BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


BİLİM BİLGİSAYAR ve OYUN HAKKINDA HERŞEY
Benim hakkımda

Bilgisayar bilim teknoloji ve oyun hakkında bildiklerimi sizinle paylaşacağım.Bu blog sitesini çok beğeneceksiniz.Çünkü bu blog sitesi hem büyüklere hem dae küçüklere yönelik.

Son yazılarım
Menü
Arkadaşlarım
    Baglantılarım


    2 sayfadan 1 . sayfa
    geri | ileri
    2/17/2007 -

    Genel Tekrar..
    1. A={1,3,5} ise aşağıdakilerden hangisi A kümesinin alt kümesi değildir?
    {1}
    {1,2}
    { }
    {1,5}
    2. A=Ø ve s(B)=23 ise aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
    A∩B=Ø
    AUB=Ø
    s(AUB)=24
    s(A∩B)=23
    3. 4/3>b-4/6 eşitsizliğinde 'b' yerine konulabilecek sayıların kaç tanesi tektir?
    4
    5
    6
    8
    4. Şeklinde çözümlenebilen doğal sayı aşağıdakilerden hangisidir?
    Elli bin dört yüz
    Beş yüz bin kırk
    Elli bin kırk
    Beş yüz bin dört yüz
    5. 408
    433
    434
    435
    437
    6. 48 kişilik bir sınıftaki öğrencilerin bir kısmı folklor,folklor kursuna katılanların iki katıda müzik kursuna katılmaktadır.6 öğrenci her iki kusada katıldığına göre;müzik kursuna kaç öğrenci katılmaktadır?
    26
    36
    18
    28
    7. Bir çıkarma işleminde eksilen ile çıkanın toplamı 764,farkı 164 ise eksilen sayı kaçtır?
    464
    382
    300
    82
    8. Bir çıkarma işleminde fark 401'dir.Eksilene 72 çıkana 45 eklersek yeni fark kaç olur?
    281
    374
    428
    518
    9. abc+bc=352 ise a+b+c'nin en büyük değeri kaçtır?
    9
    15
    13
    11
    10. Ahmet 7 kalem alınca 185.000 lira artıyor.Aynı kalemlerden 6 tane alsaydı 240.000 lirası artacağına göre,Ahmetin parası ne kadardır?
    570.000
    470.000
    385.000
    485.000


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/17/2007 - önemli günler

    19 Mayıs
     

    Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman bizi Osmanlı hanedanları yönetiyordu. Başımızda padişah vardı. Genel Kurmay Başkanı vekili, üç rütbe birden terfi ettirilen damat Enver Paşa’ydı. Enver Paşa, aynı zamanda Harbiye Bakanlığı görevini de yürütüyordu. Savaş başladığı zaman, bir Alman hayranı olan Enver Paşa’nın eğilimi belliydi. Ona göre Savaşı Almanlar kazanacak, biz de savaştan payımıza düşeni alacaktık.
    Mustafa Kemal Paşa, o günlerde savaşın ülkemize bir felaket getireceğini düşünüyor, bütün gayreti ile savaş dışında kalmamız için uğraşıyordu. Hatta diyordu ki, eğer savaşa girmemiz kaçınılmaz ise, Almanların yanında değil, karşısında girmeliyiz.
    Ne var ki, Enver Paşa bu görüşün karşısında olduğu için, bir "oldu-bitti" yöntemiyle ordularımızı Almanların yanında savaşa soktu.
    Türk askerleri dört yıl süren savaşta cepheden cepheye koştu. Ama, müttefikimiz olan Almanlar, Bulgarlar ve Avusturyalılar, savaşta silah bıraktılar, yenildiklerini ilan ettiler. Ne yazık ki, biz de silah bırakmak zorunda kaldık.
    30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla yurdumuzu işgal etmek süreci başladı. (Mondros; Ege Denizi’nde bir Yunan liman kentidir)          
    Düşmanlar yurdumuzu işgal ederken, Mustafa Kemal Paşa’da Suriye cephesinde İngilizlerle yaptığı savaşı bırakıp, İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştı. O, İstanbul’a geldiği zaman düşman gemileri, Dolmabahçe rıhtımına çoktan demir atmışlardı. Onları görünce Mustafa Kemal’in ağzından şu sözler döküldü: "Geldikleri gibi giderler"
    Aradan günler geçti, Mustafa Kemal, bir süre istanbul’da kaldı, dinlendi. Sonunda hiçbir şey yapamayacağını anlayınca, Anadolu’ya geçmek için yollar aradı.
    Bu sırada. Samsun ve çevresinde yaşayan Rum çeteleri Türk köylerini rahatsız etmeye başlamışlardı. Türklerden oluşan çeteler de Rumlara karşı direnişe geçmişlerdi.Bundan rahatsız olan İngilizler, padişahı sıkıştırmaya başladılar. "Ya çetelerinizi susturun, ya da oraları da işgal ederiz" dediler.
    Bu işi en iyi yapacak komutanın Mustafa Kemal Paşa olacağını düşünen saray çevreleri, O’nu, Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine atadılar.Mustafa Kemal gidecek, Samsun yöresindeki Türk çetelerini susturacaktı. Böylece de İngilizlerin istedikleri olacaktı.
    Onlar Mustafa Kemal’in ne yapacağını kestiremediler. Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919’da, Bandırma Vapuru ile hareket etti. O günlerde de Yunan orduları İzmir’e çıkıyorlardı.
    19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktı. Oradan Amasya’ya geçti. Halka ülkemizin durumunu anlatan bir bildiri yayınlayarak, halkımızı direnişe çağırdı. Çünkü artık padişahtan umudunu kesmişti.
    Mustafa Kemal, Amasya’dan Erzurum’a, Sivas’a gitti, yeni bir savaş için halkımızı örgütledi. Başlatılacak savaşı yönetmek için 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. Savaş hazırlıklarına başlandı.Türk halkının söz sahibi olmasını düşünerek, Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisini, yurdun her yöresinden gelen 115 milletvekili ile açtı ve kendisi Başkan seçildi.Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ni oluşturarak, Anadolu’da bir hükümetin varlığını her yöreye duyurdu ve savaş başladı.
    Dört yıl kadar süren Kurtuluş Savaşı’nda ordularımız, İnönü’nde, Sakarya’da, Dumlupınar’da büyük savaşlar vererek, düşmanı dize getirdi. Yenilen düşmanlar yurdumuzu terk etmek zorunda kaldılar. Düşmanlarla birlikte, padişah Vahdettin de bir İngiliz gemisine binerek yurdumuzdan kaçtı.
    Bundan sonra kongreler, genelgeler, TBMM’nin kuruluşu, çok zor koşullarda sürdürülen ve yaklaşık 3 yıl süren kanlı savaşlar sonunda gelen zafer...Genç Türkiye Cumhuriyeti...
    Ülkemiz bugünkü duruma geldi. Bunların hepsi Atatürk’ün cesareti, inancı, kararlılığı ve sarsılmayan azmiyle gerçekleşti.
    Bu efsanenin başlangıcı olduğu için her yıl, Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençler 19 Mayıs’ı büyük bir coşkuyla kutlarlar.

