BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan



BÜTÜN ÖYKÜLERİM

AYGIR

02:24 , 9/5/2006 .. Kategori: Kuslukvakti .. 0 Yorum Yapılmış .. Bak Bari


 

     Seçimle gelmişti, seçimle gidecekti. Bunu biliyordu. Fakat ne edip yapacak, düzüne akan suları tersine çevirecek, uğruna neleri göze aldığı koltuğuna yapışacaktı. Koltuğuna oturana kadar nice dostlukları çiğnemiş, ciğeri beş para etmez nice adamlara gerdan kırmış, el ovuşturup boyun da eğmişti. Doğrusu, iyi de yapmıştı. Varsın eski dostlukların yerinde yeller essin, sevgiler hançerlensin, çıkarsız merhabalar denilmesin. Zaten kendisine yönelen her gülümsemenin altında, katıksız sövgüler yatıyordu. Bir koltuktan diğerine, uçarak konmuştu. Böylece kuledeki donuk hayatı, az da olsa renklenmişti. Hayatın acımasız, kan emici, can alıcı yüzünü öğrenmiş, kendisinden istenenleri de tek tek yerine getirmişti.

     Ziyaretçisi az olan makam odasındaydı. Her zamanki gibi de duyduğu ayak seslerinden işkillenmişti. Yanılmaz sezgisiyle ansızın kapıya baktı. Kapı, sımsıkı kapalıydı. Odasını dolduran boy boy çiçeklerin kulağı kirişte. Küredeki balık, heyecansız. Dışarıda mart soğuğu var. Aygır'ın yüreğinde, can evinin tam ortasında tarifsiz sıkıntılar. Belinin sol tarafında, kalçasının üstünde böbrek yangıları ince ince canlanıyor. Bütün bunlara rağmen, aslında biraz da huy edindiği için, giriş kapısını gören pencereye koştu. Beyaz tül perdeyi, kendisini açıkça göstermeyecek biçimde araladı. Yuvasından fırlamış gözlerini iri iri açtı, baktı. Gelen melen yoktu. Fakat merdivenleri inleten ayak sesleri de ne?

     Yoksa hayâl mi görüyordu. Hayâl, son günlerde onun da ikiz yoldaşı olmuştu. Ömrünün geçen dönemlerinde hayâlsiz, kurgusuz hiçbir günü yoktu. Tül perdeyi bıraktı, döndü. Ürkek, ayak uçlarına basa basa koltuğuna yaklaştı. Balık yemi torbasını gördü. Sağ elinin parmak uçlarının arasına iki yem taneciği sıkıştırdı. Başparmağıyla yemleri avucuna çekti. Diğer elini değirmen taşı gibi çevirdi, tanecikleri ezdi. Hazırladığı ezmeyi, kürenin açık ağzından içeri boşalttı. Durgun suyun üstü, küllendi. Küredeki balık heyecanlandı. Dışarıdaki ayak sesleri hızlandı, yakınlaştı. Şimdi kapıya vurulacak.

     Fakat ince ince canlanan böbrek yangıları yetmiyormuş gibi, yüreğinde fırtınalar estiren tarifsiz sıkıntılar ne olacak?

     Ya mart soğuğu?

     Ya yaklaşan adımlar?

     Ya... ya?

     Dalma saati çaldı. Aygır, kenetlediği elleri ensesinde, hayatının biricik hedefi olan koltuğuna çöktü. Sonsuz hayâllere, sınırsız kurgulara daldı. Çakal uykusuna yatmak istedi, olmadı. Yuvasından fırlayan iri gözlerini son bir gayretle yumdu. Keyifsiz numarasına yaslandı. Geçen zaman canlandı. Baştan sona doğru su gibi akmaya başladı. Öç almalar, sonsuz kinler, soruşturmalar için açılan tezgâhlar, başkalarının ekmeğiyle oynamalar, Şırnak, Kahramanmaraş, Ordu illeri, adam kayırmalar yeniden yaşanmaya başlandı. Hayâl perdesi kuruldu, düş makinesi çalıştırıldı.

