BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti




(zekeriya keles)

Karagan Usup fıkraları

Bulundugu yer: zekeriya keles

Karagan Usup fıkraları

Yerden Çoh Ne Var!

Azerbaycan’ın dağ köylerinde eskiden kalan şöyle bir âdet vardır: Hastalanan kimse sabahın erken saatlerinde nuranî bir ihtiyarı mezarlığa gönderir, sonra da yorgana bürünerek kendisi gider ve ihtiyara; “Burada bir ben-i insan var mı?” diye sorar. İhtiyar da “var” der. Hasta “Kabristan’da yer yoktur öyle mi, Azrail gitsin mi” diye sorar. Nuranî ihtiyarın hastaya cevabı genellikle şöyle olur: “Kabristanda yer yoktur, dolmuştur, Azrail’e söyle gitsin. Sana da Allah şifa versin, git, yaşa.”

Fakat Karağan Usub, bu kaideyi bozar. İhtiyar sıfatıyla onu kabristana gönderirler. Karağan yorganına bürünüp gelen hastanın yaramaz, ispiyoncu birisi olduğunu görür. Hasta “Kabristanda yer yoktur, dolmuştur, öyle mi” diye sorunca Usub şu cevabı verir: “E, yerden çoh ne var! Odu bah, Ağ dağların dibinecen kabristanlık boşdur.”

Evimizin Kulağı Yoktur

Orman İşletme Müdürü atla Karağan’ın evine gider ve seslenmeye başlar. Ancak kimse ses vermez. Adam sinirlenir; tam döneceği sırada Karağan evden çıkar. Müdür, “Sabahtan beri bağırıp duruyorum, Niye kimse ses vermiyor?” Karağan soğukkanlılıkla “Bağışla bey, evimizin kulağı yoktur” der. Bu cevap karşısında daha da sinirlenen müdür, “Anlaşılan sen benimle dalga geçiyorsun. Hiç evin kulağı olur mu?” der.

Karağan “Olur bey, Evimizin kulağı –yani itimiz- olmadığı için seni duyamadık. Şayet itimiz olsaydı, havlardı, biz de seni duyardık”, der.

Biraz Gün Gör

Karağan Usub, evlendirdiği yeğeninin durumunu öğrenmek için bir süre sonra onların evine gider. Yeğeni ve gelini onu gayet iyi karşılar. Bir ara yeğenini bir kenara çekip, gelininin durumu hakkında bazı şeyler sorar. Delikanlı; “Emi, her şeyi iyi, güzel de gelinin, evlendiğimiz günden itibaren, “Bu eve geleliden beri bir gün görmedim” deyip durmaktadır. Karağan, biraz düşündükten sonra, “Onu getir şu direğe bağla” der. Delikanlı amcasının dediğini yapar. Gelin “Bak emi, görüyor musun, bu yeğenin ne yapıyor, beni güneşin bu kavurucu sıcağına bıraktı” deyince Karağan “Ne yapsın evladım, bu eve geldiğinden beri bir gün görmemişsin, bari biraz gün gör” der.

Selam Koltuğa Çatır

Usub, orman idaresine gelir. Müdürden başka herkes yerindedir. Karağan müdürün oturduğu koltuğa selam verip, kendi işine koyulur. Bir süre sonra müdür gelir ve Karağan’ın yaptığını söylerler. Buna sinirlenen müdür, Karağan’ı çağırıp azarlar. Karağan “Niye acığın tutur direktör? Men bu idarede işleyenden beri sekiz on dene müdür değiştirilipdi. Amma bu koltuk heç deyişmeyipdi. Ona göre de selam, vefasız müdürlerden çoh, vefalı bu koltuğa çatır” der.

Özü Yığmış Olar...

Seher seher cevan bir oğlan gelip Usub kişiye der: Ağsakkal, yegin ki, menim böyük kardeşimi yahşı tanıyırdın? Ömrü boyu rayonda rehber işinde olup. Üstünüze yügüllük, dünen rehmete getdi, defn eyledik. Size bir meslehete gelmişem. Bilirsen ki, kardeşim hatırı sayılan biri idi. Ona eza (yardım) toplayak, ya yoh? Karağan soğukkanlılıkla, “A bala, onun eza pulu çohdan yığılmış olar” der. Oğlan “Yoh Usub emi, dünen defn olunu, ezası bugündür.” Karağan “Onu demirem a bala. Rahmetlik kardeşin elden iti idi. Bugünün işini sabaha koymazdı. Yegin ki, eza pulunu da sağlığında başka rüsumlarla birlikte yığmış olar.”

Müfettiş Başı Bomba Ha Deyil!

Bir gün Usub’un sorumlulğundaki ormana bir müfettiş gelir. Ormanı gezdikçe Usub deyir, “Müfettiş  gardaş, senin başın üçün bu gördüğün ağaçlara hele bir balta bile değmemiştir. Buna sinirlenen müfettiş “Usub kişi, ormana öylesine bir bakıp gidecektim ama, olur olmaz şeyler için ikide bir benim başıma ant içtiğin için her tarafı iyice tetkik edip, hakkında rapor tutacağım.” Karağan “Gadan alım müfettiş başı bomba ha deyil, el deyince patlaya.”

Atanın Oğulsuz Goru Hakkı

Bir genç, Karağan Usub’un yanına gelip deyir: “Emi, bilirsen ki, men ata-ananın yegane evladıyam. Allah geçmişlerine rahmet eylesin, validelerim dünyadan köçüpler. Bağışlayın, Gence’de (Azerbaycan’da bir şehir, b.n.) bir kızla nişanlanmışam. İstiyerem köydeki evimi  satıp, şehere yerleşim, bu fikrime ne deyirsen? “Atanın oğlusuz goru hakkı bir söz diyebilmerem.” “Usub emi, o nece sözdür, bes men atamın oğlu deyilem mi?” “A bala, ata yurdunu satandan heç oğul olar mı?”

Eğri Kalan Sadece Bu Ağaçtır

Karağan Usub, orman bekçisi idi. Onu işten çıkarmak için bahane arıyorlardı. Bir gün birkaç yetkili gelip, ormanda kesilen ağaçların kütüklerini arar. Ancak Karağan, kesilen ağaçlardan bir iz geriye koymamıştı. Partinin bölge sorumlusu eğri bir dal görünce, “Bunun altından bir destek vurulsaydı, bu dal bu şekilde hiç eğilir miydi?” Bu sanki Usub’un aradığı sual idi: “Düz deyirsiniz yoldaş kâtip, rayonda bütün işleri düzeltmiştik, sadece bu ağaç eğri kalmıştı.”

Kolun Kurusun Taş Atan

Köyde huzuru bozan bir delikanlı varmış. Bir kavga esnasında iri bir taş delikanlının omuzuna isabet eder ve delikanlı ağır yaralanır.  Usub delikanlının yarasına bakıp der: “Kolun kurusun taş atan, azıcık yukarı atsaydı, köyü bir beladan kurtarmış olurdu”.

Kırılmasaydı

Kendisini büyük bir kabilenin lideri olarak gören bir delikanlı Karağan’dan soruşur: “Emi, kendimizde (köyümüzde) hangi kabile daha büyüktür?” “A bala, akılsızlık edip kırılmasalardı, sizin kabile hepsinden kalabalık olurdu.”

Arvad Utanır

Kolhoz toplantılarına herkesin hanımıyla gelmek mecburiyeti vardı. Fakat bu kaideyi Usub kişi bozardı. Hanımını getirmeyen ise, toplantı salonundan çıkarılırdı. Yine öyle oldu, Karağan yalnız gelip, bir dul kadının yanına oturur. Umumi kaide üzere, konuşma sırası gelen, hanımıyla birlikte ayağa kalkardı. Söz sırası Usub’a geldi. Başkan “Arvadın hanı?” Karağan, eliyle yanındaki kadını gösterir. Kadın ise utancından yüzünü kapatır. “Arvadın ayağa kalksın!” Karağan “Utanır; çoh üsteleme sonra çıhıp geder. Kadın toplantı salonunu terk eder. Karağan ise “E sedr, yaptığınızı beğendiniz mi? Size dedim ki, utanır. Gırh ilin başında bir defe iclasa arvadınla gelirsen, ona da sedler mani olur.”

Bes Sen Tanıyırsan

Usub kişi Gence pazarında yağ satarmış. Bir müşteri gelip soruşur: “A kişi, bu yağı hardan almısan? Usub kişi elini göğe  uzatıp deyir: “O göydeki Allah hakkı öz ineyimin yağıdır.” “A kişi, dağ adamı bilir mi ki, Allah nedir?”, “Gadan alım, Allah göydedir, yohsa yerde?”, “Elbette göktedir!”, “Yahşı, onda menim sene bir sualım var. De görüm, Goşgar Dağı mı göğe yakhın olar, yohsa burası mı?”, “Elbette Goşgar Dağı.” “Bes nece olur ki, men dağın başında ola ola Allah’ı tanımıram, sen derenin dibinde olduğun halde Allah’ı tanıyarsan?”

Gözüm Yahşı Seçir

Karağan, kanunsuz ağaç kesen bir çocuğu döver. Çocuk okur, yüksek tahsilini tamamlar ve âlim olur. Yediği dayağı hazmedemediği için, yanına bir eşek alıp ormana gider ve uzaktan Usub kişiye seslenir: “Uy Usub emi, meni tanımadın mı?”, “Tanıdım ay bala, ne geder gocalsam da sarraf gözlerim adamla eşeyi birbirinden yahşı seçir!”

Hayıf Ala Kilime

Karağan’ın arvadı Güneykend’in Eyri deresinde kilim yıkar. Kilimi derenin kenarında ıslatır ve bilahare yıkamak için eve döner. Ancak ani bir yağmur ve ardından sel kilimi götürür. Karağan eve gelince, hanımı üzülerek: “Ay Usub, bugün ala kilimi sel apardı”. Karağan, iki elini dizlerine vurup der: “Hayıf ala kilime...” “Üzülme ay Usub, ipimiz var; yahın vahtda üç dört kilim daha tohuyaram”, “Onu demirem ay arvad, hayıf ala kilime, darıhacak; onunla geden olmadı”.

Memmed Ölen

İki kabile arasında çayır üstünde dava düşer. Olay yerine Karağan da gelir. Haksız olan taraf Usub’dan sorar: “Usub emi, bir el ağsakkalı kimi düzünü sen söyle. Bu yerin adı nedir?” “Memmed Ölen!” “Oldu atan rahmetlik”. “Memmed kimdir?” “Sizin ulu babanız.” “Oldu atan rahmetlik”. “Ele ise bu arazi kimindir?” “Elbette bu arazi sizin değil! A bala, bu balaca düşünün de... Bura yol kenarıdır; burada Memmed de ölebiler, hele yoldan gelip geçen Memmedveli de. Bunun meseleye ne dahili var? Atanıza deyeydiniz başkasının arazisinde yoh, öz toprağında öleydi de...”

Yegin Cıhacak

Delikanlılardan biri Karağan’la kafasını düzeltmek ister: “Usub emi, dünennendi sağ gözüm yaman geğirir, bundan senin ağlın ne kesir?” “Ağlım ne kesecek a bala. Yegin yerini sevmir, çıhacak.”

Züy(dem) Tutanlar

Kabaktepe’de düğün varmış. Karağan, zurnacılara yaklaşıp sorar, “A bala, kimi gözleyirsiniz? Çalın şenlik başlasın.”, “Usub emi, dem tutanlar gelip, hele asıl hava çalanlar gelmeyip.” “A bala, nedendirse bu züy(dem) tutanlar her yerde herkesten önce gelirler.”

Allahkulu Koymaz

Karağan Usub görür ki, yeğeni bir römork taş getirip bahçeye döktü. Oğlanı yanına çağırıp sorar, “Hayır ola, o ne taşdır?”, “Emi, Allah goysa (Allah izin verirse) orda ev yapacağım.” “Oğul Allah koyar, amma Allah kulu koymaz. Orada başkalarının da hakkı vardır.”

Demeli Adın Goçu’dur

Usub kişi, Helperenk ormanında balta sesi duyar. “Kim var arda?”, “Goçuyam, goçu...”, “Aye, goçusan diye ormanı mı doğrayacaksın?”, “Usub emi, adım Goçu’dur!”, “Demeli bele de, adın Goçu, özün de ağaç oğurçusu.”

Gadan Alım A Ganan

Karağan Usub hissedir ki, ambar müdürü buğday tohumunu kadeşi ile birlikte çalıp, değirmende öğütür. Bir gün kolhozda toplantı yapılır. Usub iki söz alıp der: “Teklifim budur ki, ambar müdürü çok eziyet ekir, ona birkaç çuval buğday verin, öğütsün. Çünkü onun çok misafiri gelir. Ambar müdürü yerinden, “Gadan alım, a ganan” der. Usub kişi sözünü deyişmir: “A bala, tohumluk buğdayı indi yediniz, sonra toprağa ne ekeceksiniz?” Ambar müdürünün kardeşi deyir, “Bunu ganan (anlayan) var mı ki?”, “Bunu ganmayan bir sensen, bir de gardaşın. Özünüz düz tohumdan emele gelmediyiniz üçün, cemaatın tohumluk buğdayını da oğurlayacaksınız.”

Başını Berk(sert, hızlı) Silkeleyip

Karağan görür ki, baba-oğul bir keçinin başında bekliyor. Keçi ise can çekişmektedir. Fakat kimsede baçık yoktur. Keçinin sahibi Usub’a “Ay Usub, keçi elden gedir, ne fikirleşirsen?”, “Sen keçiyi kucağına al, oğlun da başından tutup silkelesin ve tezlikte köye yetişin, iyi olur inşallah.” Baba oğul Usub’un dediği şekilde keçiyi köye getirirler. Keçiyi yere koyunca bakarlar ki keçi ölmüş. Keçinin sahibi “Ay Usub keçi ölüp. Karağan “Yegin (herhalde) oğlun keçinin başını berk silkeleyip.”

Çorabı Elceyi (eldiven) Neynir

Muharebe vahtı komşuya cepheden bir mektup gelir. Mektubu, cephede savaşanın küçük kardeşine verip, okumasını isterler. Çocuk mektubu okumaya başlar. “Ana, düşman govur, biz gaçırıg. Her gün yüz yüz elli kilometre gerileyirik. Havalar çok soğuktur. Bana bir çift yün eldivan gönderin.” Sinirlenen Usub kişi “A bala, gardaşın bu hızla bir haftaya kalmaz eve gelir; yün çorapla yün eldiven onun neyine gerektir?”

Göy Dana Beli de Çullu

Birinin danası kaybolur. Adam danayı  araya araya  Dağyanus’un karrine  varır ve Karağan’la karşılaşır, danasını ondan sorar. Meğer Karağan Usub kaybolan danayı tanıyormuş. Başlar danayı tarif etmeye: “Göy dana...”, “Beli”, “Beli de çullu, boynunda bir kara ip. Hem de üç gün önce kaybolmuş”, “Beli beli. Tamam düzdür. Hardadır?” “Görmedim, daha arama!”

Yolda Banlayar (öter)

Karağan, Gedebey’de bir dostunun evine misafir gider. Evde tanımadığı iki misafir daha vardır. Yemek içmekten sonra sıra uyumaya gelir. Üçüne de aynı odada yatak hazırlarlar. Karağan, diğer misafirlerin ev sahibinin horozundan bahsettiklerini duyar. Yarı gece horozu çalan misafirler gitmek istediklerini söylerler. Ev sahibi: “Canım bu aceleniz niye? Bekleyin hiç olmazsa horozlar banladıktan sonra gidersiniz” der. Karağan soğukkanlılıkla (cevabı yetiştirir,b.n.) “Ziyanı yoktur, bırak gitsinler, horoz yolda da banlar!”

Seni Yemiyecek ki!

Karağan’a çok samimi bir dostu misafir gelir. Ancak köpek acı acı havlamaya başlar. Bunu gören Usub, köpeğe, “Aye, ne özünü yırtıp tökürsen! Tanış adamdır gelen. Seni yemiyecek ki...”

Senin İki Yüzlü Olduğunu İndi Bildim

Gedebey’de orman idarecilerinin toplantısı varmış. Müdür, Karağan’ı kaldırıp der, “Usub kişi, duyduğuma göre Tapan meşelerini kesip kurtarmışlar. Görevli gönderip inceleme yaptıracağım. Anlaşılan sen menim sadece yumuşak üzümü görmüsen, sert üzümü görmemisen. Karağan, “Müdür incime, senin iki yüzlü olduğunu indi öyrendim.”

Tamah Dişi Çıhır

Oldukça cimri birisi elini sol çenesine koyup, oflaya sızlaya köy meydanına gelir. Orada bulunanlar sorar, “Ne olup, ele oflayıp-puflayırsan?” “Dişim ağrıyır!” Usub kişi adamın dişine bakıp der, “Önemli bir şey değil. Akıl dişinin yanından bir de tamah dişi çıhır.”

Vatanı Seven Tapılar (bulunur)

Muharebe zamanı Usub kişi köyde aylak aylak dolaşan bir delikanlıya rastlar. “Bana senin akranların cephededir. Vatanı sevirsen mi?” “Elbette Usub emi. Canım vetene gurban olsun”, “Madem ki eledir, burada ne işin var, cepheye gitsene!”, “Usub emi, bir kör kurşunla ölüp getsem, vatanı kim sevecek?” “Bala vatanı senden evvel de sevenler olup, senden sonra da sevenler tapılar.”

Yeter ki Başın Aşağı Olmasın

Usub kişi görür ki, tanıdığı bir delikanlı, komşunun ineğini çalıp, pazarda satmaya götürür. Delikanlı, Karağan’ı görünce, utancından başını yere eğer. “Usub emi, elim aşağıdır” (ihtiyacım var.) “Bala, goy elin aşağı olsun ama, başın aşağı olmasın.”

Çocuk Pulundan da Bahşiş Olur

Sovyet’te çoh uşağı olana ilave pul (para) verilirdi. Karağan’ın da on beş çocuğu olduğundan, bu haktan o da istifade ederdi. Bir gün biriken paralarını bir heybeye doldurup gelirken, parti başkanı heybesinde ne olduğunu sorar. “Uşag puludu, gada alım...” “Ondan biraz ver hercleyek de...” “Bir ölkeyi taladınız doymadınız, indi de növbe (sıra) geldi uşag puluna hee!... Uşag pulundan da bahşiş olur?”

