BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
haberler gazeteler


6/11/2007 - GÖZ YAŞLARIM UĞURUN OLSUN
 
 
Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir yarsını söküp alıp gideceğine... Benden başka herkes biliyordu oysa, senin günün birinde beni yarı yolda bırakıp gideceğini.

Şu kahrolası dünyada bir ben vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her zaman her şartta destek olan. Ama sen sana inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.
Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana aşık değildim sen benim en iyi dostumdun.

Neler yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki ağladığımda sen yanımda olup göz yaşlarımı silerdin. Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra acıtıyor yüreğimi. Gecen gün markette senin o çok sevdiğin acı biberlerden alacaktım . birden aklıma geldin ve ben boğulacağımı sandım. Tıkandım. Nefes alamadım. Ağlayamadım. Patates böreği yemiyorum. Ebru Gündeş’i dinlemiyorum.

Bütün resimlerimizi kaldırdım. Kimsenin senin hakkında konuşmasına izin vermiyorum. Ve günde bir paket sigara içiyorum. Hayatta en nefret ettiğin şeyi yapıyorum yani. Artık uzun yıllar yaşamanın pek anlamı yok öyle değil mi?Ne için yaşayacağım ki! Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben.Tek katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim olmayacak artık. Domates, biber, sebze yetiştirmeyi de öğrenemeyeceğim. salonumuzun tavanını balıkçı ağıyla süsleyemeyeceğiz.Sana sürpriz yapacaktım,yatak odamızın duvarlarını sana yazdığım aşk mektuplarıyla ve en güzel fotoğraflarımızla süsleyecektim. Bütün hayallerime evime çocuklarımıza, mutlu geleceğimize emin olduğum geleceğimize veda etmek kolay mı olacak sanıyorsun. Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye unuttuğumu zannetme.

Her zamankinden daha çok seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek bilmiyor. Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel günlerimizdeki hatıralarla anacağım.

Yıllar sonra ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara “Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın...”
 

 

EY HAYAT

(ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
aslında yokum ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın…)

yaşam bir ıstaka
gelir vurur ömrünün coşkusuna
hani tutulur dilin
konuşamazsın!

tırmandıkça yücelir dağlar
sen mağlupsun sen ıssız
ve kalbinde kuşların gömütlüğü
tutunamazsın…

eloğlu sevdalardan dem tutar
aşk büyütür yıldızlardan
yasak senin düşlerin
dokunamazsın...

birini sevmişsindir geçen yıllarda
açık bir yara gibidir hâlâ
hâlâ ne çok özlersin onu
ağlayamazsın...

yolunda köprüler çürür
sesin, sessizlik sanki bir uğultuda
savurur hayat kül eyler seni
doğrulamazsın!

yapayalnız bir ünlemsin
dünyayı ıslatan şu yağmurlarda
herşey çeker ve iter
anlatamazsın...

yaşam bir ıstaka
gelir vurur işte ömrünün coşkusuna
sesinde çığlıklar boğulur ama
bağıramazsın…

sonra vakt erişir, toprak gülümser sana
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın!

yazdırmalısın mezar taşına:
ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
aslında hiç olmadım ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın…

 

 yüreğimde cam kırıkları







Aklın alamayacağı kadar masum,
Şiirlere konu olacak kadar duygulu aşklar,
Kalbimi yerle yeksan eden ayrılıklar yaşadım.

Mutlu oldum çoğu zaman. Pamuklara sarıp sarmalayıp yüreğimin başköşesine oturttum aşkı. Gözümden sakındım. Çocuksu heyecanlar yaşadım. Bir uçurtmanın kanadına takılıp avare deli divane döndüm durdum. Hayat bana ben hayata daha bir güzel bakar oldum. Yatağına sığmayan nehirler gibi çağladım durdum. Gözüm görmedi, kulağım duymadı dünya ayağımın altından kaydı gitti de haberim olmadı.

Hasret gelip kapımı çaldığında, sevdiğim yanı başımdayken birlikte nefes almayı, elleri avuçlarımdayken tenine dokunmayı, gözleri gözlerimdeyken gülüşünü, araya mesafeler girdiğinde ise varlığında yokluğunu, yokluğunda varlığını özledim.

Kıskançlık, sinsi bir düşman misali damarlarımda dolaşmaya başladığında, çiçekten, böcekten, dokunduğu her şeyden, söylediği ya da söyleyeceği her sözden, olur olmaz her şeyden kıskandım.

Ve iki ezeli düşman...

