
Ve bitti sonunda... İmkansızlık örtüsünü yırtıp söz verdiğimiz geceden seksen beş gün sonra söylenecek söz değil şiir bile yok bir veda,bir sebep...nasıl ayrılık bu! Vakitsiz ayrılık desem... Hangi ayrılık vakitlidir ki zaten. Ütüsüz gömlek gibi huzursuzum, yetim ifadesi duruyor ellerimde en sevdiğim Çamlıca bile şarkılar söylemiyor ela gözlerime
Kolay olanı seçtin düşmüş kozalaklar gibi Rüzgara,yağmura direnebilmektir yiğitlik Oysa sen güneş açtı diye özeniverdin
 Bahar sevdalısı muhacir kuş leyleğe
Ne yapayım şimdi; çamaşır,bulaşık Ütü,yemek,biçki-dikiş ve nakış Unutturur mu dersin saatler,günler Hatta yaşanacak hicran dolu seneler İlk göz ağrımı seni bana?
Unutsaydı Cahit Sıtkı unuturdu ölmeden Söyletme beni,unutsaydı İlk göz ağrım unuturdu ilk göz ağrısını!
Her şey seni hatırlatıyor
 Ruhsuz fincanlarda kahve kokusu Çaydanlığın dibindeki kireç tortusu
 Mehtaplı gecedeki yalnızlık duygusu Kırmızı Zambak ve daha neler... Hepsi alışmış sana bana sevdamıza Nasıl karışsınlar ki yalnızlığa!
Seni unutmak için ilkin Telefonumu sattım yok pahasına ...pişman olup geri döndüm dükkana Zalım! Satıvermiş hatıralarımı Duygusuz belki taş yürekli bir adama Sonra terk ettim bu şehri ve seni Kilometrelerce uzağa Bitlis’e gittim Tövbeler ettim sevgiye-sevgiliye Dinlemedim yüreğimi,söz vermiştim zihnime Kurtulmuştum güya ıstıraplarımdan... Gürün’de görünce yıldızları,hilali
 Sere serpe uzanırken dağların kucağında Gözlerin,ille de gözlerin geldi aklıma
Olmamıştı,göle çaldığım maya ihanet ermemişti Nasreddin Hoca’ya
Çalkalanmış gazoz şişesi misali Dönüverdim sensizliğime,İstanbul’a. Kıvranırken içimde hicran yaraları Çocukluğumun geçtiği sokaklara Gazi Çınarcık’a gittim. Güneş tarifsiz doğup dağların ardında Şaire gün doğururcasına batıyordu Sığmıyordum dünyaya ve kızıyordum Madam Bovary’nin yaptıklarına. Bu kez içimde depremler oluyordu Ruhsuzca veda ediyordum Çınarcık’a.
 Ve denizin ortasında anlamıştım Geri dönüyordu acılarım İstanbul’a.
Tam beş ay oldu sen gideli Sen gideli gözüme uyku girmedi Yüzüm bir lahza gülmedi İçimde kopan fırtına bir anlık dinmedi Radyoda benim için bestelenmiş gibi Hasret,hicran şarkıları bitmedi Devlet ekonomisi düzelmedi Amerika’da ikiz kuleler çöktü Türkiye Afganistan’a asker gönderdi Ben yine çok şey öğrendim haayttan Mesela Rumi aylardan Teşrin-i Sani...
Seni unutmak için Spilbergh gibi Hayal gücümü çalıştırdım fayda etmedi
 Dualar ettim gündüz ve geceleri İş aradım durdum mesaili Nefret etmeyi denedim olmadı Bir top kumaşı diktim olmadı Doluya koydum almadı Boşa koydum dolmadı Seni unutmak için Ne yaptım ne ettimse olmadı Olmadı unutamadım seni! Dedim ya; Bu ayrılık çok vakitsizdi.
Esra Aksu
|