Bu Canavar O canavardan Deyil

Karağan Usub, köylerine birçok silhalı insanın geldiğini görünce, yaklaşıp geliş nedenlerini sorar, “Emi, haber verdiler ki, buralarda hayli canavar türemiş, kolhozun koyunlarını yiyormuş. Onları temizlemek için geldik.”   “Bala, o canavarlar sizin bildiyiniz canavarlardan değil, onlar vazifeli, mühürlü canavarlardır. Onları kolay kolay temizleyemezsiniz.”

Senin de Evin Altüst Olsun

“Karağan ii katlı ev yaptırır. Bunu duyan bölge polisi reisi gelip, “Usub kişi, eşitmişem iki mertebeli ev yaptırmısan. İşler necedir?”   “Beli, a neçennik; özüme alt-üst ev tikdirmişem, Allah senin de evini altüst elesin.”

Kartal Deresi

Kartal, keçinin yavrusunu götürmek ister. Ancak keçi kartalı öldürür. Fakat olayın geçtiği yerin adı Kartal Deresi olarak kalır. Bu hadiseyi duyan bir çocuk Karağan’a, “Emi, burada gâlip gelen keçi olmuştur. Niye Keçi Deresi demeyipler de Kartal Deresi deyipler?” “Bala, ne de olsa kartal kartaldır, onun bir adı yüz keçiye deyer.”

 (Zeynelâbidîn Makas, Azerbaycan’ın Nasrettin Hocası: Karağan Usup, İpek Yolu Uluslararası Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri)

03:16 - 23/11/2008

İNSANLARLA ALAY ETMEK VE LAKAP TAKMAK

Bulundugu yer: zekeriya keles

İNSANLARLA ALAY ETMEK VE LAKAP TAKMAK

 

Ebedi hayat mektebimiz Kuranı Kerimde mealen şöyle buyuruluyor: *** Ey Mü’minler bir topluluk, bir toplulugu alaya almasın. Belkide onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın. Ve birbirinizi kötü lakapla çagırmayın. Ne kötü ad dır İMAN dan sonra fasıklık. Ki,m Allahın yasak ettigi şeylerden tevbe etmezse onlar zalimlerin taa kendileridir. Hucurat suresi. ayet.11.*** 

Alay: Bir şeyle veya bir kişiyle eglenmek, İnsanları hafife almak, tahkir etmek, başkasının kusur ve noksanlarını söz, işaret veya yazı ile teşhir etmek, toplumda küçük düşürme hareketleri manalarını içerisinde taşır.(Şamil islam ansiklopedisi) 

Alay etmek: küçük düşürücü ve güldürücü harekletlerle birisinin ayıp ve kusurlarını açıga çıkarmak, o kişiyi eglenceye almak diye de tanımlarız. Bu durum ister söz ile , ister hareketlerle veya imâ yollu da olsa alay etme kavramı içerisine girer... 

Baş tarafa aldıgımız ayeti kerime Müminlere ne sevimli bir nida ile sesleniyor: EY MÜ’MİNLER. Bu güzel seslenişte erkeklerle, erkeklerin alay etmemesini bildiriyor. Olabilirki Allah katında alay ettikleri şimdiki tabirlerle dalga geçtikleri, kendilerinden daha hayırlıdır. 

İnanıyoruzki; İslam cemaati bir bütündür, bir bütünlük arzeder. Müslümanlarrın Haysiyet ve şerefi de birbirlerinin haysiyet ve şerefleri demektir. İslam dininin hayata sundugu ideal cemiyet nizamı Yüce bir EDEP ve ÂHLAKA sahip bir nizamdır. İslam nizamında her ferdin haysiyeti vardır. Ve o haysiyete kesinlikle dokunulamaz... 

İslam Cemaatinde; Ferdin haysiyeti bütün bir cemiyetin haysiyetidir. Gerek erkekler, gerekse kadınlar kendilerini dış görünüşlerine göre ölçmemelidirler. Çünkü dış görünüşler insanların ölçülebilecegi gerçek degerler degildir. Daha başka degerler vardırki; Onları da Allah bilir. Cenabı Allah (cc) Kullarını bizim bilemedigimiz degerlere göre degerlendirir de İnsanlar kesinlikle bu durumun farkına varamazlar. 

Bir zengin kişi , Fakir olan birisiyle alay etmiş olabilir, Gücü kuvveti yerinde olan birisi, güçsüz birisiyle alay eder, Normal konumda olan insanlar, anormal insanlarla alay ederler. Her hangi bir işte maharetli olan elinden iş gelen birisi, şapşal , sakar birisiyle alay eder. Çok zeki , akıllı olan birisi, aptal, budala birisiyle alay eder. Çok çocugu olan birisi, hiç çocugu olmayan birisiyle alay eder.  

Akrabaları ,aşireti kalabalık olan , garip , kimsesiz birisiyle alay eder. Sima olarak çok güzel yüzlü birisi, görünüşte çok çirkin birisiyle alay eder. Genç delikanlılar, yaşlılarla alay ederler, Eli kolu, azaları saglam olan birisi, yaratılıştan sakat birisiyle alay edebilir... Ve bu örnekleri daha da çogaltabiliriz. 

Öncelikle şunu unutmamamız gerekirki; Bütün bu saydıgımız hususlar ve benzeri hâller içinde yaşadıgımız yeryüzünün degerleridir. Bu saydıgımız eksikliklerde ve, haslet gibi gördügümüz degerler, Allahın ölçüsünde kesinlikle yeri olmayan degerlerdir. İnsanlar aslında çok aciz yaratıklardır. Kendilerini bazı anlarda gücün zirvesinde gören yapıya sahip olanlar aslında acizligin, numunesidir ama bilemez.  

Örnegin Beynindeki kılcal damarlardan birisi görevini yapmasa o anda insanların başına âmel olan sakat biri olur çıkar. Gözün görme , kulagın işitme burnun koklama duyusundan daha yeterince haberdar olamayan, inceliklerini gün geçtikçe kavramaya çalışan insanlar aslında acizdirler ve HADDİNİ bilmeleri lâzımdır... 

İnsan haysiyetini, Şerefini lekeleyecek hareketlerin başında ALAY ETMEK gelir. Fertlerin manevi hayatının temelini oluşturan IRZ, ŞEREF, HAYSİYET,NAMUS,ONUR duyguları her halukârda lekelenemez. Bu yönüyle İslam dininde her ferdin dokunulmazlıgı vardır.  

İslam dini , Kardeşlik baglarını korumak gayesiyle Alay etmesi kesinlikle yasaklamıştır- Allaha ve Ahiret gününe inanan bir Müslümanın , insanları alaya alması , eglence ve nükte konusu yapması yanlış şeylerdir.  

Her ne şekilde olursa olsun , başkalarıyla eglenmek, onu istemedigi küçük düşürücü bir isimle çagırmak, Ahlâki bakımdan da çok kötü bir husustur. Çünkü bu hareket, insanın kolayca unutamayacagı ızdırap veren bir yara gibidirir. Yaraları kaşımak bakan ya da kaşıyan için zevk unsuru olabilir ama sahibini derinden yaralar...  

Alay eden insanların alay ettigi kimsenin yanında gururlanması ayrı bir tehlike oldugu gibi , Alay edilen eger din kardeşiyse , bir İnanan insanı incitmesi ona üzüntü vermesi de ne sebeple olursa olsun, bagışlanacak bir hareket degildir. İslam dininde bir başkalarına karşı kibirlenmek haram oldugu gibi Müslümanlara ve bütün insanlara eziyet etmek te haramdır. 

En basit bir yaklaşımla dahi olaya deginsek şu mevzuyu gündeme getirmemiz kaçınılmazdır: Alay eden ile alay edilen şahıslar birbirlerine nefretle bakarlar bu nefret zamanla düşmanlıga dönüşür. Bu husus ta fertler arasında olması gereken kardeşlik bagını bozar, parçalar, zamanla bu ferdi hareketten bütün toplum zarar görür... 

Alay etme duygusu insanlarda, kendini farklı görmeyle başlayan bir hastalıktır. Bu şahıs daha sonra karşısındaki insanı hiçe sayar. Ve zamanla o şahsa tepeden bakar. Neticede bir şekilde bu hissini alay ederek dışına vurur. Toplumun içindeki bazı kişileri hor ve hakir görmek zaman içinde daha tehlikeli sonuç olan GURUR VE KİBİR hastalıgını başlatır. Gurur ve kibir de İBLİSİN, ŞEYTANIN karakteridir.  

Akıllı insan bu tür hastalıklara kendisini kaptırmadan bütün insanlıga karşı mütevazi, sevecen, alçakgönüllü hâlini takınıp herkese öylece yaklaşmalıdır. İnanıyorumki; bir insan ne kadar mütevazi olursa toplumun içinde o derece itibar sahibi olur.Atalarımız ne güzel söylemiş: * Sen kendini yüceltme, seni başkaları yüceltsin* diye. 

Özetleyecek olursak eglence ve alaya almak insanlara eziyet verdigi zaman haramdır. Haram dan başka da bir müslüman için, işin en korkunç hâli, En vahim derece, Haddi aşmanın son kertesi, Sonu olmayan düşüş. Haramlarla iç içe oluş ise Hayvanlardan daha aşagılarda olma hâlidir. Allah (cc) bizleri Haramlara yaklaşmaktan ve Ateşten korusun. 

LÂKAP TAKMAK MESELESİ... 

Alay etme ve Ayıpları ortaya dökmenin yanısıra , İnsanların hoşuna gitmeyecek ve onlada bir çeşit alay etme ve ayıplama hissi bırakacak olan kötü LAKAPLARLA çagırma da aynı şekilde tehlikeli ve Müslümana yakışmayanbir harekettir. 

LAKAP: Mana olarak Övmeyi veya yermeyi belirten bir isim veya vasıftır. Bir Müslümanın diger bir Müslümana , onun hoşlanmayacagı tarz da hitap etmesi, onu o şekilde çagırması kesinlikle dogru degildir, Yasaklanmıştır. 

Bir Müslümanın Diger Müslüman üzerindeki haklarından birisi de, onu toplum nazarında küçük düşürecek ve hoşuna gitmeyecek kötü lakaplarla çagırmamasıdır. 

Peygamber efendimiz (sav) cahiliye devrinde takılan lakap ve isimlerden bazılarını degiştirmiş, Kendi ASHABINI-arkadaşlarını küçük düşürecek veya horlayıcı nitelikte olanlardan rahatsızlık duymuştur.Ve ABDUŞŞEMS- GÜNEŞİN KULU ismi yada lakabı ABDULLAH- ALLAHIN KULU olmuştur. İyi olan lakaplara ise Müslümanlar nazarındada hoş karşılanmış, oldugu gibi bırakılmıştır.  

Tanınan bir lakapla çagırmakta bir zarar yoktur. Mesela Halid bin Velide SEYFULLAH-ALLAHIN KILICI gibi veya Hazreti Ali efendimize ALLAHIN ARSLANI gibi Hazreti Ömer efendimize ÖMERUL FARUK- HAKKI BATILDAN AYIRICI ÖMER...gibi lakaplarda bir zarar yoktur. Bu misaller iyi olan lakaplar sınıfındadır. 

Ama benim köyümde oldugu gibi, Cinni, şeytanlı,müzevirli lakaplara Müslümanlar kesinlikle rencide edilmemelidir. Hoş olmayan lakapları en kısa yoldan unutturmaya çalışacagız. Dilimize böyle lakapları dolamayacagız. Ve en kısa zamanda olanlarında unutulmasını saglayacagız İnşaallah. 

Allah'ın (cc) razı olmadığı hiçbir sözün değeri yoktur. Dil, bir anlaşma vasıtasıdır. Kullanmasını bilmeyenleri felakete sürüklemesi mümkündür. Sahihi Muslimde geçen bir Hadisi Şerifle konumuzu baglayalım . Allah Rasulü (sav) mealen şöyle buyuruyor: ** Bir insan; manasını düşünmeden bir söz söyleyiverir ki, o yüzden cehennemin şarkıyla garbı-(Dogu ile batısı) arasındaki mesafeden daha uzak bir yerine düşer.**  

Allahim. Ellerimizi, ayaklarımızı, gözlerimizi, kulaklarımızı, ağzımızı, kalbimizi, ruhumuzu, duygularımızı, nefsimizi Senin rahmetine yönlendir. Bütün azalarımızı senin RIZANA yönlendir. İslâmiyetin dogru yaşanması hususunda bizlere yardım et. Kulaklarımızı Kur’ân’ın vahyi ile doldur. Kalbimizi Peygamber Efendimiz’in (sav) sünnet-i seniyyesi ile olgunlaştır. Bizi hak olana yönlendir, Bizi Sana yönlendir. Bizim günahlarımızı bağışla. Sen her şeye kadirsin Allahım... Amin...

Sermed Kadir...11.02.2002

03:13 - 23/11/2008

Kınamanın islam dinindeki hükmü

Bulundugu yer: zekeriya keles

Kınamanın islam dinindeki hükmü

teslaxxx
02-08-2006, 12:12 AM
Bu soruyu bir islami soru cevap sitesine sormuştum. Direk mailimi kopyala yapıştır yapıyorum. Önemli bir konu.


Değerli kardeşim!



Hz. Peygamber (s.a.s) "Din kardeşini, bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu kendisi de işlemedikçe ölmez" (Tirmizî, Kıyamet, 53) buyurarak, müslümanların, hatalarından dolayı birbirlerini kınamaları ve hor görmelerinin, kendileri için ne derece kötü bir sonuca yol açtığına dikkat çekmiştir.



Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.

Bu ayetle ilgili olarak bir çok nüzul sebebi rivayet edilmiştir.

1. Temim oğullarından bir kısım insanların, Bilal-i Habeşi, Selman Farisi, Ammar, Habbab ve Füheyre gibi bazı sahabeleri alaya almaları üzerine inmiştir.

2. Peygamber (s.a.v.)’in zevcelerinden bir kısmının boyu kısa olan diğer bir zevcesini yani Ümmü Seleme’yi ayıplamaları üzerine inmiştir.

3. Bir defasında Safiye binti Huyey, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e geldi ve kadınların kendisini Yahudi kızı diyerek ayıpladıklarını bildirdi. Peygamber (s.a.v.) de: ‘’Babam Harun, amcam Musa ve eşim de Muhammed’dir deseydin ya’’ buyurmuştur. Ayet bu olay üzerine inmiştir.

Bu ayette üç şeyi yasaklamaktadır: Alay etmek, ayıplamak, kusur aramak ve kötü lakap takmak.

Alay Etmek

Bir müminin diğer bir mümini alaya alması, onu küçümsemesi ve hakir görmesi haramdır. Zira, hakarete uğrayan kümse Allah katında daha sevimli ve mertebesi daha üstün olabilir.142 Allah (c.c.) bütün alay çeşitlerini men etmiştir. Hiçbir mümin diğer bir mümini fakirliği veya işlediği günahından dolayı alaya alması helal değildir.143

İslam, ideal cemiyet nizamı, yüce bir edep ve ahlaka sahiptir. Bu nizamda her ferdin bir şahsiyeti vardır ki, buna dokunulamaz. Ferdin haysiyeti, toplumun haysiyetidir. Herhangi bir ferde tecavüz bizzat insanın kendine tecavüzü gibidir. Çünkü İslam toplumu bir bütündür…144

Müminlerin birbirlerine karşı davranışlarında, aralarında hiç kimseyi alaya almamaları, Allah’ın emrettiği hususlardan bir tanesidir. İnsanlarla alay etmek, onları küçük görmek demektir. Halbuki insanları küçük görmek dinen yasaklanmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) ‘’Bir kişiye müslüman kardeşini küçük görmesi şer olarak yeter’’145 buyurmuştur.

Yüce Allah ‘’İnsanları diliyle çekiştiren, kaş ve gözüyle işaretler yapıp alay eden her fesad kişinin vay haline’’146 buyurarak alaycı insanların akıbetinin kötü olacağını ‘’alay edene elem verici azap verileceğini’’147 ve bunun kafirlerin bir vasfı olduğunu148 bildirmiştir.

Ayette geçen kavm kelimesi aslında kaimin çoğuludur. İş gören, kendini savunmaya kalkışabilecek erkek topluluğu demektir.149

Ayıplamak

“Kendi kendinizi ayıplamayın’’ ayeti kardeşliği bazen ikinci etkendir.

Lezm, kusur, araştırmak gıybet etmek, ayıplamak, kaş-göz işaretleriyle yermek, incitmek, bir insanın yüzüne karşı eğlenmek veya onu dil ile yaralamak manasına gelir.

Taberi, bu ayeti ‘’kendi kendinizi öldürmeyin’’ ayetiyle izah eder ve ‘’bazınız bazınızı öldürmesin’’ demektir.

Kurtubi ise: ‘’kendi kendinize selam verin’’ mealindeki ayetle açıklar ve ‘’bazının bazınıza selam versin’’ demektir.

O zaman ‘’kendi kendinizi ayıplamayın’’ demek, biriniz diğerinizi ayıplamasın demek olur. Çünkü kardeşin kardeşi ayıplaması kendisine döner. Bu durumda ayıplayan, dolaylı olarak ayıplanan durumuna düşer.

Alusi, ‘’birbirinizi ayıplamayın, sonra ayıplanan kendiniz olursunuz’’ demiştir.

Bir insanın annesine sövmesi büyük günahlardandır. Bu nasıl olur diye soran sahabeye Hz. Peygamber: ‘’Bir insan başkasının annesine söverse, o da onun annesine söver. Dolayısıyla kendi annesine sövmüş olur’’159 cevabını vermiştir. Bir insan kalbi kötülükle dolu olmadıkça başkasına bir şey söylemez. Bu bakımdan kişinin kalbinin kötülükle dolu olması bile başlı başına bir kusurdur. Dolayısıyla nefsini kötülüğün yuvası haline getiren bir kimse, başkalarını tenkit ederse, onları da kendisini tenkit etmesi için davet etmiştir.

İnsanları alay etmeye iten psikolojik faktör içinde, büyüklenme, kendini beğenme, karşısındakini küçük görme ve kusurlu görme gibi hal ve duygulardır. ‘’Biriniz diğerinizi karalamayın’’ şeklindeki cümlenin lafzi karşılığı ‘’kendi kendinizi karalamayın’’ şeklindedir.

Müminlerin kardeş olduğu ilan edildikten sonra birinin diğerini karalaması, kişinin kendini karalaması gibi kabul edilmiştir. Mümin müminin kardeşidir. Bundan dolayı onun bir ayıbı ortaya çıkarsa onu örtmelidir. Eğer böyle yaparsa Allah da onun ayıbını örter. Kim bu vasfa haiz olursa, toprağa gömülmüş ola bir kız dirilmiş gibi olur.