    23 Nisan
     

    23 Nisan, Türk ulusu için en önemli günlerden biridir. Neden mi? çünkü, Türk ulusu, Mustafa Kemal’in önderliğinde egemenliğini padişahtan almış ve kendisi kullanmaya baslamıştır.Altı yüz yıl Osmanlı, adıyla Türk halkını yöneten padişahlar, sınırsız yetkilere sahiptiler. Halk padişahın kölesi, topraklar padişahın mülküydü. Padişah, Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi gibi algılanır, onun söylediği her söz Tanrı buyruğu gibi kabul edilirdi.
    Avrupa’da başlayan Rönesans hareketi ve arkasından 1789’da gelen Fransız ihtilali, Avrupa halkını uyandırmıştı, ama Osmanlı topraklarına uzun süre etki yapamamıştı. Aradan yıllar geçtikten sonra, yurt dışında görev yapan aydınlarla, yurt içindeki bazı aydınların çabalarıyla, Mustafa Reşit Paşa Tanzimat Fermanı’nı okudu. Bu fermanla padişahların bazı yetkileri daraltıldı ise de tam sonuç alınamadı. Bu yenileşme hareketini yıllar sonra, Birinci ve ikinci Meşrutiyet dönemi izledi. Genede padişahlar halkın egemenliğini kendi ellerinde tutmayı sürdürdüler. Aydınların başlattıkları "Batılılaşma Hareketi" bir gitti, bir geldi.
    Osmanlıların son dönemleri, ülkemiz için en kötü dönemler oldu. İkinci Abdülhamit 33 yıl Türk halkını baskı altında yönetti. Ondan sonra gelen padişahlar da onu aratmadılar, îşte, Türk halkının egemenliğini alamadığı uzun bir dönem geldi, geldi Birinci Dünya Savaşı’na kadar ulaştı.
    Birinci Dünya Savaşı’nda bizi yönetenlerin yanlış hesapları sonunda, bir oldu bittiyle yanlış tarafta savaşa girdik. Bu savaş dört yıl sürdü. Türk askerleri her cephede kahramanca savaştılar, kan döktüler, şehit oldular.
    Sonunda bizim gruptada başta Almanya, olmak üzere Avusturya, Bulgaristan yenilince, biz de yenilmiş sayıldık ve silahlarımızı bırakmak zorunda kaldık. Çanakkale’yi geçemeyen düşman gemileri pek kolayca İstanbul’a geldiler.
    Yapılan anlaşmalarla, İstanbul; İngiliz, Fransız, İtalya ve Yunan güçleri tarafından koşulsuz işgal edildi. Buna, ne padişah, ne de İstanbul’daki Meclis-i Mebusan direniş gösterebildi. Bununla da kalmadı, işgal kuvvetleri Meclis-i Mebusan’ı basıp dağıttılar. Bazı milletvekillerini tutukladılar, bazılarını da sürgüne gönderdiler. Millet vekillerinden bazıları da gizlice kaçıp, o günlerde Ankara’da bulunan Mustafa Kemal’in Milli Mücadele grubuna sığındılar.Padişah ve Osmanlı hükümeti düşman karşısında güçsüz kalırken, Mustafa Kemal, halkı örgütlüyor, yeni bir savaşın hazırlıklarını yapıyordu.Bu amaçla, Samsun’dan başlattığı gezisini Erzurum’da, Sivas’ta tamamlamış, Ankara’ya gelmişti.Kurtuluş Savaşı Ankara’dan yönetilecekti. Ancak, bu zor ve sorumlu işi, ulusun iradesini temsil edecek bir meclisin yürütmesi gerekiyordu.Nihayet, ülkenin dört bir yerinden gelen halkın iradesini temsil eden 115 delege Ankara’da toplandılar. 23 Nisan 1920 tarihinde ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi böylece açılmış oldu. Meclis Başkanlığına Mustafa Kemal Paşa seçildi.
    Kurtuluş Savaşı kazanılıp, Cumhuriyetimiz kurulunca, çıkarılan bir yasayla, 23 Nisan günü ulusal bayram olarak kabul edildi. Adına "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dediğimiz bu günü Mustafa Kemal Atatürk, Türk çocuklarına armağan etmiştir.
    Türk halkına egemenliğin verildiği ilk gün olan 23 Nisanı, her yıl bütün yurtta kutluyoruz.23 Nisan Bayramı, TRT’nin önerisiyle, 1979’dan beri de, yalnız Türk çocuklarının bayramı değil, başka ülke çocuklarının katılmasıyla, uluslararası bir şenlik halinde kutlanıyor. Böylece, ülke çocuklarıyla dostluklar, arkadaşlıklar oluşuyor. Ne güzel bir şey...