     Önce, Hüsnü Bey ile takıştı. Müdürlük koltuğu boşalmış sayılınca Hüsnü Bey ile birlikte aynı dairenin müdürlerinden Bilge Bey, dilekçe haklarını kullandılar. İl müdürü, Hüsnü Bey'i bizzat aradı. Belki de ona cesaret vermek amacıyla, ilçeye kadar geldi.

     - Hüsnü Bey, oğlum! Vekâleti sana vereceğim, dedi.

     Bu noktadan sonra, gerili duran ipler koptu. Kuledeki adam, bütün gücüyle pazara çıktı. Çalınmadık kapı, aşındırılmadık el bırakmadı. Üstelik, ardı arkasına değişen bütün idarecilerin akrabası oluverdi. Değişen Yorum Partisi'nin ilçe yöneticileriyle can ciğer, kuzu sarması oldu. Bir çok yerden aldığı cesaretle filleşti. İl müdürü ağız değiştirdi. Hüsnü Bey'den yana tavır koyan Kaymakam, çaresiz boyun eğdi. Hakkı olanların elinden alınan hak, bu defa vekâleten Aygır'a verildi.

     Kimilerine göre Hüsnü Bey'in bir çömezi olan Aygır, telefona sarıldı. Heyecanlı ama küstah bir sesle, yüksekten konuştu:

     - Filân toplantıya sen değil, ben gideceğim ağabey! Lütfen arabayı hazırlatıver.

     - Olur benim adıma çıkmış. Sen, nasıl gideceksin?

     - Vekil benim!

     Beklenen an gelmiş, dairenin tadı tuzu kaçmıştı. Tuzu kuru olanlardan bazıları, yeni gelişmeleri sevinçle karşıladıklarından olmalı, bıyıkaltı gülücüklerini gizleyemiyorlardı. Bazılarının suratı, çarşamba pazarı! Ağızlarını bıçak açmıyor. Anlaşılan çoğu, gelecek olana tepki duyuyordu.

     Aygır, ilk zaferinin çığlığını; "Vekil benim!" sözüyle attı. Bu vekillik, belli sebepler yüzünden asla asilliğe çevrilmedi. Aygır'da da, bu sonucun ezikliği var. Bu sonucu hazırladığı düşüncesinde olduğu herkesle dalaşmaya başladı. Daire içinde yeniden yetki düzenlemeleri yaptı. Hemen her seferinde de Hüsnü Bey'in görevlerini değiştirdi. Ondan aldığı görevlerin tamamını şair Zülfü Bey'e, göstermelik olan birkaçını da Bilge Bey'e verdi. Böyle yapa yapa sonuçta Hüsnü Bey'e, dairenin ayak işlerine bakmak kaldı.

     Aslında bu noktadan çok önceleri, kitapçı Tekin Bey de, dost bildiği, aynı inancı paylaştıkları Hüsnü Bey'i defalarca uyarmıştı.

     - "Azizim!" demişti. "Biliyorsun, ben de parti yönetimindeyim. Siz, önceki dönemde bana hiç yardımcı olmadınız. Çok zarara uğradım. Çöktüm, bittim. Şimdi gün, bizim günümüz. Yeni şefiniz söz verdi. Siz de isterseniz bana yardımcı olacakmış. Seni severim. Bunu biliyorsun. Yönetimdekiler bilhassa senden, onca yılın hesabını soracaklar. Kısacası, intikam alacaklar. İlk kurban sen olma! Ağa ile iyi geçin! Sevmesen bile, sever görün."

     - İntikam alacaklar, ha? Peki, niçin bilhassa benden?

     - Onların beyni sendin.

     Bir şeyin beyni olmak, ne kadar da zormuş! Gözden düşülünce beyin, asıl suçlu yerine geçer. Bütün plânlar onun üzerine kurulur. Tuzakların en çeliği onun üzerine hazırlanır. Hüsnü Bey için de böyle yapıldı. İşsizlikten bunaldığı zamanlarda, şair Zülfü Bey'in odasına gitse, alışık olduğu sıcak ilgiyi göremiyordu. Besbelli Aygır, şairin kulağına kar suyu kaçırmıştı. Neredeyse, yıllar öncesinden aralarında kurulmuş bulunan dostluk köprülerini atacak, yok sayacaktı. Hüsnü Bey, onun odasına geldikçe, rahatsızlığını belli eder biçimde tavır alıyor, dostuna da sadece gözlüklerinin üstünden bakmakla yetiniyor, önündeki evrakları saatlerce inceliyordu. Artık birbirlerine çay ve kahve bile söylemez olmuşlardı. Üstesine bu zorlu zamanlarda şair Zülfü, boncuk boncuk terliyordu.