Kötü Lakap Takmak

‘’Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın’’ ayeti, kardeşliği bozan üçüncü etkendir. Bu ayet Beni Seleme kabilesi hakkında inmiştir. Peygamber (s.a.v.) bize elçi olarak geldiğinde her birimizin iki veya üç adı vardı. Bir defasında Hz. Peygamber bir adama ‘’ya falan, ya fulan’’ diye seslenmeye başladı. Orada bulunan insanlar da ‘’öyle demeyin ya Rasulallah, o bu isimden hoşlanmaz’’ dediler. Bunun üzerine de kötü lakaplarla çağırmayı yasaklayan ayet indi.

Yasaklanan lakap, hoşa gitmeyen, kusur ortaya koyan, yere ve onur kıran lakaplardır. Sevilen ve şeref veren lakaplar ise yasak değildir. Müminin mümin üzerindeki hakkından biri de onu en sevdiği ismiyle çağırmasıdır.

‘’İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir.’’

Bu ayetle ilgili olarak çeşitli izahlar yapılmıştır:

1. İman ile fıskın bir arada bulunması çirkin kabul edilmiştir. Çünkü iman, fıska mani olur.

2. Müslümanların, Yahudilikten dönüp iman edenlere hakaret etmesini dile getirir. Şöyle ki, bazı müslümanlar, yeni islama girenlere ya Yahudi, diye hitap etmişler, Yüce Allah da bu tür ifadeleri yasaklamıştır. Sanki ‘’iman etmiş bir insanı fısk ile anmanız ne çirkin bir iştir’’ demektir.

3. Bu ifade ile her halde, fasık olan mümin olarak kabul edilmemiştir.

Bir mümine kötü dilli olmak ve bu özelliğiyle etrafa ün salmak yakışmaz. Fakat başkalarıyla alay etmek ve onlara kötü lakaplar takmakla ünlü olmak, her bakımdan bir kafire yakışır. Oysa bir müminin Allah’a, O’nun Rasulüne ve ahirete inandıktan sonra bu tür kötü vasıflarla meşhur olmasından, ölmesi daha hayırlıdır.

Bir mümine fısk işlemek yakışmaz. Bu onun için çirkin bir iştir. Bundan dolayı ‘’ İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır’’ mealindeki ayet, imana zulüm karıştırmamayı teşvik etmektedir.

‘’Kim tevbe etmezse işte onlar zalimdirler.’’

Bu ayeti iki şekilde açıklamak gerekir:

1. Alay etmek, ayıplamak, çirkin lakap takmak günah olduğu için bunlara tevbe etmek vaciptir. Kimde tevbe etmezse, işte o zalimdir. Çünkü yaptıklarıyla hem insanlara, hem de kendi nefsine zulmetmiş olur. Dolayısıyla da ahiret azabını hak eder.

2. Ayette zikredilen yasaklar, küçük günahlardır. Bir defa yapmakla zalim veya fasık olunmaz. Ancak kim bunları terk etmez, işlemeye devam eder ve adet haline getirirse zalim olur.

İnsana fısk sıfatı kazandırabilecek olan her tür günahlara dalmamak gerekir. Şayet dalınırsa, vakit kaybetmeden tevbe etmek gerekir.

Sû-i Zanda Bulunmak

Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.

Yüce Allah, bu ayetle kardeşliği yok eden üç davranışı yasaklamıştır:

Sû-i zanda bulunmak, kusur araştırmak ve gıybet etmek.

‘’Zan’’ kelimesi ima ve işaretle hasıl olan ve hakikat ifade etmeyen bilgiye denir. Kur’an-ı Kerim’de ‘’ Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir’’ buyurulmaktadır. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi zan, kesin bilgi ifade etmeyip sadece sanmaktan ibarettir.

Burada ‘’kesiran’’ denmekle hayırlı olan zanlar hariç tutulmuştur. Bundan bazı zanların günah, bazı zanların ise günah olmadığı neticesi çıkmaktadır. Bu sebeple, ya kötü olur, ya iyi. Bu ayette yasaklanan kötü zandır. Çükü bunda günaha girme korkusu vardır. Kaçınmak gerekir. Hakkında kesin bilgimiz olmayan bir kimseye, sû-i zanda bulunmak haramdır.çünkü bu töhmete sahip olmaktadır. Töhmet ise, kaçınılması gereken bir durundur. Ancak açıkça günah işleyenler hakkında sû-i zanda bulunmak müstesnadır.

Sû-i zandan sakınmak bir görev olduğu gibi insanların sû-i zannına vesile olabilecek hareketlerden sakınmak da bir görevdir. Çünkü başkalarına sebep olmak, o işi yapmış gibi olmak sayılır.

Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarından Hz. Safiye diyor ki:

‘’Rasulullah (s.a.v.) Üsame İbn Zeyd’in evinde itikafa girmiştir. Geceleyin kendisini ziyarete gittim ve onla sohbet ettim. Sonra da kaklım eve döndüm. Rasulullah (s.a.v.) de beni uğurlamak için kalktı. Bu esnada ensardan iki kişi yoldan geçerken Rasulullah’ı görünce koşmaya başladılar. Peygamber (s.a.v.) onlara: ‘’Ağır gidin, O, Huyey’in kızı Safiyye’dir’’ buyurdu. O iki adam: ‘’Sübhanallah! Ya Rasulallah!’’ dediler. Hz. Peygamber de onlara şöyle dedi: ‘’Şeytan insanın vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Bundan dolayı kalbinize bir şey (veya şer) atmasından korktum.’’

Hz. Peygamber (s.a.v.) gecenin karanlığında hanımını uğurlarken, kendisini hanımıyla beraber görenleri durdurmuş, yanındaki kadının yabancı birisi olmayıp kendi hanımı olduğunu kendilerine bildirerek onların sû-i zanna kapılmasına mani olmuştur.

Zannı hüküm itibarıyla dört kısımda incelemek mümkündür.

1. Mubah olan zan: Bir insanın dünya işlerini ve rızkını kazanma yollarını düşünmesi gibi.

2. Vacip olan zan: Kat-i delil bulunmayan ameli meselelerde zanni delil ile amel etmek gibi.

3. Haram olan zan. İlahi meselelerle Peygamberliğe ait meselelerde zan haramdır. Bunlara kat-i olarak inanmak gerekir.

4. Mendup olan zan: Zannedilende fısk zahir olursa şerrinden korunmak maksadıyla sû-i zanda bulunmak menduptur.

2e. Kusur Araştırmak

‘’Birbirinizin kusurunu araştırmayın.’’

Hz. Peygamber (s.a.v.) kusur araştırma hususunda şöyle buyurmuşlardır:

‘’ Ey dilleriyle iman etmiş, ancak iman kalplerine tam olarak yerleşmemiş olan insanlar! Müslümanlara eziyet etmeyin, onları ayıplamayın, kusurlarını araştırmayın, küm bir müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allah da onun kusurunu araştırır. Fakat Allah kimin kusurunu araştırırsa evinin içinde bile olsa onu rezil eder. Bu hadisi rivayet eden Abdullah İbn Ömer (r.a.) bir gün Kabe’ye bakıp şöyle demiştir: ‘’Nede büyüksün. Sana karşı hürmet de çok büyük, fakat Allah indinde müminin şerefi senden çok daha büyüktür.’’

Tecessüs lafzı, daha çok kötülükleri, kusurları araştırmak için kullanılan bir tabirdir. Müminlerin eksikliklerini bulmak, açık delil ve işaretler elde ederek zan ve yakin delil meydana getirmektir.

Bir insanın kusurunu araştırmak onun şeref ve haysiyetini ayaklar altına almak demektir. Halbuki İslam, insanların bütün haklarını koruma altına almıştır.

‘’Birbirinize haset ve buğz etmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz. Biriniz diğerinizin alış-verişi üzerine fiyat artırmasın. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, ona yardımını esirgemez, onu küçük düşürmez. (Göğsünü işaret ederek üç defa) takva işte buradadır. Bir insana müslüman kardeşini küçük görmesi şer olarak yeter. Müslümanın müslümana karşı malı ve ırzı haramdır.’’

İşte bu hadis, bir müslümanın kusurunu araştırmanın ne kadar çirkin bir iş olduğunu göstermektedir. Bundan dolayı başkalarının kusurlarını araştırmaktan vazgeçmek gerekir. Herkesin kendi hata ve eksiklerini düzeltme yoluna gitmesi lazımdır.

Şüphesiz kusur ve ayıpların peşine düşüp onları açığa vurmak İslam toplumunda huzursuzluk meydana getiren bir ok kötülüklere sebep olur. Bu da müminler arasındaki kardeşliği zedeler. Toplumda birlik kurulmaz.

Allah’ın emrettiği her şey, insanlar arası ilişkileri düzenler ve barışı sağlar. İlişkilerin düzenli hale gelmesi ise din ve dünyanın selameti demektir.

Gıybet Etmek

‘’Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin.’’

‘’Gıybet’’ bir müslümanın diğer bir müslümanı arakasından hoşuna gitmeyecek şekilde anmasıdır. Hz. Peygamber’e eziyet nedir? diye sorulmuş O da: ‘’Kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle zikretmendir. Şayet söylediğin şey onda varsa gıybet; yoksa iftira etmiş olursun’’ buyurmuştur.

Hadis-i şerifte geçen ‘’zikr’’ anma, gerek açık bir şekilde, gerekse mecaz yoluyla olsun fark etmez. Yani sadece dil ile anmaktan vazgeçmek yetmez. İşaret gibi açık olmayan yollarla da gıybet etmekten sakınılmalıdır. Hoşlanmayacağı bir şeyle anma demek, genel bir ifadedir. Bu ifade bir müslümanı dininde, dünyasında, ahlakında vb. her hususta eziyet etmemeyi gerektirir.

Gıybet; gıybet edilene ulaşılmazsa, gıybet sahibi hem kendisi; hem de gıybetini ettiği kimse hakkında tevbe ve istiğfarda bulunmalıdır. Bu tür gıybette tevbe ve istiğfarın yeterli olduğunu söyleyenler gibi, mutlaka helalleşmesi gerektiğini söyleyenler de vardır.

Gıybet, ölü kardeş eti yemek kadar kötüdür. Bu kadar çirkin bir adetten müminler uzak durmalıdır.

Müminin şerefi koruma altındadır. İşte bu ayet şeref ve haysiyetin dokunulmazlığına işaret eder. Peygamberimiz (s.a.v.) kim bir müslümana şeref ve haysiyetine dokunulduğu zaman yardım etmezse, yardıma muhtaç olduğu bir anda da Allah ona yardım etmez. Kim de ırz ve namusuna dokunulduğu zaman bir mümine yardım ederse, yardıma muhtaç olduğu bir anda Allah da ondan yardımını esirgemez. Bitin Müslümanların birbirlerine karşı malı, ırzı, (şahsiyeti ve şerefi) ve kanı haramdır.

Şu kimselerin gıybetinim yapılmasında her hangi bir mahsur yoktur:

1. Zalimin gıybeti yoktur. Mesela zulme uğramış birisi, kedisine zulmeden kişiyi hakime şikayet edebilir ve bu gıybet sayılmaz.

2. kötülüklerle meşhur olan birisinin, kötülüğüne mani olmak için gıybeti yapılabilir.

3. Müftüden fetva sormak için, bir insandan bahsetmek gıybet sayılmaz.

4. Şahitleri be hadis ravilerini araştırmak, onları cerh ve ta’dile tabi tutmak gıybet sayılmaz.

5. Fasık olanların gıybeti yoktur. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘’Kim üzerinden haya örtüsünü atarsa, artık onun gıybeti olmaz.

Gıybet, fertler ve aileler arsındaki bağları koparır ve onları birbirine düşman eder.

‘’O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.’’

‘’Tevvab’’ ismi, tevbesi çok manasında mübalağa ism-i fail olup üç özellik taşır.

1. Kendisine tevbe eden ve yönelen kullar çok demektir.

2. Tevbeleri öyle çok kabul eder ki, bu tevbe ile her günahı affedebilir. Hiç bir günahkarın tevbe ile affolunmayacak herhangi bir günahı düşünülemez. Zira en büyük günah şirktir. Tevbe ve iman ile Allah onu da affeder. ‘’Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz mealindeki ayet, tevbe etmeyenler hakkındadır.

3. Tevbeyi kabul etmede çok isteklidir. Öyle ki, tevbe eden bir günahkarı hiç günah işlememiş gibi yapıp rahmetiyle mutlu kılar. Tevbeyi kabul, rahmetinin eseri olduğu gibi, gıybeti,

Selam ve dua ile

03:12 - 23/11/2008

alay ve kücük görme

Bulundugu yer: zekeriya keles
size=24]Allah-u Teala buyuruyor ki:"Ey iman edenler bir topluluk (baska) bir toplulukla alay etmesin.Olur ki (onlar) kendilerinden daha hayirli olabilir"(Hucurat 11)
Allah-u Teala birbirimizle alay etmememizi emrediyor.Cünkü müslümandan ancak hayir sadir olur.Konusursa hikmetli ve güzel ögütlerle konusur,arkadaslariyla sohbet ederse ve gülerse baskasini yaralamaz.Muhelleb bin Ebi Safret bir makalesinde diyor ki "Insanin aklinin,dilinden uzun olmasi beni hayrette birakiyor.Dilinin aklindan uzun olmasi ise beni hayrette birakmiyor."
Ebu Hureyre´den rivayetle,Resulullah buyurdu ki:"Birbirinize hased etmeyin,pazarligi kizistirmayin,birbirinize bugz etmeyin, birbirinizin ayiplarini arastirmayin,baskasinin pazarligi üzerine pazarlik yapmayin,kardes olarak Allah(cc)ín kullari olun.Müslüman,müslümanin kardesidir.Ona zulmetmez.Onu yalniz birakmaz.Ona hakaret etmez.(Eliyle gögsüne 3 defa isaret ederek)takve buradadir.Bir müslümanin Müslüman kardesini kücük görmesi,hakaret etmesi kötülük olarak ona yeter.Müslüman´in kani,mali ve namusu müslümana haramdir."
Insanin kardesini hakir görmesi,onu kücümsemesi,ayiplamasi ve hakirligi hak etmis olarak görmesidir.Eger kücümseme iki müslüman arasinda olursa ikisinin arasini birlestiren akideye zararli bir darbedir.Cünkü Müslüman buna layik degildir.Ayni akide üzerinde olanlardan birinin digerini kücük görmesi caiz degildir.Velev ki bu kardesin rengi,cinsi,vatani,kavmi farkli olsa bile yine caiz degil.Cünkü kardeslik akidesi en kuvvetli,en temel,en kalici ve en serefli akidedir.
VESSELAM....

03:11 - 23/11/2008

ŞEYTAN VE NEFİS ALDATMASI

Bulundugu yer: zekeriya keles
ŞEYTAN VE NEFİS ALDATMASI
Yazar MUHİTTİN BOLAT   
  

NEFİS VE ŞEYTAN ALDATMASI

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَاتُوَسْوِسُ بِه نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَريدِ

Kaf / l6. Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.

Biz insanlar hayatta bir çok zorluklarla karşı karşıya bırakılmışız. Bir tarafımızda kin ,hırs, öfke, bencillik, nefret, haset gibi kabarmayı bekleyen nefsi duygular var iken diğer tarafımızda ise sanki bir boş anımızı arayan, sendelediğimiz anı bekleyen, ne zaman hamle yapacağı belli olmayan, nerde karşılaşağımız hakkında en ufak bir fikrimizin olmadığı şeytan var.Yüce kitabımız kur’ânı kerim şeytanın kötülüklerini bizlere Araf süresinde açık bir şekilde ifade ediyor:"Elbette onlara önlerinden, arkalanndan, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın.’’(ARAF SÜRESİ 7/17) Görüldüğü üzere şeytan bizleri rahatsız etmekten hiçbir zaman vaz geçmeyecek.Bu derece bir düşman sinsice her an peşimizde dolaşırken bizlerde nefs ve şeytanın vesveselerine karşı sürekli uyanık olmak zorundayız.Bazı duyumlar aldığım oluyor ki bunlar ben derinde yaralıyor.Kendini kur’an ve din hizmetine adamış bazı arkadaşlar diyorlar ki:’’Şeytanın benimle işi olmaz çünkü ben kendimi garantiye almış vaziyetteyim.’’Çok büyük tehlike arz eden bir durumdur bu.Buna şeytanın nefsimize sağdan yaklaşması da diyebiliriz.Çünkü şeytan aslında bu tür insanlarla gerçek manada uğraşmaktadır.Gerçektende sokakta kendi halinda olan bir insanın din adına yaptığı hizmetle yukarıda bahsettiğimzi insanın yaptığı hizmet, verdiği çaba çok farlıdır ve arada dağlar kadar fark vardır. Şeytanın hoşnut olmadığı bir durumdur bu.Tahmin edilebilcegi gibi şeytan din hizmetinde olan kişiye daha çok huzursuzluk verecektir.

Nefis hiçbir zaman iman ve din adına güzel şey istemez.Şeytan tarafından yönetilir nefis mekanızması.İyiyi kötü, kötüyü de iyi, gösterme çabası vardır.İşte insanın bu dünyada imtihan adına yapması gereken güzel şeylerden birisi de nefsine uymayıp, onu hakimiyeti altına almaktır.Hayatımızı biran için bir süzgeçten geçirelim.Acaba yaptığımız güzel işleri nefsimiz ne kadar istiyor? Peki kötü şeyleri nefsimiz ne kadar istiyor?

Nefsin istek ve arzularına karşı koymak, onu reddetmek çok güçtür ve ciddi manada iman adına çetin çalışmalarla olur.Fıtrat olarak insan oğlu o kadar çok zaaflarla yaratılmış ki bunların her biri burada ki imtihan adına bir soru, şeytan adına insanı kandırmak için bir yol,kalbine girmek için bir kapıdır.İşte nefse nasıl tam manası ile hakim olunur sorusu aklımıza geliyor.Birer boşluk hükmünde olan bu zaafların imanla, Allah’a teslimiyetle, ibadetle doldurulması gerekir.Kalbimizde ki bu boşluklar tamamiyle doldurulmalıdır.Çünkü yukarıda da dediğimiz gibi şeyten bir kapı arıyor ve o kapıyı bulduğu anda içeri girecek ve nefsi duygularımızı kabartacak. Buna muhal vermemek için savaşa hazır bir nefer gibi, vürüslerin saldırısına hazır bir bilgisayar gibi tüm techizatlarımızla dört dörtlük olmalıyız. İşte o zaman nefsin ve şeytanın isteklerini reddedip kendimizi din yolunda, hak yolunda İslam yolunda daim kılabiliriz inşallah.

