| Art Düşünceler Arşivi |
Biz Kimin Maliyiz?* Türk Telekom, Arap'ın....* Telsim, İngiliz'in.... * Kuşadası Limanı, İsrailli'nin.... * İzmir Limanı, Hong Konglu'nun.... * Araç muayene işi, Alman'ın.... * Başak Sigorta, Fransız'ın.... * Adabank, Kuveytli'nin.... * İETT Garajı, Dubaili'nin.... * Avea, Lübnanlı'nın..... * Petkim? Ermeni'nin! (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık.. Ermeni...) Sondurum:Anayasa Mahkemesi'nden döndü! * Rakı, Amerikalı'nın.... * Finansbank, Yunanlı'nın... * Oyakbank, Hollandalı'nın.... * Denizbank, Belçikalı'nın.... *Türkiye Finans, Kuveytli'nin.... * TEB, Fransız'ın.... * Cbank, İsrailli'nin.... * MNG Bank, Lübnanlı'nın.... * Alternatif Bank, Yunanlı'nın.... * Dışbank, Hollandalı'nın.... (Banka,A.Doğan'ındı! Hortum olayı patladı,RTE desteklenip elden çıkarıldı!) * Şekerbank, Kazak'ın.... * Yapı Kredi'nin yarısı, İtalyan'ın... * Turkcell'in yarısı, Finli'nin + Rus'un... * Beymen'in yarısı, Amerikalı'nın... * Enerjisa'nın yarısı, Avusturyalı'nın. * Garanti'nin yarısı, Amerikalı'nın... * Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.... * İzocam, Fransız'ın.... * TGRT(Fox) , Amerikalı'nın....) * Demirdöküm, Alman'ın.... * Döktaş, Fransız'ın.... * Süper FM, Kanadalı'nın..... * * * Hepsi TÜRK'tü! Sadece 4.5 yıl önce...... ALINTI Not:Bu yazi mailime gelmistir! 06:40 - 31/12/2007 - Yorumlar {0} - Yorum YazErmeni azınlığa Türklerin katliam uyguladıkları yalanı.Ermeni azınlığa Türklerin katliam uyguladıkları yalanı.Doç. Dr. Huda DERVİŞ Ermeni azınlığa Türklerin katliam uyguladıkları yalanı. ABD�li bilim adamı, Ermeni iddialarının iftira olduğunu belgelerle ispatladı. Osmanlının yabancı tebaasına ve etnik azınlıklara vermiş olduğu imtiyazlar doğrultusunda Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altında kalan topraklarda uzun süre yaşamış olan Ermeni azınlık; yerleşim, dolaşım ve ticaret haklarından serbestçe yararlandı. Bu sistem altında Türkiye�deki Ermeniler, bizzat Osmanlılardan daha fazla haklardan istifade ettiler. Bu azınlıklara, dini vecibelerini kutsal mekanlarında serbest bir şekilde yerine getirme hakkı tanındı. Ermeni cemaatlerinin büyük bir bölümü Bitlis, Erzurum, Van, Sivas ve Diyarbakır ilinin bir bölümünü içine alan, Osmanlı Devleti�nin doğu bölgelerinde yaşıyorlardı. Osmanlı sınırları dahilinde ikamet eden ehl-i zimmet/gayri müslimlere uygulanan sistem uyarınca Ermeniler, dokunulmazlık haklarından tam olarak yararlanarak; Osmanlı Devletinin üst kademelerinde görev aldılar. Bu bağlamda Ermeniler, Başbakanlık ve Bakanlık görevlerine yükseldiler ve bazıları da Büyükelçilik ve Başkonsolosluk yaptılar. Bazıları ise Milletvekili olarak Parlamentoya girdi. Osmanlı, devlet ve hükümet olarak Ermenileri gözetmiş ve haklarını korumuştur. Katolik Ermeniler devlet görevlerini seçerek almaya başlamışlardır. Bunlardan bir tanesi, Lübnana mülki amir olarak atanan ve en yüksek askeri rütbe olan Mareşal unvanıyla taltif edilen Artin Davut Paşadır. Osmanlı Devleti 1915 yılına kadar bu unvanı birçok Hıristiyan Ermeniye vermiştir. Ermeniler ticareti ve ekonomik alanlardaki faaliyetlere etkin bir şekilde katılmışlardır. Özellikle İstanbulda yaşayan Ermeni kolonisi bu alanda, dünya çapında aktif olan cemaatlerin en meşhurlarındandır. Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan Ermeni cemaatleri 3 kısma ayrılır: 1 ncisi Katolik Ermeniler, 2 ncisi Ortodoks Ermeniler, 3 ncüsü Protestan Ermeniler. Fatih Sultan Mehmet döneminde Bursa Ermeni Piskoposu İstanbula çağrılarak Ermeni Patriği sıfatıyla İstanbulda ikamet etmesi istenmiş ve kendisine Ortodoks Kilisesi Patriğine verilen haklar verilmiştir.- Katolikler, Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Ermenilere karşı aktif bir kampanya yürütmüş ve bu bağlamda bir yandan Fransa öte yandan Papalık, Katolik mezhebinin yaygınlaşması ve Katolik mezhebine dönmeleri için Ermenilere Hıristiyan din adamları göndermiştir. Bunların Ermeni zenginleri ve aydınları arasında faaliyette bulunmaları sonucunda da çok sayıda Ermeni, Katolik mezhebine girmeye başlamıştır. Ancak, bu heyetlerin hedefleri Osmanlı Hükümetini şüphelendirmiştir. Zira Hükümet, Ortodoks Ermenileri desteklemekle birlikte bu heyetlerin faaliyetlerini Frenk (Avrupa) Entrikaları� tanımlamıştır. Hükümetin, bu heyetlerin faaliyetlerine karşı tutumu ilgili olarak Ermeniler, Fransadan yardımcı olması istenmiştir. Zira Fransa, kendini Doğu ve Asya Arap bölgesinde Katolik Ermenilerin hamisi olarak görmekteydi. Bu doğrultuda çalışmalar sonucunda, Sultan Abdülazizin çıkardığı bir fermanla Fransız Konsolosluğu himayesi altında bir �Ermeni Katolik Cemaati� oluşturulmasıyla birlikte Ermeniler,Fransız himayesini elde ettiler. 