     Şair Zülfü Bey, terini kuruladı. Rahatlamak için geriye doğru çekildi, omuzlarını koltuğunun arkalığına dayadı. Buğulanan okuma gözlüğünü çıkardı. Belki de Hüsnü Bey ile net bir şekilde göz göze gelmek istemiyordu. Çekmecelerden birini çekti. Oradan aldığı kağıt mendil yardımıyla, gözlüğünün buğusunu sildi.

     - Hüsnü Bey, kardeşim! Sen çiçeklerden anlıyorsun. Baksana, benim küçük orospu büyümedi gitti.

     - Yerini değiştirmiş olmayasın?

     - He valla, öyle oldu. Daha çok güneş görsün diye de, oradan buraya almıştım.

     - Alışır!

     - Alışır da... Fakat siz, Bilge Bey ile birlikte yanlış yapıyorsunuz! Müdür beye ne zaman alışacaksınız?

     - Yanlışı başlatan kim acaba? Henüz ayağının tozuyla, daha yeri bile ısınmadan, senin müdürün, sudan sebeplerle kendi yalanlarına ortak olmadım diye, bana aylıktan kesme cezası verdi. Niçin bir altı veya üstü değil, düşündün mü hiç? Adam zalim. Bu yüzden de zulmetmekten hoşlanıyor.

     - Dert etme!    

     - Dert mert ettiğim de yok. İş, benimle kalsaydı, belki iyi olurdu. Benden sonra başlayan sağanağı biliyorsun. Sonunda ucunun sana da dokunmasından korkuyorum. Sevginin bittiği, güvenin kalmadığı yerde her şey olur. Göreceğiz, bakalım gelecek nelere gebe? 

     - Benim için endişe etme. Giden müdürümüzden sonra, başımıza kim gelirse gelsin ben, onunla çalışmak zorundayım. Şunun şurasında kaç günüm kaldı? Hem, müdürümüz de iyi. Üstelik, senin yetiştirmelerinden. Şu işi, yeni baştan düşünseniz de, aradaki küskünlükler kalksa, fena mı olur?

     - Bizim küskünlüğümüz, kişilere değil. Adamlar yıldırma, intikam alma sevdasındalar. Seçimlerden önce bana da yaptıkları tehditlerin yabancısı değilsin. Söz dinlemeyip, pılımızı pırtımızı hemen toplamadık. Şimdi bunların ceremesini çekiyoruz.

     - Bu kafayla daha çok çekecek gibisiniz. Hiç istememe rağmen, Bilge Bey'in makam masasıyla ilgili soruşturmayı da bana verdi.

     - Makam masasını Bilge Bey, kendi parasıyla aldı. Bunu herkes biliyor. Sen, neyin soruşturmasını yapacaksın?

     - Haberin yok mu? Masa ve koltuklarını Bilge Bey de, evine götürmüş.

     - Kendi malı dedik ya, götürür. Demek bunu araştıracaksın?

     - İstemiyorum ama...

     - İstemiyorsan, soruşturmayı kendisinin yapmasını söyle. Aslında müdürün iyi düşünüyor. Şimdi bizi birbirimize düşürecek.

     Ayak sesleriyle birlikte Aygır, şair Zülfü Bey'in oda kapısında bitti. Dudak ucuyla Hüsnü Bey'i gönülledi.

     - Ağabey, sen de burada mıydın? Bak, bu iyi. Şu masa konusunda bilgin var mı?

     - Sorulursa, var olanı söyleriz!

     - Yaa?

     Aygır, oturmak için uygun bir koltuk aradı. Sonra da nedense 

vazgeçti. Besbelli Hüsnü Bey'in varlığından da rahatsız olmuştu. Balkon penceresinden dışarı baktı. Döndü. Parmak uçlarıyla küçük orospunun yapraklarını okşadı. Sessiz, fakat sıkıntılı adımlarla odadan çıktı. Koridordan seslendi:

     - Akşama Fantasya'da partinin yemeği var. Gider miyiz?

