BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan



BÜTÜN ÖYKÜLERİM

"KIRIM"

12:03 , 28/8/2006 .. Kategori: Ucuncugununoglesi .. 0 Yorum Yapılmış .. Bak Bari

Orda, bir ülke var uzakta. Aramızda sadece Karadeniz. Uzatsanız kollarınızı, kucağınızda!

 

Alınan karar, derhal uygulandı. Ülkenin sonsuz boşluklarından kopup gelen trenler, gece gündüz yollara döküldü. Raylar gıcırdadı. Dur durak dinlemeden, konaktır denilmeden yollar, intikam açlığının oburluğuyla yutuldu. Binlerce vagon, onlarca lokomotif gönderildi. Bir gürültü, bir hengâme, kızılca kıyamettir koptu. Olgunlaşmış erikler acılaştı. Menekşeler boyunlarını büktü. Kuzulu koyunların sütü kesildi. Ovanın yeşili sarardı, kızardı. Cıvıl cıvıl kuşlar sustu. Atlar, kulaklarını kıstı, kişnemez oldu.

Voronsof, Panof’a döndü.

- “Ateşi arttır! Daha hızlı olmalıyız, daha hızlı!” dedi.

Panof, kömür karası yüzünü, elinin tersiyle sildi. Mayıs sıcağının verdiği hararetten kurtulmak istiyordu. Küreğe yapıştı, alev kusan fırının iştahını kabarttı. Raylar sarsıldı. Lokomotif hızlandı. Voronsof keyiflendi, güldü. Panof, yol boyunca uzanan ekinlere daldı. Hepsi de olgunlaşmış, başağa durmuşlardı. Ağaç gölgelerinde semiz inekler, deli taylar, anaç kısraklar, oynaşıyorlar. Rüzgâr, Karadeniz’den esiyor olmalı, mis gibi kokuyor. Panof, gerilerde, çok uzaklarda bıraktığı eşini, çocuklarını düşündü. Yeşile hasret, tozun, çorağın içinde, çölün en amansız yerinde yaşıyorlardı. Görürlerse, buğdayı çuvalda, çiçeği vazoda görebiliyorlardı. Bu cennet ülke, kimindi böyle? Esen yeli bağrında duydu, ayıldı. Voronsof’a seslendi.

- “İlktir,” dedi, “sana bir şey soracağım. Cevaplar mısın?”

- “Sorusuna göre.”

- “Korkma! Benimkisi sadece merak.”

- “Sor!”

- “Bu topraklar kimin be, yoldaş?”

- “Deve dikenlerinin.”

- “Anlamadım! Açık söyler misin?”

- “Açığı: Tatarların! Şu işbirlikçilerin...”

- “Alamancıların, ha?”

- “Öyle!”

- “Üzüldüm!”

- “Değmez!”

- “Neden o?”

- “Yolcular da!”

- “Nereye?”

- “Bilsem...”

Mayıs güneşi, pırıl pırıl. Her şeyi, bütün ufku çırıl çıplak gösteriyor. Sanki çiçekler daha güzel, bağlar bahçeler, daha çalımlı. Gök, alabildiğince açık. Panof’un yüreği kımıl kımıl. İçinde bin bir umut pınarı ha fışkırdı, ha fışkıracak. Karadeniz yosun kokuyor, arada bir yakamozlaşıyor.  


Orda, bir ülke var uzakta. Aramızda sadece Karadeniz. Uzatsanız kollarınızı, kucağınızda!

Güneş, son ışıklarını da, altın huzmeler halinde Karadeniz’e bıraktı, kavuştu. Davarlar, ağıla döndü. Ekinler karardı. Uzakta, bir ki yıldız oynadı. Güneşin yerini tut maya çalıştı. Olmadı. Kara gece, ovayı dağı, köyü şehri, ağılı davarı yuttu.