19 ncu yüzyılın başlarında İngiltere ve ABD tarafından Osmanlı Devleti topraklarına yoğun bir şekilde Protestan misyoner grupları gönderilmeye başlandı. Bu misyoner heyetleri, Ermenilerin gruplar halinde Hıristiyanlığın Protestan mezhebini kabul etmelerinde somut başarılar sağladılar. Hatta 1850 yılında İngiltere tarafından, Osmanlı Devleti bünyesinde bir Ermeni devletinin kurulmasına zemin hazırlayacak ulusal dini bir varlık oluşturulması kararlaştırıldı. Bu gruplar, İngiltere Konsolosluklarının himayesine verildi. Bu gelişmelerde dini yönden çok siyasi yön ön plana çıkarıldı. Ancak, Ortodoks Ermeni Patriği, Protestan bir cemaatin oluşturulmasına itiraz etti. Nitekim Ortodoks Patriği daha öncede Katolik bir Ermeni toplumu oluşturulmasına karşı çıkmıştı. Çünkü Ortodoks Ermeni Patriği, binlerce Ermeninin dini ve maddi yönden kontrolünden çıkmasını istemiyordu. Ancak, Ortodoks ve Protestan Ermeni varlığının bireyleri, Ermeni ulusal duygularının gelişmesi ve Osmanlı Devletinden bağımsızlık talep etme bilincinin oluşması için geniş çapta bir çalışma yaptı. Ermenilerin kontrolden çıkmasını önleme konusunda Ermeni cemaatler ve mezhepler arasında anlaşmazlıkların çıkması, Ermenilerin 3 büyük ülkeye; İran, Rusya ve Osmanlı Devleti�ne dağılmalarına sebep oldu. Ermeniler, Rusların propagandalarının etkisiyle Osmanlı Devletinden bağımsızlıklarını elde etmeyi beklemeye başladılar. Zira Rusya, Ermenileri, Osmanlı Devletinden bağımsızlıklarını almaya ve Doğu Anadoluda bağımsız bir devlet oluşturmaya teşvik etmekteydi. Anadolu�nun doğu bölgesinde yaşayan Ermeniler, Anadolu içinde bir Ermeni devleti kurma talebinde bulunuyorlardı. Ancak bu talep, Türkler için büyük bir tehlike arz etmekteydi. Zira Ermeniler, Anadoluda Kafkasya sınırından başlayan ve Karadeniz�e kadar uzanan 6 vilayette yaşıyordu. Osmanlıların bu bölgeden çekilmesi, Osmanlı Devleti�ni yok olmakla tehdit eden öldürücü bir darbe özelliği taşımaktaydı. Ermeniler, Osmanlı Devletinde varlık aşamasına geldikten, devletin sona ermesi ve çağdaş Türkiye Devletinin kurulmasına kadar geçen sürede bağımsızlıklarını elde temek uğruna Müslüman Türklere karşı çok korkunç bir terör uyguladılar. Doğu Anadolu bölgesinde bağımsız bir devlet olma yolundaki arzularını gerçekleştirmek için çok değişik yöntemlere başvurdular. Bu doğrultuda bir yandan dünya kamuoyunu harekete geçirme yolunu denerken, diğer yandan da uğradıkları zararları çok abartılı bir şekilde dile getiriyorlardı. Hatta Müslüman vatandaşlara yönelik şiddet ve terör uygulamaları, ülkede karışıklık çıkarmaları, köy ve kentleri yıkma girişimlerine rağmen davalarına destek olmak için Avrupa ülkelerini kazanma yollarını denemişlerdir. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 1877-1879 yıllarında yaşanan savaş sırasında Ermeniler,Osmanlı Devletine karşı Rus kuvvetlerinin yanında yer alarak, Rus kuvvetleri bünyesinde savaş birlikleri oluşturdular. Subay, asker ve idareci olarak istihdam edildiler. Savaş, Osmanlı Devletinin korkunç yenilgisiyle son erdi. Ermeniler 1881 yılında Erzurumda Baba Topraklarını Koruma Cemiyeti ismi altında bir Ermeni cemiyeti kurdular. Ermeniler faaliyetlerini sürdürerek 1882 yılında Cenevre�de devrimci bir cemiyet kurarak Hınçak ismini verdiler. Hınçakın kelime anlamı Haç olup, bu cemiyetin hedefi sosyalist bir Ermeni toplumu kurmaya yönelikti. Ermeniler 1885 yılında Ya özgürlük, ya ölüm sloganı altında Osmanlı Devleti sınırları dışında çalışmak amacıyla Almanakan isimli bir cemiyet daha kurdular. Bütün bunların yanında Ermeni devrimciler, Osmanlı toprakları dışında da çalışmalarını sürdürdüler. Çan ve Zil olmak üzere iki direniş hareketinden oluşan gruplar, İsviçrede eğitim gören Ermeni öğrencilerden oluşmaktaydı. Bu hareketler, gazete çıkararak Osmanlı Devleti aleyhinde yazılar yayımladılar. Londrada 1889 yılında yayımlanan gazetede yer alan bir yazıda Bizim anarşist olduğumuz açıktır. Biz Anadoluda anarşi yaratmak ve şiddet estirmek istiyoruz. Bizim temel hedefimiz bu ülkede bağımsız ulusal bir hükümet kurmak ve geniş kapsamlı siyasi özgürlük elde etmektir denilmekteydi. Bu hareketin tüzüğünün 8 nci maddesinde ise, Müslümanları yoketme araçlarının hançer, tabanca, boğma aletleri, zehir olduğu belirtilerek; evlerin ve tesislerin toz dinamit veya barutlu yangın bombalarıyla havaya uçurulması gerektiğine işaret edilmekteydi. Halka açık yerlerde atılan bombalar sebebiyle çok sayıda Osmanlı memuru hayatını kaybetmiştir. Daha sonra 1890 yılında Ermeni Devrimci Birliği, Taşnak ismi altında Rusyadaki Ermenilerden oluşan bir cemiyet kuruldu. Bu cemiyetin amacı, Osmanlı Devleti topraklarına sızarak Müslüman Osmanlı memurlarını sindirmek ve Müslümanlara yönelik toplu katliamlar uygulamak amacıyla intihar timleri oluşturmaktı. Bu tür çalışmalar sonunda durumun gerginleştirilmesi ve daha sonra Avrupa ülkelerinin Ermeni davası lehinde müdahalede bulunması ve sonunda da Müslüman Anadolu halkının yurtlarından kovulmasını ya da katledilmesini takiben bu bölgede sosyalist bir Ermeni Cumhuriyeti kurulması hedefleniyordu. Taşnak Cemiyeti, bu program doğrultusunda İstanbul, Trabzon ve Vanda çok sayıda gizli hücre oluşturdu. Ermeniler, amaçlarını gerçekleştirme girişimleri doğrultusunda teröre başvurarak Ağustos 1896�da İstanbuldaki Osmanlı Banmasının Genel Merkezine eylem düzenleyerek bankayı kuşattılar. Kuşatma eylemi yabancı ülke Büyükelçilerinin müdahalede bulunması ve Elçilerin garantisiyle Bab-ı Ali güvence alıncaya kadar sürdü. Bu eylemciler, Büyükelçiler himayesi altında Fransız vapuruyla ülke dışına çıktılar. Daha sonra bazı Ermeniler Bab-ı Ali binasına saldırarak Sadrazam ofisine girip Başbakanı ölümle tehdit ettiler. Bu durum kamuoyunda korkuya neden odu. Eylemler devam etti ve Ermeniler halka açık yerlere bomba attılar. Sultan Abdülhamit�in Cuma namazına gitmesini fırsat bilen Ermeniler, padişaha suikast düzenlediler. Sultan Abdülhamit�e, Yıldırım Beyazıt Camiinde atılan bombayla onlarca muhafız ve polis ölmesine rağmen Padişah ilginç bir şekilde kurtuldu. Bu olayda 26 kişi öldü, 58 kişi yaralandı.