Edebiyat com Sairi Figen Yarar siir sayfasi
Arkadaslarim bu defa sizlerle yüregine, yüreginin tinisina, hayata bakis acisi ve genis ufku ile beni büyüleyen bir kalemden, bir §iir yürekliden daha bahsetmek sizleri onun kalemi ile tanistirmak istiyorum..
§airimiz Istanbul da yasiyor Ismi Figen Yarar..
§air arkadasim ayni zamanda edebiyatdefteri.com sairlerindendir tüm siirlerine
www.edebiyatdefteri.com sitesinden sairimizin kayipada rumuzu ile ulasabilirsiniz..
Sairimizin sahsindan eserlerini yayinlama izni alinmistir.
Lütfen emege saygi adina kopyalanan ve blog ve sitelerde yayinlamak isteyen arkadaslarimizin sairlerimizin siirlerini sairlerimizin isimleri veya imzalari ile yayinlamalari rica olunur..
Sairi yarenim Figen hanima bana bu izni verdigi icin sonsuz tsk ler kalemin daim olsun sevgili siir yürek.
Sevgi ve saygilarimla...

Firardayım
Bir uçurtma gibi ipin el verdiği sınırda salınmaksa yaşamak,
razıyım kırık kanatla s/onsuzluğa uçmaya.
firardayım
durmaksızın kaçıyorum aşktan
suç ortağım yalnızlığım
bakmıyorum ardıma
görmek istemiyorum
duygu yoksunu maskeli yüzsüzleri
şimdi yorgun da olsam
dirençsizliğim asılı olsa da
yorgun kaslarımda
koşacağım işte
koşacağım yalnızlığıma
kavuşma kurgulu
Ay yoksunu gecelere inat
tutuklanmayacağım olmazlara
senli umutlarımın
tam orta yerindeydi firarım
şaşırdın şaşırttım değil mi?
soğuk mevsimlerdeydi uykularım
donduran gecelerin
kuşku kabuslarıyla dolu
sırılsıklam uyandığım
sabahlardaydı ilk kaçış planlarım
nasıldır bilir misin?
bir cambazın ipte yürüyüşü
bir mahkumun özgürlüğü bekleyişi
bir yalnızın intiharı düşleyişi
bilemezsin ..sen hiç bir yürekte tutuklanmadın ki.
oysa
bir yürekte kanat çırpmaktır
yalnızlığında duyacağın bir ses
yalan ummalarını yüzüne vurmayan
sığınabileceğin bir dost yanı olmalıydı yaşamın
olmadı
kendimden başka dost kalmadı
şimdi
yanılgılarımdan aldığım güçle
adımlıyorum yolları
sinsi bir elin
siyah peçesini örttüğü gecenin
azap saatlerindeydi firarı düşleyişim
her yeni günle bitiyordu
bekleme nöbetlerim
bozulan büyüsüydü kavuşma bağlarımın
güneşin yine yok okları
batıyordu sol yanıma
ve yüreğimdi yırtılan
her şafak sökmesinde
kanıyordu gözlerim
üzgünüm arama boşuna
çok yol aldım sensizliğin yollarında
eksik belki özgürlüğüm
kırık kanat çırpmalarımda
ateş hattında yolculuğum
ama olsun
yeşili çürüten de yağmurlardı...tekrar yeşerten de
yaşam bu
iyisiyle kötüsüyle
yeter ki bizim olsun
tutuklanmadan özgürce..
Figen YARAR

Toprağın Derinliğindeki -bİz-
söyle
hangi dudağın nemi
hangi gözlerin seli kurtarabilir ki beni
bu yangının ortasından
…ah damlaların saf buğularında
kaybolup gidiyor bir ömür
güya alevlere caka satıyor kanım
hal bu ki
terimde akıyor ihanetler
ve gözlerimden süzülüyor hüzün
…dumanın üzerine yazılıyor soluğumla
ürkek can seslerim
ah sen
sevdiğim adam
öyle çok törpülemişim ki
adının harflerini dilimle
…artık kanatıyor dudaklarımı ismin
sen ve ben
ne tuhaf değil mi
dünyanın dönüşünü hala fark edemeyişimiz
sadece yaşıyoruz işte
birimiz- diğerimizin düşlerinde
ve hep birimiz - diğerini öldürürcesine
…öylece sızıyoruz mevsimlere - yorgun
artık anladım ki
her şey yarım
düşüşceğiz bir damla misali
suya doymayan toprağın derinliğine
sanki hiç doğmamış gibi
ve sanki hiç -bİz- olmamışız gibi..
01/Kasım/2007
Avşa Kasım Günlüğüm
Figen YARAR

