BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
haberler gazeteler


28/6/2008

>> GARİP BİR DENEY

Hollandalı hekim Jean Bapiste van Helmont, enteresan bir tecrübe yapmış. 100 kilo kadar toprağı ısıtarak kurutmuş. Buna bir ağaç dikmiş. 5 yıl müddetle, dışardan sadece yağmur suyu ve gerektiğinde saf damıtık sudan başka bir şey verilmeksizin 90 kilo kadar ağırlıkta bir ağaç yetişmiş. Sonra toprağı tekrar kurutmuş ve tartmış, başlangıçtaki 100 kilo ağırlıktan sadece 60 gram eksildiğini görmüş. Eğer bitki besinlerini topraktan alsa idi, toprağın ağırlığı evvelkine hemen hemen eşit kaldığı hâlde bu 90 kiloluk ağaç nereden çıkıyordu?

Sebebi, bitki havadan rutubeti ve yağmurla verilen suyu alarak gene havadan aldığı karbondioksit ile ışık enerjisi muvacehesinde birleştirmekte ve bundan organik besin maddelerini yapmaktadır. Yani, havadan, sudan (!) koskoca bir ağaç gelişip büyüyor...

8/5/2008

>> DNA Darwinizmi Yalanlıyor

İNSANLIK TARİHİNDE ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI

İnsanlık tarihinin önemli bir dönüm noktasında yaşıyoruz. Bu dönüm noktasının en önemli özelliklerinden biri, bir zamanlar bilimsellik maskesi altında tüm dünyaya empoze edilen materyalist felsefenin, bizzat bilim tarafından yıkılmasıdır. Materyalizm, yani herşeyin maddeden ibaret olduğunu zanneden ve Allah'ın varlığını inkar eden felsefe, aslında putperestliğin çağdaş şeklidir. Bilindiği gibi eski putperestler taştan ve tahtadan yapılma totemlere, yani cansız maddi varlıklara tapınır, bunları ilah kabul ederlerdi. Materyalist felsefe ise, insanın ve tüm canlıların atomlar ve moleküller tarafından yaratıldığı inancına dayanmaktadır. Yani yine cansız maddi varlıkları "ilah" kabul etme söz konusudur. Materyalizmdeki bu batıl inanca göre, cansız atomlar her nasılsa tesadüfen kendi kendilerini düzenlemişler, zamanla hayat ve bilinç kazanmışlar ve son olarak da insanı var etmişlerdir.

Charles Darwin


Karl Marx

Sigmund Freud

Materyalizmin bu batıl inancına "evrim" adı verilir. İlk kez eski Sümer'deki ve sonra da Eski Yunan'daki putperest kültürlerde ortaya atılan "evrim" inancı, 19. yüzyılda bir grup materyalist bilim adamı tarafından adeta diriltilmiş ve dünyanın gündemine getirilmiştir. Charles Darwin bu bilim adamlarının en ünlüsüdür. Ortaya attığı evrim teorisi, 150 yıl boyunca bilim dünyasını oyalamış, yanlış olduğu görülmesine rağmen ideolojik nedenlerle yaşatılmıştır.

Ancak başta da belirttiğimiz gibi materyalizm günümüzde büyük bir gürültüyle çökmektedir. 19. yüzyıla yön veren üç önemli materyalist fikir adamı olduğu söylenir: Freud, Marx ve Darwin. İlk ikisinin teorileri geçtiğimiz 20. yüzyıl içinde denenmiş, incelenmiş ve sonunda geçersizlikleri anlaşılarak birbiri ardına reddedilmiştir. Darwin ise içinde bulunduğumuz dönemde yıkılmaktadır.

2000 yılının Haziran ayı içinde yaşanan bazı önemli gelişmeler, materyalizmin bu büyük çöküşüne hız kazandırdı.

