözlerinden avuçlarıma
yaprak yaprak..
nasıl anlatacak bu gidişin
benim nasıl geldiğimi..
ölüm sana ben doğarken gebe kalınca
azrailin salladığı beşikten
hangi ayet kan damlatır damarlarına
imzalasın bir yıldız kayarak
göklerdeki yemini..
dualarımla nasır tuttun şu ellerimde
bir nefeslik yolculuk değil mi yanın
al beni de yanına..
__________________
ALINTI |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 14/7/2008 - ÖLMEK NE DEMEK ANNE
Yazar: TOKAY ŞİİR

Burası nere dedim, Annenin yeni sokağı,
Annem nerde dedim, yeni evinde dedi babam.
Sokakların çok dar,
Yol üstünde senin ki gibi bir sürü ev var anne.
Sana ihtiyacım var anne, Hiç korkmazdım sen varken,
Uyurken bile anlardım başucumda dikildğini
Yüreğinin ninnisi gözlerinin içindeydi
Ellerinin şevkati öyle okşardı ki bedenimi,
Uyurken bile hissederdim yanı başımda gölgeni anne.
Geceleri korkuyorum anne,
Annem neden gelmiyor diye soruyorum,
Annen yeni bir eve taşındı diyor babam
Taşınmak ne demek anne?..
Eskisi gibi sevmiyor babam, öpmüyor, okşamıyor.
Taşındığı yerden annemi al gel diyorum
Annem nefes alamaz orada,
hem annem sıkılır orada diyorum.
Annem gitti gideli sen beni sevmiyorsun
Ne olur baba, annemi geri getir diyorum,
Babam yine ağlıyor.
Sımsıkı sarılıp sımsıkı kucaklaşıp yatıyoruz.
Ben bu yıl okula başladım anne.
geçen gün öğretmenimiz, herkez istediği resmi yapsın dedi
Ben senin yeni evini çizdim anne,
Komşularının evinide çizdim, yol boyu dizilen ağaçlarıda,
Bir türlü okuyamadığım, beyaz taşlarıda.
Hatta evinin çatısındaki kırmızı gülleride...
Öğretmenim eline aldı, Baktı..baktı..baktı,
Başını bir sağa bir sola, bir sağa bir sola salladı durdu
Sonra birden bana sarılıp ağlamaya başladı
Öğretmenimde ağlıyor anne...
Bak, bak o bile beğenmedi senin yeni evini
Beğenseydi, ne güzel olmuş derdi, aferin derdi
Yıldızlı imza atardı, belkide duvara asardı anne.
Sadece bana 'zavallı öksüz yavrum' dedi
Zavallı ne demek anne, Öksüz ne demek?.
Sabahları arkadaşlarımı anneleri getiriyor
Bir sıra arkadaşımın annesine,
Teyze sende taşınacakmısın yeni evine dedim
Hayır dedi, 'bizim evimiz var'
Bizim evimizde var, ama annem taşındı dedim
Geçen gün babam,
Neden öldün sanki, diyerek sana bağırıyordu.
Ölmek ne demek anne, Sen öldünmü?
Tıpkı akvaryumdan çıkardığımız balık gibi,
Bir daha nefes almayacakmısın,
bir daha gülmeyecekmisin anne.
Ne olur anne dön, sana ihtiyacım var
Dönmeyeceksen benide yanına al anne
Eğer bir gün bende taşınacaksam senin gibi,
Bebeğimi, bebeğimi yanımda götüreceğim anne....
ALINTI |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 13/7/2008 - ANLAMAK VE SUSMAK
Yazar: TOKAY ŞİİR

bir boşlukta sallandırıyorsun yüreğimi
kime baksam
../biraz sensizlik
..biraz yalnızlık
/biraz korku
sevilmeye muhtaç bir çocuk gibiyim sokak aralarında
adımı kim haykırsa sarılacak gibiyim
acı çekmek ne demek bilir misin özlemler içinde..?
derdini anlatamayan bir dilsiz gibiyim...
kırgınlıklarımı emanetçiye bıraktım
geri dönüp alır mıyım../..bilmiyorum
her gece ince uzun bir bardak dolaşıyor parmaklarımda
her gece istek parçalar alıyorum sevdaya dair
her gece biraz daha ölüyorum..
bizim buralarda hem sıkı içip hem de şarkılar söylemek,
her yiğidin harcı değil
şimdi desem ki gün geceye döndü
susuz bıraktın dudaklarımı köpek öldüren gecelerde
sancılarım sıklaştı../..ebesiz şiirler doğurdum kan ter içinde
nehirler boyu uzanan yüreğim işgal altında kaldı
kurtulan var mı dersen,
belki bir kaç düş
ve sakat kalan sözler
sevdam ise komada kan kaybediyor,
biliyor musun..?
belki de artık hiçbir şeyi bilmeni istemiyorum
istemek beklemek demek
beklemek ise kanamalı bir isyandır göğsüme yapışan
göğsümün bilinmezlere değil,
sevda RH + düşlere ihtiyacı var
artık rolleri değişiyoruz sevgili
sana şimdi anlamak
bana da susmak düşüyor
yaşattığın için ben iyi biliyorum,
yüreğin çok acıyacak..
ALINTI |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 13/7/2008 - SUKUTU HARFLERDEN DİRİLEN YAR
Yazar: TOKAY ŞİİR

