Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
|
||
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
ÖNSÖZ Herkesin hayatında , yaşadığı önemli anları, duyguları , hayalleri ve rüyaları yada kendisine ait olmasada başkalarının duyguları bence bir şiirdir. |
Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Masmavi Gökyüzüne Yıldızların Parlaklığıyla Yazıyorum;
yazan:mehtap
sevgili arkadaşıma bu şiiri için teşekkürler ediyorum... |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
|
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Sevgili arkadaşlar aşagıda verdigim msn ifadeleri siz sevgili blogculara özel sunulmuştur... yapmanız gerekenler. aşagıda verdigim kodları kopyalamanız ve msn'de ileti yazdıgınız yere yapıştırmanız kolay gelsin arkadaşınıza bi süpriz yapın....
:[:[:[(U)(U):[:[:[:[:[(U)(U):[:[:[
:(:(:(:(:(:(:(:(:(:(:(
({)({)(F)(F)({)(M)(})(F)(F)(})(})
(E)(*)(*)(*)(*)(E)(E)(E)(E)(E)(E)(E)(E)(E)(E)(E)(E)(*)(*)(E)(E)(*)(*)(E)
(*)(L)(L)(*)(L)(L)(*)
:D:D:D:D:D:D:D:D:D:D:D
:((U)(U)(U):((W):(:(:(:(:((W):(:(:(:(:((W):(:(:(:( :((W)(W)(W):((U)(U)(U):(
(H)(Y)(Y)(Y)(H)(Y)(H)(H)(H)(H)(H)(Y)(Y)(H)(H)(H)(Y )(Y)(H)(Y)(Y)(Y)(H)(Y)(H)
umarım begernısınız???*
|
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
hayat
|
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
FARKINDAMISIN?
Öğrencilerin Sınav Sorularına Cevapları Kimlere zekat verilmez? Demokrasilerde kuvvetler ayrılığı kaça ayrılır? Mondros'u açıklayınız? İneğin midesi kaç bölümdür? Servet-i Fünun edebiyatı hangi edebi akımlardan etkilenmiştir? Üremeyi açıklayınız? Canlıların ortak özellikleri nelerdir? Orta Asya'dan göçün sebepleri nelerdir? Türkiye'nin geçitlerini yazınız? Kanuni Fransa'ya neden kapütilasyon tanımıştır? Güney Doğu Anadolu bölgesinde petrol nerelerden çikartılır? İzmir'i kim işgal etti? Ailenin reisi kimdir? Koşma nedir? Canlıların en küçügüne ne ad verilir? Kasabayı kim yönetir? Mübarek geceler hangileridir yazınız? Fabl nedir? |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Seni görüyorum düşlerimde |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
şuan çok uzaktasın,beni düşünüyomusun,bilmiyorum? ama benseni düşündüm bugün, |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Sen yalnızlıga inat bütün bir geceyi,sevdiginin düşüyle geçirebilir misin? Gelmeyecegini bile bile,sanki her an gelecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin? übugüne kadar ne yaşadıysan yaşadın.bunların hepsinden sıyrılıp, özünü asla yitirmeden yeni bir kimlikle başka dünyalar kurup yeni hayatını mutlu kılmak için ugraşabilir misin? Yüregini cesurca açıp,bazen aglamayı,bazen umutsuzca beklemeyi,bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak niteledigi sakin,beklentisiz,süprizlere kapalı hayatını terketmeyi göze alabilir misin? o hoş ama zaman zamanda sıkıntı veren o heyecanı saklamaya ve azaltmaya çalışmadan her zaman taşıyabilir misin? özlemin küçükçük kordan,kentleri yakacak kadar kocaman bir yangına dönüşmesine izin verebilir misin? Elde ettigin herşey senin olsun.Sen yarın için hayal kurabilir misin?nerede oldugunu, kim oldugunu unutup,sıyrılıp kaygılarından dans edebilir misin saatlerce? Hem kendini,hem sevdigini hatalarıyla,degiştirmeye çalışmadan kabul edebilir misin? hergüne yeni bir isim verip başka başka anlamlar katabilir misin? hiç kimsenin görmedigi güzellikleri farkedebilir misin? onun izinden gidebilir misin?