Allah(c.c.) hepimizi hakkı hak bilip hakka sarılan, batılı batıl bilip batıldan ayrılan kullarından eylesin (AMİN!!!)

03:04 - 23/11/2008

Vesvese hakkında bilgi

Bulundugu yer: zekeriya keles

Vesvese hakkında bilgi

Vesvese insanın kalbine gelen kötü düşünceler. Vesvese, kalbe şeytan ve insanın kendi nefsi tarafından verilir. İnsanın kalbine her an çeşitli düşünceler gelmektedir. Bunlara İslam dininde “hatıra” ismi verilir. İnsanın kalbine gelen hatıra iki çeşittir. Bazıları iyi, bazıları kötüdür. İyilerine ilham, kötülerine vesvese denir. İlham, Allahü tealanın her insanın kalbinde vazifelendirdiği bir melek tarafından verilir. Vesvese ise, şeytan ve insanın kendi nefsinin kalbinde uyandırdığı çi

Vesvese insanın kalbine gelen kötü düşünceler. Vesvese, kalbe şeytan ve insanın kendi nefsi tarafından verilir. İnsanın kalbine her an çeşitli düşünceler gelmektedir. Bunlara İslam dininde “hatıra” ismi verilir.

İnsanın kalbine gelen hatıra iki çeşittir. Bazıları iyi, bazıları kötüdür. İyilerine ilham, kötülerine vesvese denir. İlham, Allahü tealanın her insanın kalbinde vazifelendirdiği bir melek tarafından verilir. Vesvese ise, şeytan ve insanın kendi nefsinin kalbinde uyandırdığı çirkin ve kötü şeylerdir.

Kalbe gelen hatıranın iyi mi, kötü mü olduğunu anlamak için ölçü, dinimizin bildirdiği emir ve yasaklara uygun olup olmamasıdır. İslam dininin beğendiği şeyler iyidir ve melek tarafından ilham edilmiştir. İslam dininin beğenmediği ve yasakladığı şeyler kötüdür ve şeytan veya nefis tarafından kalbe vesvese verilmiştir. Dinini iyi öğrenen bir Müslüman, kalbine gelen hatıranın ilham veya vesvese olduğunu, kendisi de anlayabilir. Eğer kendisi anlayamaz veya karar veremezse, İslamiyeti bilen ve tatbik eden hakiki İslam alimlerine sorarak veya onların kitaplarından okuyarak öğrenir.

Vesvese, şeytanın insanlar üzerindeki silahlarından biridir. Şeytanın vesveseden maksadı, insanı aldatıp dünya ve ahiret zararlarına sürüklemektir. Şeytan, insanın kalbine her fırsatta kötü düşünceler (vesveseler) getirir. İnsan, şeytanın bir vesvesesine uymazsa, şeytan bunu bırakıp yeni bir vesvese vermeye başlar. Çok çeşitli hilelere başvurur. Kötülüğü aşikar olan bir şeyi yaptıramazsa ve insan hep iyiliğe gidiyorsa, iyiliği daha az olanları yaptırmaya çalışır. Bir kötülüğe sürükleyebilmek için küçük iyilikler ve hayır yapmaya teşvik eder. Şeytanın vesvesesi aslında zayıftır. Din bilgisi tam ve doğru olup, bunlara uyan insanları aldatması çok güçtür. Şeytan, vesvese verip insanları kötülüğe teşvik ederken, insanların bazı zaaflarından faydalanır. İnsanların şeytan tarafından istismar edilen en büyük zaaflarından biri “aceleci” olmalarıdır. Bunun için Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem); “Acele emek şeytandandır. Beş şey bundan müstesnadır: Kızını evlendirmek, borcunu ödemek, cenaze hizmetlerini çabuk yapmak, misafiri doyurmak, günah işleyince hemen tövbe etmek.” buyurdu.

İnsanın nefsi de kalbine kötü düşünceler getirir. Bu düşünce ve arzulara heva denir. Meleğin kalbe getirdiği ilhamla şeytanın vesvesesi devamlı olmaz. Nefsin hevası ise devamlıdır ve gittikçe artar. Vesvese dua ederek, dinin emirlerini yerine getirerek azalır ve yok olur. Heva ise nefsin isteklerini yerine getirmemek için mücadeleyle azalır ve yok olur. Heva-yı nefis, insana saldıran azgın kaplan gibi olup, onun kötü arzuları öldürülmedikçe, nefsin zararından kurtulunmaz.

Nefsin hiç istemediği şey, İslamiyete uymaktır. Nefsin hevasını yok eden tek çare de İslamiyete uymaktır. Kalbe gelen hatıra nefse acı gelirse hayır olduğu, tatlı gelip hemen yapmayı isterse şer (kötü) olduğu anlaşılır.

Nitekim hadis-i şerifte; “Elini göğsüne koy! Helal şeyde kalp sakin olur. Haram şeyde çarpıntı olur. Şüpheye düşersen yapma!..” buyuruldu. İnsan ilham olunan şeyleri yapıp, vesveseyi yapmamak için uğraştığı zaman dünyada ve ahirette rahat eder. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem); “Melekten gelen ilham İslamiyete uygun olur. Şeytandan gelen vesvese İslamiyetten ayrılmaya sebep olur.” “Şeytan kalbe vesvese verir. Allah'ın ismi söylenince kaçar. Söylenmezse vesveselerine devam eder.” buyurdu.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

03:02 - 23/11/2008

ŞEYTAN VE VESVESE

Bulundugu yer: zekeriya keles
ŞEYTAN VE VESVESE

Vesvese, gizli sese denir. Bir mastar olan "vesvâs" kelimesinin şeytana isim olması da aynı manayla alakalıdır ki, şeytan "vesvesenin kaynağı" demektir. Ancak örfen meşhur olan manasıyla vesvese, nefsin veya şeytanın kalbe attığı hayırsız, faidesiz, alçak hatıra ve mülahazalara verilen bir isimdir.

Hem nefsin hem de şeytanın vesvesesi, Kur'an-ı Kerim'de ayrı ayrı zikredilir.

"Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliyoruz ve biz ona şah damarından daha yakınız." (Kâf, 50/16) ayeti, nefsin vesvesesine işaret ederken; "Şeytan Adem'e vesvese verdi" (A'raf, 7/20; Tâha, 20/120) manasına gelen bir çok ayet de şeytanın vesvesesine delalet etmektedir.

"Nefsin vesvesesi" tabiri, bir insanın, kendi kendine söylediği ve gönlünden geçirdiği gizli duygular, kararlar, vehimler, hatıralar ve bunlar gibi bütün bâtınî şuur durumlarını da içine alır. Bunlar o kadar gizli ve sessizdir ki, bazılarını melekler dahi bilmekten acizdirler.. acizdirler de, onları sadece Cenab-ı Hakk bilir. Nefisten gelen vesvese, şeytanın vesvesesine kıyasla daha gizlidir. Bu gizlilik, bir cihetten onu kuvvetlendirir. Dolayısıyla nefis, şeytandan daha müthiş bir düşmandır. Belki de, "Senin en büyük düşmanın nefsindir" (Keşfu'l-Hafa, c.1, s.143) diyen Allah Rasulü (s.a.s), işte bu hususa işaret buyurmuşlardır.

Nefis ve şeytan, verdikleri vesveseler ile, insan ruhunu, hak yolundaki terakkisinden alıkoymak isterler. İnsanın akıl ve fikrini çelip, azim ve iradesini kırarak onu salih amellerden vazgeçirmek, fani zevk ve kaprislere düşürerek de sefilleştirmek isterler.

Vesvesenin ilk makes bulduğu yer kalbtir. O, burada diğer azalara kalb vasıtasıyla yayılır. Onun içindir ki, vesvesenin ilk tesiri kalbde hissedilir. Tabii ki bu tesir, kabul veya red şekillerinden biri halinde tecelli eder. Eğer gelen vesveseler kalbte kabul görmezse, hayalde edep dışı tasvirler mahiyetine bürünürler. Muhayyilesi bu tasvirlerle meşgul olan insan, bir müddet sonra hiç farkında olmadan kalbini de onlarla meşgul eder. Zaten şeytanın istediği de budur. Zira o, varmak istediği hedefe bu yolla bir kaç adım daha yaklaşmış olur.

Halbuki kalbte kabul görmeyen vesvesenin hiçbir zararı yoktur. Zira vesvese, hayalden öte geçememiştir ve mantıkça da hayal bir hüküm değildir. Vesvesenin kalbte kabul görmediğini anlamak ise gayet basittir. Şayet kalb, gelen vesveseden dolayı üzülüyor ve ürperiyorsa, bu durum vesvesenin kalbte kabul görmediğine, aksi durum ise, neticenin de aksine bir delil ve bir işarettir. Eğer vesvese kalbte kabul görmüyorsa, bu durumda vesvesenin zararı, zararlı olduğunu düşünmeye münhasır kalır; başkaca da bir zararı yoktur. Hatta kalbin reaksiyonunun şiddeti, kişinin imanındaki kuvvetle doğru orantılıdır. Evet imanın kuvveti nisbetinde kalb vesveseye karşı reaksiyon gösterir. Bazen gafletle kalbin gösterdiği bu reaksiyon tasdik zannedilir. Bu zanna düşen bazı kimseler, kalblerinde müthiş bir heyecan ve helecan hissederler. Bazen de bu durumdan kurtulmak için huzurdan kaçıp gaflete dalmak arzu ederler. Halbuki ortada vesveseyi tasdik diye bir husus söz konusu değildir. Sadece bir reaksiyon vardır. Ve esasen bu reaksiyon da onun imanının salabet ve kuvvetini göstermektedir. Ve yine bu sebepledir ki, Allah Rasulü, bu hal ve durumu anlatırken, "İmanın ta kendisidir!" (Müslim, İman 211; Müsned, 2/456; 6/106) buyurmuşlardır.

Kalbten çıkan manalar ile hayalin dokuduğu lafızlar arasında bazen münasebet bulunmayabilir. Zira dıştan veya içten bir çok sebep her zaman hayale tesir edebilir. Muhayyile, duygular içinde en çabuk ve en çok tesir altında kalan bir duygudur. Dolayısıyla da, dokuduğu lafızlar, o anda müteessir olduğu sebeplerle ciddi şekilde alakadardır. Bu durum çoklar tarafından bilinmediği için, bunlar, en nezih anlarda hayalin dokuduğu çirkin lafızlar sebebiyle, kalblerinin bozulup tefessüh ettiğine hükmederler. Ve vardıkları bu hükümler de onları şeytanın kucağına iter.

Eğer, kalbten çıkan mukaddes manalara, arzettiğimiz şekilde, herhangi bir tesir ile müteessir durumda bulunan hayalin dokuduğu lafızlar arasında yakınlık veya temas varsa telaş edip heyecana kapılmamalı. Zira, mukaddes manaların mülevves suretlere yakınlığı zarar vermez; temas ise bir telebbüs (giymek, giyinmek) değildir. Ayrıca hariçte uzaklık sebebi olan zıddiyet, hayalde yakınlık sebebidir. İki zıttan birinin zikredilmesi, diğerini hatırlatır. Gece, gündüzü; ak, karayı; iyi, kötüyü hatırlattığı gibi... Bu münasebetle gelen tahattura çağrışım denilir. Çağrışım ise, çok kere ihtiyarsızdır ve onda mesuliyet yoktur. Eğer zihin, bu ve buna benzer hallere mübtela olursa, yapılacak tek iş, düşünceden vaz geçmek ve onun üzerinde fazla durmamaktır. Zira ehemmiyet verip tetkike daldıkça, vesvese kuvvetlenir ve hayalde bir hastalık meydana getirir. Evet, endişe edecek bir şey yoktur. Çünkü tesir, kalbte değil sadece hayaldedir.

Vesvese imanî meselelere ait ise, bilinmelidir ki gelen vesveseler, sadece hayale uğramıştır ve bunların akıl ve kalb tarafından tasdik edilmiş hükümlerle alakası yoktur. İnsanın, küfrü hayal ve tasavvur etmesi veya dalaleti düşünmesi hiçbir zaman, küfür ve dalaletin kendisi değildir. Tasdik, tasavvurdan başkadır. Çok şey vardır ki, tasdik ettiğimiz halde tasavvur edemeyiz. Ve yine nice şeyler vardır ki, tasavvur ettiğimiz halde tasdik edemeyiz. Zaten imkan da hiç bir zaman yakîne zarar vermez.

Bir de, yaptığı ibadet ve amellerin en güzelini araştırmadan doğan vesvese çeşidi vardır ki, çok kere bu vesveseye mübtela olanlar, en güzelini ve en iyisini yapayım derken güzel ve iyiyi de terkettiklerinin farkına bile varmazlar. "Din bir kolaylıktır; zorlaştıran sonunda mağlup düşer" (Buhari, İman 29; Nesei, İman 28; Müsned, 4/422; 5/350,351) hadisindeki hikmetli ikazın düstur edinilip yaşanması, herhalde şeytanın bu yolla insanı mağlup etmek istemesine karşı en güzel hareket tarzıdır.

Ayrıca, dinde zorlama yoktur.. İslam'ın hükümleri, zâhire göredir. Biz, meselelerin iç yüzünü tetkik ve tahkikle mükellef değiliz. Bu gibi durumlarda bilmeliyiz ki şeytan, bizim bir zayıf anımızı kollamakta ve her an hücuma hazır bekleyip durmaktadır.

Buraya kadar şeytanın insana karşı bir silahı sayılan vesvese üzerinde durduk. Şimdi bu hususu bir kaç madde içinde özetleyelim:

a- Vesvese imanın kuvvetindendir

Herşeyden önce şunu belirtmeliyim ki, vesvese aslâ korkulacak birşey değildir. Çünkü herhangi bir şahsa vesvesenin gelmesi, onda imanın bulunduğuna alamettir. Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, "Ya Rasulallah, vesveseye müptelayım" diyen birine, Efendimiz (s.a.s.)'in cevabı: "Endişe edilecek birşey yok; o mahz-ı imandır, imanın ta kendisidir." (Müslim, İman 211; Müsned, 2/456; 6/106) şeklinde olmuştu. Şeytan, sizde de iman sermayesi, ibadet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki, korsanlık yapmakta ve size karşı sürekli taarruzda bulunmaktadır. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihe gömülmüştür ama, şeytana bakan yönüyle, Adem (a.s.) ile başlamış ve kıyamete kadar da devam edecektir.

Şeytan, kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz ve böyle sermayesiz kimselere vesvese okları göndermez. Deniz korsanlarının, her zaman hazine bulunan, yüklü gemilere taarruz etmeleri ve define bulunan adalara saldırmaları gibi şeytan da, her zaman iman cevheri taşıyan kalblere hücum eder.

Vesveseye düşen mü'min, "Şeytan bütün cephelerde mağlup oldu; bu yüzden, şimdi de imana, İslam'a ait mes'elelerde vesvese ve şüphelerle beni meşgul etmek, hazineme el atmak istiyor; ama -inşaallah- benden birşey koparamayacaktır. Bu onun son çırpınışlarıdır; kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi, bir gün gelecek, o da benden birşey koparamayacağını anlayınca çekip gidecektir. Zaten gitmese de kapılar ona sürmeli. Beni koruyan kale çok sağlam ve Allah'ın izniyle onun buna birşey yapması sözkonusu değildir." diye düşünmelidir.

03:01 - 23/11/2008

Tinerci dehşeti

Bulundugu yer: zekeriya keles
Tinerci dehşeti

Eminönü'nde önceki gece tinerci dehşeti yaşandı. Biri 11 diğeri 14 yaşındaki iki çocuk, sigaralarını yakmak için çakmak istedikleri 55 yaşındaki adamı üzerine tiner dökerek yaktı

 

Tinerci dehşeti
İSTANBUL (AA)
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağlı Kadıköy Yeldeğirmeni Çocuk ve Gençlik Merkezi'nden kaçtığı belirlenen 2 çocuğun tartışmaya girdiği 55 yaşlarında bir kişi üzerine tiner dökülüp yakılarak öldürüldü. Çocuklardan Ç.Y (14) kokunç cinayetin faili olarak tutuklanıp cezaevine konuldu, arkadaşı ise yaşı küçük olduğu gerekçesiyle serbest bırakıldı. Çarşamba gecesi 23.00 sıralarında 155 Polis İmdat'ı arayan bir kişi Eminönü Reşadiye Caddesi'nde bir kişinin yandığını söyledi.

BİRA ŞİŞESİNDE TİNER

Polis cadde üzerinde yüzü tamamen, vücudunun da bir kısmı yanmış bir erkek cesedi ile karşılaştı. Cesedin yanında da içinde tiner konulmuş boş bira şişeleri ve kutular bulundu. Bölgede arama yapan polis cadde üzerinde 2 çocuğu gözaltına aldı. Aynı bölgede bulunan ve sokakta kaldıkları belirlenen 2 çocuk, polisin gözaltına aldığı Ç.Y. ile M.Ö'nün ölen kişi ile tartışıtığını, tartışmanın da sigara yakma meselesinden çıktığını iddia etti.

 

1'i tutuklu diğeri yaştan serbest kaldı

Savcılıkta ifade veren iki şüpheliden Ç.Y.(14) mahkeme tarafından tutuklandı, M.Ö ise savcılıktan serbest bırakıldı. Çocukların bir süre önce İstanbul Sosyal Hizmetler ve Çoçuk Esirgeme Kurumu'na bağlı Kadıköy Yeldeğirmeni Çocuk ve Gençlik Merkez'inden kaçtıkları belirlendi.

