<Y.FARKLI PENCERE-2>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
haberler son dakika






15/2/2012 - Acaba bunlar ne işareti yapıyorlar?

Acaba bunlar ne işareti yapıyorlar?

SIGNE DES CORNES DE BAPHOMET (SATAN) PAR LA MAIN
DU PAPE ILLUMINATI BENOIT 16 ET DIRIGEANTS POLITIQUE TOUS FRANC-MACONS

... GOOGLE ÇEVİRİ
FRANSIZCA ÇEVİRİ:
EL İLE(İşaret) HORNS Baphomet (Şeytan) VE YAZ
PAPA 16 ILLUMINATI VE SİYASİ LİDERLER TÜM Freemasons (Hür Mason) Benedict

LATİNCE ÇEVİRİ:
DES boynuzları ALAMETLERİ bunların Baphomet (VOB) PAR LA ANA vardı
DU KAĞIT VE 16 Benoît DIRIGEANTS Politique TOUS Fransa-Macon ışık vermek

 

Satanistler ve İllüminatlar şeytana taparlar.İllüminatlar daha eskidir.İllüminat kelimesi Lüzüferden geliyor(Lüzüfer=Şeytan). İllüminatı tarikatının kurucusu, Katolikliğin, Cizvit kolundan ayrılan Edim Weyshöpt’tir. 1777 yılında E. Weyshöpt Masonluğa katılıyor.


 


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


11/11/2011 - İslam'da milliyetçilik yoktur
İSLAMIN MİLLİYETÇİLİĞE BAKIŞI


MİLLİYETÇİLİK-KAVMİYETÇİLİK-ASABİYET

"Halkı asabiyet için toplanmaya çağıran,asabiyet uğruna dövüşüp,çarpışan ve asabiyet uğruna ölen kimse bizden değildir"

(HADİS-İ ŞERİF"Resul-i Ekrem(s.a.v)" Hz.Cüneyr b.Mutim(r.a)rivayet)




Resul-i Ekrem(s.a.v)'in "Ey insanlar!...Haberiniz olsun ki Rabbiniz birdir.Babanız da (Hz.Adem)birdir.Bilinizki Arab'ın Arap olmayan üzerinde,Arap olmayanında Arap üzerinde;kızılderilinin,siyah derili üzerinde,siyah derilininde kızılderili üzerinde,hiç bir üstünlüğü ve fazileti yoktur.(Hepiniz eşitsiniz)Ancak üstünlük takva iledir.Tebliğ ettim mi?

(HADİS-İ ŞERİF-İmam Ahmed b.Hanbel El Müsned-İst.1401 C:5 Sh:411)




"Arapları 3 hasletten dolayı seviniz.Çünkü ben Arabım.Kur'an Arapça'dır.Cennet ehlinin dilide Arapça'dır"
(HADİS-İ ŞERİF)



"Kimsenin kimseye takvadan(günahtan sakınma) öte hiçbir üstünlüğü yoktur"

(HADİS-İ ŞERİF-Müsned,4/145)



"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık;sonrada birbirinizi tanıyıp kaynaşasanız ve aranızdaki münasebetleri bileseniz diye sizi,milletlere ve kabilelere ayırdık.Allah katında en şerefliniz,en çok takva sahibi(günahtan sakınanlar)olanınızdır"

(HUCURAT SURESİ 13.AYET)




KAVİM (KAVM)= Bu günkü Türkçe'de "Kabile,aşiret" manasında Arapça'da ise "Topluluk,millet,eş,dost" manalarında kullanılır.
(KAYNAK:El mevarid,Arapça-Türkçe lügat)




KAVİM(KAVM): Aralarında dil,örf,adet ve kültür birliği olan topluluk.Bir peygamberin gönderildiği insan topluluğu.
(KAYNAK:Osmanlıca-Türkçe Lügat,Hisar Yayınevi)




MİLLET= "Millet" sözcüğü aslen Arapça olup (Ar: ملة), "din veya mezhep; bir din veya mezhebe bağlı olan cemaat" anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde 20. yüzyıl başlarına kadar bu anlamda kullanılmıştır. 19. yüzyıl ortalarından itibaren aynı sözcük Fransızca/İngilizce nation"ulus" sözcüğü, 1932 yılında aynı kavramın Yeni Türkçesi olarak benimsenmiştir.


Latince kökenli olan "nation", kök anlamı itibariyle "aynı atadan gelenler topluluğu" demektir. Dolayısıyla esasen Türkçe kavim veya aşiret karşılığıdır. Moğolca ulus ise siyasi amaçla bir araya geçmiş olan boylar konfederasyonunu ifade eder (ayrıca kâdim Türkçedeki budun kelimesi de aynı anlamı verir).


Sözcüğün evriminden kolayca görüleceği gibi, ulusun objektif temelini tanımlamak son derece güçtür. Bazı uluslar kendini dil veya din temelinde tanımlarken, diğerleri ortak bir siyasi geçmişi veya siyasi ideali ulusal birliğin temeli olarak kabul etmektedir. İsviçre’de dört ayrı dil konuşulmasına rağmen yüzyıllardan beri paylaşılan ortak tarih güçlü bir ulusal duyguyu ayakta tutabilmiştir. Amerikan ulusu farklı kökenlerden gelen göçmenlerin ortak bir siyasi yapıda bir araya gelmesinden oluşur. Yahudi ulusunun tanımlayıcı ögesi dindir. Yunan ulusçuluğu, dil, din ve köken ortaklığını vurgular.


Kökenbilim, etnoloji teriminden gelmekte olması itibariyle, aynı ırk (ethnos) sahip olma temeline dayanmaktadır. Fakat, imparatorluklar ve kültürel yayılımlarla, etnik köken önemini ulusal ve milli kimliklere bırakmıştır. Genetik açıdan, etnik kökenleri araştırmak, nüfus içerisinde belirli genetik işaretçilerin ölçülmesi ile mümkün olmaktadır.


Tarihçe

Modern milliyetçi düşünce 1789-1799 Fransız Devrimi'nin fikirlerinden doğmuştur. Avrupa tarihindeki ilk milliyetçi hareketlere, Napoleon istilası (1804-1815) altındaki Almanya'da rastlanır. Aynı yıllarda, Rus işgalindeki Polonya'da güçlü bir milliyetçi akım doğdu. 1821'de Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanan Yunanistan, Avrupa'nın milliyetçi çevrelerinde çok heyecanlı destek buldu. 1848'de Avusturya İmparatorluğu'na karşı ayaklanan Macarlar, daha sonra Çekler ve Sırplar, milliyetçilik akımını Orta Avrupa'ya taşıdılar. 1860-1870 yılları arasında gerçekleşen İtalya birliği, devrimci milliyetçiliğin en büyük zaferlerinden biri olarak algılandı. 1870'lerde Rusya'da doğan Pan-Slavizm akımı, yayılmacı milliyetçiliğin ilk örneklerinden biri idi.


