<YENİ FARKLI PENCERE-2>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


YENİ FARKLI PENCERE-2
Benim hakkımda
S.SİTE

Son yazılarım
Menü
Arkadaşlarım

    DİĞER SİTELERİM


    TAVSİYE SİTELER

















    CAN SUYU YARDIM DERNEĞİ






     Arkadaşına tavsiye et!







    track net visits



    2 sayfadan 1 . sayfa
    SAYFAYI GERİ ÇEVİR | SAYFAYI İLERİ ÇEVİR
    5/11/2008 - 'Pek muhterem Papa cenapları'
    'Pek muhterem Papa cenapları'

    Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.

    Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.

    İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.
    Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.

    Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.

    Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.

    Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlikler önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir.

    Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.

    Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi'ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şumullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.

    Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun.

    Fethullah Gülen / 9 Şubat 1998

    Eski Kaynak : http://arsiv.aksiyon.com.tr/arsiv/167/

    Not: Bu mektubun Aksiyon'daki adresi iptal edilmiş.

    Kaynak: Mehmet Kamış, Medeniyetler Buluşması, Aksiyon Dergisi, Sayı: 167, 14–20 Şubat 1998.

    http://www.zaman.com.tr/1998/02/10/g...olitika/1.html

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    29/9/2008 - Bu ayin Türk basınında manşet olmaz!

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Fethullah Gülen ve Papa II. Paul

        Fethullah Gülen  ve Papa II. Paul

    Papa II. Paul:

    "Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım." "Dinlerarası diyalog, Kilise'nin bütün insanları Kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir."

    Fethullah Gülen:

    “Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.” (10 Şubat 1998, Zaman)



    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Mehmet Şevket Eygi: "Bana Niçin Öfkeleniyorsunuz? "
    Mehmet Şevket Eygi: "Bana Niçin Öfkeleniyorsunuz? "


    Siz Müslüman, ben Müslüman ve siz bana çok kızıyor, köpürüyorsunuz. Acaba bu öfkenin sebepleri, gerekçeleri nedir? Kur’ân’a, Sünnete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı İslâmiyeye aykırı bir şeyler mi yazmışım?.. Hayır, böyle bir şey yok… Olursa ve uyarılırsam hemen hatâmı kabul ederim.

    Araştırdım, siz bana şu sebeplerden dolayı kızıyormuşsunuz:

    1. Siz bir cemaate mensupmuşsunuz, ben o cemaatin bazı fikir, görüş ve inançlarını (isim vermeden, şahsîleştirmeden) tenkit ediyormuşum…

    2. Siz bir “Hazret-i Muhtereme” bağlı imişsiniz. O zatın hiç günah işlemediğine, hatâ yapmadığına, yanılmadığına, mâsum/ismetli olduğuna inanıyormuşsunuz. Benim bazı tenkitlerimin ucu ise o Hazretü’l-Hazerat hazretlerine dokunuyormuş…

    3. Siz, Hz. Muhammed Aleyhisselamı, Kur’ân-ı Kerim’i, İslâm dinini inkar eden kafirlerin ehl-i necat (kurtuluş ehli) ve ehl-i cennet olduğuna inanıyormuşsunuz; ben ise bu inançların İslâm ile, Kur’ân ile, Sünnet ile bağdaşmadığını yazıyormuşum. Böylece size ve “dostlarınıza” zarar veriyormuşum…

    4. Para, madde, dünya konusunda yazdıklarım dolaylı olarak sizi rahatsız ediyormuş…

    Bu sebeplerden ve gerekçelerden dolayı rahatsız olup bana düşmanlık ediyorsanız ben ne yapabilirim?

    Doğrudan doğruya yapmadığım, isim vermediğim, şahsîleştirmediğim anonim tenkitlerim dolayısıyla kimseden korkacak ve çekinecek değilim. Bunları iyilik için, salâh için yapıyorum.

    Yanlışım varsa açık imza ve adres, telefon numarası vererek gerekçeli şekilde yazın, çok uzun olmamak şartıyla bu sütunlarda basayım. Lütfen şu sorularıma cevap veriniz:

    * Siz, Teslis’e inananlarla, Müslümanların Allah inancı birdir diyorsunuz. Bu görüşünüz ve inancınız İslâm’a tamamen zıttır. Kur’an-ı Kerim’de Teslis inancının yanlış olduğu sarih şekilde beyan buyrulmuştur.

    * Bir kimse, Peygamberimizin risâletini, davetini, Kitabını, dinini duysa, öğrense, bilse ve bunlara iman etmese, İslâm’ın öğretilerine göre o kişi ehl-i necat ve ehl-i cennet olmaz.

    Bana kızıp köpürmekle, sövüp saymakla yukarıda açıkladığım yanlış inançları doğrulamak mümkün müdür?

    Bu konularda yanlış düşünmediğinizi, sapık inançlar sergilemediğinizi, gücünüz yetiyorsa ispat edin. Mümkün değil ispat edemezsiniz. Çünkü bunlar Yüce İslâm dinine zıt bozuk inançlardır.

    Yarın, ahiret aleminde Yüce Huzurda ne cevap vereceksiniz?

    Allah, Kitabında tek hak dinin İslâm olduğunu beyan buyuruyor, siz ise üç hak İbrahimî din bulunduğunu söylüyorsunuz. İslâm dünyasının icazetli büyük fakihlerine, müftülerine, allamelerine sorunuz. Bakalım ne diyecekler?

    Bozuk inançlar sergileyen Diyalogcular niçin, bütün milletin seyredeceği bir açık oturuma katılmıyorlar? Böyle bir toplantı yapılmasını defalarca teklif ettim. Gündemi daha önceden belli olacak. İhtilâflı/tartışmalı konular açık seçik yazılacak. Öyle mugalata yapmak, havanda su dövmek, lastikli konuşmak yok.

    Temiz Müslümanların Amerika ve İsrail’le iş birliği yapması mümkün müdür? Onlar Irak’ta bir milyon Müslüman’ı katlettiler. Filistin’de yapılanları görüyoruz.

    Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bir Müslüman’ın kabul edip destekleyeceği bir proje midir?

    Amerikan ve Yahudi parasıyla İslâm’a hizmet edilebilir mi? (Almayanlara bir şey dediğim yok, sözüm alanlaradır… Almayanlar gocunmasınlar…)

    Bendeniz dokuz köyden kovulmuş bir insanım, yaşım ilerledi, herhangi bir dünyevî bir emelim yoktur. Gerçek İslâmiyet’i, Ehl-i Sünnet Müslümanlığını, gerçek Kur’ân Müslümanlığını savunuyorum. Bu savunma esnasında uğrayacağım hakaretler, maruz kalacağım düşmanlıklar ve tükürükler benim için şeref olacaktır.

    Mehmet Şevket Eygi


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi'nin Üstadı mı?]

    Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi'nin Üstadı mı?]



    “Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”

    Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında “Risale-i Nurlara el atıldığını ve bazı değişiklikler yapıldığını” yazıyor ve haklı olarak sert bir şekilde de tenkit ediyordu.


    Sakarya Üniversitesi hocalarından Sayın Dr. Alaaddin Yalçınkaya da Cemaleddin Efgani isimli eserinde bu değişikliklerden birine dikkat çekiyor. Alaaddin Bey’in ifadeleri şöyle:


    “İttihad-ı İslâm (İslâm birliği) ve Cemaleddin Efgani ile alâkalı, Said Nursi’nin de bazı görüşleri vardır. Said Nursi şöyle demektedir:


    “… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o Kürtleri ikaz etti. Onlar da ona biat etti. Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir. Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) Cemaleddin Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavi, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey (Namık Kemal) ve Sultan Selim’dir.”


    (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Tenvir Neşriyat, 1987, İstanbul, Yedinci Cinayet.)