- Osmanlı Devletinde 1890-1904 yılları arasında katliamlar ve şiddet olayları yaşandı. Bu olayların yaşandığı yerler Samsun, Trabzon, Birecik, Harput, Van, Bitlis ve Sason (Muş) illeridir. Bu katliamların en korkuncu 1894 yılında Samsun ilinde gerçekleştirilmiştir. Ermeni devrimciler, vergi toplayan memurlara kılıç ve silahlarla saldırmış, köylere doğru ilerleyerek Müslüman halkı katletmişler, mallarını yağmalamışlardır. Devrimciler bu eylemleri gerçekleştirmekle iki amaca hizmet etmek istiyorlardı. Birincisi, Müslümanları katletmek; ikincisi de Osmanlı Devletine düşman medya organlarına fırsat vermek, Osmanlının imajını Avrupa kamuoyunda karalamak ve Avrupa ülkelerinin müdahalelerini sağlamak için Ermenilerin öldürülmesini sağlamaktı. Osmanlı makamları bu fitneye, Ermeni köylerini yerle bir ederek son verdi. Bunun üzerine Ermeni yayın organları, katliam haberlerini yaymaya ve Avrupanın desteğini almak amacıyla olayı abartmaya başladı. Olayın büyütülmesine ilk yanıt İngiltereden geldi. Ermeni davasının başarıya ulaşması için müdahalede bulunan İngiltere, Samsunda öldürülenler hakkında gerçeklerin ortaya çıkarılması için bir soruşturma komisyonu oluşturulmasını istedi. Bu doğrultuda uluslararası bir komisyon oluşturuldu. Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa ve Rusya bu komisyona katıldı. Bu komisyon hazırladığı raporda, Ermenilerin ülke dışındaki terörist grupların üyeleri ve ajanların tahrikleri neticesinde olay çıkarmaya teşebbüs ettikleri ve bunlara defalarca silah yardımı yapıldığı belirtildi. Raporda ayrıca, Ermenilerin, Samsun Bölgesinde Müslüman halka katliam uyguladıktan sonra Osmanlı ordusundan kaçmak amacıyla sarp dağlara sığındıklarına ve Osmanlı Hükümetinin olayları bastırmak amacıyla kuvvet gönderdiğine, topraklarını korumak amacıyla Hükümetin girişimde bulunmasının yasal bir hak olduğuna ve basında yer alan Ermeni ölüleriyle ilgili verilen rakamların büyük ölçüde abartılı olduğuna işaret edildi. Bu raporların etkisi Ermenilere kötü yansıdı. Ermeniler 1895 yılında bu raporu protesto etmek üzere İstanbulda yürüdüler ve bu raporu hazırlayan komisyon üyelerinin büyük çoğunluğu Avrupa ülkelerinden yetkililer olmasına rağmen yine de Osmanlı Devletini suçladılar. İstanbulun Ermeni terör eylemlerinin yapıldığı bir yer haline gelmesi ve çok sayıda Müslüman Osmanlının öldürülmesinden sonra buradaki Büyükelçiler, olayların kontrolünün hükümetin inisiyatifinden çıktığını düşünerek Sultan Abdülhamit�e sıkıyönetim ilan etmesini katliam ve olayların durdurulması için İstanbula kuvvet yığmasını önerdiler. Talep doğrultusunda sıkıyönetim ilan edilmesiyle birlikte Ermeni devrimciler eylemlerini Anadoluya kaydırdılar. Bunların eylemleri sonucunda Anadoluda çok sayıda köy ve kent harap oldu. Osmanlı Hükümeti bu olaylar karşısında durmak ve topraklarını korumak amacıyla kararlı bir tutum izledi. Bazıları bu olaylar sırasında ölen Ermenilerin sayısı hususunda aşırıya kaçarak 200 bin Ermeni öldürüldüğünü iddia ederler. Ancak, bu sırada uluslararası bir müdahale olmaması, Ermenilerde büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu sırada Mısırdaki Milliyetçi Parti lideri Mustafa Kamil, Ermenilerin yaptıkları yıkıma karşı topraklarını savunan Osmanlı Hükümetinin yaptıklarıyla ilgili olarak Osmanlı idarecileri, Ermenilerin Müslüman halka verdikleri zararlar karşısında kusurludurlar. Ermeni devrimciler, olayları adil bir şekilde değerlendirenlere göre hainden başka bir şey değillerdir demiştir. Ermeni sorunu, Türkiyenin karşılaştığı sorunların en başında yer aldı. Bu doğrultuda 1915 yılında Doğu Anadolu Ermenilerinin Iraktaki Musula; Adana Ermenilerinin Şam bölgesine zorunlu olarak uzaklaştırılmaları kararlaştırıldı. Osmanlı Devletinin bu tutumu nedeniyle Ermeniler, Osmanlı Devletinin Müslüman tebaasına karşı terör eylemlerini yoğunlaştırdılar. Ermeniler, devletin büyük kentlerinde Ermeni devrimci cemiyetleri kurdular. Bu cemiyetler, yabancı ülke postalarıyla, yayınladıkları dergi ve broşürleri, devlete karşı ayaklandırmak ve postacılara saldırarak yayınları yırtan köylüleri katlettirmek için Anadoludaki Ermenilere gönderiyorlardı. Terörist Ermeniler, çiftçi ve tüccar Ermenileri evlerinden çıkmamak ve gizlenmek zorunda bırakıyorlar; aksi takdirde öldüreceklerini söylüyorlardı. Ermenilerin Müslüman Osmanlılara karşı uyguladığı şiddet eylemlerine, Müslümanlar aynı şekilde karşılık vermemiştir. Ermeni Devrimci Taşnak Cemiyeti 1908 yılında Sultan Abdülhamik yönetimine karşı safları birleştirme, aralarında uyum içinde işbirliği yapma ve ulusal emellerini gerçekleştirme amacıyla Genç Türkler (Jön Türkler) cemiyetine ümit bağlama girişimlerinde bulundu. Bu doğrultuda, devrimci ve şiddet yanlısı kararlar çıkartmayı başardı. Bu kararlar şöyledir. 1. Sultan Abdülhamit�in tahttan indirilmesi. 