Ana /Dolu
*Şehitlerimize*
ben insanım
vatandaşım
ama önce Anayım
bir oğul emziremedim
gönderemedim askere
büyütemedim onu
vatan ninnileriyle
ama Allah şahidimdir ki
kurban olurum tüm Mehmetçiklerime
yanıyorum dostlar
sizler gibi yanıyor ciğerim
kanıyorum canlar
sizler gibi kanıyor yüreğim
ey kalleş köpekler
ey vicdan yoksunu leşler
hiç okşamadı mı elleriniz
bir aslanın başını ki
o ellerle sıkarsınız kurşunu
hiç oğul
hiç evlat demedi mi diliniz ki
iki dudak arasındadır vur emri
ey gafiller
ey haddini bilmez zebaniler
bu memleket Ana/dolu
sanır mısınız ki
vatan uğruna
feda etmez binlerce oğulu
Şehitlerim
Siz ölmediniz
Toprağa yüz sürmediniz
Her bir TÜRK yüreğinin
Baş köşesine yerleştiniz
Unutulmayacaksınız
sizden öncekiler gibi
Unutmayacağız
yüreğimize bu ateşi düşürenleri
Al bayrağımızın altında
Tek yürek- tek bilek olduk milletçe
and olsun ki alacağız bu öcü
Biz Atatürk çocuklarıyız
Ulusça bu vatana sevdalıyız
Ciğeri beş para etmez namertlere
Meydanı boş bırakmayız
*Ne mutlu türküm diyene..*
26/Ekim/2007
Avşa
Figen Yarar

Elveda Derken
usuldan başladı vurmaya
…….Ekim ayazı……
kurumaya yüz durmuş tenimde
ürperiyor yalnızlık
şimdi ömrün ezber sayfalarıdır
buruşturup atılacak
……z a m a n s ı z……
……elveda derken….
körüm ötelere
sağırım seslere
seslensen de duyumsamam
çek nefesini özümden
sal üvey yüzlere
……c a n s ı z……
gerçeğin dölü düşmüş bir kere
hazırladım kendimi
sancılı hasretlere
……anladım……
yüzü olmayan bir Babadan
ayrılığa gebeyim
……y a l a n s ı z……
….ellerim iki yürek….
vuracağım aynalara
dökeceğim bu aşkın sırlarını
akacak kanım
……b e d e l s i z……
……ve sen……
"kimin canını nasıl yakarım"
arayışlarındayken
ben bir avazda doğuracağım sensizliği
……ç ı ğ l ı k s ı z……
……elveda derken……
kırıyorum zincirlerini kursakta ekşimiş sevgilerin
……d i y e t s i z……
bir türlü dillenmeyen
yürekte hapis
boğazda düğüm olan
nice sevgilere yol verme zamanı artık
……n e d e n s i z……
“AŞK “namertlerin giyemeyeceği kadar şeffaf
hiçbir buyruğa boyun eğmeyecek kadar hür
uğrunda ölünecek kadar yaşanılası olandır..
24/Ekim/2007
Avşa Ekim günlüğü
Figen YARAR