    Alaaddin Yalçınkaya devam ediyor:


    “Said Nursi’nin bu konudaki görüşleri, arada küçük olmakla beraber farklı yorumlara sebep olabilecek diğer bir kaynakta şöyle nakledilmektedir:


    “İşte ben bu ittihadın efradındanım ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o, vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır. Bu meselede seleflerim; Şeyh Cemaleddin Efgani, allamelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâm’ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir ki…”


    (Bediüzzaman Said Nursi, İki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Aksi Seda Matbaası, Samsun, 1957, s 14-15)


    Fark ortada. Birindeki “Kürt” kelimesi diğerinde “vilayat-ı şarkiye” olmuş. Bu durumda, insan “Yoksa Risale-i Nurlarda benzer şeyler yapıldı mı?” diye düşünmez mi? Demek ki, Mustafa Kaplan Bey feveranında yerden göğe kadar haklı…
    Bir kelimenin değiştirilmesine bile bizzat Risale-i Nur’un yazarı şiddetle karşı. Bakın:
    Mana daha güzelleşiyor diye Fihrist Risalesi’ne yapılan çok küçük bir ilaveye itiraz eden Said Nursi, şiddetli bir tokat aşkettikten sonra, “Titremeliydiniz. Ben dahi (Risale-i Nur’a) kalem karıştıramıyorum. Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” demiştir. (ittihad.com.tr sitesindeki 14 sahifelik metnin 6. sahifesi. Aynı cümle Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de de mevcut.)


    1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde “Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu. İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..


    Sizin anlayacağınız değerli okuyucular, böyle şeylere şahit oldukça, Mustafa Bey’e bir defa daha ‘haklısın’ demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

    16 Mart 2006 Perşembe

    (Ali Eren, Vakit)


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Diyalogcu Zaman Gazetesi’nden “Fal Hizmeti” |Burçlar, Astroloji, Batıl inanç ve Hurafeler|

    zaman gençlik zaman gazetesi gençlik eki diyalogcu zaman logo

     

    Diyalogcu Zaman Gazetesi’nden “Fal Hizmeti” |Burçlar, Astroloji, Batıl inanç ve Hurafeler|




    Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    “Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur.” Taberani

    “Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.” Müslim

    Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Çalınanları, kaybolanları bilirim diyen ve buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allahu teâlâ, bir de onun vahiy ve ilham ettikleri bilir.

    Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, “Bana falanca evliya bildirdi” derse küfür olmaz. Cinden arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmek de caiz değildir. Çünkü cinlerin gördüğü şeyleri doğru anlatıp anlatmadığı bilinemez. Cincilere ve büyücülerin, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür.

    Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır. Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek, büyü çözmek için büyü yapmak da caiz değildir. Büyü yaparken, küfre sebep olan bir şey yapmak küfürdür. Böyle olmazsa, büyük günahtır.

    Hadis-i şerifte (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir) buyuruldu. (Bezzar)

    Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.

    Halk arasında, Zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takımyıldıza “burçlar” adı verilir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da söylenir.

    Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır.

    Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu nedenle de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez.

    Gazetelerdeki burç sayfalarını okumak caiz değildir.

    * * *

    Evet, burçlara göre karakter tahlili tamamen bir hurafedir.

    Evet, burçlara göre günlük haftalık hadiseleri önceden haber vermek asla caiz değildir.

    İslami bir kılıf kuşanmış bir gazetenin eki… Allah rızası için abone olanlara, Allah rızası için abone yaptıranlara sahip bir gazete…

    Müslümanların “himmetleri” ile kurulmuş, Müslümanların “himmetleri” ile yaşayan gazete…

    Dinimize hizmet(!) bayraktarlığı yapıyor….!!!!!!!!!!!

    Toz kondurulmayan çok büyük “Gönül İnsanı’na” sahip……!!!!!!!!!!

    Zaman Gazetesi-Gençlik Eki’nin Fal ve Hurafe “Hizmet”i Devam ediyor… Rezaletler zincirine yeni halkalar eklenmeye devam ediyor…

    “Hizmet” den geri kalmayın…


    * * *

    Bakınız bu köşe, akrep burcu için ne demiş:

    Sezgilerinizden ziyade mantığınıza itaat etmeniz gereken birtakım döngüler sarmalının içinden geçiyorsunuz. Bu demek değil ki daha çok para kazanacak ve daha çok harcayacaksınız. Sadece kötü günlerin bir süreliğine geride kaldığını söyleyebilirim.

    Çok istifade(!) ettik…

    “Himmet geceleri” düzenlensin, astroloji köşeleri artırılsın….!!!

    Tek tek burçlar verilmiş, altına tarihleri yazılmış.
    Bilmeyenlere bu hurafeler öğretilmiş.

    Bir sömürü bir kandırmacadır, sürüp gidiyor. Karşıda aşkla bağlı bir güruh, ne denilirse yutuyor…

    Yukardan emirler geliyor, böyle yapıyoruz, çünkü böyle böyle… Falan filan…


    Papa, papaz kucaklıyorlar, “gizli müslüman” deniliyor.
    Bir dedikodu, bir göz boyamacılık…
    Herşeye bir kılıf bulma yarışı…

    Ama güzel dinimizde net emirler var.
    Kimler ne kadar sulandırmaya çalışırsa çalışsın, hakikate bağlı bir topluluk devamlı olacak.

    Küfürse küfürdür, haramsa haramdır.

    Hangi “gönül eri(!)” yaparsa yapsın.

    http://diyalogcu.wordpress.com/


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Az Nutuk Karışık Türkçe Kur’an ve Dinde Reform

    Az Nutuk Karışık Türkçe Kur’an ve Dinde Reform
    atatürk mustafa kemal dinde reform



    Atatürk zamanında köklü bir din reformunun çalışmalarının yapıldığı bu yönde tekliflerin bile olduğu ortaya çıktı. Gültekin Avcı yeni kitabında, din reformu için ortaya atılan tekliflere yer verdi. Teklifler arasında, Kuran-ı Kerim’in Atatürk’ün vecizelerine de yer vererek yeniden yazılmasından, namazın 8 rekatı geçmeyecek şekilde yeniden düzenlenmesine kadar çok sayıda teklif bulunuyor.

    Gültekin Avcı yeni kitabında Atatürk’ün yeni bir din reformu çalışması içerisinde olduğunu ancak buna ömrünün yetmediğini yazdı. Sisteme yönelik eleştirileriyle tanınan eski Savcı Gültekin Avcı, Metropol Yayınları’ndan çıkan “Resmi İdeoloji Yangınları, Yargılanan Milletin Kabusları” isimli yeni kitabında çok tartışılacak iddialarda bulundu. Atatürk’ü çok iyi tanıyan Falih Rıfkı Atay’ın, “Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağından şüphe yoktu” sözlerini hatırlatan Avcı, kitabında Atatürk döneminde ciddi manada ibadet reformunun planlandığını iddia ediyor.

    ATATÜRK NASIL BİR REFORM PLANLIYORDU?

    Atatürk’ün ömrü kifayet etmediği için yapılamayan din reformunda ilginç tekliflerin bulunduğunu aktaran Avcı, o teklifleri şu şekilde sıralıyor:

    “Yeni bir Kur’an hazırlanacaktı. Türk Ceza Kanununa aykırı hükümlerin hazırlanacak yeni ‘Kur’an’ kitabına konmaması, bu yeni hazırlanacak Kur’an’da Atatürk’ün demeçlerinden bazı pasajlar yer alması, yine bu yeni Kur’an’da ahiret fikri adalet, Cennet fikri bu dünyada huzur ve saadet, cehennem fikri ise vicdan azabı ve ruhi huzursuzluk olarak tavsif edilmesi söz konusuydu.

    Yeni Kur’an Türkçe olacak ve TDK tarafından basılacaktı. İbadetlerde bu yeni Kur’an okunmak durumundaydı. Dini ve bilimsel araştırma yapmak isteyenler içinse orijinal Kur’an serbest olacaktı. Farz, vacip ve sünnet tüm namazlar camide imamla beraber Türkçe kılınacaktı. Namaz rekâtları 8’i geçemeyecekti. Camilerde musiki aletleri bulundurulacaktı. Musıki asri ve enstrümantal olacaktı. Böyle devam edip gitmekteydi.”