2. Monarşi sistemi yerine Anayasal bir hükümet kurulması. 3. Bu iki hedefin gerçekleşmesi için gerektiğinde devrimci şiddete başvurulması. 4. Olaylar çıkarmak üzere direniş örgütü kurulması ve devlete vergi ödemekten kaçınılması. 5. Abdülhamit yönetimine karşı basında kampanya yürütülmesi. Cemiyet, bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda devletin bütün topraklarını kapsayan etkin bir devrim hareketine başlanması gerektiğini de ilan etti.- Sultan Abdülhamitin 1908 yılında anayasal hayatta düzenlemeyi öngören ferman yayınlaması, devletin yeni sistem içinde Ermenilerin siyasal hayata katılmalarına zemin hazırlama beklentilerini gerçekleştirmekte ısrarcı olduklarını ilan ederek 14 Ermeni Milletvekili Meclise girdi. Bu Milletvekilleri ulusal beklentilerini gerçekleştirmekte yardımcı olacağı düşüncesiyle oturumlarda kargaşa çıkarıyorlardı. Rus kuvvetleri 1914 yılında Doğu Anadoludaki Osmanlı sınırından içeriye girmeye başlayınca, Ermeni gönüllülerden oluşan bir kuvvet Rus güçlerine katılırken Ermeniler Anadoluda isyan çıkardılar. Bu olaylar üzerine Osmanlı Hükümeti, Osmanlı kuvvetlerine herhangi bir şekilde zarar verecek eylemlerden kaçınmak amacıyla Van, Bitlis ve Erzurumdaki Ermenilerin bu illeri boşaltmasını öngören bir karar aldı. Bu kararda, Ermenilerin Iraktaki Musul kentine göç etmeleri isteniyordu. Devlet, Ermenilerin yolculuk süresince kalmaları için yollarda kamplar kurdu. Savaşın bütün şiddetiyle ağırlığını hissettirdiğini bu sırada bütün bölgelerdeki Osmanlı kuvvetlerine, Kürtlerin, köylülerin ve diğer Müslümanların saldırılarından Ermenilerin korunması için emir verildi. Bu emrin amacı, Ermenilerin göç sırasında güvenliklerini sağlamaya ve yeterli yiyecek vermenin yanı sıra yoluculuk için gerekli ortamın temin edilmesine yönelikti. Bu talimatlar kapsamında, Ermenilerin boşalttığı eve ve işyerlerini kullanan Müslümanlardan kira ödemeleri ve sahiplerinin geri dönmesiyle konut ve dükkanları iade etmeleri hakkında maddeler bulunuyordu. Osmanlı Devletine karşı önyargılı olanlar, Ermenilerin uzaklaştırılması (tehcir) hareketini Osmanlıların, Ermenileri toplu bir biçimde katletmesi ve yok etmesi olarak nitelediler. Önyargılı kişilerce hazırlanan raporlarda, uzaklaştırma hareketi sırasında Ermenilerin üçte birinin öldüğü ve zayiatın 1.5 milyon olduğu, geriye kalan üçte birlik bölümün yaşamlarına devam ettiği ve diğer üçte birlik bölümün de uzaklaştırma esnasında kaçtığı belirtilmektedir. Bu sözler abartılı ve Osmanlı Devletine karşı önyargılıdır. Bazı ölüm olaylarının olduğu gerçektir. Bu ölüm olayları, Ermeniler Anadolu�dan geçerken vuku bulmamış; Musul bölgesine gidişleri sırasında meydana gelmiştir. Önyargıyla hareket eden bu kişiler, uzaklaştırma olayının Ruslarla amansız bir savaşa giren Osmanlı kuvvetlerinin güvenliği için gerekli olduğunu, savaşın Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yakın yerlerde gerçekleştiğini ve hükümetin, göç ettirme sırasında Ermenilerin tama olarak korunması hususunda emirler çıkarttığını görmezlikten gelmektedirler. Osmanlı Devletine önyargılı yaklaşanlar Osmanlı vahşetiyle suçlarken; Ermeni teröristler kanlı eylemler düzenliyor, devlet aleyhine siyasi faaliyetlerde bulunuyor ve devlet adamlarına yönelik suikastlere girişiyorlardı. Ermeniler, gençlerin zihinlerine canlı kalması için her yıl sözde soykırım gününü anmakta ve Osmanlının mirası Türkiye Cumhuriyeti Türklerine karşı kin tohumları ekmektedirler. ABD�li bir tarihçi, bilimsel belgeleri inceledikten sonra, Ermenilerin iddialarına karşı çıkmıştır. Ermenilerin, 1915 yılındaki göç ettirme sırasında 1 milyon Ermeni�nin öldüğü yönündeki iddialarını yalanlayarak,bu sayının 200 bin civarında olduğunu ortaya koymuştur. Bu ölüm olaylarına bulaşıcı hastalıklar, açlık ve Osmanlı kuvvetleri ile Rus kuvvetleri arasında yaşanan savaşın sebep olduğunu, aynı şartlardan ötürü yine aynı dönemde 2 milyon Müslüman�ın öldürdüğünü belirtmiştir.- Bu olaylar yaşanırken Ermeniler, Türk köylerine yönelik çete savaşı yapacaklarını ilan edip köylüleri katlederek mahsullerini yağmaladılar. Çete savaşı korkunç bir hal aldı. Ermeniler 1920 yılında Anadolunun doğu cephesinde saldırıya geçti. Ancak, Mustafa Kemal Hükümeti, Ermeni kuvvetlerine karşı harekete geçmeyi erteleyerek, Erivan hükümetini diplomatik yollarla protesto etmekle yetindi. 1965 yılında Ermeni teröristlerden bir grup, eylemlerini Türkiye dışına taşıyarak Türk Diplomatlarına yönelik suikastlar düzenlediler. Lübnanda, 24 Nisan 1965 tarihi, Ermeni katliamının ve Türk yönetiminin Ermenileri Musula göç ettirmesinin 50 nci yılı münasebetiyle yas günü ilan edildi. Lübnan�ın başkenti Beyrut sokaklarında gösteriler yapıldı ve Ermeni şehitleri anıldı. Katliamı anmalarındaki amaçları ise Ermeni gençlerin kalplerine Türklere yönelik kin tohumları ekmekti. Daha sonra Türklere yönelik şiddet eylemlerinin kapsamı genişledi. 1975 yılında Paris, Londra, Viyana, Madrid ve Vatikan�da Türk Diplomatlara yönelik şiddet eylemleri gerçekleştirildi. Saldırılarda çok sayıda Türk Diplomat hayatını kaybederken birçoğu da ağır şekilde yaralandı. 