BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti




14/12/2008 - HASTALIKLAR VE BİTKİLER
Bulundugu yer: genel
Tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm)

     Tiroid'in salgıladığı hormon vücudumuzun ihtiyacını karşılamayabilir. Bu duruma “hipotiroidizm” diyoruz. Tiroid yetmezliğinin bir çok nedeni vardır; bu neden tespit edilmelidir:

     

1) Doğuştan tiroid yetersiz hormon üretebilir.

     

2) Tiroid ameliyatı sonrasında kalıntı tiroid dokusu yeterince hormon üretebilir.

     

3) Tiroid yaşlandığı için yetersiz hormon üretebilir.

   

4) Tiroid hücrelerinin hormon üretimini bozan bazı psikiyatrik ilaçlar kullanılması sonucu tiroid yetersiz hormon üretebilir.

     

5) zehirli guatrın uzun süreli hapla tedavisi sonrasında tiroid yeterince hormon üretebilir.

     

6) Radyoaktif iyot tedavisi sonrası verilen tiroid hormonu yetersiz kalmış olabilir.

    

7) Cerahatli olmayan bir iltihap sonrasında tiroid hücreleri harabiyete uğradığı için yetersiz hormon üretebilir.Bu iltihaba "tiroidit" denilir. En sık karşılaşılan tiroid hormon hastalığıdır. Bu iltihapların en sık görüleni de Hashimato hastalığıdır.                  

     

Hastalarda başlıca şikayetler; saçlarda kabalaşma ve  matlaşma, ciltte kuruma, pullanma ve dökülme, istemediği halde kilo alma, rejime rağmen kilo verememe, kabızlık, çarpıntı, isteksizlik, cinsel isteksizlik,  sık sık bunalıma girme, bel-omuz-sırt ağrısı, çabuk yorulma. Dil büyümesi gibi ilginç şikayetler dahi görülebilir.

    

Bu hastalarda, kandaki prolaktin (kadınlardaki meme ve emzirme hormonu) düzeyi yükselebilmektedir. Hatta aynı hastalarda bu prolaktin yüksekliğine ilaveten MR ve tomografide aynı "prolaktin salgılayan hipofiz tümörleri"ndeki gibi hipofiz büyümesi de görülebilmektedir. Bu hastalarda tiroid yetmezliğinin gözden kaçırılması sonucunda "agresif prolaktin fazlalığı tedavisi" ve hatta "hipofiz ameliyatı" uygulanabilmektedir. Halbuki asıl hastalık olan tiroid hormon yetmezliği tedavi edilmeden bu agresif tedavilerle sorunu çözmek mümkün değildir. 

      Yapılacak tetkiklerden sonra teşhisin doğrulanmasını takiben eksik olan tiroid hormonunu vererek çok hızlı iyileşme sağlamak mümkündür. Burada en önemli nokta yeterli hormonun verilmesi ve “ince ayarın” yapılmasıdır. Bu hastalar ömür boyunca ilaç kullanmak zorundadır. tedavide kullanılan Tiroid hormonunun standart dozu yoktur. Bu nedenle her hastada yapılacak ölçüm ve takiplerle gerçek ve doğru idame dozu bulunmalıdır.

       TİROİDİT NEDİR?

     Tiroid bezesinin "cerahatli olmayan" iltihabıdır. En sık karşılaşılan şekli  Haşimato (Hashimato) tiroiditidir. Bu tiroiditin başlangıcı genellikle hasta tarafından hissedilmez. Hastaların bir kısmında erken dönemde kısa süren bir “yüksek tiroid hormon” dönemi vardır. Hastaların çoğu, bu yüksek hormon döneminden sonra düşük hormon dönemine (hipotiroidzm) girerler. Yüksek hormon döneminde “agresif” zehirli guatr tedavisi yapmak hastaların hızla hipotiroidizme girmesine neden olur.Tüm tiroidit hastalarında temel tedavi prensibi, hastalığın hekime başvurduğu döneme göre tedavi edilmesidir.