Yalan ve ihanet... Beni arkadan vurmaya çalışan çift başlı hançer misali karşımda belirdiğinde, yüreğim yandı. İçim acıdı. Kırıldım... İncindim... Gözyaşlarımı, mutsuzluğuma katık edip kardeşçe mutluluk oyunları oynadım. Bir volkan misali kendi içimde yandım durdum, sonunda benden kalanları yine yüreğime savurdum.

Aşk... Öyle hassas, öyle narin, öyle kırılgan ve öyle büyüleyici bir şeydi ki buna inandım. Ve aşk camdandı ben onu anladım.

Ateş cama nasıl can veriyorsa, aşkta insana can veriyordu. Sihrini varlığının benzersiz biçiminde taşıyan cam, maddenin halleri içinde nasıl zarafetle dans ediyor, özverili ve duyarlı insanların ellerinde nasıl bir sanat eserine dönüşüyorsa, Aşk ta insan doğasının her dalında hizmet verip, kendini ispatlamaya var olmaya çalışıyordu. Onu biçimlendirmek, korumak da bize kalıyordu.

Derler ki!

Hayatın en hüzünlü anı mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın an dır.

İşte öylesi anlarda, ister istemez ellerimin arasından kayıp giden, tuzla buz olan aşk her defasında cam kırıkları misali yüreğime saplanıyordu.

Ayrılıklar,
Hüzünler,
Her seferinde kapımı çalan,
Gözyaşlarım var
Yüreğimde cam kırıkları
Yüreğimde can kırıkları var
Ne yana dönsem o yana batar
Ne yana dönsem o yanım kanar
 

 

cennetim olur musun?

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

Denizimde fırtınalar çıktığında limanım,karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?

Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun?

Özgürlüğüm ve mapusanem?

Üşürsem evim olur musun? yorganım, ana kucağım? çölümde vaha olur musun? vahamda hurma ağacım?

Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın?

Gitmek istersem kanatlarım olur musun? kalmak istersem ayağımda prangam?

Soğanda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?

Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın Ona güvenir ve say eder misin?

Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskârım ve rehberim olur musun?Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, huzûrum, nûrum, zîynetim, nîmetim, cennetim olur musun?

__________________
 

 barış akarsu için...





dekoltesini derin tuttum
saçlarimi topladim
olmadi dagittim
tekrar topladim
koyu bir yalnizlik göz kapaklarimda
nemli bir rimel
alligi az sürdüm,
hasretin çok görünsün diye




gümüs küpelerimi taktim
tirnaklarimda kan kirmizisi bir ask
parmagimda seni bekleyen bir bosluk
ellerimi hiç sorma
nasil söylemeliyim bilmem ki

anla iste../ soguk..
 

 Özledim








Her gece düşünüyorum seni
Düşüncemin en ıssız yerlerine bile, serpiştiriyorum hayalini
Henüz tanışmamış olsa da tenin tenimle
Kapattığımda gözlerimi karşımdasın
Rüyalarıma giriyorsun, uyanıkken bileHani her kışın ardından, baharı özlersin ya
İşte öyle özledim seni
Sigaramın dumanı odama resmini çiziyor, bana inat
Yatağım yorgun bedenimle buluşmayalı çok oluyor
Sabahlara kadar geziyorum
Bazen güneş doğuyor üzerime
Daha önce hiç gitmediğim, yabancı bir yerlerde
Hani her uykusuzluğun ardından, uykuyu özlersin ya
İşte öyle özledim seni
Düşüncen beni kocaman şehirlerden, küçücük odalara hapsediyor
Anahtarına ulaşamıyorum
Ben bu kadar özgürlüğüme düşkünken
Sana karşı koyamıyorum
Hani her kayboluşun ardından, tanıdık bir ses ararsın ya
İşte öyle özledim seni
Hayat olanca gerçekliğini yüklerken omuzlarıma, bir yandan
Bir yandan da uzaklaştırmaya çalışıyor beni senden.
Hayatın karmaşık oyunlarına yenilecekken, hayalin güç veriyor bana
Hani insan kendini aradığı uzun seyahatlerin ardından
Doğduğu şehirleri özler ya
İşte öyle, memleketim gibi özledim seni






 

Özlüyorum seni.