    (kaynak: 8 SUTUN)

    http://diyalogcu.wordpress.com/


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Fethullah Gülen:Peygambere Gerek Yok!

    Fethullah Gülen:Peygambere Gerek Yok!

    http://www.youtube.com/watch?v=CPmN7BQS6KA&NR=1



    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - DİALOGDAN DÜĞÜNE-ÇİFT DİNLİLER

    DİALOGDAN DÜĞÜNE-ÇİFT DİNLİLER


    http://www.youtube.com/watch?v=WMb8slFNzWw

    http://www.benimblog.com/aslanavcisi/ dan alınmıştır.





    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Bediüzzaman(!) Said Nursi Kuran-ı Kerim'i Eleştirirmiş!

    Bediüzzaman(!) Said Nursi Kuran-ı Kerim'i Eleştirirmiş!

    http://www.youtube.com/watch?v=jvmQluQN-wo&NR=1


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - Bediüzzaman(!) Said Nursi:Hıristiyanlar da şehid olabilir?

    Bediüzzaman(!) Said Nursi:Hıristiyanlar da şehid olabilir?


    http://www.youtube.com/watch?v=2Ej1mCgT4dw



    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - MEHDİ, SAİD NURSİ BEDİÜZZAMAN' MIŞ.

    MEHDİ, SAİD NURSİ BEDİÜZZAMAN' MIŞ.

    http://www.youtube.com/watch?v=TfXC864JhQc&NR=1



    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    23/8/2008 - CEVŞEN BİR UYDURMA!

    CEVŞEN BİR UYDURMA!

    http://www.youtube.com/watch?v=5f8DjCP2884&feature=related



    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    11/7/2008 - 1 DOLARIN SIRRI


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    11/7/2008 - BÖLÜCÜ ÖRGÜTÜN GİZLEMEYE ÇALIŞTIĞI KOMÜNİST KİMLİK
    BÖLÜCÜ ÖRGÜTÜN GİZLEMEYE ÇALIŞTIĞI KOMÜNİST KİMLİK
    İlmi Araştırma s.38/Ağustos 2007
     
        


    http://www.arastirma.org/MOC/index.php?secim=makale&m_id=2603

        

    Komünizm tehlikesi, yanı başımızda hala yaşıyor. Bölücü terör örgütü, çeşitli taktiklerle bu gerçeği özellikle bölge vatandaşlarımızdan gizlemeye çalışsa da, her eylemi, her sloganı ve her bildirisiyle komünist ve ateisttir. En önemlisi de, attığı kanlı ve zalim adımları artırmak için  her an pusuda beklemektedir.

    "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter.    O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkâr edenler ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır." (Ankebut Suresi, 52)
     
    SUNUŞ
        Dergimizin geçtiğimiz ayki kapak yazısında, Türkiyenin bugünkü en aciliyetli konularından birinin, komünist bölücü hareketin kökünün kurutulması olduğuna dikkat çekmiştik. Terörü sona erdirmek için terörün kökeni konusunda doğru bir saptama yapmak gerektiğini vurgulamış ve sorunun çözümü için fikri mücadelenin gerekliliğinden bahsetmiştik.
        Fikri mücadeleyi doğru yapabilmek için öncelikle terörü uygulayan, destekleyen ve planlayanların bağlı oldukları ideolojiyi çok iyi tanımak gerekmektedir. Bu ideoloji, hiç şüphe yok ki "komünizm"dir.
        Bu ayki kapak yazımızda terörü besleyen komünist ideolojiyi önemli yönleriyle sizlere tanıtacak ve sinsi taktiklerini deşifre edeceğiz. Ayrıca kendisini etnik bir hareket olarak lanse etmeye çalışan bölücü örgütün gerçek kimliğini ve asıl hedefini ortaya koyacağız. Yazı boyunca delillerine de şahit olacağınız üzere, günümüzde komünizm tehlikesi halen varlığını sürdürmekte ancak kendisini çok iyi gizlemektedir. Bu durum, hem ülkemiz hem de tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. 
        Bu tehdidi bertaraf edebilmenin tek yolu, yoğun biçimde anti-komünist bir fikri mücadele sürdürmektir. Yapılacak olan fikri mücadele vesilesiyle komünizm ve tüm diğer yıkıcı ideolojiler,  -Allah'ın izniyle- yeryüzünden silinecektir. Bu mücadele kapsamında gereksinim duyulacak önemli bilgileri, akla gelebilecek bazı soruları ve yanıtlarını aşağıda bulacaksınız.
     
    Komünizm hakkındaki tarihi gerçekler nelerdir?

    • Komünizm, geçtiğimiz 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir ideolojidir. Ama bu damga, sadece baskı, zulüm, kan ve gözyaşı doludur. Tarihçilerin hesaplamalarına göre, sadece bu ideoloji nedeniyle 20. yüzyıl boyunca 120 milyon insan öldürülmüştür. Bunlar, bir savaş sırasında cephede ölen askerler değil, komünist devletlerin kendi halklarının içinden öldürdükleri sivillerdir.
    • 100 milyon erkek, kadın, yaşlı, küçük çocuk, bebek, sadece "komünizm" denen bu soğuk, katı, sert ve vahşi ideoloji nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Dahası, komünist rejimler tarafından temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan, göçe zorlanan, sistemli olarak kıtlıkla yüz yüze getirilen, hapsedilen, çalışma kamplarında köle olarak kullanılan on milyonlarca insan vardır. Milyonlarca insan da komünist gerilla gruplarının, terör örgütlerinin kurşunlarına hedef olmuş veya hedef olma korkusu altında yaşamıştır.
    • Komünist ideoloji geçtiğimiz yüzyılda acılara, felaketlere sebep olmuş, tüm dünya, komünist liderlerin katliamlarına, acımasızlıklarına şahit olmuştur. Peki şu an bu tehlike yeryüzünden silinmiş midir? Ne yazık ki, silinmemiştir. 120 milyon insanın canına mal olan bu "kan dökme kuyusu" halen varlığını sürdürmektedir.  Kuyunun üstü kapatılmış, etrafı örtülerek kamufle edilmiştir. Ama kuyu, kapatılmamış bir tuzak olarak tehlike saçmaya devam etmektedir.
    Günümüzde komünist ideloji varlığını ne şekilde  d
    evam ettirmektedir?
        Sovyetler Birliği'nin ve Doğu Bloku'nun çöküşü üzerine, komünizmin bir tarih olduğunu ve artık dünya için bir tehlike olmadığını düşünmek son derece yanlıştır. Komünizm, diyalektik materyalizmin siyaset teorisidir. Diyalektik materyalizm yaşadıkça komünizm de yaşayacaktır. Eğer bir felsefe toplumda güçlü olarak yaşarsa, onun siyasi yönden etkili olması sadece "uygun bir zemin bulma meselesi" olur. Eğer diyaletik materyalizm güçlü ve yaygın bir felsefe olarak yaşarsa, onun siyasi boyutu olan komünizm de uygun ortam bulduğunda etkili bir güç haline gelebilir. Dolayısıyla materyalist propagandanın çok güçlü bir biçimde yapıldığı günümüzde komünizm tehlikesinin ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Komünizm yıkılmamış ama diyalektik materyalizmin en önemli ilkesine uygun olarak iki adım geri atmıştır. Komünizm sinsice gizlenerek faaliyetlerine devam etmektedir. Farklı görünümlerde, farklı isimler altında varlığını sürdürmekte ve insanlığa yine geçmiştekilere benzer acıları yaşatmak için fırsat bulacağı günü beklemektedir.


    Komünizmin kendini gizlemekte kullandığı sinsi
    taktikler nelerdir?