Vakti geldi…
Kolları sıvansın masalların…
Ve ya(n)zsın parmaklar ön/söz(ü) aralı(k) mevsimlerin de..
Sabahların yad ellerine kınalanıyor kentler…
Çoğalır terk-i kırgın şiirler…Feryada bir gecelik kalem olursun ve kaleme kambur kalır insanlığın...Rengini veremezsin arşı kıyametin göç rahmetinde…
Kiralanırsın, şairin üstü kalmış yalnızlığının harf boşluğuna…Teninde, niyetine d/okunan şubat gözler türer… Kötürüm yüzünde ise, üşümelerin eksiktir…Gölgelerin deltasında, izbelerin üryan sesleri arasında, yara olursun denizin tuzuna…. Ötende çoğalır eksik yaşam, kırıntıların ben sancısı olur... Sokağına kesik ses kabuslar dökülür…İç cebin kalabalığından düşmüş bir sen daha arta kalır..Artık kalır…
Kaçamak uzağın yakınına kurulan devrik bir cümle… Ağma küskünlüklerim seyir hükmünde… Gamzelerime çalıntı imalarına uluorta fırtınanın baskını dağılır…Ben tüm dağınıklığını okurum nefesinde ve saçların uyanıyor dizimde… Çıkıp gelinemez ateşin rahminden, aşkın cürmüne...
Sana kurulmuş eski bir çığlık, tuğrabın kuraklığına azarlanan bir yağmur toplarım… Tekil acılarımın azmettirici sus yazgısı, hiçbir yazıtlarda bulunamaz. Satır satır kovaladığım dilimin yalın haline, akbar kanların rü abın-ı ateşlerim. Aykırı bir günbatımı yanaşır caddeme. Genzimin kavrulduğu iki biz arasında kalırım... Ah etmenin sabra ayar düştüğü uykulara davetkar bir öykü bağlıyorum gözlerime...Bismillah diyip düş/eş geliyorum günahların nasibine…Bütünlemeye kalıyorum, içimin hasat mevsimsizliğinin başladığı sus toprağına. Özet kalıyorsun yalnızlık; körkütük sendelenen hayatsızlığın, satır başı sarhoşluğuna.
Dur;
Yüzünün bir yıkımlık sokak ötesinden kal, çıplak gözlerinde zamanı aşk geç… Cümle boyu uzan suskunluğun başına ve beni hükmünde bağışla… Ürpertisi satılmış İstanbul’un, kristal harflerinin kırıklığıyla temize geç, nüshası olmayan gülüşlerini…Adını giyindim ,adını sattım. Gözlerinin resmiyetine süzülmüş karanlığı zırhlandım. ..Yorgunluğumu hırpalayan isyanların fallarında hep sen çıktın…Gölgeme adam kalan çocuk…
Adının baş hecesinin kare kökünü alıyor aşk...Şakaklarım da yokluğun ezberini nöbet geçiyor, alt yazı acılarım… Sükunetinin secdesinde. sahte utançları kimlikli yorum… Kadın sokakların kirlenmiş camekan yüzünde öznemin başına dönüyorum… Aşk ya(la)nını uçur ellerinin… Gelişin ateş kar olsun kentin damar damar gitmelerinde… Ezik kaygılarımın faili malum; yar/sızım… Gözlerin üç nokta düş batır içime ve yankını, kursağımda sar/sakla...Satırlara tabi tutulan yaralarımın kanında tutuluyor, saçlarıma ördüğün hırçınlığın…Baskın veriyor saatlerimin güneydoğusuna kurulan ikindi cinayetlerim... Baharın gürültüsüyle çıkagelen ıslaklığında kuruluyorum küfürlerimi… Seni öykünün alnında nemlenmiş veda ıslığında tanıdım yar/sızım… Cümlelerimin izini kırıntıla… Bedenini bas, beni aldığın yüzünün masalına. Adım tövbe ordusunda kurulsun… Aynaların avazında büyümüşlüğe üşüyen çocuğu yak ve gülüşümün şerbetinde iç yabancılığımı… Kıyında geçerken ihbar et beni, notası gırtlağına militanlaşan şiirlerine…Uyandır sözümden ve beni tanı niyetinde…
Alışkanlık kadar aşkdı, rivayetin bende..Kalbim nedametlere niyet geçti yar/sızım. Söylesene; şimdi sen mi, ben mi rutubetli küçük düş kalıyoruz. “giden kadar kalan olan terk etmelere…” Boş kalsın sevda yerin, “gittiğine inansam dönmeni beklerdim…”
Aldım tüm savunmasızlığımı arkama. Masalların saklambaç koynuna azıkladım seni.. İçime bir İstanbul yerleştin. Ruhumda tövbelere akmış yadınla mı kaldın. Acıma dayadım hiçbir hatırlayış değilsin şimdi, hiçbir unutuluş olmadığın gibi ve geveze değil artık sana vurgun kelamım. Aşk adınaydı içime denk gelişin. Karaladım işte isminin sus hecesini gitmelerinle.. Gidişlerinin bir alt sokağındayım şimdi, tekrarı için içime tuttum seni… Bitimsiz yolların kıyısıdır menekşeleşmiş adın yar/sızım… Tenimde yarım kalıntıların keşfine etiketleniyor, sen veliahtlı cümlelerim. Hatırla; kökü ben çıkan hangi cümlenin varlığı yokluğu arasında gittiğin kadar gelmeyişlerinde kaldım… Ben saymadım yar/sızım; sayamadım… Beni payıma çivile, ölümsüz sayfaları bana kefen eyle..Hadi diren ihtiyacımın kumpas hesapları..Adım yudumlarını nakışla kalan üstümün zerre hücresine.. Sen, bütünüyle bir yalnızlık olarak dinlen/iyorsun sesimde…
Şule İDİZ
|
Yorumlar (1) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 13/7/2008 - NE ZORDU
Yazar: TOKAY ŞİİR

Oysa ne zordu seni tamda bulmuşken kaybetmek..
Ne zordu ağlamamak için dudaklarımı ısırırken veda sözlerini dinlemek..
Biz sevgiliden başka dosttuk, arkadaştık ya bi nevi
Sırdaştık, insandık ya önceleri..
Değilmiş !
Rüzgarı kıskanırmı insan hiç tenine deyip geçiyor diye
Yağmur damlalarından nefret edermi yanaklarından süzülüp dudaklarına yerleşiyor diye..
Edermiş meğer !
Sana benden başkası dokunamaz ki..Sımsıcak sarılamaz ki..Ellerini tutmak isteyemezki canı benim canımın istediği gibi.. Beklentisizce sevemezki, bekleyemez ki seni..
Sahi, doldurabilir mi yerimi biri ?
Oysa biz değilmiydik defalarca söz veren birbirimize.. Biz değilmiydik kalbimizde birbirimizden başkası olmayacağına yemin eden.. Tek bir ruh, tek bir kalp..
O biz değilmiydik sahi ?
Bocalıyorum yokluğunda..
Neye elimi uzatsam boşlukta buluyorum kendimi.. Baktığım hiç bir yüz seninkine benzemiyor, hiç bir renk hayatımı senin rengin kadar ferahlatmıyor.. Hiç bir söz senin bir tek sözün kadar değer bulmuyor..
Olmuyor ! Ne yerin doluyor, ne boşluğunun acısı hafifliyor.. İçimde bir yerlerde öyle büyüksün, öyle hızla çoğalıyorsunki yetişemiyorum sana .. Yaşadıklarımız öyle ardı ardına geliyorki aklıma unuttum desemde beceremiyorum aslında..
Artık tek başıma dinliyorum gözlerimin içine baka baka söylediğin o şarkıları..
Tek başıma bakıp eski resimlere, gülümsemeye çabalıyorum buruk bir tebessümle..
Oysa simdi ne bir resmin kalmalı elimde, ne bir anı beynimde.. Susmalıyım ! Çünkü her konuştuğumda seni seviyorum dememek için ısırıyorum dudaklarımı
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 8/7/2008 - UNUT DİYORDUN YA UNUTTUM İŞTE
Yazar: TOKAY ŞİİR