Özlüyorum seni. Gücüm yetmiyor unutmaya
Özlüyorum elini tutmayi sesini duymayi
Boynuna sarilip omuzunda aglamayi
Nedensiz sevinçleri
Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi
Özlüyorum
Gücüm yetmiyor unutmaya
Seni aramazsam unuturum sanmistim
Girmez sanmistim hayalin beynime
Geceleri düslerimde
Gündüz baktigim heryerde seni
Özlüyorum..
Renkler gitmenle soldu
Kirmizi kirmiziligini unuttu
Mavi maviliginin farkinda degil
Beyaz yanliz sen giydiginde güzelligini haykiriyormus
Özlüyorum
Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek
Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler solmayacak
Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim
Sensiz seninle olmayi basaracagim
Sonun yaklastigini hissettigim gün
Beyaz,bembeyaz mendilimi sallayarak
Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek
Seninle sonsuzluga kavusacagim







 

Deli deli sevmeli,

Al! Yıldızları topla göklerden,
Güneş’in koynunda yatır!
Kalemini gözümün yaşına batır
Yaz bana sevdayı…
Aşkı yaz iki satır!
Hasretin yakan kor sevgili
Ve gözlerin, geçilmez hatır!
Ya! Kınına sığmayan yüreğe ne demeli?
Boynum işte bu yüzden böyle bükülü,
Seven insan sevdiğine boyun eğmeli…

Çapsız sevdalara inat,
Kocaman sev beni sevgili kocaman!
Ateş almaya gelmiş gibi olmasın gelişlerin
Ne olur hep yanımda olsan…
Pahalı olmalı, bu aşkın astarı, yüzünden,
Vuslata hasretler eklenmeli..
Bastıbacak aşklara inat sevgili,
Aşk dediğin alevlere değmeli…

Bir damla suda fırtınalar koparsın yüreğin
Alaborasında kaybolsun gözlerimin
Yeri göğü katmalı birbirine, aşk dediğin,
“Gel” demeden gelmelisin
Tüm hüznünü, gamını, kederini
Bir anlık gelişimle yele vermelisin…

Akıllı akıllı değil, akıllım;
Deli deli sevmeli,
Aşkın akılla işi ne ki?
Sevince, adına “Mecnun” denmeli!
 
 
 

BEN AVUÇLARIDA ÖLMEYİ SEÇTİM

 
 
 
Diyelim ki balikmisim ben, Sen de balikçi. Ikimizde biliriz Sinege bile kiyamazsin Öyle bos oltayi atarsin denize, Bilirsin akılsız olmadigimi, Ama aşik oldugumu bilmezsin. Ben sana inat yakalanirim. Sasirirsin, nerden çikti bu diye...
Istedigin balik degil ki, Oturmak iskelede. Mecbur çekersin yukariya.

Aci çekiyorum ne de olsa. Dedim ya kiyamazsin... Uzanirim avuçlarina. Dudaklarima dokunursun, Igneyi çikartacaksin ya, Yoksa sevdiginden falan degil... Bilirim senin yaninda Yasayamayacagimi. Sen de bilirsin, Öldürmeye kiyamazsin, Bakarsin avucundaki aptal baliga, Ben de sana...

Sonra beni kurtarmayi seçersin, Ben avuçlarinda ölmeyi Seçmistim oysa... Birakirsin denize. Yüzünde kahraman gülümseme. Hayat kurtardin ya biraz önce. Sessizce bogulurken mavilerde Son kez bakarim iskeleye, Iskeledeki aptal balikçiya, Sen de kurtardigin baligina...
 