    * Bir Adım İleri İki Adım Geri Taktiği: Komünistler hedeflerine ulaşmak için gerektiğinde birkaç adım geri atarak sanki hedeflerinden uzaklaşmış gibi görünürler. Bu durumu, Lenin'in 1904 yılında yazdığı "Bir Adım İleri, İki Adım Geri" adlı kitabında belirttiği gibi, nihai hedefe giden yol üzerinde geçici bir geri çekilme olarak görmektedirler. Lenin, söz konusu kitabında şöyle yazmıştır:
    Bir adım ileri, iki adım geri... Bireylerin yaşamında, ulusların tarihinde ve partilerin gelişmesinde böyle şeyler olur. Ama devrimci sosyal-demokrasi ilkelerinin, proleterya örgütünün ve parti disiplininin eninde-sonunda tam zafer kazanacağından kuşku duymak, alçaklığın en canicesi olur. 1
    Bu taktikten yola çıkarak k;omünist Çin'de okul çocuklarına, üç adım ileri, iki adım geri esasına dayanan "diyalektik yürüme yolu" öğretilmektedir.
    * Aile Kurumunu Ortadan Kaldırma Taktiği: Bir başka somut örnek de komünistlerin aile kurumu hakkındaki düşünceleridir. Diyalektik materyalizmin kurucusu Karl Marx'a göre komünizme varmak için öncelikle evlilik kurumu kaldırılacaktır. Komünist Manifesto'da Marx, "proleterler arasında aile kurumunun hemen hiç görülmediğini ve fuhuşun çok yaygın olduğunu" söyler ve bundan şu sonuca varır: "... Burjuva ailesinin ortadan kalkması gerekmektedir."
    Komünistler bu sapkın hedeflerine ulaşmak için, diyalektik materyalizmin ilkelerine uyarlar. Aile kurumunu kaldırmak için güçlü bir devlete ihtiyaçları vardır. Ancak güçlü bir devlet için önce aile kurumunun güçlü olması gerekir. Bu nedenle önce geri adım atarak, aileyi güçlendirirler. Bu sayede komünist devlet güçlenir ve bir aşama sonra aile kurumunu tamamen ortadan kaldırır. 2
    Bu örnekten anlaşıldığı gibi, komünistlerin "komünizm yıkıldı" gibi sloganları insanları aldatmamalıdır. Bu, diyalektik materyalizmin çok bilinen bir taktiğidir. Komünizm, bir bukalemun gibi renk değiştirmiş, uygun zeminin hazırlanmasını beklemektedir. Bu nedenle komünizmin ana felsefesi olan diyalektik materyalizm ve onun sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizm ile fikri alanda ciddi bir mücadele şarttır. Aksi takdirde, komünistler ileride atacakları kanlı ve zalim adımlar için pusuda beklemektedirler.

    Günümüzde komünizm "bir ileri iki geri taktiği"ni uygulamaya sokmuş ve geri adım atmıştır. Bu nedenle çeşitli ülkelerde farklı isimler altında faaliyetlerini sürdürmekte, daha sonra atacağı ileri adımlar için komünist tehlikenin dünyada bulunmadığı imajını vermeye çalışmaktadır.

    Komünizm, din ahlakını yok etmek için hangi
    yöntemlere başvurur?

        Komünizmin din ahlakına düşman olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Marx, Engels, Lenin, Stalin, Trotsky, Mao veya bir başka komünistin yazılarına bakıldığında, bunun açıkça ifade edildiği görülebilir. Marx, din ahlakını kendince "halkın afyonu" olarak tanımlamış ve sözde "fakir halk kesimlerini uyutmak için yönetici sınıf tarafından oluşturulan bir kültür" diye tarif etmiştir. Dahası, komünizme ulaşmak için de dini inançların yok edilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Engels, kitaplarında "insanın maymundan geldiğini" ileri sürerken, din ahlakının da sözde bu evrim sürecinin bir aşamasında ortaya çıktığını iddia etmiştir.
        Peki komünistler din ahlakını yok etmek amacıyla nasıl bir politika izlerler?

        Bu soruya ilk kapsamlı cevabı Lenin vermiştir. Lenin'in 1909 yılında Rus Sosyal Demokrat Partisi'nin (sonraki Komünist Parti) lideri olarak yazdığı ve Proleterya dergisinde yayınlanan "Proleterya Partisinin Din Konusundaki Tutumu" başlıklı makalede şunlar yazılıdır:
        "Sosyal Demokrasi, dünya görüşünü bilimsel sosyalizm, yani Marksizm temeline dayar. Marx ve Engels'in çeşitli kereler tekrarladıkları gibi Marksizm'in felsefi temeli,     Fransa'daki 18. yüzyıl maddeciliğinin ve Almanya'daki Feuerbach (19. yüzyılın ilk yarısı) maddeciliğinin tarihsel geleneklerini benimsemiş olan, tamamen ateist ve din ahlakına karşı tavırdaki diyalektik maddeciliktir. Unutmayalım ki, Marx'ın taslak halindeyken okuduğu Engels'in Anti-Dühring'inin tamamı, maddeci ve ateist olan Dühring'i tutarlı bir maddeci olmamak ve din ile din felsefesine açık kapı bırakmakla suçlar. Yine unutmayalım ki, Engels, Ludwig Feuerbach ile ilgili yapıtında, din ahlakını ortadan kaldırmak için değil de, yeniden canlandırmak, yeni, "yüceltilmiş" bir din kurmak için savaş açtı diye Feuerbach'a çatar. "Din ahlakı halkı uyutmak için kullanılan afyondur." Marx'ın bu sözü din ahlakı konusundaki Marksist görüşün temel taşıdır." (Viladimir Iliç Lenin, Proleterya Partisinin Din Konusundaki Tutumu, Proleterya, Sayı: 45, 13 (28) Mayıs 1909)
        Dikkat edilirse, Lenin, Marksistlerin din ahlakına karşı vermeleri gereken savaşın, "bilimsel yayınlar" ve "Onsekizinci yüzyıl Fransız Aydınlanma dönemi düşünür ve ateistlerinin yazıları" gibi kaynaklarla yürütülmesi gerektiğini söylemektedir. Bura daki "bilimsel yayın"dan kasıt, materyalizmi bilim kisvesi altında toplumlara empoze eden teorilerdir. Bunların başında da kuşkusuz Darwinizm gelir. Bahsettiği Aydınlanma düşünürleri ise Diderot, D'Holbach gibi Marx öncesi materyalistlerin din aleyhindeki propaganda yazılarıdır.
    Lenin'in gösterdiği bu yöntem, komünistler tarafından halen kullanılmaktadır. Dünyadaki bazı yayınevleri, bazı sözde bilimsel dergiler veya medya kuruluşları incelendiğinde de, Darwinist ve Aydınlanma felsefesine bağlı yayınların kaynağının Marksistler olduğu açıkça görülecektir.
     
    Komünizm, din ahlakına olan düşmanlığını nasıl gizler?

        Komünizmin din düşmanlığını değerlendirirken, bazı komünistlerin bu konuda kimi zaman sergiledikleri "ılımlı" politikanın gerçek amacını da anlamak gerekir. Gerçekten de dünyada Marksist akımlar, (iktidarda olmadıkları süre boyunca) çoğunlukla keskin ve saldırgan bir din ahlakı aleyhtarı politika izlemezler. Hatta bazen komünistlerin ağzından din ahlakına ve dindarlara karşı saygılı gibi gözüken sözler duymak mümkündür. Peki acaba bu "ılımlı" üslubun amacı nedir?
        Lenin'in yazıları arasında bu sorunun cevabını da bulmak mümkündür. "Proleterya Partisinin Din Konusundaki Tutumu" başlıklı makalesinde Lenin; Marx ve Engels gibi yol göstericilerinin yorum ve uygulamalarından yola çıkarak, din ahlakıyla açık bir savaşa girilmemesi gerektiğini, bunun gereksiz bir "siyasi kumar" olduğunu yazmıştır.3 Lenin, din ahlakına olan düşmanlıklarını açıkça ilan eden, din ahlakına karşı hakaret dolu kampanyalar yürüten diğer bazı materyalistleri ise (örneğin anarşistleri veya "burjuva ateistlerini") acemi ve saf bulmuştur. Bu kişiler tarafından Marksistlere yöneltilen "ılımlılık ve "bocalama" suçlamalarını reddetmiş ve "Marksizm'in görünüşteki ılımlılığının" özenle düşünülmüş bir taktik olduğunu açıklamıştır. Lenin, söz konusu "ılımlı" taktiği 1917'ye kadar, yani komünistler iktidara gelinceye kadar devam ettirmiştir. Ancak bundan sonra söz konusu ılımlılık ortadan kalkmış, aksine tüm Sovyet topraklarında din ahlakına ve dindarlara karşı büyük bir baskı başlamıştır. Daha öncesine kadar "ateist olduğumuzu açıkça belirtmemeli ve dine inananları bile saflarımıza almalıyız" diyen Lenin, iktidara geldikten sonra çok daha farklı bir yol izlemiştir.