Kaç kez elveda dedim sana hatırlamıyorum.O kadar veda edip ve yine okadar döndümki sana ama bu kez tamam.Unut dediğinde bile bir umudum vardı hala,çünkü yüreğim seni hissedebiliyordu.Ama bu gece bu yürek o güzel Yüreği hissedemedi.Her vedada unut diyordun ya unuttum işte...
Sana gelemem,seni sevemem,senin olamam diyordunda canımı yakıyordun ya
içleniyordum,sessizce ağlıyordum ya.Artık yanmıyorum,ağlamıyorum,kanamıyorum ve acımıyorum.
Okadarki hissizim artık sana karşı gün ve gün dindi hasretim özlemim.
Ve bu gece işte bu gece bitti herşey unut diyordun ya unuttum işte...
Bak artık okadar unutmayı başarmışımki; seni unutmayı bile yazamıyorum.
Ne desem bilmiyorum.Bir elvedanın arkasına ne denebilirki...
Az çok tanır halini bilirim,dilerimki artık gözünden yaş süzülmesin
acı kapını çalmasın ve hayat bir an bile beni sana hatırlatıp üzmesin...
Unut dedin unuttum işte artık gönlün sevinsin...
Cennet çocukları derki ''uyu acını unutursun''şimdi uyumak istiyorum.Uyumak ve acımı sonsuza dek unutmak istiyorum.Unut diyordun ya unuttum işte bugecenin sabahına uyandığımda artık bir sen olmayacaksın,ve ben doğacak olan
güneşle yeniden doğacağım hayata seni tamamen unutacağım ELVEDA...
Bir rüyam vardı yarım kalan unuttum...
Bir sözüm vardı umut kokan unuttum...
Bir deniz vardı sonu hüsran unuttum...
Bir şarkı vardı dilime dolanan unuttum...
Bir yıldız vardı parlayan adını unuttum...Bir sevdayı anlattılar aklımdaydı unuttum...
Bir gemi vardı sefere çıkacak nereyeydi unuttum..
Bir yabancı vardı nereliydi unuttum...
Bir yalancı vardı ne demişti unuttum...
Bir umut vardı adı neydi unuttum...
Ben bir şeyi değil,bir çok şeyi unuttum.Ama unuttuğumu bir türlü söyleyemedim.
Unutamadığım bir sevdam vardı,işte oda bu gece unutulanlar arasına girdi...
Umut bitti,rüya gitti,o bitmez dediğim sevdam en sonunda bitti..
Unut diyordun ya unuttum işte...
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 8/7/2008 - ANLATAMADIĞIM-2
Yazar: TOKAY ŞİİR

İşte,
Bunları anlattım gül bahçelerine.
Bunları anlattım hep yollara.., yıldızlara, sulara..., duvarlara.
Bu aşka şahit olan herkese........
Yıllara, ve dahası yaprak sarısı bu hayata.....
Anlattım da;
Senden uzakta bir kalpte,
senin için yıllarca taşınan sevda yüklü bu kervanın..,
ihanet kurşunlarıyla yüreğinin tam on ikisinde vurularak..,
çöl seraplarına terk edişini,
anlatamadım.
Şu yaban ormanlı gönlüme.....
Artık,
Yıllardır
ne bir umut değer
dudağına hasretin.
Ne de
gelin kokulu kızlar bekler yolumu.
İçli şarkıların perçemine asılan yokluğunu.,
Öksüz bir şive ile anlatamadım gitti hâla şu gönlüme...
Yalnız şunu bil ki;
Üşüyorsa,
bir bir senden uzakta kalan bu yüreğin sesleri,
sanma ki bu aşk sahipsiz kalır.
Geçiyorsa içimdeki kervanlarda hasretin..,
ve
kalıyorsa bir yetim hüznüyle ellerimde hercai gözlerin..,
ardından bir gün bende hırkamı alıp
çekip giderim...
Sensiz gökle yer arasında asılmış bir halkada.., iklimlerin üstünde baharlar soluyorsa..,
bir gül damlıyorsa
aşkın duvağına kan kırmızı sevdalar gibi.
Ve
düşüyorsa gamzesine menekşeden ince bir yağmur.
Türkü kokan bu sevda keder dokuyorsa bir ucu kırık.
Kopan bir gecede kumrular varsa mahzun.
Bil ki,
bu yürekte
ölümüne bilenen hançer keskinliğinde,
hâlâ sana ait olan bir aşk var.
O zaman,
sulara ver saçlarını ki ıslansın bahar....
işte böyle güzelim.
Bendeki soluğun adı şiirdir. Şiirimdeki dili biliyorsan beni anlarsın.
Sana bunları anlatırken,
kanamayacaktı nergis kokulu düşlerim.,
yaşarmayacaktı gözlerim aslında., kurumayacaktı dudağım.,
ağlamayacaktım....
Demiştim ama..,
gel de anlat.
Anlatabilirsen., tufan bulutlu şu gönlüme.......
ALINTI
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 8/7/2008 - ANLATAMADIĞIM
Yazar: TOKAY ŞİİR