8 Ağustos 1982 tarihinde ASALA olarak bilinen Ermeni terör örgütü elemanları, Ankara Havaalanına baskın yaptılar. Eylem sırasında bomba ve ağır silahlar kullandılar. Bu baskın esnasında 9 kişi öldü, 82 kişi yaralandı. Bu baskın, Türkiyenin başkenti Ankarada güpegündüz yolcu terminalinin kente gelen ve kentten ayrılan yolculara dolu olduğu bir sırada yaşandı. Bu olayda insanların öldürülmesi ve yaralanması, yolcuların paniğe kapılmalarına neden oldu. Bu terör eyleminin arkasında, Türklerin 1915 yılında işledikleri iddia edilen Ermeni katliamının ve göç ettirme olayının intikamını almak amacı yatmaktaydı. Ermeniler tarafından gerçekleştirilen bu şiddet olaylarına tepki olarak Türk makamları insan haklarına saygılı ülkeleri uluslararası terörle mücadeleye ve toprakların egemenliği haklarına dokunmaya çağırdı. Türkiye bu sırada, terörist örgütü cesaretlendiren ve bu olaylarda kullanılan silahları veren düşman yabancı ülkelerden birini suçladı. Türkiye devamla, terör örgütlerine karşı çetin bir mücadele vereceğini ve bu örgütlerin iç ve dış bağlantılarıyla şebekelerini ortaya çıkarmak için konuna kadar çaba sarf edeceğini açıkladı. Gizli Ermeni Bağımsızlık Ordusu, 22 Ocak 1983 tarihinde Paris�teki THY Bürosuna saldırdı. Olayda çok sayıda sivil öldü ve yaralandı. Burada Ermenistan Parlamentosunun 1989 yılında Azerbaycanın kuzeyi ve Türkiye7nin doğusu arasında kalan yerleri istediğini de hatırlatmakta yarar var. Ermeni Parlamentosunun 23 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmesi sırasında kabul edilen 11 nci maddede Batı Ermenistan ifadesi kullanıldı ve Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti tarafından Batı Ermenistanda 1915 yılında işlenen katliam suçunun uluslararası platformlarda tanınması için sarf edilen çabaları destekleyecektir denildi. Ermenistanın Londra Büyükelçiliği de 1992 yılında Türkiyenin Trabzon, Erzincan, Sason (Muş) ve Bitlis kentlerinin Ermenistan toprakları içinde gösterildiği bir harita dağıttı. Bütün bunlara ek olarak, Ermenistan Cumhurbaşkanı Petrosyanın başkanlık ettiği Parlamento Tarih Komisyonunun yayınladığı raporda Türkiye sınırı kabul edilemez denildi. Bu olayların akışı içinde Türkiye topraklarında ve dışarıda Türk kuruluşlarını yönelik Ermeni terör eylemlerinin tırmandığını söyleyebiliriz .Ermeniler, Ermenilerin Türk halkıyla olan dini, etnik ve coğrafi bağalarına ilişkin geçmişin mirasını Osmanlı Devletinin mirasçısı Türkiyeye yüklemeye devam etmektedir. (Bu makale Mısırda yayınlanan aylık Al-Tasavvuf Al-İslami dergisinde Mayıs 2001 tarihinde Doç. Dr. Huda DERVİŞ imzasıyla yayınlanmıştır.) http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/makaleler/makale17.html 03:12 - 30/12/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz" İKİYÜZLÜ KRİTERLER " DOSYASIATO,DAN SOYKIRIMLAR TARİHİ:İKİYÜZLÜ KRİTERLER DOSYASI RAPORDA 50,Yİ AŞKIN SOYKIRIM ÖRNEKLERİNE YER VERİLDİ. SOYKIRIMLAR TARİHİNİN SON SOYKIRIMI OLARAK FELLUCE Yİ İŞARET EDEN RAPOR, BU SOYKIRIMI POST MODERN SOYKIRIM OLARAK DEĞERLENDİRDİ. RAPORDAN; FELLUCE,DE AÇIKÇA İŞLENEN SOYKIRIM, İLETİŞİMİN BÜTÜN OLANAKLARI KULLANILARAK KARARTILMAYA ÇALIŞILIYOR. SOYKIRIM TANIMI AÇIK OLMASINA RAĞMEN, AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ SOYKIRIMDEĞERLENDİRMESİNİ İNSAN HAKLARI ENDEKSLİ DEĞİL, ÇIKAR ENDEKSLİ YAPIYOR.- ATO BAŞKANI AYGÜN: IRAKA DEMOKRASİ GELECEK AMA GÖRECEK KİMSE KALMAYACAK FELLUCE SOYKIRIMIN AÇIK HAVA MÜZESİ HALİNE GELDİ- LEYLA ZANANIN BAŞI AĞRISA AYAĞA KALKIYORLAR, FELLUCEDE İNSAN CESETLERİNİ KÖPEKLER YİYOR, SUSUP OTURUYORLAR. ANLAŞILIYOR Kİ, AVRUPA BİRLİĞİNİN İNSAN HAKLARI KRİTERLERİ KÖPEK SEVGİSİNE ENDEKSLİ Ankara Ticaret Odası (ATO)�nın Soykırımlar Tarihi : İkiyüzlü Kriterler Raporu, adını taşıyan son raporu insanlık suçlarını konu aldı. Elliyi aşkın soykırım örneklerine yer verilen raporda, Amerikalıların Fellucede uyguladığı operasyonun, soykırımlar tarihinin son soykırımı olarak tarihe geçtiğine işaret edildi. Felluce,de açıkça işlenen soykırımın, iletişimin bütün olanakları kullanılarak karartılmaya çalışıldığını, ancak ortaya konulan gerekçe ne olursa olsun, Felluce,de yaşanan dramın soykırımdan başka bir tanımının olamayacağı kaydedildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 1948 yılında onaylanıp, 1951 yılında yürürlüğe giren Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına ilişkin Sözleşmeye de atıf yapılan raporda soykırımın İnsanların dinsel, ırki ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yokedilmesi olarak tanımlandığı hatırlatıldı. POST MODERN SOYKIRIM Fellucede 1500 sivilin sokaklarda öldürülüp çürümeye terkedildiği, cesetlerin köpekler tarafından yenilmeye başlandığı ve 250 bin kişinin bölgeden sürüldüğü belirtilen raporda Felluce katliamı Post Modern Soykırımdır denildi. Soykırım tanımının açık olmasına rağmen, Avrupa Birliği ülkelerinin soykırım değerlendirmesini insan haklarına göre değil, çıkar endeksli yaptığına dikkat çekilen raporda bir çok AB ülkesinin soykırım sicili bozuk olmasına rağmen, hiç üzerlerine alınmadıkları, siyasal ve ekonomik anlamda güçlü ülkelerin soykırımlarının görmezden gelindiğini, birbirlerini karşılıklı olarak akladıkları belitildi. Fransızların Cezayirde 1830 yılı ile 1962 yılları arasında 1 milyon Cezayirliyi öldürdükleri, Cezayirlilere sistematik bir biçimde soykırım uyguladıkları belirtilen raporda, bu ülkenin sürekli olarak sözde Ermeni Soykırımını tanıması için Türkiyeye baskı yaptığını hatırlatıldı.