09:55 - 22/11/2008

***Tinerci***(akrostiş)

Bulundugu yer: zekeriya keles

***Tinerci***(akrostiş)

(T) ek başına kalmış, düşmüş yatağa
…Hep sahipsiz kalan, tinerci çocuk
…Üvey baba kovmuş, dalmış batağa
…Ele poşet alan, tinerci çocuk
…Yaşı daha ne ki, belki on buçuk

(İ) nce ceketine, poşeti gizler
…Koklayarak çeker, alemi izler
…Göz bebeği kayar, yürümez dizler
…Hayallere dalan, tinerci çocuk
…Kötüyü bilemez daha çok küçük

(N) erde el tutanı, tedavi etse
…Yattığı gazteyi, okuya bilse
…Kitap defter ile okula gitse
…Kalbe umut dolan, tinerci çocuk
…Mavi hayallerle, gözleri boncuk

(E) lbet Başı boşsa, hırsız olacak
…Kapkaççılık yapıp, halkı soyacak
…Sahipsiz kalınca, nefret dolacak
…Midesi aç olan tinerci çocuk
…Düşlerinde yerdi, omlet ve sucuk

(R) üyalara dalar, yastığı taştan
…Yuva özler belli, gözdeki yaştan
…Kağıttan yorganla, korunur kıştan
…Sahipsizlik bulan tinerci çocuk
…Olsaydı sırtında, sıcak bir gocuk

(C) amiden yükselir, bir ezan sesi
…Kundakta ağlayan, kimin bebesi
…Bu nasıl bir vicdan, neyin dengesi
…Mazisini solan, tinerci çocuk
…Dudağında kanar, ani bir uçuk

“(İ) mdat devlet baba, tut ellerimi
…Bana sahip çıkıp, gör sen halimi
…Bir iş imkanıyla, düzelt belimi”
…Diye feryat kılan, tinerci çocuk
…Umutları örter, kirli bir balçık…

(Not:Bu şiir; Sokaklardaki kimsesiz çocuklarımızı, kendi emelleri için, bazı maddelere bağımlı yapıp, kirli işlerinde piyon olarak kullanan karanlık güçlere bir sitem; Devletin, şefkatli ve sıcak elini bu kötü güçlerden önce bu çocuklara uzatması için bir yakarış olarak kaleme alınmıştır…)
 

Şeyhmus Sevilmez

09:52 - 22/11/2008

Ümraniye Ticaret Endüstri Meslek Lisesi`ni mekan tutan tinerciler

Bulundugu yer: zekeriya keles

Ümraniye Ticaret Endüstri Meslek Lisesi`ni mekan tutan tinerciler, okula girip öğretmen ve öğrencileri taciz ediyor. Emniyet`in elinden bir şey gelmiyor

 

Her şey depremde hasar gören Ümraniye Endüstri Meslek Lisesi`nin onarılması için Kültür Bölümü`nün boş olan İstanbul Ticaret Odası İlköğretim Okulu`na taşınmasıyla başladı.

 

Boş okulu mesken tutan tinerciler, 3 bin öğrencinin okula geri dönmesiyle mekanlarından oldu. Tinerci çocuklar, ders sırasında sınıfa girip öğretmenleri tehdit etmeye, tuvaletlerde öğrencilere bıçak çekmeye, kızları taciz etmeye başladı. Yaşanan gerginliğin okul dışına taşmasıyla, bazı öğrencilerle tinerciler arasında bıçaklamaya varan kavgalar meydana geldi.

 

Okul yetkilileri 5 milyar lira harcayarak, okulun bahçesine dikenli teller çektirdi, kapıya bir güvenlik görevlisi koydu. Ancak, alınan bu önlemler tinercileri caydıramadı. Tinerciler bu kez güvenlik görevlilerinin olmadığı zamanlarda okula gelmeye başladı.

 

BIÇAK ÇEKTİLER

 

Bir gün öğrencilerden T.Ç, E.K, A.Y ve İ.G. teneffüs sırasında tuvalete gitti. Tam bu sırada içeriye 3-4 kişi girdi, sigara yaktı. Öğrenciler tuvalette sigara içilmeyeceğini söyleyince tinerciler gençlere bıçak çekti. Çıkan arbede koridora taştı. Öğretmenler, tinercileri güçlükle dışarıya çıkardı.

 

Bu olaydan bir ay sonra yine 3 kişi, müdür yardımcılarından birinin odasına girip, küfürler yağdırdı. Tinerciler, kendilerine engel olmak isteyen İ.T. ve M.K. isimli öğrencileri dövdü. Ertesi gün E.Y. adlı öğrenci okul önünde kar maskeli bir grup tarafından dövüldü. Hafta sonunda bıçakla yaralandı. Adları Duran, İbrahim, Bünyamin, Kamil, Deniz olan tinerciler, her olayın ardından gözaltına alındı ancak ifadelerinin alınmasından sonra savcılık talimatıyla serbest bırakıldı.

 

`Her yere polis dikemeyiz`

 

Olaylardan son derece rahatsız olan okul yetkilileri, kendilerine ve öğrencilerine bir şey olmasından korkuyor. Yönetim, tinerci dehşetini defalarca İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü`ne bildirmiş ancak somut bir çözüm bulunamamış. Ümraniye Emniyet Müdürü Tamer Şencan ise şunları söylüyor: `Ümraniye`nin 1 milyon 300 bin nüfusu var ve sadece 500 polis görev yapıyor. Ardahan`ın nüfusu, bizim ilçenin nüfusundan daha az, ancak 600 polis var. Bu tür olaylar her okul önünde yaşanıyor. Her okul önüne polis dikemeyiz. Zaten basın Ümraniye`nin adını çıkarmış 5`e indirmiyor 4`e. Bunu da yapın da Ümraniye`nin adı daha da kötülensin.` Ümraniye İlçe Milli Eğim Müdürlüğü yetkilileri de emniyetin dışarıda kendilerinin ise içeride güvenliği sağlamakta yetersiz kaldıklarını ifade ediyor.

 

Veliler güvenlik istiyor

 

Olaylardan endişe duyan öğrenci aileleri, devletin 3-4 tinerciye engel olamadığını düşünüyor. Melahat İ., `Çocuklarımızdan birinin başına bir şey gelirse hesabını kim verecek?` diyor. Diğer veli İbrahim Hakkı K. ise tepkisini şöyle dile getiriyor:

 

`Çocuğumu okuldan almayı bile düşündüm, ancak başka okula naklini yaptırmak zor. Bir an önce önlem alınsın veya eski okulun bahçesine sahra çadırı kurularak, burada eğitime devam edilsin.`

09:49 - 22/11/2008

pinaralti köyü hakkinda

Bulundugu yer: zekeriya keles
B ilgikutusu Türkiye köy |isim = Pınaraltı |harita2 = Trabzon_Turkey_Provinces_locator.jpg |harita2 boyut = 250px |harita2 açıklama = Trabzon |harita1 = |harita1 boyut = |harita1 açıklama = |harita = |harita boyut = |harita açıklama = |lat_deg = |lat_min = |lat_sec = |lat_hem = K |lon_deg = |lon_min = |lon_sec = |lon_hem = D |rakım = |yüzölçümü = |nüfus = 865 |nüfus yoğunluğu = |nüfus_ref = http://www.yerelnet.org.tr/iller/koy.php?koyid=261685 |nüfus_itibariyle = 2000 |alan kodu =0462 |posta kodu = 61000 |bölge = Karadeniz |il = Trabzon |ilçe = Merkez |Köy Muhtarı = |websitesi = http://www.yerelnet.org.tr/iller/koy.php?koyid=261685 Pınaraltı, Trabzon ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür. ===Tarihi=== Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur. ===Kültür=== Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur. ===Coğrafya=== Trabzon merkezine 26 km uzaklıktadır. ===İklim=== Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir. ===Nüfus=== {| class="wikitable" width=200 ! colspan=2 |Yıllara göre köy nüfus verileri |- | align="center" | 2007 | align="right" | |- | align="center" | 2000 | align="right" | 865 |- | align="center" | 1997 | align="right" | 842 |} ===Ekonomi=== Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. ===Muhtarlık=== Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır. Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları: : 2004 - : 1999 - : 1994 - : 1989 - : 1984 - ===Altyapı bilgileri=== Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Linkler

  • http://www.yerelnet.org.tr/ Yerelnet köy-taslak Trabzon merkez belde ve köyleri
  • 09:46 - 22/11/2008

    pinaralti köyü hakkinda

    Bulundugu yer: zekeriya keles
    B ilgikutusu Türkiye köy |isim = Pınaraltı |harita2 = Trabzon_Turkey_Provinces_locator.jpg |harita2 boyut = 250px |harita2 açıklama = Trabzon |harita1 = |harita1 boyut = |harita1 açıklama = |harita = |harita boyut = |harita açıklama = |lat_deg = |lat_min = |lat_sec = |lat_hem = K |lon_deg = |lon_min = |lon_sec = |lon_hem = D |rakım = |yüzölçümü = |nüfus = 865 |nüfus yoğunluğu = |nüfus_ref = http://www.yerelnet.org.tr/iller/koy.php?koyid=261685 |nüfus_itibariyle = 2000 |alan kodu =0462 |posta kodu = 61000 |bölge = Karadeniz |il = Trabzon |ilçe = Merkez |Köy Muhtarı = |websitesi = http://www.yerelnet.org.tr/iller/koy.php?koyid=261685 Pınaraltı, Trabzon ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür. ===Tarihi=== Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur. ===Kültür=== Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur. ===Coğrafya=== Trabzon merkezine 26 km uzaklıktadır. ===İklim=== Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir. ===Nüfus=== {| class="wikitable" width=200 ! colspan=2 |Yıllara göre köy nüfus verileri |- | align="center" | 2007 | align="right" | |- | align="center" | 2000 | align="right" | 865 |- | align="center" | 1997 | align="right" | 842 |} ===Ekonomi=== Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. ===Muhtarlık=== Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır. Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları: : 2004 - : 1999 - : 1994 - : 1989 - : 1984 - ===Altyapı bilgileri=== Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

    Linkler

  • http://www.yerelnet.org.tr/ Yerelnet köy-taslak Trabzon merkez belde ve köyleri
  • 09:46 - 22/11/2008

    Pınaraltı, Trabzon

    Bulundugu yer: zekeriya keles

    Pınaraltı, Trabzon

    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Git ve: kullan, ara
    Pınaraltı, Türkiye
    Trabzon

    Trabzon
    Bilgiler
    Nüfus 865 (2000)
    Koordinatlar  
    Posta Kodu 61000
    Alan Kodu 0462
    Yönetim
    Coğrafi Bölge Karadeniz Bölgesi
    İl Trabzon
    İlçe Merkez
    Köy Muhtarı Mehmet Kara

    Pınaraltı, Trabzon ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür.


    ....

    Konu başlıkları

    [gizle]

    Kültür [değiştir]

    Köyde insanlarimiza kültür nedir diye sorsaniz farkli farkli cevaplar alirsiniz .Ilk olarak yemek kültürüne baktigimizda halkın şehirleşmesi sonucu köye özgü yemek özelliklerini önemli bir ölçüde kaybetmiştir ve köyümüze has belirli bir yemek ceşidi yoktur . pınaraltı köyünde karadeniz yemek kültürü kismen hakimdir. Trabzon geleneksel yemekleri burada da görülür en güzel yemeği Lahana çorbası, Kuymak,Lahana sarması,Tursu kavurma, Alabalık tava, Hamsi tava, Herle lapa, Hamsi haşlama köyün en sik yapilan yemekleridir .Yukarda belirtilen köyümüze has yemek ceşitlerinden herle ve lapa özelliklerinı kayıp etmişlerdır.Kültür denildiginde birtek yemek kültürü anlasilmaz tabi ,kültürü olusturan etkenlere baktigimizda egitime bagli olarak uzun vadede din , dil ve el sanatlari alaninda gelismeler görülmektedir(son yillarda köyümüze bagli mahallelerde yapilan aktiviteler : elsanatlari sergileri ,Kelesli ilkokulu`nun organize ettigi tiyatro ve spor aktiviteleri vs). Türkiye`de köylerimiz Avrupa`nin kimi ülkeleri ile kiyaslandigi zaman asiri derecede geri kalmislar.bazi köy muhtarlarinin tahsil dereceleri cok düsük iyi niyetli olsalar bile köyleri adina fazla bir sey yapamiyorlar.Umariz ki halkin tahsil seviyesi yükseldikce bu durum da degisecektir.

    TARİHÇE= [değiştir]

    Trabzon merkez pınaraltı köyü sayvan(coşora) dan ayrıldıktan sonra almıştır. yerleşmi iki vadi arasındadır bu vadilerde akarsuların bol olması köyün ismini almasında önemli rol oynamıştır iki pınar arasında kaldığından köyün ismi pınaraltı olarak konmuştur. köy yerleşimi fatih sultan mehmet hanın trabzonu fethi ile fatihin gönderdiği beylerden keleş ağanın köye yerleşmesinden sonra başlar. köyde daha önce rumların yaşadığı tarihi yapılardan ve kalan rum halkının dejenerasyonundan anlaşılmaktadır. köyün mimarisi osmanlı mimarisine uygun taş ustaları tarafından inşa edilmiştir. günümüze kadar gelen bu taş ustalarının adları---MEHMET USTA(MEHMET ÖZTÜRK)---RAHMİ USTA(RAHMİ YÜKSEL)---İBİŞ USTA(İBRAHİM KARA)---KURLAZ ALİ USTA(ALİ ÖZTÜRK)---ÖMER USTA(ÖMER ÖZTÜRK) dır. eserleri taştan yapılan evler ve ahşaptan yapılan serenderler ve oyma taştan yapılan osmanlıca mezar taşlarıdır. Köyün yetiştirdiği din alimleri---irfan yüksel--sami yüksel--yetiştirmiş olduğu talebeler halim hoca(bursa)--katip hoca(hollanda)---halit hoca(bursa)---ibrahim hoca(trabzon)---ahmet hoca(gümüşhane)-----şenol hoca dır.

    Coğrafya [değiştir]

    Trabzon merkezine 20 km. uzakliktadir. Rakım 638 m.pinaralti köyü genis bir yüzölcüme sahip olup kelesli , karamustafa , düzada ve pinarbasi mahallerinden olusan bir dagbasi köyüdür ve son köydür . Arazilerinin büyük bir kesimi ucurum seklindedir.köyün bayir olmasi köylülerimizin islerini dahada zorlastirmaktadir.Yüksek egimli olan arazide yagmurlarin asindirmasi sonucu toprak kalinligi ortalama 30 cm kadardir . Bu kalinliktaki topragin tuttugu su miktari günesli gecen günlerde bir haftaya kadar dayanmaktadir . Son yillardaki bu yüksek sicakliklar ve bu ince toprak tabakasindan dolayi su kaynaklari azalmis veya tükenmistir .Buna bagli olarakta zaman zaman köylerde susuzluk sorunu yasanmaktadir.sehire ulasim kimi mahallelerde toprak yol ile kimi mahallelerde ise asfaltla saglanmaktadir.

    İklim [değiştir]

    Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.Ama sonyillardaki iklim degisikliginin etkileri asiri bir sekilde görülmektedir. on yil öncesine kadar yaz mevsiminde toplam günesli günsayisi iki haftayi gecmezken son yillarda yagmursuz gecen gün sayisi bazan sadece bir ay icinde 28 güne kadar ulasmistir.

    Bitki örtüsü [değiştir]

    Çoğunlukta hakim olan bitki örtüsü seyrelti ormandır,bu yükseklere çıkıldıkça meşe olarak görülür.%43 fındık bahçesi %7 çay ve %36 kızıl çam dır,Geri kalan %14 lük bölüm açık alandır.bu belirtilen oranlar tahmini oranlardir gercegi yansitmamaktadir.pinaralti köyünde acik alan bulamazsiniz mutlaka bir seyler ekilmistir.herkes kafasina göre bir seyler yazmis lütfen gercekci olalim.bu yazilanlari onbinler okuyor

    Nüfus [değiştir]

    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2007 755
    2000 865
    1997 842

    Ekonomi [değiştir]

    Köyün ekonomisi tarım özellikle çay ve fındık üretimine , hayvancılık ve 90 li yillardan itibaren alabalik üretim ve yetistiriciligi ile son yıllardada kivi üretimi yavaş yavaş yaygınlanmaya başlayan köyümüzde bir mobilya atelyesi ile iki kereste atelyesi bulunmaktadir .Köyümüzde arıcılıkta yapılmaktadır.Pınaraltı köyü mahalleleri yer yeer görünüm acısından güzel bir manzaraya sahiptır.Artık pınaraltı köyündede turizm atılımları konuşulmaya başlanmıştır.Pınaraltı köyü kelesli mahallesinin yolu genişletildı ve yakın bir zamandada asfalt calışmaları başlayacaktır.pınaraltı köyünün yolları toprak olduğu icin yamur yağdığı zaman yollar camur tarlası gibi oluyor,türkıyede köy yollari icinde asfalt calışmaları hızlı bir şekilde yapılmali .Köylerdeki ekonomik gelismenin saglanmasinda halkin egitim durumu , köyü temsil eden muhtar veya önde gelen kisilerin aktifligide en önemli faktörler arasindadir . Bu baglamda baktigimizda sonyillarda bölgenin digerköylerine nazaran köyümüzdeki ekonomik durum ve ticari yatirimlar dikkat cekicidir. Tabi köy temsilcisi kisiler biraz daha aktif olsalar durum daha farkili olabilir ama sonucta temsilcileride köylümüz seciyor .(halk nasilsa onlari yönetenlerde öyledir)

    09:39 - 22/11/2008

    Geçmişten Günümüze Bodrum’dan En Güzel Manzaralar Oasis’te Sergiledi

    Bulundugu yer: zekeriya keles
    Geçmişten Günümüze Bodrum’dan En Güzel Manzaralar Oasis’te Sergilendi 15 Ekim 2008/ Çarşamba
     
    OASİS Alışveriş Kültür ve Eğlence Merkezi’nde, geçtiğimiz günlerde sergilenen “Dünden Bugüne Bodrum Manzaraları Fotoğraf Sergisi” büyük ilgi gördü
     

    OASİS Alışveriş Kültür ve Eğlence Merkezi ve Bodrum Ajans işbirliğiyle gerçekleştirilen Dünden Bugüne Bodrum Manzaraları Fotoğraf Sergisi, geçtiğimiz günlerde OASİS Taş Avlu’da gerçekleştirildi.

    54 adet eski ve 54 adet yeni Bodrum manzaraları fotoğraflarıyla Bodrum’da yaşanan değişimi anlatan sergi, Bodrum’a sevdalıların biraz geçmişe özlem duymalarını, biraz da bugünü daha canlı yaşayarak geleceğe daha güzel bir Bodrum taşımaları gerekliliğini hatırlattı. Ayrıca, sergi fotoğraflarını ve daha fazlasını içinde barındıran  “Dünden Bugüne Bodrum Manzaraları” adlı fotoğraf kitabı da sergi süresince satışa sunuldu.

    Bodrum’u aynı karelerden farklı görüntülerle yansıtan nostaljik fotoğraflar, izleyenleri keyifli bir yolculuğa çıkardı.