    Bölücü örgütün gizlediği gerçek  kimliği nedir?

        Bölücü terör örgütü, her eylemi, her sloganı ve her bildirisiyle komünisttir. Ancak ülkemizin güneydoğusundaki halkımız bu konuda son derece bilgisizdir ve eli kanlı örgüt militanlarını kimi zaman Kürt halkı adına savaşan, Kürt milliyetçisi gerillalar olarak algılamaktadır. Bu nedenle, bölücü örgütün, üzerine en çok gidilmesi ve halkın bilgilendirilmesi gereken yönü ateist ve komünist olduğu gerçeğidir. Örgüt elebaşının geçmişteki tüm ifadeleri azılı bir komünist üslubundadır.
    Bölücü terör örgütünün ideolojisi tamamen komünizm ve sosyalizm üzerine kurulmuştur. Bölücü örgütün ayrı bir toprak parçası talep edip bu yönde faaliyetlerde bulunmasının da temelinde komünizmi yaşatma isteği bulunmaktadır. Çünkü bu ideoloji demokrasinin yaşandığı bir ülkede hayata geçirilemez. Komünizm, zor ve baskıya dayalı rejimini uygulamak için bağımsız ve izole bir toprak parçası üzerinde, tamamen kendi hâkimiyetini kurmaya ihtiyaç duyar. İşte bu gerçek bölücü terör örgütünün yıllar boyunca Güneydoğu bölgesini Türkiyeden ayırarak kendine bağlı özerk bir bölge haline getirmeye çalışmasının temel nedenidir.

    Doğu Türkistan'a yapılan zulümlerin temel nedeni, Çin Devletine hakim olan materyalist felsefe ve komünist ideolojidir. Doğu Türkistan halkı inancı gereği komünizme şiddetle karşı çıkıyordu. Ancak bu haklı tepkilerinin karşılığını son derece acımasız bir şekilde aldılar.

    Bölücü örgütün etnik bir hareket olarak ortaya çıktığı  iddiası doğru mudur?

        Terör örgütünün bazı Kürt kökenli vatandaşlarımızı da aldatıp arkasına alarak Güneydoğuda çeşitli habis faaliyetlerde bulunmasının sebebi gerçekte etnik temele dayanmamaktadır. Sorun etnik değil, ideolojiktir. Güneydoğuda yaşanan bölünmenin tek bir nedeni vardır, o da komünizmdir. Burada bir etnik hareket değil, komünist ve dinsiz bir hareket söz konusudur. Kürt milliyetçiliği görüntüsü tamamen bölge halkının gözünü boyamaya yöneliktir.
    Komünist hareketin önünün alınamadığı tüm ülkelerde ise bugüne kadar bölünme kaçınılmaz olmuştur. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Bu bölünmede hiçbir zaman etnik unsurlar rol oynamamış, sadece komünist ideoloji ön plana çıkmıştır. Bilindiği gibi Kore, Almanya ve Çin de komünist ideolojinin bir sonucu olarak bölünmüşlerdir. Bu ülkelerde farklı etnik kökenlerin varlığı gibi bir durum söz konusu değildir. Ancak Kore, Güney ve Kuzey Kore, Almanya, Doğu ve Batı Almanya ve Çin de Milliyetçi ve Komünist Çin olarak gerek toplumsal anlamda gerekse de toprak olarak bölünmüşlerdir. Komünistler her devirde kendi ideolojilerini yaşatabilmek için bölücülük yaparak karışıklık çıkarmaktan geri kalmamış, ayrı bir toprak, ayrı bir ülke elde etmek amacıyla silahlı mücadeleye girmişlerdir.


    Bölücü terör hareketinin komünist olduğunun delilleri nelerdir?

        Örgütün Marksist-Leninist bir yapıda olduğu, gerek savcılık iddianameleriyle, gerek MİT raporlarıyla gerekse mahkeme kararlarıyla sabittir. Kaldı ki örgütün komünist olduğunu anlamak için çok ayrıntılı bir araştırmaya bile gerek yoktur. Çünkü örgütün uzun yıllar kullandığı bayrağında komünizmin en bilinen simgesi olan orak-çekiç motifinin yer alması bile konunun ispatı için yeterlidir. (Bu amblem daha sonra strateji ve taktik değişikliğine giden örgüt tarafından değiştirilmiştir.) Örgütün kuruluş kongresinde yer alan ve örgütün internet sitesinde göze çarpan ifadeler de, Marksizm'e olan sadakati net olarak ortaya koymaktadır:
    • MARKSİST-LENİNİST TEORİ ÇOK İYİ ÖZÜMSENMELİDİR. Önder kadrolar sık sık Marksizme müracaat etmeli, Marksizmin uygulanmasını başlangıç şekli yapmak için bu öğretiyi gerçekten özümsemeliler. ...Biz SOSYALİZMİ SİYASAL SORUNUN ÇÖZÜMLENMESİNDE DAHA ÇOK BİR EYLEM KILAVUZU OLARAK ELE ALACAĞIZ. Mutlaka böyle bir öğretinin temsilcisi olarak, böyle bir öğretinin savunucusu olarak, bunun en önemli koşulu olarak bulunulan ülkenin siyasal iktidar meselesine uygulayarak, mevcut iktidarı parçalamada bir araç olarak, bir eylem kılavuzu olarak kullanarak üzerimize düşeni yapacağız.
    • Örgüt lideri, 13. kuruluş yıldönümü mesajında şu ifadeleri kullanmıştır:
    • "Sosyalizm yıkıldı, komünizm yıkıldı" diyenlere en iyi cevap olarak, tam tersine, SOSYALİZMİN EN GÜÇLÜSÜ, EN DOĞRUSU, EN YÜCESİ BİZDE GERÇEKLEŞMİŞTİR diyoruz."
    • Örgüt liderinin 1 Mayıs 1982 tarihli konuşmasında ise şu ifadeler bulunmaktadır:
      Ama şunu iyi bilmeliyiz ki, Kürdistan tarihi bugün çağa ulaşmak istiyorsa, tamamıyla işçi sınıfı gerçeğine dayanmak zorundadır. Ne kadar elverişsiz koşulları yaşarsa yaşasın, işçi sınıfının objektif gücüne ve onun eylem kılavuzu olan bilimine, MARKSİZM-LENINİZME DAYANMAK ZORUNDADIR VE DİKKAT EDİLİRSE BİZİM VARLIK NEDENİMİZ TÜMÜYLE BU GERÇEK ETRAFINDA OLUŞMUŞTUR. ...Eğer o aşiret duvarları, o feodal çitler aşılmasaydı, MODERN DÜŞÜNCE, EN DEVRİMCİ DÜŞÜNCE OLAN MARKSİZM-LENINİZM kafalarımıza sıçramayacaktı, onun için zemin bulamayacaktı.
      Bu ifadelerin yanı sıra, bölücü örgütün bölge halkını sindirmek, yıldırmak ve kendisine itaate mecbur bırakmak için giriştiği eylemlerin tamamı komünist ideologların kitaplarında tarif edilen yöntemlerdir. Örgüt, her türlü propaganda tekniğinde olduğu gibi katliamlarda ve terör eylemlerinde de Marks, Engels, Stalin, Mao gibi komünist önderlerin kitap ve uygulamalarını kendine rehber edinmiştir.
    SİNSİ TAKTİKLERE DİKKAT!
        Bölücü örgüt yöneticileri, komünist kimliklerini gizlemek amacıyla zaman zaman devrimci komünist çizgiden vazgeçtikleri yönünde demeçler de vermektedirler. Oysa örgüt komünist ideolojiden asla vazgeçmiş değildir. Örgüt yöneticileri sadece klasik bir taktik uygulamakta ve aleni bir yalan söylemektedirler. Yakın zamanda basında da yer bulan bu demeçlere kesinlikle itibar edilmemelidir. Basınımız, bölücü örgüt ile ilgili yapılan ve bölücü örgütün komünist kimliği konusunda şüphe meydana getirebilecek haberlerde daha dikkatli olmalı, bölücü örgütün oyunlarına gelmemelidir.