önce, ışık hızını aşma amacıyla deney yapan bilim adamları, tüm bilimsel kabulleri alt-üst eden bir bulguyla karşı karşıya geldiler. Işık hızının kat kat aşıldığı bir deney ortamında, deneyin sonucunun sebebinden daha önce gerçekleştiğine hayretle şahit oldular. Bu, 19. yüzyılda materyalist temellere dayanarak ortaya atılan "nedensellik" iddiasının çürümesi anlamına geliyordu. Bir gazete manşetinde konu "sebepsiz sonuç olabileceği ve bir olgunun sonunun, başından önce meydana gelebileceği kanıtlandı" diye özetlendi. Gerçekten de bir olayın sonucunun sebebi gibi gözüken olaydan önce gerçekleşmesi, tüm olayların ayrı ayrı yaratıldığının bilimsel bir delilidir ve materyalist dogmayı tamamen yıkmaktadır.

Ayrıca, insanın gen yapısını çözmek için yürütülen İnsan Genomu Projesi sonuçlandı ve Allah'ın canlıları ne denli üstün bir yaratılışla var ettiğini ortaya koyan "genetik bilgi"nin detayları insanlığın önüne serildi. Bugün bu projenin sonuçlarını inceleyen, tek bir insan hücresinde binlerce ansiklopedi sayfasını dolduracak kadar bilgi saklandığını öğrenen her insan, bunun ne kadar büyük bir yaratılış delili olduğunu kavramaktadır.

Ancak evrimciler gerçekte kendi aleyhlerinde olan bu son gelişmeyi, çarpıtmaya ve "evrim" delili gibi göstermeye çalışmaktadırlar. En küçük bir bakterinin bile DNA zincirinin nasıl oluştuğunu açıklayamayan evrimciler, insan genlerinin hayvan genlerine benzemesinin keşfini kendilerince evrim lehinde bir gelişme olarak yorumlamakta, sadece toplumu yönlendirmek amacı güden mesajlar vermektedirler. Bazı basın kuruluşları ise, hem konu hakkındaki bilgisizlikleri hem de önyargıları nedeniyle, İnsan Genomu Projesi'nin "evrime kanıt" sağladığını zannetmekte veya öyle göstermeye çalışmaktadırlar.

Bu çalışmada söz konusu evrimci yanılgılar açıklanmakta, yaratılışa karşı getirilen itirazların mantıksızlığı ve yüzeyselliği ortaya konmaktadır. Son bilimsel bulguların Darwinizm'e ne denli büyük bir darbe indirdiği de açıkça gözler önüne serilmektedir.

Bu çalışmayı okuduğunuzda, Allah'ı inkar eden materyalist felsenin artık son çırpınışlarını yaptığını ve insanlığın 21. yüzyılda bu gibi aldatmacalardan kurtularak gerçek yaratılış amacına döneceğini siz de göreceksiniz.


AKILLI TASARIM YANİ YARATILIŞ

Allah'ın yaratmak için tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur

'Tasarım' ifadesinin doğru anlaşılması önemlidir. Allah'ın kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimiz'in önce plan yaptığı daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Bilinmelidir ki, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ın yaratmak için herhangi bir 'tasarım' yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir.


De ki: �Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir.� De ki: �Hak geldi; batıl ise ne (birşey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.�
(Sebe Suresi, 48-49)

Allah'ın, bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde, onun olması için yalnızca "Ol!" demesi yeterlidir.

Ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

8/4/2008

>> Sağlık İçin Eşek Sütü

İtalya Sağlık Bakanlığı, büyümekte olan çocuklara ve yaşlılara eşek sütünü şiddetle öneren bir kampanya başlattı. İnsan sütüne en yakın süt olarak bilinen eşek sütü, özellikle kemik erimesine karşı yaşlılara öneriliyor.
Bu arada süt tozuna alerjisi olan bebekler için de eşek sütünün anne sütü kadar, özellikle kalsiyum zenginliği açısından değerli olduğu doktorlarca öne sürülüyor.