      TİROİD ANTİKORU NEDİR?

      Vücut bağışıklık sisteminin normalde mikroplara karşı ürettiği proteinlere antikor adı verilir. Bağışıklık sisteminin “yanlışlıkla” veya "şaşırarak" ürettiği bazı antikorlar, tiroid bezemizdeki hücrelerde bulunan peroksidaz enzimi ile tiroglobulin isimli moleküle karşı etkili olurlar. Bunlara oto-antikor denilir. Bu antikorların teşhiste en yaygın olarak kullanılanları anti-TPO ve anti-TG antikorları olarak isimlendirilir. Bu antikorların ölçümü guatr türünün anlaşılmasında ve tiroidit hastalığının (tiroid bezesinin iltihabı) tanısında çok önemli olabildiği gibi bu hastalığın daha sonraki takibinde de kullanılmaktadır.  Zehirli guatr ve Hashimato hastalığında (Hashimato tiroiditi'nde) bu antikorlar yükselir.


Tarih: 04:38, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Topuk Dikeni

Topuk Dikeni
     Topuk dikeni çok yaygın bir sorundur. Topuk kemiği altında yani ayak tabanında bir kemik uzantısı oluşur. Bu uzantı ya da diken, sert tabanlı ayakkabılarla sert zeminlerde yürüyüp koşma sonucu yada artrozu olan ileri yaşlardaki kişilerde sıklıkla görülür. Ayrıca aşırı kilolularda, uzun süre ayakta durarak çalışanlarda ve bazı romatizmal hastalıklarda görülür. Ayak tabanında topuk üzerine bastırıldığında ağrı vardır.

      Plantar Fasiit

      Bu rahatsızlığı olan kişiler, uzun bir dinlenme süresinden sonra örneğin, sabah kalktıklarında ilk adımlarını atarken daha fazla olan, yürüdükçe azalan ancak, günün ilerleyen saatlerinde ayakta dururken yine artan topuğun tabanından ayağın iç kısmına doğru yayılan bir ağrı duyarlar.

      Ayak tabanında ve deri altında, topuktan başlangıç alıp parmaklara dek uzanan yelpaze tarzında bir kalın lif tabakası vardır. Bu tabakaya plantar fasiya denilir. Bu fasiyanın asıl fonksiyonu, kas ve kemikleri korumanın dışında, ayağa, yandan baktığınızda iç tarafındaki eğimi vermektir.
    Her yaşta görülebilir, ayak tabanına gelen ve sık tekrarlayan travma, spor aktiviteleri, aşırı yürüme ve ayakta kalmayı gerektiren işlerde çalışanlarda görülebileceği gibi, kilolu ve ileri yaşlardaki kişilerde daha sık ortaya çıkar. Genellikle topuk dikeni ve plantar fasiit birlikte görülür.

Tarih: 04:33, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ülser

Ülser

     Dil ülseri

     Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir.

    Mide ülseri

     Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir. - Tedavi süresince istirahat edin - Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin - Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın - Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın - Diş sağlığına önem verin - Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin.

     Onikiparmak bağırsağı ülseri

     İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir.

     Ülser
     Deri ya da mukoza üzerinde gelişerek altındaki dokularıda etkileyen açık yara.

     Ülseratif kolit
     Kalın barsakla rektumun, kronik iltihabı ve ülserasyonudur.

     Ülseratif kolitis
     Stres sonucuda ortaya çıkanbilen ve kalın bağırsakla rektumu kaplayan kanamalı yaralar.

     Varis ülseri
     Daha çok, bacağın alt kısmında görülen yuvarlak bir yaradır. Nedeni, varisli yerde meydana gelen herhangi bir yaralanmadır. Hastalık bacağın alt kısmında, bileğe yakın bir yerde yuvarlak bir yara olarak ortaya çıkar. Ayak bileği şişer, deri esmerleşir ve bazen de ağrı hissedilir.