SÖYLE EY YAR,SEN GERÇEKTEN BENİ SEVEBİLİR MİSİN? |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Benim GÖKYÜZÜMSÜN
Benim EN DEĞERLİ ARMAĞANIMSIN Benim KADERİMSİN Benim ÖFKEMİN GİDERİCİSİSİN Benim DUALARIMIN YANITISIN Benim MORALİMİ DÜZELTENSİN Benim ENERJİMSİN Benim DANS PARTNERİMSİN Benim YANAN ATEŞİMSİN
serkanca(bu özelime ait aşkıma sevgilime uzakta olupta tutunamadıgım sevgimee) |
Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Oturduk. Bir çay içti, şekersiz... Ben çok şekerli içerim; ince belli cam bardağa en az üç kesme... Hiç susmadı. Konuştuk. Aslında o konuştu... Ben çok az konuşurum; konuşmak anlatabilmenin sadece bir yolu. Anlattı... Hiç soluklanmadan; dün ne yediğini, kaç kardeş olduğunu, hangi şampuanın saçında kepek yaptığını, doların kaç lira olduğunu...
Bir ara en sevdiği şarkıyı mırıldandı. Bu aralar herkesin en sevdiği şarkıydı. Ben bu şarkıları sevmem ki... Eşlik ettim yine de, sıkılıp tekrar konuşmasın diye...
Bir saat boyunca hep güldü kahkahalarla, gülümsedi ya da tebessüm etti inceden. Karşılık bekler bir havası vardı itinayla aralanmış dudaklarının. İvedilikle bir gülücük iliştirdim dudaklarımın kenarına.
Bir an gözlerimiz buluştu. Daha doğrusu ben gözlerindeki boşluğa dalıp gittim, o gözlerimde boğuldu. Ya da ben öyle sandım o an. Zira masanın üstüne uzandı yavaştan, bakımlı, beyaz elleri. Sanırım sıra bendeydi şimdi. İtirazsız uzandım. Parmaklarının üstünde dolandı parmaklarım... yavaş yavaş, ağır ağır... Bir şeyler aranmaktaydım... çünkü bir şeyler olmalıydı. Çünkü ben bu gündeliğinde dahi hayatın hayata dair bir şeyler bulabilirdim.
Lakin olmadı... Belki de buydu hayatın çırılçıplak kendisi. El ele kalktık masadan. Otobüs durağına kadar beraber yürüdük. Üstümüze dolunay yağıyordu ve alabildiğine yalnızdı şehir. Yine de bir şeyler eksik kalıyordu. Sadece sahte bir öpücük bahşettim pürüzsüz yanağına, hafta sonu tekrar buluşmak üzere ayrıldık.
Hafta sonu gitmedim. Aradığında bahanelerim hazırdı hep; arkadaşım hastalanmıştı, ertesi gün sınavın vardı, yorgundum, vesaire, vesaire... Aslında korkmuştum. Çünkü metelik bir tat kalmıştı o günden ağzımda, paslı bir mide bulantısı... Soluğum daha ritmik dökülür olmuştu dudaklarımdan, yatağım her sabah toplu, yüzüm her daim traşlı... Korkmuştum... O hayatın ta kendisiydi, çırılçıplak karşımda... Hayata dair ne varsa vardı onda, hayat dair istemediğim ne varsa...
|
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Dans Eden Kelebekler
Aslında o vardı. Madde olarak değil belki ama varolduğunu hissedebiliyordu. Tek başına olamamışken, onunla birlikte olduğu yerleri görmüştü. Gördüğü yerler ancak onunla anlam buluyordu. Gerçekten görmemişti, görememişti, görmeyi düşünmüştü, düşünde görmüştü. Düşüncelerinde varlığını hissetmek, varlığıyla anlamlanmaya çalışmak çabasındaydı.