     
    29 Ekim
     


    Ülkemizin en büyük ulusal bayramı Cumhuriyet Bayramı’dır. Sonsuzluğa akıp giden zamanda, her 29 Ekimi ulusumuza bayram edebilmek için verilen Kurtuluş Savaşı’nda çok kan döktük, çok şehit verdik. Bütün iç ve dış düşmanlara karşı kazanılan zaferden sonra Atatürk’ün öndeliğinde Cumhuriyeti kurduk. Bu nedenle her yıl 29 Ekim’de en büyük bayramımızı coşkuyla kutlarız ve sonsuza kadar da kutlayacağız.

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/17/2007 - kompozisyon kağıtları


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/17/2007 - kompozisyon kağıtları


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/17/2007 - kompozisyon kağıtları


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/17/2007 - kompozisyon kağıtları


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/17/2007 - bilim


    Mars’ta Neler Oluyor?

    Havanın açık olduğu bir gecede gökyüzüne bakarsanız yıldızların arasında kırmızı bir nokta görebilirsiniz. Bu yıldız adını efsanevi Roma Savaş Tanrısı’ndan almış olan Mars’tır. Hakkında çok şey bilmemizle birlikte hiç kimse bu kırmızı gezegeni ziyaret etmemiştir.

    Mars, dünyaya güneş sistemimizdeki birçok gezegenden daha fazla benzer. Mars’ın da bir günü 24 saattir. Kaya gibi sert bir kabuğu, volkanları, kanyonları, buz kutupları ve mevsimleri vardır. Ancak güneşe 4. uzaklıktaki bu gezegenle dünya  hemen hemen hiç ikiz sayılmazlar.Mars dünyanın yarısı kadardır ve yerçekimi daha düşüktür.
     
    Çok düşük bir atmosferi vardır. Mars yüzeyinde  ne göller, ne okyanuslar ne de bitkiler ve hayvanlar vardır.Dünyada Mars kadar soğuk hiç bir yer yoktur. Bu şartlarda Mars’ta hayat olmaması şaşırtıcı değildir.

    Mars’a sık sık kırmızı gezegen denir. Kırmızı olmasının nedeni, paslanmış demir tozuyla kaplanmış olmasıdır.Bilim adamları Mars gezegeni bu kadar soğumadan önce, buzların sıvı şeklinde olduğunu ve yaşamın olabileceğini düşünüyorlar.


    Baglantı


    2/16/2007 - güncel

     
    Hafta Sonu Ne Yapmalı ?
    Hafta sonu geldi.. Hepimizin yapmayı plandığı birşeyler mutlaka vardır. Ama biz yine de araştırdık ve size hafta sonu için bir program yaptık. Bir film, bir kitap ve bir de gösteri...
    Kitap okuyalım, okumayanları uyaralım !