Bütün Kırım baştan ayağa, Bahçesaray, Akmescid, Kefe, Gözleve, Kerç, Yalta, Sudak gecenin ağırlığına kapılmış, uyuyor. Sokaklarda yabancı ayak sesleri. Kuytular da pusuya yatmış ordu birlikleri. Eller tetikte, kulaklar kirişte, bekliyorlar. Yıldızlar ayan beyan. korkularından mı dır nedir, titreşiyorlar. Cılız ışıklarıyla, kara geceyi dantel dantel örüyorlar. Her şehirde sokaklar kesilmiş, çatılar tutulmuş.

Canköy, bir ümit!.. İldar’ın teneke damlı, ahşap evi. Bahadırlar toplanmış, dertleşiyorlar. Gecenin iki bölüğü. Reşat’ın yüreğinde kaygılar düğüm olmuş.

- “İldar, de bana, bu bizim halimiz ne olacak? İki arada, bir derede kaldık. Hadi ben neyse, suçumu anlar gibiyim. Ne yapalım, geçici bir hevese kapılmışım. Alamanlara bel bağlamış, kurtuluşu onlarda görmüştüm. Ya siz? Kızılordu saflarında çarpışmadınız mı? Bu göğsündeki nişanları onlardan almadın mı? Yusuf, sizinle değil miydi? Mamedi, aranızda yok muydu?”

- “Doğru dersin Reşat. Fakat niye anlamaz görünür sün? Düşünsene; sen, ben, hepimiz Türk değil miyiz? Da ha bundan alâ suç mu olur?”

- “Olmazmış! Fakat, işte bunu geç anladık.”

Mamedi, atıldı.

- “Benimkisi,” dedi, “şaşkınlıktan. Baktım, olacak gibi değil. İki yanımdan ateş yağıyor. Kapanın elinde kalacağım. Orası, burası derken, Kızılordu’nun arasına karışmışım. Çok mu?”

- “Demem, o değil. Hiçbirinizi karalamak istemiyorum. Beni, yanlış anlamayın. Çare ne? Tutulacak yol hangisi? Onu konuşalım. Birliğimizi, dirlik içinde sürdürelim. Anca da, kanca da bir olalım. Ne yapalım?”

Bu soru, her gönülde yankılandı. Gözler yandı, yürekler bunaldı. Bakışlar, İldar’a çevrildi. Herkes sustu. İl dar konuştu:

- “Gerekirse, ölürüz be ağalar! Bunda tasalanacak ne var? Dün onlarlaydık, bugün karşı koysak ne çıkar?”

Bahadırlar, “olur”u bastılar. Dağılmak üzereydiler. Sokağa, karanlığa çıktıkça, parlayan süngüleri gördüler. Çaresiz, boyun eğdiler. Direnmek, nafile!

 

Orda, bir ülke var uzakta. Aramızda sadece Karadeniz. Uzatsanız kollarınızı, kucağınızda!

Bir kere, karar, yukarıdan verilmişti. Tutulmasa, olmaz. Kızılordu’nun iştahı kabartılmış, aç kurt sürüleri gibi, her eve dalmış, her kapıyı kırmış, kız kızan, çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden, rastladığı her canlıyı dışarı çıkarmış, kadınlara pılıyı pırtıyı, yazgıyı çadırı toplayacak kadar, erkeklere de üç dakikalık zaman ayırmıştı. Zaman, kıymetlenmişti. Zamanın değerini bilmeyenler, gecenin karanlığını aydınlatan kurşunlara hedef olmuştu. Her yer kaynıyor. Kırım, baştan ayağa kırılıyor. Ana, yavrusundan ayrılmış, baba, eşini, her şeyini kaybetmişti. Ortalıkta bir gürültü. Hayvanlar bağırıyor, atlar kişniyor, yavru kuzular, kara koçlar meliyor. Parıldayan süngüler, durmaksızın işliyor. Kan, tanla yarışırcasına, gecenin rengini açmaya çalışıyor. Dövülen kapılar, uçurulan çatılar, bağırıp çağırmalar! Canhıraş feryatlar! Yıkılan, kalleşçe vurulan bahadırlar! Gökyüzü ses olmuş, ses kesilmiş. Ne çare?