- Fransız, İngiliz ve Almanlar başta olmak üzere bütün AB ülkelerinin Felluce soykırımı karşısında kayıtsız kaldıkları ifade edilen raporda, Birleşmiş Milletler de kendi soykırım tanımına giren insanlık suçlarına karşı ses çıkarmamakla suçlandı. Raporda, soykırım suçlarına ilişkin şu örneklere yer verildi: İSPANYOL VE AMERİKALILARIN YERLİ KIZILDERİLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM: 1492 yılında Kristof Kolombun ayak bastığında nüfusu 8 milyon olan Arawaks yerlilerinin sayısı 22 yıl içerisinde 28 bine indi. NORVEÇLİLERİN TATERLERE (GÖÇER) UYGULADIĞI SOYKIRIM: Norveçliler 1920-30�larda çıkardıkları yasalarla Nordik ırkın ariliğini korumak için etnik grup Tater (Göçerler) kızlarını zorla kısırlaştırdılar. Norveç toplumu ne kadar Tateri kısırlaştırsa o kadar kendi ırkını koruduğuna inanıyordu. Kısırlaştırma yoluyla ehlileştirilemeyen Taterler üzerinde insülin ve elektroşok yöntemleri uygulanmaya başlandı. İNGİLİZLERİN AVUSTRALYALI YERLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM İngiltere Krallığı 1788-1938 tarihleri arasında sömürge amacıyla gittikleri Avustralyada yerleşik yerli halk Aborjinleri sistematik olarak yok ettiler. İngilizler aralarına salgın hastalık yaydığı bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yoketmeye çalıştığı 750 bin siyah derili aborjinden geriye sadece 31 bin kişi sağ kalabildi. ALMANLARIN BATI AFRİKA�DA NAMİBYALILARA UYGULADIĞI SOYKIRIM Almanlar 1891 yılında hammadde ve işgücü ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Güney Batı Afrika (Namimba)ya sömürge kurmak amacıyla çıktılar. Bölgedeki çok zengin altın ve zümrüt madenlerini ele geçirmenin yolunun yerel Herero ve Nama halklarını yok etmek olduğuna karar veren Almanlar harekete geçti.Bu emir üzerine adanın yerlileri Herero ve Namalar üzerine taaruz eden Alman askerleri yaşlı, kadın, çocuk dinlemeden herkesi katlettiler. Katliamdan kurtulanlar işkenceyle öldürüldü. Yaklaşık 132 bin yerliden geriye 15 bini sağ kalabildi. ALMANLARIN YAHUDİ VE ÇİNGENELERE UYGULADIĞI SOYKIRI Almanlar 1933-45 yılları arasında Büyük Alman İmparatorluğunu kurmak ve mükemmel Alman ırkını yaratmak hedefiyle diğer milletlerden veya etnik gruplardan 21 milyon insanı topluca kurşuna dizerek, toplama kamplarında fırınlarda yakarak, gaz odalarında zehirleyerek soykırıma uğrattılar. Alman yönetimi öncelikle kendilerinden olmadığına inandığı bütün ırkları tespit edip harflerle sınıflandırdı. Bu kampanya uyarınca Çingenelerin yüzde 94.ü kısırlaştırıldı. İkinci hedef grup olarak Yahudiler seçildi. Gerek Almanya gerekse de Almanların işgal ettiği diğer ülkelerde yaşayan milyonlarca Yahudi sistematik bir biçimde vurularak, asılarak, yakılarak ve zehirlenerek öldürüldü. AMERİKALI VE İNGİLİZLERİN ALMANLARA UYGULADIĞI SOYKIRIM Amerikalılar ve İngilizler Almanların savaşı kaybetmelerinin ardından, Dresden kentine sığınan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yağdırdılar. Savunmasız insanların sığındığı Dresden kentine intikam amacıyla uygulanan bombardıman sırasında 3 bin 900 ton tahrip gücü yüksek bomba ve 200 bin napalm bombası atıldı. Bu yoketme harekatında çoğunluğu çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldü. Japonyanın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombaları sonucu 135 bin kişinin öldüğü gerçeği Dresden�e uygulanan soykırımın büyüklüğünü gözler önüne serdi. DANİMARKALILARIN ALMAN MÜLTECİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM İkinci Dünya Savaşının bitiminde Sovyet Ordusunun Alman topraklarına doğru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci Danimarkaya sığındı. Üçte birini 15 yaşından küçük çocukların oluşturduğu Almanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarına alındılar. Binlerce çocuk ve yetişkin tifüs, bağırsak iltihabı, ishal sonucu yaşamlarını kaybettiler.- RUMLARIN KIBRIS�TA TÜRKLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM- İngilizler 1912-1974 döneminde Kıbrıs adası üzerindeki egemenliklerini sağlamak amacıyla Rumların ENOSİSi gerçekleştirmelerine göz yumup Türklere karşı saldırı başlattırdılar. 1912.de adada yaşayan Rumlar Kıbrısın 35 ayrı noktasında Türklere ait iş yerleri, camii ve evleri yakıp yıkmaya insanları katletmeye başladılar. 1952 yılında EOKA adlı terör örgütü kuruldu. EOKA sistematik bir biçimde başlattığı saldırılarda 100 Türkü, 100 İngiliz vatandaşını öldürerek 30 Türk köyünü yaktı. 