Mola
Verdiğim
Gölgelerin
Soluğunda
Şunu
Anladım ki,
Aşka
Çıkan
Bir
Tek
Yolun
Dışında,
Tüm
Yollar
Sütunları
Yıkılmış
Bir
Saraymış.
Sana olan bu aşkım;
Duvak heyecanıyla., gönüllerdeki sahralara su taşıyan., taze gelin telaşıydı... Destanların ağıtı.,
hastanın sabahı beklentisiydi., matemli limanlarda...
Kurşunların adrese,
ve
İsmail’in hançere teslimiyetiydi., kızıl şafaklarda...
Akşam yüzlü inci kapılarda yırtılan gömlekteki aşktı bu. Acılarla çizilmiş beyaz ve şeffaf.
Ve
bir bakışın endamlı masumiyetiyle.,
geceye gizlenen nefes olup,
çıplak tene değen dokunuşuydu. Besteleri solan rıhtımlarda...
Hüznüne ağlayan bir mendile gözyaşları düşüren,
ahşap çerçeveli dualardı. Yaldızlı ağızlarda.
Ateş döşekteki ağır gölgenin
ve alev yorgandaki üryan gururun imtihanıydı.
Sana akan
kötürüm yollardaki sabır bohçasıydı., uzun karanlıklara inat.
Gümüş bardaklardan kandillere dökülen,
serin bir buseydi bu aşk.,
mehtabın eşiğinde...
Gemileri yakacak kadar onurlu, güzel bir şeydi,
bunu solumak.....
Bu aşkı yaşamak.....
Umudun Mavisine asılan tarçın kokusu gibi,
V harfli duruşuyla
her yağmur sonrası bölüşülendi.
Gecenin aralanan perdelerinde,
akan yorgunluk gibi şafağı bekleyen..,
ve dayanılmaz cazibeni arzuların eşiğine taşıyan..,
zemheri vaktiydi sanki.
Sevgiliye adanan kirpiklerdeki devran gibi.,
güneş vuran kıyılarda..,
bir dal dudağı kırıklığını teselli eden,
kadife dalgalardı.
Od düşen gecelerdeki bir mey yankısı gibi,
dolunaya gizlenen
sırdı bu.
Tüm coğrafyalarDa gökkuşağı olan, ve
her yere sinen bir sevdaydı. Aslıyı kıskandıran..
Beyaza aşkı işleyen pembe bir yanağın; kısır zülüflere geceyi, Selvihana da Emrahı ayartan
işveli bir tebessümüydü.
Ve
bir yerlere sığmayan,
mühürlü kuyularda demlenen kutsal bir selamdı.., aşk sürgünü mekânlarda...
Çocukların fersiz gözlerinde yeşeren,
bahar dalı gibiydi bu sevda. Direnen tüm acılara inat.
Suları,
ateşli bakışlarıyla kurutan nadaslık kızların, beyaz yeleli kısrakların üzerindeki şahlanışıydı....
Ateş hattında,
kıyısındaki nehirlere bağlanan
boğumlu bir soluktu
işte..,
sana bilenen...
Ve
Canana,
ayın on dördünde,
çimen gözlerini
billur kadehler içinde sunan
bir Canın
armağanıydı bu.
Elvan dağların eşiğinde...
Senin anlayacağın;
Tüm hücrelerine kadar
delikanlı olan bu aşk.,
alın teri karşılığı
hak edilen
bir aşktı...
ALINTI |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 5/7/2008 - SÖYLEME
Yazar: TOKAY ŞİİR

Seher Yeli Sitem Götür O Yare
Ona Selam Saldığımı Söyleme
Düşmüşem Derdine Amma Ne Çare
Boynu Bükük Kaldığımı Söyleme
Söleme Nolur Söyleme
Söyleme Sakın Söyleme
Ona Deki Seni Candan Sevmemiş
Ona Deki Sana Yalan Söylemiş
Ona Deki Senlen Gönül Eylemiş
Hasretinden Öldüğümü Söyleme
Söleme Nolur Söyleme
Söyleme Sakin Söyleme
De Mazlumi Seni Çoktan Unutmuş
De Bu Sevdan Kuru Hayal Umutmuş
Senden Ayrılalı Başka Yar Bulmuş
Saçlarımı Yolduğumu Söyleme
Söleme Nolur Söyleme
Söyleme Sakin Söyleme
Bir Başıma Kaldığımı
Sararıpta Solduğumu
Per Perişan Olduğumu
Söleme Nolur Söyleme
Söyleme Sakin Söyleme
metin karataş
ikrar albümünden |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 5/7/2008 - NE GEREK VARDI YOKLUĞUNA
Yazar: TOKAY ŞİİR

Öznesiz cümleler kurmaya alışmıştım ben oysa...
Yalnızlığıma, ıssızlığıma sahip çıkmıştım onca kalabalığın arasında..
Korkularımdan korkmamayı öğreniyordum yavaş yavaş.
Hayallere düşlere sığınıp onlarla avunuyor, küçücük mutluluklara, hayata dair geçici heveslere sarılıp gülümseyebiliyordum.
Geride bırakmıştım bütün hüzünleri, ertelenmişleri, yaşanmışları, yarım kalmışları.. Yürüyordum ardıma bakmadan kendi yolumda. Geçmişin izleri bazen takılıyordu ayaklarıma bir yerlerde, ama ben aldırmadan yürüyordum işte..
Sevdaya dair hikayelerin noktasını koymuştu hayat yıllar öncesinde. Ben de çaresizce boyun eğmiştim ona.
Bence mutluydum ben kendi kendimle..
Hiç beklemediğim bir zamanda, ansızın çıktın yollarıma.
Yalan mıydın sen?
Yalan.. Bunca ısıtabilir miydi ruhumu? Bunca işler miydi sevdanı yüreğime? Geçmişin izlerini silip, doldurabilir miydi yüreğimi böylesine?
Bilseydim dinler miydim seni?
Geçmişimden koparıp, beni alıp gitmene,
İzin verir miydim?
Görseydim, eğer sonunu görseydim,
Başlamadan daha, orada dur derdim...
Bilseydim, eğer sonunu bilseydim,
"Sevme bırak" derdim,
"Sevme, uzak dur..."
Geldiğin gibi de gittin ansızın bir gün..
Sensizliğe alışmak daha zordu yalnızlığa alışmaktan.
Şimdi öznesi sensin cümlelerimin, yüklemleri yok...
Sensiz günüm zordu zaten,
Bir de sen geldin üstüne..
Yokluklarım yetmezmiş gibi,
Sen de eklendin üstüne...
Ben zaten bunları sen olmadan da yaşardım.
Ne gerek vardı sana, sensiz de yalnız kalırdım.
Ben zaten sen olmadan da ağlardım isteseydim eğer,
Ne gerek vardı sana, ne gerek vardı yokluğuna...
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 5/7/2008 - ZAMAN VE HAYAT
Yazar: TOKAY ŞİİR

