
"Bu e-postayı şimdi atmam belki doğru değil,ama yaşamda herşey bildiğin gibi tamamen doğru olmuyor.Sorun olmaz sanırım....
Kaybettik.Sebebini biliyor musun?Öncelikle benim aptallığım,hayatımı,hayallerimi feda edebileceğimi düşünmem.Dile getirmesem de bunu düşünmüş olmam...Allah yanlışa saptığımı anlamış olmalı ki ikinci sebep olan senin yalan sevgini ortaya çıkardı...Şüphelerimde haklı olduğumu gösterdiğin için teşekkür ederim,tek bir sorum var,gerçekten insanlara olan güvenimin tamamen kaybolması için mi yaptın bunu?Tamam,sana aşık olmadığımı söylemiştim,senden de böyle bir beklentim yoktu.Neden ihtiyacım olduğunu düşünüp yalan söyledin?Ben birbirimizin yaralarını sarabileceğimize ve geride kalan ne varsa unutabileceğimize inandım,denedim,ama her seferinde bir şekilde aklıma getirmeyi başardın.Sana kızgın değilim,insan kendi tiyatrosunu yazar ve oynar,ama yine de müdahale edemeyeceği,olanakların kısıtlı kaldığı durumlar vardır...Bu da kader oluyor sanırım...Yani bizim o 1 haftalık beraberliğimiz kaderdenmiş... Söylediklerinin neden mi yalan olduğunu düşünüyorum?Çünkü gerçekten seven insan pes etmezdi...Bunun en büyük örneğini her gün aynada görüyorum...Diline bile getiremiyor insan vazgeçmek kelimesini,bu duyguyu hiçbir zaman hissetmiş olduğuna inanmadığım için anlamanı beklemiyorum.Bu da senin için bir tecrübe olur,birşeyi gerçekten istiyorsan vazgeçmemen gerektiğini öğrenmiş olursun.Yok,hayır yanlış anlama...Gerçekten istediğin şey ne ise,onu kastederek konuşuyorum... Bu mailin amacı senden özür dilemek,sana teşekkür veya sitem etmek falan değil...Bunun da olması gerektiğini düşündüm.Koyulan nokta sinir bozucuydu,üzerini silip kelt hattlarıyla bir nokta koyuyorum. Özünde iyi bir insansın,hassassın...Tek eksiğin ne istediğin konusunda emin olmaman...Sana önerim,sadece bazı ihtiyaçlarını gidermek için ilişkilere girmektense daha sağlıklı düşünüp,ciddi adımlar atmandır...Sen öyle yapıyordun diye mi bu hale geldik diyebilirsin.Attığım adım bir başkasının tarlasınaydı.Ve ben o tarladan kovuldum.Arkama bakmadan kendi harabemdeki gizli odama sığınırım yine,ama bir kitabı asla ikinci kez elime almam.Bu sana en başta söylediğim şeylerden biriydi...Sana teşekkür etmek istediğim tek bir konu var,kaktüsün işlevinin ne olduğunu hatırlattın,gerçekten minnettarım...Kaktüs bu,yediveren gülü değil ki her önüne gelene çiçek açsın?Artık daha aklı başında davranacağıma dair önce kendime,sonra tatmin olman için de sana söz veriyorum... Amacım eksik parçaları tamamlamak,puzzle gibi...Sanki bir manzara resminde,sadece gökyüzünde eksik parçalar kalmış gibi...Masmavi renkler,bir değişiklik olmayacak boşluklar dolsa da....Hatta o beyaz lekeler bulut figürlerine benziyor.Ama üzgünüm,bir işe başlamışsam hakkını vermek isterim,bu puzzle da layığıyla,eksik parça kalmaksızın tamamlanmalı... Senden sonra yaptığım tek şey diğer insanların fikirlerini almak oldu...Geleceğim hakkındaki düşüncelerini almak...Hepsinin söylediği ortak şey,bir gün çok büyük bir kazık yeyip isteklerim konusunda kısıtlama yapma yoluna gideceğim olduğuydu.Belki haklıdırlar,kim bilir?Ama benim senaryomda bu yok...Karanlık bir boşlukta yuvarlansam da asla sırtım yere gelmeyecek,çok uzun zaman boyunca düşeceğim ama dibe vurmayacağım.Belki beni daha çok hırpalayacak,olsun.Bunun hiçbir önemi yok...Bir şarkıda da geçtiği gibi herkes zamanı geldiğinde kalbindeki cennet veya cehenneme gömülür...Kalbinde ne varsa,nasıl bir senaryo yazmışsa onu yaşar...