Düş Huzmelerim
Gelişin bir yaz başlangıcıydı
Güneş gibi gülümsemişti gün
O gün
Kirpiklerinin her kavuşmasında
Biriktirdim maviyi derinlerimde
Biliyor gibi
Şimdi aklıma her gelişinde
Derinlerimdeki maviyi çıkartıyorum
Lacivert gecelere
Birden saçları ışıldıyor Ayın
Göz kırpıyor çapkınca
İçimdeki deniz coşuyor
Yakamozlar cilveleşiyor
Düş huzmelerimde
Artık değmiyor gözlerin gözlerime
Sadece hasretin derin çizgisi
Ve bu çizginin kanayan sessizliği
Ama sanki
Sanki yine
Gelecekmişsin gibi..
05/Eylül/2006
Avşa günlüğüm
Figen yarar
Çek Git Bayım
kırmızı bir gelinciğin göbeğinde
habis bir ur gibi duran
simsiyah ceset varlığın
olmamış bir vişne tanesi burukluğunda sevmeler
çıngıraklı yılan sevişmeleri sonrası
zehirli orgazm
ve döllenen ölüm yalnızca
zevkin sesi mi sandın
hayır bayım
mermer üzerinde yaşlanan
küçük bir kadının
iniltileri duyumsadığın
çek bakışlarını artık üzerinden
yeter dilenmesin açlığın
dillenmesin söylenmemiş sözler
şimdi dön sırtını
ve çek git bayım
ihtiram duruşu ister ölüm
çünkü
vişne ağacındaki intiharın
yıldönümü bu gün.
-bir vişne ağacında asılı kaldı dilekler-
Figen YARAR

K E Ş K E
.....şimdi anlamsızlığı çentikliyor da olsam
boşlukta asılı ayların geçişlerinde
en ağır krizini geçiriyor olsa da sol yanım
sevdamızın ölüm hazırlıkları sürse de alkışlayan ellerde
henüz çıkmadın içimden.
yaşanmışlıklara tutunuyor son nefesim
her yutkunduğumda varlığını gösteren
o çok sevdiğin gerdanımda asılı aşk
keşke
keşke çok kolay olsaydı her şey
bir şiirle bitirecek kadar
şimdi aç yelkenlerini geriye
suskunluklarımın fırtınası patlayacak az sonra
hadi boğuş şimdi dalgalarında
gör bak yıllardır ne fırtınalar birikmiş
boğduğun sıcaklarda
ağla şimdi
tüm bildiğin duaları et bakalım
hayasız sesinle yakar tanrıya
gözyaşım da kalmadı ki
dindirsin bu fırtınayı
hem unutma
demirini aldığın limanım ben
dingin sessiz sensiz
nerede açıldığın mor ufuk
esmer dilber dudağındaki molan bitti mi
keşke
keşke çok kolay olsaydı her şey
bir şiirle bitirecek kadar
merhametimden son isteğini aldım az önce
hadi gel birlikte analım dünleri
sarkacına takılalım zamanın
tüm buzları ilk öpüşün sıcaklığına bırakalım
hissediyor musun çıtırtılarını
kanatlanıyor mu kuşlar yüreğinden
hedefi olabiliyor musun yosun rengi gözlerimin
tenimin sıcaklığı giderebiliyor mu
ruhunun soğuk algınlığını
her şeye rağmen bir kez daha
son bir şans diyorsun
o halde
terlerimizi akıtalım şimdi
oksitlenmiş düşlerimize
sevişmelerde ışıldasın paslanmış duygularımız
kızıyorum dirayetsizliğime
ama keşke
keşke çok kolay olsaydı her şey
bir şiirle bitirecek kadar...
Figen Yarar
24/Nisan/2005

Kaldırıyorum Sevdana Eğilmiş Başımı
zehir zemberek sözler sarf ediyorsun
hiç düşünmeden
hani sanki varmış gibi
gelmişsin de gitmişsin gibi
dönmeyeceğim diyorsun
heveslenme
sen değil
ben geldim sana
bu nedenle ben giderim
unutma
ve anlam yükleyemeyeceğin kadar
ırak bu sevda sana
darmadağın bir şiirsin bundan sonra
tırnak içinde kaldı yaşadıklarımız
hadi utanma bir nokta gönder bana
ki virgülleri boşlukta kalan
hiç yazılmamış kelimeleri defnedelim
bir daha merhaba demeyecek kadar çok
sana kırgınlıklarım
ve artık bittiğin anlardayım
yeter bu sevdanın zifiriliği
fazlasıyla siyaha boyandım
gönderdiğin son şarkıya akıttığım yaşlarla
üzerime bıraktığın kirlerini arıttım
daha söylenecek çok şey var aslında
ama bilirsin yakışmaz dudaklarıma
artık yokluğun bana gerçek
varlığım düş olsun sana
şimdi kaldırıyorum sevdana eğilmiş başımı
hadi al alnıma bıraktığın dudaklarını
al ve git
canımda öz
dilimde sana dair söz kalmasın..
10/Ekim/2007
23:28
Avşa Ekim Günlüğüm
Figen YARAR

Ekimin Koynunda Bir Ağustos
Ağustosun unuttuğu bir gün
vurmuş Ekimin kıyılarına
kımıldıyor öylece sıcacık
kıvranırken deniz kumsala
sessizliği konuşuyor aheste dalgaların
ve yüreğimin aydınlıkları kımıldıyor
içimin karanlık dehlizlerinden
mevsimler ki değişken
günler ki ikiyüzlü
anlık sahte sevgiler
ve henüz doğmamış korkuları
haykırırken yarınlar
bir mola bu gün
gülmeyi unutmuş dudağıma
giderek soyunuyor yalnızlığım korkularından
ve şiir giyiniyor sesim
öpüyor dudaklarım imgeleri usulca
uzuncadır kayıptı güzellikler gözlerimden
ve uzuncadır kayıptı gündüzle gecenin anlamı
serçe dalışı uykularımdan
şimdi başlangıçları yakıştırmalı Kasıma
yağmurlar ki tenimde şehvet uyandıran
yeniden filizlendiren budanmış kadınlığımı
ve göğsümü gömmeliyim Aralık karına
ki öpsün tenimin ateşini beyaz..
16/Ekim/2006
Avşa/Ekim günlüğüm
Figen yarar

Hoşça kal Eylül
nihavent makamı hüzünler gibi
gelip geçtin yine zamanın çemberinden
ve ben göz yaşlarımla suladığım
bir kaç şiir ektim yine ömrüm bahçesine
hadi kaldır başını
çek sarı saçlarını yüzünden
geçtiğimiz yıldan daha solgun değilsin
sadece benim dilim suskun biraz
bu yılki son birlikteliğimiz şiir dilinde
bilirsin zordur vedalar
dünlerin kokusu hazan –hazan
güzün buğusu buram- buram
ah ömrüm takvimi
yaprakları sorumsuzca buruşturulup atılan
ve telaşsızca akan öksüz gözyaşları
tınısı ağır-çağrıştıran ayrılığı
bilmiyorum
daha kaç veda borcum kaldı sana
ama bir sonraki gelişine birikirken hüzünlerim
şimdilik hoşça kal Eylül
hoşça kal…
30/Eylül/2007
Avşa Eylül günlüğü
Figen YARAR

Eylül Susmaları
bir şiir miydi yaşam - her harfi acıya doğan
her satırı hasret kokan - her dizesi ayrılığa yazılan
bir şiir miydi yaşam - finali ölüm olan..
ağlamayı unutmuş gözlerin
kurak yüreklerinde soluyorken
rengarenk sevgi çiçekleri
dayanılmaz sancılarla boğuşmak
dost hançerlerinden alınan yaralarla
simsiyah kefene sarılıp gömülmek
kimsesiz - dipsiz karanlıklarda inlemek
sonrası S U S M A K
ve kaybolmak uçsuz bucaksız derinlerde
şiir - şiir S U S M A K
nasıldır bilir misiniz
tahmin edemeyeceğiniz ıssızlıklarda
her biri size ait kelimelerin
can çekişen çığlıklarını dinlemek
bilir misiniz nasıldır
duymak istediğiniz tüm sözlerin
ardına bakmayan birinin götürdüğünü bilmek
siz umarsızca
sürerken namlunuzun ucuna ihanetleri
sonra tetiklerken ard - arda üzerime
hedef alacak suretim kaldıysa gözlerinizde
hadi - devam edin vurmaya beni
şimdi ben çok uzaklarda
gecenin siyah duvağını açan
mehtabın gülüşünü izliyorum
göğsümün tam ortasına
bir yılan gibi oturan özlemlerle
kıvrım- kıvrım kıvranıyor çaresizliğim
bir ada karası şişesinde
ama ne çare
siz hayatta olduğunuzu sanıyorken
ve öldürmeye teşebbüslere devam ediyorken
ben yaşamadığımın farkındayım
işte hepsi bu
oysa her doğan yaşadığını sanıyor
ölüme doğduğunu bile - bile
artık sus yüreğim S U S
çünkü ben S U S U Y O R U M
25/Eylül/2007
Avşa Eylül Günlüğüm
Figen YARAR

Eylül Düş(üş)leri
söylemek istediğim tüm kelimeler
bıçak gibi kanatıyor dilimi
yazmayı düşündüklerimse
düşmek üzere olan bir yaprak gibi
kırgın bir intihar düşünde
dikmiş gözlerini
tenhalığına çağırıyor yalnızlık
biriken cesetleri bekleyişlerin
ve ayrılanların kalabalık mezarlığındaki
suskun ağıtları söndürüyor içimdeki ışıkları
ah …bir çiçek soluyor göğsümde
adı konmamış özlemler boğuluyor
aysız bir gecenin demlendiği denizde
uçuk kaçık bir poyraz öperken Eylülü
dudak kıvrımında unutulmuş
öksüz bir gülüş açıyor gözlerini
doğduğuna bin pişman
hatırlattığına
yaraladığına mahcup şarkılar
kaybolan güne emziriyor anları
ve ben büyüyorum
düştükçe derinliğine zamanın
zor da olsa..
13/Eylül/2007
Avşa Eylül günlüğü
Figen Yarar

Sırılsıklam Doğmak Mutluluklara
vazifeymiş gibi yaşamak
ait olmayan yaşam nehrinde akmak
ı s l a n m a d a n
atılacak bir avuç yemi beklemek
cami önü güvercinleri gibi
yapraklarını dökmüş
güneşi küsmüş
hazanı yaşayan ağaçlar gibi
içinde mutluluğun yoksunluğunu yaşayan
iki göz odalı çatısız bir kondu gibi
camsız pencereden seyretmek
ruhlarda esen fırtınayı
ahh sayısız cenazeleri taşıyan
çürümeye mahkum
yakılası ahşap tabut yalnızlıkları
külleriniz hangi rüzgara miras kalacak
solunan hava bafra tadında
her içe çekildiğinde
yakan boğazı
parçalanan ciğerler
ve zehir zemberek hayat
ne varsa
ne varsa yaşanmış
ya da yaşanmamışlıklara dair
gri ve tutulamayan bir duman kadar hafif
intihara gerek var mı
nasılsa ölüm denizine akıyor zaman
acı yaşı geçkin keşişler gibi
bir sala sesi bekleniyor
sonlamak için tüm kirlenmişlikleri
kim bilir
belki bir gün toplu kılınır
çilekeşlerin cenaze namazı
masmavi bir denizin üzerinde
doğulur mutluluklara
s ı r ı l s ı k l a m
03/Temmuz/2007
Figen YARAR

AN/LAR
-an-
geceler yüreğim ışıldar
göz kırpan yıldızlara
çağlayan aşkın meyi mi?
ve en güzel şarkılar
çöker dudaklarıma seninle
dalarım bir keyfe
.."terk etmeli boğulduğum şehri
an’ların güzelliğine"...
-an-
bulur nasılsa kırılacak dal
bu gövdemde uslanan rüzgar
ağlayıp bir yastığın koynunda
yatar mı “çürümüş lal”
-an-
hangi derin denizlere dalsam
hangi ummanda arasam
çaldığın beni sakladığın
incilerimi bulsam
zaman saklı bir sedeftir
zamanda ötelediğim
an’lar.....
Figen Yarar











0 yorum yazılmıştır