Zaman ‘acımasız’ mı gerçekten ezberlediğimiz üzere, yoksa ‘merhametli’ mi aslında?
Kendisini seven kadını boş vaatlerle kandıran ‘yalancı’ bir serseriye mi benziyor; yoksa bütün kartlarını baştan açan, hiçbir şey için söz vermeyen, her an her şeyi yapabileceğini söyleyen ‘acımasız derecede dürüst’ bir sevgiliye mi?
Eğer ‘acımasız’ olsaydı zaman, gökyüzünde öfkeyle çarpışan bulutların yaptığı gibi bütün zehrini hiç beklemediğimiz bir anda üstümüze boşaltmasına izin verirdi hayatın.
Bir gece yatardık ve ertesi sabah kalktığımızda kendimizi aynada tanıyamazdık. Saçlarımız sakallarımız beyazlamış, ışığı sönmüş gözlerimizin etrafındaki mor halkaların içine derin çizgiler yerleşmiş, omuzlarımız düşmüş, iskeletimiz de etimiz gibi eskimiş olurdu.
Artık birçoğu yaşamayan kişilerin aktörleri ve aktrisleri olduğu yaşamlarımızı, parmak izlerimiz gibi başkalarınınkinden farklı kılan anlar biriktirmemiş olurduk.
‘Acımasız’ değil zaman.
‘Merhametli’ aksine.
Öyle olmasa, bir gün bir ayna karşısında kendimizle baş başa kaldığımızda neyle karşılaşacağımızı gizlerdi bizden.
Bu yüzden ‘yalancı’ da değil zaman. Tersine dürüst.
Eğer dürüst olmasaydı doğumları müjdelerken ölümlerden de bahis açmazdı. Kutsal damlalarla yıkanırken ya da kulağına kutsal kelimeler fısıldanırken bir bebek, sonsuzluğun gölgesini düşürmezdi küçük bedeninin üstüne.
‘Acımasız’ değil zaman.
‘Acımasız derecede dürüst’ sadece.
Hayatın neler vereceğini söylüyor ama verdiklerini bir gün mutlaka geri alacağını da söylüyor daha en başta; bizi de diğerleriyle birlikte kapsadığı anda.
Belki bunu tam olarak hangi gün, nerede, nasıl bir anda ve ne şekilde yapacağını açıklamıyor. Ama saklamıyor da.
Böyle olduğu için ‘kötü’ diyebilir miyiz ona?
Eğer ne kadar süreceğini bilmediğimiz yaşamlarımızı yaratan, yaratırken dönemlere ayıran, hazırladığı kötü sürprizlerle bize beklenmedik anlarda beklenmedik acılar yaşatan o olsaydı, bu sıfatı hak edebilirdi belki.
Ama bunu yapan zaman değil.
Bunu yapan hayat.
Zaman hiçbir şey yaratmıyor ve hiçbir şeyi yok etmiyor. Yaşamlarımızla ilgili hiçbir kararı o almıyor. İyiliklerden, kötülüklerden, beklenmedik sürprizlerden haberi bile olmuyor. Bizim hakkımızda bizden fazla şey bilmiyor.
Zaman hayattan hem bağımsız hem de ona bağımlı.
Birlikte var olduğu, kendisi gibi dokunulmaz ve engellenemez o tuhaf hükümdarın buyruklarını yerine getiriyor.
Zaman hayatı taşıyor.
İkisi de çılgın gibi ilerliyor. İkisi de dönüp geriye bakmıyor.
Biz ise bize biçtiği rolleri beğenmeyip reddettiğimiz hayata karşı durmaya ve onun kararlarını uygulamanın ötesinde bir şey yapmayan zamanı durdurmaya çalışıyoruz.
Başarılı olamayınca kırgın cümleler kuruyoruz.
‘Zaman çok acımasız’ diyoruz veya ‘Hayat ne kadar acımasız.’
Acımasız olan zaman değil hayat.
Biz ikisini birbirine karıştırıyoruz.
İkisini de engellemeye çalışıyoruz. Yel değirmenlerine kılıç sallayan Don Kişot’a benziyoruz.
Nafile bir çaba bu.
Ne hayat duracak, ne de zaman.
Birinin yarattığını diğeri taşıyıp duracak.
Ve bizim hep iki seçeneğimiz olacak:
Hayatı kabullenip zamana yenilmek.
Ya da hayatı reddedip zamanın ötesine geçmek.
Funda Özgür |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 5/7/2008 - ÖZLEDİĞİM
Yazar: TOKAY ŞİİR