Antibakteriyel ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi nedeniyle eşek sütü halen İtalya’da tıbbi amaçlı olarak kullanılıyor. Litresi 10-15 Euro arasında değiştiği için piyasada pek yaygın olmayan eşek sütünün fiyatını aşağı çekmek için bazı firmalar biyolojik çalışmalar yapıyor.

8/4/2008

>> Sinek Deyip Geçmeyin!

Yunus Emre ;
Bir sineğin kanadını kırk kağnıya yüklemiş, kırkı da çekememiş. Şimdi kağnıların yerini otomobiller, uçaklar aldı ama sinek kanadı yenilmezliğini hâlâ koruyor.
Bir sineğin vücudunda 12 bin devirli motor halinde çalışan o incecik şeffaf kanatların gördüğü işi otomobiller de kendi boylarına uygun şekilde görebilselerdi, İstanbul-Ankara arası karayoluyla 6 dakikaya inerdi!

SAATTE 5 BİN KM

Sinek saniyede 200 defa kanat çırpar, acelesi yoksa saatte 7,5 kilometre hızla uçar. Bu, kendi boyuna nispet edildiğinde, bir otomobil için saatte 5 bin kilometre hız demektir. Uçmak için sıçramaya bile ihtiyaç duymaz. Kanatlar harekete geçer geçmez havada ve istediği yöne doğru harekettedir. Kanatların arkasına yerleştirilmiş iki tane halter, modern uçaklardaki en gelişmiş mikroskoplardan mükemmel şekilde hesap ve ayarlamalar yaparak sineğin dengesini sağlar. Bir de bakarsınız ki, gözünüzün önünde bu küçük uçaklar konduğu gibi kalkıyor, kalktığı gibi konuyor, yön değiştiriyor, dalışlar yapıyor, gözle takip edilemeyecek manevraları sessiz sadâsız gerçekleştirerek filolar halinde odanızı hava gösterileriyle şenlendiriyor.

UÇAĞA BENZEMEZ

Onu uçağa benzetmek, aslında sinek için haksızlıktır. Bütün maharetleri bir yana, temizlik için özel şekilde tanzim edilmiş tüylerle kaplı arka ayaklarıyla tâ kanatlarının üstüne kadar uzanıp boydan boya süpürmesi bile, bende uçaktan daha fazlası var demiyor mu? Hem bir uçağın sinekle yarışabilmesi için öncelikle iniş takımlarıyla sırtını kaşıyabilmesi gerekir!

Tavanda baş aşağı durmak, kaygan camın üzerinde dikine yürümek de, insan medeniyetinin harikalarıyla alay edercesine bir sineğin her gün binlerce defa tekrarladığı işlerdendir. Bu maharetin altında, sıvıdaki yüzey gerilimi hesaplarının mükemmelliği vardır. Ama gören kim?

Karışımızda başını elleri arasına alıp temizlerken yaylı bir parçanın hareketi gibi eğilip geri gelen o minik kafadaki dört bin tane petek göz, güneş ışığı altında renk renk desenler çizerken, her şeyi gören, işiten, her şeyi bilen ve dilediğini dilediği gibi yapan bir sanatkârı anlatır.

ALIŞKANLIK PERDESİ

Her bir sinek, Âlemlerin Rabbinin birçok ismini ve yedi sıfatını bize tarif eden bir minik kuştur. Onu bir kuş olarak gördüğümüz zaman, üzerindeki manalar da birer birer açığa çıkmaya başlar. Gerçekte, bu muhteşem sanat eserini bu kadar bolluğuna rağmen gözümüzden saklayan şey, ufkumuza kap kara bir bulut gibi çökmüş alışkanlık perdesinden başka bir şey değildir. O perdeyi bir yırtabilsek, her gün karada ve havada ücretsiz olarak sergiledikleri gösterileriyle, aralıksız faaliyetleriyle ve durup durup abdest alışlarıyla bu minik kuşların bize neler anlatmak istediğini çözmekte güçlük çekmeyiz

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->