Karşılığını aramıştı hep. Varlıksal karşılığını maddeleştirmeye çalışırken hata yaptığını düşündü. Renklerde, bakışlarda, birlikteliklerde aradığı yaşamsal duyumlara bağladı varlıkbilimsel gerçekçiliğini. Arayışlarını sıklaştırdıkça çoğalan ince ayrıntıları, sınırsız bir heyecanla olmalı, görmezden gelmişti. Baharın ilk günlerinin tadına onun gibi varmaya çalışan arı da uzun süredir hareketsiz bıraktığı koluna kondu. Bir çiçekten diğerine konup farklı özleri toplayan bu arı gibi olduğunu sanıyordu. Her çiçek onun gerçeğe ulaşmasında zerreleriyle katkıda bulunuyordu. Bu parkı hep sevmişti. Ağaçları, kuşları ve çiçeklerinden öte bir güzellik vardı bu parkta. Sarı yapraklarla kaplı sonbaharlarda bile sevilebilecek güzellikte bir park. Kuşların ötüşlerinde aklına geldi ve gitti...
O sensin. Sen değişsen de o değişmeyecek. Sen ona benzedikçe, seninle onun arasındaki uzaklık azaldıkça, ben seni bulmaya daha da yaklaşacak. Yolun kenarındaki ağaçlar, sanki parkı şehrin kasvetinden koruyucu birer duvar gibiydi. Parktaki havanın ve seslerin doğallığını hiçbir mekanik gürültü bozamazdı. Sana yaklaşmaya çalıştıkça etrafına ördüğün kozanın karmaşıklığında boğulmaktan korktu hep. Onu bazen bu parkta görmüştü. Şimdi sen neden yoksun bu parkta, o olduğu halde. Güzelliğinin karmaşasında parkın güzelliğinden bir şey kalmayabilir, sen burada olursan. Belki de bu sebepten dolayı o hep gelirken sen gelmeyeceksin. Bütün bunlara rağmen senin güzelliğini kuşların seslerine tercih etti. Yaprakların arasından sızan ışığın suyun üzerinde oluşturduğu yakamozu zarif hareketleriyle bozan kuğular bile saçlardan yansıyan göz kamaştırıcı güzellikle boy ölçüşemezdi.
Senin arada bir gözlerin ortaya çıkıyordu. İçerisine daldığın zaman uçsuz bucaksız kainatların derinliğinde doyumsuz yolculuklar yapabileceğin, anlamlı bakışlarla süslenmiş gözler. Renklerin ahenginde yedi denizde bulunmayan mavi ve hiçbir ormanda görülmemiş yeşilin yumuşak dansı. Onun gözleri de anlatılamayacak kadar güzel olmalı diye düşündü. Arada bir saçların gözler önüne seriliyordu. Kızgın güneşte kavrulmuş kumral ve siyah, cam narinliğinde ve ipek zarifliğiyle sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzayıp giden bir rüyanın tatlı duraklarıydı. Kısa hayatın sonuna dek sürüp gidecekmiş gibi geldi bu kovalamacalar. Artık yakaladım deyip rahatlama seanslarına giren ancak uzaklaştıkça bin bir türlü eziyetlere maruz kalan beyninin acısını azaltmaya muktedir bir ilacın beklentisiyle yaşamaya alışmalı mıydı? Her an ona ulaşabilecekmiş gibi geldi. Asıl korktuğu onu kaçırmaktı. Sana tutunarak ona varabilmesi imkanını zayıf gördü sonra. Ne olursa olsun onu bulmalıydı. Karşıdan gelen iyi giyimli adamın yürürken çıkardığı seslerin düşünce bulutlarını dağıtmasına izin verdi. Bu da diğerleri gibi gözünün önündeki güzelliği görmezden gelip hep daha önce tasarladığı bir yerlere gidiyordu. Ayaklarının altında çıtırdayan kuş yemlerinin farkında değilmiş gibi geldi. Bu adam ona gidiyor olabilirdi. Eğer ona gidiyorsa her şey değişmişti artık. Sen yine aynı senken o başka biri olmuştu bu defa. Her şey düşün aleminde huzursuz ama rahat bir düzende güzelce ilerlerken, acımasız saatlerin mekanik rasyonelliği her şeyi allak bullak etti. Sen dünyadayken o olamazdın. Onu bırakıp sana bakmalıydı.