    BEN YOK ANLAMAK MİTOLOJİ
     
    Üç kafadar, Sam, Joe ve Fred, okulda sahneleyecekleri Eski Yunan mitolojisiyle ilgili oyun için prova yaparken, büyülü Kitap yine çalışır. Üç kafadar kendilerini, üç kafalı, gözü dönmüş iğrenç bir canavarın karşısında buluverirler. Ellerinde yalnızca alüminyum kağıtla kaplanmış sahte bir yıldırım, püskürtme boyayla altın rengine boyanmış bir elma ve eğri büğrü bir daldan yapılmış küçük bir lir vardır. Yatak çarşaflarından yapıp sarındıkları togalarını da unutmamak gerek! Ancak, canlanan tek mitolojik yaratık, yeraltı dünyası Hades’in bekçi köpeği Kerberos değildir. Olympos’ta oturanların hepsi, bunak Zeus, şakacı Hera, şarkıcı Apollon’la ikiz kardeşi Artemis, küskün Poseidon, sinirli Ares, kendini beğenmiş Aphrodite, ukala Athena, üzgün Demeter, dalgacı Dionysos, kıskanç Hephaistos, uçarı Hermes ve anaç Hestia da canlanmıştır. Elbette, Olympos’u ele geçirmek üzere ayaklanan diğer korkunç canavar sürüsünü saymazsak! Üç kafadarın bütün bu tanrı, tanrıça ve canavarlar keşmekeşi içinde Kitap’ı nereden bulacakları ve eve nasıl geri dönecekleriyse hiç belli değildir. 

    Günışığı Kitaplığı

    Film Seyredelim !
    Bugün harika bir animasyon filmi vizyona giriyor. Cesur Balık.. Filmin seslendirmesini hepimizin yakından tanıdığı isimler yapıyor. Mehmet Ali Erbil, Okan Bayülgen ,Özgü Namal ve Ali Poyrazoğlu.

    Filmin konusu şöyle; Boston’lu sıradan bir balık olan Pi, halası Pearl ile beraber yaşamak için gittiği egzotik mercan kayalığında hayallerinin balığı Cordelia ile tanıştığı anda aşık olur. Ancak bir problem vardır. Mercan kayalığındaki balıklar topluluğu sürekli korku içinde yaşatan acımasız köpekbalığı Troy’un da Cordelia’da gözü vardır, üstelik hiçbir rekabet kabul etmemektedir. Troy’u ve yandaşlarını safdışı ederek mercan kayalığını kurtarmak ve Cordelia’nın kalbini kazanmak
    için Pi’nin yeni arkadaşlarıyla işbirliği yapmaktan başka seçeneği yoktur.


    Size en yakın sinemaya gidip ailenizle beraber haftasonunun tadını bu filmle çıkarabilirsiniz..

    Filme ait duvar kağı bilgisayarınıza yüklemek ister misiniz?

    Hayvanlar Karnavalı’na Gidelim!

    İş Sanat, Hayvanlar Karnavalı adlı ünlü eserin üzerine sözler yazılarak koro eşliğinde seslendirilmesini sağlamış. Bu harika şölen 5-21 yaş arası çocuk ve gençlerden oluşan koro eşliğinde şarkılar söylenip ve dans edilerek gerçekleştiriliyor. Eserin anlatıcısı ise hepimizin tanıdığı Ayla Algan. Bu gösteri İş Sanat’ta her ay tekrarlanacak. Gösteriye ister gidin ister gitmeyin bizce İş Sanat tarafından kitap olarak da yayınlanan bu esere mutlaka sahip olmalısınız. Bu öykü kitabının yanında Hayvanlar Karnavalı cd’si de hediye olarak veriliyor.
    17 Şubat 2007 12:00 / Öğrenci: 15 YTL
    Karnavaldan dönmek için sağlanan ücretsiz servislerin saatleri:
    Taksim > İş Sanat: 11:00
    Kadıköy > İş Sanat: 10:30
    İş Sanat Kültür Merkezi
    İş Kuleleri, Kule 1 Kat:17 Levent İstanbul


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/16/2007 - haber


     
    Doğal Kaynaklarımıza Hep Bilrlikte Sahip Çıkmalıyız!

    Artık hepimiz televizyon, gazete ve hatta sinemalarda dünyamızın doğal kaynaklarının tükenmek üzere olduğunu, hepimizin birşeyler yapması gerektiğini duyar olduk. Bu noktaya gelmemek için elbette şimdiye kadar bütün bunları zaten yapmış olmalıydık. Ama yine de geç değil. Aşağıdakilerden bir tanesini bile yapmak fayda olacaktır. Eminiz ki sitemizin üyeleri Bilim-Çevre bölümümüzde doğayı nasıl koruyacağımızı ve kendi adımıza neler yapabileceğimizi anlatan yazıların olduğunu çok iyi biliyorlar. Yine de ufak hatırlatmalarımızı buraya da koyalım dedik. Detaylı bilgilere ulaşmak için ise burayı tıklayın.

    -Geri dönüştürülmüş kağıt ürünleri kullanın
    -Ağaç dikin
    -Yerel üretilmiş yiyecekler kullanın
    -Dondurulmuş gıdalar yerine taze gıdalar alın
    -Yerel çiftçi pazarlarını araştırın ve destekleyin
    -Alabildiğiniz kadar organik gıda alın
    -Fazla paketlenmiş ürünlerden kaçının
    -Daha az et yiyin
    -Sıcak su kullanımınızı azaltın
    -Kullanmadığınız zamanlarda elektronik aletlerinizi kapatınKullanmadığınız zamanlarda elektronik aletlerinizi fişten çıkartın

    Ailenizi bu konularda mutlaka uyarın:
    -Araba kullanarak kat ettiğiniz kilometreyi yürüyerek, bisiklete binerek veya toplu taşıma araçlarını kullanarak azaltın
    -Arabanızı iş arkadaşlarınız ve sınıf arkadaşlarınız ile ortak kullanın
    -Arabanızın motor ayarlarına dikkat edin
    -Arabanızın lastiklerini haftalık olarak kontrol edin ve düzgün şişirilmiş olduğundan emin olun
    -Eğer yeni bir araba almanızın zamanıysa yakıtı daha verimli kullanan bir araç seçin
    -Daha az uçun
    -Isıtıcınızı kışın 2 derece aşağı, yazın 2 derece yukarı ayarlayın
    -Kalorifer kazanı ve klimalarınızdaki filtreleri temizleyin ya da yenileyin
    -Programlanabilir bir ısıtıcı kullanın
    -Enerjiyi verimli kullanan ürünler alın
    -Su ısıtıcınızı yalıtım örtüsüyle kaplayın

     


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/16/2007 -


    Arkadasina Tavsiye Et

     
       

     

    ...

    “Kendine iyi bak” bir veda degil elveda cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde...

    "Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim. Olamayacagim. Istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“

    “Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

    "Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum."

    "Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine Iyi Bak” gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar…"

    Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine Iyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler.

    "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler.

    Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin… Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler.

    Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kirildim ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler.

    "Kendine iyi bak" bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.

    Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak, aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi? Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?……….

    Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine Iyi Bak.

    "Kendine iyi bak" derler, kursunu kafana sikip giderler... ...

     
     


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/16/2007 - BEN
    Bulundugu yer: KARISIK

    BEN.Bu blog benim.


    Baglantı


    2/16/2007 - RESİM

    BEN VE KOMŞUMUZ


    Baglantı


    2/16/2007 - MANZARA

     BİR MANZARA RESMİ


    Baglantı


    2/16/2007 - KUZENİM
    Bulundugu yer: KARISIK

    BENİM KUZENİM ENES.


    Baglantı


    2/16/2007 - OYUN
    Bulundugu yer: oyun


    Bilgisayarınızın donanım bileşenleri ne kadar iyi olursa olsun, işletim sistemi ve yazılım ayarları iyi yapılmadığında tam performans almanız mümkün olamamaktadır. Ayrıca yeni kurulan bir sistem, üzerinden 5 ay geçtikten sonra ilk günkü performansını veremeyecektir. Bir sene sonra ise yüklediğiniz çeşitli programlar ve yamaların etkisiyle gittikçe ağırlaşacaktır. Bilinçsiz kurulan programlar bilgisayarınızı belki de açılamaz hale getirecektir. Bunun sonucunda oldukça hassas uygulamalar olan oyunlarda, saniyede gösterilen kare sayısında düşüşler ve oyunlarda takılmalar “lag” ile karşılaşılacaktır.

    Günümüzün popüler işletim sistemi Microsoft Windows XP, her kuruluşta, kullanım kolaylığı sağlaması açısından, çoğunu kullanmayacağınız bir çok ufak uygulamayı da berabinde bilgisayarınıza yüklemektedir. Kullanıcı tarafından iptal edilmedikçe arka planda çalışan bu ufak uygulamalar bilgisayarınızın işlemcisinin siz ve oyun için oldukça önemli olan gücünün bir kısmını ve belleğinizin ufak bir bölümünü kullanırlar. Bilgisayarınıza kurulu işletim sistemindeki kullanmayacağınız bu bileşenleri kapatarak %10 ila %30 arasında performans artışı sağlayabilirsiniz. Bunun yanında çalıştırdığınız uygulamaların açılma süresini ve bilgisayarınızın açılışını iki katına varacak şekilde hızlandırabilirsiniz.

    Bu programları devre dışı bırakmanın tek yolu, Windows konfigürasyon programını (msconfig) çalıştırarak, ihtiyaç duyulmayan ve açılması istenmeyen programların bilgisayarın başlaması esnasında açılmamasını sağlamaktır.