Duyan yok.

Bütün gece, Kırım bitti, Kırım tüketildi, baştan ayağa, dipten doruğa kırıldı.

Kırım, sürüldü.

Orda, bir ülke var uzakta. Aramızda sadece Karadeniz. Uzatsanız kollarınızı, kucağınızda!

Şafakla birlikte gece bitti, acılar olanca çıplaklığıyla görüldü. Her tarafta kan, gözyaşı ve binlerce ceset var. A yılıp bayılmaya fırsat yok. Gâvur aman dinlemiyor, zaman vermiyor. Kırımın ağırlığından olacak, mayıs güneşi bile utanmış, dağların ardına pusmuş. Ortalıkta cehennemî bir hava var. Bu havaya katlanmak zor. Bütün suratlar asılmış, bütün ağızlar kilitlenmiş. Kızılordu birlikleri bayram ediyor. Kanlı, irinli bir bayram! Yapraklar dökülmüş, çiçekler kapanmış, Kırım yeşili çürümüş. Toprak bir tuhaf olmuş, kokuyor.

Trenlere yeni katarlar eklendi. Raylar gıcırdadı. Bütün gönüllere, gurbetin kahrı sindi. Yürekler köz köz yanı yor. Herkes, balık istifi vagonlara yığıldı. Yaralılara aldıran, ağlayanlara karışan yok. Herkes endişeli, kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Kim bilir kaç yıl sürecek, hangi karanlıkta bitecek bir yolculuktur başladı. Yol boyu, direnenler kırıldı. Ama, her ölümün sonu, mutlak bir doğumdur, değil mi? Kırım yeşili, mayıs baharı tükendi. Urallar aşıldı. Yol çatallandı. Katarlardan bazıları Sibirya, bazıları da Türkistan çöllerine makas değiştirdiler. İhtiyar Kırımlı, vagonun bir köşeciğinde can verdi. Bir ana, doğum sancılarıyla kıvrandı. Yardım ettiler. Ebe Ana’nın kollarında bir çocuk, olandan, bitenden habersiz, aylayarak koca dünyaya: “Merhaba!” dedi. Çabuk davrandılar. Doğan yavruya ad verdiler, kulağına üç kere üflediler:

- “Mustafa Abdülcemil! Mustafa Abdülcemil! Mus tafa Abdülcemil!”

Sonra yollar tükendi, düğümlendi. Bütün Kırımlı, çorağın ziftine yerleştirildi.

Zor, çetin, amansız bir yeni hayat başladı. Çaresiz, boyun eğdiler. Direnmek, nafile!

 

Orda, bir ülke var uzakta. Aramızda sadece Karadeniz. Uzatsanız kollarınızı, kucağınızda!

Sonraki günlerden birinde Panof, Kırım’a geldi. Yanında karısı ve çocukları vardı. Panof, gururla seslendi:

- “İşte,” dedi, “bizim yeni yurdumuz! Nasıl, beğendiniz mi?”

Hiç, beğenmemek olur mu? Çorağın tozundan kurtulmuşlar, Kırım yeşiline sahip çıkmışlardı. Onları, yüzlercesi, binlercesi takip etti. Bu akın, günlerce sürdü. Kırım doldu, taştı. Ovayı dağı, köyü şehri, ahırı ağılı domuzlar sardı.

Domuzlar!

 

Orda, bir ülke var uzakta. Aramızda sadece Karadeniz. Uzatsanız kollarınızı, kucağınızda!