     

     
     
     
     
     
    Bu firma ile ilgili diğer haberler

    09:29 - 22/11/2008

    Çingeneler hakkında bilgi

    Bulundugu yer: zekeriya keles

    Çingeneler hakkında bilgi

    Çingeneler hemen hemen dünyanın her yerine dağılmış bulunan ve göçebe hayatı sürdüren bir kavim. Bazı alimlere göre çingenelerin menşei Hindistan olup, M.S. 9. yüzyılda buradan yayıldıkları söylenir. Ana yurtlarından ayrılan çingeneler iki ayrı kolda yayılmıştır. Birincisi Rusya’ya, Avrupa’nın güneydoğusuna ve orta kısımlarına; ikincisi Suriye, Filistin, Kuzey Afrika üzerinden İspanya’ya gitmişler ve burada kalabalık bir nüfus meydana getirmişlerdir.

    Çingeneler hemen hemen dünyanın her yerine dağılmış bulunan ve göçebe hayatı sürdüren bir kavim. Bazı alimlere göre çingenelerin menşei Hindistan olup, M.S. 9. yüzyılda buradan yayıldıkları söylenir. Ana yurtlarından ayrılan çingeneler iki ayrı kolda yayılmıştır. Birincisi Rusya’ya, Avrupa’nın güneydoğusuna ve orta kısımlarına; ikincisi Suriye, Filistin, Kuzey Afrika üzerinden İspanya’ya gitmişler ve burada kalabalık bir nüfus meydana getirmişlerdir.

    Çingeneler 13 ve 14. yüzyılda çeşitli bölgelerde büyük gruplar haline gelmişler; 1322’de Girit’te, 1347’de Korfa’da, 1417’de Romanya’da, İngiltere’de, Macaristan’da, Almanya’da, 1471’de ise İsviçre’de görülmüşlerdir. Çingenelere; Arabide Gacari, Fransa’da Tsigunes, Yunanlılar’da Atbinganoi, Macaristan’da Chiganz, İtalya’da Zingasi, Almanya’da Zigenner, İngiltere’de Gypsy, İspanya’da Gitona, Romanya’da Faraon, Rusya’da Tsigan isimleri verilir. Doğu Anadolu’da Karaçi, Boşa isimleri de verilir.

    Avrupa’daki çingenelerin dili Hint’deki Sayayan ve Dolamanların diline benzer, Ön Asya’ya yerleşenlerde Sami dillerini, Hint ve Avrupa dillerini kullananlara rastlanır. Bulundukları ülkenin dillerini de bilirler. “O Del” veya “O Beng” gibi tanrılara inanırlar. İslam dinini ve Hıristiyanlığı kabul edenler de vardır. Çingeneler geldikleri yer olan Hintlilere benzer. Kara saçlı, kara gözlü, tenleri koyu esmer veya kumraldırlar.

    Çingeneler genellikle çadırlarda göçebe hayatı yaşar. Avrupa’nın bazı bölgelerinde ise mesken olarak çadırlı arabaları tercih ederler. Kış mevsiminde şehir yakınlarına toplanırlar. Çingeneler kendi aralarında kabile veya soylara ayrılırlar. Her kabilenin gidilecek yerleri, yapılacak işleri tanzim eden bir reisi ve anası bulunur. Çingeneler bir evli olup, çok çocukludurlar. Çocuklarını her türlü hayat şartlarına alıştırırlar. Hatta küçük çocukları soğuğa alışıp çeliklenmesi için, soğuk suyun içerisine sık sık sokup çıkarırlar. Kendi aralarında suçluya para cezası verirler veya kabile içerisinden kovarak yalnız yaşamaya sevk ederler.

    Çoğu zaman bir araya gelen çingeneler aralarındaki anlaşmazlık yüzünden birbirlerine girerler ve kavgaları günlerce devam eder. Göçebe halinde yaşayan çingenelerin erkekleri gözer, kalbur, elek, sepet, maşa, kürek gibi aletleri yapar, kadınları da dolaşıp bunları satar. Yaşlı kadınları fala bakar. Bazıları bulundukları yerde zurna ve davul çalıp oynar.

    Osmanlılar zamanında İstanbul’daki çingeneler, ahlaksızlıklarıyla halkı rahatsız ettikleri için Anadolu’ya sürülür, gittikleri yerlerde aynı ahlaksızlıkları devam ettirdikleri için şiddetli cezalara çarptırılırlardı.

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

    Tarihçe

    Roman halkının vatanlarını neden terketmek zorunda kaldıkları bugün bile yanıtsız kalmaktaysa da tarihçiler üç teori ortaya sürmektedir:
  • Mahmut Gazi’nin Sindh ve Penjap’ı işgali sırasında 500.000 Hintliyi esir aldığı bilinmekte olup, Hindistan’ı fetheden Müslümanların, Romanları köle olarak alıp ülkelerine götürülmesi en yaygın teoridir.
  • En düşük kast olduğu sanılan Romanların, Müslüman fatihlere karşı paralı asker olarak olarak kullanılmış olabilirler ki, yenilginin ardından göç etmek zorunda kalmış olabilirler. Öztürk, a.g.e. s. 281
  • Firdevsi’nin Şehnamesi’ne göre MS 420 yılında vatanlarını terkedip dünyaya yayılan 12.000 kişilik Luri halkı eğer Çingenelerse dünyaya yayılmalarının Hinditan'ın işgali ile ilişkisi olamaz. Öztürk, a.g.e. s. 281

    İlk kez 1505'te İrlanda'da, 1514'te de İngiltere'de nüfus kayıtlarına geçirildiler. Aynı tarihlerde, Avrupa'nın birçok ülkesinde gezgin çalgıcı ve falcılardan oluşan bazı göçebe toplulukların kayıtlarına rastlanır. Günümüzde Çingeneler dünyanın dört bir yanına dağılmış olarak yaşarlar. Büyük bölümü Avrupa'nın güney kesiminde toplanmıştır. 19. yy.ın sonlarına doğru Kuzey Amerika'ya da göç etmişlerdir. Çingeneler yaşadıkları her ülkede değişik adlarla anılırlar.

    Çingeneler, dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir. Büyük bölümü yerleşik hayata geçmiştir. Türkiye'de yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Trakya'da, Çanakkale, Edirne, Tekirdağ ve İstanbul gelir.

    Çingenelerin büyük bölümü gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yy.da Avrupa'da, sayıları 10-100 aile arasında değişen Çingene toplulukları şefler seçmeye başladı.

    Çingene sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa Çingenelerin çok azı günümüzde göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Çingene olmayanlarla evlenen Çingeneler de vardır. Edirne'de çingenelerle Kürtlerin evliliklerine sık rastlanır. Bazı ülkelerde de yerleşik yaşama zorlanmışlardır.

    Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Çingenelerin kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte bugün dünyada 3-4 milyon dolayında Çingene olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise 500.000 dolayında Çingene olduğu tahmin edilmektedir.

    Nisan 1971'de, Çingenelerin sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmış olup bu kongreye atfen, 1990'dan itibaren 8 nisan Dünya Çingeneler Günü olarak kutlanmaktadır

    Gruplar

    Yaıldıkları coğrafyaya göre Roman halkını üç ana bölümde inceleyebiliriz Herman Berger. Çingene Mitolojisi. s. 5
  • 1. Kalderaşlar a. Lovariler b. Boyhalar c. Luriler d. Çurariler e. Türko-Amerikanlar
  • 2. Gitanolar
  • 3. Manuşlar a. Valsikanlar b. Pimontesiler c. Gaygikanlar

    Dilleri

    Romani Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran kolundan olup Sanskritçeyle benzerlikler göstermektedir. Çingeneler kendilerine Rom derler. Rom, Çingenece'de (Romani dili) ''erkek'' ya da ''koca'' anlamına gelir. Bu dilin, eski ve artık ölü bir Hint dili olan Sanskritçeden (diğer Hint dilleri gibi) türediğinden sanılmaktadır. Bununla birlikte sözcük dağarcığında Yunanca, Türkçe ve Farsça sözcükler de vardır. Anayurtlarının Hindistan olduğu sanılmakla birlikte, Çingenelerin kökeni hâlâ tartışma konusudur. Tarihleri ile ilgili kayıt yoktur. Çoğu, yaşadıkları ülkenin dilini konuşur. Çingenece ile yaşadıkları yörede konuşulan dilin karışımı bir lehçe konuşanlar da vardır. Örneğin, Fransa'dakilerin bir bölümü ve Almanya'daki Çingeneler Romani ve Almanca karışımı bir dil konuşurlar. İngiltere ve Fransa'dakilerin başka bir bölümünün ise İspanyolca ile karışık bir lehçesi vardır. Bundan dolayı Çingene dili konuşulduğu yerlere göre farklılıklar gösterir. yerleşik bölgelerde dili o yöreye göre meğil vermiştir

    Hayat tarzları

    Barışçı, sanatsever, yaşam filozofu insanlardır. Kendilerine özgü yasaları vardır ama genellikle yaşadıkları toplumun dinsel inançlarını benimserler. Öte yandan, kutsama, düğün ve ölü gömme törenlerinde kendi gelenek ve törelerini sürdürürler.

    Doğudan getirdikleri metal işleme ve yeni sayılabilecek demir, kalay teknikleri sayesinde Avrupa'da endüstri devriminin hazırlayıcısı olmuşlardır. Yaşam felsefelerinde maddeye önem vermedikleri için, genellikle gelir düzeyleri düşüktür.

    Eskiden göçebe yaşamlarına uygun işler yaparlardı. Kadınlar falcılık yapar, dilenir ya da dans ederdi. Erkekler ise çalgı çalar, kap kacak lehimciliği, kalaycılık, hayvan ticareti, hayvan eğiticiliği gibi işlerle uğraşırlardı. Geçmişte atlarla çekilen arabalarla yapılan göçlerde artık kamyon ya da karavanlar kullanılmaktadır. Eski uğraşlarının yerini ise, meyve toplama, asfalt dökme, kullanılmış araba ticareti, sirklerde hayvan bakıcılığı ya da eğiticiliği, hurda maden ve antika eşya alım satımı gibi işler almıştır. Birçok Çingene müzik ve dans sanatını zenginleştirecek katkılarda bulunmuştur. Bazı ünlü İspanyol gitaristler ve flamenko dansçıları Çingene ya da yarı Çingene'dir. Çingenecenin yazılı bir dil olmayışı yüzünden edebiyat yapıtları yoktur.

    Çingenelerin göçebe yaşamları yerleşik toplumlarınkinden çok farklıdır. Bu yüzden çoğu zaman, yerel halk tarafından hırsızlık, büyücülük, çocuk kaçırma gibi eylemlerle suçlanmışlardır. 1554'te İngiltere'de Çingene olduğu söylenen herhangi bir kişinin asılması işten bile değildi. Hemen hiçbir yerde istenmeyen Çingeneler, birçok ülkeden sürülmelerine karşın, bir süre sonra bu ülkelere geri dönmeyi başarırlardı. II. Dünya Savaşı'nda Yahudiler gibi Çingeneler de Almanlar tarafından büyük bir kıyıma uğratıldılar. 200.000 -800.000 arasında Roman çoluk çocuk aşağı ırktan oldukları gerekçesiyle Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'daki Nazi kamplarında yok edilmiş bu katliam Roman halkı tarafından porajmos "parçalanmak" olarak adlandırılmıştı. Günümüzde de Çingeneler yaşadıkları bütün ülkelerde ayrımcılığa tabi tutulmaktadır.

    Osmanlı'da Çingeneler

    Osmanlı İmparatorluğu’nda da Rumeli topraklarında yaşayan Çingeneler ayrı yönetim sayılmışlardı. Çingene Sancağı olarak adlandırılan bu yönetim biriminde, Çingenelerin yönetsel, mali ve askeri işleri düzenlenirdi. (Marushiakova, E., Popov, V. Osmanlı Imperatorluğu’nda Çingeneler. Istanbul: Homer, 2006)

    Terminoloji

    Anadolu Türkçesi ve yayıldıkları bölgelerde Roman halkına çeşitli isim ve sıfatlar takılmıştır. Sıfatlar daha çok yapılan meslekle ilgili olup özellikle Balkan yarımadasında gümüşçü, demirci, kalaycı, nalbant, müzisyen, kaşık yapımcısı, madenci terimlerinin yerel dillerde karşılıklarıdır. Aşağıdaki listede ise isimler yer almaktadır: Özhan Öztürk. Karadeniz: Ansiklopedik Sözlük. 2. Cilt. Heyamola Yayıncılık. İstanbul. 2005. ISBN 975-6121-00-9. s.280-281
  • 03:17 - 22/11/2008

    engellilik ilahi cezami

    Bulundugu yer: zekeriya keles
    SADECE SAKATLIKMIDIR INSANLARIN CEZA OLARAK GORDUKLERI
    HAYIR HASTALIKLARI DA CEZA OLARAK GORUR KİMİSİ
    YADA BASINA GELEN HER HANGI BIR OLAYI
    HATTA EŞİ ÖLDÜ DIYE CEZALANDIRLIDIGINI DUSUNENIDE GORDUM
    HER NE SEBEPTEN OLURSA OLSUN BAŞA GELENE AMENNA DEYİP SİNEYE ÇEKMEK ZORUNDAYSAK Kİ ÖYLEYİZ HİİİÇ KENDİMİZİ ÜZMEYELİM ARKADAŞLAR HAYAT HER HALİYLE YASANACAK TAKİ BİR GÜN SON BULMA VAKTİ GELENE KADAR
    BEN ŞAHSEN BAŞIMA GELEN HER OLAYDA BUNDADA BIR HAYIR VAR DEMEYE CALIŞIYORUM ÇÜNKÜ YARALARIMI ANCAK BÖYLE İYİLEŞTİREBİLİYORUM
    KENDI KENDIMIN PSIKOLOGU OLMAK BABINDA TAVSİYEMDİR
    DENEYİN ÇOK DAHA MUTLU OLACAKSINIZ

    03:07 - 22/11/2008

    Bayburt ilimiz il il Turkiye

    Bulundugu yer: zekeriya keles
    Bayburt ilimiz il il Turkiye

    GENEL BİLGİLER



    Yüzölçümü: 3.652 km²



    Nüfus: 107.330 (1990)



    İl Trafik No: 69 Tel Kodu 458



    Bayburt Doğu Anadoluyu Karadenize bağlayan Erzurum-Trabzon tarihi İpek Yolu üzerindedir. Marco Polo ve Türk seyyah Evliya Çelebi bu yoldan geçmişlerdir. Çoruh nehrinin kıyısında bulunan şehrin tarihi M.Ö. 3000lere kadar uzanır.



    İLÇELER



    Bayburt ilinin ilçeleri Aydıntepe ve Demirözü dür.



    Aydıntepe: Bayburt il merkezinin 24 km. kuzey batısında kendi adı ile anılan ovanın kuzeyindedir. Türk İslam döneminden kalma en önemli eserler, Gümüşdamla köyünde bulunan tarihi kemer köprü ve ilçe merkezinde bulunan medrese kalıntıları ve merkez camidir.



    Demirözü: Tarihi savaşın yapıldığı Otlukbeli tepesi bu ilçededir. Demirözü merkezinde klasik dönemden kaldığı sanılan yapı kalıntıları, ilçeye bağlı Bayrampaşa köyü civarındaki (Evcikler) Tepesi Höyüğü ve Gökçedere kasabasında (Pulur) Höyüğü ilk tunç çağına ait çanak çömlek bulunması ile önem kazanmaktadır.



    NASIL GİDİLİR



    Karayolu: Karadeniz Bölgesini Doğu Anadolu’ya bağlayan Çin-Trabzon Tarihi İpek yolu güzergahı üzerinde olan Bayburt İlinin ulaşımı kara yolu ile yapılmaktadır.



    Otogar Tel: (+90 - 458) 211 28 60



    Havayolu: Erzurum Uluslararası Hava limanına 60 dak.,Trabzon Uluslararası Havalimanına120 dak. mesafededir.



    GEZİLECEK YERLER



    Müzeler ve Örenyerleri



    Aydıntepe Yeraltı Şehri



    Bayburt’un kuzeybatısında dağlık yöredeki bucak merkezi Aydıntepe’de yer alan kent, tüf içerisinde, yüzeyden 2-2.5 m derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler, tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır. Yaklaşık 2 ile 2.5 m yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yana genişlemektedir. Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır, ayrıca gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin, galeri odalarını aydınlatmak için de kullanıldığı gözlenmektedir. Günümüzde kazı çalışmaları devam edilen kent hakkında şu an ileri sürülen iki görüş mevcuttur.



    Bunlardan birincisi kentin bölgede daha önce sözü edilen Halde Şehrine ait olduğu ve eski ismi Hart (Aydıntepe) olan ilçenin isminin de “Halt”tan geldiği görüşüdür. Diğer görüş ise; Hart’ta bu yeraltı kentinden başka Geç Roma-Erken Bizans devirleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması dolayısıyla, Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir devirde bu bölgenin bir sığınak teşkil ettiği, Romalılar tarafından kovulan ilk Hıristiyanların bu bölgeye geldikleri ve sığındıkları, yeraltı kentinin de bu Erken Hıristiyanlık dönemine ait olabileceğini iddia etmektedir.



    Çiftetaş-II Tepesi



    Çiftetaş köyünde bulunan tepe doğal varlık olarak tespit edilmiş 1993-1995 yıllarında kazı çalışmaları yapılmış buluntular Erzurum Arkeoloji Müzesi Bayburt bölümünde



    Kaleler



    Bayburt Kalesi



    Kent merkezinin kuzeyinde yer alan kalenin yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Yerel prens ve krallıkların savaşımlarında önemli bir rol oynayan kalenin M.S. 58’de yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma, Bizans, Arap ve Komnenos egemenliklerinde kalan yapı, pek çok kez onarılmıştır. Bizans tarihçisi Prokopius, Bayburt ve Aeron kalelerinin Bizans İmparatoru Iustinianus döneminde yaptırıldığını bildirmektedir. Kalede Saltuklular döneminde başlatılan ve Erzurum Meliki Tuğrul Şah tarafından tamamlanan (1200-1230) onarım çalışmaları ile ilgili yazıtlar bulunmaktadır.



    Sağlam kalan Selçuklu ve Osmanlı yazıtlarıyla, dönemini aydınlatan önemli yapılardan biri olan Bayburt Kalesi ve çevresinin bir düzenleme projesi yapılmış ve uygulama aşamasına gelinmiştir. Restorasyon çalışmaları ise halen devam etmektedir.