    Bilgisayarım/ My Computer’a ait masaüstü ikonuna sağ tıklanıp Yönetim/ Manage’a tıklandığında, açılan bilgisayar yönetim penceresi ile aşağıda anlatılan işlemlerin çoğuna ulaşılabilir. Özellikle “servisler/ services” bölümünden, açılıp kapatılacak servis hakkında bilgi sahibi olunabilir. Buradan bir servisi kapatmak için sağda açılan servisler’in üzerine sağ tıklanıp, Özellikler/ Properties’a girilir ve Genel/ General sekmesinden Başlangıç stili/ Startup Type’ın karşısındaki seçeneklerden Kapalı/ Disabled seçilip Uygula/Apply tıklanır. Ayrıca aynı pencere sayesinde programın bağlantıları görülebilir, bilgisayarınızın açılışı sırasında sorun yaşanırsa, izlenmesi gereken yol tayin edilebilir. Ek olarak, açılışı engellenen bir program sorun çıkartmaya başlar, ve açılışına tekrar izin verildiğinde sorun devam ederse başlangıç stili/ startup type otomatik/ Automatic olarak ayarlanmalıdır.

    -Alternatif olarak, kapatılabilmesi için beraberinde MsConfig.exe adlı programı bulundurur. Bu programa ulaşabilmek için şu yönergenin takip edilmesi gerekmektedir: Başlat/Start > Çalıştır/Run > “msconfig” (tırnak işaretleri hariç) yazılıp Tamam/OK tuşuna basılması gerekir.

    Önemli Uyarı:
    Açılan pencere, acemi kullanıcılar için oldukça tehlikeli olup, müdahale ederken dikkatli olunması gerekmektedir. Kullanılması gereken sekmeler, sadece Servisler/Services ve Başlangıç/Startup olmalıdır, bunun dışındaki sekmeler profesyonel amaçlara ve kullanıcılara yöneliktir.-


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    2/16/2007 - OYUN
    Bulundugu yer: oyun

    Call Of Duty 2
    Asıl Savaş Şimdi Başlıyor

    Büyük devletlerin dünyayı paylaşma konusunda anlaşamamaları sonucunda, İkinci Dünya Savaşı’nın ilk temelleri atılmış oldu. Bu savaşta 35 milyon insan hayatını kaybetti, 20 milyondan fazla insan sakat kaldı, 17 milyon litre kan döküldü; 12 milyondan fazla bebek, daha dünyaya gelemeden anne karnında hayata gözlerini yumdu. Ve bu savaşta, 390 trilyondan fazla mermi ve bomba atıldı.

    Oyun yapımcıları da, yıllardır İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan oyunlar geliştiriyor. Şimdiye kadar strateji türünden tutun, aksiyon türüne kadar birçok İkinci Dünya Savaşı konulu oyun geliştirildi. Fakat içlerinde biri vardı ki, o kendini diğer İkinci Dünya Savaşı konulu oyunlardan ayırıyordu. Onun farklı bir cazibesi vardı. Evet, doğru tahmin ettiniz, Call of Duty’den bahsediyorum!

    Call of Duty ile ilk olarak 2003 yılında tanıştık. Gerek grafikleri, gerek müzikleri, gerekse de başarılı savaş atmosferi ile hem oyunculardan, hem de oyun otoritelerinden tam puan almayı başarmıştı. Daha önce birçok kişi, bu kadar başarılı savaş atmosferine sahip başka bir FPS daha görmemişti. İşte Call of Duty’yi, diğer İkinci Dünya Savaşı konulu oyunlardan ayıran en büyük özelliği buydu.


    Aradan bir yıl geçtikten sonra, yapımcı firma Infinity Ward, United Offensive adındaki genişleme paketini oyuncuların beğenisine sundu. Bu genişleme paketi sayesinde oyundaki bazı teknik hatalar ortadan kalkıyor; oyuna yepyeni görevler, savaş alanları, silahlar ve multiplayer mod’ları ekleniyordu. İşte bu genişleme paketi sayesinde Call of Duty, sıkı rakiplerine adeta “Yıkılmadım, ayaktayım!” diyordu.

    Ve yıl 2005. 26 Eylül’de single player demosu yayınlanan Call of Duty 2; 25 Ekim’de PC, 17 Kasım’da da XBOX 360 platformu için piyasaya sürüldü. Peki bu sefer neler değişti? Yoksa Call of Duty de, tıpkı diğer İkinci Dünya Savaşı konulu oyunlar gibi kendi kendini tekrar mı ediyordu? Elbette ki hayır! Bu kez çok daha zeki, çok daha geniş, çok daha gerçekçi, çok daha eğlenceli bir Call of Duty ile karşı karşıyayız. Şimdiden cephanelerinizi hazırlamanızı öneriyorum, çünkü çok zor bir savaş sizi bekliyor!



    Baglantı


    2/16/2007 - BİR HİKAYE
    Bulundugu yer: hikaye-masal

    Su üstüne yazı yazmak
     
    Yağmur bütün gece yağmıştı. Sabah nineciğimle alışverişe giderken sokağımızın kenarında öbek öbek su birikintileri vardı. Üzerlerinden atlamak ise büyük bir zevkti. Ninem halime bakıp gülüyordu. Yol kenarında bulduğum küçük bir değnekle suda halkalar oluşturmaya başlamıştım. Halkalardan sonra da harfler. Harfler henüz tamamlanmadan su üzerinde kaybolup gittiler. Ne kadar uğraştıysam da kaybolup gitmeleri engel olamadım. Sanki hiç yazılmamışlar gibi, su eski haline dönüp duruyordu.