Gözlerimi Kapatıyorum

Gözlerimi Kapatıyorum


Cünkü Gece Karanlık
Ve Ben Karanlıktan Korkuyorum
Geceler Cok Uzun ve Sessiz
Bir Türlü Sabah Olmak Bilmiyor
Günes Dogana Kadar Uykuya Dalmak istiyorum
Daldığım Sey Uykumu Yoksa Karanlıkmı Bilmiyorum
Ben Sadece Korkuyorum...
Sandığın Kadar Kolay Olmuyor Uyumak
Beynimi Kemiren Düsüncelerden Kurtulmak
Ama Mecburum, Cok ihtiyacim var
Ne Uyumadan Gecelerim Bitmek Biliyor, Nede Yanlizligima Sarılmadan Günesim Doguyor
Ne Geceyi Ne'de Gündüzü Seviyorum Aslında
Biri Digerini Aratıyor Cogu Zaman Yada Bekletiyor
Gecenin Ürkek Kanatlarından Korkuyorum ve Cok Üşüyorum
Sonra Güneş Çıkıp Tüm Bedenimi Sarıyor
Beni ısıttığını Hissedip Geceden Kacip Gündüz'e sığınıyorum
Tam Baglandığım Sırada O Karsi Konulmaz ışığıyla Tüm Gerceklerimi Ortaya Saçıyor
Tüm sakladıklarimi Yüzüme Vuruyor ve Sonra Basımı Kaldırıp Gözlerine Bakıyorum `` Neden Seni Bu Kadar Beklemisimki`` Diyorum Ben yine kırılıp, Yine yanlız kalıp Tüm Özlem Duyduklarımi, Arzularımı, Hislerimi ve tüm Yasamak istediklerimi Aydınlıkta bırakıp Yine Yanlız, Soguk Karanlık Gecelerimi Özlüyorum Ve Ona Dönüyorum... Cünkü Tüm Karanligiyla Sır Tutmayı Biliyor ve Ne Kadar Konussam Dinliyor.
Ve Beni Ne Kadar Üzülsede Hic Bir Zaman Birakmiyor.
Cok Geceler Sabırla Sabahı Bekledim.
Her Dogan Günesim Farklıydı
Simdi Yine Üsüyorum ve Bu kez Senin Dogmanı Bekliyorum
Her Günes ısıttı Tenimi Ama Dedim ya Gecelerimi Özletti...
Ve Beni O Karanlığın Ortasında Bırakıp Gitti
Yine Sabah Olsun istiyorum ama Bu Kez Ne Uykuya Nede Baska Biseye Yenik Düsmeden Sabirla Sadece Bekliyorum Ve SEN Umarım Hayatıma Farklı Sekilde Dogarsın Yanlıs Anlama Sana Yalvarmam Asla !
ve sakın Korkma !
Acı Cekmem Hic Bir Zaman
Cünkü Ben Coktan Alıstım Karanlıklara...
 
 
 

yalnız...



Gözyaşı yalnızlığı bu hayat
Habersiz ölümden, akmakta

Gözyaşı bilmekte doğası gereği
Bu yolda yalnız yürümek zorunda olduğunu
Hayatsa inkarda

Gözyaşı bilmekte dostunun
Yine kendisi olduğunu
Hayatsa inkarda

Gözyaşı yalnızlığı bu hayat
Bizde ise ahret korkusu,
Yalnızlık sağlaması

Yalnızlığın daveti bu gözyaşları
bu hayat ...
bu ölüm ...


Herkes yalnız ölür
Diğer gözden akan gözyaşı gibi,
yalnız...
 

 Ama sana söyleyemedim .....



Biliyor musun bilmiyorum ama
Ben seni sensiz sevdim
Bana bakarken Gözlerinle anlatmaya calistigin
Sevgisiz sevgiyi görmeyi sevdim
Ama ne care Canimin ici söyleyemedim.


Hani an gelir de yerinde duramaz ya insan
Ansizin beni hatirlamani sevdim
Sana belli etmesem de bildigimi
Bana zorla gülümsemeni izlemeyi, beklemeyi sevdim,
Ama ne care Canimin ici söyleyemedim.


Yagmur yagarken bazen,Gökyüzüne bakip
Beni düsündügünü düsünmeyi sevdim,
Aci verse de bana seni zorlayisim,
Belki seversin diye umut etmeyi sevdim,
Ama söyleyemedim.


Hani bir animiz vardi seninle sana ilk canimin ici deyisim?
O an senin hic birseyin olmadigimi bile bile
Bir gün gelip de herseyin olabilmeyi sevdim,
Sen görmezken icimden akan Gözyaslari
Ben onlari sen görmeden silebilmeyi sevdim
Ama ne care Canimin ici söyleyemedim.


Gün gelip de bitti ya askimiz,
Senin ona 'AŞKIMIZ' demeyecegini bile bile
Allaha Ellerimi acip diyebilecegini dilemeyi sevdim
Aslinda ben seni degil
Hep beni sevebilme ihtimalini sevdim
Ama Canimin ici söyleyemedim.


Senin Haberin olmadan bu Siiri yazmayi
Hic okuyamayacagini bile bile aglamayi
İcimde bitecegine her an büyüyen askini sevdim.
Evet Canimin ici ben seni sensiz sevdim.
Ama sana söyleyemedim .....
 

bir tılsımı olmalı hayatın..

bir tılsımı olmalı hayatın..