    Saruhan Kalesi



    İl merkezine yaklaşık 40 km. mesafedeki Saruhan köyünde bulunan kalenin, Gümüşhane ve Bayburt bölgesine savunma ve gözetleme amaçlı yapılan 70 kaleden biri olduğu sanılmaktadır. Kale bir tepeye inşa edilmiş olup, duvarları günümüze kadar fazla hasar görmeden ulaşabilmiş, ancak zaman içinde özgün niteliğini yitirmiştir.



    Cami ve Türbeler



    Ulu Cami



    Bayburt kent merkezinde bulunan cami Selçuklu yapısıdır. İç mekanda bulunan beş yazıtta, yapımı ile ilgili bilgi verilmektedir. Dikdörtgen biçimindeki ana mekan, mihrap yönüne dikey sekiz kalın payeyi bağlayan geniş kemerlerle üç nefe bölünmüştür. Bu plan tipi, Selçuklulardan sonra Beylikler döneminde de uygulanmıştır. Orta nef kubbeli bir mekanla son bulmaktadır. Dıştan düz toprak damlı olan cami pek çok onarım görmüşse de ana planını koruyabilmiştir.



    Pulur (Ferahşad Bey) Camii ve Medresesi



    Demirözü ilçesi sınırları içinde yer alan Gökçedere beldesi merkezindedir. 16. yüzyılda inşa edilmiş Ferahşad Bey yapılar topluluğunun cami, medrese, han, hamam, imaret ve konuk evinden oluştuğu bilinmektedir. Bunlardan han, imaret ve konuk evinden hiçbir iz kalmamıştır.



    Medresede 18. yüzyıl sonlarında Akkoyunlu Süleyman Bey tarafından yenilenme çalışmalarının yaptırıldığı sanılmaktadır. “L” biçimindeki yapı, beş bölümlüdür. Tüm bölümlerin kapıları avluya açılmaktadır. Avluya açılan kapı ve pencere kemerleri Farsça yazılıdır. Odalarda nişlerle süslenmiş ocaklar ilginç bir görünüm sergilemektedir.



    Kutluğ Bey Camii



    Merkez ilçeye bağlı, Bayburt-Köse yolu üzerinde ve il merkezine yaklaşık 30 km. mesafede bulunan Çayıryolu köyündedir. 14. yüzyılın ikinci yarısında Fahreddin Kutluğ Bey tarafından yaptırılmıştır. Kapı üzerindeki yazıttan 1550’de onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Yapı açık bir avludan geçilen toprak damlı, son cemaat yeri ve dört kalın ağaç direkle mihrap yönüne koşut üç nefe ayrılan ana mekandan oluşmaktadır. Yalın bir görünüşe karşılık, içte ahşap gerecin değişik biçimlerde değerlendirildiği gözlemlenmektedir.



    Y. Hınzevrek Camii



    Demirözü ilçe merkezinin hemen kuzeyinde bulunan Çatalçeşme köyündedir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Akkoyunlular döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Son cemaat yeri eğimli bir çatıyla örtülü olan caminin minare kaidesi kesme taştan, silindirik gövdesi ise tuğladan yapılmıştır. Kare planlı ana mekanı örten kubbe yıkılmış,ü yerine dört ahşap ayağa oturan, ortası kırlangıç kubbeli bir ahşap örtü yapılmıştır. Nişleri mukarnas süslemeli olan mihrabın kemeri bitkisel ve geometrik motiflerle bezenmiştir.



    Zahid Efendi Camii



    İl merkezinde bulunan cami, Osmanlı döneminde (1514-1515) Zahid Efendi tarafından yaptırılmıştır. Klasik Osmanlı mimarisi tarzında inşa edilen yapı birkaç kez onarım görmüş, ancak aslına uygun olarak yapılmayan bu onarımlar sonrasında özgünlüğünü yitirmiştir. Çatısı saç kaplama malzemesiyle kaplanmış olan cami günümüzde ibadete açıktır.



    Şehit Osman Türbeleri



    Bu türbelerin, Saltukoğulları komutanlarından Mengücük Gazi’nin erkek kardeşi Osman Gazi ve kız kardeşine ait olduğu bilinmektedir. Bayburt merkezinin batı yanını kapayan 1682 m. rakımlı tepe üzerinde yapılmışlardır. Türbelerin yanında bulunan mezar taşlarının 600-700 senelik oldukları sanılmaktadır.



    Kutluğ Bey (Sünür) Türbesi



    Merkez ilçeye bağlı, Bayburt-Köse yolu üzerinde ve il merkezine yaklaşık 30 km. mesafede yer alan Çayıryolu köyünde bulunan türbe Kutluğ Bey Camii’nin 30 m. doğusunda, mezarlığın içinde bulunmaktadır. Yazıtında, Tur Ali Bey oğlu Kutluğ Bey’in adı okunmaktadır. Kutluğ Bey’in 1389’da öldüğü düşünülerek türbenin 14. yüzyılın sonlarında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Kesme taştan, sekiz köşeli olarak inşa edilen yapının kubbesi yıkılmıştır. Duvarlarda, içten kemerli nişlerle devinim sağlanmıştır. Yarım daire biçimli mihrap, yuvarlak kemerlidir. Kubbenin çinilerle süslü olduğu camiyle türbe arasında revaklı medrese odalarının bulunduğu bilinmekle birlikte, bunlardan günümüze bir iz kalmamıştır. Türbenin büyük kısmı yıkılmış, sadece duvarları ayakta kalabilmiştir. Halk arasında Tur Ali Bey Türbesi olarak da bilinmektedir.



    Abdulvahab Gazi Türbesi



    Merkez ilçeye bağlı ve Bayburt-Gümüşhane yolunun yaklaşık 35. km’sinde yeralan Erenli köyünün hemen altındadır. 7. yüzyılda yaşayan ve kahraman olarak tarih kitaplarına geçen, halk arasında saygın kişiliği olan Abdulvahab Gazi’ye aittir. Günümüzde ayakta olup, ziyarete açıktır.



    Hanlar ve Hamamlar



    Bent Hamamı



    Çoruh Nehri kıyısında, Bayburt Kalesi’nin güneydoğu eteğinde bulunan hamam, 16. yüzyılda Akkoyunlu Hacı Ferahşad Bey tarafından yaptırılmıştır. Dış kısmı çeşitli kereler onarım gören yapının iç kısmı halen özgünlüğünü korumaktadır. Klasik dört eyvanlı hamam planı ile yapılmış olan hamamın soyunmalık bölümü dört sütuna oturan ortası aydınlık fenerli kubbeyle örtülüdür. Ilıklık bölümü ise uzun bir beşik tonozdan oluşmaktadır. Halvet bölümündeyse, ortada bir kubbe, dört yönde sivri beşik tonozlu eyvanlar, köşelerde kubbeli halvet odaları yer almaktadır. Merkezi kubbeye pandantiflerle, köşe kubbelerine Türk üçgenleriyle geçiş sağlanmıştır. Yapı günümüzde de hamam olarak kullanılmaktadır.



    Paşaoğulları (Kondolotlar) Hamamı



    Bayburt kent merkezinde bulunan ve birkaç kez onarılan hamamın yapım tarihi ile ilgili bilgiler kesin değildir. Sıcaklık bölümü, klasik haç biçimli dört eyvanlı hamamlar planındadır. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Köşe odaları kubbeli tonozla, ılıklık beşik tonozla örtülüdür.



    Meydan (Çarşı) Hamamı



    Bayburt kent merkezinde bulunmaktadır. Kadı Mahmud Çelebi Vakfı olarak bilinmektedir. Merkez planlı, yıldız biçimli 6 eyvanlı sıcaklık bölümü dışında özgünlüğünü yitirmiştir. Hamam günümüzde de kullanılmaktadır.



    Hanlar



    Taşhan



    İl merkezinde bulunan Ulu Caminin yakınında, çarşı içindedir. Yangından sonra yazıtları yok olduğundan, ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir. Birbirinden ayrı üç bölümden oluşan hanın ana mekanı kare planlıdır. Orta payeden dört yöne uzanan sivri kemerlerle dört bölüme ayrılmış, her bölüm kubbelerle örtülmüştür. Ana mekanın batısındaki, dar dikdörtgen biçimli ikinci bölüm art arda dizilen kubbe ve tonozlarla örtülüdür.



    Mağaralar



    Helva Köyü Buz Mağarası



    Masat Vadisi’nin güneyinde Helva köyünde yer almaktadır. İl merkezine 33 km. mesafede bulunan mağaranın içinde buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitler görülebilmektedir. Köy halkı tarafından değişik zamanlarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış olan mağara, buz oluşumlarının değişik şekillerini yansıtması bakımdan dikkat çekicidir.



    Çımağıl Mağarası



    İl merkezine yaklaşık 35 km. uzaklıktaki Aşağı Çımağıl köyünün Taşındibi Mahallesi’nde yer alan mağaraya Taşındibi Mahallesi’nden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatlik bir yolculuk sonrasında ulaşılabilmektedir. Ancak 884 m. uzunluğundaki bölümü incelenebilen Çımağıl Mağarası 11 bölümden oluşmakta ve tavan yüksekliği yer yer 30 m’yi bulmaktadır. Mağarada küçük su birikintileri bulunmakta, sarkıt dikitleri ve doğal yapısıyla gerçekten görülmeye değer manzaralar oluşturmaktadır.



    Yaylalar



    Bayburt Yaylaları Kop Dağı Turizm Merkezi-Kop Dağı Yaylası, Sultan Murat Yaylası



    Sportif Aktiviteler



    Avcılık



    İlde avcılık gelişmiş olup, bu yönde bir avcılık ve atıcılık kulübü bulunmaktadır. Kara av hayvanları avcılığı olarak özellikle kış mevsimi oldukça uygundur.



    Trekking İli kuşatan Kemer, Soğanlı, Haldizen, Kırklar, Köse, Coşan, Kop, Otlukbeli, Divanyolu, Sarıçiçek dağları 2000-3000 metrenin üzerinde dağlar olup, bu alanlar atlı, dağ ve doğa yürüyüşüne elverişlidir.



    Olta Balıkçılığı



    Çoruh Nehri ve kolları, tatlı su ürünleri balıkçılığına oldukça elverişli imkânlar sunmaktadır. Masat, Kopuz, Beşpınar, Ozansu, Yoncalı, Yazyurdu, Kılıçkaya ve Çatıksu dereleri alabalık yönünden; Oruçbeyli, Sakızlı, Saraycık, Danişmend, Eymür, Gökçedere gölleri ise sazan balığı yönünden zengindir.



    Akarsu Turizmi, Kano ve Rafting



    Bir kolu Mescit dağlarından, diğer bir kol da Otlukbeli dağlarından çıkarak iki kol halinde ilin sınırları içerisinde Dikmetaş köyü altında birleşen Çoruh nehri debi bakımından ülkemizin en önemli akarsularından biri olup, bu özelliği nedeniyle su sporlarına çok elverişlidir. Dikmetaş köyünden başlayarak Çoruh nehrinin il sınırlarını terk ettiği Aslandede köyüne kadar olan kısmında su sporlarından kano ve rafting yapılmaktadır.



    Kayak



    Kop Dağı Turizm Merkezi ilan edilmiş ve bu merkez üzerinde Kop Dağı Kayak ve Kış Sporları Merkezi planlama çalışmaları Turizm Bakanlığınca yapılarak bitirilmiştir.



    Kuş Gözlem Alanı



    Doğu Karadeniz Dağları



    Diğer Tarihi Yerler



    Sırakayalar Şelaleleri



    Merkeze bağlı Sırakayalar köyünde biri köyün girişinde,diğeri köyün içinde olmak üzere iki tanedir. Şelalelerin çevresi bölge halkınca yaz aylarında mesire ve piknik alanı olarak kullanılmaktadır. Sahip olduğu eşsiz olağan güzelliklerin içerisinde şelalelerin yeri ve önemi oldukça fazladır.



    Korgan Köprüsü



    Bayburt-Gümüşhane yolunun yaklaşık 25. km’sinde ve Merkez ilçeye bağlı Akşar beldesinde bulunan yapı, iki gözlü ve sivri kemerlidir. Kesme taştan kemerler, korkuluk taşları ve kemer arası taşlar sağlam durumdadır. Klasik Osmanlı dönemi köprülerinden olup, günümüzde de kullanılmaktadır.



    Saat Kulesi



    Saat Kulesi, Bayburt kent merkezinde valilik konağının yakınında olup, 1924 yılı Cumhuriyet Bayramı’nda açılmıştır. Bayburt taşından, yine Bayburtlu ustalar tarafından yapılan saat kulesi, Çorum Saat Kulesi’nin bir benzeridir. Kuleye takılan 4 adet saat ve makine aksamı Almanya’dan getirilmiştir. Kulenin zeminden yüksekliği 21 m. olup, şerefesine 41 basamaklı bir merdiven yoluyla çıkılmaktadır.



    Kop Şehitleri



    Abidesi Bayburt-Erzurum yolunun yaklaşık 40. km’sinde, karayolunun hemen kenarında yer almaktadır. Kop Şehitleri Abidesi, 1916 yılında Kop Geçidi’nde ve Çoruh Havzası’nda düşmana direnen ve bu direnişte şehit olan askerlerin anısına 1963 yılında Kop Dağı’nın zirvesine yapılmıştır. Abide yapımında, genelde kesme taş ve yer yer beton ile mermer kullanılmıştır.



    COĞRAFYA



    Doğu ve güneydoğusunda Erzurum, batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile çevrili Bayburt, Anadolunun kuzeydoğusunda Çoruh Nehri kenarında ve denizden 1550 m. yükseklikte kurulmuştur.



    Bayburtta Doğu Karadeniz iklimi ile Doğu Anadolu iklimi arasında, karasal özellikleri ağır basan bir geçiş iklimi hüküm sürmektedir. Bu nedenle yazları sıcak ve kurak kışları soğuk ve yağışlı geçmektedir.



    TARİHÇE



    Bayburtun tarihi M.Ö. 3000li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehir, Azziler tarafından kurulmuştur. Bayburt, Med, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Saltuklu, Danışmend, Selçuklu, Akkoyunlu, Safevi ve Osmanlıların egemenliğinde kalmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Erzuruma, 1927 yılında Gümüşhaneye bağlı il olmuştur.



    NE YENİR



    Bayburt yöresel yemeklerinde görülen genel özellik, un ve una bağlı yemeklerle, etli yemeklerin sebze ve zeytinyağlı yemeklerden çeşit olarak daha fazla oluşudur. Yörenin yemeklerinin bazıları; tel helvası, tatlı çorba, galaçoş, ekşi lahana, lor dolması, yalancı dolmadır.



    Bayburttan Yemek Tarifleri



    Galacoş



    Malzemeler :



    250 gr Yeşil mercimek

    500 gr kıyma

    200gr tereyağı

    1 Adet Büyük Boy soğan

    2 kaşık salça

    3 su bardağı süzme yoğurt veya kurut

    2 adet pide veya ev ekmeği



    Yapılışı :

    Mercimekleri 2,5 su bardağı suda hafif diri kalacak şekilde haşlayarak süzülür.Bir kenarda bekletilir.Soğanlar küçük küçük kıyılır. Yağda kavrulur.Kıyma ilave edilerek 5 dakika süreile karıştırarak kavrulur. Mercimek salça ilave edilir.Tuz ve karabiberde ilave edilerek lezzetlendirilir. Servis tabağına pideler doğranır. Kıymlı karışım ekmeklerin üzerine dengeli bir şekilde yayılır.Ezilmiş süzme yoğurt üzerine dökülür.Yağ kızdırılarak yemeğin üzerine gezdirilir.Servis yapılır.



    NE ALINIR



    Bayburtta bakır işlemeciliği, kilim ve ehram dokumacılığı önemlidir. Özellikle üretilen kilim motifleri Bayburta ait ve orijinaldir. Ayrıca, ehram dokumaclığı da yöreye özgü bir dokumadır. Ehramdan yapılan yelek, masa örtüsü, yatak örtüsü, seccade, perde ve kravat gibi eşyalar ilgi çekicidir.



    LİNKLER



    Bayburt Valiliği http://www.bayburt.gov.tr/



    YAPMADAN DÖNME



    20 Mayıs-5 Haziran tarihlerinde Bayburtu ziyaret etmiş iseniz Kırkpınar Köyünde doktor yılanları görmeden,



    Temmuz ayının üçüncü haftasında ile gelmiş iseniz Dede Korkut Kültür-Sanat Şölenine katılmadan,



    Vilayet Ormanını gezmeden,



    Kefenli Kebap, Gındırlama Köftesi yemeden,



    ....Dönmeyin.

    03:00 - 22/11/2008

    Yaylalar Yaylalar

    Bulundugu yer: zekeriya keles
    Yaylalar Yaylalar  (Konuyu 3749 Kişi Okumuş) AddThis
    0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
    mogzilla
    Nadir Uğurlular/İstanbul
    Forum Admin

    Offline Offline

    Mesaj Sayısı: 2891


    Toys4BigBoys


    « : 20 Ekim 2006, 05:56:15 »
     

    Trabzon Dernekpazarı Gülen ( Visir ) köyü Öküzlü yaylası



    Dernekpazarı Akköse ( Zeno ) köyü Alaysa yaylası



    Dernekpazarı Çalışanlar ( Kalanas ) köyü yaylası



    Dernekpazarı Çayırbaşı köyü yaylası




    Dernekpazarı Günebakan köyü Parma yaylası



    Dernekpazarı Taşçılar köyü yaylası



    Dernekpazarı Zincirlitaş köyü Yurt yaylası



    Çaykara Uzungöl ( Şerah ) Karester yaylası



    Çaykara Ataköy ( Şinek ) Hanırmak ( Sultan Murat bölgesi ) yaylası
    Şinek 5.nci Cumhurbaşakanımız Cevdet Sunay'ın doğduğu beldedir.