     Çekum (caecum)
İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.

     Dil iltihabı
     Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Yapılacak ilk iş , çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir.

     İdrar yollarında yanma
     İdrar yollarında veya idrar yaparken yanma çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Belsoğukluğu, ülser, mesane iltihabı, prostat iltihabı, mesane uru, yumurtalık iltihabı, apandisit düşünülebilir. Bu nedenle tedaviye geçmeden önce, hastalığı doğuran nedeni tespit etmek gerekir. Tedavi, hastalığı doğuran nedene göre yapılır.

     Kalınbağırsak iltihabı
     Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez.

     Kusmak
     Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir.


Tarih: 04:31, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ülseratif Kolit

Ülseratif Kolit
     Kalın bağırsağa ait bütün iltihabi hastalıklar "kolit" adı altında incelenmektedir. Amipli ve basilli dizanteri, kalın bağırsak veremi, ülseratif kolit, crohn hastalığı, akut veya kronik gastro enterit, spazmodik kolon ve iskemik kolit bunların başlıcalarıdır. 

     Ülseratif Kolit:


     Psikolojik bozukluklarla birlikte görülen bir hastalıktır.Çevreye uymakta zorluk çeken, kabiliyet ve şahsiyetleri ile uyuşmayan işlerde çalışan, sevmediği kimseleri e beraber yaşamak zorunda kalan insanlarda psikolojik stresslerle birlikte bağırsak hareketleri de fazla olur. Hareket fazlalığı sebebi ile kalın bağırsak zarında kanamalar ortaya çıkar. Daha çok 15 ila 35 yaş arası kimselerde görülür.

     B e l i t i l e r i :


     • İshal, dışkılama sırasında kanarnalar, karın ağrılan, zayıfla-
ma ve bitkinlik ile kendisini gösterir.
     • Kabızlığa dönüşen ara devreleri vardır.
     • Belirtiler ruhsal gerginlik sırasında ağırlaşır.

Tarih: 04:30, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Üre (BUN)

Üre (BUN)
   Kanda çok fazla üre bulunması hali.


N e d e n i : Vakaların çoğunda bu, bir böbrek yetmezliği işaretidir, çünkü üre, böbreklerin normalde kandan çektikleri başlıca artık maddedir.


B e l i r t i l e r i : Ü re, başlıca, protein yıkımından ortaya çıkan, az reaktif bir maddedir. Çeşitli vücut salgılarında ürenin bulunması istenmeyen sonuçlar doğurur. Tükürükle salgılanan üre, ağızda kötü bir tada ve kötü soluk kokusuna yol açar, çünkü, burada üre, mikro - organizmalar tarafından, amonyak'a yıkılır. Mide sıvısıyla salgılandığında, yıkım ürünleri ülserleşmeye ve mide iç yüzünün kanamasına neden olduğundan, kusma ve bulantıya neden olur. Diğer üremi belirtileri, baş ağrısı, baş dönmesi, geçirilmeyen hıçkırık ve ağır şekillerinde de, böbrek yetmezliği sonucu ortaya çıkan çırprnmalar ve komadır.

Tarih: 04:28, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Varikosel

Varikosel

     Varikosel; erkeklerde, torbalardaki ( testislerdeki ) toplardamarların genişleyip varisleşmesi sonucu içerisinde kan birikmesiyle oluşan bir hastalıktır.
Genelde 20 yaşından sonra ortaya çıkar. Kısırlık problemi çeken erkeklerin yarısında varikosel vardır. Sonradan kısır olan erkeklerde ise bu oran çok daha fazladır. Yani şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; varikosel kısırlığa yol açan ciddi bir hastalıktır.
Varikosel, yüzde 90 oranında sol testiste görülür. Sağ testiste ya da her iki testiste görülme olasılığı düşüktür. Fakat bir tarafta ortaya çıkan varikosel, daha sonra diğer tarafı da etkilemektedir.
Genelde sol tarafta görülmesinin sebepleri arasında; sol testisin daha yukarıda olması, bulunduğu pozisyon açısından kanı rahat boşaltamaması, solda basıncın daha fazla olması, sol toplardamarın daha uzun olması yer alır.