Bir tılsımı olmalı hayatın. Genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o tılsım. Birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında:
Önce elimi tuttu, yavaşça kendine doğru çekti...
O sırdaşlık... O iki arkadaş arasındaki onaltı onyedi yaş konuşmaları...Hayatın tılsımı tıp tıp attırır yüreklerini; kahkahaları başka türlü,
saç taramaları başka türlü; anneyle ortak babaya söyledikleri yalan başka türlüdür.
Ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken efkarla içtikleri ilk paket. Bir şey oturmaz içlerinde. Bir kız seviyorlardır.
Gerçi kız da seviyordur kendilerini. Ama... Hayatın tılsımı vardır o “ama”da... Yüzde yüz kendilerinden geçerek bakarlar
gerçekten sevdiklerinin yüzlerine... Öylesine bakarlar ki, bir daha hiç öyle bakmayacaklardır.

Genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde. Ve bir kere o tılsım kayboldu mu,
ipi kopmuş bayraklara döner bütün günler. Gün pörsür, güneş pörsür, gece pörsür. Buruşuk bir can sıkıntısı kaplar da kaplar saatleri...

Ya erkekler... Kaybetmeye görsünler o tılsımı. Rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri... Kumar bir tılsım dopingidir.
Birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların kendisini vurmasıdır deste deste kartlara...
Bir tarihte Monte Carlo’daydım. Pırlantalar içindeki ihtiyar kadınlar, sarkık gerdanlarıyla hayatlarının son tılsımını arıyorlardı
yeşil çuhalarda...
Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi zaptedilmeyen bir aşk aranışı gibi, kaptırıp kendini şiirler yazma gibi, bir kadehi
fırlatıp aynalara, gecenin büyüsünde çıldırmak gibi...

Böyle bir tılsım yoksa... İsteksiz isteksiz oluyorsan tıraşı. Bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını,
bir şey demiyorsa sana Güney Amerika’nın Gerillosları, bir çıplak kadın vücudu düşünmüyorsan en ciddi konferansta ve
bir anda çalıştığın yerden istifayı basıp çekip gitmek gelmiyorsa içinden...Bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın.

Bu tılsımın alevlerinde çıkılır tepesine Everest’in... Bu tılsımda yanar söner kandilleri ilk defa baş başa kalınmış gecelerin.
Bu tılsımda koklarsın ayaklarını kucağına aldığın ilk çocuğun... Bu tılsımda:
“Gel, gidip çekelim be” vardır.
Bu tılsımda sevdiğin evin duvarına resim asma vardır.
Bu tılsımda bir kadının kendi göğüslerini yalnızken seyretmesi, bir erkeğin merdiven çıkan
bir genç kızın bacaklarına hafifçe bakması vardır.
Cenaze törenlerinde bir ütü geçer bu tılsımın üstünden... Bir sarı, çenesi bağlı, ince vücut uzanır, tabutun içinde...
Ve o dostun değil yaşarken gördüğün kendi ölündür. Biraz da kendi ölünün peşinden gidersin tanıdık cenazelerinde... Ve çekersin içini:

Hayat, dersin.
Sıra yavaş yavaş hepimize gelecek, dersin.
Daha geçen hafta bizdeydi, dersin.
Hele tabut inerken mezara... Ne de zor gelir oraya inmesi... Hele son kürek topraklar atılırken...
Bir ütü geçer tılsımın üzerinden....
Derken daha hızlı yaşamanın motorları çalışır birden; elenir pişmanlıklar, toplumun baskıları, ödenmeyen borç,
gizli çapkınlığın vicdan azabı... küçülür de küçülür gözlerinde...
Çoraplarını yavaş yavaş çıkaran bir çift beyaz bacak uzanır gözlerinde...
Sinemada yumruğu en hızlı vuran kovboy sen olursun.
Kanunsuz bir grev barikatında ilk kurşun senin alnına çarpar.
Sonra dans edersin kumsallarda... Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. Bir şeyler süzülür ve erir kıyılarda...
Yaşamın özündedir bu tılsım. Bir defa kayboldu mu sahipsiz kalmış terliklere döner saatler.
Bir gizli kırgınlık dolaşır çevrendeki gözlerde:
Mıymıntı herif sen de...
Sönen tılsımlar başka tılsımları da söndürmeye dönüktür. Yanan tılsımlar başka tılsımları da parlatmaya...
Ve bilmedikleri bu hain oyunun içine düşünce kadınlar nasıl da başlarlar şikayet etmeye..
Ömrümü çürüttün...
Eskiden böyle miydim ben...
Of aman ağırlığın çöküyor üstüme...
Bir kıvrak giriş beklerler kapıdan. Bir el tutuşta şıraklayan şehvet kamçısı. Bir içten gelen övgü.
Ve ılık ılık çözülürken nazlanarak gerinmek isterler:
Hişt olmaz şimdi...
Böyle bir tılsımı vardır hayatın. Bu tılsımla çekilir tetiği mavzerlerin. Bu tılsımla çıkılır dağlara. Bu tılsımla haydi yürüyelim artık,
dersin on binlere...
Bunları tatmamışsan, ayda hiç değilse üç defa dünyanın anasını üç pula satmamışsan;
kızıp vurmuyorsan yumruğunu masaya ve bir zindan parmaklıklarına dokunmuyorsa ellerinin gölgesi ve bir de
sevdiğin bir kadının çıplak omuzlarına... Ulan niçin geldin hayata?...
Aybaşını düşünüp, bayramda tebrik yazmak için mi? Yoksa benim gibi bir akşamın karanlığında,
bir koltuğa oturup, bu tılsımların yandığı ışıklara bakarak, kendi kendine ağlar gibi gülümsemek için mi?
 