Sana öz benliğiyle bakabilmeyi başardığında zihnindeki onu seninle değiştirdiği sürece bu parkın ahengini anlayabilirim, dedi. Sonbahar gelecek, yerler sarı ve kuru yapraklarla kaplanırken mavi gözlerinden kaçabilen bir kelebek ipek saçlarınla dans edecek... |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Karanlıklarda Kaybolmak
attı… Gidiyordu ama gitmek istemiyordu. Gitmemezliği zorundalığıyla çatıştıkça içine girdiği çıkmazların derin kuyusunun dibini bulabilecekmiş gibi bir çaba içerisinde de değildi. Işıkların arasında ortaya çıkan yalanlar, kayıtsızlık ve merak havuzlarında boğuluyordu. Kabala ayinlerinde kullanılan kaplardaki kandan daha kırmızı bir girdabın köpüklü duvarlarına tutunabileceğini zannetti. Kabuslarındaki siyah örümceklerin nemli ve yapışkan ayakları olsa belki tutunabilirdi, düştü.
Sonsuza uzanan bir sessizlik içinde duyulan düzenli kalp sesleri ve nefes alış verişler. Kasılan diyaframın öne çıkardığı göğsünü görmeye çalışmasının nafile olduğu kanaatine vardı. Aşağılardan bir yerlerden gelen acının ne olduğunu ve nereden geldiğini anlayamadı ancak dağları titretebilecek, taşları çatlatabilecek bir çığlık atma isteği içinde o kadar büyüyordu ki… bağıramadı.
Belki göremiyordu ama ağzını açıyordu, ağzını ne kadar açarsa açsın bağırmaya yetecek ne güç ne de heves kalmıştı. Düşüşün henüz başında olduğunu daha sonra kavrayacaktı. Uçsuz bucaksız bir düzlem içinde, ne bir kutup yıldızı ne de elektronik pusulalar. Görme yetisinin olmaması yetmiyormuş gibi yabancılaşmaya başlayan dokunma duyusuna rağmen esrarengiz bir biçimde dokunduğunu hissedebilmişti. Artık isyan bayrağı çekmiş olan kulaklarıyla nasıl bir uzlaşmaya varabileceğini düşünecekti.
Düşünmemeyi öğrenecekti, nasıl düşünülmeden düş görüleceğini. Yere ne kadar yaklaştığını anlayamıyordu. Beyniyle zemin arasındaki uzaklığın bitişinin ayrımına çok geç vardı. Beyninin içindekilerin yere saçılışını izledi. Kandan bir sızıntı üzerinde yüzen umutlar, üzüntüler ve düşler. Zemin rengindeki renk değişimini göremedi, görseydi ne olurdu, daha önce yeteri kadar hayal etmişti. Yeniden hayallere daldı.
Ayak parmak uçlarından başlayan soğukluk, bir tarantula gibi bacaklarının üzerinde hareket ediyordu. Tüylerinin diken diken oluşu sürecinde ürpermenin tadını alabilmek bahtiyarlığına henüz ulaşmıştı. Önceleri çok uğraşmış ancak bu kadar korkuyla karışık bir heyecana tutulmamıştı. Dinlediği bütün replikleri, bütün güzel sözleri, bütün ritmleri ne kadar kısa sürede aklından geçirebilirse onun için o kadar iyiydi çünkü hayatını içine sığdırabilecek bir film şeridi hala icat edilememişti.