Milliyetçiliğe yol açan en önemli etken, daha önce hükümdar ve sülale zemininde tanımlanan siyasi aidiyet duygusunu, hükümdardan bağımsız olarak, "halk"a maletme gereğiydi. Siyasi aidiyet ve itaat, "halk"ın ortak iradesine dayandırılmalıydı. Bu nedenle 19. yüzyılda milliyetçilik, radikal, devrimci, anti-monarşist, yerleşik düzene zıt bir siyasi düşünce olarak değerlendirildi"

Halk"ı tanımlamanın güçlüğü, milliyetçi düşünürleri - bazen olguları ve mantığı zorlama pahasına -- olağanüstü duygusal anlamlar yüklemeye sevketti. Örneğin (ayrı lehçeler konuşan) Sicilyalılar veya Venedikliler ayrı bir ulus mu, yoksa italyan ulusunun parçası mıydı? Avusturya ulusu var mıydı? Makedonlar ayrı bir ulus mu, Bulgar mı, yoksa Güney Slavların bir boyu muydu? Bu konularda farklı görüşleri savunanlar, benimsedikleri ulusa hayali bir tarih ve hayali kökenler atfederek, onun ezelden beri "doğal olarak" varolduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Farklı lehçeler konuşan toplumlarda, ortak bir ulusal dil oluşturmaya büyük önem verildi.


Pek çok ülkede toplumlar zıt milliyetçi idealler ekseninde karşı karşıya gelmiştir. Örneğin Güney Slavların dil birliğini temel alan Yugoslav milliyetçiliği ile din ve ortak tarih birliğini temel alan Sırp ve Hırvat milliyetçilikleri çatışmıştır. İrlanda'da Protestanlar Britanya ulusuna aidiyeti vurgularken, Katolikler ortak kökeni varsayan (Protestanları da içeren) İrlandalılığı öne çıkarmışlardır.


Farklı dil ve dinlerden toplumların yanyana yaşadığı bölgelerde, ulus yaratma çabaları, çoğunluktan farklı alt-uluslar veya azınlıklar sorunuyla karşı karşıya geldi. Siyasi egemenlik eğer ulusa dayandırılacaksa, o ulusa ait olmayan unsurların ya vatandaşlık haklarından mahrum edilmesi, ya asimile edilmesi, ya da ülke dışına sürülmesi veya yokedilmesi gerekiyordu. 20. yüzyılda ulus kurma çabaları bu nedenle insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden bazılarına yol açtılar. Binlerce yıldan beri yanyana ve içiçe yaşamış toplumlar, ulusal kurtuluş adına sürgün ve katliamlarla tanıştılar.1920-30'larda İtalyan Faşizm'i ve Alman Nazizm'i, 20. yüzyıl milliyetçiliğinin en tipik örnekleri olarak dünyanın hafızasında yer edindiler.


Bir Fransız Emperyalist akımı olan Ulusçuluk ve Milliyetçilik, bugünkü temsili ile fazlasıyla farklılık gösteren bir siyasi akımdır.Bugünün dünyasında; marjinal grupların savunumu olan milliyetçilik kavramı, esas olarak ırkçılığın politize olmuş şeklidir. Özellikle II.Dünya savaşı yakınöncesi ve sonrasında mimlenen faşizm ve kaynağı ırkçılık, savaş sonrası acıları ve neden olduğu yıkım nedeni ile evrilerek politik olarak bugünkü milliyetçilik anlayışına dönüşmüştür. Tüm dünyadaki ülke bazındaki kümülatif oy oranları %0,1 ile %5 arasında değişiklik göstermektedir. Her ne kadar milliyetçilik ideolojisine gönül verenlerce ırkçılık kavramı reddedilse de, uygulamalar yönünden takiyyeci bir üslup sergilenmektedir. Çoğu kez bu aktörleri, ırkçılık söylemleri karşımızda görebiliriz. Irkçılık ile milliyetçilik arasındaki fark, yoğunluk farkıdır, içerik olarak fark bulunmamaktadır.




TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ-TÜRKÇÜLÜK AKIMI

Osmanlıda,Mustafa Celaleddin Paşa olarak bilinen,Aleksandre Borjensky vasıtasıyla Anadoluya giren Türkçülük akımı Humbaracı Ahmet Paşa olarak anılan,aslen Yahudi Contte de Bonneval ile Amerikancı bir kapitalist olan Pervus tarafından geliştirildi.
Daha sonra Tekin Alp olarak bilinen Moiz Kohen(Yahudi asıllı) Ziya Gökalp,Ömer Seyfettin,Mehmet Emin Yurdakul adında ki şahıslarla "Türkçülük"hız kazanmış,Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi ideolojisi halini alarak,gücünü artırıp günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.
İdeolojinin hepsinin ortak bir yönü vardır ki oda;belirli bir tezi(kabulleri) ve o tezin tabii sonuçları olan hükümleri beraberlerinde getirmeleridir.Türk milliyetçiliği ideolojisinin de hareket noktası ve prensipleri "Milletler Mücadelesi esastır" tezinden kaynaklanmaktadır.
Bu kabule göre,olayların değerlendirilmesi,tarihin hareket seyrinin yorumlanması "Milli menfaatler"esas alınarak yapılmalıdır.
(Alpaslan Türkeş'in 9 ışık doktrini ve Milliyetçilik umdesi)

Bu nedenle Milliyetçilik ideolojilerinde "Milli Menfaatler her şeyin üstündedir" ve "Milletimin menfaatini esas alırım" şeklinde ifade edilen esas kabullerden hareketle,bu tezin tabii sonucu olarak hükümler vaz edilmekte,eşyaya ve olaylara kıymet biçilmektedir.
(Prof.Dr.S.Hayri Bolay,Felsefi Doktrinler Sözlüğü S/185)

Türk Milliyetçiliği ideolojisinde,doğrunun ve güzelin tesbitinde vahiy esas alınmamakta,ilkel bir egoizm hüküm sürmektedir.
Kitap ve sünnette bildirilen doğrulara aykırı olan uydurma hükümlere ortaya atılan "sözde doğruları"tasdik eden bir mükellef,vahiyle bildirilen mutlak doğruları yalanlamış olur.Hem Allah(cc)'in va'z ettiği (koyma,konma,konulma)hükümler doğrudur,hem de benim kavmimin,milletimin menfaatlerine uygunluk arz eden diğer beşeri değerlerde doğrudur,denilemez.Böyle diyenler,beşeri hükümleri Allah(c.c)'ya inanmakla beraber,kudret ve hüküm koymada,rızasını gözetmede O'na denk başka varlıklarıda tanımak ve onlara da hüküm koyma hakkı tanımak ise şirktir.
(Ebu'l Alâ el-Mevdudi "Kuran'a göre 4 Terim")


Türk Milliyetçileri,İslam dininin yayılmasına hakimiyetine ve kültür birikimine büyük darbe vurmuş,İslam yurdunu yıllarca talan ederek kan ve zulme boğmuş azılı kâfir Cengiz Han ile "Türklükle olan alakasından dolayı" övünürler.Türk büyüğü olarak kabul ederekde ona tazim(saygı)ederler.Halbuki kâfire tazim eden bir müslümanın dinden çıkacağı sabittir. "Kâfire tazim(saygı gösterme)ederek,hürmet göstermek küfürdür"
(Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Ehl-i Sünnet Akaidi,sh.100)

KÜFÜR=KUFR: İman esaslarını inkâr etme.İslama uymayan inanışlarda bulunma.Allah Teala'ya eş ortak koşma.Nankörlük,söğme,fena ve kaba söz söyleme.

Hun imparatoru "Atilla'nın Roma'nın kalbini deldiğini" marş haline getirerek övünç vesilesi yapan Milliyetçi çevreler,bu olayda da"Türklerin menfaati" teorisinden hareket ettiklerinden,hakikatı ters yüz etmektedirler.