     VARİKOSEL NASIL ORTAYA ÇIKAR?

     Normalde testislerdeki (torbalardaki) toplardamarlarda, kanın geri akımını engelleyen kapakçıklar vardır. Bu kapaklar sayesinde kan geriye dönmeden tek bir yönde akar. Bu kapakçıklarda ortaya çıkan bir problem bu damarlardaki kanın geriye doğru basınç yapmasına yol açar ve kan birikmesi görülür. Bu birikme sonucu, damarlar genişler ve varis ortaya çıkar. Sol taraftaki toplardamarın, ana damara boşaldığı yer diktir. Bu yüzden kan, rahat boşalamaz. Sol testiste görülmesinin sebeplerinden biri de budur. Bu kan basıncı dolayısıyla testislerde ağrı görülür.

     VARİKOSELİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

     Varikosel hastalarının bir kısmında hiç bir şikayet yoktur. Hastalık, ancak yapılacak muayene ve tetkikler sonucunda belirlenebilir. Bir kısım hastada ise belirgin şikayetler vardır.
Bu hastaların testislerinde, sürekli sancı şeklinde bir ağrı vardır. Bu bölgede ağırlık hissi görülür. Uzun süre ayakta durunca ağrı artar, uzanınca ise azalır.
Sıcak havalarda ya da ayakta dururken, testislerdeki damarlar belirgin bir hal alır. Torbaların çekildiği hissi uyanır. Varikosel ilerlediğinde, testisler küçülür ve yumuşar.

     VARİKOSEL NE GİBİ SORUNLARA YOL AÇAR?

     Varikosel, sperm üretiminin bozulmasına yol açarak kısırlığa sebep olmaktadır. Bu konuda bazı teoriler geliştirilmiştir; fakat kesin olarak varikoselin nasıl sperm üretimini bozduğu açıklanamamıştır.
İnsanda sperm hücreleri 35 derece sıcaklıkta gelişir. Vücut ısısının tek farklı olduğu yer testislerdir. Normalde vücut ısısı 36.5 derecedir. Varikosel sonucu bu ısı değişir. Sperm hücrelerinin üretimi bozulmaya ve hücre sayısı azalmaya başlar.
Bir diğer sorun ise,kan birikmesi sonucu (testis çevresinde) göllenme meydana gelmesidir. Bu kan birikmesi hücrelerin hareketini kısıtlar ve kandaki hormonlarla temas eden testisteki hücreler hasara uğrar.
     Ayrıca bu hastalık, bazı kişilerde kısır olma korkusu nedeniyle, psikolojik sorunlara yol açar. Tedavisi olduğundan dolayı böyle bir korkuya gerek yoktur.


Tarih: 04:26, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Varis

Varis 
     Toplardamarların genişlemesine ve şişmesine varis denir. Genellikle, vücudun en fazla basınç altında kalan bölgesi olan bacakların alt kısımlarında görülen varis, yalnızca estetik açıdan değil, sağlık açısından da önlem almayı gerektirir.

     Bu durum damarların deri yüzeyinde görünür hale gelip morarması ile kendini gösterir. Ayak bileklerinde şişlikler oluşabilir. Uzun süre ayakta kalındığında bacaklarda ağrı ve karıncalanma hissedilir.