Sevgisizliğin altında ezilen kemiklerin çıkardığı sesler, aşkın ezdikleriyle karışıyor, omurgalarındaki ağırlığın beynine sığmayan hüzünlerden kaynaklandığını sanıyordu. Yağmur damlalarının yere düşerken parçalanışıyla kendi düşüşü arasında bir parallellik vardı. Kafasını kaldırdı ve uzaktan uzağa büyüyen ışığı farkedince rahatlamaya çalıştı. Damarlarına yayılan sıcaklığı tekrar hissedebilmek kadar güzel bir duygu olamazdı o anda. Belki biraz ayaklarından rahatsızdı, buna rağmen tökezleyerek bir yerlere varabilmek uhdesiyle yaşayabilirdi. Güneşten daha sıcak bir umut ışığıydı, yüzüne yakın bir yerlerden aydınlıklar saçan. Kırmızı zeminden yansıyan akisler geçmişten gelen atlı habercilere benziyordu. Karanlıkların harmonik dansındaki diyaletik güzellemeler, yoldaki her bir kilometrenin aşılmasına yardımcı olan hayalet dostlar haline geliyordu. Bir cam çıtırtısı…
Ruhunun kırıldığını ve daha sonra tekrar şekillendiğini anımsıyor, her yeni şeyin eskiler üzerindeki etkisini anlamlandırmakta güçlükler çekiyordu. Yeniden doğada doğal olana doğru yürümek, yürüdükçe bu zevki doya doya yaşamak, her bir anıyı tekrar yaşamak, yeniden ve yineleyerek… Tümevarımsal aydınlıklara doğru çıktığı yolculukta her bir ayrıntının farkına varmış olmaklığıydı bu özlemine vardığı. Rüzgarda başıboş sallanan her bir yaprak, karanlıkta oraya buraya çarparak yol almaya çalışan kendisine ne kadar benziyordu.
Bir araya gelerek okyansulara akan yolculuklarında birlikteliklerini her an haykıracak çağlayanlar oluşturan su damlaları gibi ara sokaklardan çıkıp kalabalıklara karışacak sonra tekrar buharlaşırcasına kendi kabuğuna çekilecek ve bu vazgeçilmez döngünün bir parçası olarak hayatına devam edecekti. Uçsuz bucaksız bir gecede kaybolmayı göze alarak taraf olduğu anlaşmayı kabul etmek için kayıtsız bir adım..............
serkanca |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
SİZ HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
işte gerçek sevgi bu arada japonyada evler iki tahta arası bir boşluk bırakılarak yapılırmış. sonra adam evi yıkmaya başlamış birde bakmış 10 yıl önce ev yapılırken bir kertenkele ayağından çivilenerek kalmış ancak 10 yıldır hala yaşıyormuş adam evi barkı bırakmış demiş ben bunun nasıl olduğunu araştıracağım.... incelediğinde görmüş ki hergün bir kertenkele ağzında yiyecekle gelip o kertenkeleyi doyuruyormuş... 10 yıl dile kolay yaaa.... |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Acaba yanlış çağda ve mekanda mı bulunuyorum yoksa bir ben mi farkındayım bu manadan yoksun metamorfozun? Biliniz ki ey dostlar! Ne güneş eski hırçınlığını, haşmetini koruyabilmiş ne de dolunay eski masumiyetinde ve güzelliğinde. Gülün anlam ifade etmeyen bir bitki olarak algılandığı, gündüzün geceden; aydınlığın karanlıktan farkının kalmadığı, baharlar ile kışların birbirine karıştığı mevsimler yaşanıyor. Akıp giden zamanın farkında olmadan hayatın o güzelim sayfalarını hababam tüketiyoruz. Ömür dediğimiz günlüğe biraz daha dikkatlice baksanıza! Yazılanlar, kenar süslemeleri, renkler, sayfalar iç açıcı değil. İçinde biz bulunmuyoruz; bizi ifade etmiyor bu günlük. Ne yazık ki olduğumuz gibi görünmüyoruz, içimiz yansımıyor sayfalara. Tüm planlarımızı, tavırlarımızı dışarıya uydurma çabasındayız. Kendimizi dinlemeye