 

RESİMLİ ŞİİRLER

 

 RESİMLİ ŞİİRLER

 
 
bir gün sende beni arayacaksın.boş odaları gezecek ve diyeceksin ki "keşke burada olsaydın."baktığın her gerçeklikten kaçacaksın.ama beni baktığın yerde bulamayacaksın.aynı benim bulamayışlarım gibi,içini bir hüzün kaplayacak.işte o an yalnızsın.

uzanan ellerin boş dönecek geri.için yanacak sonra.ve gözlerin zorlayacak seni.damla damla sevgi sözcükleri,pişmanlığın yazılacak yanaklarına.ama vakit eskisi gibi olmayacak ve sen geç kalmış olacaksın.içinde yanan ateş alev alev kavuracak seni.sen sen olduğuna isyan edeceksin.eline eski resimleri alıp bir ah çekeceksin.işte o an pişmansın.

bir akşam karanlığında açacaksın pencereni.yıldızlara analatacaksın içindekileri.boş sokağı seyredip,yollara soracaksın beni.cevapsız soruların artacak ve yağmur başlayacak bir anda.her damlada beni hatırlayacaksın.sonra telefona uzanacak ellerin,benim numaramı tuşlayacaksın.karşına dıt dıt sesleri çıkacak ve çıldıracaksın.işte o an umutsuzsun.

beni soracaksın beni tanıyan herkese.ummadığın cevaplar alacaksın.yaz ortasında sonbahara döneceksin.yaprakların dökülecek bir bir.
çiçek açmayacak yediverenlerin.solmaya başladığının farkına varacaksın.günler tekrar tekrar aynı şeyleri yaşatacak sana.geceye yürüyeceksin.karanlık daha bir hoşuna gidecek.işte o an sen sen değilsin.

sonra beni silmeye çalışacaksın hücrelerinden.en zorlu sınavın başlayacak.kalbin ve beynin çarpışacak her an.mantık ve sevgi birbirine girecek.ağır yaralı,komada,bitkin bir halde uyanacaksın sonra.beni işte o an anlayacak ve yeniden yaşama döneceksin.artık beni silmiş olacaksın.

tüm bunları geçtiğinde sil baştan alacaksın kendini.yeni gerçeklikler,yeni yarınlar kuracaksın kendine.bu noktadan sonra ne beni hatırlayacaksın ne kendini.
artık sen yepyeni bir sen olmuş olacaksın.ama bir noktayı atlamış olacaksın.ne yaparssan yap,nereye gidersen git,hep benim bir parçamı yanında taşıyacaksın.

şimdi aç gözlerini,en zorlu sınavın başlıyor.ben yokum,sen de yoksun.sadece kelimeler var.
günaydın...
 