1963 yılında EOKAcılar yeni bir etnik temizleme planını devreye soktular, bu saldırılarda 500 Türk öldürüldü, 130 Türk köyü yakıldı, 25 bin Türk evlerini terketmek zorunda kaldı. YUNANLILARIN BATI TRAKYADA TÜRKLERE KARŞI ASİMİLASYON YOLUYLA UYGULADIĞI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM 1923 yılında Lozanda imzalanan Türk ve Yunan azınlıkların karşılıklı mübadelesine ilişkin anlaşmanın ardından Yunan hükümeti Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türkler üzerinde sistemli olarak etnik ve kültürel soykırım başlattı. Bölgenin büyük bir bölümünü askeri bölge haline getirip sıkıyönetim ilan edildi. Köyler arasında geliş gidişler izne bağlandı, Türk azınlığın pasaportlarına el konuldu. Türklerin hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarının kısıtlanması ibadetlerine izin verilmemesi gibi yoğun baskılar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. BULGARLARIN TÜRKLERE KARŞI UYGULADIKLARI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM 1970-89 yılları arasında Bulgar hükümeti Bulgarlaştırma adı altında ülkede yaşayan 1,5 milyon Türk, Pomak ve Çingenelere karşı bir asimilasyon kampanyası başlattı. Ülkede yaşayan 310 bin Türkün isimleri polis zoruyla Bulgar ve Hıristiyan isimleriyle değiştirildi. Türkçe eğitim veren okullar, üniversitedeki Türk filolojisi bölümleri, Türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatıldı. Çocukların sünnet ettirilmesi yasaklandı. Çocuklar bu yasağa rağmen sünnet ettirilip ettirilmediğini kontrol edilmek için zorla sağlık merkezlerine gönderildi. Mezar taşlarının üzerindeki Türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkıldı, talan edildi. Türklerin Türk motifli giysiler giymeleri yasaklandı. Bu baskılara dayanamayıp protesto gösterileri yapan Türklerin üzerine askeri birliklerce ateş açıldı. 1.000 Türk Belene,deki toplama kampına gönderildi. Baskıların giderek artması sonucu 360 bin Türk zorunlu olarak Türkiye,ye göç etmek zorunda kaldı. ATO BAŞKANI AYGÜN Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Aygün, Amerikalıların medya ve çıkar ilişkilerini kullanarak Felluce de soykırım delillerini kararttığı söyledi. Terörizm ile mücadele adına yapılan Irak işgalinin bir savaş suçuna dönüştüğünü vurgulayan Aygün, Irak,a demokrasi gelecek ama görecek kimse kalmayacak dedi. Aygün şunları söyledi: Kofi Annan nerede. Birleşmiş Milletler ne iş yapar. Kıbrısta kıyameti kopardılar, Irakta sus pus oldular. Leyla Zananın başı ağrısa ayağa kalkıyorlar, Fellucede insan cesetlerini köpekler yiyor, susup oturuyorlar. Anlaşılıyor ki, Avrupa Birliği�nin insan hakları kriterleri köpek sevgisine endeksli. Amerika 21. Yüzyılın ilk soy kırımını yapıyor. Bu post modern soykırıma sessiz kalınması bir başka insanlık suçudur. Her şey dünya kamuoyunun gözleri önünde cereyan ediyor. Kimse kimseyi kandırmasın. Televizyonlardaki görüntüler son derece açık. Bu iş terörle mücadele olmaktan çoktan çıktı. Irak ve özellikle Felluce soykırımın açıkhava müzesi haline geldi. İnsanlar sokakta kokuyor. Başında köpekler karnını doyuruyor. Bu görüntülerin onda biri terörle mücadele adına Türkiyenin herhangi bir yerinde görülse, Avrupa Birliği müzakereleri kestiğini açıklar. Ama yapan Amerika olunca gıkları çıkmıyor. 20. Yüzyıldaki Etnik ve Kültürel Soykırımlar Soykırım Bilançosu 1.Jozef Stalin (RUSYA, 1934-39)13,000,000 mülteci-100 binlerce ölü. 2.Adolf Hitler (Almanya, 1939-1945)12,000,000 mülteci / kamplarda 2 milyon ölü-kayıp 3.Mao Tze Dong (Çin, 1966-1969)11,000,000 kişiye kültürel asimilasyon / toplama kamplarında sayısı belli olmayan ölü ve kayıplar 4.İspanyol ve Amerikalı Kaşifler 1492-18007,972,000 ölü / kayıp,. 5.Hideki Tojo (Japonya, 1941-1944)5,000,000 ölü/ kayıp 6.Pol Pot (Kamboçya, 1975-1979)1,700,000 ölü 7.Kim Il Sung (Kuzey Kore, 1948-1994)1.600,000 mülteci ve toplama kamplarında ölü / kayıp 8.Menghitsu (Etopya, 1975-1978)1,500,000 ölü / kayıp 9.Charles DeGaulle (Cezayir, 1954-1962)1,000,000 ölü / kayıp 10.Yakubu Gowon (Biafra, 1967-1970)1,000,000 ölü / kayıp 11.Leonid Brezhnev (Afganistan, 1979-1982)900,000 ölü / kayıp 12.Jean Kambanda (Ruanda, 1994)800,000 ölü / kayıp 13.İngiliz Krallığı (Avustralya, 1849-1938)719,000 ölü / kayıp , 100 bin mülteci 14.Suharto (Doğu Timor, 1976-98)600,000 ölü /kayıp 15.Saddam Hüseyin (Iran ve Kuzey Irak 1980-1990600,000 ölü / kayıp 16.Yahya Khan (Pakistan, 1971 ve Banglades,1990)500,000 ölü / kayıp 17.Savimbi (Angola, 1975-2002)400,000 ölü / kayıp 18.Molla Ömer - Taliban (Afganistan, 1986-2001)400,000 ölü / kayıp 19.Idi Amin (Uganda, 1969-1979)300,000 ölü / kayıp 20.B.Mussolini (Etopya,Yugoslavya 1936)300,000 ölü / kayıp 21.Danimarka (Danimarka 1945)250,000 Alman Mülteci ölüme terk edildi. 22.Mobutu Sese Seko (Zaire, 1965-1997)250,000 ölü / kayıp, 200 bin mülteci 23.Charles Taylor (Liberya, 1989-1996)220,000 ölü / kayıp 24.Foday Sankoh (Sierra Leone, 1991-2000)200,000 ölü / kayıp 25.Amerika (Almanya Dresden,1943-1945)200,000 sivil ölü (Dresden�e sığınan siviller) 26.S. Milosevic (Yugoslavya,1992-96)180,000 ölü / kayıp 27.Michel Micombero (Burundi, 1972)150,000 ölü / kayıp 28.Amerika (Hiroşima-Nagazaki 1944)135,000 ölü atom bombasi lie bu şehirler yok edildi 29.Almanya (Namibya 1891)117,000 ölü / kayıp, 15 bin mülteci 30.Hassan Turabi (Sudan, 1989-1999)100,000 ölü / kayıp 31.Richard Nixon (Vietnam, 1969-1974)70,000 ölü / kayıp 32.Papa Doc Duvalier (Haiti, 1957-1971)60,000 ölü / kayıp 33.Marcos (Filipinler)50,000 ölü / kayıp 34.Hissene Habre (Çad, 1982-1990)40,000 ölü / kayıp 35.Vladimir Ilich Lenin (Rusya, 1917-1920)30,000 mühalif infaz edildi 36.Francisco Franco (İspanya)30,000 mühalif infaz edildi 37.Lyndon Johnson (Vietnam, 1963-1968)30,000 ölü / kayıp 38.Hafız Esad (Suriye 1980-2000)25,000 ölü / kayıp 39.Khomeini (Iran, 1979-1989)20,000 ölü / kayıp 40.Eski Yugoslavya (1995 Bosna-Hersek)15 ölü, 7500 kayıp, 45 bin mülteci 41.Paul Koroma (Sierra Leone, 1997)6,000 ölü / kayıp 42.Usama bin Ladin(Dünya çapında,1991-2001)4,000 ölü / kayıp 43.Augusto Pinoşe (Chile, 1973)3,000 ölü / kayıp 44.Efrain Rios Montt (Guatemala)2,000 ölü / kayıp 45.Sierra Leone 80,000 mülteci, kayıp rakamı belli değil. 