Ölümde bile... Benim senaryoma dahil oldun,konuk oyunculuğunun karşılığını bu maille vermiş olmayı umuyorum.Sana karşı içimde hiçbir iyi niyet olmadığı gibi,kötü bir şeyler de yok merak etme...Benden uzak,Allah'a yakın olman dileğiyle... Işığınla kal... ~kaktüs" |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
| Penceremi açtım ve baktım sokaklara... Hava rüzgarlı,dışarıdasın,biliyorum.Ayaz mı ayaz,üşüyor musun?Gözlerimi kapattığımda hissettiğim ürpermenin bir yanılsama olmasını diliyorum.Soğuk iliklerine işliyor olmalı.Tek dileğim bir an önce gidecek yer bulman,sıcak bir yuva. Korkma,yalnızlık bizi asla yalnız bırakmayacak.O minicik vücudunu koruyacak bir sürü melek,onları görevlendirecek Allah ve her zaman yanında olacak olan dualarım,kalbim ve senin doğumunla beraber gelmiş yalnızlığın var... Yalnız değilsin,yalnızlık bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadı ve bırakmayacak.Üzülme.Yağan yağmurda ıslanıp ürperdiğinde,sular seni sokaklarda sürüklediğinde,hatta bir gün çocukların attığı taşlardan,yaşlı bir kadının küfürlü kovalamasından kaçarken,hain bir arabanın altında ezildiğin vakit,damarından akan ilk damla benim göz yaşım ve senin kurtuluşun olacaktır.Unutma... Yalnız değilsin,yalnızlık bizim gitmemize izin vermez,bizi terketmez.Onunla yaşamaya alışmalısın.Kanlar yağdıkça gözlerine,ruhuna,kızıllaştıkça görüntüler,farkedeceksin,orada gölgem seni bekliyor olacak. Koşarak gelip atlayacaksın kucağıma,o zaman büyümüş olacaksın.Yine yalayacaksın o minik dilinle ellerimi...Ve o zaman seni bırakmayacağım,çünkü yalnızlık bizi bir araya getirmiş olacak.Yalnızlık iyi bir şey,tamamen seni sarmaladığında anlayacaksın. Tüm engelleri,sebepleri ortadan kaldıracak ve bize beraberlik fırsatı verecek.Sen,ben ve 'O'... Sonsuza dek mutlu olacağız. Vadide,nehir kenarındaki evimizin bahçesinde,yemyeşil çimenliklerde koşup oynarken bu günler asla aklımıza gelmeyecek.Yalnızlığın bizi yalnız bıraktığı zaman unutma ki beraberlikler başlar,ikimizin beraberliği alışkın olduğumuz yalnızlığın gidişi olacak ve acı çekeceğiz bir süre. Belki de alışmamız için verilmiş bir zamandır bu,ne dersin? Miyavlamalarını duyar gibiyim...Ama bunlar seni demir kapının önüne koyup merdivenlerden çıkmaya başladığımda duyduğum,içimi yakan sesler gibi değil...Ümit dolu,neşeli sesler. Unutma,hiçbir zaman yalnız olmadık,çünkü yalnızlık her zaman yanımızdaydı ve buna engel oldu.Bizi sardı sarmaladı... Daha da çok sarmalayacak.Buna alışmalısın.Bazılarını destekleyen kimsecikler olmaz,unutma,sen bu konuda şanslısın,seni destekleyen,seni her zaman sevecek ve senin için atacak olan bir kalp var burada... Minik bedenine sağlık ve güç,hayat karşısında direnç ve seni alıp sımsıcacık kollarıyla sarmalayacak bir "şeyler" diliyorum... Günü geldiğinde seninle tekrar buluşmak dileğiyle. Allah'a emanet ol sevgili '''Kedicik... |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
Perde V
- Adressiz Mektup -
16.10.2008 Perşembe