muktedir değiliz, yüreğimizin sesine cevap vermeye cesaretimiz yok. Yaşamı “ne derler” telaşına kurban ediyoruz. Kim bilir kaç değişik kişilikle karışıyoruz kalabalıkların arasına. Arkadaşımıza bir yüzümüzü, komşumuza bir yüzümüzü pazarlıyoruz. Akrabamıza bir diğer çehremizi. Söylesenize! Hangimiz yalnız başımıza iken olduğumuz “ben”i oturtuyor sevgilinin karşısına? Korkularımız, güvensizliğimiz bukalemuna çevirmiş bizi. Olduğumuz gibi göründüğümüz, davrandığımız takdirde reddedilmekten, dışlanmaktan korkuyoruz. Biz biz değiliz. Birini arıyoruz, bulursak hemen bizliğimizi ilan edeceğiz lakin aradıkça kaybolup gidiyoruz kalabalıkların içinde. Merkezin biz olduğunu unutarak dışarıda arıyoruz her şeyi. Boş arazide define arar gibi mutluluğun peşine düşmüşüz. Hangimiz mutluğa ulaştı, hangimiz huzurun tılsımını yakalayabildi? Psikologların terapiye ihtiyacını olduğu, sosyologların kendini tanımakta aciz kaldığı devinimleri yaşıyoruz. Esiri olduğumuz ideolojiler birer birer iflas ediyor. Kendimizi savunmak, kurtarmak varken biz ideolojilerin mücadelesini veriyoruz. Her yeni yaklaşım bir başka çıkmazı beraberinde getiriyor ve sonunda iflas edince boşlukta kalıyoruz. Bunalı yüklü havalar hakim yaşantımıza., Ah dostlar ah! Aşk hiçbir devirde bu kadar anlamsız bir olguyu ifade etmedi literatürümüzde. Aşk; fakir edebiyatı, karın doyurmayan safsata yahut demode olmuş felsefe. Aşkı acizliğin olgusal dışavurumculuğu olarak tanımlamaktan gocunmuyoruz. Bizler elastik sevgiler kuşağıyız ve tabii ki çelişkilerdeyiz. Bir yanda aşkı yadırgıyor, küçümsüyoruz ama diğer tarafta aşkı romanlarda, filmlerde arıyoruz. Aşk romanları moda tabirle “bestseller” da liste başı, aşk filmleri hasılat yağmasında. Farkında mısınız? Sinema salonları hınca hınç dolu; filmler gişe rekorları kırıyor. Hayat perdede ve tüm hayaller ipotek altına alınmış. En iyi başarabildiğimiz şey özenti. Film kahramanlarının gölgesine sığınıyoruz; kendimizi inkar edercesine onlara benzemeye çabalıyoruz. Benliğimiz bizden çalınmış. İlginç değil mi; komşumuzun başına gelen kaza bizi pek müteessir etmez de senaryodaki karakter göz yaşlarımızın ilmek ilmek akmasına sebep olabiliyor. Uzun söze ne hacet! Gerçek hayatı gösterimden kaldırmışız ve hayatı filmlerde yaşıyoruz sadece. Biliniz ey dostlar! Rol yapıyoruz; hoşlanıyoruz kendimizi kandırmaktan ve sonra da başkalarını. Simalarda sahtekârlık fragmanları birbirini takip ediyor, samimiyet yer almıyor bültenlerde. Gözler tekzip metinleri yayınlıyor dudaktan dökülenlere. Farkındayız da aldırmıyoruz. Zira kandırılmak ve kandırıldığımız kadar da kandırmaktır racon. Dekorasyonu bozulmuş ciddiyetle dinliyor, ruhu uçmuş mimiklerle sunuyoruz tepkimizi. Ne kendimize güvenebiliyoruz ne de başkalarına güvenmek istiyoruz. Sanki Zümrüd-ü Anka güven denilen iksiri alıp ta Kaf dağına kaçırmış. Belki de bu yüzden etrafımızı saran kalabalık pençesinde kıvrandığımız yalnızlığı izale edemiyor. Ufuklardaki, uzaklardaki belirsizliklerden medet umuyoruz. Düşünsenize denizaşırı bir ülkenin hiç bilmediğimiz bir vatandaşıyla saatlerce “chat”leşip içimizi dökebiliyoruz da yanımızdaki insanı fark edemiyoruz bile... Oysa hayat o kadar güzel ki anlatılamaz yaşanır ancak. Yaşamak için de kendimizi dinlemeli ve sonra da kendimize inanmalıyız. Kurtulmalıyız