Uzaklarda bir yerlerde, bir özlediğin varsa buruk bir mutluluk yaşarsın kimselerin bilmediği zamanlarda. Her aklına gelişinde ya da aklından hiç çıkmayışında gülümsersin. Yarım ve hüzünlü bir gülümsemenin sıcaklığı yayılır yüzünün kıvrımlarına.
"Özlediğim...! " diye haykırırsın rüzgarlara verip sesini. Duyar da belki yüzünü sana çevirir diye. Nafile olduğunu bilsen de sesini rüzgara emanet edip usanmadan seslenirsin. Özlediğim...!"
Özlediğin senin özlediğin kadar seni özlemeyebilir. Sen gibi zaten hiç özlememiştir, sen gibi sevmediği gibi, sen gibi sevemeyeceği gibi. Zamanın bir yerine takılmıştır o. Geçememiştir. Geçemez de...Geçse sen gibi özler mi seni? Sanmıyorum değil, hiçbir zaman!
Özlediğin seni görmez, duymaz, önemsemez, sen gibi... Halbuki gözünün önündesindir. Kulağının dibindesindir. Değerimsin dediği yerdesindir ama sen gibi önemsemez seni. İstemezsin de zaten sen gibi önemsemesini. Ama sen başka önemsersin özlediğini...
''Özlediğim...!"
Bir noktadan sonra hâlâ acıtıyordur ama kanatması durur özleminin. Özlediğini özler durursun yılmadan, usanmadan, sevginle. Yanındayken, seni görmezken özlersin hâlâ. Misyonun budur belki de. Özlemek...
Özlediğini düşünür, iç geçirirsin. Senden uzaklığı hiç aklından çıkmaz, uzaklığı ile ters orantıda yakınlığıyla. Dalar gider gözlerin uzaklarının karanlığına. Gözlerinin daldığı karanlıkta sevgini görürsün. Gülümsersin şaşkın aynadaki yüzüne, karanlıklarına, yalnızlığına. Gülümsersin, hüzünlü bir sıcaklıkla. Yalnızlığına gülümsersin usanmadan. Bir yalnızın özlemi ile daha da büyür yalnızlığın. Kocaman bir dağ olur, geçit vermeyen.
Uzattığın elini tutmuştur özlediğin ama başka biri sanarak. Tıpkı senin bir zamanlar bir başka eli, o elin sahibinin farkına varmadan tuttuğun gibi. Biraz aşka benzer sanki özlemin! Özlediğin, farkında olmasa da - olamasa da- , kimi zaman yakıcı, kimi zaman durgun, kimi zaman umursamaz, kimi zaman dayanılmaz, kimi zaman acıtıcı, kimi zaman sessiz, kimi zaman şiddetli, kimi zaman mutluluk verici olabilir özlemin. Aşk gibi... Bilemiyorum belki de aşk gibi..
Hep olmanı isterken özlediğin, sürekli de gitme çabasındadır. Özlememen için, belki daha az özlemen için, belki o da seni özlediği için. Özlemi bu kadar içinden, bu kadar yoğun yaşarken bırakamazsın ki tuttuğun eli, sen ne sanarsan san ya da o ne söylerse söylesin.
"Merhaba" dediğin özlediğine "güle güle" diyemezsin! Yokluğunu bilemesen de özlediğinin bildiğin bir şey vardır. Özlediğinin yokluğu varlığından daha acıtıcı, daha dayanılmazdır. Çaresiz kabullenip isyanını, özlediğine seslenmeye devam edersin... "Özlediğim...!"
"Özlediğim... Sevgimlesin...!" ;)
ALINTI |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 3/7/2008 - İSYANLI SUKUT
Yazar: TOKAY ŞİİR

Gitmişti makama arz-ı hâl için,
‘Bey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim…
‘Şey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı,
‘Vay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Çekti ayakları kahveye vardı,
Açtı tabakasın, sigara sardı.
Daldı.. neden sonra garsonu gördü,
‘Çay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
İçmedi, masada unuttu çayı;
Kalktı ki garsona vere parayı,
Uzattı çakmağı ve sigarayı,
‘Say’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş,
Sandım can evime döktüler ateş.
Sordum: ‘memleketin neresi gardaş? ‘
‘Köy’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden,
Ağzına küfürler doldu zehirden;
Salladı dilini… vazgeçti birden,
‘Oy’ dedi, yutkundu, eğdi başını....
ABDURRAHİM KARAKOÇ
BEDİRHAN GÖKÇE
ADAM KAVGADA BELLİ OLUR ALBÜMÜNDEN |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 1/7/2008 - UY HAVAR
Yazar: TOKAY ŞİİR

Yangınlar,
Kahpe fakları,
Korku çığları
Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
Pusatsız, duldasız, üryan
Bir cana bir de başa
Seher vakti leylim -leylim
Cellat nişangahlar aynasındasın.
Oy sevmişim ben seni...
Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
He canım...
Çiçekdağı kıtlık, kıran,
Gül açmaz, çağla dökmez.
Vurur alnım şakına
Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
Şahmurat Suyu kan akar
Ve ben şairim.
Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kınsız bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni...
Ve sen daha demincek,
Yıllar da geçse demincek,
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
Yaran derine gitmiş,
Fitil tutmaz, bilirim.
Ama hesap dağlarladır,
Umut, dağlarla.
Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamın
Yarının çocukları, gülleri için
Herbirinin ayvatüyü, çilleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.
Uy havar!
Muhammed, İsa aşkına,
Yattığın ranza aşkına,
Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!
Benim de boş yanım hançer yalımı
Ve zulamda kan-ter içinde, asi,
He desem, koparacak dizginlerini
Yediveren gül kardeşi bir arzu
Oy sevmişem ben seni...
AHMET ARİF
BEDİRHAN GÖKÇE
ADAM KAVGADA BELLİ OLUR ALBÜMÜNDEN |
Yorumlar (2) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 1/7/2008 - AYRILIK
Yazar: TOKAY ŞİİR

Gölgelerin koynuna bıraktığım ruhum,
sahipsiz mezarları ziyaret ederken,
ben zamansız gidişinin sancılarıyla kıvranıyorum..
Neden sebepsiz gittin yar ?
Neden sahipsiz bıraktın beni ?
Hani söz vermiştik birbirimize biz…
Hani hayallerimiz birgün mutlaka gerçek olacaktı.
Sevdamızı yaşayacaktık herkese herşeye inat…
Nerede kaldı verdiğin sözler ?
Nerede kaldı yüreğimizle besleyip büyüttüğümüz o gül kokulu hayaller ?
Son kez bakamadım ya yüzüne,
son kez kavuşturamadım ya sesini sesimle yaradır içimde yar.
Beni tek başıma koyup gidişin yaramdır…
Hani kıyamazdın sen bana ?
Hani “bir damla bile akmasın gözlerinden,dayanamam” derdin ?
Gözlerim çağlayanları misafir eder oldu kirpiklerinde senden sonra….
Söylesene neden öldün yar ?
Neden sahipsiz bıraktın beni ?
Ruhum eksik kaldı…
Parça parça düştüm kaldırımlara…
Üzerime her basılışında zeytin karası gözlerin geldi aklıma…
Bir kere daha ağladım.
Sonra bir kere daha…
Ben hep ağladım yar…
Senden sonra hep ağladım…
Duymuyorsun bile beni yar…
Duyduğunu umut ederek anlattım anlatamadığım ne kadar şey varsa…
Duymadın beni dimi yar ?
Duyduğunu söyleki canımdaki yangınlar hafiflesin.
Duyduğunu söyleki geç kalmışlığın sancıları beni boğmasın…
""Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
Ayrılık.""
|
Yorumlar (1) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 29/6/2008 - SÜRGÜN AŞK
Yazar: TOKAY ŞİİR