     Normalde atar damarlar tarafından hücrelere kadar taşınan oksijenli kan, kullanıldıktan sonra ven adı verilen toplar damarlar tarafından kalbe taşınır. Her organın kendine ait, kirli kanı taşıyan bir toplar damarı bulunur. Hepsinde olmasa da genelde bu damarlarda kanı kalbe doğru yönlendiren ve geri kaçmasını engelleyen kapakları var.
     Vücudun tüm yükünü taşıyan bacaklardır. Kanın yerçekimine karşı ayak parmaklarından başlayarak yukarı doğru kalbe geri dönmesi, bir nehirin tersine akması kadar zor. Atardamarlarda kanı pompalayan kalptir. Bu görevi bacaklarda kas pompası adını verdiğimiz baldır adeleleri üstlenir. Özellikle dizaltındaki baldır adeleleri yürürken kasılarak kirli kanın büyük kısmını taşıyan kaslar arasındaki iç toplar damarları sıkıştırarak kanın kalbe doğru ilerlemesini sağlarken, kapaklarda kanın geri kaçmasını engeller.
     Tıpta kronik venöz yetmezlik adı verilen varisler (özellikle bacaklarda) bu mekanizmanın bozulması sonucunda toplar damarların belirginleşerek, genişlemesi ve kıvrımlaşmasıdır.
 
     Varis tedavi edilmezse ciltte çeşitli ödemlere sebep olabilir. İlerleyen varis kan dolaşımında da önemli problemlere yol açabilir. Bu yüzden varislerin ilerlemesine engel olmak gerekir.

     Ailesel yatkınlık varisin en önemli nedeni. Ayakta fazla kalmanın yanında hareketsiz uzun süreli oturmayı gerektiren işler de varise neden olabilir. Bunun yanında şişmanlık ve yaşlılık da risk faktörleri arasındadır. Hamilelik sırasında aşırı kilo alımı ve hormonal değişiklikler de varisin oluşmasında etkilidir.

     Kadınlarda daha sık rastlanmasının nedeni hormonal etkenlerin yanında, gebelikler ve uzun süre kullanılan doğum kontrol ilaçlarıdır.

    
VARİS SORUNU İÇİN NELER YAPMALI ?
     Uzun süre ayakta durmayı ya da oturmayı gerektiren işlerde çalışan kişilerin (özellikle kadınların), fırsat buldukları her an ayaklarını yukarı kaldırarak dolaşımlarını rahatlatmaları önerilir. Bunu yapamadıkları zamanlarda ise ayaklarını ileri-geri hareket ettirerek baldır kaslarını çalıştırmaları gerekir.
Özellikle yürüyüş ve yüzme gibi sporlar varislerin gelişimini önlemede önemli bir role sahiptir.
Her fırsatta bacaklarınızı kalp seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzatıp dinlenmeye gayret edin. Mümkün olduğunca hareketli bir yaşam tarzını benimseyin.

    
KAÇINMALARI GEREKEN DAVRANIŞLAR :
     *Varisten korunmak için uzun süre hareketsiz oturmaktan ve ayakta kalmaktan kaçınmak, düzenli olarak egzersiz yapmak, kilo almamaya dikkat etmek ve sigara, alkol tüketimini azaltmak gerekir.
     *Çok sıcak suyla banyo yapmak da varislerin ilerlemesini hızlandırır. Bu nedenle kaplıca, sauna gibi sıcak ortamlardan uzak durmak büyük önem taşır.
     *Dar pantolonlar da zararlıdır.
     *Baldır kaslarını çalıştırdığı için yüzmek iyi gelir. Ancak sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, sıcak kum ve güneşten uzak durulmalıdır.
     *Her akşam yatmadan önce bacaklara soğuk suyla yapılan duş masajı ve sırtüstü yatar vaziyette bisiklet çevirme egzersizi ertesi gün için rahatlık sağlar. Ayrıca yatağın ayak kısmını mümkünse yüksektmek gerekir.