Merhaba Sevgili Yalnızlığım... Sen bunu yapmazdın.Farkettim ki son zamanlarda seninle pek ilgilenemedim.Kusura bakma,kendi derdime düştüm,verdiğin acıları sineme çektim ve başka şeylerle ilgilendim. Üzgünüm... Aylar oldu,unuttum ağlamayı.Bilirim,sen seversin gözyaşlarımı...Soğuk karanlık çöktüğünde tüm vücuduma,yanağımdan süzülen sıvı ateşle ısınırdı içim.Biliyorum,Sen istemezsin üşümemi.Tanrı bile unuttuğunda,soğuk bedenimi gözümden akıttığın kanlarla ısıttın.Hiçbir zaman izin vermedin,kimseler dokunamadı bu uykudaki aciz ruha...Ellerini,yumuşacık dokunuşlarını gezdirdin dudaklarımda...Uykusuz gecelerde ay ışığım oldun,içimi aydınlattın.Beni hep sevdin,yalnızlığım.Bir anne şefkatiyle yaklaştın.Sahiplendin ve hiçbir zaman terketmedin. Benim de gitmeme izin vermedin... Hiç unutmam o günü...Ben sana yalvarırken, 'Öldür Beni' diye haykırırken bile o sıcacık gülümsemenle 'Hayır' dedin.Şimdi şimdi farkediyorum,o zaman bile içimi ısıtan sendin... Beni hep sevdin... Sisin tam ortasında,görüntüler seçilemezken,buğulu penceremden baktığımda görememişim.Yansımalarla dolu bu hayatımda tek gerçek sendin.Bunca zaman nasıl farkedememişim sevginin büyüklüğünü?Kendime inanamıyorum!Gerçek sevginin,aşkın,soğuk ve acı olduğunu nasıl anlayamamışım ki? Karşında boynum bükük,gerçekten çok üzgünüm... Karanlığımı aydınlatan loş ayışığım, gözlerimdeki kan, içimdeki korku... Pişmanım... Ben sana layık olamadım,yalnızlığım. Keşke başka bir zaman,başka bir yerlerde... Yine seninle... Ama lütfen,bu oyunun finalinde unutma ki kalbimi kazanmayı başardın.Sana olan aşkım artık en az seninki kadar büyük.Seni de yitirince anladım değerini, biricik yalnızlığım...
|
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
Perde IV
- Meclis I - Delilik -
Bir selviyi andıran görüntüsüyle salınır mezarlıkta...Avına yaklaşan yılan gibi sinsi,gece karanlığında tetikte bekleyen kedi gibi keskin gözlerle uzaklaşır demir kapıdan...Kolonların arasında,her biri benliğine işlenmiş nakışlarla göz göze geldiğinde öfkesine hakim olamaz ve fırlatır kadehleri...Parçalanır,dökülür şarap yere...Kırmızıyı görür ve kahkaha atar,kadehi bile kanatmayı başarabilmiştir.Güçlüdür...
Bir tutam saç düşer gözünün önüne,örümcek ağlarıyla bağlanmış topuzundan.Arkaya atma gereği duymadan başını dikleştirir,inatçı bir çocuğun ailesine attığı 'sizden nefret ediyorum' bakışını dışarıdaki bulutların oluşturduğu gölgelere diker...Bu derin karanlığa,gölgelerin ardına sığınmak ona göre değildir,yarasalar gibi gök yüzünü çığlıklarıyla yırtmak ve aydınlığın hiç var olmadığı bir mekana uğramaktır tek arzusu...
Bildiği her şeyi unutmak ve hiç öğrenmemek için gözlerini kapatır,dişlerini sıkar ve gözlerinden kanlar süzülmeye başlar...Tüm benliğini kaplamış karanlık gibi,simsiyah...
Nefret ile yoğrulmuş hamurunda bunu düşündüğünü fark edip çileden çıkar,hiç olmadığı kadar ağzını açar ve sivri dişlerinin arasından kelimeler özgür kalır...
- Meclis II -
Aklını kaybettiğini sananlar kulenin aşağısında,şemsiyelerin altına sığınmış yukarıda olup biten hakkında yorum yaparlar.Kimse onun kadar cesur değildir...Ne yağmura karşı şemsiyesiz yürüyebilmek ne de düşüncelerini özgürce,kimsenin yargılamasından korkmadan haykırabilmekte...Yukarından gelen son kelimeyi duyarlar;
"Geber!"
- Kazanmanın Tatmin Edici Zevki -
Burnunu göğe kaldırır,bakışlarını düzleştirir,yüzüne gecelerce sevişmiş bir insanda veya litrelerce kan içmiş bir vampirde oluşabilecek bir gülümseme yerleştirir,kilitli kalmış,karanlığa gizlenmiş duygularını betimleyen kabarık eteğinin üzerine dökülen hırkasının altından görünen korsesindeki işlemeler gibi şeytanı ayrıntıda gizleyen saçlarındaki bukleleri iyice dağıtır ve dışarı adımını atar...Yağmurun altında şemsiyeyle bekleyenlere 'aptal küçük boklar' bakışını fırlatır ve nasıl bu kadar iki yüzlü,hayır hayır,nasıl bu kadar yirmi yüzlü olabildiklerini düşünür ve anlam veremez...Maskelerin ardında yaşamaya alışkın bu insanları anlayamaz,umurlarında olmadığını gayet iyi bilmesine rağmen bu denli merhamet gösterilerine ve meraka dayanamaz.Yağmurun altında süzülen üç dört damla göz yaşını kimse fark etmeyeceğinden yarasaların acı çığlıklarından kıskanılmış bir ses daha çıkar işlemelerle süslenmiş kapısından; "Umurunuzda değilim!Defolun!" |
Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
Perde III
Kim olduğu önemli değil,ne olduğu da...Sadece bilmelisiniz ki... Masum; "Bana şu anda sessizliği dinlerken çektirdiğin ince acıdan dolayı senden nefret ediyorum! Haklı olabilirsin,ama bu da kibrimi haklı çıkarır. Evet ağlamıyorum, ağlamayacağım da! Ne hüzünlü ne mutlu... Dik bakışlar,buğulu gözlerle beklerim artık birşeyleri... Ama hüzünlensem bile,tıpkı Mona Lisa gibi, Göz yaşım asla dışarı çıkmaz,
Adalet'in kutsal savunucusu;
"Seni lanetliyorum! Seni hiçbir zaman varolmamışlığın acısıyla, Seni karanlığın kör edici ışığıyla lanetliyorum! Söyleyecek söz çok... Bu sözlerin üzerine gülümsemeni istiyorum.
Gökyüzünün yaprakları solar ve kurumuş yapraklar parçalanarak toz halinde dökülmeye başlar...
Rüzgar fısıldar; "Benciliz herkes gibi... |
Yorumlar ( 7 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
Perde II
Yerde kıvranırken var gücüyle haykırır,haksızlığa uğramış mumun alevi;
"Lanetim üzerinde... Kapatıyorum perdeyi... İster alkışla ister tükür git... Senin de dediğin gibi; Umrumda değil! Bitti... Bak kazandın! Zafer senin! Kapanan perde benim ama alkışlanan sensin! Ben bile sahne arkasında alkışlıyorum! Helal olsun! Nasıl bir yetenektir ki bu? Anlayamadım... Bir anda senaryoyu değiştirdin Rolleri, Herşeyi! Sonra da dekoru bozdun, Herşeyi başıma yıktın Ve kazandın! Bak, Tükendim ben... Batıyorum... Sen bu halime gülümsedikçe,aşağıladıkça daha da derine batıyorum... Sildin... Bir kalemde rolümün üzerini çizdin... Bitirdin... Son perde dedin,kapanacak dedin... Başardın! Bitti işte! Bak! Çevirme başını başka yöne! BAK! Hala ayaktasın! Aynaya bak! Kazandın! Bunu kutlamalısın! Bir de bana bak! Acıman gerekmiyor,senin karakterinde bu özellik yok! Acıma duygusunu eklememişsin kendine... Senaristsin hala, unuttun mu? Bak bana; Ben yerdeyim! Son gücümle kafamı yere vuruyorum, Zevk alabilmek için ağır ağır çektiriyorsun perdeyi! Ben perde kapansın istiyorum ve kafamı tüm gücümle yere vuruyorum!!! Gözlerim,burnum,ağzım... Heryerim kanlar içinde Kapat artık! Zevk almadın mı hala böyle bir sondan? Hayatımın en büyük batışı işte! Daha ne istiyorsun ki? Güçlüsün, Ayaktasın! Dimdik! Özgür ve diri! Bense yerdeyim; Yaşamımın yarıdan çoğu gitmiş... Tükenmişim ve sadece senin perdeyi çekmeni bekliyorum! Bu kadar uzun sürer miydi mutlu sonlar? Neden kapatmıyorsun? Farkında olmadan bana şöhret kazandıracaksın, Aman ha!Dikkat et! Pabucun dama atılacak sonra! Bir ölüyü ilah yapacaklar! Lütfen,daha fazla zorlama! Kapat artık şu perdeyi... Son perdeydi... Ve Bitti..."
|
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
~RÜYACIDAN~ -Perde I- Derinden gelen iç çekişlerle birlikte sahipsiz sesler yankılanır;
"Lanet olsun.... Bugün ağlamamıştım.Çok mu gördün böyle bir günü bana tanrım?Neden?Neden hayal kurar insan?"
Yolcu söyler; "Herşeyimi bağlamıştım o devenin sırtına.O deveyi de zavallı bir kaktüse...Ama geldiler Allah'ım.Kaktüsün dikenlerini tek tek çıkardılar.Dökülen sıvıyı,kanı gördükçe zevk aldılar.Devenin sırtındaki hayalleri aldılar,götürdüler beraberlerinde...Yalnız bıraktılar kocaman bir çölde...Çöl akşamları soğuk olur,hiç mi düşünmediler?Bir vedayı bile açıkça söylemeyi göze alamadılar.Hak ettiklerimin hepsi bu mu?"
Kaktüs söyler; "Köklerimi kurutmak için gövdemle yerin birleştiği yere kezzap döktüler.Bu kadar canımı yakmak kimin hakkı?Yoksa savunmamın yetersizliği,içimdeki su kadar mıydı?Hayattan nefret ediyorken ben,hayata bağlayan bir iki sağlam kalmış kök mü rahatsız etti o yabancıları?Yine acı çekiyordum.Ama kökleri kurumuş kaktüsün vücudundan bir türlü çıkamayan ruhumun acısının yanında hiç kalır... Göz yaşlarımı akıtıyorum çöle...Toprak susamış,belli...Her damlayı olabildiğince güçlü çekiyor aşaıya...Kana kana içiyor zehrimi...Beni de çeksene ey toprak aşağı,ruhumla bedenimi ayırsana?Sen de mi zevk alıyorsun yoksa acımdan? Bu kadar mı cani oldu herşey?Ne olur bana yalan olduğunu söyleyin...Ey insanlar ne olur bana rüya deyin!Hayal deyin!Yolcunun hayallerinin,köklerimin tek tek sökülüp kurutulmadığını ve o devenin canının alınmadığını söyleyin lütfen!Lütfen!Canım çok acıyor!Bir zamanlarki büyük,ihtişamlı kaktüsler. Ailem... Yanımdakiler...Şimdi neredeler?Hepsini kaybettim devenin sırtındaki ümitler uğruna...Herşey mahvolmuşken,böyle yere devrilmişken,kanarken, can bedenden çıkmazken...Göz yaşı dökmenin acısını anlayabilir mi hiçkimse?Güçlüyken çölde suya bile ihtiyaç duymazken,bir damla suya hasret kalmayı bilirler mi onlar? Neden yaptılar?Neden!Bana cevap verin!Düşünmediler,acımadılar,göz yaşı dökmediler...Lanetlediler!Haince,sinsice girdiler bedenime o hançerle... Ruhuma... Çıkartamıyorum onları içimden Tanrım!Neredesin?Duy sesimi!Ayır artık ruhumla bedenimi!Bekliyorum çöl soğuğunda,karanlıkta,ay ışığı ve yıldızların altında... Bekliyorum ölümü...Neden gelip almıyor beni?Yoksa burası mı cehennem dedikleri.. Evet,ışığı görüyorum!İşte orada!Ama uzaklaşıyor!Yardım edin,son ümidim de beni terkediyor!Son gücümle acı bir çığlık atıyorum... Kurtar beni..."
Rüyacı ağlar;
"Elveda..." |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |