BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
Benimblog.com satilikir / is for sale: info@anahaber.com




28/6/2014
Son 10 Yılda Yanan Tarihi Mekanlar
Üsküdar’daki Fethipaşa Korusu içindeki Hüseyin Avni Paşa Köşkü'nde çıkan yangın akla diğer tarihi binalardaki yangınları getirdi. bianet son 10 yılda İstanbul'da tarihi binalardaki yangınları derledi. Gaziosmanpaşa okulu * Beşiktaş, Ortaköy'de yer alan ve otel yapılmak amacı ile boşaltılmak istenen Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu'nun 2002 yılı Temmuz ayında "elektrik kontağı" sonucunda tamamen yandı. Yangından sonra yetkililer yapının tekrar aynen yapılacağı ve eğitim binası olarak işlevini sürdüreceği şeklinde açıklamalar yaptı; fakat bugün otel inşaatı başladı. Haydarpaşa garı * Tarihi Haydarpaşa Garı ve çevresindeki arazinin; otel, turizm, ticaret vb. kullanım amacı ile devredilmesi girişimi söz konusu. Haydarpaşa Garı'nın çatısında 28 Kasım 2010'da yangın çıktı ve tarihi yapının çatısı tamamen yandı. Yangın sırasında gerek basında, gerekse kamuoyunda otel yapılmak üzere yakıldığı iddiaları gündeme gelmiştir. Bu iddialara yanıt olarak Garın derhal restore edileceği açıklandı; yangının ise elektrik kontağından kaynaklandığı belirtildi. Fakat bugüne kadar restorasyon için herhangi bir gelişme görülmediği gibi, Haydarpaşa Garı ve çevresi için düşünülmekte olan proje Belediye ve koruma kurulunca onaylandı. Kılıç Ali Paşa camii * 11 Şubat 2011'de Mimar Sinan'ın 1580'de yaptığı eseri Tarihi Kılıç Ali Paşa Camii'nin restorasyonu sırasında çatısında yangın çıktı; yapıya fazla zarar vermeden söndürülen yangının sorumlusu olarak yine "elektrik kontağı" gösterildi. Hünkar kasrı * 19 Şubat 2011'de İstanbul'da bulunan Beyazıt Camii'nin avlusundaki tamamen ahşaptan yapılmış Hünkâr Kasrı'nda yangın çıktı; binanın üst katı küle döndü. Bu yangının da "elektrik kontağından" çıktığı açıklandı. Kapalı çarşı kapısı * 23 Aralık 2012'de tarihi Kapalı Çarşı'nın Örücüler Kapısı'nda yangın çıktı. Cağoğlu müdürlük * 25 Aralık 2012'de sabahın erken saatlerinde Cağaloğlu'ndaki 1865'te yapılan, 5 katlı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü binası tamamen yandı. 147 yıllık tarihi yapının da "elektrik kontağı" yüzünden yandığı açıklandı. Galatasaray üniversitesi 22 Ocak 2013'te Galatasaray Üniversitesi'nin 142 yıllık tarihi binası büyük oranda yandı. Elektrik kontağı neden olarak gösterildi. Şu anda yanan binanın restorasyon projesiyle "betonarmeye" döndürüleceğine dair eleştiriler var. Kara Mustafa Paşa camii * Karaköy'de1766'da III. Mustafa zamanında saray camisi olarak yaptırılan Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camisi'nde çıkan yangında şadırvan, tuvalet, kütüphane ve sübyan mektebi tamamen yandı.
28/6/2014
Devlet Hem Hapsediyor Hem Elektrik Faturasını Ödetiyor
Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) yetkililere hapishanede kendi temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, geliri olmayan mahpusların sorunlarını sordu. Cezaevlerindeki mahpusların temizlik, giyim, sigara, çay gibi bütün ihtiyaçlarının yanı sıra koğuşa ve odalara (hücrelere) alınacak televizyon, buzdolabı gibi teknolojik aletleri ve elektrik parasını kendilerinin karşılamak zorunda olduğuna dikkat çeken iki hak örgütü, yetkililere şu soruları yöneltti: * Türkiye’deki ceza ve tutukevlerinde tutulmakta olan tutuklu ve hükümlülerin hangi ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmaktadır? * Türkiye’deki ceza ve tutukevlerinde, su ısıtıcısı, tv, buzdolabı gibi eşyaların takılmakta olduğu prizlerin elektrik parası ne zamandır mahpuslardan talep edilmektedir? * Elektrik parasını ödeyemeyecek durumda olan mahpuslar için özel bir düzenleme var mıdır yoksa bu mahpuslar hiçbir elektrikli alet kullanamamakta mıdır? * Maddi olanağı olmayan mahpusların sabun, deterjan, şampuan gibi temizlik ihtiyaçları nasıl karşılanmaktadır? Bu gibi ihtiyaçlar için bir düzenleme söz konusu mudur? * Maddi olanağı olmayan ve iç çamaşır, giysi, ayakkabı gibi ihtiyaçları olan mahpuslar için bir düzenleme söz konusu mudur? * Kadınların ve anneleriyle beraber kalan bebeklerin, çocukların (ped, mama, biberon vs.) özel ihtiyaçları için özel bir düzenleme söz konusu mudur? * Türkiye’deki ceza ve tutukevlerinin kantinleri kar amacıyla mı işletilmektedir? - 2013 yılından başlayarak, geriye doğru, yıl yıl kantinlerden elde edilen gelir ne kadardır? - Kantinlerden elde edilen gelir nerelere harcanmaktadır? Bu harcamaların bir çizelgesi tutulmakta mıdır? - 2013 yılı içinde hangi ceza ve tutukevinde ne kadar kantin geliri elde edilmiş ve bu gelir kalem kalem nerelere harcanmıştır? - Kantinlerdeki ürünlerin fiyatları neye göre belirlenmektedir? Mahpuslardan oldukça sık, kantin fiyatlarının yüksek olduğuna dair şikayetler gelmektedir? Bu fiyatlar denetlenmekte midir? * Türkiye ceza ve tutukevlerinde tutulan mahpusların kişisel paraları 2005 yılında çıkarılan bir yönetmelik sonrasında emanet para olarak idare tarafından tutulmakta ve faiz geliri elde edecek şekilde işletilmektedir. - Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün son verilerine göre ceza ve tutukevlerinde bulunan emanet paranın toplam tutarı nedir? - Tutuklu ve hükümlülerin paralarının emanette tutulmaya başlandığı 2005 yılından bu yana elde edilen emanet para faizi ne kadardır? - Ceza ve Tutukevleri Genel Müdürlüğü emanet para faizinin nerelere harcandığına dair kalem kalem bir dosya tutmakta mıdır? - 2013 yılı içinde hangi ceza ve tutukevinde ne kadar emanet para faizi elde edilmiş ve bu faiz kalem kalem nerelere harcanmıştır? * Türkiye ceza ve tutukevlerinde çalıştırılan tutuklu ve hükümlülerin toplam sayısı kaçtır? * Türkiye ceza ve tutukevlerinde çalıştırılan tutuklu ve hükümlülerden kaçı özel işletmeler için çalışmaktadır? * Türkiye ceza ve tutukevlerinde çalıştırılan tutuklu ve hükümlülerin ücretleri ne kadardır? Bu ücretlerden herhangi bir nedenle kesinti yapılmakta mıdır? Yapılıyorsa bu neden nedir? * Türkiye ceza ve tutukevlerinde çalıştırılan tutuklu ve hükümlülerin sosyal güvencesi var mıdır? SGK pirimleri yatırılmakta mıdır? Yatırılmaktaysa hangi ücret üzerinden yatırılmaktadır?
3/2/2014
Ordu evinde travesti krizi
Antalya'da kendilerini asker eşi olarak tanıtıp otomobille Kışla Mahallesi Cumhuriyet Caddesi üzerindeki orduevinin otoparkına girdikleri iddia edilen 'Misafirler' kriz yarattı. Sabaha karşı 4.15' sıralarında yaşanan olayı evinin balkonundan gören K.Z, askerlerin fuhuş yaptığını zannedince ortalık karıştı. Merkez Komutanlığı'na bağlı askerlerin travesti olduğunu iddia ettiği kişilerle konuşup, içinde bulundukları aracı kontrol noktasından otoparka alınışını kamera ile kaydeden K.Z., koşarak nizamiye önüne gitti. Askerlere tepki gösteren K.Z., nöbetçi subayın çağrılmasını istedi. Kısa bir süre sonra nöbetçi subayın geldiğini belirten K.Z., "İçinde iki travestinin bulunduğu araç mahallede birkaç tur attı. Daha sonra nizamiye önünde durdu. Bir asker nizamiyeden çıkıp araçtaki kişilerle konuştu. Sonra araç otoparkın en karanlık bölümüne alındı. Ben bu olayı görünce hemen aşağı inip askerlere tepki gösterdim" dedi. "ASKER EŞLERİYİZ" Olayın yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu kaydeden Merkez Komutanlığı yetkilileri ise şu bilgileri verdi: "Sabah saat 04.15 sularında nizamiye önüne bir otomobil yanaşmış. Tabii görevli askerler araçtakileri uyararak "Burada bekleme yapamazsınız" demiş. otomobil içindekiler ise "Biz asker eşleriyiz" deyince nöbetçi kimlik kartı sormuş. Bu esnada ikinci bir araç otoparka giriş yapmak istemiş. Askerlerde "Kartınıza içeride bakalım" demiş ve araç içeri alınmış. Bu kişiler kart ibraz edemeyince derhal dışarı çıkarılmış. Tabii olayı gören bir mahalle sakini durumu farklı algılamış. Zaten biz de kamera kayıtlarını inceledik. Otomobilin otoparka girişi ve çıkışı 1 dakika 8 saniye. Böyle bir alanda başka bir olayın gerçekleşme ihtimali zaten yok"
3/2/2014
Travestilere fuhuş gözaltısı
ERZURUM Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği'nde görevli polisler, müşteri gibi davranarak fuhuş yapan Gürcistanlı 2 travestiyi yakaladı. İnternet üzerinden müşteri bulan travestilerle anlaşan sivil polisler, merkez Yakutiye ilçesi Bakırcı Mahallesi'ndeki bir eve müşteri olarak girdi. Burada yeniden pazarlık yapan polisler, dışarıda bekleyen arkadaşlarına bilgi vererek Gürcistanlı F.J. ile I.P.'yi suçüstü yakaladı. Emniyet Müdürlüğü'nde ifadeleri alınan iki şüpheli, adliyeye sevk edildi. Polis eşliğinde adliye götürülen şüpheliler kendilerini görüntüleyen basın mensuplarına tepki göstererek, el işareti yaptı. Travestilerden biri adliye sarayı önünde soyunmak isteyince polis engel oldu. İfadeleri alınan F.J. ile I.P. serbest bırakıldı. Zafer KUMRU/ ERZURUM,(DHA)
29/6/2012
Gay ve travestiler federasyon kurdu

Türkiye’de yeni yeni açılmaya başlayan ve sosyal statüleri yüzünden sürekli olarak dışlanan Gay’ler ve Travestiler artık aynı çatı altında toplanarak haklarını savunacaklar.

Faaliyet gösteren 22 derneğin birleşmesiyle Federasyonlaşan Gay ve Travestiler Federasyon Genel Başkanlığına Feridun Bal Cevahiroğlu getirildi. Konuyla ilgili bir açıklama Yapan Feridun Bal Cevahiroğlu, başta Lezbiyen, gay, biseksüel, travesti ve transseksüel dayanışma dernekleri olarak birleştiklerini ve öncelikli, olarak nefret cinayetlerine karşı yürüyüş düzenleyeceklerinin altını çizdi.

Herkesin Yaşam hakkı var

Cevahiroğlu,tüm canlıların yaşan hakkı olduğu gibi Lezbiyen, gay, biseksüel, travesti ve transseksüellerin de herkes gibi yaşam hakkı olduğu gibi istedikleri gibi yaşama isteğinin kimseler tarafından engelleme haklarının da olmadığını söyledi.

29/6/2012
Trans Cinsiyet Suç Değildir

Trans Onur Haftası kapsamında, Beyoğlu Ekipler Amirliği önünde yapılan basın açıklamasıyla polislerin bonus sistemi ve trans ve travesti bireylere yönelik şiddet kınandı.

İstanbul LGBTT'den Ebru Kırancı'nın okuduğu basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

"Bonus sistemine göre önleyici hizmetler bünyesinde çalışan bir polis memurunun travesti yakalaması ile hanesine 20 bonus puan ekleniyor. Bu puanların toplamı ile polis memurlarının tayinleri operasyonel şubelere çıktığı gibi puanı az olan polis memurları geri hizmete alınıyor. Travesti olmak Türk Ceza Kanunu ile suç olarak tanımlanmamış olmasına rağmen travesti, önleyici hizmetlerin puanlama cetvelinde suç olarak kabul ediliyor.

"Her ne kadar İçişleri Bakanı 'travesti olmak suç mu' şeklinde verilene soru önergelerine 'bizler travesti olmayı değil trafiği işgal etmeyi suç kabul ediyoruz' diye yanıt vermiş olsalar da açıkça puan cetvelinde travesti eşittir 20 puan yazmaktadır. Trafiği işgal etmek, çevreyi rahatsız etmek vb suçlar translara özel suçlar değil, her T.C. vatandaşının sorumlu olduğu suçlardır.

"İstanbul Emniyeti'nin herhangi bir kimliği suç kabul etmeye yetkisi yoktur. Yetkisini aşıp insan haklarını ve uluslararası anlaşmaları ihlal eden Istanbul emniyetini ifşa ediyoruz, kınıyoruz.

"Bir cinsiyet suç olmasını, suç kabul edilmesini ve suçmuş gibi işlem yapılmasını kabul etmiyoruz ve anlamıyoruz. Travesti olmayı adeta bir fermanla suç kabul eden İstanbul Emniyeti bu da yetmezmiş gibi trans kadınlara satır, sallama hatta kılıçlarla saldıran saldırganların sırtını sıvazlayarak karakolların arka kapılarından salıyorlar.

"LGBT hareketi olarak, toplumsal muhalafet olarak bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu ve benzeri hak ihlallerinin, zulümlerin takipçisi olacağımızı buradan tüm kamuoyuna duyuruyoruz." (ÇT)

22/12/2009
LGBT Hakları Platformu: Endişeliyiz!

LGBT Hakları Platformu, LGBTT Derneklerin kapatılmasına karşı çıkarken, AKP ve DTP’nin kapatılmasına da karşı çıkmıştı.

Platform, DTP’nin kapatılması üzerine “Endişeliyiz!” başlıklı bir açıklama yaptı.
 
“Gerçek demokrasi ancak her kesimin sesini duyurması, örgütlenme hakkına sahip olması ile oluşur.”
“DTP’nin örgütlenme özgürlüğü elinden alındığı gibi, en son kurulan LGBT derneği olan “Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği” de kapatılmak istenmektedir.

Kendisinden farklı düşüneni dışlamaya ve abluka altına almaya yönelik bu zihniyet değişmelidir.” 
 

LGBTT Hakları Platformu’nun yayınladığı “Endişeliyiz!” başlıkla açıklamanın tam metni şöyle:

 

Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi tarafından Demokratik Toplum Partisi (DTP) kapatıldı. Bu durum örgütlenme özgürlüğü önündeki pek çok engelle karşılaşan biz lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel bireyler ve örgütleri endişelendirmektedir.
Demokrasi ve insan hakları için mücadele eden LGBTT Hakları Platformu olarak, DTP’nin kapatılmasının hukuka da, temel hak ve özgürlüklere de aykırı olduğunu düşünüyoruz.
 
Demokrasi ancak çoğulculuk ve farklılıklarla yan yana gelebilme üzerinden gerçekleşebilir. Farklı toplumsal kesimlere yönelik şiddet, baskılama ve engeller demokrasinin gerçekleşememesine neden olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratik bir hukuk devleti olduğu ilkesi anayasa ile benimsenmiş temel bir prensiptir. Uluslararası sözleşmelere ve standartlara aykırı kanun, uygulama ve mahkeme kararları ile örgütlenme özgürlüğünün engellenmesi, demokratik hukuk devleti ilkesinin işlememesine yol açmaktadır.
 
Bugüne kadar kurulmuş tüm LGBTT dernekleri aynı kapatma tehdidi ile karşı kaşıya kalmış, hatta mahkeme kararı ile Lambdaistanbul LGBTT Derneğinin kapatılmasına karar verilmiştir. Bu süreçte Lambdaistanbul LGBTT Derneği’nin kapatılmasına karşı çıkarken, AKP ve DTP’nin kapatılmasına da karşı çıktığımızı ifade etmiştik. Gerçek demokrasi ancak her kesimin sesini duyurması, örgütlenme hakkına sahip olması ile oluşur.
LGBTT bireylerin ve örgütlerin hakları, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı ve nefret cinayetleri konularında meclise soru önergeleri sunan, LGBTT bireylerin eşit haklardan yararlanması konusunda mecliste girişimde bulunan tek parti olan ve bu anlamda tüm vatandaşların eşit haklardan yararlanması konusunda samimi çaba gösteren DTP’nin kapatılması ülkemiz adına üzücüdür.
 
DTP’nin örgütlenme özgürlüğü elinden alındığı gibi, en son kurulan LGBT derneği olan “Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği” de kapatılmak istenmektedir. Kendisinden farklı düşüneni dışlamaya ve abluka altına almaya yönelik bu zihniyet değişmelidir.
 
Devlet kurumlarının ve yargının bu yasaklamacı tutumundan endişe duymaktayız. Toplumsal barışın tesisi için başlatılan açılım sürecinin işletilerek, herkesin şiddetten arınmış, barışçıl bir toplumda yaşaması için gereken adımların atılmasını talep ediyoruz. Bu anlamda tüm kesim ve kurumları, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerle mücadeleye ve barışçıl bir toplumun tesisi için şiddetsiz diyalog içerisine girmeye davet ediyoruz.
22/12/2009
Yine İran, Yine İdam

Geçtiğimiz Perşembe günü İran yine bir çocuk hükümlüyü idam etti. Bu 2009 yılı içersinde 18 yaşından önce işlediği iddia edilen suçlar nedeni ile idam edilen 5. kişi.

Uluslararası Af Örgütü’nden yapılan açıklamada, Perşembe sabah 04.00’da, kimlikleri bilinmeyen 4 hükümlü ile birlikte Kürt asıllı Mosleh Zamani idam edildi.

Zamani 2006 yılında, henüz 17 yaşında iken kız arkadaşına tecavüzde bulunduğu gerekçesi ile idama mahkum edilmişti. Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Sorumlusu Philip Luther konu ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yine, tüm ulusal ve uluslararası çağrılara rağmen, İran otoriteleri uluslararası yükümlülüklerini hiçe sayarak, iddia edilen suçu işlediğinde 18 yaşından küçük olan bir hükümlüyü idam etti. İran’ın bu vahşete son vermesi için daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor?

1990 yılından bu yana, İran’da idam edilen çocuk hükümlü sayısı en az 46 olduğu açıklanıyor. İran Uluslararası Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesine ve Çocuk Hakları Sözleşmesine taraf olan bir ülke. Her iki sözleşme de çocuk hükümlülerin idamını yasaklamakta. Ancak İran, imzaladığı sözleşmeleri de ihlal ederek, çocuk hükümlüleri idam eden dünyadaki birkaç ülkeden biri.
Uluslar arası Af Örgütü’ne göre, 2007 yılında, yüksek mahkeme tarafından da cezası onaylanan Mosleh Zamani’nin kendisini savunabilmesi için imkan tanınmadı. Ayrıca, edinilen bilgiye göre, Zamani’nin kız arkadaşı mahkemeye başvurarak, karşılıklı rıza ile cinsel ilişkiye girdiklerini açıkladı. Ve Zamani’nin salıverilmesini talep etti. Ancak mahkeme yapılan başvuruyu dikkate almadı ve Zamani’nin diğer gençlere örnek oluşturması için idam edilmesine hükmetti.

iran-mosleh-zmani-280

Daha önce Kürdistan bölgesinde yer alan Samandaj şehrindeki bir hapishanede tutulan Zamani, kısa bir süre önce Kermanşah’da yer alan Dizel Abad hapishanesine getirildi.

İran genel olarak çocuk hükümlüleri, 18 yaşından gün alana dek hapishanede tutmakta, 18 yaşından gün aldıktan sonra da idam etmekte.

Ayrıca şu anda İran’da sekizi 18 yaşından küçük olmak üzere on kişi eşcinsel ilişkide bulundukları gerekçesi ile idam edilmeyi bekliyor.
 
Uluslararası Af Örgütü
22/12/2009
Travestiden! İşkenceci Polisi Şikayet

Daha önce kabahatler kanununa göre sürekli ceza kesilen travesti Irmak, Merter’de iki polisten kötü muamele gördüğünü iddia ederek suç duyurusunda bulundu.

İddialara göre Merter’de oturan arkadaşını ziyaret eden Irmak, evine gitmek üzere 13 Aralık akşamı taksi beklemeye başladı.

Bu sırada, yanına iki polis geldi. Irmak’ı polisler kelepçeleyip yere yatırdı. Irmak’ın ifadesine göre olay şöyle gelişti:

“Polisler tekme tokat dövdü. Yüzüstü yere yatırdıkları sırada da copla da taciz ettiler. Merkez Efendi Polis Karakolu’na götürülürken araçta karnıma vurdular. Darbelerden dolayı aracın içine kustum. Kafamı aracın camına vurdular. Cam kırıldı.”

‘Görevli memura mukavemet ve kamu malına zarar vermek’ten tutanak tutulan ve sabaha kadar karakolda bekletilen Irmak, bir süre sonra dışarı atıldı.

20/10/2009
Travestiler açılım istedi

Ankara’da ”transseksüelliğin ruhsal bozukluklar arasinda sayilmasi” protesto edildi. Protestocular, ”Transseksüel açilimi istiyoruz” dövizleri taşidi.

ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

 

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”

6/9/2009
Travesti mahkûm kadınlar cezaevi ne gönderilecek.

İngiltere’de cezaevinde hormon tedavisiyle cinsiyet değiştirme sürecini başlatan müebbet hapse mahkûm travesti, kadınlar cezaevine nakledilecek

İngiltere’de ömür boyu hapis cezasını erkek cezaevinde çeken bir travestinin kadınlar hapishanesine nakledilmesine karar verildi.
İsmi açıklanmayan 27 yaşındaki travestinin başvurusu üzerine açılan davaya bakan Yüksek Mahkeme Başkan Yardımcısı Yargıç David Elvin, Adalet Bakanı Jack Straw ve cezaevi yetkililerinin itirazlarına rağmen, mahkûmun kadın cezaevine nakledilme talebinin reddedilmesinin insan haklarına aykırı olduğunu söyledi. Mahkûmun avukatı Philippa Kaufmann, müvekkilinin naklinin birkaç hafta içinde yapılacağını ifade etti.

Ameliyat olmadı
2001’de erkek arkadaşını öldürmekten 5 yıl hapis cezasına çarptırılan mahkûm, cezasını doldurup hapishaneden çıkınca bir kadına tecavüz girişiminde bulunduğu gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı. Hapisteyken hormon tedavisiyle cinsiyet değiştirme sürecini başlatan mahkûm, 2006’da kadın olduğuna dair yasal tanıma elde etmişti. Ameliyatla cinsiyet değiştirmeyen mahkûm, yine de kendisini kadın gibi hissettiğini ve erkekler cezaevinde kalamayacağını belirterek mahkemeye başvurmuştu.

11/7/2009
Türkiye’nin ilk ‘eşcinsel evliliği’!
Türkiye’nin ilk ‘eşcinsel evliliği’!
Kanunlarda iki erkeğin evlenmesi yasak ama onlar resmen evli ve iki çocukları var. Ama işin aslı çok başka;

Aydın’ın Söke ilçesinde, Merkezi Nüfus İdare Sistemi (MERNİS) düzenlemeleri sırasında nüfus kayıtlarına yanlışlıkla “erkek” olarak işlenen 19 yıllık evli, 2 çocuk annesi kadın, büyük sıkıntı yaşıyor. Üstelik nüfusta erkek erkeğe evli görünüyor.

ASKER KAÇAĞI OLARAK ARANIYOR

36 yaşındaki Gönül Purçu, 2007′den sonra her yıl polislerin evine geldiğini ve “asker kaçağı” olarak kendisini karakola çağırdığını veya götürdüğünü söyledi. Polislerin de karşılarında kadın görünce şaşırdığını anlatan Gönül Purçu, şöyle konuştu: “Kadın olduğumu görünce tabii serbest bırakıyorlar. 3 yıldır karakola gidiyorum. Asker kaçağıymışım. Başvurmama rağmen hala nüfustaki cinsiyetimi değiştirmediler. Konuyu bilenler, sokakta ‘Şafak kaç’, ‘Tertip nasılsın’, ‘Merhaba asker’ diyorlar. Benim de çocuklarımın da eşimin de psikolojisi bozuldu.” 

DAVA AÇACAK PARAM YOK

MERNİS düzenlemeleri sırasında cinsiyetinin nüfusa yanlış işlendiğini öğrendiğini belirten Gönül Purçu, şöyle devam etti: “Yanlışlığı düzelttirmem için Nüfus Müdürlüğü’ne dava açmam gerekiyormuş. Ben zaten hasır şemsiye yaparak hayatını kazanmaya çalışan biriyim. Dava açacak param yok. Erkek olsam seve seve askere giderim. Beni kadın olarak çağırsalar da ‘Vatan sağ olsun’ der, giderim. Bizim analarımız, atalarımız cephelerde şehit olmuş ama beni erkek olarak çağırıyorlar.”

EŞİNİN MORALİ DE BOZUK

Her zaman pembe nüfus cüzdanına sahip olduğunu ifade eden Purçu, resmi makamlardan kayıtlardaki yanlışlığın giderilmesini talep ettiğini söyledi. Gönül Purçu’nun eşi 42 yaşındaki Celal Purçu ise eşinin moralinin bozuk olduğunu, bunun kendisini de olumsuz etkilediğini bildirdi. Celal Purçu, “Ben hanımımın kadın olduğunu biliyorum ama sokakta birisi ‘tertip’ diyor. Morali bozuluyor. Karakola çağrılınca birlikte gidiyoruz. Artık eşim nüfusa kadın olarak geçsin istiyoruz” diye konuştu.

İKİ ERKEK EVLİ GÖRÜNÜYORSöke Nüfus Müdürlüğü yetkilileri ise 2007′ye kadar sistemde kadın olarak görünen Gönül Purçu’nun cinsiyetinin MERNİS düzenlemeleri sırasında yanlışlıkla değiştirildiğini açıkladı. Yetkililer, sorunun giderilmesi için Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açılması gerektiğini belirterek, “İki erkek kayıtlarda evli görünüyor. Türk Medeni Kanunu’na göre iki erkeğin evlenmesi yasak. Gönül Purçu dava açmadığı takdirde cinsiyet tahsisi yönünde biz kamu davası açacağız” dedi.

11/7/2009
Travesti cinayetinde cinsel sorgu !
 
Travesti cinayetinde cinsel sorgu!
Çağla takma isimli İlyas Çağan’ı öldürdüğü iddia edilen kişiye hakim cinsel yaşamını sordu. Katil zanlısı pasifim dedi.
Çağla takma adlı İlyas Çağan’ı öldürdüğü iddia edilen Murat Olgun’un yargılanmasına başlandı. Mahkeme heyeti duruşma tanıklardan travesti Kenan Ö.’ye, sanığın iddiası üzerine travestilerin aktif-pasif olup olamayacaklarına ilişkin sorular yönelttiApartmanın girişinde kamera olduğunu gördüğünü belirten Güven, “Kameranın kablosunu kestim. Ama sonradan öğrendim ki kestiğim kameranın değil, kablolu televizyonun kablosuymuş” diye konuştu.
Duruşmada, sanığın maktulün kendisine cinsel saldırı girişiminde bulunduğunu ileri sürmesi üzerine tanık olarak dinlenen travesti Kenan Özcan’a, “aktiflik” ve “pasiflik” ile ilgili sorular yöneltildi. Hakim ile Kenan Ö. arasında şu diyalog yaşandı:

Hakim: Senin erkeklik organın var mı?
Kenan Ö.: Var
H: Peki sen pasif olarak mı ilişki kuruyorsun?
KÖ:
Evet
H: Bazen aktif olmayı istiyor musun? Böyle duyguların var mı? Cinsel organın sertleşiyor mu?
KÖ:
Böyle bir duygum olmuyor ama müşterilerim isterse aktif de olurum. Tamamen müşteri talebine bağlı. Sertleşme sorunu yok.
H: Anladım. Yani durduk yerde ben Aktif olayım diye bir şey yok ama di mi?
KÖ:
Hayır yok

TRAVESTİLER AKTİF OLAMAZ

Bu ifadeler üzerine maktul Çağan’ın avukatı Senem Doğanoğlu söz alarak, “Hakim bey sanığın iddia ettiği gibi bir travesti aktif olma isteği ile müşterisine saldırmaz. Bu sanığın yalan beyanlarıdır” dedi.

Ankara Kavaklıdere’de “Çağla” takma adlı İlyas Çağan’ın (26) katil zanlısı Murat Olgun Güven’in nitelikli biçimde kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı. Sanık Güven, sorgusunda, Çağan’ı birkaç yıldan beri tanıdığını, daha önce 4-5 kez para karşılığı birlikte olduklarını iddia etti. Bilgisayar programcısı olduğunu bildiren Güven, Çağan’ın bir web sayfasının bulunduğunu, ancak kendisinden yeni bir internet sayfası hazırlamasını istediğini anlattı. Olay günü bu konuyu konuşurken Çağan’ın cinsel ilişki teklifinde bulunduğunu, kabul etmeyince de kendisine saldırdığını belirten Güven “İki elimden yaralandım. Boğuşma esnasında bıçağı elinden alarak, onu bıçakladım” dedi. Güven, Çağan’a bıçakla kaç kez vurduğunu hatırlamadığını söyledi. Daha sonra lavaboda temizlendiğini ve kan bulaşan pantolonunu keserek, şort haline getirdiğini ifade eden Güven, Çağan’ın masadaki 3 cep telefonunu da alarak, evden çıktığını söyledi.

17/2/2009
Öldürülen Transseksüel Dilek İnce

Öldürülen Transseksüel Dilek İnce İçin; İşte Böyle Güzelim

Kadınların kadınlara anlattıkları hikayeler bu kez Ankara'da uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Dilek İnce için okunacak. Herkesin katılımına açık olacak etkinlik yarın saat 18.30'da Tütün Deposu'nda.

İşte böyle güzelim okuma tiyatrosu yarın silahlı saldırı sonucu öldürülen Travesti Dilek İnce için Türün Deposu’nda bir etkinlik düzenliyor.

Kadınlar hikayelerini bu kez Perşembe günü (10 Kasım) Ankara Etlik’in İskitler bölgesinde kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce öldürülen Eryaman davası şikayetçisi ve tanığı İnce için okuyacaklar.

15 Kasım Cumartesi saat 18.30’da başlayacak etkinlik, Tütün Deposu, Hendek Sokak No:20 Tophane’de.

Cinsellik hikayelerini okuyarak paylaşmak

Eve Ensler’ın Vajina Monologları'ndan etkilenerek 2002'de biraya gelen kadınların önce birbirleriyle sonra toplumun değişik kesimlerinden diğer kadınlarla paylaştığı cinsellik hikayeleri, "İşte böyle güzelim" adıyla Sel Yayıncılık tarafından bu yılın mayıs ayında ilk, haziran ayında ikinci baskısını yaptı.

Akademisyenler Hülya Adak, Ayşe Gül Altınay, Esin Düzel, Nilgün Bayraktar, çevirmen, editör Esen Ezgi Taşçıoğlu'nun 2002'den bu yana feminist kaynaklar, feminist tiyatro üzerine araştırmalarının ardından 2006'da Ayşe Parla'nın da katılımıyla okuma tiyatrosu hayata geçti.

Mart – Ekim 2008 arasında Diyarbakır, İstanbul ve Ankara’da 400’den fazla kadın ve erkekle "işte böyle güzelim..." hikayeleri için bir araya gelindi.

17/2/2009
İpekçi
   
 

'GAY' diye dalga geçilen Cemil İpekçi'den İnsanlık Dersleri !...

 Kabul edin ya da etmeyin ama, O, Türkiye’nin tartışmasız en büyük moda ve kostüm dizaynırlarından. Sanatçı kişiliğinden hiç ödün vermeyen,yaptığı her hareket, konuştuğu her kelimeyle bir anda milyonların gözünü kendine çevirebilen biri. Sevin veya sevmeyin ama, hadi dürüstçe itiraf edin: Bu topraklarda ‘moda’ deyince aklınıza kim geliyor?..


Uzatmaya hiç gerek yok ki, elbette Cemil İpekçi. Tıpkı sanatı gibi, aykırı söylemlerin, dik çıkışların, şaşırtan davranışların da üstadı olan, her türlü eleştiriye rağmen, kimseye eyvallahı olmayan Cemil İpekçi.

İşte o Cemil İpekçi Kenthaber’e geldi ve siyasetten sanata, iş dünyasından kadına ve hakkındaki iddialara kadar günlük yaşamımızın gündemini meşgul eden tüm konular hakkında düşüncelerini dobra dobra Volkan Özsoy’a anlattı.

3 saati aşkın konuştuk kendisiyle. Ama bu kadar uzun süren röportaj, inanın gazeteci-haber kaynağı atmosferinde değil, tadına doyum olmayan bir sohbet havasında geçti. Konuşurken, çözerken ve yazarken son derece keyif aldık.

Dileriz, siz de okurken aynı keyfi alırsınız. İşte Kenthaber farkıyla, sansürlenmeden ve gazeteci tabiriyle ‘birebir’ çözdüğümüz o ‘Cemil İpekçi’ röportajı…

SABETAYİST DEĞİL, YAHUDİ DÖNMESİYİM!

-Hemen şunu sorayım: Hakkınızda birçok söylenti var ve bunların başında da Sabetayist olduğunuz geliyor. Gerçekten Sabetayist misiniz?

Hayır değilim. Sabetay Sevi’nin sülalesinden gelmek farklı, Sabetayızm çok farklı. Bugün Türkiye’de 5 – 10 Sabetayist kalmamıştır. Esas Sabetayizm, ABD’de. En garibi de herkes onların buradan gittiğini sanır. Hayır onlar buradan giden bir kavim değil, Amerika’daki Hıristiyan ve Yahudiler Sabetay felsefesini yapıp, oradaki üniversitelerde kürsü kurmuşlar ve onlar bugün gelip Sabetay’ın her şeyini inceliyor.

-Peki nedir kökeniniz?

Benim ailem Yahudi dönmesidir. 1480’de Endülüs’teki (İspanya) zulümden kaçıp, Konya’ya yerleşen ve oradan İzmir’e, oradan da bir bölümü Selanik’e geçmiş bir aile. Düşünün ki 500 sene olmuş. Yani benim ailem hep grup halinde yaşadığı için biliniyor döndükleri. Bugün kim 500 yıl öncesini bilir?

Sorun bir Erzincanlıya, Sivaslıya, Adıyamanlıya… Acaba hangisi 500 yıl önceki ailesinin Ermeni mi, Türk mü olduğunu biliyor? 500 yıl bu. Kaç jenerasyon eder. Ben bunu bildiğim ve dürüstçe söylediğim için suçlu duruma düşüyorum. Ama senin 500 yıl evvelinde belki 2-3 tane Ermeni ya da Rum var; nasıl ispatlayacaksın?

Ayrıca İslamiyet doğduğu zaman herkes Müslüman mıydı? Putperest iken Müslüman oldu. Türkler bu topraklara geldiklerinde dinleri İslam mıydı? Şaman’dılar. Buradan İslamiyete geçtiler. Toplasan Anadolu insanının İslamiyet’i seçmesi en fazla 800 yıldır. Ben de onlardan 300 yıl sonra Müslüman olmuşum.

Yani ben bir Yahudi dönmesi olduğumu biliyorum hiç olmazsa, ama insanlar niye bu tip şeylerle bu kadar uğraşıp, kendilerine gelince bu kadar gocunuyor?

Sonra benim ailem, bu topraklara yüzyıllar sonra, Atatürk’ün geldiği Selanik’ten göçüp, Bektaşiliği seçmiş. Çok terbiyeli, çok eğitimli ve ahlaklı bir ailem vardı benim. Mesela babaannem ortaokulu Fransız, liseyi Alman lisesinde bitirmiş, 3 lisanı ana dili gibi konuşan biriydi. Onun için ben tekrar geldiğim o topraklarla gurur duyarım hep. Okumamış bir tane Selanikli bulamazsınız.

Bakın Cumhuriyet’in kuruluşuna; başta Atatürk olmak üzere neden bu insanlar hep öne çıkmış? Bu bir tesadüf mü? Bugün çıkıp bazıları konuşuyor: “Bu memleketi yüz yıla yakın buradan gelen insanlar idare etti” diye. Yahu iyi ki etmişler de Batılılaşmışız. Bugün pek çoğu ilkokulu bile bitirmemiş Anadolu kökenliler idare ediyor. Biz bir şey diyor muyuz? Bugünün sorunu bu bence. Eğitimsizlik, kültürsüzlüğe neden oluyor.

LEYLA GENCER HAKİKİ BİR BEKTAŞİYDİ!

Leyla Gencer, benim teyzemdi. Rahmetli için, “Hıristiyan’dı, şuydu buydu” diye demediklerini bırakmadılar. Hayır! Ben biliyorum ki, O son derece koyu bir Bektaşi idi. Annesi Polonezköy’de yaşayan bir Polonyalıydı ve son dönemde eşinin yanına gömülebilmek için Müslüman olmuştu. Anneannem, Leyla teyzemin babası, anneannemin kız kardeşleri, büyükbabam hepsi Boğaziçi Üniversitesi’nin içindeki Nafi Baba Tekkesi’nde yatıyorlar. Mesela benim annem, kendi anacığının koynuna gömülmeyi çok istemesine rağmen, Tekke ve Zaviyeler Kanunu nedeniyle gömülemedi oraya.

İşte ben çocukluktan itibaren çok koyu bir Bektaşi kültürü aldım. Mesela bize Allah’tan korkma öğretilmedi. Bize ‘şeytan’dan korkmayı öğrettiler. Neden? Allah’tan korkulur mu? Allah sadece sayılır ve sevilir. Biz hiç cehennemle korkutulmadık. Ben şimdi birine elbise yapıp, karşılığında anlaştığımız parayı alıyorum. Ama buna rağmen, 3 kere o parayı bana helal edip etmediğini sorarım. Bu benim yetişme tarzım ve ‘kul hakkı’ bizde çok önemlidir. Hayatta en korktuğum şey budur.




Benim adım ‘Cemil İpekçi’ ve yaptıklarımla varım. Beni son zamanlarda bu kadar çok üzen insanlar var ki, onların başında bazı gazeteciler geliyor. İnanıyorum ki, tarih onları yargılayacak. 500 yıl sonra onların başında belki bir mezar taşı bile kalmayacak ama benim adım hep olacak. Bunlar gönül kırıp, kul hakkı almaktan hiç korkmuyorlar. Onlara hakkımı kat kat helal ediyorum ki, bir de öbür tarafta karşıma çıkmasınlar.

KUR'AN-I KERİM ÜNİVERSİTE...


-Dine yatkınlığınız var mı?


Elhamdüllilah Müslüman’ım. Allah’ı içimde yaşamasını severim. ‘Din’ diye bir şeye inanmam. Hayatım boyunca tüm kitapları okudum. Zebur, Tevrat, İncil bunlar ilk ve ortaöğretimdir. Kur’an ise, ‘üniversite.’ Bu kitap ulaşılan son noktadır ve gerçek bir ‘yaşam’ kitabıdır. Ben ona inanırım.

'TÜRBAN' ÇIKIŞININ NEDENİ NEYDİ?

-Cemil Bey, sizin kısa bir süre önce ‘türban’la ilgili çıkışlarınız oldu ve bazı çevreler bunu, Türk Hava Yolları’nın (THY) ihalesini almak için özellikle yaptığınızı iddia ettiler. Gerçekten kaygınız bu muydu?

Öncelikle “ihale almak” diye yazan gazetecilerin hepsinin son derece cahil ve kültürsüz olduğunu düşünüyorum. Çünkü “Kamu İhale Kanunu” diye bir kanun var bu ülkede. Sen gazeteci olup da bunu bilmiyorsan, eline kalem alıp yazı yazma. Senin bu ihaleye girmen için bir sürü belge doldurup, yeterlilik alman şart bir kere. Ben, minicik atölyesi olan ve gelinlik diken biriyim. İşadamı değilim ki, bu ihaleye gireyim. Böyle bir şey var mı?



Ayrıca benim THY ve postacılarla olan anlaşmam, sadece ‘sanat danışmanlığı’ çerçevesinde. Üşenmeyip, internete girseler bunu görecekler. Ben THY için sadece tasarım yaptım. O kıyafetlerin yapımını 4 ayrı firma kazandı. Kimisi pantolon dikti, kimi ceket.

Hem ben dizaynır olarak anlaştığım paranın hepsini de nakit almayıp, bir kısmını uçak bileti olarak tahsil ettim. Bu benim meslek hayatımın en şerefli işlerinden biriydi. Kaç kişiye nasip olur böyle bir onur? O uçakların iç-dış dizaynını yapan benim ve koskoca THY, Cemil İpekçi tasarımı ile uçuyor. Bunu öyle kolay değiştiremezsin. Aradan en az 10 yıl geçmesi lazım.

Bugün aynı iş ihale açılmadan verildi. Niye bunu sorgulanmıyorsunuz siz gazeteciler? Şimdi de ben size bunu soruyorum. Ben cinselliğim dahil her şeyi açıkça, mertçe konuştuğum için bana bu kadar gaddarca davranıyorsunuz da, başkalarına gelince niye aynı tavrı sergilemiyorsunuz?

YAPTIKLARI TERBİYESİZLİK!

Geçenlerde bir köşe yazarı, “THY’de etekler diz boyu, hiç beğenmedim. Ama daha önce yumuşak modacının yaptığından da iğrenmiştim” diye yazdı. “İğrendim” kelimesini sen yazabilirsin. “Yumuşak Modacı” diye niye yazıyorsun? Ben zaten cinsel kimliğimi saklamıyorum ki… Hem benim modacılığımla cinsel kimliğimin ne alakası var? Yazıyorlar, “Kadın Yazarımız Ayşe…” diye… Yahu biz onun kadın olduğunu zaten biliyoruz. “Erkek Gazeteci Volkan” diye bir tabir olur mu? Biz Volkan’ın erkek olduğunu bilmiyor muyuz?.. Bunu hangi akıl, hangi mantıkla yapıyorlar anlamak mümkün değil…Bu düpedüz terbiyesizlik.

Ben bugün bana bunu yazanlardan çok daha güçlüyüm. İstesem, kafama taktıklarımın peşine iki dedektif takıp görüntüler, hangisi gay, hangisi eşini aldatıyor yazamam mı? Alasını yaparım. Ama bunun kime ne yararı olur? Ben bu insanların hiç birine dava da açmadım. Çünkü böyle dünyevi şeyler için uğraşmayı sevmiyorum. Fakat bilinsin ki, gönlüm çok kırılıyor.

AKP GELDİKTEN SONRA İŞLERİM BOZULDU!

Bunun dışında benim AK Parti’ye yakın olduğumu yazanlar, önce kendi içlerinde AK Parti’ye yakın olanları sorgulasın. AK Parti bana ev, araba, yat, kat almadı. Benim maddi durumum da AK Parti geldikten sonra değişmedi, hatta daha kötüye gitti. 20 gelinlik dikiyorsam 3’e indi. Bu nasıl yakınlık? Bu parti iktidara geldikten sonra kimlerin durumları iyileşti bence onları önce bir sorgulamak gerekiyor.

Ben “En İyi Kostüm Dizaynı” ödülünü aldığımda önce Kadir Topbaş, ardından da dönemin Dışişleri Bakanı olan Sayın Abdullah Gül arayıp tebrik etti, bunlar yetmedi ardından da tebrik mektubu geldi. Ben bir sanatçı olarak ilk kez AK Parti’den gördüm sanata ve sanatçıya böyle sahip çıkıldığını. Benim sempatim bu yüzden.

-Peki o zaman ortalığın tam toz duman olduğu dönemde, ‘türban’la ilgili bu çıkışı neden yaptınız?

Ben 68 kuşağıyım ve hayatımda bir çok kez ‘parka’ giyip, dayak yiyerek, karakollara düştüm. Ki o zamanlar Fitaş, Dünya, Atlas, Lale, Elhamra Sinemalarının ya tam, ya da yarısının sahibiyiz. Öyle bir zenginiz yani. Ama ben koyu bir solcu hatta “gomünistim.” Öyle ki, büyükbabama gidip, “Sizi keseceğiz” derdim.

Yani bunları niye anlatıyorum, ben hayatı boyunca özgürlükleri savunan biri oldum hep ve türbanın da, eşcinselliğin de, kadın haklarının da savunucusuyum. Şimdi diyorlar ki, “Türban siyasi bir kimlik.” E kardeşim, zamanında ‘parka’ da böyle bir semboldü. Açılıp saçılmak değildir ki özgürlük. Özgürlüklerin içinde, kanun ve hukuk çerçevesi içinde “Nasıl istersen”ler çok önemlidir. Ha onun altında ne varmış? Ben o kadar başı açık insan biliyorum ki, altında neler var. Bu nedenle bir insanın başının değil, “gönlünün” kapanması önemli olan.

İNANÇ VE KADINLA UĞRAŞAMAZSINIZ!

Ben bundan 20 yıl önce bu tartışmalar yeni başladığında, “Bırakın inançla ve kadınla uğraşamazsınız, hele ki, inançla kadın bir araya gelirse hiç uğraşamazsınız” dedim.Bu çok doğru. Yani eğer bu tartışma eğer şimdiye kadar erkeğin sakalı veya fesi üzerine yapılsaydı çoktan hallolurdu. Ama kadın işin içine girince uğraşamazsınız. Kadın milletinle uğraşıp da kim üstün gelmiş tarihte. Sen yapma dedikçe yaparlar. “Bu türban yurtdışı destekli” diyorlar. Peki yurtdışı sadece türban takanı mı destekliyor. Yurtdışı poposunu açanı desteklemiyor mu sanki?

Biz dışarıdan idare edilen bir ülke olduğumuzu kabul edelim artık. Maalesef Atatürk’ün ölümünden sonra kaptırmışız yakamızı. Şimdi birtakım çevreler ABD’nin bizden toprak istediğini iddia ediyor. Bence bu ülkenin İngiltere, Fransa gibi öyle bir derdi yok, o zaten insanımızı “Amerikanlaştırarak”, seni Amerikalı yaparak, amacına ulaşıyor. İşte bunun farkında olmak lazım. Bugün gidin Rusya’ya, Çin’e; her yerde Mc Donalds’lar, blue jean’lar… Adamlara soruyorsun Çin’de “Adın ne?” diye, ağzını yaya yaya, “John” diye cevap veriyor. Bakın bizim gençlerimize, konuştukları Türkçe bile Amerikan İngilizcesi gibi…Yani adam ne yapsın senin toprağını alıp da? Sen zaten olmuşun o ülkenin insanı…

-Herkese yakışır mı türban?

İşte bunu konuşabiliriz. Ben bu türbanı herkesin içinden gelerek ve isteyerek taktığına da inanmıyorum. Öyle kadınlar görüyorum ki, türbanı takmış başına, öyle bir makyaj yapıp, öyle daracık bir kıyafet giymiş ki... Eğer bunu din için yapıyorsan, o zaman 'namaz' bunun neresinde kalıyor?

HAYRÜNNİSA HANIM ARADI MI?

-Konu ‘türban’dan açılmışken, Çankaya’nın First Lady’si Hayrünnisa Hanım’ın, Köşk’e çıkmadan önce çeşitli modacıları aradığı ve kıyafet konusunda yardım istediği iddia edildi. Bunların içinde siz de var mıydınız? Aradı mı sizi Hayrünnisa Gül?

Aradı ya da arattırdı. Ama ben yapamayacağımı söyledim hanımefendinin sekreterine de kendisine de.

-Neden kabul etmediniz ?

Çünkü bana bu teklif yapıldığında, Atıl Kutoğlu’nun ismi ortalıkta dolaşmaya başlamıştı. Bu teklif bana ondan önce yapıldı. Ben hayatımda tahayyül edemeyeceğiniz isimleri giydirdim. Ama önde olan insanların yanında alenen olmamamız lazım. Bu bir doktor-hasta ilişkisi gibi. Böylesine büyük makamlardaki insanlarla reklam yapılmaz. Yani bu söylentiler bu kadar ayyuka çıkmasaydı, gizli kalsaydı kabul ederdim.

-Nasıl buluyorsunuz Hayrünnisa Hanım’ı?

Ben onu öyle seviyorum ki.. Her şeyiyle hanımefendi, gerçek bir Türk kadını bu kadar olur ancak. Başındaki türbanla değerlendiriyor birçok insan. Bunu söyleyenler kendisini tanısa, O’nun gericilikle, şeriatla hiç alakası olmadığını çok iyi görecek. Hakiki bir laik, hakiki bir demokrat olduğunu görecek. Son olarak İngiltere Kraliçesi’nin davetinde bir arada bulunduk. O bir sineği bile incitemeyecek kadar hassas, duygusal ve kültürlü bir insan. Bu gerçekten anlatmakla olmaz. O hanımefendiyi tanımanız lazım. Ha ben bunları şimdi Cumhurbaşkanı eşi olduğu için söylüyorum sananlar olacaktır ama ben Semra Özal için de o zaman böyle düşünüyordum, şimdi de bu görüşteyim. Hayrinnisa Hanım için de gelecekte görüşlerim değişmeyecek.


MUHAFAZAKAR EŞCİNSEL OLUR MU?

-Her yerde sürekli ‘muhafazakar’ olduğunuzu söylüyorsunuz. Bunun amacı nedir?

Ben hakikaten muhafazakar biriyim. Bunu söylediğim zaman, “Hayır efendim muhafazakar eşcinsel olur muymuş?” diyorlar. Yahu kardeşim muhafazakar katil, muhafazakar sahtekar, muhafazakar hırsız oluyor da, neden ‘eşcinsel’ olmuyor? Adam adam öldürüyor, ama orucunu tutuyor, kandillerde cami ziyaretleri yapıyor, elini öptürüyor. Onun için muhafazakar eşcinsel de, katil de, hırsız da olur.

Evet ben hakiki bir muhafazakarım. Ailenin en büyük erkeği olarak, karşımda hiç kimse bacak bacak üzerine atıp oturamaz. Bir bakışla döverim adamı. Kardeşim 56 yaşında karşımda içemez. Bir kere baktığımda kadehi bırakır. Benim yeğenlerimden biri şu an 39 yaşında ve en son dayağını 36 yaşında yedi. Bu gerçek. Vurdum mu, bir de duvardan yerler!

Bana diyorlar ki, “Önce cinselliğini düzelt!” Bu dünyaya gelirken ben bu cinselliği seçip gelmedim ki…Zaten bu kadar şeye maruz kalmayı kim ister?.. Artık tüm dünya bunun ‘üçüncü’ bir cins olduğunu kabul ediyor bu yüzden. Hem ben bu ülkede kendi cinselliğimi bile adaplı bir şekilde yaşamaya özen gösteriyorum. Eğer bu dünyaya kadın olarak gelseydim “İpekçi’lerin kızı”, erkek olarak gelseydim “İpekçi’lerin oğlu” olarak yaşayacaktım. Şimdi bu ikisinin ortasındayım ve yine o ailenin çocuğu olarak yaşıyorum. Tek eşliyim. Hayatım boyunca hep uzun süreli ilişkiler yaşadım.

MİNİ ETEĞİ KİMLER GİYEBİLİR?

-Siz yaptığınız tasarımlarda kadını soymayı sevmiyorsunuz neden?

Çünkü ben giysi tasarımcısıyım, ‘soyma’ tasarımcısı değilim. İşim kadını giyindirmek, soyundurmak değil.

-Ama kadında dekolte ‘şıklık’ değil midir?

Bakın ben ‘yırtmaç’ sevmem mi, severim. Dekolte sevmem mi, severim. Ama yırtmaç, dekolte başka, ‘çıplaklık’ başka. Bazılarının yaptığı gibi, göğüslerinin ucuna iki tane, önüne de bir tane bir şey koyup, üzerine de tülden bir şey yapıyorsanız, hiç giyinmese daha hayırlı.

İlla ki dekolte veya seksapel yapacağım diye gündüz vakti göbeğin açık, donun gözükür vaziyette ortalarda dolaşmanın hiçbir alemi yok.

Ben kıyafette mini eteği, 12 ila, en fazla 25 yaş arası güzel bulurum ama o da vücudun güzelse… Çünkü bu yaştan sonra kadın ne yaparsa yapsın selülitleri, diz kapağında çizgileri başlar ve poposunun şekli değişir. Kaldı ki bizim Akdeniz kadını epeyce popolu kadındır. E böyle bir çirkin görüntüye katlanıp, mecbur musun o mini eteği giyip, oradan sıkmış, buradan sıkmış, ‘sosis’ gibi ortalarda dolaşmaya?

Bunun dışında göğüs arasında 30 - 35 yaşından sonra çizgiler başlıyor ve göğüs boşalıyor. Ne kadar sutyen giyseniz de, o göğüs çatalında buruşukluklar oluşuyor. Bunu niye gösteriyorsun? Bunun yerine hafifçe sırtını aç illa dekolte yapacaksan! Ha her şeye rağmen illa ki “Ben giyerim” diyorsan giy ama çirkin!

Ben erkekte de, kadında da ‘gizem’ seven biriyim. Erkek doğası gereği ‘avcı’, kadın ise ‘av’dır. Kaçar bir süre ama ‘av’ olmayı sever. Günümüze baktığımızda, bu kural yıkıldı. Artık roller değişti. Kadın avcı, erkek av oldu. Bu nedenle erkekler artık kadına eskisi gibi değer vermiyor.

-THY hosteslerini bu yüzden mi, yoksa AK Parti’den gelen ikazlar üzerine mi bu kadar kapadınız?

Sutyen mi giydirseydim sadece? “Bilmem kaç döneminde bu hostesler mini giyiyordu” diyorlar. Evet doğru ama o zaman sokaktaki kadın da mini giyiyordu ve kimse bunu ‘mini’ olarak görmüyordu. Şimdi sen hostese dekolte yapıp, miniyi giydirip uçağın ortasında dolaştırırsan, onun adı hostes değil, başka bir şey olur.

KADIN İŞYERİNDE AÇIK SAÇIK GİYİNMEMELİ!

Hem ben kadının çalışırken, bedenini çok fazla ön plana çıkarmasından yana değilim. Çünkü erkekler halen kadını cinsel bir meta olarak görüyor. Bana kimse anlatmasın, en moderni, en akıllısı bile böyle görüyor. E bu kadın cinselliğini biraz ön plana çıkardığında, adamlar ‘sarsalak’ oluyor ve o işyerinde en salak kadın bile, cinselliğiyle 5 puan öne geçiyor. Bu diğer kadına haksızlık değil mi?

Sen gidiyorsun vergi dairesine, kadında yırtmaç buraya, göğüsler şuraya kadar açık. O adamcağız vergiyi nereye ödeyeceğini şaşırır. Bu nedenle ben çalışan kadın kıyafetleri tasarlarken, onların cinselliğini çok fazla öne çıkarmayan ama kadınlığı ve estetiğini çok fazla gizlemeyen kıyafetler dizayn etmeyi severim.

TÜRKİYE'DE YÜZYILIN MANKENİ KİM?

-Yıllardır ‘taş bebekler’ diye tabir edilen ve mankenlik mesleğini icra eden o güzel kızlar hep sizin yanınızda oldu. Ama baktığımızda bugün herkes manken olduğunu iddia ediyor. Sizce bu ülkede söz konusu mesleğin hakkını veren hangisi?

Sema Şimşek, Ebru Ürün, Ceylan Saner, Şenay Akay, Çağla Şikel. Ama bunların içinde bir ‘Deniz Akkaya’ vardı ki, o bu memlekete gelmiş geçmiş yüz yılın mankenlerden biriydi. O podyumlara böylesine karizma, elbiseyi bu kadar iyi taşıyan biri inanın zor gelir. Bugün onun mankenliği bırakması, podyumlar için hakiki bir kayıptır. Ben Deniz’in mankenliğini bıraktığını duyduğum anda çok üzüldüm.

-Keşke hiç bu kadar şöhretli biri olmasaydım diye düşündüğünüz oldu mu?

“Şöhretin bir bedeli var” derler ya, bu çok doğru. Ama, “Sanatçı örnek olmak zorundadır” lafına karşıyım. Hayır kardeşim benim örnek olmaya ne mecburiyetim var? Ama dikkat edeceksin, terbiyeli olacaksın.

Yani sen şimdi beni bir arkadaşın olarak ne kadar seversen sev, sokak ortasında biriyle öpüşürken veya donumu çıkardığımı görürsen çekmemen mümkün mü? Zaten çekmezsen mesleğine ihanet etmiş sayılırsın. İşte bu şöhretin bedelidir.

Bileceğiz ki, sergilediğimiz her davranışın, söylediğimiz her kelimenin, her an çarpıtılma tehlikesi olan kişileriz bizler. Ama şunu asla unutmayalım ki, bizi biz yapan sanatımızın yanı sıra ‘medya.’ Hatta bugün sanatı olmayan insanı bile medya bir şey yapıyor. Hele o tip insanların şikayet etmeye hiç mi hiç hakları yok. Senin ne sanatın var ne sesin, ne bir başka meziyetin. Sarhoş olduğunda çekmişler, çıkıp bas bas bağırıyorsun “beni çekiyorlar” diye. Ayol sen şükret ki çekiyorlar! Gidip o insanların boynuna sarılarak öp bence!

TERZİLER 'ÜNLÜ MODACI' OLDU!

Ama bu tip insanlar her meslekte var. Yani ‘sanat’ camiasında bu tip insanlar olduğu gibi, medyada da, gazeteci olanlar ve “gazeteciyim diye geçinenler” var. Mesela benim mesleğimde adam veya kadın terzi, bir de üzerine üstlük dergi kopyacısı, bunların adı “ünlü modacı” diye geçiyor. Ama ben meslek yaşantımın 38 yılını geride bıraktım ve görüyorum ki, bu kadar zamanda sadece ‘doğru’ olanlar kaldı.

Sanat çok farklı bir şeydir. O, insanın kodlarına yazılmıştır. Ne yaparsan yap adam söyler, ne yaparsan yap yazar, ne yaparsan yap çizer… Ben 4 yaşında giydirmeye merak saldım, halen beynim giydiriyor…Bu tükürük bezi gibidir. Engelleyebilir misin tükürüğünün salgısını?

GERÇEK SANATÇILAR HANGİLERİ?

-Sizce Türkiye’deki gerçek sanatçılar kimler?

Aslında isim vermek doğru mu bilmiyorum ama, bir İbrahim Tatlıses acaba yurtdışında doğmuş ve ses dahil her türlü eğitimi almış biri olsaydı, acaba o sesle dünya starı olmaz mıydı? Ona keza bir Zeki Müren, Bülent Ersoy’u, bir Ajda Pekkan’ı, Sezen Aksu’yu, Türkan Şoray’ı kim inkar edebilir? Bu insanlar yoklukta sanatlarını zirveye çıkardı. Bir de varlıklı olabilselerdi, her biri nasıl dünya starı olurdu bir düşünün.

EŞCİNSEL EVLİLİK ÇOK APTALCA!

-Ben size biraz çekinerek de olsa şunu sormak istiyorum: Eşcinsel evliliklere nasıl bakıyorsunuz?

Bundan nefret ederim. Hollanda’dan daha bu akşam döndüm ve orada bir gay ile bu konu hakkında münakaşa yaptım. İki erkeğin evlenmesi kadar saçma bir şey olabilir mi? Evlilik, kadınla erkeğin ve doğacak çocuğun haklarını korumak için bina edilmiş bir müessese. Avrupa’da da bu işi ‘evlenmek’ adına yapmıyorlar. Bunu sonradan öğrendim ki, orada da ‘nikah’ın getirdiği birtakım maddi avantajlardan, vergi indirimlerinden faydalanmak için bunu yapıyorlar.

-Peki şu an birlikte olduğunuz insan birgün çekip giderse?...

Bekir Bey, benim hayatımda 8 senedir var ve 40 yaşında. Bunu ona ben teklif ediyorum. “Git evlen ve çoluk çocuğa karış” diyorum. Eminim ki, onun çocuğunu çok sever ve kendisiyle iyi bir dost olarak kalırım.

-Acı çekmez misiniz böyle bir şey olursa?

Acı hayatın kendisi. Ben 17 yıl birlikte olduğum insandan ayrıldığım gibi, bir de üzerine onun eşinin gelinliğini diktim. O gelinliği dikerken de bayıldım. Ama var bunlar hayatta. Yeter ki Allah insana ‘ölüm’ acısı vermesin. Benim bu kısacık hayata bakış açım bu.

ÇARŞAMBA'DAN GİYİNİRİM!

Türkiye’de marka kelimesi halen bilinmiyor. Senin marka olabilmen için bir hikayen, yaşayan bir varlık olman lazım. Marka ile ‘etiket’ arasında fark var. Biz hala etiketiz. Biz, birincisi sanatımızla, ikincisi köklerimizle marka olabiliriz. Aynı şeyi Versace geldi söyledi. Köklerinizi kullanmayıp, Batı taklidiyle marka olamazsınız.

Ben hiç pahalı giyinmem.Fatih Çarşamba’dan 10 YTL’ye şalvar, 2.5 YTL’ye gömlek diktiririm. Giyime para vermeyi aptalca bulurum. Ancak sanat eseri olan bir elbiseye tablo, heykel gibi sanat eseri olduğundan dolayı para öderim. Yoksa aptal bir bluza arkasında etiket var diye bu kadar para verilir mi? Bizim kadınlarımız bu etiketlere böyle paralar dökeceklerine biraz kitap alıp okusunlar. Zaten içi dolu olmayan hanımların o elbiseler üzerinden akıyor.

Röportaj: Volkan ÖZSOY

1/2/2009
Sahte para şebekesine travesti lider
İstanbul'dan aldıkları sahte paraları Yalova'da piyasaya sürmek isteyen 6 kişilik şebeke çökertildi. Şebeke lideri M.K.'nin sabıkalı bir travesti olduğu ortaya çıktı.

Türk para biriminin yeniden TL'ye dönmesine rağmen, kalpazanlar ellerindeki YTL'leri piyasaya sürmeye devam ediyor. İstanbul'dan aldıkları sahte paraları Yalova'da piyasaya sürmeye çalışan bir şebekenin ihbarını alan Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri, A.A. (25), C.Ç. (30), Ş.K. (23) ve H.Ö. (30) isimli 4 kişiyi takibe aldı.

Sahte paraları piyasaya sürmek isteyen 4 kişi, polisin operasyonu ile yakalandı. Ardından soruşturmayı derinleştiren polis, paraları İstanbul'dan alarak Yalova'ya getiren H.Ş.'yi (21) gözaltına aldı. Şebeke lideri M.K'nin (27) ise Yalova'da çeşitli suçlardan gözaltına alınan sabıkalı bir travesti olduğu belirlendi. Polis tarafından tanınan M.K., diğer zanlıların ardından kısa sürede bulunarak gözaltına alındı.

Şahısların ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda 6 adet sahte 100 YTL ve 1 adet ruhsatsız tabanca ile bu tabancaya ait mermiler ele geçirildi. Ayrıca şebeke elemanlarının Sakarya'dan aldıkları 54 CZ 835 plakalı özel bir aracı da İstanbul'da sahte ruhsatla satmaya çalıştıkları ancak yakalanacaklarını anlayınca aracı bırakarak kayıplara karıştıkları tespit edildi. Gözaltına alınan 6 kişi, ifadelerinin alınmasının ardından savcılığa sevk edildi.

1/2/2009
Travesti ve Transseksüeller "Bizi Görmezden Gelmeyin" Diyecek

Pembe Hayat Derneği, travesti ve transseksüellere yönelik şiddet ve gasp olaylarının artması nedeniyle her hafta bir basın açıklaması yaparak, "travesti ve transseksüeller vardır, alışın" diyecek.

"'Ben yeniden doğmak istiyorum. Seks işçiliği yapmak istemiyorum'açıklaması yapan bir transseksüel arkadaşımız bıçaklandı. Cinayetler politiktir."

Bursa'da bıçaklanarak öldürülen Ece'nin ardından bugün yapacakları basın açıklamasıyla olayı protesto etmeye hazırlandıklarını açıklayan Pembe Hayat Derneği'nden Buse Kılıçkaya, "Ece'yi öldüren bıçaklanması değil, ona çalışma hakkı vermeyerek bu hayata zorlayanlardır" diyor. 

Para cezası kesiyor fuhuşla ödeyin diyorlar

Kılıçkaya, travesti ve transseksüellerin karşılaştığı muameleyi iki yüzlü olarak değerlendiriyor, buna neden olarak yolda yürüyen travesti ve transseksüellere Kabahatler Kanunu gereğince kesilen 110 milyonluk cezayı gösteriyor.

Kılıçkaya "bize ceza kesiyor bu cezayı fuhuşla ödememizi bekliyorlar" diye ekliyor.

Güner: Hak ihlali olarak yer almalı

Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği'nden (Kaos GL) Umut Güner, travesti ve transseksüel cinayetlerinin insan haklarına yönelik ihlaller kapsamında ele alınması gerektiğini belirtiyor.

"Transseksüel arkadaşlarımızın ölümü korkusunu yaşıyoruz" diyen Güner, yaşanan ölüm olaylarının medyada magazin haberi gibi sunulmasını eleştiriyor:

"Türkiye Cumhuriyeti travesti ve transseksüellerin eğitim ve çalışma en temelde de yaşam haklarına yönelik ihlallere seyirci kalıyor."

Pembe Hayat Derneği, Kaos GL ve destek veren kurumlar, bu akşam saat 18.00'de Ankara'da Yüksel Caddesi önündeki İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması yapacak. (AÖ)

 

23/1/2009
travestiler

travesti helinay

travesti zehra

travesti zuhal

travesti selin

travesti berna

travesti alama

travesti venüs

travesti leyla

travesti beste

travesti helin

travesti zennur

travesti meliha

23/1/2009
Bülent ersoyu hiç böle görmediniz

 

Bülent Ersoy’un son zamanlarda basına sızan dudakları uçuklatacak makyaşsız resimleri görenleri şoke etti.Her zaman gösterişli kostümleri full makyajıyla ekranlarda gördüğümüz transseksuel Diva Bülent Ersoy ilk defa bu şekilde görüldü.Özel bir restorantta objektiflere yakalanan Bülent Ersoy’un kameralara gülümsemesi polemik konusu oldu.

23/1/2009
Travestiler hoşgörü sınırlarını sınıyor

The Economist dergisi, Türkiye’deki travestilerin sorunları ile ilgili bir haber yayınladı.
Brezilya’dan sonra, dünyanın kişi başına en çok trasvestisinin Türkiye’de olduğu, Türkiye’de her yıl yüzlerce trasvestinin gözaltına alındığı, dövüldüğü öne sürüldü.

The Economist dergisi, “Trasvestiler, Türkiye’nin hoşgörü sınırlarını sınıyor” ifadesinin kullandığı haberinde bir grup dindar kadının da, trasvestilere uygulanan ayrımcılıkla mücadele ettiğine dikkat çekerek, “Hükümet o kadar liberal değil” görüşüne yer verdi.

‘KÜRDÜM, TRAVESTİYİM VE FEMİNİSTİM’

The Economist dergisi, son sayısında “Trasvestiler, Türkiye’nin hoşgörüsünün sınırlarını sınıyor” ifadesinin kullandığı haberinde Esmeray adlı trasvestinin İstanbul’daki bir gösterisi sırasında trasvestilerin maruz kaldığı şiddete vurgu yaparken sarfettiği “Ben bir Kürdüm, bir trasvestiyim ve bir feministim, yani en çok ben eziliyorum” yönündeki sözlerini aktardı.

BREZİLYA’DAN SONRA EN ÇOK TÜRKİYE’DE

İnsan hakları gruplarının, “Her yıl yüzlerce trasvestinin gözaltına alındığını, dövüldüğünü, işkenceye maruz kaldığını veya cinsel tacize uğradığını, çok sayda trasvetinin de fuhuşa sürüklendiğini” söylediklerini kaydeden dergi, “Brezilya hariç, dünyanın en çok kişi başına trasvestisinin Türkiye’de olduğu söyleniyor” dedi. Bu ilginin yeni olmadığı belirtilen haberde Osmanlı döneminde de kadın kıyafeti giyen genç erkeklerin sultan için dans ettiğini kaydetti.

İngiliz dergisi, Türkiye’nin eşcinsel ilişkilerin yasak olmadığını ancak Amerika gibi orduda eşcinsel ve trasvestilerin yasaklandığını ancak trasvestilerin zorunlu askerlikten muaf olabilmeleri için “cinsel yönelişlerini kanıtlamaları gerektiğini”, bu bağlamda hakaret edici testlerin uygulanabildiği iddiasına da yer verdi.

Türkiye’deki uygulamaların Avrupa Birliği’nin eleştirilerine neden olduğuna işaret eden dergi, ancak AB reformlarından cesaret alan eşcinsellerin seslerini yükseltmeye başladığı, geçtiğimiz Haziran ayında da İstanbul’un, ülkenin en büyük “eşcinsel onur yürüyüşü”ne sahne olduğuna dikkat çekti.

The Economist, bazı dindar kadınların da trasvestilere yönelik ayrımcılıkla mücadele ettiğini belirtirken de “Bu ittifak, pek rastlanmayan, Türkiye’deki İslam ve demokrasi karışımının sadece bir örneği” ifadesi kullandı.

Haberde şöyle devam edildi: “Hükümet o kadar liberal değil. İçişleri Bakanlığı’nın da, ahlaksız tohumları ektiği gerekçesiyle eşcinsel hakları savuncusu Lambda’yı dağıtma çabalarının arkasında olduğu söyleniyor. İstanbul’daki bir mahkeme, Lambda aleyhinde karar verdi. Şimdi karar temyiz edildi. Ve Esmeray, Haziran 2007’de eve giderken kendisine yumruk attığı, tekme attığı öne sürülen iki polise karşı mücadele veriyor. Polisler, onu yaralamak suçundan gelecek Mart ayında mahkemenin önüne çıkacak. O da, ‘Adalet yavaş da olsa yerine bulacak’ diyor.”

travesti