    Bölücü örgüt neden komünist olduğunu gizleme çabasındadır?
    • Son zamanlarda bölücü örgütün dikkatle gizlemek istediği asıl konu komünist kimliğidir. Örgüt, bu kimliğin, dindar Doğu insanı tarafından dışlanacağını iyice fark etmiş ve kendini Kürt milliyetçisi bir oluşum gibi gösterme çabasına girişmiştir.
    • Örgütün geçmişte kıyasıya savunduğu ateizm ve komünizm bugün başına bela olmuş durumdadır. Çoğunluğunu samimi dindar insanların oluşturduğu Doğu bölgelerimizdeki vatandaşlarımız, bölücü örgütün gerçek yüzünü son aylarda gazetelere yansıyan haber ve duyurularla net biçimde fark etmiş, akabinde bölgede bölücü örgüt aleyhine bir dönüş başlamıştır.
    • Ayrıca bölücü örgüt, anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist karşı propaganda ile yenileceğini anlamış ve taktik değiştirerek artık komünist olmadığı yönünde beyanlar vermeye başlamıştır. Gayesi zaman ve mevzi kazanmak olan bu oyuna kimse gelmemelidir. Bölücü örgüt komünisttir ve onu çökertecek asıl yöntem olan karşı propaganda, kararlılıkla ve kesintisiz olarak devam ettirilmelidir.

      Komünizm, Türk Dünyası'nın en    büyük düşmanıdır. Her görüldüğü   yerde ezilmelidir.
      (M. Kemal Atatürk)

    Bölücü örgüt, komünist kimliğini gizlemede hangi yollara başvurmaktadır?

        Bölücü örgüt, komünist kimliğini gizleyebilmek için kendine yeni ve sahte bir kimlik oluşturmuştur. Örgüt elebaşı, SSCBnin yıkılmasının ardından ağız değiştirmeye başlamış özellikle yakalandıktan sonra taktik gereği yeni sahte söylemlerde bulunmuştur. Leninin Bir Adım İleri İki Adım Geri kitabında verdiği taktikler doğrultusunda açıklamalar yapılmıştır. Lenin, bir komünistin kendisini gizlemek için dindar gözükebileceği, Marksist olmadığını söyleyebileceği, geri adım atabileceği gibi takiye yöntemlerini tavsiye etmiştir.
        Örgüt, eli kanlı liderinin, Din Sorununa Devrimci Yaklaşım isimli kitabının 55. sayfasında yer alan, Dinin devrime karşı tehlikeli bir biçimde kullanılmasını engellemek ve İslamiyeti devrim hizmetinde iyi bir işleve kavuşturmak gerekir. direktifi doğrultusunda dindar Doğu insanına din ahlakına saygılıymış gibi yaklaşmakta, bir yandan da komünist propagandaya devam etmektedir.
        Dikkat edilecek olursa örgüt son zamanlarda daha ziyade askerlerimizi hedef almakta, bölge halkına karşı eylemlerden kaçınmaktadır. Hiç şüphesiz amaç, örgütü Kürt kökenli vatandaşlarımızın menfaatleri için devletle savaşan bir gerilla grubu görünümüne büründürmek ve bölge halkında sempati oluşturmaktır. Oysa örgütün 80li yıllarda kundaktaki bebeklerden yaşlı insanlara kadar hiçbir ayırım gözetmeden masum bölge halkına karşı giriştiği toplu katliamlar hafızalardan silinmemiştir. Bölücü örgüt, komünist ideallere ulaşmak için geçmişte her türlü vahşete tereddüt dahi etmeden yönelmiştir. Bundan sonra da gerektiği anda silahlarını masum sivil halka doğrultacağına hiç kuşku yoktur.

    Darwinist görüşleri benimseyen komünist liderler, insanı bir çeşit hayvan olarak görmüşler, terörü, katliamı, kan dökmeyi vazgeçilmez bir yöntem olarak kullanmışlardır. Darwinizmden kaynaklanan komünist terör sadece Güneydoğu bölgemiz ile sınırlı değildir. Tüm Türkiye ve tüm Ortadoğu komünist istila tehlikesi altındadır ve hedeflenen de budur. Unutulmamalıdır ki KOMÜNİZMİN VATANI OLMAZ. KOMÜNİSTİN VATANI BÜTÜN DÜNYADIR.

    Bölücü örgütün ve destekleyicilerinin asıl hedefi nedir?

        Terör örgütünün ve onu organize edip destekleyen güçlerin asıl hedefi, bölgedeki Kürt kökenli vatandaşlarımızı etnik kökeni bahane ederek kışkırtmak ve Doğu bölgelerimizden başlayıp tüm Türkiyeyi içine alacak büyük bir ayaklanmayı başlatmaktır.
        Bölücü örgüt liderinin 1975 yılında kaleme aldığı ve örgütün manifestosu niteliğindeki 68 sayfalık Kürdistan Devriminin Yolu isimli broşürdeki görüşler esas alınarak hazırlanan parti programında Halk Savaşı (ayaklanma) hakkındaki ifadeler şu şekildedir:
        Devrimimizin 3. özelliği, halkın geniş güçlerinin seferber edildiği uzun vadeli bir mücadele çizgisine sahip olmasıdır. Bu çizgi pratikte kendisini UZUN VADELİ HALK SAVAŞI biçiminde şekillendirir. Uzun süreli halk savaşı temelinde, bütün mücadele biçimlerinin kullanılmasını içerir. Devrimimizin 4. temel özelliği, sadece Kürdistanla sınırlı olmayıp çevresini de derin etkisi altına alması ve bölgesel çapta gelişmesidir.
    Lübnanda 1981 yılında ilki gerçekleştirilen ve bölücü örgütün adıyla anılan konferanstaki ifadeler de oldukça önemlidir:
        Özenle hazırlanmış bir gerilla mücadelesinin gelişimi içinde ve onunla birlikte GENİŞ KİTLELERİN AYAKLANMASI beklenmektedir... Bu durum şimdiden akılda tutulmalı, halk ayaklanmasının hazırlıkları ve sorunları daha şimdiden partinin gündemine getirilmelidir.
        Bölücü örgüt liderinin hazırladığı Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler ve Görevlerimiz isimli 1992 tarihli broşürde ise şu ifadeler yer almaktadır:
        Halkımız gerçekten ayaklanmak istiyor. Planlı ve örgütlü bir biçimde, başına büyük badireler getirmeyecek bir önderlikle ayaklanmak istiyor. Son iki yıllık deneyimler ve özellikle de son bir yıllık çarpıcı deneyimler tartışma götürmez bir gerçeklikle halkımızın büyük çoğunluğunun ayaklanmaya evet dediğini, onay verdiğini gösteriyor.
        Sonuç olarak, Güneydoğu'daki olayları etnik açıdan değerlendirmek doğru değildir. Ortada bir sorun vardır; bu, komünist ideolojiye dayalı bir sistem kurmak için Türkiyeden, gerek silahlı mücadele ile gerekse de politik yollar aracılığıyla toprak kazanabilme sorunudur. Bu ise hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir ütopyadır. Doğu'da yaşayan ve samimi birer dindar olan Kürt kökenli vatandaşlarımız Allahı, peygamberleri, kitapları, ahireti inkar eden komünist örgütü  -Allahın izniyle- çok yakında bölgeden söküp atacaktır.