    - Ah nineciğim şu yazdığım harfler keşke hiç kaybolmasa, dedim.

    - Hiç su üstüne yazı yazılır mı? diye sordu nineciğim, halime şaşarak. Keramet ehlinden olsaydın ya da kalp gözü açık birinin duasına mazhar olsaydın başka! Ama böyle bin yıl uğraşsan, su üstüne yazdığın yazı durmaz yerinde, dedi.

    - Senin dilinin altında bir bakla var nineciğim, dedim.

    - Bakla değil a kızım, bir mesel var. Deyim mi demeyim mi demeden, peynir ekmek yemeden dinle bak anlattıklarımı, dedi ve başladı anlatmaya. Ben de kalbimi açıp dinledim. Meraklandım, şenlendim. Güneş açtı, güneşlendim.

    Kurban Bayramı yaklaştıkça İstanbul?un sokaklarını tatlı bir heyecan sararmış eskiden. Aylar öncesinden, hac için hazırlık yapanlar, mukaddes beldede yaşayan yoksullara göndermek için hediyeler alanlar görülürmüş her yerde. Gidemeyenler de derin derin iç çeker; ?İnşallah gelecek yıla!? diyerek ümitlenirlermiş.

    O yıl Boğaziçi?ndeki yalılardan birinde de yaşanıyormuş aynı telaş. Yalıda oturan küçük kız hacca gidecek paşa babası için hediyeler hazırlıyormuş. Elleriyle altın sırmalı mendiller işlemiş ona. Yolda okuması için yaldızlı harflerle özene bezene mektuplar yazmış.

    Yolculuk vakti geldiğinde dedeler, nineler, dayılar, amcalar, teyzeler hac yolcusunu uğurlamak için yalıda toplanmışlar. Tatlı bir telaş içinde şerbetler içilmiş, tatlılar yenilmiş. Küçük kız da hazırladığı hediye çıkınını babasına vermiş. Dalgın baba, akrabalarıyla helalleşmiş. Çantalarını defalarca gözden geçirmiş, açıp-kapatmış, doldurup-boşaltmış ve sonunda küçük kızın hediyesini almadan yola koyulmuş.

    Babası gidince hediyesinin geride kaldığını gören küçük kız çok üzülmüş. Annesinin, ninesinin, dedesinin seslenmelerine aldırmadan ok gibi fırlamış evden. Tek isteği bir an önce babasına yetişmekmiş. Öyle koşmuş ki, sonunda nefes nefese kalıp yolun kenarına oturmuş. Aynı anda az ileride oturan yaşlı bir adam çarpmış gözüne.

    Adamcağız gözyaşları içinde pek perişan görünüyormuş. Yüreği burkulmuş küçük kızın. Bir parça soluklandıktan sonra:

    - Efendim bir derdiniz mi var? diye sormuş.

    Yaşlı adam, meraklı bakışlarla kendisine bakan ve bir cevap bekleyen küçük kıza derdini anlatmış. Ömürde bir kerecik de olsa her Müslüman?a farz olan hac ibadetini yerine getirmek istiyormuş. Peygamber?in ayak bastığı topraklarda secdeye kapanmak, o göğün altında yürümek, Kâbe?nin örtülerine yüzünü sürmek, Yüce Allah?ın davetine ?lebbeyk!? diyerek karşılık vermekmiş arzusu.

    Onu dinleyen küçük kız pek üzülmüş. Yaşlı adamı bu halde bırakıp babasının ardından gidememiş. Bir teselli olsun diye, kucağındaki çıkını açıp sırmalı bir mendil hediye etmiş ona. Adamcağız hâlâ kendi kendine konuşuyormuş.

    - Ne çare diyormuş, en son kervan gitti. Son gemi de ya kalkmıştır ya da kalkmak üzeredir. Önümüzdeki yılı da göreceğim şüpheli.

    Küçük kızın babası da gemiyle yolculuk yapacaklar arasındaymış. Gemiye binip yüklerini baştan aşağı gözden geçirince kızının hediyesini evde unuttuğunu anlamış. Birden onun küçücük yüzü büyümüş içinde. Küçücük gözlerinden akan yaşları düşünmüş. İçi titremiş. Hiç düşünmeden geri dönüp hediyeyi almaya karar vermiş. Kaptana haber gönderip beklemesini bildirmiş.