Biliyorum benden sürgün aşk...
Kimbilir hangi bahar uyanır ümitlerim.
Sevda heveslerim ne zaman filizlenir
yüreğimin kıyılarında yeniden?
Ne kadar uzak olursan ol...
Bir gün yolun düşer benim şehrime!
Bilirsin ki yokluğunun en deli anlarında bile
seni bekleyen birileri vardır mutlaka.
Hissedersin sevgimi,
yollarca uzağımda olsan bile.
Her şeyin sonudur da zaman,
hasretin sonu gelmez yar.
Çoktan gözlerimden gitmiş sevdalarım
hangi köşebaşında
kaybolup karıştı yağmura bilsem?
Tükenip giderken bir bir umutlarım
sen doğarsın sensizliğimden...
O zaman yeniden direnir
yüreğim yokluğuna.
Yeniden toplarım yüreğimin dağılan
her bir parçasını yerlerden.
Seni rüya gibi yaşarım
en büyük gerçeğin ortasında.
Ve sen çok uzak sanırsın kendini bana...
Bilmezsin ki her sabah seninle doğar güneş,
Bir ismin yürekte yarattığı o depremler
titretir mi ruhumu bir kez daha?
Böyle ıssızlığımda tükenip giderken ben
seninle dinlerim yağmurun sesini,
her şarkıda dans ederim hayalinle...
Bilmezsin her nefeste
varlığını hissederim olmasan bile...
Ayaklarımı yerden kesecek
bir bakışa daha değer mi gözlerim?
Ve ne zaman döner aşk sürgünlerden yurduna
Sensiz ama seninle
yaşanır en acımasız sevdalar!
Sen ne kadar uzak olursan ol...
Bir gün yolun düşer yüreğime.
Bilirsin ki yerin hazırdır çok öncelerden.
Ve hissedersin o zaman,
bir yürek dolusu sevda gelse tutsa elimden
solan bir çiçek nasıl dirilirse
bahar yağmurlarıyla
işte öyle dirilirim.
Desem ki, benimde yerim var bu hayatta...
Bir ben doğarım yar yüreğinden,
bir ben ki taşıyamazsın!...
Oysa daha kimbilir kaç gölge karışacak
gecemden bilinmeze.
Ve beklerken vazgeçmeye koyulacak belkide yürek...
Kaç zaman geçecek üzerinden ömrümün.
Kırık, dökük,
anlamsız ve artık yokolmaya hazır...
Tamda son nefesini veriyorken ümidim,
belki gelir o özlemiyle yanıp tutuştuğum sevgili,
gecikti ama gelir belki...
Sarar yaralarımı,
affettirir geç kalmışlığını
ve unuturum isyanlarımı ben.
Kimbilir gelir belki.
Biraz daha beklemeliyim,
öyle sabırla beklemeliyim ki
o geç kalan sevgili geldiğinde
sımsıkı sarmalıyım onu,
bırakmamalıyım.
Yine giderse geç kalır diye korkmalı yüreğim.
Bir çocuk gibi titremeliyim üstüne.
Böylece onu kaybetmemek için savaşmalı
ve kazanmalıyım yitirdiğim zamanlara inat...
Bir küçük ümidim var işte...
hala var!
Bir yerlerde beklendiğini bilir
ve gelir o dönüşüne hasret kaldığım sevgili...
Gecikti ama gelir belki...
ALINTI
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 28/6/2008 - BABA UYAN
Yazar: TOKAY ŞİİR

Her sabah annemin sessiz iç çekişleriyle uyanmaya başlamıştım
Annemin gündüzleri yüzü gülmüyor
Her gece ağlıyordu.
Saçlarımı okşuyor, gözlerime bakıyor
Kadersizim diyordu
Kadersizim kızım
Bahtı karalım benim.
Ama ne kadar sorsam da niye ağladığını söylemiyordu
Daha küçüksün yavrum
Büyüyünce anlayacaksın.
Babama koşuyordum,
Babam mutfakta sigara içiyor,
Hadi salona git kızım duman seni hasta eder diyordu.
Sen niye içiyorsun o zaman baba
Sigara senin sağlığına da zararlı deyimli yani
Yorgun gözleriyle
Öyle ya doğru söylüyorsun kızım deyip gülümsüyordu.
Dudak kıvrımlarında kaybolan sanki yaralı bir gülümsemeydi
Acı bir gülümseme
Oysa benim babam böyle gülümsemezdi
Gözlerime acı acı bakıp
Hadi sen salona geç demezdi.
Hem nedense son zamanlarda babam çok öksürüyor
Annemde çok ağlıyordu.
Annemin sessiz iç çekişleriyle uyanmaya başlamıştım
Ne çizgi filmleri seviyordum artık ne barbi bebekleri
Babamın yüzü gülmüyor, annem hep ağlıyordu
Beş buçuk yaşındaydım.
Üstelik günler hiç geçmiyordu.
Herkes daha küçüksün derken altı yaşım bir türlü gelmiyordu.
Sabahları erken kalkıyorduk
Annem beni komşuya bırakıyor
Babamla yan yana yürüyüp kayboluyorlardı sokağın öbür başında
Oysa annem çalışmıyordu
Babamda erkenden niye nereye gider söylemiyordu
Pencerenin önünde dönüşlerini bekliyor,
Geldiklerini uzaktan taa uzaktan görünce
Dünyalar benim oluyordu.
Sonra yaz geldi
Doğum günüme iki gün kalmıştı
Herkes ne istersin diyordu
Ben susuyordum
İçimden hiçbir şey istemek gelmiyordu.
Sonra sonra ne olduysa o gece oldu.
O gece annemin sessiz hıçkırıkları depreme dönüştü sanki
Ben odamdan çıkarken içerden sesler geliyordu
Hem ev ne çok kalabalıktı
Halamlar ağlıyor, büyük annem ağıt yakıyordu.
Dedem kuran okuyor
Komşular beni tutuyordu
Nedense bir an gözlerim babamı aradı
Ama ev evimiz çok kalabalıktı
Sanki babam bu kalabalıkta kayıptı
Ben baba dedim baba babam
Annem yavrum dedi sarıldı boynuma
Sanki yıllardır görmemiş gibi
Haykırdı sonra kızım iki gözüm
Babama ne oldu dedim
Yine cevap vermek yerine kadersizim bahtı karalım benim
Anne babam dedim babam babam
Bende ağlamaya başladım
Baban artık yok dedi baban artık yok
Baban öldü baban öldü yavrum
Baban artık hiç öksürmiyecek
Anne öldü ne demek
Ölüm ne demek
Ölüm nasıl bişey
Bende deli gibi ağlıyordum
Bir kıyametin ucundaydım anlıyordum
Yani artık baban geceleri rahat uyacak dedi
Sonra bayıldı
Ben öleydim yavrum dedi büyük annem, ben öleydim
Ölmüş babamın yorganına sarıldı
Babamın yüzünü zorla gösterdiler
Koştum sarıldım boynuna
Baba uyan dedim
Baba ne olur uyan
Uyan baba ben sensiz ne yaparım
Uyanda gülme istersen bana
Hem, kime sokulurum akşam olunca
Baba uyan yarın doğum günüm benim
Baba, baba altı yaşıma giriyorum uyan
Hiçbir şey istemem sözz
Gürültü yapmam, seni hiç üzmem
Söz baba, Baba söz
Hadi bir gün daha dayan
Baba aç gözlerini hadi uyan
Uyan baba, baba uyan
Babamı doğum günümde toprağa verdik
Doğum günümü öyle kutladı babam,
Sigarasıyla çakmağı hala bende durur
O beni babamdan, babamı bende ayıran
Her doğum günümde beni hala hıçkırıklara boğan,
Küçücük dünyama kıyamet olup yağan
Baba, baba nerdesin
Nerdesiniz babalar
Babalar uyanın uyanın babalar
Bu sigara dumanında yetim büyümesin arık
Başka şehirlerde başka çocuklar
BEDİRHAN GÖKÇE
ADAM KAVGADA BELLİ OLUR ALBÜMÜNDEN
bu şiir albümden beni çok etkileyen şiirlerden biri ve bunu sizlerle özellikle paylaşmak istedim
carier tokay |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 27/6/2008 - ÜŞÜME (KİME NE)
Yazar: TOKAY ŞİİR

Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde ..
İşte , sevmemek için de öyle ,
Seni Sevmek için ne kadar söz varsa dilimde ,
Seni Yermek için ,
Sana Ermek için ..
Yok işte ,
Bir yalan uyduruyorum ben kendimce ,
Kendime umutsuzluk ,
Sana Umudum ,
Yollarına çaresizlik düşmüş Eşkıya ,
Ben sana zehir zemberek suskunluğum ,
Ben sana gözlerinden vurulmuşum ;
Sana açılan Kapıların kapanan sesinde ,
Ben seni değil Kendimi unutmuşum ;
Yaralarımın kanayan damarlarına ,
Uykusuz gecelerimden kör sokaklar sürmüşüm ;
Ne mutlu bana ...
Ne mutlu ,
En çok bir yıldız kayıyor biliyormusunuz ?
Bir dilek tutuyorum işte,
Ellerin oluyor ... Tutunuyorum sana ..
Soluksuz bir sokak lambası altında ,
Şubat'a müebbet gözlerini sunuyorum sana
Anlasana .....
Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde ..
İşte o kadar yalan uyduruyorum kendime ,
O kadar yalan ... Kime ne ...
Kendime yalanlarla tutunuyorsam kime ne ?
Kendimi sende unutuyorsam kime ne ?
Sende susuyor , Sende konuşuyorsam
Sende uyuyup Sende uyanıyorsam ,
Vuruyorsam talan olan umudun mahzeninde kendimi ,
Kime ne ,
Kime ne kendimi kanatıyorsam senin düşüncende ,
Yalan yada gerçek ,
Sen sakın gecesiz uykularımda üşüme !
Ben üşüyorsam kime ne ....
BEDİRHAN GÖKÇE
(ADAM KAVGADA BELLİ OLUR ALBÜMÜNDEN) |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 26/6/2008 - CİĞERİN YANSIN
Yazar: TOKAY ŞİİR

Birikti uğrunda döktüğüm yaşlar
Al götür vicdansız ruhun yıkansın
Her günüm hasretin zulmüyle başlar
Ahımı hakettin ciğerin yansın
Bilseydim duyguya yer yok dininde
El pençe durmazdım hayalin önünde
Kapkara yas tututum doğum gününde
Neşemi yok ettin ciğerin yansın
Doğuştan sevgiye aşka meyildim
Kimsenin lütfuna muhtaç değildim
Bir sana diz çöktüm sana eğildim
Canıma tak ettin ciğerin yansın
Sen ince ağrımsın veremdim sana
Aleme haramdım, haremdim sana
Aşkınla tutuşan ,keremdim sana
Aslıdan çok ettin ciğerin yansın
Düşsemde kalkarım tutma elimden
Gururum merhamet ummaz zalimden
Beddua çıkmazdı şair dilimden
Sabrımı tükettin ciğerin yansın
Sineni kaplasın bu onmaz yara
Hayatın boyunca gölgemi ara
Değil mi sen benim yüzümü kara
Saçımı ak ettin ciğerin yansın
Cemal Safi
BEDİRHAN GÖKÇE
ADAM KAVGADA BELLİ OLUR
ALBÜMÜNDEN |
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
• 26/6/2008 - IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN
Yazar: TOKAY ŞİİR

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
BAHAETTİN KARAKOÇ
(Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman/Ay Işığında Serenatlar - Sıla Kitapları)
BEDİRHAN GÖKÇE
(ADAM KAVGADA BELLİ OLUR)
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
|
|
|
Tanıtım
1. zonenoktaorg ödüllü seo yarışması için hazırlanmıştır. İnşallah kazanaıp eğitim masraflarımın bir bölümünü çıkaracağım. Kimseye başarılar dilemiyorum kusura bakmayın. 1. zonenoktaorg ödüllü seo yarışması seni kazanacağım.
Baglantılar
• Ana Sayfa
• Profil
• Arşiv
• Arkadaşlarım
• Bana Eposta gönder
• RSS
Arkadaşlarım
• yakuza • ibret
|
|