 
Yine bugün seni düsünüp durdum,
bir elimde kalem, diger elimdeyse bi kagit.
Parmaklarim titriyordu nedensiz bir heyecandan.
Yildizlara baktim, dalip gittim sensiz uzaklara,
gözlerim dolu dolu gözlerini çizdim.
Sonra yildizlar yok oldu, üzülmedim çünkü gözlerin bende sakliydi.
Ardindan sabah oldu, günes bu diyarlari da selamladi,
hiç uyumamisim, sadece çizdigim o gözlerine bakip,
orda sakli kalmisim.
Günes gibi orda batip, orda dogmusum.
Adeta büyülemis o çimen bakan gözlerin beni.
Baktikca gözlerine, daliyorum uzaklara,
daldikcada hatirliyorum…Askimizi hatirliyorum…Hasretim…
Bana uzak diyarlardan gönderdigin o kirmizi gülü ve ardindan
“Seni seviyorum” deyisini hatirliyorum…agliyorum.
Hiç unutmadim ki…
Sonra, sonra bende sana seni çok sevdigimi söylemistim heyecanlanarak.
Sana kalbimi verirken, ona iyi bakmani istemistim senden.
O büyülü gözlerine bakarak, sana gönül sayfamdaki en güzel yerini vermistim.
Seni oraya kilitleyip, anahtarini da ‘sevgi denizi’ diye
adlandirdigimiz askimizin derinliklerine gömmüstüm.
Ama sen, ah çimen gözlüm, sen anahtarsiz da ordan çikmayi basardin.
Ne yazik ki sana verdigim o kalbimi, içinde degil, ellerinde tasimisin.
Seni sevdikce o kalp sana agir gelmeye baslamis,
sonunda da tasiyamayip, yere düsürdün ve bin parçaya bölündü kalbim.
Kirdin kalbimi…
Ben se, bana verdigin o çok degerli kirmizi gülü hala sakliyorum.
Ve o gül hala solmadi biliyormsun.
Bende seni o gül solana kadar sevecegim….askim
 
 
 
Kimi Sevsem Sensin

Kimi sevsem sensin, hayret
Sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
Gözleri maviyken yaprak yeşili
Senin sesinle konuşuyor elbet
Yarım bakışları o kadar tehlikeli
Senin sigaranı senin gibi içiyor
Kimi sevsem sensin, hayret
Senden nedense vazgeçilemiyor
Her şeyi terk ettim, ne aşk ne şehvet
Sarışın başladığım esmer bitiyor
Anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
Dudakları keskin kırmızı jilet
Bir belaya çattık, nasıl bitirmeli
Gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
Kimi sevsem sensin, hayret
Kapıların kapalı girilemiyor
Kimi sevsem sensin, senden ibaret
Hepsini senin adınla çağırıyorum
Arkamdan şımarık gülüşüyorlar
Getirdikleri yağmur, sende unuttuğum
Hani o sımsıcak iri çekirdekli
Senin gibi vahşi öpüşüyorlar
Kimi sevsem sensin, hayret
İn misin cin misin anlamıyorum
 
 
Seni saklayacagim inan
Yazdiklarimda, cizdiklerimde,

Sarkilarimda, sozlerimde.
Sen kalacaksin kimse bilmeyecek
Ve kimseler gormiyecek seni,
Yasayacaksin gozlerimde.
Sen goreceksin, duyacaksin
Parildayan bir sevi sicakligi,
Uyuyacak, uyanacaksin.
Bakacaksin, benzemiyor
Gelen gunler gecenlere,
Dalacaksin.
Bir seviyi anlamak
Bir yasam harcamaktir,
Harcayacaksin.
Seni yasayacagim, anlatilmaz,
Yasayacagim gozlerimde;
Gozlerimde saklayacagim.
Bir gun, tam anlatmaya..
Bakacaksin,
Gozlerimi kapayacagim..
Anlayacaksin.
 
 
 
Gece oldugunda seni aydinlatan hilal oldum.
Uykuya daldiginda rüyanda gördügün hayal oldum.

Sana yakin olayim diye, damarlarinda dolasan kan oldum;
bir hâl oldum sana kavusayim diye,
hamal oldum seni tasiyayim diye,
ve saçlarina dokunayim diye, tenini oksayan rüzgar oldum.

Lâl oldum...

Mum gibi eriyip aktiginda seni saran alev oldum.
Kisin soguk ayazlarinda seni koruyan duvar oldum.

Yazin sicak günlerinde, hastalanmayasin diye, gölgen olan bulut oldum.
Hayat oldum yasayasin diye,
nefes oldum soluklanasin diye,
ve beni unutmayasin diye, benligine kazinan isim oldum.

Lâl oldum...

Gök yüzüne bakip bir dilek tuttugunda kayan yildiz oldum.
Siginacak gölge aradiginda, iri cüsseli bir mese oldum.

Susuzlugunu gideresin diye, sokak basinda çesme oldum.
Soru oldum cevabini arayasin diye,
tasa oldum düsünesin diye,
ve hislerini yazasin diye, kalem oldum kagit oldum.

Lâl oldum...

Hüzünlenip agladiginda akan gözyasin oldum.
Gülümsediginde etrafinda uçusan pervane oldum.