Bilindiği gibi İslam,Hz.Adem'den bu zamana kadar vardır.Atilla'nın yaşadığı tarih,Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v)'ın gelişinden evveldir.(M.S 400-450 yıllarında) O tarihlerde ki,hak din Hristiyanlık adı altında İslamdır.Hz.İsa'da İslam peygamberidir. O zamanki Hristiyanlar,Hz.Muhammed(s.a.v)'ın davetinin başlamasına kadar geçen zamanlarda,inançlarına bazı hurafeler karıştırmış olmalarına rağmen,hak din olan,bir başka tabirle "İseviliğin"mensubuydular,tevhid dininin yeryüzündeki temsilcileriydi.(Hz.Muhammed,hurafeler karışmış,dejenerasyona uğramış,yozlaşmış,bozulmuş dini,yeniden canlandırmıştır)

Atilla ve ordusu ise,gök ve yer tanrıları gibi bir çok ilaha inanan müşrik kâfirlerdendi(MÜŞRİK=Allah'a ortak koşan. KÂFİR=Allah'ı inkâr eden,gerçeği örten,gizleyen)Hz.İsa'yı peygamber olarak gönderen,Allah'a iman edenleri öldüren ve haraca bağlayan,kendi küfür ve zulmünün tahakküma altına almak için savaşan Atilla ve ordusu nasıl sevilir ve saygı gösterilir?

İslam'ın tebliğ edildiği yıllarda bile,müşrik,kâfir Pers İmparatorluğuyla savaşan Hristiyan Doğu Roma İmparatorluğunun galip gelmesini "temenni" eden,isteyen Ashabın(Peygamberimizin arkadaşları)bu tavrını Allah Teala(cc)'nın da tasvip ettiğini Rum Suresinde ki 2-3-4.ayetlerden anlamaktayız.

Yine Türk Milliyetçilerine göre;"Hüküm koyma hakkı, Allah'ın değil milletindir" (Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir)ilkesini esas alarak,İslam'ın hükümlerini kerih(fena,kötü,çirkin)görerek yasaklamayı gaye edinse ve bu kabülünü de varlık sebebi olarak benimsese halbuki böyle bir inanç ve eylemin küfür olduğu icmayla(islam alimlerinin ortak fikir birliği)sabittir,kesindir.

Bir müslüman "dinim islam,ideolojim ise şudur"(Milliyetçilik,Türkçülük,Kürtçülük,solculuk, sağcılık,Kapitalistlik,Sosyalistlik vb.)diyemez.Her müslümanın ideolojiside (dünya görüşü,değer ölçüsü,hükümlerinin kaynağı vb.)onun dinidir.Çünkü Allah(cc),hayatımızın her cephesini tanzim(düzenleme)edici kanun ve prensipler vaz(koyma,konma,konulma)etmiş,değer ölçülerinin hudutlarını(sınırlarını) belirlemiştir.Nizam(düzen),ihdas(ortaya koyma)etmek,yetkisini hiç bir kula vermemiştir.


"Sana indirilen Kuran'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmazmısın? Onlar tağut huzurunda muhakeme olmak hükümlerine boyun eğmek istiyorlar,halbuki onlar,tağutları inkar etmekle(tekfir etmekle,lanetlemekle)emir olunmuşlardı"
(En Nisa Suresi 60.Ayet)


Tekfir=Kâfir sayma.
Tekfir etmek=Kâfirlikle suçlamak.


TAĞUT=İnsanları Allah(cc)'a karşı isyan etmeye sevkeden,isyankâr,gaipden(görünmeyen)haber veren büyücü,şeytan.İslamiyetten önce Kâbe'deki büyük putlardan birinin adı.

Tağutun bir başka anlamıda şudur.Allah(cc)'ın indirdiği hükümlere mutabil(karşılık,karşı)olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur.Bunun insan olması put olması, şeytan olması veya bunların dışında bir şey olması mahiyetini,aslını,esasını değiştirmez.
(Muhammed İbn-i Cerir,Cemi'ul Beyan fi Tefsiril Kur'an)



"And olsunki biz her kavme,Allah'a ibadet edin,tağuta kulluk etmekten kaçının diye tebligat(bildirme) yapması için bir peygamber göndermişizdir"
(En Nahl Suresi 36.Ayet)


"Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir kavim,toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir"
(MAİDE SURESİ 54.AYET)



Bazı milliyetçiler,yanlışlarını,hatalarını meşrulaştırmak için Maide Suresi 54.Ayetini delil getirmek suretiyle;bu ayetteki "Kavim" deyiminden İslam davasının ancak kabilelerce,milletlerce yürütülebileceği sonucuna ulaşarak,ayeti kerimede "(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar"
Bu ayetteki,kavim,millet,toplum Türk Milleti olduğunu dolayısıyla Türkçülük yapmanın zarurretini savunmaktadırlar. Türk milletinin hepsi müslüman değildir.Hristiyan olan Gagavuz Türkleri vardır.Musevi olan Hazar Türkleri vardır.Ayrıca değişik hak olmayan mezheplere bağlı Türkler vardır.
Ayetteki toplum, islamı gerçekten yaşayan değişik ırklara mensup kişilerdir.


KÜRT MİLLİYETÇLİĞİ-KÜRTÇÜLÜK

Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan politikalar ve özellikle Mart 1924'te Hilafet'in kaldırılması Doğu Anadolu'da çeşitli muhalefet odakları doğurmuştu. Bu muhalefet odaklarından Kürt İstiklal Komitesi'nin çalışmaları açığa çıkarıldıktan sonra, örgütün önde gelen yöneticilerinin çoğu tutuklandı.

Şeyh Said'e bağlı kişilerin Diyarbakır'ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde(diyarbakır ilçesi dicle ) arama yapan bir jandarma müfrezesiyle çatışmaya girmeleri (13 Şubat 1925), kısa sürede genişleyecek yaygın bir ayaklanmanın kıvılcımını oluşturdu. Genç vilayetinin merkez kazası Darahini'yi basarak (16 Şubat) valiyi ve öteki görevlileri esir alan Şeyh Said, halkı İslam dini adına ayaklanmaya çağıran bir bildiriyle hareketi tek bir merkez altında toplamaya çalıştı. Bu bildiride 'din uğruna savaşanların lideri' anlamına gelen mührünü kullandı ve herkesi din uğruna savaşa çağırdı.

Türkiye'de 1925 yılında Şeyh Said ayaklanması bir Kürt ayaklanmasıdır.Bu isyanın arkasında emperyalist İngilizlerin olduğu biliniyor.Her türlü maddi ve manevi desteği vererek,silah yardımı yaparak bu ayaklanmayı teşvik etmişlerdir.

Daha sonra 1937 yılında Kürt-Alevi Dersim isyanı olmuşdur.

1978 yılındada ABD-İsrail destekli derin devlet tarafından PKK kurulmuş başınada Adullah Öcalan geçmiştir.

Abdulmelik Fırat bir açıklamasında "PKK'yı derin devlet kurmuştur demiştir"

Fırat: T.C`yi Batı PKK`yı devlet kurdu


Abdülmelik Fırat, Abdullah Öcalan'ın derin devletin adamı olduğunu, PKK'nın da Özel Harp Dairesi tarafından kurulduğunu öne sürdü.

Pkk'yı Derin Devlet Kurdu Iddiası - turksestudent.nl

DERİN DEVLET PKK'YI NİÇİN KURDU? - teknik özellikleri,fiyatı,cep telefonu özellikleri,araba özellikleri,fiyatları - Blogcu


1983 yılındada ilk saldırısını gerçekleştirmiştir.Hala günümüze kadar PKK'nın kanlı saldırıları devam etmektedir.

Derin devlet dediğimiz Ergenekoncuların,PKK ile bağlantısı bilinmektedir.PKK'nın amacı bağımsız bir Kürt devleti kurmak.İlk zamanlarda sol söylemler kullanılmış. Bayraklarında Koministlerin kullandığı yıldızlara yer vermişlerdir.