        

        Güneydoğu'da senelerdir devam eden bölücü faaliyetlerin arkasında Marksist-Leninist-Komünist ideoloji bulunmaktadır. Bu ideolojinin temeli ise Darwinizme dayalıdır ve bu teori olmadan hayat sahası  bulması olanaksızdır. Komünizmin önderleri, toplumlara Darwinizm'i benimsetmeden komünizmin  hedeflerine ulaşmasının mümkün   olmadığını özellikle vurgulamışlardır.

    FİKRİ MÜCADELE, TERÖRÜN KÖKÜNÜ KURUTACAK TEK YÖNTEMDİR

    • Bölücü Örgüt Ancak Fikren Bozguna Uğrarsa Yok Olur Bölücü terör, fikri yönden yenilgiye uğratılmadıkça sonuca ulaşmak imkansızdır. Gerçekten de konunun yıllardır yapılmaya çalışıldığı gibi askeri ve polisiye tedbirlerle çözümlenmesine imkan olmadığı ortadadır.
    • Fikren ezilen, ideolojisi çö kertilen örgüt militanlarının hızla iradi gücü yok olacak, moral çöküntüsü meydana gelecek ve örgüt böylelikle imha edilecektir. Örgüte dış güçlerce sağlanan destek muazzamdır. Ne kadar operasyon yapılırsa yapılsın örgütün silahla, topla, tüfekle çökertilmesi imkansızdır. Ancak fikren bozguna uğrarsa yok olur.
    • Materyalist Eğitimin Acilen Önü Alınmalıdır Komünizmi besleyen ve taze kan sağlayan materyalist eğitimdir. Materyalizmi hayat felsefesi olarak benimseyen fertleri komünist ideallere ikna etmek oldukça kolay olmaktadır. Bu nedenle materyalist eğitimin durdurulması öncelikli konulardan biridir.
    • Darwinizm Cehaleti Sona Erdirilmelidir Terör örgütünü durdurmak ve ülke genelinde toplumsal birlik ve beraberliği sağlamak için öncelikli olarak terörü besleyen komünizmin temeli olan Darwinizmin yerle bir edilmesi gereklidir. Çünkü Güneydoğuda bölücü örgüt tarafından sürdürülen Darwinist propaganda örgüte yeni militanlar ve destekçiler kazandırmaktadır. Bölücü örgütün fikri alt yapısı ayakta durdukça terörün ardı arkası kesilmeyecektir. Bu fikirler sadece Kuzey Irakta değil, artık bölge halkının arasında da varlığını hissettirmektedir. Askeri önlemler önemli olmakla birlikte asıl acil ve gerekli olan, fikrin yok edilmesidir.
    • Terörün Beyninin Hedef Alınması Gerekir Terörün beyni Darwinizm, materyalizm ve ateizm üçlüsüdür. Bunlar yıkıldığında, terörün psikolojik gücü yerle bir olacaktır. Bataklık kurutulmadan teröre karşı mücadelenin başarıya ulaşması mümkün değildir. Bataklık var oldukça sorun bitmeyecek, terör üretimi devam edecektir. Bataklık kurutulduğunda yani Darwinizmin etkisi yok edildiğinde fikri gücü elinden alınan bölücü örgüt tam manasıyla bozguna uğrayacak ve dağılıp gidecektir. Çünkü bir komünist, fikri gücünü kaybederse bütün gücünü kaybeder ve eyleme kalkışacak gücü kendinde bulamaz hale gelir. Vücut beynin emrini dinlemez, fikri yıkılan terörist olduğu yere yığılır kalır, kıpırdayamaz olur. Komünizm batıl bir düşüncedir. Düşünce düşünceyle yıkılır. Bu nedenle Allahın izniyle Darwinizm ancak anti-Darwinizm ile, materyalizm de ancak anti-materyalizm ile yıkılacaktır. Alemlerin Rabbi, üstün kudret sahibi olan Yüce Allahın bir ayette bildirdiği gibi hak gelecek" ve "batıl yok olacak"tır:
      De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)

    Terör, Komünist Örgütlerin Kullandığı En Bilindik ve Etkin Yöntemdir

        Komünist liderler terörü vazgeçilmez bir silah olarak görmüş ve takipçilerine şiddetle tavsiye etmişlerdir. Bu liderlerden Leninin terör talimatları oldukça dikkat çekicidir:
    • "Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak... Devletin hazinelerinden paraları almak... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır." 4
    • Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar Gruplar derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya BİR POLİS KARAKOLUNU BASMA GÖREVİNİ ÜSTLENMELİ. Bir kısmı ise banka soymalı. 5
    • Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan bireysel terörist hareketler değer taşırlar. 6
    • Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa, hiçbir şey başaramayız. Spekülatörlere karşı terör uygulamadığımız -hemen oracıkta kafalarına bir kurşun sıkmadığımız-sürece hiçbir yere varamayız. 7
    • Trotsky: Fakat ihtilal, ihtilalci sınıftan emrindeki bütün yöntemlerle gayesine varmasını talep eder; eğer gerekirse silahlı bir ayaklanma ile, eğer mecbur olursa terörizmle. 8

     

    KAYNAKLAR:
    1 Lenin, Bir Adım İleri, İki Adım Geri, s.267
    2 Komünistler Nasıl Yalan Söyler, Dr. Fred C. Schwarz, s. 215-216
    3 Viladimir Iliç Lenin, Proleterya Partisinin Din Konusundaki Tutumu, Proleterya, Sayı: 45, 13 (28) Mayıs 1909
    4 Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında", Homizuri G.P., Moskova 2005
    5 V. İ. Lenin, Collected Works, Moscow, Cilt 9 s. 346
    6 V. İ. Lenin, Collected Works, Moskova, cilt 35, s. 238
    7 V.I. Lenin, Polnoye Sobraniye Soçineniy, Moskova, 1958-1966, cilt XXXV, s.311
    8 Ann Arbor, Leon Troçki, Terörizm ve Komünizm, University of Michigan, 1963, s. 58
     

    ATATÜRKÜN  KOMÜNİZM TEHLİKESİNE KARŞI UYARISI:
        "Avrupa'da çıkacak bir savaşın başlıca galibi ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya'dır. Sadece bolşevizm (komünizm)dir. Rusya'nın yakın komşusu ve bu memleketle en çok savaşmış bir millet olarak biz Türkler, orada cereyan eden olayları yakından izliyor ve tehlikeyi bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Uyanan Doğu milletlerinin düşünce yapılarını mükemmelen sömüren, onların milli ihtiraslarını okşayan ve kinleri tahrik etmesini bilen bolşevikler (komünistler), yalnız Avrupa'yı değil, Asya'yı da tehdit eden başlıca kuvvet halini almışlardır."

    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 3, s. 94-95)
        Komünistler kendilerini gizlemek için tarih boyunca çeşitli taktikler kullanmışlardır. Milyonlarca çocuk komünist gerilla gruplarının kurşunlarına hedef   olmuş veya hedef olma korkusu içinde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Buna rağmen Stalin döneminde, resimdekine benzer propaganda posterleri  ile halk yanıltılmaktadır. Aşağıdaki resimde ise Stalin dönemindeki çocukların gerçek durumu görülmektedir .

