Delidir bende
Işığa koşması karanlığın.
Simsiyahlık abandıkça gözlerime
Yüreğimde ışıldar aydınlık
İnadına hayallere serseri
İnadına sevmelere kurban.
Sil beni Çağ!
Renklerim ağladıkça
İnadına çağlar, yazarım.
Nevin Kurular





Şu Insanlar 





Ben Seni severken...
Ben seni deliler gibi severken sen bana ihanet ettin
Sevmenin bedeli aldatilmak mi
Yemin etmistik bir daha ayrilmayacigimiza
Ama en sonunda bitti,ayrildik iste...
Banu Üstündag
http://www.freakiibebeqz.de.vu/











|
Zamansiz Ask Öyle güzel sözleri varki sormayin!O bakisi var ya senlendirir insani Gizli gizli bir akisi kalbe inisi Sarar bedenimi inceden inceye! Cözmem imkansiz ondaki sihri Aklim basimdan gider,labirent gibi! Ismini sormayin asla diyemem Abi biliyor beni yillardan beri! Öl dese inan yolunda ölürüm! Gölgesiyim her an onda gözüm Bir güc ki ceker beni yanina,ah.. Her gecen gün bu sevgi artiyor inanki! Nasil anlatayim onu daha bilmem ki? Akiyor canima can katan nehir gibi! Kendimden geciyorum hergün,caresizim Lal oldu dilim sevdigimi diyemiyorum! Sanmayin can dostlar bu bir siir! Icimde közlenen askin dertlenisidir. Her sabah ardindan güle güle dedigim Bir vefasiz sevgiliye yalvarisimdir! (27.05.1999) |
|
Yakup Icik |

Ben sevimsiz olamam kimseye insan
Tertemiz bir sevgi ile dogmusum anamdan
Sen sevimsizlik düsünüyorsan cevrene eger,bosuna
Tertemiz bir sevgi ile ölmek icin gün var iken...
Yakup Icik

Düş
Düşümde daglarda gördüm seni,dumanlı gündü
Rüzgar saclarında esiyordu güldükce bana
Düşümde seni bana vermediler,aldılarda
Yalcin kayalardan boşluga attım ben kendimi...
Yakup Icik

Ereyim Sana
Az bir umutta yok mu sevgili,ereyim sana
Gecilmez yar/lar gibisin,kavusmaz daglarda
Kendimi bilmem gezerim orada-burada
Icmeden sarhosum sensiz her günde...
Yakup Icik

Gel Ne Olur
Cogalan sensizligin bitimini al benden.
Yoklugunun issizligi karatmakta ruhumu.
Gel ne olur sessizce,sensizligime gir
Varligim cogalsin,senin kalabaliginla!
Yakup Icik

Birgünde Olsa Sev
Ey dostum sevebilirsen sev birgünde olsa
Düsünmeden gir gözbebeklerinden bir sevgili kalbine
Isin asli astarasi sevmek de paylasmak de
Gün gelip gecer de bak cok gec olur de
Yakup Icik

Hangi sevda Hangi seven?
Cok büyükte olsa asklar,bir gün bitecek
Mutluluktan gülen gözler,mutlak aglayacak
Hangi sevda son buldu taa..bastan sona
Ve hangi seven,yarinlara götürdü askini.
Yakup Icik

Biraktigin Gibiyim
Yillar önce biraktigin yerdeyim sevgili
Bir askin var kalbimde sevgiyle yasayan
Bir de diktigimiz gül agaci
Kocaman yerinde duran...
Yakup Icik

Evhamli
Assagilik insan yapti yapacagini!
' delice sevmeme sebep oldu yine kendini '
Oysa ben nefret etmek istemistim
Bir gülücügün hatirina yinede dayanamadim,
...sevmeden edemedim.
Yakup Icik

Ask Gel Aklimi Al
Bir gün gel aklimi al benim
Kederden acilar nasilmis cekeyim..
Sahte gülüslerle yasadim bunca yil,mutlu oldum!
Seninle gülmek aglamak nasilmis bir de seni göreyim.
Yakup Icik

Kralice gibi
Ne olur sen baksan gözlerime,ben dalsam!
Girsem kalbiyin en derinlerine,pasa gibi kurulsam
Versen elime askinin yüce bayragini
Sevgilerle selamlasam seni,kralice gibi!
Yakup Icik

Adinla Adim Kalirdi
Askinin derdini yüregime koydun da gittin sevgili
Mutlumusun,beni benden ettin gittin simdi?
Sevseydin benim seni sevdigim gibi,sevesiye
Adinla adim simdi,mutlu sevgililer arasinda olurdu!
Yakup Icik

Duru bir sudan daha derindi ayna.
Binlerce demir parçasının ateşte eritilip bir bütün demir parçası elde edildiği gibi onu da kim bilir kaç kum tanesinden elde etmişler, içine kim bilir daha neler katmışlardı.
İlk halini hatırlıyor, kendini göremiyordu...
Yeni doğmuş bir çocuk gibi şuursuzdu.
Bir yanı siyah giyindiği gün içi gibi her yeri ışıldıyordu.
Hele altın rengindeki çerçeveye sahip olduğu gün tacını giymiş kral gibi gülümsüyordu. Beyaz bir duvara asıldı. Artık sırtını dayadığı duvara bir çivi ile bağlanarak onunla dost olmuştu. Yaşamın bir penceresi olmuştu. Her şeyi olduğu gibi gerçek, tarafsız ve yorumsuz yansıtan bir pencere. Ağlayanla ağlıyor, gülenle gülüyordu.
Görmek istediği gibi bakanlar oluyordu aynaya. Onlara görmek istediklerini göstermenin, içinde açtığı yarayı anlayabilmek çok zordu.Maskeli yüzlerin maskesiyle karşılaşmak, yüreklerindeki acımasızlığın riyanın vefasızlığın yüzlerine akseden yönleriyle karşılaşmak kolay değildi.Özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, ayna sessiz sessiz ağlıyordu. Bazen kendi gözyaşlarını siliyor, bazen de yakalanıyordu. Neyse ki sıcaklık farkından oluştuğunu düşünerek siliyorlardı üstündeki damla damla yaşları. Oysa ayna ağlıyordu.Kimi zaman yalnız başına kaldığında, bir gün dilinin çözülüp kendisine bakanlarla konuşacaklarını karşısında birine söyler gibi kendi kendine konuşuyordu:'Siz insanlar ne tuhafsınız. Olduğunuz başka, olmak istediğiniz başka. Aradığınız başka, bulduğunuzu sandığınız daha başka.
Dört bucakta aradığınız huzurun yanı başınızda olduğunu inatla görmek istemeyen garip varlıklar.Bir gün ellerinizi şakaklarına dayayıp karşıma geçseniz... Düşünseniz... Kendi gözlerinizin içine baksanız derin derin. Her şeyin çaresini bulacaksınız. Huzurun, başarının, dostluğun, sadakatin, samimiyetin ta kendisini...Sorun da içinizde, çözüm de... Maskeyi yırtmanın yolu da bu...Bir kalem alıp elinize kendinizi çizseniz yüzünüzü nasıl çizersiniz. Masum çocukluğunuzun kaybolan hüznüyle mi? Ya benim halim? ...
Sizi her saniye görmek istediğiniz şekille resmetmek zorundayım. En zoru da; olmak istediğinizi anlamakta çekiyorum.Nelerinizi görmüyorum ki...
Benden ayrı olduğunuzda yaptıklarınızı bile okuyorum yüzlerinizde.Bazen uyarmak istediğim oluyor sizi, olduğunuz gibi gösteriyorum. 'Şimdi kötü görünüyorum' diyorsunuz. Yine de kötü olduğunuzu kabullenmiyorsunuz. Sizin üzdüklerinizi unutup, sizi üzmekten korkarak eski halime çekiniyorum.Az da olsa gözlerinizin içinin güldüğü oluyor. Bazen ilahi bir lütuf gibi samimice gözlerinizin yaşardığında sizi, ne çok seviyorum.Gerçek hayatta yaptıklarınızı romanlarda, hikayelerde, filmlerde bir başkasının yaptığını gördüğünüzde; sanki onları siz yapmamışçasına mağdur olandan yana olup sizi temsil edene kızıyorsunuz. Ne büyük çelişki? .Ben aynalığımdan utanıyorum. Ama siz...
Kendinize böyle yabancı olmasanız...
Biraz olsun ruhunuzu dinleseniz karşımda. Kendinizi sorgulasanız...
İçinizden birinin dediği gibi Suçlarınız yüzünüzde görünseydi biz aynaları satın almazdınız} Yüzünüzde maske var. Yaşlanınca maskeyi bir parça çıkarıyorsunuz. Bu kez de, aynalar yalan söylüyor diye yalancılıkla suçluyorsunuz.Görmeyi bilseniz, görmek isteseniz, her biriniz bir ayna. Ama siyah gözlüklerle gizliyorsunuz gözlerinizi. Cenazelerde ağlamadığınız bilinmesin, dışarıda nereye baktığınız fark edilmesin diye. Merhametin yokluğu, kıskançlığın hakimiyeti belli olmasın diye.Yalan söyleyen dudaklarınızı boyalarla kapatıyor, kirlenen yüzünüzü fondötenlerle kremlerle örtüyorsunuz.İmrenilecek halinizde yok değil. Siz, yanlışlarınızı bana göre çok kısa hayatınızda kolayca taşırken, ben doğruluğu sonsuza yakın taşımak zorundayım.Fanilik bazen, ne güzel diyorum.Bir tırtılın kelebeğe dönüştükten sonraki ömrü, gül bahçesinde de geçse en fazla bir gün.. Sizlerin de atmış, yetmiş, nihayet yüz yıl...
Bu süreler içinde yer, içer çoğalır; dilediğiniz gibi yaşarsınız. Her gün üzerime konan karasinekler bile 3 gün yaşar. Oysa ben büyüyemem, çoğalamam. Sekiz bin yıl önce Çatalhöyük}te var olan en eski atam bile sizin elinizde. Rahat bırakmamışsınız...
Sizin toprak olma hakkınız var. Biz aynaların kuma dönüşme hakkımız yok nedense? 'Ayna böyle söylüyor, kırılgan bir yürekle hayata tutunmaya çalışan insanlar gibi, beyaz duvara ufacık bir çiviyle tutunuyordu.Duvar bir gün 'yeter' dedi.Çivinin prangasını çözdü.Ayna yere düştü.Kırıldı. Şimdi ayna bir köşede özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, sessiz sessiz ağlıyor.
Her şeye rağmen kendi doğrularıyla var olmanın mutluluk gözyaşları bir yandan; eğilenlerin, bükülenlerin açması haline yönelik hüzün bulutları diğer yandan.
Sahi sizin de aynanız var mı?
Aynanız ağlıyor mu?
am pc-arsivleriden...
yakup icik/almanya
EN MÜKEMMEL GÖZ DAMLASI: GÖZYAŞI
(*) Çoğu insanın 'yalnızca ağlandığında akan tuzlu su' zannettiği gözyaşı, çeşitli görevler için farklı karışımlarla oluşturulmuş son derece özel bir sıvıdır.
Gözyaşının ilk görevi gözü mikroplara karşı korumaktır.
İçinde bulunan 'lizozim' enzimi birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir.
Lizozim sayesinde göz, enfeksiyonlardan korunur.
Bu madde, binaları mikroplardan temizlemek için kullanılan kuvvetli dezenfektanlarda kullanılan maddelerden bile daha etkilidir.
Bu kadar güçlü olduğu halde göze hiçbir zarar vermemesi ise büyük bir mucizedir.
Bu bilgilerin ışığı altında bir kez daha durup düşünmek gerekir.
Böylesine güçlü bir dezenfektan, nasıl olur da göz gibi hassas bir organa hiçbir zarar vermez?
Cevap çok açıktır: İçinde son derece güçlü bir dezenfektan bulunan gözyaşı gözün kimyasal yapısına en uygun şekilde yaratılmıştır.
Yaratılışın her noktasında mevcut olan muhteşem uyum, aynı şekilde göz ve gözyaşı için de geçerlidir.
Bu güçte başka hiçbir dezenfektan göz üzerinde kullanılamaz.
Öte yandan insan yapımı hiç bir dezenfektan göz yaşının yerini tutmaz.
Bu durum evrimciler tarafından cevaplanması mümkün olmayan soruları da beraberinde getirmektedir.
Birbirleriyle bu kadar uyumlu sistemler nasıl aynı anda ortaya çıkmıştır?
Kör tesadüflerin böyle mükemmel yapılar ortaya çıkaramayacağı ve bunu insan bedenine yerleştiremeyeceği açıktır.
Ancak evrimcilerin iddialarının ne derece bilimsellikten ve mantıktan uzak olduğunu görmek için -kesinlikle gerçekleşmesi imkansız da olsa- tesadüflerin birşeyler yapabildiğini varsayarak düşünelim.
Tesadüfler sonucu, göze zarar verecek rastgele milyarlarca bileşiğin oluşabilme ihtimali vardır.
Peki nasıl olup da göz için hem böyle kuvvetli bir temizleyici görevi görecek hem de göze en ufak bir zarar vermeyecek bir sıvı sentezlenmiştir?
Bu ideal sıvı tesadüfen oluşana kadar göz nasıl korunmuştur?
Gözün varlığını devam ettirebilmesi için şu anki yapısına, gözyaşının da şu anki kusursuz bileşimine sahip olması şarttır.
Elbette bu birlikteliğin işe yaraması için beynin ve vücudun diğer sistemlerinin de aynı anda varolmaları gerekir.
Gözyaşı üstün özellikleriyle başlı başına bir mucizedir.
Bunun yanı sıra göz yaşının üretimi ve gözden tahliyesini yapan sistemlerin tasarımının mükemmelliği, üretimdeki hassas dengeyle birleşince, göz yaşının varlığında tesadüfün hiçbir yeri olmadığı bir kez daha anlaşılır.
Örneğin göz, beyin de dahil bütün parçacıkları, dokuları, sıvıları ve uzantıları ile aniden bir bedende oluşsa bile bu canlının hayatının devamı için yeterli değildir.
Çünkü bu vücudun sindirim sistemi veya karaciğeri, ya da kemik iliği ya da bunlara benzer, 'olmazsa olmaz' parçalarından birisi henüz evrimleşememiş olsa, ne o beden ne de göz çok kısa bir süreden fazla hayatta kalamazdı.
Bu örneklerde açıkça görüldüğü gibi gözün tek bir parçasının bile tesadüfen oluşması mümkün değildir.
Gözü bütün organelleriyle yaratan Allah'tır.
De ki:
'Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü?
Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?
Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var?
Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)
Gözyaşının yapısı daha yakından incelendikçe, bu sıvının ne kadar büyük bir yaratılış mucizesi olduğu daha iyi anlaşılır. Gözyaşının % 98.2'si sudur.
Geri kalan kısımda kan plazmasıyla aynı oranda üre ve plazmadakinden daha az oranda glikoz, tuzlar ve organik maddeler bulunur.7 Lizozim ise geriye kalan maddenin küçük bir kısmını oluşturur.
Yani gözyaşı, içinde farklı oranlarda farklı maddeler bulunan son derece özel bir sıvıdır.
Gözyaşı farklı maddeleri içeren katmanlardan oluşur. Bu katmanlardan yağ salgılayan bezlerin bulunduğu yüzeysel kat çok incedir.
Görevi ise gözyaşının dışarı akmasını ve buharlaşmasını engellemektir.
Bu, gözün yapısındaki şaşırtıcı ayrıntılardan başka bir tanesidir.
Gözyaşının üzerindeki son derece ince bir tabaka, göz yaşını buharlaşmaya karşı korumaktadır. Peki kim gözyaşının üzerine, buharlaşma etkisini hesap ederek böyle bir kaplama yapmıştır? Bu kadar özel bir tasarım nasıl ortaya çıkmıştır?
Gözyaşının üretimi de son derece hassas bir ölçü ile yapılır.
Gözyaşı, sadece korneayı kurumaktan kurtaracak ve göz küresinin yüzeyinin kayganlığını kaybettirmeyecek miktarda üretilir.
Böylece, göz hareket ettiğinde göz kapağının iç kısmı konjonktiva ile gözün üstü arasında sürtünmeden kaynaklanan bir rahatsızlık meydana gelmez.
Gözyaşı yeterli miktarda üretilmeseydi, göz ile göz kapağı arasında sürekli bir sürtünme olur ve gözün her hareketi bizim için bir eziyet haline gelirdi.
Örneğin gözyaşı kuruluğu olan hastalarda, gözlerde sürekli bir yanma ve gözün içinin kum dolu olduğu hissi duyulur.
Gözler şişer, kızarır ve hastalığın ileri aşamalarında hasta gözünü kaybedebilir. Uyarıcı bir durum söz konusu olduğunda, mesela göze toz gibi yabancı bir madde kaçtığında, gözyaşı üretimi otomatik olarak artar.
Bu bir yandan antiseptik amaçla daha çok lizozim enzimi üretilmesini diğer yandan da uyarıcı maddenin dışarı atılabilmesi için bol miktarda sıvı oluşmasını sağlar.
...gözün yapısında gözyaşı bezlerinin, ne eksik ne fazla, gerekli miktarda sıvı salgılamasını sağlayan bir denge-kontrol mekanizması da vardır.
Sadece bu mekanizma tesadüflerle işleyen bir evrim sürecinin oluşmasını imkansız kılar. Bir kutu içerisinde, üzerinde üretildiği yer ve tarih yazan bir göz damlası gören bir kişi, hiçbir zaman o ilacın tesadüfler sonucunda kendiliğinden meydana geldiğini düşünmez. Bu damlanın formülünü bulan, onu üreten, paketleyen birileri vardır.
Aksini iddia eden bir kişinin akıl sağlığında ciddi bir problem olduğunu düşünür.
Gözyaşı ise bir göz damlasından çok daha üstün özelliklere sahiptir ve insan vücudunda üretilir.
Öncelikle farklı kimyasal maddelerden oluşur ve bu maddeler hassas bir karışım oranı ile birleşirler.
Bundan başka gözyaşıyla birlikte gözyaşını üreten salgı bezleri, otomatik gözyaşı salgılanma ayarları ve boşaltım kanalları da vardır.
Bunlar düşünüldüğünde gözyaşının tesadüfen meydana geldiğini ve yine tesadüfen göze yerleştiğini söylemek akıl ve mantık dışı bir iddia olacaktır.
Gözyaşı şimdiye kadar yaşamış olan ve şu anda dünya üzerinde yaşamakta olan bütün insanlarda vardır. Herkeste aynı özelliklere sahiptir.
Gözü bir bütün olarak yaratan, her insanda aynı özelliklerin var olmasını sağlayan üstün güç sahibi Allah'tır.
Göz Allah'ın kusursuz yaratmasının tecellilerinden bir tanesidir.
(*)harun yahya
Bir çok insanın ağzında bilindik bir kelime var.
'Onu çok seviyorum...'.
Hayatımızda söyleyebileceğimiz belki de en güzel kelime sevgi ve onunla birlikte kurulan her cümle.
Beni düşündüren ise her cümleye uyan bu kelimenin ne kadar dolu ve anlamlı olduğu.
Sevgi, o kadar ağır bir kelime ki uygun yerde kullanılmadığında ya da yaşanmadığında insanın kalbine çöküyor.
Çökerken beraberinde de hazmedilmemiş bir çok dürtüyü alıp götürüyor.
Bir de bu dürtüler insanın varlığının kaynağı ise yaşamın en güzel kelimesi birden lanet bir bedduaya dönüşüyor.
Sevgi bu kadar tehlikeli bir kelime mi?
Bence hayır.
Tehlikeli olan şey, insanların kullanması gereken kelimeler yerine sevgiyi koymak istemeleri.
Bu belki de insandaki zayıflıktan ileri geliyor.
Hissettiğimiz her duygunun sevgi olduğunu düşünmek bence çok anlamsız.
Sevgi bir kaç günde ya da olayda kazanılacak bir olgu değil ki. Çünkü sevgiyi bir zaman dilimine sokamıyorsunuz.
Düşünün bir; insan annesini neden sever?
Çünkü annesi her şeyi karşılıksız yapmıştır. Küçük bir bebekten ne bekleyebilir ki, ya da savunmasız bir çocuktan.
Anne, içindeki kaynaktan akan bu duygunun döküldüğü yeri görmüştür sadece. Tek isteği onu bilmektir, o sevginin varlığını yaşatmaktır.
Seven insan sadece bir kaynaktır.
Sevgi ise içindeki kaynağın meyvesidir.
Sevdiğimiz zaman içimizdeki bu eşsiz ve sonu olmayan kaynağı paylaşmaya başlarız.
Amacımız, bir şeyler almak değil aksine vermektir.
Karşılıklarla yapılan her şey sevginin dışında yaşar.
Sevgiye ait hiç bir şeyde karşılık bulamaz ve hiç bir şeyde bencil olamazsınız.
Sevgi nettir. Seven insanın dünyası karmaşa ya da sorularla değil, umutlar ve anlarla doludur.
Seven insan soru sormaz.
Cevap beklemez.
Seven insan sahip olduğu anın değerini bilir.
Dünle veya kızgın hesaplarla uğraşmaz.
Onun için önemli olan tek şey, yaşamın en sağlam kulpuna yapışmaktır.
Eğer sevgi, gerçekleri görmenize engel oluyor veya net düşünmenizi önlüyorsa, hissettiğiniz şeyin sevgi olmadığını bilin.
Sevmek, çoğu zaman acıyı yaşamak ve buna katlanmaya çalışmaktır.
Bazen sevdiğinize karşı acımasız bile olabilirsiniz.
Eğer bu, o insanı geliştirecek veya güzelleştirecekse bunu yapmanız gerektiğini bilirsiniz.
Dedim ya, sevgi bu denli ağır bir yük insanın ağzında.
Her yerde söylenmez ve herkese bakılmaz ağzımızdan bu laf çıktığında.
Her şeyi kabul etmez seven insan.
Belki katlanır ama uzaktan sever.
İçine gömer hatalarını ama onlara maruz kalmaz.
Yine de en güzelini diler.
Koşulları, sınırları olmaz ama kuralları vardır seven insanın.
Herkese dağıtmaz kaynağını, değerli olduğunu bilir ve hak eden için saklar.
Karşısına çıktığında hesap etmez ne kadar sevdiğini.
Sayılara veya maddelere bağlamaz.
Yaptıklarını yazmaz kirli defterine, karşılıksız yapacaklarını planlar sadece.
Hak ettiğini düşünene kadar sunar kaynağını ve sonunda kesmesini bilir.
Ama geri almaz o sıcak hissini...
Seven insan, açık konuşur; susmaz korktuğu zaman ya da konuşmaz gözleri parıldarken.
Seven insan, az olur.
Aynı güneşin baktığı vakit gibi.
Gitmesini bilir, gelmek zorunda olduğunu bildiği gibi...
Seven insan, aya benzer; güneş olamadığında yalnız bırakmaz sevdiğini.
Bir parça olsun yansıtır güzelliğini...
Seven insan, sıcak olur; güldüğünde ısıtır yürekleri, üzüldüğünde sızlatır.
Seven insan, bağlı olur; her an farklı yaşar güzellikleri ve yeniden keşfeder sevdiğini...
Seven insanın yüreği ağırdır; ne taşımaya gelir yaşam boyu ne de eğilip bırakmaya...
arsivlerimden: yakup icik
almanya