Daha sonrada çoğunluğu müslüman olan Kürtleri yanlarına çekebilmek için,islami söylemleri kullanmaya başlamışlardır.

İslam ile Kürtçülük bir arada olmaz. Nasıl Türkçülük ile İslam bir arada olamıyacağı gibi.

Bir müslüman hem müslümanım hem Kürtçüyüm diyemez.Çünkü İslam'da ırkçılık yoktur.Bir ırkın diğer ırka üstünlüğü yoktur.Üstünlük ancak Kuran'ın ifadesiyle takvadadır.

Peygamberimiz(s.a.v) Veda Hutbesinde şöyle demiştir.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir"



Yorumlar ( 2 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


11/11/2011 - MUSTAFA İSLAMOĞLU ŞİA HAKKINDA NE DİYOR?

MUSTAFA İSLAMOĞLU ŞİA HAKKINDA NE DİYOR?

http://www.youtube.com/watch?v=nfBMkXm70HE&feature=player_embedded

 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


11/11/2011 - CÜBBELİ AHMET HOCA:“İSLAMOĞLU, ÇOK ZARARLI TEHLİKELİ”
CÜBBELİ AHMET HOCA:“İSLAMOĞLU, ÇOK ZARARLI TEHLİKELİ”

Mustafa İslamoğlu için, “Bu şahıs ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir.” şeklinde görüş bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, İsmailağa Cemaati’nin yayın organı olan Arifan Dergisi’nde de İslamoğlu için





reddiyeler yayınlayacağını da söyledi. Ahmet Mahmut Ünlü, Mustafa İslamoğlu hakkındaki görüşünü şu cümlelerle dile getirdi; “Bu şahıs ehlisünnet ve cemaatin dışında görüşler serdetmektedir. Bu hususta Arifan dergisinde önümüzdeki aydan itibaren reddiyeler yapacağım. Hangi kitabından ne demiş, ne yapmış ehlisünnete muhalif… Bunları tek tek reddedeceğiz. (…) Dolayısıyla bu kişinin sohbetleri dinlenilemez bize soruyorsanız kitapları da okunmaz. Çok zararlı, tehlikeli, yanlış bilgiler karmaşa açıklamaktadır. Yani 'Şia’ınn görüşü budur' dese anlayacağın. 'Ehlibeytin görüşü budur' diyerek Şia’nın pis bir görüşünü ehlibeyte mal ederek büyük iftiralara mal edecek şekilde, görüşler vermektedir. Sohbetleri dinlenemez.”

http://www.haber7.com/haber/20090210/Cubbeli-Hocadan-akredite-hoca-listesi.php

Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


6/3/2011 - İbni Teymiye "Cehenem fanidir yani geçicidir ebedi değildir" sözü-1
İbni Teymiye ve Mustafa İslamoğlu "Cehenem fanidir yani geçicidir ebedi değildir" sözü

Yine bazı Selefiye mensubu kişiler Cennet de fani diyorlar.

Adn Cennetleri vardır ki altlarından ırmaklar akar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. İşte günahlardan temizlenenlerin mükafatı.

(Taha : 76 Ayetleri)


Canların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız. İşte bu sizin çalıştığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız Cennettir. Sizin için orada çok meyveler vardır onlardan yiyeceksiniz.

(Zuhruf : 71-73 Ayetleri)


“Takva sahipleri, cennetlerde pınar başlarındadırlar. Oraya selamla, güven içinde giriniz. Kalplerinden, gönüllerinden her türlü gıll u kışı çıkardık. (Yani kimse kimsenin arkarından konuşmaz, kimse kimseye kin gütmez. ) Herkesçe kardeşçe yaşar. Kanepelerde karşılıklı oturur, sohbet eder, mesrur olurlar. Orada hiç bir sıkıntı görmedikleri gibi oradan hiçbir zaman çıkarılmazlar da.”

(Hicr, 45/48)


Cennet'te hayat sonsuzdur, kin yoktur, boş lâf ve günah'a sokacak söz işitilmiş. "Biz o Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir" (el-Hicr, 15/47-48).
"Onlar Cennet'te ne bir boş laf işitirler ne de bir hezeyan. Ancak bir söz işitirler: Selâm.. (birbirleriyle selâmlaşır dururlar)."

(el-Vâkıa, 56/25-26).


Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Rasûlullah (s.a.s.) Cennet'in gümüş ve âltın ker***ten yapıldığını, harcının misk, taşlarının inci ve yakut olduğunu, oraya girenlerin bolluk ve refâh içinde, üzüntüsüz ve kedersiz yaşayacağını ebedî kalacaklarını, ölmeyeceklerini, elbiselerinin eskimeyeceğini ve gençliklerinin yok olmayacağını ifade eder.





Yorumlar ( 3 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


6/3/2011 - İbni Teymiye "Cehenem fanidir yani geçicidir ebedi değildir" sözü-2

Cehennem ateşi sönmez: "Biz sapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırz. "
(İsrâ, 17/97).

Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler. (bk. 43/74-77; 35/36).


106 - İşte böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya almışlardır.

107 - İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.

108 - İçlerinde ebedî olarak kalacaklar, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir

(El-Kehf Suresi)



74 - Şüphesiz ki suçlular, cehennem azâbında ebedi olarak kalacaklardır.
(ZUHRUF SURESİ)


75 - Onların azâbı hafifletilmez ve onlar azab içersinde ümitsizdirler.

76 - Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.

77 - Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.

78 - Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
(ZUHRUF SURESİ)



Allah,Ahirette ölümü öldürüyor. Yani ölümü yok ediyor.Artık ebedi hayat başlıyor.


77 - Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.



36 - İnkâr edenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azab da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.

(FATIR SURESİ)


 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


6/3/2011 - Fena-i nar görüşü küfürdür

1.Süleyman Ateş,muteber değildir, görüşlerinin kıymeti yoktur. Bunu gösteren mühim bir örnek de İbni Teymiyye ile paylaştığı fena-i nar görüşüdür.

2. Fena-i nar görüşü küfürdür. İbni Teymiyye ve İbni Kayyım bu görüşü benimsemiş ve müdafaa etmişlerdir. Bu zatların İslam'a aykırı yazılarını "her alimde olabilecek hatalar" şeklindeymiş gibi göstermek yanlıştır.

ALINTIDIR


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


6/3/2011 - Mustafa İslamoğlundan, İbn Teymiyye eleştirisi:

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


6/3/2011 - Yeni Selefiyeciler,teşbih ve mecazı kabul etmiyorlar.Kuran'da yok diyorlar.

Yeni Selefiyeciler,teşbih ve mecazı kabul etmiyorlar.Kuran'da yok diyorlar.

MAİDE SURESİ 64. AYET

64- Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır." dediler. Dediklerinden ötürü el­leri bağlansın. Ve kendilerine lanet olsun. Aksine, Allah'ın (nimet veren) iki eli açıktır. Dilediği gibi sarfeder. Şüphesiz ki Rabbindcn sana indirilen­ler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Biz onların arası­na, kıyamete kadar düşmanlığı ve kini saldık. Ne zaman harp için bir ateş tutuştursalar Allah onu söndürür. Onlar, yeryüzünde bozgunclıığa koşar­lar. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.

Bu âyet-i kerimede geçen "Allah'ın nimet veren elleri açıktır." ifadesi mecazi mânâ taşır. Bundan, Allah'ın, kullarına bolca nimetler verdiği kastedil­mektedir. Elin açıklığı cömertlik mânâsına gelmektedir. Yoksa Allah'a el isnadı mümkün değildir. [174]

(Taberi tefsirinden alıntıdır)

Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, tıpkı içinde lamba bulunan bir kandile benzer. O lamba bir cam fanus/cam sırça içindedir. Cam fanus ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu lamba ne doğuya ne de batıya mensup olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bir ağaç ki, neredeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Nur üstüne nurdur/pırıl pırıldır. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah -gerçeği anlamaları için- insanlara misâller verir. Allah her şeyi bilir.” (Nur, 24/35)


Allah kendi nurunu, tıpkı içinde lamba bulunan bir kandile benzetiyor.Yani teşbih yapıyor.


Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir.

Yukardaki ayettede mecaz vardır. Bir kere mantıken kalp anlamaz beyin anlar.Kalbin görevi vücuda kan pompalamaktır,anlamak kavramak değildir.Burda Allahu teala mecaz yapmıştır.




Bu dünyada kalbi kör olan, ahirette de kör ve daha şaşkındır.(İsra 72)
Yukardaki ayettede mecaz vardır.

Kalb kör olurmu? Kalbin gözü yokturki kör olsun.Burdada Allahu teala mecaz yapmıştır.

46 - Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
(HAC SURESİ)

Allah mahlukların sıfatları ile sıfatlanamaz. Onun gazab ve rızası keyfiyetsizdir. Sünnet ehlinin görüşü budur. Allah gazab eder ve razı olur. Onun gazabı cezalandırması, rızası da sevabıdır, denilemez. Biz onu kendisini vasfettiği gibi vasfederiz. O birdir, hiç bir şeye muhtaç değildir. Doğurmamış, doğurulmamıştır, dengi yoktur. Hayy, kayyum, kadir, duyan, gören ve bilen odur. Onun eli kullarının eli üzerindedir. Ama eli kullarının eli gibi bir uzuv değildir. O ellerin yaratıcısıdır. Onun yüzü yaratıklarının yüzü gibi değildir. O bütün yüzlerin yaratıcısıdır. Onun nefsi yarattıklarının nefsi gibi değildir. Bütün nefislerin yaratıcısı odur. "Onun benzeri hiç bir şey yoktur. Duyan ve gören odur"

(Şura/11 Ayet)

FIKH-UL EKBER( İmam-ı Azam Ebu Hanife )




 


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - Yeni Selefiyeciler tevil ve tefsire karşılar

Kuran'da muhkem ve müteşabih ayetler vardır.

Muhkem lûgatta, metanet verilmiş, sağlam ve kuvvetli manasına gelir 3 Manası kolaylıkla anlaşılan, hârici bir tefsire ihtiyaç göstermeyen ve tek manası olan âyetler muhkemdir. Sarih ve müfesserden daha kuvvetli olan sözü ifade için kullanılan muhkemin zıddı, müteşabihtir.


Tefsir usûlünde, açık ve tevile muhtaç olmayan âyetlere muhkemât.Manâsı gizli ve te'vile muhtaç olan âyetlere de müteşabihat denilmiştir.

Diğer bir tâbirle müteşabih, bir çok manâya ihtimali olup, bu manâlardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlerdir.

Müteşabih ayetler tevil ve tefsir ile açıklanır.

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - Cübbeli Ahmet Hoca - Vehhabiliğin Doğuşu ve Tehlikesi

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - İBNİ TEYMİYYE VE MUSTAFA İSLAMOĞLU CEHENNEMİN SONSUZ OLDUĞUNU İNKAR EDİYORLAR

İBNİ TEYMİYYE VE MUSTAFA İSLAMOĞLU CEHENNEMİN SONSUZ OLDUĞUNU İNKAR EDİYORLAR


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - Vehhabilik ve Ehl-i Sunnetin Cevabı

Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - Mezhepsizlerin Şeyhi Ibni Teymiye.

Mezhepsizlerin Şeyhi Ibni Teymiye.


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - BUGÜNKÜ BİDATCİLERİN AKIL HOCASI İBNİ TEYMİYE

BUGÜNKÜ BİDATCİLERİN AKIL HOCASI İBNİ TEYMİYE


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - Necip Fazıldan İbni Teymiyye,Abduh ve Efgani değerlendirmesi

Necip Fazıldan İbni Teymiyye,Abduh ve Efgani değerlendirmesi




Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - Diğer ülkelerdeki adı Selefilik ve İbailik.Ülkemizdeki adı Selefilik

 

http://video.mynet.com/kocayusufcan/Isl-m-in-Icine-Sokulmus-Fitne-VEHHABILIK/767600/


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - İbni Teymiyye'den Vehhabi ve Selefileri Rezil eden Nakiller!

İbni Teymiyye'den Vehhabi ve Selefileri Rezil eden Nakiller!


1. Bütün mahlûkat Muhammed Mustafa (SALLALLAHU aleyhi vesellem) hürmetine yaratılmıştır.

Ibn-i Teymiyye Mevlâ’nin mahlukatı yaratmasından bahsettikten sonra Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’den bahsediyor ve onu methettikten sonra diyor ki : « Ve söyle dense inkâr edilemez : (mahlukatın) Hepsi onun hürmetine (ecline) yaratıldı ve O olmasaydı yaratılmazdı. » (1)

2. Mevlidi kutlamakta büyük ecir vardır.

Ibn-i Teymiyye diyor ki : « Mevlide tazim etmek ve onu bir bayram (mevsim) kabul etmek: bunu bazı insanlar yapıyorlar. Ve bu iste büyük ecir vardır. Güzel maksadına binâen. Ve Allah Resûlüne Sallalahu aleyhi veselleme tazim olduğu için. » (2)

3. Salih insanlar bu âlemde meleklerden dahi çok tasarruf ve tedbir sahibidirler.

İbn-i Teymiyye’ye yöneltilen soruda âdemi (yani insan) olan ulemâ’nın birçok hususiyetleri olduğu söyleniyor, bunların arasında yaratılmışlara fayda verme, âlemin yönetimi (tedbiri) ve insanların rızkının onların sebebiyle geldiğini ve bunun gibi meleklerin evsafından olan hususiyetler zikrediliyor.

Ibn-i Teymiyye cevap veriyor : « Salih insanlar böyle şeylere sahiptirler, hatta daha fazlasına sahiptirler. » sonra şefaatten bahsediyor. Bu konuda önemli aslında, zira Peygamber olmayanların şefaatleri hakkında hadis zikr ediyor. Ve daha da acayibi su kelimeleri zikrediyor : « Aktâb », « Evtâd », « Agvâs », « Ebdâl », « Nucebâ » ! (3)

4. Bazı ölüler kabirlerinde azap olunurken görülür, sesleri işitilir ve kabir azabındaki haller gözükebilir.

Ibn-i Teymiyye burada kabir ehlinin bazı görünen hallerini aktarıyor ve birçok kişi kabir azabına duçâr insanin sesini duydu vs. diyor. (4)

5. Fenâ hâli tevhîdin hakikatidir.

Burada Ibn-i Teymiyye tamamen sûfî ıstılahını kullanıp Fenâ halini anlatıyor, üç kısma ayrıldığını anlatıyor ve manayı verdikten sonra diyor ki : « bu ise Allâh’

ın Resulüyle gönderdiği tevhit ve ihlâsın hakikatidir ». Vs… (5)

6. Ibn-i Teymiyye Levh-i Mahfuzdaki yazıdan haberdar.

Ibn-i Kayyim El Cevziyye burada hocası Ibn-i Teymiyye’nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor ve buna iki misal getiriyor. Birincisinde Tatarların Sam’a saldıracaklarını önceden haber veriyor. Ve dediği gibi oluyor. Ama en önemlisi ikinci misal. Burada Ibn-i Teymiyye Tatarların kesinlikle maglub olacaklarını, Müslümanların muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70’den fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki : « Insaallâh de ! » O da cevap veriyor : « Tahkik için insaAllâh diyeyim ama buna bağlamıyorum » yani kesin olacağını biliyorum. Ve öğrencisi diyor ki : sonra söyle dedi : « Beni zorladıklarında dedim ki : çok konuşmayın, Allâh Levh-i Mahfuz’da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı ! ».

Ve dediği gibi oluyor. Ibn-i Kayyim bu tür ferasetlerin hocasında yağmur kadar çok olduğunu anlatıyor. (6)

Bu sözü bir Sûfî dese ne der bu azgın selefiler?

7. Sekr hâlindeki evliyâ söyledikleri sözler konusunda mâzurdur.

Burada Ibn-i Teymiyye Sekr, yani manevi sarhoşluk halini anlatıyor. Ve bazı büyüklerin bu halde iken söyledikleri Şeriat dışı sözlerinden bahsediyor ve bunlara günah olmadığını söylüyor ve diyor ki : « Bu kişiler hakkında söyle hükmedilir: kisinin akli haram olmayan bir şeyden gittiyse, o zaman ondan sudur eden yasak sözlerden ve fiillerden sorumlulukları yoktur. (7)

8. Tasavvuf ve Sûfîler hakkındaki tutumu.

Burada Ibn-i Teymiyye bir grubun Tasavvuf ve Sufileri zemm ettiğini anlatıyor. Onları sünnetten ayrılmış bidatçi saydıklarını söylüyor. Başka bir grup ise bunları çok övmüş. Mahlûkatta onlardan iyisi yok demişler. Bu iki grup da yanlıştadır diyor. Ve devam ediyor : « Doğru olan sudur ki, onlar (sufiler) Allâh’in teatinde (ibadetinde) çok gayret ediyorlar. » Sonra da başka gruplarda da bu konuda gayret edenlerin olduğunu söylüyor. Ve Sufiler arasında mukarreblerin olduğunu, muktesitlerin olduğunu (bunlar eshâb-i yemindendir diyor), ictihad yapıp hata edenlerin olduğunu ve son olarak nefislerine zülm edenlerin olduğunu anlatıyor. (8)

Bugünkü Sapık Vehhabiler bu konuda ne diyorlar acaba? Tasavvuf deyince ağızlarından çıkan kelimeler hep ayni : Hurafe, Sirk, Müşrik, Müptedi’, Istigase, Tevessül, Haram, Bid’at, Tılsım, Hurafe vs... Baş rehberleri Ibn-i Teymiyye'nin anlattığı ilk gruba dahil olmuyorlar mı ?

9. Ibn-i Teymiyye Sûfilerin mezarlığına gömüldü.

Bu kitapta Ibn-i Teymiyye’nin hayati anlatılıyor. Burada ölümünden bahsediliyor, kılınan 4 cenaze namazından bahsediliyor ve sonunda çok kalabalık insanların başları ve elleri üzerinde cenazesinin Sufiyye’nin Kabristanlığına götürüldüğü ve orada defn edildiği anlatılıyor. (9)

Kabir Ehlinin olağan üstü halleri

İbn-i Teymiyye : ''Peygamberlerin ve Salih insanların kabirlerinde görünen kerametler harikulade olaylarda bu şekilde değerlendirilir. Mesela o kabre meleklerin ya da nurun inmesi, şeytanların ve hayvanların o kabre yaklaşmaması, o kabrin ve çevresindekilerin yangından korunması, o kabre komşu olan diğer bazı Mevtaların ŞEFAATE nail olması, bazı kimselerin o kabirlerin yanına defolunmayı istemeleri, o kabirlerin yanında bir dostluk ve huzur arayanlar, o kabirleri aşağılayanlara azap gelmesi gibi birçok hadise HAKİKATTİR.

Bunlar bizim ifade etmeye çalıştığımız mananın haricindedir. ALLAH’IN Peygamberlerin ve Salih insanların kabirlerine verdiği hürmet ve değer, oraya indirdiği rahmet, insanların birçoklarının vehmettiklerinden çok daha fazladır. Fakat burası, bunları izah etmeye mümkün değildir. (10)

Şeyh İbn-i Teymiyye Fetava'l Kübra adlı eserinde kendisine sorulan ''Peygamberimizle Tevessül etmek caiz midir'' sorusuna cevabında şöyle demektedir:

''ALLAH’A hamd olsun! Peygamberimize imanla ,onu sevmekle,ona itaat etmekle,ona selatu selam getirmekle,onun kendi yaptığı ya da nasıl yapmamız gerektiğini bize anlattığı her türlü yolla tevessül edilebilir.O,bir kimseye Şefaat eder veya dua ederse o kimsenin bu Şefaat ve duayla tevessül etmesi bütün Müslümanların ittifakıyla caizdir!!!

İbn-i Teymiyye göre tevessülün şartları

İbn-i Teymiyye ''Kaidetün Celile fi't-Tevessül ve'l Vesile'' adlı eserinde :

''Ey iman edenler ALLAHtan korkun ve ona vesile arayın'' ayeti kerimesi üzerine konuşurken s:5 şunları söyler :

''Vesile aramak ilk önce ALLAH’A iman ve peygambere ittiba tevessülünü ifşa etmiş kimseler için söz konusu olabilir. Peygamberimiz SALLAHu aleyhi vesellemin hayatında ya da vefatından sonra iman ve itaat ile tevessül etmek, gizli açık her yerde ve herkese farzdır. Deliller göstermektedir ki, hiç kimse her hangi bir mazeret ileri sürerek,bu iman ve itaat tevessülünden beri olamaz.

ALLAH’IN rahmetine giden ve azabından koruyacak olan iman ve itaat tevessülünden başka çare yoktur. Nebi SALLAHu aleyhi vesellem tüm mahlukatın Şefaatçisi, gelmiş geçmiş herkesin gıpta etmiş olduğu Makamı Mahmud’un sahibi,Şefaat yetkisi olanların makamı ALLAH katında olanların en yüce olanıdır.

Fakat onunla tevessül etmek, ancak ALLAH Resulünün Şefaat edip dua ettiği kimseler için söz konusu olabilir. Yani Peygamberimiz her kime dua etmiş ve Şefaat etmişse ancak o kimse, onun şefaat ve duasıyla tevessül etme hakkına sahiptir. Ashabı kiramın Onun SALLAHu aleyhi vesellem şefaat ve duasıyla tevessül etmesi ile kıyamet gününde herkesin tevessül etme arzusu bu yüzdendir..'' (11)

Şeyh İbn-i Teymiyye, Peygamberimiz SALLAHu aleyhi vesellem'in hayatında yâda vefat etmiş, yanımızda yada gıyabında olması arasında bir fark olduğunu belirtmeksizin onunla tevessül etmenin caiz olduğunu söyler. Bu görüşlerini de Ahmed Bin Hanbel'e ve İz bin Abdusselamın Fetava'l Kübra adlı eserinde söylediklerine dayandırır.

İbn-i teymiyye şunları söyler : ''Peygamberimizle tevessül etmenin caiz olduğu,tirmizinin rivayet edip SAHİH kabul ettiği hadisten de anlaşılmaktadır. ALLAH Resulü bir adama şöyle bir dua öğretmiştir: ALLAHım! Rahmet Peygamberi Muhammedi sana vesile kılıyor ve senden istiyorum. Ya Muhammed! Ben ihtiyacımı gidersin diye seni Rabbime vesile ediyorum. ALLAHım onu bana Şefaatçi kıl'' (12)

Teberrük hususunda

İbn-i Teymiyyenin teberrük hususunda ona bu soru sual edildiğinde :

''Bir kimsenin ''Ben falan adamın bereketi için bunu yapıyorum'' ya da ''O buraya geldiğinden beri bir bereket hâsıl oldu'' gibi ifadeler kullanması bir açıdan doğru bir açıdan yanlıştır. Bu sözler ''Bu zat bizi doğru yola ulaştırmış, bize hakkı ögretmiş, iyiliği emretmiş ve kötülükten sakındırmıştır. Ona tabi olmak ve sözünü dinlemenin bereketiyle hayırlı şey hâsıl olmuştur.'' anlamında kullanılıyorsa, Medine ehlinin Nebi geldikten sonra iman ve itaat edip bereketlenmeleri gibi anlaşılır ki, o zaman bu söz doğrudur. (13)

Sahabe bu vesileyle, dünya ve ahiret saadetine nail olarak büyük bir bereket elde etmiştir.Bu açıdan her Müminin ona iman ve itaat etmesiyle dünya ve ahiretin iyiliklerinden yanlız ALLAHın bildiği nicelerini kast ederek Resulün bereketiyle bereketlendiklerini söyleyebiliriz.

Eğer bu sözlerle ''Onun duası ve salih bir insan olması vesilesiyle ALLAH bizden şerri defetmiş, bize rızık ve yardım etmiştir'' anlamı kastedilmekte ise,aynı diğer mana gibi buda doğrudur.

Nebi sALLAHu aleyhi vesellemin buyurduğu gibi : ''Sizler ancak içinizdeki zayıfların duaları,namazları ve ihlasları sebebiyle yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz.'' Kafir ve facirlere gelecek azap, aralarında bulunan azabı hak etmeyen müminler yüzünden çevrilebilir.

ALLAHın veli ve Salih kullarının bereketinden, insanları ALLAH’a itaate davet etmeleri ile onlara faydalı olmaları, insanlara dua etmeleri ve onlar sebebiyle oraya inen rahmet ile def edilen azap kast ediliyorsa, evet böyle bir şey doğrudur. Birisi bereketle bunu kast ediyorsa doğru söylemiş olur ve bu bir hakikattir.

Bu söz batıl ve yanlış bir anlamda da kullanılabilir.Şöyle ki : Eğer bir beldenin ehli ALLAHa itaat etmese de o belde de meftun bulunan falan kişi yüzünden Allah’
ın onları gözettiğine inanıyor ve mahlukatı ALLAH’a ortak koşuyorsa bu büyük bir cehalettir. (14)

Kaynakça;

1- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 11 sayfa 97:

2- Iktidâ-üs Sirât-il Mustekîm, sayfa 297 :

3- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 4 sayfa 379 :

4- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 5 sayfa 525 :

5- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 2 sayfa 370 :

6- Medâric-üs Sâlikîn, C. 2 sayfa 489 (Ibn-i Kayyim el Cevziyye)

7- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 10 sayfa 340 :

8- Mecmû-u Fetava Ibn-i Teymiyye, C. 11 sayfa 18:

9- El ‘Ukûd-üd Duriye min Menâkib-i Ibn-i Teymiyye, sayfa 378 :

10- İbn-i Teymiyye ''İktizau's Sıratıl Müstakim'' s:374

11- Mefahim’den

12- Aynı Eser

13- Aynı Eser

14- Aynı Eser

http://forum.memurlar.net/konu/671756/



Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - İbni teymiye “Mecmu-u’l fetava” diye adlandırılan kitabının
İbni teymiye “Mecmu-u’l fetava” diye adlandırılan kitabının 4. cüz’ünün 374. sayfasında Allâh hakkında açıkca “CULUS” yani “OTURMA” sıfatını ifade etmiştir.

İbni Kayyim el-Cevziyye de “Bedâi-u’l fevâid” diye adlandırılan kitabının 4. cüz’ünün 40. sayfasında Allâh hakkında açıkca “CULUS” yani “OTURMA” sıfatını ifade etmiştir.
Muhammed ibn AbdulVehhab ise “Mecmuatu rasail fittevhid” diye adlandırılan kitabında “CULUS” yani “OTURMA” sıfatını ifade etmiştir.
İbn Baaz “Mecelletu’l-hac” h. 1415 yıla tekebül eden 11. cüz Hac dergisinde haşa şöyle demiştir: “Allâh zatı ile arşın üstündedir”
Salih ibn Fevzan, “Nazarat ve takibat ala ma fi kitabisselefiyye“ (Daru’l-vatan, Riyad) isimili kitabının 40. sayfasında şöyle demiştir: “Allâh arşa yerleşmiştir“
Useymin, “Fetâva’l-akide” isimli kitabının 85. sayfasında şöyle demiştir: “Allâh zatıyla arşın üstündeki cihettedir.” Aynı kitabın 742. sayfasında da haşa şöyle demiştir: “Allâh hareket ediyor”.
Bu gibi ifadeler, bu insanların Allâh’ı cisim olarak kabul ettiklerinin göstergesidir.
Ayrıca Useymin “Tefsir Ayetul-kursiyy” isimli kitabının (Mektebetu İbnu’l-Cevzi) 19. sayfasında Allâh hakkında haşa şöyle demiştir: Kürsi, Allâh’ın iki ayağının bulunduğu yerdir.”
VİDEO VE KAYNAKLAR DEVAMINDA …….

Muhammed ibnu AbdulVehhabı bizzat ecdadından kabul eden, Abdurrahmân ibnu Hasen ibnu Muhammed ibnu Abdulvehhab, “Fethu’l-Mecid” kitabının 356. sayfasında (Mektebetu Darusselâm, Riyad) haşa Allâh’ın kürsiye oturduğunu açıkca ifade eder.
Bu son kişinin sözünde, Allâh’a isnat edilen oturma sıfatı, arş ile bağlantılı olarak geçmese de haşa kürsi ile bağlantılı olarak geçiyor ve bu sebeple bu da küfürdür. Bir kimse Allâh’ın haşa arşa oturduğunu iddia ettiğinde nasıl ki küfre giriyorsa Allâh’ın kursiye oturduğunu iddia ettiğinde de küfre girer.
İmana zarar veren bu tür hallerden Allâh’a sığınırız.
Ehl-i Sünnete göre Allâh’ın kesinlikle uzuvları yoktur. Kur’anî ve hadîsî nasslarda uzuvmuş gibi bir izlenimin verildiği yerlerde geçen kelimeler, arapçada çok anlamlı kelimelerdir, mesela mecazi olarak kullanılan ifadeler geçer ve bazı yerler Allâh’ın sıfatlarına delalet ederler bazı yerler ise başka anlamlara.
Selef-i salihin“in bir kısmının tevil etmesiyle birlikte çoğunluğunun müteşabih olan nasslar hususunda izledikleri yol, bu müteşabih olan nassları zahirlerine hamletmemektir (benzetme içerecek bir manada anlamamaktır) ve üzerlerinde durmayarak benzetmeksizin, nasıllık isnat etmeden Allâh’a layık bir anlamı olduğuna inanarak geçiştirmektir.
İbni teymiye, ibni Kayyim el-Cevziyye ve Muhammed ibn AbdulVehhâb gibi müşebbihe olan (Allâh’ı yaratıklara benzetmeye kalkan) şimdikl vehhabilerin de Allâh’a “OTURMA“ sıfatını isnat etmeyi devam ettirdiklerini pekiştirmek için misal verilecek olursa:
Aşağıdaki resimde görüldüpü gibi Akaitle ilgili olan bu kitabı vehhabi olan AbdulAziz ibn Faysal adında biri yazmıştır.
Kitabı takdim eden de koyu vehhabi Salih ibn Fevzandır.

Bu kitapta Allâh’a “OTURMA” sıfatı açıkca isnat edildiği halde Salih ibn Fevzan bu kitap için takriz yazmıştır aşağıdaki resimde görüldüğü gibi:

Sözkonusu olan vehhabi AbdulAziz ibn Faysal’ın kitabında, Allâh hakkında “OTURMA” sıfatını kullandığı ifade ise aşağıdaki resimde görüldüğü gibi ortadadır ve tevil edilemeyecek şekilde sarihtir (belirgin, açık):

Arapçayı anlamayanlar için yukarıdaki sayfada geçen yazı özetlenecek olursa, yazar haşa “Allâh’ın istivası, oturmaktan başka türlü olur mu?” diyen birisinin sözünü naklediyor bir de ardından yorum yaparak “Bu söz ise doğrudur üzerine toz konmuşluğu yoktur…” diyerek o küfür sözünü böylece doğrulamaya kalkıyor.
Bir vehhabinin, arapça dilinde Allâh’a “OTURMA” sıfatını diliyle nasıl isnat ettiğini kendi kulakları ve gözleri ile duymak ve görmek isteyen, video çekimi olan şu görüntüleri izlesin:

VİDEO LİNKİ

http://video.yahoo.com/watch/8461301




http://www.sapitanlar.com/index.php/...ayin-etmeleri/

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


4/3/2011 - Ibni Teymiyye
Ibni Teymiyye
Kimdir?


İsmi, Ahmed b
Abdü’l-Halîm İbn-i Abdillâh b Ebi’l Kâsım ibn-i Hadır
en-Nemîrî el-Harrânî ed-Dimeşkî el-Hanbelî, Takiyyüddîn ibnü Teymiyye’dir Harrân’da[3] doğdu (661
H) Babası onu Dimeşk’e
götürdü Orada yerleşti ve meşhur
oldu Verdiği bir fetvadan
dolayı Mısır’a çağrıldı Oraya gitti… Orada bir
müddet hapse atıldı Sonra, İskenderiyye’ye
nakledildi Sonra, serbest bırakıldı
ve 712’de Dimeşk’e gitti 720 tarihinde orada
tutuklandı 728 senesinde, Dimeşk
kalesinde tutuklu iken öldü

İbn-i Teymiyye,
Felsefe ve Mantık ilimlerinde araştırması çok olan birisiydi Lisânı fasîh idi Yirmi yaşına varmadan
ders okuttu ve fetva verdi Eserleri çoktur

Hâsılı O, yedinci
asır Hanbelî fıkıh ve hadîs âlimlerinden, şâz görüşleri bol olan birisidir Şâzlarının bol oluşunun
da, değişik sebebleri vardır Bunlar, akîde, fıkıh ve
üslûb olmak üzere üç tanedir

Mîzâc ve ahlâkı
çerçevesinde doğan ve gelişen üslûbuyla, olması îcâb eden veya olabilecekten
daha fazla bir cesâret, hiç olmaması lâzım gelen tepeden bakma, boyundan büyük
olan nice büyüklere karşı, akıl almaz bir saldırganlık, acelecilik, muğalata ve
benzeri sebeblerden doğan bıktırıcı tekrarlar, çekilmez tenâkuzlar
sergilemiştir Tenâkuz ve tekrarları
çizildiği takdirde yazdıklarının neredeyse dörtte biri bile kalmayacaktır Kitablarını aklı havada
bir kara sevdalı edasıyla değil de, bir ilim adamı ciddiyeti ile okuyacak olan
herkes bu hakikati görebilecektir “İktizâ”sı,
“Kâidetün Celîle”si, “Furkan”ı, “Ubûdiyye”si, Akîdeye dâir kitabları,
Fetâvâ’sının akîdeyle alakalı kısımları, birindeki cümleleri diğerinde biraz
değiştirilen, zaman zaman da hiç değiştirilmeden aynen tekrarlanan sözlerden
meydana gelen cinsindendir

Yerine göre
zâhiri, yerine göre filozof, yerine göre de Ehl-i Sünnet vasfıyla temâyüz
etmiştir Ne zaman ve nerede hangi
cepheden olması lâzım geldiğini buna kanaat getirdiyse, o tâifenin düşünce ve
müdafaalarıyla karşı tarafa saldırmış ve esasen başkalarına âid olan malzemeleri
kendine mâlederek, onların kendi tahkiki olduğu zannını uyandırmıştır Yerine göre Ehl-i
Sünnet olup Ehl-i Bidata karşı, zaman zaman Ehl-i Bid’at fikrinden yana olup
Ehl-i Sünnete karşı, bazen de felsefecilerden yana olup diğerlerine karşı
amansız bir muharebe vermiş ve nihayet ilim adamlığını, muztarib mütefekkirliği
(!) içinde kurban etmiştir

Hüseyin Avni
KANSIZOĞLU İnkişaf Dergisi, Sayı: 7


İbn
Teymiyye

el-Kevserî merhum, et-Ta‘akkubu'l-Hasîs limâ Yenfîhi İbn
Teymiyye mine'l-Hadîs ve el-Buhûsu'l-Vefiyye fî Müfredâti İbn Teymiyye adını
verdiği eserlerinde bir kısım hadisler hakkındaki tavrını ve şazz görüşlerini
tenkit ettiği İbn Teymiyye'nin özellikle itikadî konulardaki tutumunu hemen her
çalışmasında eleştirmiştir Özellikle birinci
eserinde, İbn Teymiyye'nin Minhâcu's-Sünne'de ele aldığı birçok konuda sahih
hadis mevcut olduğu halde o konularda hadis bulunmadığını veya mevcut hadislerin
güvenilmez olduğunu söylemesini tenkit etmektedir Diğer benzerleri gibi bu
iki kitabı da basılarak ilim alemine kazandırılmayı beklemektedir

Gerek
Makâlât'ında, gerekse diğer telifleriyle, ta'lik ve takdim yazılarında sık sık
İbn Teymiyye'nin görüşlerine değinmiş ve kendisine zaman zaman oldukça ağıra
kaçan eleştiriler yöneltmiştir Bunların başında İbn
Teymiyye'nin, Yüce Allah'ı, mahlûkâta mahsus özelliklerle tavsif etmesi
gelir Her ne kadar İbn
Teymiyye, "teşbih" ve "tecsim" olarak ifade edilen tavra katılmadığını
belirtmişse de, izlediği yolun sonunun teşbih ve tecsime çıktığı da bir
gerçektir Bilindiği gibi İbn
Teymiyye, gerek hayattayken, gerekse vefatından sonra en fazla eleştiri alan
âlimlerden birisidir Geniş ıttılâı, güçlü
hafızası ve keskin dili ile o da pek çok büyük âlime ağır eleştiriler
yöneltmiştir Bıraktığı çok sayıda
eser, büyük yankılar ve derin tesirler uyandırmıştır Günümüzde Suud merkezli
Vehhabîlik hareketi ile Selefîlik diye anılan akım, İbn Teymiyye'nin kalıcı
tesirinin en büyük ve somut iki göstergesidir

ALINTIDIR.

http://www.mumsema.com/islamda-tasav...-tasavvuf.html

Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


Benim hakkımda

LALE GÜL FM