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    11/7/2008 - TÜRKİYE’DE MASONİK ÖRGÜTLENMENİN ADIM ADIM ÇÖKÜŞÜ
    TÜRKİYE’DE MASONİK ÖRGÜTLENMENİN ADIM ADIM ÇÖKÜŞÜ 
     
     


    İlmi Mercek s.38/Ağustos 2007

            

    "Masonluk battı, bitti artık. Mason Locası karıştı. İnsanlar ayrılmak istiyor. Herkes ayaklanmış halde..."
    (Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası eski Büyük Üstad Kaya Paşakay, Sabah GAzetesi, 25.03.2006)

  • Masonluk, materyalist felsefe, Darwinizm gibi birtakım zararlı felsefeleri kendine rehber edinmiş bir örgüttür. Dahası bu zararlı felsefeleri topluma yaymaya çalışarak, Türkiye de dahil olmak üzere tüm dünyada insanları milli ve manevi değerlerlerinden uzaklaştırmaya odaklanmıştır. Ancak son yıllarda yaşanan olaylar göstermektedir ki, Türkiyede faal   durumda olan mason teşkilatı, büyük bir darbe almış, kendi içinde yaşadığı çatışma ve hesaplaşmalar sonucunda parçalanma sürecine girmiştir.
  • Peki Türk Masonluğunu bu parçalanma sürecine getiren ve masonluğa girişleri dahi durduran faktörler nelerdir?
  • Bu gizli teşkilatın eski mensuplarını, örgüt içi yapılanmanın ve faaliyetlerin çarpıklıklarını ifşa etmeye yönelten ne olmuştur?
  •  
        Mason teşkilatı son üç yüzyıldır dünyanın en güçlü ve etkili örgütlerinin başında gelmektedir. Millet kavramının var olmadığı ve milletlerin belirli bir plan çerçevesinde dağıtılacağı, enternasyonal bir dünya devleti kurma idealine ulaşma amacındaki masonlar, bugün dünyanın her ülkesinde aktif olarak çalışmalarını sürdürmektedirler.  Mason teşkilatı, -1935 yılında Atatürk tarafından kapatılmış olmalarına rağmen- Türkiye'de de günümüzde faal durumdadır. Ancak son yıllarda yaşanan bazı önemli gelişmelerin ardından Türkiye'de masonluğun gücü büyük oranda kırılmış, etkisi geçmişe oranla oldukça azalmıştır. Bu durumu bizzat bazı masonlar kendileri ifade etmektedirler. Masonlukta gizliliğin en önemli unsurlardan biri olmasına rağmen masonluğa ilişkin birçok önemli sırrın deşifre olması, teşkilatın kendi bünyesinde büyük çekişmeler ve ayrılıklar yaşamasına neden olmuştur. Yakın zamanda basına da yansıyan çok sayıda haber, teşkilatta önemli yolsuzlukların yapıldığını ortaya koymuş, bu haberler yaşanan çalkantıları daha da arttırmıştır.  Bazı üyelerin ihraç edilmesiyle iyice gündeme yerleşen masonlar, olayların basına yansımasını belli bir oranda engellemişler ama içeride yaşanan anlaşmazlıkları çözmeyi başaramamışlardır. Tüm bu gelişmelerin neticesinde Türkiye'de masonluğa yeni girişler oldukça azalmış hatta neredeyse durma noktasına gelmiştir. Mevcut üyeler arasında ise büyük bir huzursuzluk olduğu ve çok sayıda ayrılmak isteyenin bulunduğu ifade edilmektedir.

    Türkiye'de Masonik Örgütlenmenin Adım Adım Çöküşü

        Türk Masonluğunun böylesine çaresiz bir duruma gelmesinde rol oynayan bazı gelişmeler şunlar olmuştur:

    * İLK BÖLÜNME: 
        Türkiye masonları arasında ilk ihtilaf 1964 yılında ortaya çıkmıştı. 1966 yılına kadar süren tartışmaların sonucunda masonlar, "Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası" ile "Türkiye Büyük Mason Mahfili ve Süprem Konsey" adı altında iki ayrı çatıda biraraya geldiler.
        
    Masonlar arasındaki bu bölünmenin kamuoyuna yansımayan bir başka yönü ise, 33. derecedeki masonların oluşturduğu Süprem Konseydeki yönetim kadrosunun kendi aralarındaki iç çekişmeydi. İddiaya göre 33. derecenin kadrosu dolmuş ve bir üst dereceye çıkma durumundaki yüksek dereceli masonların önü tıkanmıştı. Bu yüzden de iki yıl süren bir iç çekişme yaşanmış, sonuçta da masonlar ikiye bölünmüştü.

     
    * MASON LOCASI ÇEKİMLERİ:
         1997 yılında bir televizyon kanalında yayınlanan haber Türkiye masonlarında şok etkisi yaratmıştı. İlk defa mason mabetlerinde gizli çekimler gerçekleştirilmiş ve bu görüntüler Kanal 7 Televizyonunda günlerce yayınlanmıştı. İki ayrı locada çekilmiş olan gizli kamera görüntüleri hem Türk halkını, hem de yüksek derecelere ulaşmamış masonları şok etti. Bu gizli kamera görüntülerinin birisinde, yalnızca 33. dereceden masonların katılabildiği "şeytana tapma ayini" icra edilmekteydi. Ayini yöneten büyük üstad, locanın ortasında kesilen bir keçinin kanını içiyor ve İbranice bazı dualar okuyarak şeytana tapma ayinini sonuçlandırıyordu. Diğer görüntülerde ise, masonluğa kabul edilen iki yeni kişinin göğsüne, masonik ritüellere göre kılıçlar dayanıyor, ölüm iması yapılıyordu. Ayrıca aynı locada kaydedilmiş diğer bir görüntüde, masonlar tarafından sürekli olarak inkar edilen masonik nikah töreni vardı. Masonlarla ilgili gizli kamera görüntülerinin yayınlanması ile birlikte masonluk, gündemin en üst sıralarına yükseldi. Toplum genelinde bu ürkütücü görüntüler büyük tepki meydana getirmişti. O güne kadar gizliliğinden aldığı güçle geniş bir faaliyet imkanı bulan Türk masonluğu, bu gizli yapısının deşifre olmasıyla birlikte büyük güç kaybına uğramış oldu.
     
     
    * AYRILANLARIN AÇIKLAMALARI: 
        Bu görüntülerin televizyonlarda gösterilmesinin ardından; masonluktan daha önceki yıllarda ayrılan, ancak kendilerine ayrıldıklarına dair hiçbir belge verilmeyen Mümin Kılıç ve Önder Aktaç, kameraların karşısına geçerek, masonluk hakkında birbirinden ilginç iddialar ortaya attılar. Ardından başka bir mason istifa ettiğini açıklayarak, yine aynı televizyon kanalından masonların gizli dünyaları konusunda farklı bazı açıklamalarda bulundu. Olayın ardından, Türkiye'de faaliyet gösteren mason localarının köklerinin dışarıda olduğu ve bu yapıları ile Dernekler Yasasını ihlal ettikleri, dolayısıyla kapatılmaları gerektiği söylenerek, savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Bu gelişmeler de masonluğun gücünün kırılmasında önemli bir rol oynadı.
     
    * MASONLUĞUN KARANLIK YÖNLERİNİ DEŞİFRE EDEN ESERLER:
        Masonluk teşkilatının kapalı, içe dönük ve sır dolu yapısının deşifre olmasında Harun Yahya (Adnan Oktar)'ın Masonlukla ilgili olarak kaleme aldığı çok sayıda eserinin de büyük rolü bulunmaktadır. 80'li yıllarda yayınlanan "Yahudilik ve Masonluk" isimli eser, bu alandaki en önemli kaynak kitaplardan biri olmuş ve halkımızın masonluk konusunda bilinçlenmesine büyük katkıda bulunmuştur. 
    O güne kadar toplum içinde son derece gizli bir biçimde faaliyet gösteren masonluk örgütü, bu kitapta tüm karanlık yönleriyle gözler önüne seriliyordu. Kitapta, masonluğa kimlerin üye olduğu, üyelerin teşkilattaki konumları, devlet kademelerindeki, üst düzey mevkilerdeki masonların isimleri, masonik şirket ve kuruluşların listeleri, masonların ülke çapında ele geçirdikleri ekonomik ve siyasi güç kendi belge ve dokümanlarından örneklerle ortaya konuluyordu. Aynı zamanda,