Tarih: 04:25, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Vitiligo (Lökoderm)

Vitiligo (Lökoderm)
     Vitiligo, pigment kaybına bağlı deride beyaz, yama tarzında lekelerle giden bir deri hastalığıdır. Vücudun herhangi bir bölümü etkilenebilir. Sık tutulan alanlar: yüz, dudaklar, eller, kollar, bacaklar, genital bölgeler.

     Vitiligo kimlerde görülür?

     Yüz kişinin 1-2 sinde görülür. Hastalık, genellikle 20 yaştan önce başlar. 1/5 hastanın aile bireylerinde vitiligo vardır. Vitiligolu hastaların çoğunun genel sağlık durumu iyidir.

     Vitiligo neden oluşur ?

     Deri, saç, ve göz rengini belirleyen melanin pigmentidir. Melanosit denilen hücrelerde üretilir. Eğer bu hücreler melanin yapamazsa deri rengi açılır veya tamamen beyaz olur.

     Vitiligoya ne neden olur?

     Vitiligo, deriye renk veren melanosit adındaki hücrelerinin kaybı sonucu  oluşur.
Vücudun kendi bağışıklık sistemi melanositleri yıkar. Çünkü vücut cilde renk veren hücreyi zararlı bir madde gibi algılamaktadır.

     Vitiligo ağır psikolojik stressler sonrası ortaya çıkabilmektedir.(Bir aile ferdinin kaybı,deprem,iş ve aile hayatındaki ciddi uzun dönemli sorunlar)

     Vitiligo nasıl gelişir?

     Hastalığın seyri ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Açık tenli kişiler, ya vitiligolu alanlar ile normal deri arasındaki renk farkını direkt fark ederler ya da bronzlaşmanın ardından fark edilir. Esmer kişilerde vitiligo yaz boyunca daha kolay fark edilir. Yaygın vitiligo, bazen tüm vücutta pigment kaybı yapabilir. Ne kadar pigment kaybı olacağını önceden kestirmek zordur. Tipik vitiligo, süt beyazı alanlarla kendini gösterir. Pigment kaybının derecesi her vitiligo plağında farklı olabilir. Vitiligo alanında pigment gölgeleri veya alanın etrafında koyu renkli halka olabilir.

     Vitiligo, genelde hızlı pigment kaybıyla başlar. Bu kayıp, bilinmeyen nedenlerden dolayı işlem duruncaya kadar devam eder. Pigment kaybı dönemlerini, pigmentin değişmediği dönemler takip eder. Bu siklüsler sonsuza kadar devam edebilir.

     Vitiligo hastalarında deri renginin kendiliğinden geri dönmesi nadirdir. Artık vitiligosu olmayacağına inanan hastalar, aslında tüm pigmentlerini kaybetmişlerdir ve derilerinde zıtlık yaratan alan kalmamıştır. Vücutlarında tek renk vardır ancak vitiligoları devam eder.


Tarih: 02:57, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Zehirli guatr (hipertiroidizm)

Zehirli guatr (hipertiroidizm)
      Tiroid bezesinin gereğinden daha fazla hormon salgıladığı guatr türüne zehirli guatr denir. Zehirli guatr, nodüllü veya nodülsüz olabilir. Nodülsüz zehirli guatr’a Basedow Graves Hastalığı da denilebilir. Nodüllü zehirli guatr, sıcak nodüllü zehirli guatr, sıcak otonom nodüllü zehirli guatr veya diğer nodül çeşitleri ile birlikte olabilir.Zehirli guatr’da çarpıntı, ellerde titreme, vücutta titreme, ani kilo kaybı, saçlarda dökülme, kaşıntı, boğazda dolgunluk hissi, aşırı iştah dolayısıyla çok yemek yeme ve çok su içme, aşırı terleme, çabuk yorulma, aşırı sinirlilik sık görülen şikayetlerdir.