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ


Bi Yorum da Sen Yap Bakem

{ Şimdi Burdayız } { toplam 44 SAYFANIN 24 . SİNDESİNİZ } { Dolaş Biraz }

Kimliğim

Oyhan Hasan BILDIRKİ'nin bütün öyküleri. Hepsi bir arada, burada.

Menü

Ana Sayfa
Kimliğim
Resim Galerisi
İki Kere İki
Arkadaşlarım
Yazı Odam
Tutkulu Yüreğim
Admin Girişi
Site Feed RSS
Oyhan Hasan BILDIRKİ

Bağlan Bak

SEVGİYE SUSAMAK
EDEBİYAT DEYİNCE
GENÇ EDEBİYAT
SENEDE BİR GÜN
GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞTÜ
EDEBİYAT PENCERESİ
YAZI EDEBİYAT
GELİNCİK FORUM
VİDEO SEYRET, RESİM İNDİR
EĞİTİM GAZETESİ
BENİMBLOGFORUM
HAVA DURUMU
TÜRKÇE EDEBİYAT
SARIZEYBEK
KÖPRÜNÜN ÖTESİ
ÖMRÜMÜN ÖTEKİ ADI ZİNDAN
TÜRK EDEBİYATI
OYHAN HASAN BILDIRKİ

Neyin Nesi?

Ucuncugununoglesi <%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>

Müzik



Son Yazdıklarım

YAĞMURLAR BASTIRINCA
GÖVEL ÖRDEK * Oyhan Hasan BILDIRKİ
SENİ ASLA UNUTAMAM * Oyhan Hasan BILDIRKİ
GÜVERCİNLER KANADA KALKTI *Oyhan Hasan BILDIRKİ
ÇEKİRGELER * Oyhan Hasan BILDIRKİ
YENİ BİR GÜNE DOĞRU
GÜN ÇARIĞI SIKINCA
GÖKLER HEP MAVİ DEĞİL
SOPA GÜLÜ
FIRSATIN UCU
BABAM
İKİZLER
ÜÇ KIZLARIN EN KÜÇÜĞÜ
BEYAZ GÜL
DESENE BİR OCAK DAHA SÖNDÜ
KARANLIĞI YILDIZ YILDIZ DELEN KURŞUN SESLERİ
KAÇAK
KENDİNE İYİ BAK
FİNCANLAYDI DEĞİL Mİ?
MARTILAR
TEK BAŞIMA, KİMSESİZİM
YIKIM GÜNLERİ
BİNLERCE SUSAM
"KIRIM"
ENDİŞE
SAATİNİZ KAÇ?
ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ
AYGIR -2-
AYGIR
ADÂLET MÜLKÜN TEMELİ -2-
ADÂLET MÜLKÜN TEMELİ -1-
GÜN ÇARIĞI SIKINCA
SUÇ
KÜÇÜK ADAMLAR
ÇİÇEKLERLE BİRLİKTE
BİR GECENİN SONUNDA
EYLÜL
MECNUN GİBİ
BİN ACI ÇIĞLIK
UMUT DAĞLARDA

Arkadaşlarım

alisahin
alperturan
yakamoz79
uza
ata
video
mp3evi
NUR
yarbas
SAADET
komik
sadakat
Muzaffererdem
eedebiyat
mavisakal
rsevinc
zeycan

Resimlerim


Bütün Öykülerim
Banneri Kopyala
Sitene Ekle

Web BÜTÜN ÖYKÜLERİM














Öteki Resimler


Gerekenler

Sayfa.com


Bloglar Alemi

KÜLTÜR SANAT SİTE VE BLOGLARI

Site-Ekle.Com

BÜTÜN ÖYKÜLERİM TV

RESİM AL
Free Photo and Video by myphotoalbum.com

Ara Bakalım

Tahtaya Yaz

Yazmayı beceremediğimiz için tahta kapatılmıştır.
Gökkuşağı~Türkçe Edebiyat~Yüzyıla Ağıt~Dil Çerezleri