    Limandan alelacele bir araba hazırlamışlar. Paşa baba böylece yola koyulsun, bizim iki kafadar yolun kenarında sohbet ediyormuş hâlâ. Biri giden babacığı için, biri göremediği Kâbe için gözyaşı döküyormuş. Bir süre sonra bir arabanın hızla yaklaştığını, atların deli gibi kişnediğini duymuşlar. Ne olduğunu anlamak için ayağa kalkıp beklemeye başlamışlar. Arabadaki baba, kızını yolda görünce atları durdurmuş. Ona sarılıp yaşlı gözlerinden öpmüş. Küçük kız ihtiyar adamın halini bir çırpıda anlatıvermiş. Paşa baba, bir kızına bir yaşlı adama bakmış.

    - Vardır elbet bunda bir hikmet, deyip adamcağızı yanına almış.

    Hiç beklenmedik bir şekilde arzusuna kavuşan adamcağız çocuklar gibi sevinmiş. Bir yandan sevinç gözyaşları dökerken bir yandan da:

    - Her daim aziz olasın yavrucuğum. Şu küçücük ellerinle işlediğin nakışlar solmasın, yazdığın harfler kaybolmasın, diye dua ediyormuş küçük kıza.

    Paşa baba küçük kızı yalıya bıraktıktan sonra yaşlı adamla birlikte gemiye dönmüş. Böylece yolculuk başlamış. Gemi tatlı bir seyirle yol alırken, yolcular denizde şaşırtıcı şeylerin olduğunu görmüşler. Deniz yumuşak bir kâğıt gibiymiş tıpkı. Dalgalar şın gibi şırıldıyor, vav gibi kıvrılıyormuş. Su, sin gibi bükülüp genişliyor, dalgalar lamelif gibi kucaklaşıyor ve he gibi sesleniyorlarmış. Hiç kimse bu işin sırrını, hikmetini anlayamamış. Bir tek ihtiyar adam suya bakıp bakıp gülümsüyormuş.

    Aynı anda yalının balkonundan denize doğru uzanan küçük kız, parmaklarıyla su üstüne yazı yazıyormuş. İncecik parmaklarıyla vav çekiyormuş, lamelif, he, sin, şın sıralanıyormuş suyun üstünde bir bir. Dalgalar harfleri kucaklıyor ve uzak maviliklere doğru sürüklüyormuş.

    Denizi seyreden ihtiyar adam:

    - Bu hal ne ola ki? diye soran paşa babaya:

    - Küçük bir kız su üstüne yazı yazıyor, demiş.

    O gün bugündür bu söz dilden dile yayılmış. Zaten yazı yazmayı çok seven büyüklerimiz, ?su üstüne yazı yazmak? deyimini de çok sevmişler.



    Baglantı


    2/16/2007 - BİR HABER
    Bulundugu yer: HABER

    Türkiye'nin İlk Bilim Portalı

     




    Bilim insanları, yapılan ölçümlerde son 15 yıllık süre zarfında Pasifik Okyanusu'nun küresel ısınmaya bağlı olarak normalin üstünde asitlendiğini tespit etti.Uzmanlar, Pasifik Okyanusu'ndaki anormal asitlenmeyi küresel ısınmayla atmosfere salınan karbon dioksidin denizler tarafından emilmesine bağlıyor. Yapılan araştırmalarda pH'ta 0.025 birimlik düşüş tespit edildi. Asitlenmenin üç okyanusta da birden görülmesi, küresel ısınmanın dolaylı tehlikelerine dikkati çekiyor.Dünya denizleri, petrol, kömür ve doğal gaz kökenli enerji kaynaklarının yakılmasıyla atmosfere salınan karbon dioksidin yaklaşık yüzde 30'unu emiyor. Bilim insanları, karbon dioksid deposu haline gelen denizlerin gelecek binyılda küresel CO2'nin yüzde 90'ını emeceğini tahmin ediyor. Karbon dioksid oranının artması ise, denizlerdeki doğal yaşamın tehlikeye girmesi demek. Önce küçük canlıların soyunun tükenmesi, besin zincirinde daha üstteki canlıların yemsiz kalmasına neden olacak. Mikroskopik canlılar ve yosunların besin zincirinden silinecek kadar soylarının tükenmesi, okyanuslardaki biyoçeşitliliği olumsuz etkileyecek. Bilim insanlarına göre, insanoğlunun vurdumduymaz şekilde çevreyi kirletmesi ve atmosferi karbon diokside boğmasının sonuçları dolaylı olarak kendini gösterecek.


    Baglantı


    2/16/2007 - BUNU BİLİYORMUSUN?

    Bunu biliyor muydunuz?
     
    Çok uyu, iyi öğren: Başarılı olmanın sırlarından biri de iyi uyumaktır. Yeni öğrenilen bilgiler, çocuklarda bir gecelik uykudan sonra daha kalıcı oluyor. Bilim adamları, hayvanlarda ve insanlarda yaptıkları deneylerle, bunun doğru olduğunu ispatladılar. Bilim adamları, sınavlardan önce iki gece rahat uyumanın bilgileri hatırlamada son derece yararlı olduğunu söylüyorlar. Çocukların git gide kısalan uyku saatlerinin beyin faaliyetlerini zayıflatabileceği konusunda da uyarıyorlar.



    Baglantı