      Bazı hastalar, bulantı, ishal, kusma ve çok sık dışkılamadan yakınır.Bunların hepsi birlikte olmak zorunda değildir. Bu şikayetlerin bazıları ön plandadır,  diğer şikayetler ancak doktorun sorgulaması ile ifade edilebilir.  Bazı hastalarda göğüs ve boyunda devamlı bir kızarıklık söz konusu olabilir. Nodülsüz guatrlı hastaların bazılarında gözlerde büyüme ve gözlerin ileriye doğru çıkması mümkündür.Hastaların muayenesinde; kalp atımının çok arttığı, solunumun hızlandığı, ellerin titrediği, avuçiçlerinin nemli olduğu görülür.Bu hissedilen belirtiler, aslında zehirli guatrın vücut içinde yaptığı hasar ve etkilerden daha önemsizdir. Zira zehirli guatr başta kalp ve damar sistemi olmak üzere vücudumuzda bir çok organ ve dokuya kalıcı olabilen hasarlar verebilmektedir. Örneğin, kalbin büyümesi ve takiben kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kemik erimesi bu hasarların bir kısmıdır. Kısaca söylemek gerekirse, zehirli guatr, en yıkıcı ve tahrip edici guatr türüdür.

       TİROİD KRİZİ:

     Zehirli guatrda, yüksek hormonların kontrolden çıkması ile seyreden çok ağır bir durumdur. Yaşlı hastalarda ölüm oranı %25’e kadar yükselebilir. Acil tedavi gerektiren bir hastalıktır. Böyle bir durumda hasta, hastaneye yatırılıp tedavi edilir. 40 derece ve üstünde ateş, kalp çarpıntısının çok şiddetli olması, ishal ve kusma, ateş basması hissi, algılama bozuklukları bu krizin haberci ve belirtileri arasındadır.Bu tür hastalarda acil müdahele muhakkak tiroid konusunda deneyimli hekimlerce yapılmalıdır.

     ZEHİRLİ GUATR’DA GÖZ BULGULARI :

     Gözlerin ileriye doğru çıkması zehirli guatr’da hastaları ilk ele veren görüntüdür. Bu ileriye çıkış genellikle çift taraflı iken bazen tek taraflı olabilir. Ancak her zehirli guatr hastasında göz bulgusu olmaz. Özellikle nodüllü zehirli guatr hastalarında göz bulgusu sık değildir. Göz bulgusunun şiddetine göre hastada şikayetler olur; uyurken gözlerin kapanmaması, gözlerde kızarıklık, yanma, gözyaşı akıntısı, hatta cerhatli göz iltihapları görülebilir. Göz bulguları, zehirli guatrın kalıcı olarak tedavisinden (örneğin kapsül tedavisi ile) sonra önemli ölçüde düzelir. Ancak, hangi yöntemle olursa olsun, zehirli guatrın tedavisinden sonra (örneğin ameliyattan sonra dahi) sıklıkla ortaya çıkan tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm) yeterli düzeyde tedavi edilmezse göz bulgular düzelmez ve hatta ilerleyebilir. Eski bilgilere dayalı ve hatta kasıtlı bazı iddiaların aksine, zehirli guatr tedavisinden sonra hastanın tiroid hormonları normalize edildikten sonra göz bulguları "daha kötü" olmaz.  Göz bulguları olan zehirli guatrlı hastalarda oto-antikorlar genellikle yüksektir.

      TİROİD ANTİKORU NEDİR?

    Vücut bağışıklık sisteminin normalde mikroplara karşı ürettiği proteinlere antikor adı verilir. Bağışıklık sisteminin “yanlışlıkla” veya "şaşırarak" ü

Yorum Yaz! :: Arkadaşına gönder!

Benim hakkımda

Çok mütevaziyim aynı zamanda duygusalım herkesle iyi geçinirim arkadaş olmayı severim herkese selamlar. ALİ BOZBULUT

Son yazılarım
Menü

Arkadaşlarım
Baglantılar



    geri | ileri