bildik genellemelerden, silmeliyiz klişeleri. Aykırı bir ses yükseltmeliyiz yaşanılanlara. Sayfalarda bizi ifade den cümleler de bulunsun. Yahu yaşayalım hayatı! Bırakalım şu “ne derler” telaşını; ne derlerse desinler. Biz bizi yaşayalım. Kim bilir kaçınız bu yazının yarısında okumaktan vazgeçtiniz. Okuyanlarınızın büyük çoğunluğu da benim kendi korkularımı bir yansıtma psikolojisiyle dile getirdiğimi düşünebilir hatta bana psikolojik hasta teşhisini de koyabilir. Yargılarınız beni pek de ilgilendirmez ama itiraf edeyim ben deliyim. Zaten bu yüzden hayatı kendimi sevdiğim kadar seviyorum. Amacım sizi uykudan uyandırıp bu deliliğe davet etmekti. Rahatsız ettiysem affınızı istirham ediyorum. |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
13. İnsanların sadece iltifatlarını aklınızda tutun, kabalıklarını unutun. |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
serkanca |
Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Ögretmen bir gün ögrencilerine söyle bir soru sormus : - Insanlarda istem disi çalisan sey nedir ? Ögrencilerden biri parmak kaldirip cevap vermis : - Tik tir hocam... Ögretmen soruyu bilen ögrencisine : - Aferin oğlum senin adın ne? diye sormus. Ögrenci : - Tüleyman hocam... demis...
|
|||||
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
|
||
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
İngiltere'nin saygın kiz kolejlerinden birinde biyoloji öğretmeni öğrencilerden Miss Perkins'a: |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Afrika'da çok geri kalmış bir köye gelen papaz yerlileri eğitmeye çalışıyormuş. |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
hayat |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
Chat İçin Faydalı Bilgiler Öyle bir çağda yaşıyoruz ki bir chat esnasında karşındaki kişiye asl nedir diye sorulmuyor sorulsa bile cevabı alınmıyor şimdi asl sorusunun cevabını hiç çaktırmadan alma yöntemlerine değineceğiz. Şimdi sevgili arkadaşlar chat esnasında karşındaki kişiye asl sormak ayıp bir şeymiş gibi karşılanıyor halk arasında evet kabul ediyorum kötü niyetliyse karşındaki bu gerçektende kötü bir şey ama karşındaki tüm iyi niyetiyle sormuşsa bu asl yi yani konuştuğum bir insan farkındayım ama yaşı ne nereden cinsi ne diye merak etmişse tabi cinsi değil cinsiyeti olacak o cinsi denildiğinde köpek seçiyormuş gibi oluyor sırf merak ettiği için sorduysa bunu söylemekte sakınca yoktur. Ama kafalara kazınmıştır bu klişe asl cevaplamak sakıncalıdır diye. Şimdi size yılların verdiği deneyimle karşındaki kişinin hiç çaktırmadan asl sini öğrenmeyi anlatacağım muhabbet başladı diyelim
Ama her zaman bu kelime mevcut olmaya bilir bizde bu konu üzerinde yoğunlaşağız zaten şimdi asl sordun ve cevap sanane ile başlıyorsa hiç moralimizi bozmayacağız hiçbir şey olmamış gibi davranacağız çünkü yapacağımız işlem asl sorma anında yaşadığımız stresten daha kolay olacak ben biliyorum çoğu arkadaşlarda acaba asl sorsam mı sorarsam nasıl karşılar beni tipik bir sapık muamelesine maruz kalabilir miyim diye zoraki sorulur ve bu zorlamalar karşısında suratta pıt diye bir sivilce bile belire bilir stresten şimdi gerek bu sivilcenin önüne geçmek gerekse strese girmeden karşındaki kişinin asl sini ögrenmek için yapmamız gereken tilkilikleri anlatacağım.