     Şair Zülfü Bey, ne dersin gibilerden Hüsnü Bey'e baktı.

     - Isınmak için bulunmaz fırsat, dedi, ne dersin?

     - Diyeceğim, zor. Anlaşılması, daha doğrusu anlatılması güç. Sözü uzatmayacağım. Anlayana sivrisinek saz örneği; öküz bile boş kovayı boynuzuyla iter. Hava da oldukça sıcak. Yeterince ı-sınıyoruz. Fakat bu arada diyorum, kendine dikkat etsen biraz, olmaz mı? Müdürünün tavrını görüyorsun. O, bizi yanında kürdan görmek istiyor.

     - İkidir müdürün, müdürün diyorsun. Benim müdürüm de, senin değil mi?

     - O da bir ince hikâye. Bilge Bey'i üzecek misin?

     - Bilmem! Gerçek ne ise, onu ortaya çıkaracağım.

     - Hayırlısı!

     - Hem aynı konuyla müfettiş beyler de ilgileniyor. Onlar da bu işin peşindeler. Seni severim. Aramızda bunca yılın hukuku var. Ben, seninle yalnız iyi gün dostu değilim. Bilge Bey ile de öyle. Fakat dairedeki tatsızlık, ev hayatımıza da girdi. İşte buna üzülüyorum.

     Dairedeki tatsızlık, dal budak sardı. Müdürler bir yana, şefinden memuruna kadar kimsenin yüzünde meymenet kalmadı. Çark dönüyor ya, sadece iş olsun diye dönüyor. Aygır, herkesin peşine bir diğerini taktı. Dumanlı hava, boğucu. Yetmedi, bütün kapılar kilitlendi. Hatta makam odasının kilitleri, keyfe keder verdiğinden olmalı, defalarca değiştirildi. Kilitli odaya izinsiz girmek de mümkün değil. Bu oda, yalnızca Değişen Yorum Partisi'nin yandaşlarına bütün sıcaklığıyla açılıyor, ister kumpas deyin, ister izlenecek iş deyin, orada kotarılıyor. Üstelik, kardeşinin milletvekili olmasından başka bir hüneri bulunmayan son kaymakam, her durumda Aygır'ın yanında olmaktan, belki de ondan emir almaktan son derece memnun. Kaymakam Bey'in sözde yasaklamasına rağmen, Aygır'ın resmî araba saltanatına diyecek yok. Eski müdürün gayreti, Bilge Bey'in maharetiyle Ankara'dan getirilen siyah renkli resmî araba, özel işlere koştuğundan, zaman zaman da petrol borcu yüzünden kısa aralıklarla trafiğe çıkamadı. Borçları, çok kere daireyle iş yapan diğer kurumlara fatura edildi.

     Siyah resmî araba, her sabah Aygır'ın çocuklarından birini, ilçenin en seçkin okuluna taşıdı. Yetmedi, çarşamba pazarına bile çıktı. Aygır'ın pazar masrafları da evine taşındı. Dahası; hemen her gün Aygır, ilçenin bütün köylerini resmî araba ile defalarca dolaştı. Bu dolaşmalarda daha çok, bir firmanın kolonyaları görücüye çıkarıldı. Mal Müdürü sayesinde, çok zaman bulunmaz Hint kumaşına dönen yolluk parası, bekletilmeksizin saati saatine Aygır'a ödendi. Göstermelik yatırımların dışındaki bütün yatırımlar durduruldu.

     Göstermelik yatırım ihalelerinden birisinde, işin teknik inceliklerini bilmeyen Aygır tarafından, Hüsnü Bey görevlendirildi. Bu sırada Aygır'ın sudan bir işi çıkmıştı. İhaleye, bilinen usullerle kendilerine davetiye çıkarılan Değişen Yorum Partisi yandaşları katılmıştı. Devletten yana tavır koyan Hüsnü Bey, ihaleyi hemen başlattı. İhale, belirlenen rakamın çok altında fiyat kırımıyla fakat yine de bir önceki yılın iki katına, partiye daha yakın olan yandaşlardan şapkalısında kaldı. Tam iş bağlandı, imzalar da tamamlansın derken, Aygır da çıktı geldi. Suratı asık, kızarmış ve dargındı.

     - Hüsnü Bey ihaleden çekilecek. İhale yeni baştan, benim başkanlığımda yapılacak.

     Hüsnü Bey karşı çıkacak olduysa da, dinleyen bulunmadı. İhale oldukça pahalı bir bedel üzerinden yenilendi. Daha sonraki günlerde yapılan bu değişiklik anlam kazandı. Şapkalı yandaş, Aygır'ın evinin panjurlarını yaptırıverdi. Zaman, geçen zamandan çok farklı bir yolda ilerliyordu. Duvarlar karşılıklı örülüyor, küçük hediyeler pazarlanıyordu.

     Sonunda küçük hediyeler, giderek devleşti. Hediyenin küçüğü büyüğü olmaz anlayışı, Aygır'ı sardı. Yakasını, tez köşeyi dönme merakına kaptırdı. Evinin koltuk takımlarından başladı, modeli küçük arabasını değiştirdikten sonra, deniz kenarında yazlık evlere kadar çıktı. Zenginleştikçe, cimrileşti. Makam odasında içilen çay, kahve parasının yüksekliğini bahane ederek, çaycısını payladı. Diliyle konuklarına ikramda bulunurken, gözleriyle getirme işareti verdi. Konukların çoğu, ikram gelir umuduyla ziyaretlerini uzatsalar da, boşuna beklediler. Sabırsızları kalkıp gitti. Dayanıklı olanları, bir bahaneye sığınıp makamından ayrılan Aygır'ı, az da olsa tanıdılar. Bu durumdakilerin hemen hepsini, Zülfü Bey yolcu etti, uğurladı. Her seferinde de müdürünün sayısız özürlerini bildirdi.

     Aygır, kelimenin tam anlamıyla hesap adamı olup çıkmıştı. Bir gün, adamlarından ikisini, Konyalı ile Titrek'i, Hüsnü Bey ile Zülfü Bey'in üstüne yolladı. Bu ikisi, hem birbirleriyle, hem de Aygır ile can ciğer, kuzu sarmasıydılar. Aldıkları görevi, bekletmeden yerine getirmek için yola çıktılar. Mahmur bakışlı Konyalı önde, kafası belli zaman aralıklarıyla ense kökünden öne doğru oynayan Titrek arkada, Zülfü Bey'in odasına girdiler.

     Konyalı, kendisinin bile zor duyabileceği bir ses tonuyla konuya kestirmeden girdi, konuştu:

     - Müdürüm, sizinle önemli bir şeyi görüşecektik.

     - Görüşürüz!

     - Fakat Hüsnü Bey'i de seslesek...

     - Sesleyelim.

     - Yook, yok! Ben gider, sizin çağırdığınızı söylerim.

     - Olur!

     Açık kapıdan olanı biteni duyan Hüsnü Bey, odasından çıktı, geldi. Reyhanların süslediği sehpanın yanındaki koltuğa gömüldü.

     - Mesele nedir?

     Konyalı cevapladı:

     - Şu kooperatif meselesi. Müdürümüz, oradaki yöneticilik görevinizi bırakmanızı ve bir basın toplantısı yaparak kooperatiften de ayrıldığınızı açıklamanızı istiyor.

     - Kendisi ne yapacak?

     - O konuda, bizim bilgimiz yok. Bize söylenen bu! Ayrılışınız ikiniz için iyi olacakmış!

     Zülfü Bey, işin içinden sıyrıldı:

     - Ben zaten ayrıldım. Çıkışımı da yaptırdım. Müdürüme bugün söyleyecektim. Ama fırsatım olmadı. Hüsnü Bey kardeşim de ayrılırsa, kendisi için iyi olur. Temiz adı, kirlenmez.

     - Bırakın, kararı ben kendim vereyim.

     Titrek, ilktir sessizliğini bozdu:

     - Acele et Hüsnü Bey, dedi, elini çabuk tut!

     - Bu, bir tehdit mi?

     - Böyle düşünürsen, öyle say!

     - Dua edin, benim odamda değilsiniz.

     - Olsak, ne yapardın?

     - Size hemen kapıyı gösterirdim.

     - Bizimkisi elçilik.

     - Olabilir!

     Her şeyden habersizmiş gibi davranan Aygır, koridoru arşınlayıp memurların odasına geçti. Orada durmadı, döndü. Açık kapıdan boynunu uzattı.

     - Ağabey! dedi Hüsnü Bey'e. İşin bitince bana uğrar mısın?

     - Çalışırım.

     - Çalışma, gel!

     Hüsnü Bey, son günlerin tatsızlıklarını yüreğinde duya duya, tekin olmayan bu adamın yapacaklarından değil, yandaşlarının diyeceklerinden çekindiği için, makam odasının kapısından içeri girdi. Aygır, küredeki balığını yemlemekteydi. Balığıyla, pek de terbiyeli olmayan bir dille konuşuyordu. Geleni fark edince, usturupsuz konuşmalarını kesti, makam koltuğuna kuruldu. Hüsnü Bey'e, azıcık tepeden bakar gibiydi. Fakat, açıkça görünen o ki, bir konuda yine Hüsnü Bey'in eline düşmüştü. Bu yüzden, onun hoşuna gidecek durumu bulmaya çalışıyordu.

     - Gel ağabey, gel! Yok, yok! Oraya değil! Bu tarafa geç!

     - Burası iyi.

     - Olur mu ağabey? Şöyle yakınıma gel. Ne alırız?

     - Hiçbir şey alacak hâlde değilim.

     - Keyifsizsen, sevk hazırlasınlar! Doktora çık.

     - Hayır, hayır!

     - Bilirim: Harmanı, tutulan döver anlayışındasın yine.

     - Belki.

     - Ağabey! Bu dairede en yakınım olarak seni görüyorum. İşin doğrusu da, bu! Sana verdiğim cezayı, başkasının, daha doğrusu Bilge Bey'in ağzına bakarak verdim.

     - Cezayı geç bir kalem! O hususta gereken yerlere başvurumu çoktan yapmıştım. Şimdi neticeyi bekliyorum. Asıl konuya gelsen...

     - Önemli değil, basit bir mesele. Fakat, bunu da ancak sen çözebilirsin.

     - Ne olduğunu anlat öyleyse.

     - Biliyorsun, şimdi yönetiminde bulunduğun yarı devlet destekli kooperatifin kurucuları arasındaydım. Giden müdürle aramız soğuyunca, aidatlarımızdan bazılarını yatıramadık. Zaten aldığımız ne ki? Üstesine hanımı da ortak etmiştim. İki hissenin aidatını zamanında ödemek güçleşti. Hem bu kooperatifin geleceğini de pek parlak görmüyorum. Senin, şimdiki başkanla aran iyi. Ben, kendisiyle kavgalıyım. Kooperatiften ayrılmak istiyorum.

     - Peki! Benden istediğin ne?

     - Benim aidatlarımı tamı tamına alıvermen.

     - Biliyorsun, her çıkış sonunda masraf kesiliyor.

     - İşte ben, o kesintileri yaptırmak istemiyorum.

     - Önemli bir kesinti değil ki!

     - Olsun! Tek kuruşumun bile kooperatife kalmasını istemiyorum.

     - İsteğini başkana iletirim.

     - Çek mek istemem. Paramı nakit olarak alıver, ağabey!

     - Deneyeceğim.

     Hüsnü Bey, son sözünü; domuzdan bir kıl daha koparmak amacıyla seslendirmişti. Aslında Aygır, kooperatiften son seçimde aldığı hezimet sebebiyle ayrılmak istiyordu. Kendisine bağımlı onca üye, nedense haklarını savunuyor görünen bu adama arka çıkmamıştı. Kuyruk acısını bu şekilde bastırmak istiyordu. Ama, gemisini kurtaran kaptan anlayışındaydı. Kendisi parasını, kuruşu kuruşuna, hem de tam olarak alsın. Gerisi önemli değil.

     - Ağabey, bir balığa bakamıyor seninkiler!

     - Nasıl davranacaklarını anlatmamışsındır.

     - Yo, yo! Öyle değil! Bana duydukları tepkiyi, şu balığıma da gösteriyorlar. Oysa zavallının ne günahı var?

     - Senin balığın ya!

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ



Bi Yorum da Sen Yap Bakem

{ Şimdi Burdayız } { toplam 44 SAYFANIN 29 . SİNDESİNİZ } { Dolaş Biraz }

Kimliğim

Oyhan Hasan BILDIRKİ'nin bütün öyküleri. Hepsi bir arada, burada.

Menü

Ana Sayfa
Kimliğim
Resim Galerisi
İki Kere İki
Arkadaşlarım
Yazı Odam
Tutkulu Yüreğim
Admin Girişi
Site Feed RSS
Oyhan Hasan BILDIRKİ

Bağlan Bak

SEVGİYE SUSAMAK
EDEBİYAT DEYİNCE
GENÇ EDEBİYAT
SENEDE BİR GÜN
GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞTÜ
EDEBİYAT PENCERESİ
YAZI EDEBİYAT
GELİNCİK FORUM
VİDEO SEYRET, RESİM İNDİR
EĞİTİM GAZETESİ
BENİMBLOGFORUM
HAVA DURUMU
TÜRKÇE EDEBİYAT
SARIZEYBEK
KÖPRÜNÜN ÖTESİ
ÖMRÜMÜN ÖTEKİ ADI ZİNDAN
TÜRK EDEBİYATI
OYHAN HASAN BILDIRKİ

Neyin Nesi?

Kuslukvakti <%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>

Müzik



Son Yazdıklarım

YAĞMURLAR BASTIRINCA
GÖVEL ÖRDEK * Oyhan Hasan BILDIRKİ
SENİ ASLA UNUTAMAM * Oyhan Hasan BILDIRKİ
GÜVERCİNLER KANADA KALKTI *Oyhan Hasan BILDIRKİ
ÇEKİRGELER * Oyhan Hasan BILDIRKİ
YENİ BİR GÜNE DOĞRU
GÜN ÇARIĞI SIKINCA
GÖKLER HEP MAVİ DEĞİL
SOPA GÜLÜ
FIRSATIN UCU
BABAM
İKİZLER
ÜÇ KIZLARIN EN KÜÇÜĞÜ
BEYAZ GÜL
DESENE BİR OCAK DAHA SÖNDÜ
KARANLIĞI YILDIZ YILDIZ DELEN KURŞUN SESLERİ
KAÇAK
KENDİNE İYİ BAK
FİNCANLAYDI DEĞİL Mİ?
MARTILAR
TEK BAŞIMA, KİMSESİZİM
YIKIM GÜNLERİ
BİNLERCE SUSAM
"KIRIM"
ENDİŞE
SAATİNİZ KAÇ?
ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ
AYGIR -2-
AYGIR
ADÂLET MÜLKÜN TEMELİ -2-
ADÂLET MÜLKÜN TEMELİ -1-
GÜN ÇARIĞI SIKINCA
SUÇ
KÜÇÜK ADAMLAR
ÇİÇEKLERLE BİRLİKTE
BİR GECENİN SONUNDA
EYLÜL
MECNUN GİBİ
BİN ACI ÇIĞLIK
UMUT DAĞLARDA

Arkadaşlarım

alisahin
alperturan
yakamoz79
uza
ata
video
mp3evi
NUR
yarbas
SAADET
komik
sadakat
Muzaffererdem
eedebiyat
mavisakal
rsevinc
zeycan

Resimlerim


Bütün Öykülerim
Banneri Kopyala
Sitene Ekle

Web BÜTÜN ÖYKÜLERİM














Öteki Resimler


Gerekenler

Sayfa.com


Bloglar Alemi

KÜLTÜR SANAT SİTE VE BLOGLARI

Site-Ekle.Com

BÜTÜN ÖYKÜLERİM TV

RESİM AL
Free Photo and Video by myphotoalbum.com

Ara Bakalım

Tahtaya Yaz

Yazmayı beceremediğimiz için tahta kapatılmıştır.
Gökkuşağı~Türkçe Edebiyat~Yüzyıla Ağıt~Dil Çerezleri