Mest olasin diye, kulaklarinda yankilanan nagme oldum.
Kitap oldum okuyasin diye,
çiçek oldum koklayasin diye,
ve sevdigimi söylemeden bilesin diye, agzi kilitli,
lâl oldum...
__________________
SENI ARIYORUM

Bu şehrin bütün sokaklarına sinmiş yalnızlığım
Sensizliğin köşe başındayım
Avuçlarımda kırık dökük pişmanlıklar
Avuntusuz çıkmazlara doğru yürüyorum
Bütün umutsuzluğuma inat
Yine seni arıyorum...

Dudaklarımda bildiğin o ıslık
Sokak lambalarına sığınıyorum
Hafiften bir yağmur ağlıyor benimle
Bir deli rüzğar saçlarımda
Yalnızlıktan üşüyorum
Bulamayacağımı bile bile
Yine seni arıyorum...

Anlatacak nelerim var bir bilsen
Içimde ihtilaller kopmuş
Kendimi sürgüne verdim
Mutluluğum çoktan iflas etmiş
İtiraza hakkım yok biliyorum
Beni savunmak sana düştü
Seni arıyorum...

Yarım kalmış şiirlerim gibisin
Yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda
Öylesine eksiğim sensiz
Öylesine sahipsiz.

İşte bütün umutlara havlu attım gidiyorum
İçinde geç kalmışlığın çaresizliği
Çocuklar gibi ağlıyorum
Ve gel gör ki her damla gözyaşımda
Yine seni arıyorum...

Ahmet Selçuk İlkan
 
 
 
 
 
Alışma bana ne yapacağım belli olmaz!bugün varım yarın birden yok olurum!!
Dokunma bana kapanmamış yaralarla doluyum,canımı acıtma,bir yara da sen açma
Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun,tutuştururum
İsteme beni yasaklarla boğuşursun,engellerle doluyum
Çözmeye çalışma sakın seninle karışır iyice kördüğüm olurum
Anlama beni ben kendimi anlarım,ben böyle mutluyum
Aşkı yaşatmamı isteme asla ben aşka yıllardır inanmıyorum
güveniyorsan kendine inandır beni aşkın varlığına,sonucunda öyle bir aşk yaşatırımki vazgeçemezsin tutkun olurum...
yıkabilirsem duvarlarımı sakın bırakma beni,tüm tutkumla ve gücümün arkasında hala minik bir çocuğum,büyütmezsen KAYBOLURUM..
 

yüreğinde aşk olan herkese benden selam...

Aşk ancak yatakta tedavi edilen bir hastalıktır’demiş öğrenci...
‘Kimsenin tedavi olmak istemediği bir şey nasıl hastalık olur’ demiş doktor, ‘
Aşk olsa olsa sanattır’ demiş ressam...
‘Nasıl sanat ki, izleyicisi yok. Sadece iki kişilik’ demiş aktör,

‘Aşk olsa olsa bilimdir...’ demiş asistan
‘Böyle bilim mi olur?’ demiş profesör, ‘En başarısız öğrenci bile başarıyor. Ben sınıfta kalmışım!’

‘Aşk, mücadele ister .‘Aşk emek vermektir.’demiş işçi,
‘Nasıl emekse. Patron bile onun tarafını tutuyor!’ demiş mühendis,
‘Aşk karşılıksız vermektir.’ demiş savcı
‘Bence biri, bir başkasına bir şey veriyorsa rüşvet de olabilir’ demiş avukat
‘Bir dakika!’ ‘İki taraf da razı sayılırsa bu bir sözleşme sayılır...’ demiş yargıç
Tartışma böyle uzayıp gitmiş.


YÜREĞİNDE AŞK OLAN HER CANA SELAM OLSUN
 
 
 
İnsanlar arasında ilk aşk, Adem ile Havva arasında başladı. Adem, Havva'ya öyle bir tutkuyla bağlandı ki, şeytanın Havva'yı kandırdığını; yasak meyve olan elmayı yiyerek cennetten kovulacağını ve bir daha birebir Tanrı ile konuşamayacağını anlayamadı. Havva'nın kışkırtmaları sonucunda yasak meyveyi yedi ve ikisi birlikte cennetten kovularak dünyaya sürüldü.

Yaratılmışlar arasındaki ilk aşk budur, tarihte sürgüne uğramış ilk aşk ta budu
Yorum Yaz! :: Arkadaşına gönder!

6/11/2007 - ukde.
Yazar: kafadansakat
onların ki bilmeyişin alametiydi.
aşk`ın alameti değildi.

Baglantı