46.Kıbrıs Cumhuriyeti (1912-1974)25,000 sivil mülteci,1000�ni aşkın ölü,100 ingiliz ölü 47.Yunanistan (Batı Trakya,1923-1990)400,000 mülteci evlerin terk etti. 48.Bulgaristan (1970-1989)360,000 mülteci kültürel asimilasyon sonucu evlerin terk etti, 1000 kişi toplama kamplarına alındı 49.Norveç 1920-1930 Tatar göçmenleri kısırlaştırma ve toplama kamplarında izole etme 50.Amerika -Felluce 2004 Devam ediyor... http://www.geocities.com/arslanbab/ermeni.html 02:44 - 30/12/2007 - Yorumlar {0} - Yorum YazSözün özünü Malcolm x söylemistir" bu ülke(ABD)caniler tarafindan idare edilen bir ülkedir.Hic kimse efendisini hizmetkarindan iyi taniyamaz" ( malcolm x ) 03:04 - 20/7/2007 - Yorumlar {0} - Yorum YazAldanan Türkiye...Türkiye Cumhuriyeti,nin 60 yillarda Avrupa Ortak Pazari ile anlasmasidir.Bu anlasma ile Türkiye sonunda Avrupali olacagina inanmistir,ve bunun icinde her fedakarligi yapmistir. Ama ne var ki aradan 30-40 yil gecmesine ragmen girememistir.Avrupalida acik acik hic utanmadan syöle diyor: " Biz bu anlasmaya o gün icin Türkiye,nin is gücüne ihtiyacimiz oldugundan imza koymustuk.Siz müslümansiniz ve kültürünüzde bizimkinden farklidir.Biz sizi Avrupanin icerisine alamayiz "... Bizim en Baticilarimiz bile Avrupanin ahlak felsefesini anlamis degildir... 02:53 - 20/7/2007 - Yorumlar {1} - Yorum YazBush,un Savunma Bakani Dick Cheney,den Cirkin AciklamaBush,un Savunma Bakani Dick Cheney,den Cirkin Aciklama:"Müslümanlar kurtarmak icin kac amerikan askerinin kanini akitmamiz gerekiyor?Kac amerikan ailesinin hüzne bogulmasina tahammül edebileceksiniz" gibi serefsizce cirkin sorular yöneltti.Ayni sahis körfez,e müdahaleye tereddütsüz " evet " demisti... 02:39 - 20/7/2007 - Yorumlar {0} - Yorum YazYahudilerin Biz Türkler(müslümanlar)Hakkindaki PlanlariBundan ikiyüz(200)sene önce Siyonizm teskilatinin hazirladigi 22 maddelik bir brosürde,osmanli devletini Yikma Planlari:ben bir kac önemli maddelerini yaziyorumGenc nesilleri ahlak disi yollara tesvik etmeli Aile hayatini yikmali Sanati ve edebiyati müstehcen hale sokmali Manevi degerlere saygiyi yikmali Saygi ile anilarlara rezil ve ahlaksizca hikayeler uydurmali Sinirsiz bir lüks,cilginca harcamaya tesvik etmeli Oyun ve eglence tesvik etmeli,düsünmekten alikonmali Servet sahipleri ile iscilerin arasi bozulmali Terbiyeden mahrum kisileri basa gecirmeli Devlete ait sirlari ifsa etmeli Siyasi ve ekonomik bunalim cikartmali ... ......Vb 02:26 - 20/7/2007 - Yorumlar {0} - Yorum YazIngiliz Basbakani Churchil,diyor ki:Eski Ingiliz Basbakanlarindan Churcil,in"Bir damla petrol,bir damla kandan daha degerlidir" sözü herhalde insanlara verdikleri önemi göstermesi acisindan ehemmiyetlidir... 02:16 - 20/7/2007 - Yorumlar {0} - Yorum YazBu Düşman Türkiye,dirHiristiyan batiyi tanimak gerekir.Avrupa Konseyi,nin Danimarkada bir üniversitede 5071 bilim adaminin katildigi toplantida acilis konusmasini yapan (Gaumond)aynen sunlari söylemistir."Sizi bir konuda uyariyorum,Avrupa Birligi,nin(AT)önünde büyük bir düsman vardir.Bu düsman sadece bir ekonomik düsman degil askeri bir düsmandir.Bu düsman Türkiye,dir.Avrupa birligi(AT)önümüzdeki bes yil icerisinde Türkiyeyi su ya da bu sekilde pasifize etmeli ve ekonomisini cökertmelidir" Bu toplantida bulunan Rum asilli bir Türk vatandasi su itirazda bulunuyor. "Gaumond Türkiyeyi bir askeri düsman ölarak göstermektedir.Halbuki biz Avrupa Birligine(AT)girmek iddiasindayiz" deyince Gaumond,un cevabi söyledir. "Evet ben özel olarak avrupalinin kafasindan gecen fakat söylemek istemedigini söyledim.Avrupanin gözünde sadece ve sadece cekinilmesi kendisinden uzak durulmasi korkulmasi gereken insandir.Kaldi ki Türkiye AB üyesi olursa 2020 yilinda AB nüfusunun dört kisiden birisi Türk olacaktir"demistir... **** Avrupali Politikacilara Göre "Türkiye,basindan hic bir zaman problem eksik edilmemesi gereken bir ülkedir.Eger Türkiyenin üzerinden problem kalkarsa,dis borc batagindan kurtulursa ve hele hele GAP,i gerceklestirip ekonomisi güclenirse Türk milletinin kendine güveni gelir. Ve Bati,nin Türk islam dünyasindaki sömürüsü sona erer" Kaynak:Gazete-dergi vb... 01:44 - 20/7/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz |
Tanıtım Bu Blogda kayitli olan her tür yazi, makale ve görüsler gazete-dergi vb..ait yazilardir... Yakup icik Ana Sayfa Profil Arşiv Arkadaşlarım Son yazilarım - Biz Kimin Maliyiz? - Ermeni azınlığa Türklerin katliam uyguladıkları yalanı. - " İKİYÜZLÜ KRİTERLER " DOSYASI - Sözün özünü Malcolm x söylemistir - Aldanan Türkiye Arkadaşlarım - caylik26 - efkarlisair - serhattevekli - harmancuk - subay - ozdilek - sairibrahim - kayapinar - meselci - fashion05 - YuregindeSakla - gizemcik - herseyoyun - deniz242 - ordeniz - netograt - mnedimyilmaz - Symrn - mergum - gulruh - 5771 - yanlizlikprensesi - lal - byreis6464 - zafer2577 |