     
      Logged

    mogzilla
    Nadir Uğurlular/İstanbul
    Forum Admin

    Offline Offline

    Mesaj Sayısı: 2891


    Toys4BigBoys


    « Yanıtla #1 : 20 Ekim 2006, 06:25:16 »
     

    Çaykara Bayraklı yaylası



    Çaykara Çayıroba ( Yente ) köyü Sultan yaylası



    Çaykara Şekersu yaylası




     
      Logged

    mogzilla
    Nadir Uğurlular/İstanbul
    Forum Admin

    Offline Offline

    Mesaj Sayısı: 2891


    Toys4BigBoys


    « Yanıtla #2 : 20 Ekim 2006, 06:53:10 »
     

    Çaykara Demirkapı ( Haldızen ) köyü yaylası





    Sedat yaylanın yaylası için kullandığım tabir bu yaylanın üst tarafları idi.Ağustos ayında bile karla kaplı yerleri vardı.
    Ordan ötesu ise zaten tirek Allah'a bağlu

    02:57 - 22/11/2008

    Karadeniz & Yaylalar Turu

    Bulundugu yer: zekeriya keles
    Karadeniz & Yaylalar Turu


    Image


    KARADENİZ & YAYLALAR TURU

    1. GÜN HER PAZAR: HAREKET- SAFRANBOLU – HIDIRLIK TEPESI – CARŞILAR – CİNCİ HAN – CINCIHAMAM – SAAT KULESI – LOKUM TARIHI HAKKINDA SLÂYT GOSTERİSİ  - YÖRÜKKÖYÜ
    07.00 Bakırköy Regetta Otoparkı–07.30 Harbiye -08.00 Altunizade Beyaz Papyon Otoparkı -08.30 Çayırova Mc- 09.00 İzmit Vilayet Türk Petrol Ofisi Önü -11.00 Bolu Gökdemir Tesisleri;Safranboluya varış Cinci Hoca Hanı, Cici Hoca Hamamı, Kaymakamlar Evi  ( Müzesi ), Pazar Yeri, Arastacılar Çarşısı (Yemeniciler),Köprülü Camii, Güneş Saati, İzzet Mehmet Paşa Camii, Akça Su Kanyonu, Semerciler Çarşısı, Manifaturacılar Çarşısı, Demirciler Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı, Lokum Tarihçesiyle birlikte lokum alışverişi, Hıdırlık Tepesi’nden Eski Rum ve Türk mahallelerinin panoramik seyri, Saat Kulesi gezilerinden sonra öğle yemeğini yiyip Safranbolu’ ya 5km mesafedeki Yörükköyü’ne gidiyoruz.Leyla Gencer ve Cemil İpekçi isimli sokaklarıyla meşhur köyde göreceğimiz tarihi çamaşırhane türünün bölgedeki tek örneği.Konaklama ve akşam yemeği otelde.
    2. GÜN PAZARTESİ: KASTAMONU – HUKUMET KONAĞI – SİNOP – HAMSİLOZ FİYORDU –  SİNOP CEZAEVİ – AKLİMAN – SİNOP
    Otelimizde alınan açık büfe sabah kahvaltısı sonrasında otelimizden ayrılarak Kastamonu'ya hareket ediyoruz. Karaçomak deresinin iki yakasına kurulmuş olan Kastamonu, Kurtuluş Savaşı’nda verdiği örnek mücadeleden sonra “Şehitler Diyarı” adıyla anılır olmuş. Hükümet Konağı, Saat Kulesi, Şerife Bacı Anıtı’nı görüp Nasrullah Camii ve Meydanı’nı gezdikten sonra İsmail Bey Külliyesi’ni panoromik olarak görüp Taşköprü yoluyla muhteşem manzaralı Dranaz Dağı geçidinden geçerek, ülkemizin en kuzeydeki ili Sinop’a ulaşıyoruz. Küçük ve şirin bir olan Sinop’ta ülkemizin tek fiyordu Hamsilos, Akliman, Maket Gemi yapım atölyeleri, liman, romanlara ve türkülere konu olmuş tarihi cezaevini gezip limanda biraz dolaştıktan sonra Gerze, Yakakent üzerinden Samsun’a geçiyoruz. Konaklama ve akşam yemeği otelde.
    3. GÜN SALI: BOLOMAN VİRAJLARI – ORDU PAŞAOĞLU KONAĞI – BOZTEPE – HARŞİT VADİSİ- KARACA MAĞARASI – ZİGANA GEÇİDİ
    Otelimiz de alınan sabah kahvaltısı sonrasında boloman virajlarından geçerek. Denizden 485 metre yükseklikte bulunan Boztepe'ye çıkarak kenti kuş bakışı seyrediyoruz. Ordu Paşaoğlu Konağı ( Etnografya Müzesi) gezisini takiben Harşit vadisini içine giriyoruz. Harşit vadisi boyunca ilerleyip Gümüşhane ilçesi olan Torul’daki sarkıt ve dikitleriyle meşhur (tırmanırken nasıl bir manzarayla karşılaşacağınızı tahmin edemeyeceğiniz) Karaca Mağarası’nı göreceğiz. Mağara gezisini takiben Zigana Geçidine hareket ediyoruz.  Zigana geçidi çıkışında verilen molada geçit öncesi doğal yapı ile geçit sonrası yapının farklılıklarını gördükten sonra Karadeniz en meşhur köylerinden olan Hamsi köy’ün meşhur sütlacını tatmak için  yol kenarında verdiğimiz molada Zigana Dağları’nıda izleme şansımız olacak. Maçka ‘da bulunan otelimize yerleşme. Dileyen konuklarımız Karadeniz’in En Meşhur ve En eğlenceli Sanatçısı KAPTAN’IN eğlencesine katılabilir. ( Extra )
    4. GÜN ÇARŞAMBA; ALTINDERE MİLLİ PARKI – SÜMELA MANASTIRI – RİZE TEKNE TURU – RİZE KALESİ – ÇAMLIHEMŞİN – FIRTINA DERESİ – AYDER YAYLASI – ZİLKALE – GELİN DÜVENİ ŞELALELERİ - FIRTINA DERESİ –  MİKRON KÖPRÜSÜ VE HAN KÖPRÜSÜ – GALER DÜZÜ VE KALEGON – TULUM EŞLİĞİNDE HORON
    Otelimizde alınan sabah kahvaltısı sonrasında Altındere milli parkına hareket ediyoruz. Altındere milli parkı içine girdiğinizde âdete yeşilin 1001 tonunu göreceksiniz. Gözleri renkli olmayan konuklarımız üzülmesin yeşili seyrederken gözleriniz yeşil tonunu alacak. Yeşilliklerin içinde bulunan Karadağın eteklerine kaya oyularak inşa edilmiş olan SÜMELA MANASTIRI’nin mimari harikasını gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz 1250 Mt yükseklikte Sümela manastırını (Παναγία Σουμελά) gezerken rehberimizin anlatımlarından sonra bir kez daha büyüleneceksiniz.  Ayazma, Kaya kilisesi, Su kemerleri, Kaya Freskleri gezdikten sonra. Bu bölgeden ayrılıp Öğle yemeği için Fırtına deresinin kenarına geçiyoruz. Burada yediğiniz yemeğin tadı uzun bir süre damağınızdan silinmeyecek.Siz alabalığınızı yerken fırtına dereside görüntüsü ve sesiyle size eşlik edecek.Restoranın önünde bulunan canlı alabalık havuzunda çıplak elle alabalık yakalarlarsanız yemek müesseseden oluyor ( balık yakalamaya kaptırıp yemek yemeği unutmazlık etmeyin :).Yemekten sonra Eski ticaret yolunu korumak için kurulmuş olan ZİLKALE gezisi ardından yeşil bin bir tonunu seyrederek Ayder yaylasına çıkıyoruz. 1200 mt. Yükseklikteki Türkiye’nin en meşhur yaylasına çıkarken, Hala deresi boyunca ara ara göreceğimiz taş köprülerden Mikron veya Hala köprüleriden birinde fotoğraf için duracağız. Ayder yaylası’nda serbest zaman. Ayder yaylasında kendinizi bambaşka bir dünyada hissedeceksiniz.  Dileyenlere Ayder kaplıcalarına girme imkânı. Akşam yemeği ve konaklama yayladaki otelimizde. Yemekle birlikte kulağınızda duyacağınız tulum sesinin yanı sıra horonun ayak sesleri ve keyfi kulaklarınızda çınlayacak.
    5.GÜN PERŞEMBE: SARP SINIR KAPISI – ARTVİN KARAGÖL – RİZE BEZİ ALIŞ VERİŞİ – RİZE TEKNE TURU – RİZE ŞEHİR TURU – RİZE KALESİ
    Otelimizde alınan açık büfe sabah kahvaltısı Karadeniz’in en doğusuna doğru yolculuğumuza devam ediyoruz. 1930’larda bir gecede ikiye bölünüp yarısı da SSCB’de kalan Sarp Köyü bugün Gürcistan sınırımızı oluşturuyor.Sırada Sarp sınır kapısı ziyaretimizi tamamlıyoruz. Ziyaretimiz ardından Artvin’e bağlı olan Borçka İlçesinde bulunan manzara ve yapısı ile görenleri kendisine hayran bırakan Karagöl Yaylasını görüyoruz. Yayla ve göl etrafında sazlıkların arasında yürüyüş yaparken her şeyden uzak ve sakin bir hayatın güzelliğini yaşayacağız. Öğle yemeğini burada mangal olarak aldıktan sonra meşhur Rize Bezi alışverişini yapıyoruz. Rize alışverişimizden sonra Rize merkez Rize merkezde kısa bir turun ardından Rize tekne turuna doğru ilerliyoruz. Sizlerin tekneye binmeden önce mini bir gösteri bekliyor.( sormayın sürpriz ) kısa tekne turumuzda Rize’yi denizden seyrederek yolumuza devam ediyoruz. Rize’yi denizden görüp birde kuşbakışı olarak seyretmek ve Rize Çayını tatmak için Rize kalesine çıkıyoruz. Rize kalesi gezisi sonrası Otelimize varış. Akşam yemeği ve konaklama.
    6. GÜN: CUMA : İYİDERE – İKİZDERE – KÖNÇER YAYLASI – BİBEROĞLU YAYLASI – EKŞİOĞLU YAYLASI – ANZER KARAKOVANLARI -UZUNGÖL – ÇAY FABRİKASI GEZİSİ – UZUNGÖL YAYLASI – SULTANMURAT YAYLASI  - KEMENÇE VE ATMA TÜRKÜ
    Otelimizde aldığımız kahvaltıdan İyidere, İkizdere vadisinde yol alıyoruz. Yol güzergâhımızda Könçer yaylası – Biberoğlu yaylası – Sivrikaya Yaylası – Ekşioğlu yaylalarını geçerek çıkacağımız Ovit Dağı, 12 ay hiç erimeyen buzul gölleriyle kaplı çok ilgi çekici bir doğa parçası. Balıyla meşhur Anzer Yaylası bölgeye çok yakın. Yol üzerinde karakovanlar arasında fotoğraf çektirme fırsatı buluyoruz.  Bu bölgeden ayrılıp Karadeniz’in tadını damağınızda bırakacak olan bir manzara ve bir Karadeniz aşkına Uzungöl'e hareket ediyoruz. Uzungöl'ün eşsiz doğasında Uzungöl Yaylası 1090 m.  Uzungöl yaylasında Bulutların Dansını seyredeceğimiz Sultan Murat Yaylasında otelimize çıkarken yol üzerinde olan Taşkı,Omel ve Hanönü yaylalarını gördükten sonra otelimize varış. Akşam saatlerinde otelimize varış. Akşam yemeği ve konaklama otelimizde. Akşam yemeğinde Kemençe ve atma türkü dinliyoruz. Atma Türçi deyince kafadan atilmayi. Söyleniyi cuzel cuzel…Hayde Horona…

    7.GÜN CUMARTESİ: SULTANMURAT YAYLASI - LİMONSUYU  - KUŞMER YAYLASI – AYDINTEPE YERALTI ŞEHRİ – ÇORUH NEHRİ – BAYBURT KALESİ – SOĞANLI YAYLASI – TABANOZ YAYLASI – UZUNGÖL – TRABZON ŞEHİR TURU  – ATATÜRK KÖŞKÜ  – PAŞAOĞLU – GİRESUN – ATATÜRK KÖŞKÜ – AKÇEABAT – BOLOMAN  - TOPAL OSMAN MEZARI- GİRESUN
    Otelde aldığımız kahvaltının ardından Sultan murat Yaylasından Bayburt’ a doğru hareket ediyoruz. Yol güzergâhımızda bulunan Yeni Yayla , Küçük ve Büyük Şinek Yaylası , Ablayanas Yaylasi , Limonsuyi Yaylası, Fİles yaylasi, Kemer daği yaylasi , halkomaz Yaylasi , Küşmer Yaylasi , Gümüşdere yaylasi, Görerek Bayburt ilimize varıyoruz.  Aydıntepe yaylasini gördükten sonra tüf içerisinde, yüzeyden 2–2,5 m. derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler, tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşan Aydıntepe Yeraltı Şehrini gördükten sonra Mescid Dağı'nın (3.255 m) batı yüzünden doğan Çoruh Nehri önce batı doğrultusunda akıp Bayburt’tan geçtikten sonra bir yay çizerek doğuya yönelir. Yusufeli'nin Yokuşlu köyü önünde Artvin il sınırlarına girer. Yusufeli, Artvin ve Borçka’nın içerisinden geçtikten sonra Borçka’nın Muratlı kasabasından geçerek burada il ve ülke sınırlarını terk eder ve Batum’da Karadeniz’e dökülür. Dünyanın en hızlı akan nehirlerinden olan Çoruh nehri kıyısında bir çay molası vererek yolumuza devam ediyoruz. Bayburtta kısa bir turun ardından Kentin kuzeyini kaplayan ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemekte olan Bayburt Kalesini geziyoruz. Bayburt’tan ayrıldıktan sonra Soğanlı Yaylası, Tabanoz Yaylası, Gudi Yaylası, Şekersu Yaylası, Multat yaylası görerek Trabzon a hareket ediyoruz. Öğle yemeğin de meşhur Akçaabat Köftesi yedikten sonra, Trabzon’da ilk durağımız Ayasofya, İstanbul’daki Ayasofya’dan esinlenerek yapılmış 700 yıllık bu güzel yapı belki de ülkemizdeki en iyi korunmuş kiliselerden biri. Soğuksu Tepesi’ndeki Atatürk Köşkü’nü görerek Trabzon şehir turu ardından Giresun'a hareket ediyoruz. Topal Osman Mezarını görerek Karadenizin tek adası Giresun Adası’nı seyrederek Boloman tünelinden geçerek Fatsa’daki otelimize varıyoruz. Konaklama ve akşam yemeği otelimizde.
    8. GÜN PAZAR: DÖNÜŞ – SAMSUN – ILK ADIM ANITI – ARKEOLOJI MUZESI – BANDIRMA VAPURU( MAKET ) – ATATÜRK MÜZESİ
    Otelimizde alınan açık büfe sabah kahvaltısının ardından Samsun'u gezmeye başlıyoruz. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı Samsun’da gezeceğimiz yerlerin çoğunluğu Atatürk’le ilgili. Arkeoloji Müzesi, Etnografya Müzesi, Bandırma Vapuru ( Maket ) , Atatürk Müzesi, Samsun’un Simgesi haline gelen ATATÜRK Anıtı ve İlk Adım Anıtı’nı görerek. Samsun Havalimanına hareket ederek 14.10 te kalkacak olan Onur Air’e uçak ile İstanbul’a hareket ediyoruz. İstanbul’da bizi bekleyen servis araçlarına binerek sizleri aldığımız noktala bırakarak. Bir başka Karma Tur organizasyonunda görüşmek üzere veda ediyoruz.
      
    ÜCRETE DÂHİL OLAN HİZMETLER                  ÜCRETE DÂHİL OLMAYAN HİZMETLER 
    * Otellerde 7 Gece Y.P Konaklama                    *  Tüm Öğle Yemekleri    
    * Man Fortuna – 0 403 veya Trevego               *  Tüm Yemeklerde Alınan İçecekler
    * Mercedes Lüks Otobüsler İle Ulaşım               *  Tüm Özel Harcamalar   
    * Çevre Gezileri                                               *  Ekstra Belirtilen Tüm Organizasyonlar      
    * Otobüs içi İkramları                                      *  Müze Ören Yeri Girişleri vb organizsasyon
    * Genel Yaşam Seyahat Sigortası
    * Açık Büfe 7 Sabah kahvaltısı      
    * Açık Büfe veya Set menü 7 Akşam Yemeği  
    * 1618 Nolu Turizm Kanununa Göre Zorunlu Seyahat Sigortası
    * Onur Air Dönüş Bileti
    * Dönüş transferi

    02:54 - 22/11/2008

    AKÇAABATta GÜNLÜK 4,5 TON KÖFTE SATILIYOR

    Bulundugu yer: zekeriya keles
    AKÇAABATta GÜNLÜK 4,5 TON KÖFTE SATILIYOR
    Alıntı:
    tolay Nickli Üyeden Alıntı


    evet havasındandır insanın iştahı açılıyor. eğer kilo almak istersen en ideal yer yaylalar. 2 3 hafta kalıcaksın yaylalarda yiceksin tereyağı peynir. ya benim memleket damarım tuttu sanırım. bu yaz kesin yapıcam bunları.

    bu arada erzincanı bende merak ediyorum harbiden, nasip olursa gidicem. birde şu meşur köprü var. diziside var hatta onu merak ediyorum, gerçekten öyle bir olay varmı? faruk yazıcı tamm onu bilirimde dizi gerçekleri yansıtıyormu acaba?
    Evet o köprü konusu gerçek. Vali Recep Yaıcıoğlu'nun yaptığı bir çok şeyi de dizide anlatıyorlar. Birine dedem şahit olmuştu ki dizide de bahsedildi bu konuda. Recep Yazıcıoğlu Hastaneleri ve birçok resmi daire yi köylü kılığında denetlerdi. Bİr de dizi hakkında şu bilgiyi vereyim size dizi Erzincan'da çekilmiyor Erzincan örnek bir şehirdir. Biz Erzincan'lılar olarak bu konuya çok tepki gösterdik çünkü Erzincan'ın depremden sonra imarı çok değişti Yaşillikler içinde tertemiz sokakları olan bir şehir Erzincan. Dizideki şehir Erzincan değil

    02:53 - 22/11/2008

    geri ileri
    Tanıtım
    Trabzon-merkez pinaralti köyü

    Ana Sayfa
    Profil
    Arşiv
    Arkadaşlarım
    zekeriya keles
    sevgihayatinadidir

    Son yazilarım
    - Ramazanda saglik bilinci
    - Kedi
    - Işığa yönünü dönen aydınlık işler yapar, Işığa arkasını dönen karanlık işler yapar.
    - Terörizm ve Din
    - h.z mevlana’nın sözleri

    Arkadaşlarım
    - zeycan
    - HUZURCAN
    - KOCAYUSUFCAN
    - saiiryusuf
    - cehennemsevdam53
    - nusya
    - ferhatbaba1990
    - faruk1996