Asl bilindiği üzere nereden yaşın ne ve cinsiyetin ne sorularının kısaltılıp bir çatı altında toplanması demektir şimdi demek ki amacımız nereden yaş ve cinsiyetin ne sorularının cevaplarını ögrenmek olacak ilk önce cinsiyetini ele alalım çünkü gerçektende cinsiyet önemlidir bu yüzden ilk bu konu üzerinde duracağız. Karşındaki kişinin cinsiyetini öğrenmek o kadar kolaydır ki bakın şöyle yapacaksınız; konuşma esnasında şu soru sorulacak hangi takımlısınız ? Aslında bu sorunun cevabı pekte önemli değildir amaç sözü döndürüp dolandırıp konuya getirmek olacak karşı taraf asl sorulursa cevap vermemeye odaklandığı için bu sorunun altında yatan asıl gerçeği asla düşünemeyecektir sordun mesela hangi takımlısınız
Şimdi yaşını öğreneceğiz çünkü yaşta gerçektende çok önemlidir 16 yaşında bir erkek 20 yaşındaki bir bayanla chatleşmesi neyi ifade eder ki karşındaki kişinin yaşını öğrenmekte haddinden fazla kolaydır (bayanların yaşı sorulmazmış hehee bak şimdi nasıl çıkacak ortaya) şimdi karşındaki kişi asl sorarsa cevap verme sakın kelimesine odaklandığı için bu sorunun altında yatan gizeminde farkına varamayacaktır bu arada chatleşme devam ediyor ha bir an bile duraksaman altından kalkamayacağın sorunlara neden olabilir tabi arada espri falanda yapın ki karşınızdakine ben bir odunum izlenimi yaratmasın bu şimdi yaşını öğreniyoruz arkadaşlar burasını iyi dinleyin bak sorulacak soruya dikkat kesilin soru şundan ibaret olacaktır
Şimdi elimizde neler var asl sorusundan neler öğrendik biz yalnızca bayan olduğunu değil mi şimdi yaşına geldi ki bu daha da kolaydır şu soruyu soracaksın
Asl nin iki parçasını tamamladık sadece elimizde nereden sorusunun cevabı kaldı aslında bu soru o kadarda önemli olmasa da banane yaa ben ögrenmek istiyorum diyen arkadaşlar için küçük bir ip ucu vereyim chatleştiğiniz kişi İstanbul dandır arkadaşlar genellikle İstanbullu olur bunlar İstanbul nüfusunun fazlalığı sanal aleme kadar yansımıştır çünkü ama işi garantiye almak isteyenler ne bilim coğrafi etmenlere baş vura bilirler mesela sizin oranın nesi meşhur sorusuna cevap olarak sucuğu ve pastırması diyen biri Kayserili çiğ köftesi diyen biri ise Şanlıurfalıdır. Asl konusuna kısaca değindim arkadaşlar bu formüllerle çok canlar yakacağınıza inanıyorum ama formül kötü ellere geçerse işte o zaman dünyayı büyük bir tehlike bekliyor demektir :PP |
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |
serkanca@ekolay.net
|
Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı |