Uzun süren direnmelerimizden sonra maalesef Türkçemize yabancı kelimeler ve kısaltmalar girmeye başlamıştır.En acısı da biz bunu kendi elimizle yapıyoruz. Bir de ağzımızı açtığımızda; "güya dilimizi çok güzel kullanıyoruz!" ama herşey açık seçik ortada ki biz dilimizi gün be gün katlediyoruz!..
640' larda Çin esaretindeki Kök-Türkler zamanında dilimize küçük çaplı da olsa Çince kelimeler girmeye başlamıştı. Kürşat, Türk milletinin benliğini kaybedip Çinlileşmesinden dolayısıyla; dilimizin yok olmasından korktuğu için, milletinin bağımsızlığı ve dilinin varlığı için 40 arkadaşıyla Çin sarayını basmış ancak başarılı olamamış; milleti ve dili için başını vermiştir. Daha sonra Kutluk' un başlattığı mücadele başarıya ulaşmış; Türk milleti bağımsızlığını kazanıp dilini kurtarmıştır.
1000' li yıllarda (11. yüzyılda) bilim alanında büyük ölçüde Türk Divanı dahil Arapça Türkçe' ye hakimdi. Hükümdarlar dahil hemen herkes Türkçe' den çok Arapça sözcükler kullanıyordu. Buna sebep olarak "istedikleri anlamı karşılayacak sözcük olmadığı" söyleniyordu.
İşte o zamanlarda Kaşgarlı Mahmut' un yazdığı "Divan u Lügat' it Türk" adlı eser dilimizin imdadına hızır gibi yetişti. Yine sonraki zamanlarda Karamanoğlu Mehmet Bey' in kendi ülkesinde Türkçe dışındaki dilleri yasaklaması bunun tuzu biberi olmuş; dilimiz yine kurtulmuştur.
Osmanlı tarihi boyunca da dilimize Arapça ve Farsça kökenli sözcükler hakim olmuştu.Osmanlı' nın külleri üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, efsanevi liderimiz M. Kemal Atatürk sayesinde diline ve tarihine sahip çıkabilmiştir. M. Kemal Atatürk kendi dil bilincinin gereği olarak Türk Dil Kurumu' nu kurmuştur. Kuruluş amacı Türkçemizi koruyabilmek ve dilimizin yabancı dillerin etkisi altına girmesini engellemektir. Ama görevini tam olarak yapamıyor. Ne yazık ki dilimiz şimdi de yabancı dillerin en fazla da İngilizce' nin istilasına uğramıştır. Mesela: "tamam" yerine "ok", "görüşürüz, hoşçakal, güle güle" yerine "by by, bye bye, see you", "bilgisayar" yerine "computer", "dizüstü" yerine "laptop", "her zaman" yerine "everytime", "evet, hayır" yerine "yes, no, ja (ya), nein (nayn)", "sergi salonu" yerine "showroom", "kasap" yerine "batçır (butcher), şarküteri" bunlardan bazıları.
Şarküteri dilimize Fransızca' dan girmiştir; domuz eti satan yer anlamına gelmektedir.
Mesela daha modern görünmek , müşteri toplamak için değişik şekillerde yazı yazmak (turkche, mydonose gibi) moda oldu artık.
TDK yeni sözcüklere çok güzel isimler verdiği gibi çok garip isimler de verebiliyor. Mesela; "uçak" kelimesi çok güzel girdi dilimize, "bilgisayar" da öyle; her ne kadar computer denmeye çalışılsada! Bunlar güzel olanlarıydı. Mesela "talkshow" a verilen isim "çene yarıştırmaca", "otobüs" e ise çok "oturgaçlı götürgeç" denmiştir ve hiç kimse de kullanmamıştır. Verilen isim güzel, kısa ve dile yatkın olmalı ki insanlar benimseyip kullansınlar.
Günümüzde Kutluk Kağan, Kaşgarlı Mahmut, Karamanoğlu Mehmet Bey ve Mustafa Kemal Atatürk gibi kahramanlar mezardan çıkıp gelemez. Bu nedenle, herkes birer kahraman olup üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.
Umarım bu yazdıklarım halkımıza ve Avrupalı olmak için can atan kardeşlerimize biraz da olsa yön verir. Birkaç kişi bile dilimizi düzgün kullansa beni çok sevindirecektir. Çünkü biliyorum ki Ulu Allah'ın da izniyle o birkaç kişi yarın birgün binlere, on binlere belki de yüzbinlere ulaşacaktır.
Benim bu şekilde düşünmeme vesile olan Sungur Alıç, Şenol Şenöz, Mümin Yakup Akan, Halil Özcan, Ahmet Sarıkaya, Mehmet Kızılok hocalarıma ve beni bu yazıyı yazmaya teşvik eden abim Mesut Topal' a teşekkürü bir borç bilirim.
Mustafa Topal
Düzenleme:Mümin Yakup Akan
|