BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan



BÜTÜN ÖYKÜLERİM

KARANLIĞI YILDIZ YILDIZ DELEN KURŞUN SESLERİ

06:12 , 7/3/2007 .. Kategori: Guncarigisikinca .. 1 Yorum Yapılmış .. Bak Bari

 

      Kasabayla şehir arası bir yer. İsterseniz şehir, dilerseniz kasaba deyin. Her iki anlatıma da uygun düştüğünü göreceksiniz. İlkbaharla birlikte, az da olsa, vitrinleri seyreden, kaldırımları çiğneyen “minili kızlar” ve “kotlu delikanlılar” ortalıkta kol gezmeye başlar. Hemen her mevsim, herhangi bir caddenin tam ortasında, trafik düzenini altüst eden sığır veya davar sürülerine de rastlarsınız. Her sokağa dökülmüş tavuklar, ördekler... Çöp artıklarının olduğu yerlerde deşinir, karınları doyunca bir köşede pineklerler. Kalabalık saatlerde gıdaklayan, viyaklayan sesler yüzünden korkuya kapılır, sokaklardan telâşla geçersiniz. Eski kahvelerde yine, dama, tavla, domino bulunur. Fakat sözüm ona kıraathanelere langırt’lar, okey’ler, bilardo’lar girmiştir.
      Şehrin bir yarısı, hemen arkasında uzanan, ucu bucağı olmayan zeytinliklerle kaplı sıra sıra dağlara sırt verirken, diğer yarısı bereketli toprakların karnına saplanan bir hançer gibi, güzelim ovaya doğru yayıldıkça yayılır. Kurak geçen yaz günlerinde, daha çok temmuz ortalarında, şehrin dağlık kesimi, susuzluktan kıvranır. Sellerin felâket hâlini aldığı günlerde ise, hançer suya gömülür. O zaman, sal artığı, derme çatma bir sırığın yedeğinde çalışan kayıklar, caddelerde dolaşmaya başlar. Her kayık, taşıdığı yükün ağırlığı altında alabora olacak gibi görülür. Fakat, sırığına kuvvetle hükmedebilen kayıkçı, kişilere ve eşyalara hiçbir zarar vermeden, karşı yamacın su çıkmayan bir yerine ulaşır, yükünü boşaltır. Aşağıdan yukarıya, geçici konuklar gelir. Yukarıdakiler, yeni gelenleri bağırlarına basar, onlara ikramda bulunurlar. Acı soğan, kuru yavan, neleri varsa paylaşırlar. Sofralar şenlenir, karşılıklı olarak çekilen dertler üzerine konuşmalar yapılır.
      Hele çocuklar? En güzel dostluklar, böyle günlerde kurulur. En güzel oyunlarla sürer gider. Bazen kaş, göz yırtılır. Kısa süren dargınlıklar başlar. Bazen gün devrilmesine rağmen, kendilerini olanca güçleriyle oyuna veren çocukları içeri almak zorlaşır. Sokak, evin içinden daha mı güzeldir, ne?
      Özgür ve Cihat, böyle bir mevsimde tanıştılar. Büyüklere felâket olan her şey, bu iki sevimli yaramaz için, bitmez tükenmez bir mutluluk kaynağıydı. Aileleri, zor günlerinde birbirlerine yardımcı olmak için yarıştıklarından, bu ikisinin kaynaşıp, anlaşması kolay oldu. Renkleri bir yana bırakılırsa, sanki ikiz kardeş gibiydiler. Bir örnek giyinirler, elmayı, ayvayı, narı bir iştahla severler, aynı oyunlardan hoşlanırlardı.
      Nasılsa bir gün, bozuştular...
      Bir temmuz ortasında, yukarı mahallede suların kesildiği bir zamanda, su bakraçlarını yüklenen Cihat, aşağıya, Özgür’lere gitmişti. Temiz su alacak, evlerinin su ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olacaktı. Sıcaktan mıdır, nedir, belki biraz da sarışın olduğundan, Özgür’ün eli, yüzü vıcık vıcık, bir bakışta görülen cinsten kirliydi. Besbelli, tarladan yeni gelmiş, yolda rastladığı römorklara takılmadan yapmamıştı. Tekerleklerin savurduğu yolun olanca tozu, terden buram buram tüten eline, yüzüne bulaşmıştı.
      Özgür, su bakraçlarının tıngırtısını duydu. Fakat nedense, Cihat’ı görmezden geldi. Karabaş’ın havlamasına, yaydan fırlayan bir ok gibi ileri atılıvermesine aldırmadı. Bereket Karabaş, Cihat’a alışıktı. Gelenin bir tanıdık olduğunu görünce, niyetinden vazgeçmiş, Cihat’ın bacaklarına dolanmış, sevgi gösterisine başlamıştı.
      Cihat, Özgür’e gücenir gibi oldu. Fakat belli etmedi. Hiç bir şey de söylemedi. Avludaki çeşmeye yanaştı. Dağara konan arıları kovaladı. Çeşmeyi açtı, bir bakracı altına tuttu.
      - Demek ki, diye düşündü, artık su almamızı istemiyorlar. Haklılar. Ne de olsa sular azaldı.
      Dolan bakracı kaldırdı, diğeriyle değiştirdi. Kendisine yaklaşan ayak seslerini duydu, aldırmadı. Çeşmeyi kapattı. Bakraçları omuzladı. Avlu kapıdan dışarı çıktı, yürüdü. Peşindeki ayak sesleri, bir avuç toprak olmuş, dolu bakracın içindeki temiz suyu bulandırmış, yakıcı güneşin koyu ışıkları altında, pırıl pırıl parlayan kum zerrecikleri suda oynamaya başlamıştı.
      Cihat, ne bakracı bıraktı, ne döndü. Öfkesinden kızardı, burnundan soludu. Kendisine takılanın, bu cehennem ateşleri gibi kavuran sıcakta, muzipliğini elden bırakmayanın Özgür olduğunu biliyordu.
      Özgür, yaptığı yetmiyormuş gibi, üstesine kahkahayla güldü.
      - Tabansız! Korkak seni! dedi. Cihat, aldırmadı. Fakat, ilktir yüreciği ezildi. Yanakları alev alev yandı. Ağlayacak gibi oldu. Ağlayamadı. Dökemediği gözyaşlarıyla, ezilen yüreğini suladı. Bakraçlar, ağırlığından değil, uğradığı hakaretin sancısından olsa gerek, omuzlarını çökertir gibi oldu. Yukarıya çıktı, evlerine girdi.
      Bakraç tangırtısına çıkan annesi:
      - Nerde kaldın oğlum? Geciktin ya! dedi.
      Cihat seslenmedi. Vardı, arka bahçeye geçti. Yüreğinin yangınını dindirmek için, sessizce ağladı.
      Bakraca uzanan Hanife Hanım, içindeki suyun bulanık olduğunu gördü. Arka bahçedeki oğluna çıkıştı.
      - Gözü kör olasıca! dedi. Bu, ne hâl? Aşağılarda duru su kalmadı mı ki, bulanık suyu aldın, geldin?
      Kavradığı bakracı tuttu, avlunun döşeme taşlarının üzerine döktü. Su, temmuz sıcağını emen taşların cızırdamasını sağladı. Az sonra, duman duman oldu, göğe doğru yükseldi. İkinci bakracı alan Hanife Hanım içeri girdi, mutfağa geçti.
      Cihat’ın yüreğinde şimşekler, yıldırımlar, kasırgalar... Beyninde sisli, bulanık uğultular! Sislerin arasında, Özgür’ün hayâli, durmaksızın nanikler yapıyor.
      Cihat, bir ağacın gölgesine oturdu. Biraz serinlemek, az da olsa, Özgür’ün hayâlinden uzaklaşmak istiyordu. Katar katar olmuş karıncaları gördü. Kum gibi kaynıyorlar. Bir taneciğin umuduna doğru gidiyorlar. Aralarında ne kin, ne öfke var. Hep bir arada kaynaşabiliyorlar.
      Halbuki Özgür? Ah, şu yaramaz, burnu büyük Özgür! Kendisine ne de çok arka buluyor? Bir olayı başlatmasına rağmen, sorumluluğundan da sıyrılıveriyor. O, daima haklıdır. Ele avuca sığmayan bir yaradılışın sahibidir. Fakat bu durum, ona nice kazançlar sağlamaya yetiyor.
      Cihat, isteksiz, biraz da çekingen bir şekilde içeri girdi.
      - Ana, diye seslendi. Su ister misin?
      Bulaşıkları kurulayan anası:
      - Hayır! dedi. Lâkin bu kepazelik nedir? Anlamak istiyorum.
      - Özgür’ün işi!
      - Özgür’ün mü?
      - Onun ya... Geçen gün de böyle yapmıştı. Onlardan su almamızı istemiyor. Arif’e söylemiş: Onlar göçmen, biz yerliyiz! demiş. Elin yabanından geldiler, bizim bağların ortağı oldular.
      Hanife Hanım, sözün burasında irkildi.
      - O, nasıl lâf, öyle? dedi.
      Cihat, sustu. Besbelli, konuşmasını sürdürse, lâfın sonu geldiğinde, yine kendisi suçlu görülecek, en yakını tarafından bile Özgür arkalanacaktı.
      Gün devrildikçe, günler geçti, gitti.
      Özgürle Cihat, ortaokula başladılar. Aynı sınıfın havasını yudumlamaya, öğretmenlerinden yeni bilgiler öğrenmeye çalıştılar. Hatta, aynı sırayı paylaştılar. Birbirlerine karşı duydukları öfke küllenmiş, zaman yumağı içinde kaybolmuştu.
      Sadece, seçtikleri yabancı dil farklıydı.
      Bu fark?
      Bu fark?
      Ah, bu fark?
      Büyüklerin, konuya yanlış bakmaları, İngilizce’nin Fransızca’ya olan üstünlüğünü tartışmaları, yok mu? Küllenen öfkeleri alevlendirdi.
      Cihat’a;
      - Gördün mü? dediler. O, iyisini seçmiş. Kendisine kolayca iş bulacak. İmkânı iyi okullarda okuyacak! Ya sen? Ya sen?  
      Bu, “Ye sen?”ler, Cihat’ı yedi, bitirdi. Delikanlılığının ilk günlerini sevimsizleştirdi.
      - “Ne olacak kötüsünü seçtiysem?” diyemedi.
      Üstelik, şanssızlığına da yakınmadı. Üzüldüyse bile, bütün acılarını içine attı. Katılaştı.
      Sınıflar büyüdükçe, çok şeylerin gayretiyle olacak, aralarındaki gerginlik arttı. Dilleri, inançları, sevgileri başkalaştı. Büyük bir zıtlığın dönemeçlerinde dolandılar. Birisi “bayrak” dedikçe, öteki; “bez parçasıdır” diye ekledi. “Vatan, millet” kavramları “Sakarya”laştı. Özgür’le Cihat, iki ayrı dünyanın insanı olup çıktılar.
      Ayrılık, düşmanlık çekicisi oldu. Taraflaştılar. Kanlı bıçaklı oldular. Zaman, gelecek için tehlikeli sonuçlar doğuracak olan ağlarını ördükçe ördü. Ağın çekiciliğinin büyüsüne kapıldılar.
      Özgür, ayağında Amerikan kotu, dudağında yabancı sigaralarla, alanlarda haykırdı:
      - “Kahrolsun şovenizm! Yaşasın tam bağımsızlıktan yana direnenler! Katil oligarşi!”
      Böylesine bağırtıların alanları doldurduğu, yürekleri buruklaştırdığı bir gün bitiminin gecesinde, şehrin öteki ucunda, su depolarının yanında, karanlığı yıldız yıldız delen kurşun sesleri görüldü. Otuzunda ya var, ya yok olan Bekçi Gazi, bir elini kalbine götürdü:
      - Yandım,  anam! diye haykırdı.
      Sendeledi. Gözleri karadı. Lâmbası kör kör yanan bir elektrik direğinin dibine yığıldı, kaldı.
      Hızla giden bir araba sesi karanlığı yırttı. Sonra, pencerelerin koyu perdeleri kımıldadı, açıldı. Dışarıya, sokağın bu tarafına bazı başlar uzandı. Çoğu, karanlığın kendilerine hazırladığı tuzakların neler olabileceğini düşündüklerinden olmalı, dışarıya çıkamadılar, olay yerine koşamadılar. Korkunun en soysuzu gelip yüreklerine çöktü.
      Bekçi Gazi’nin kalbinde kırmızı güller açtı. Elleri kan kırmızısıyla boyandı. Sokağın aydınlanan kıyısında bir kan gölü ortaya çıktı. Bekçinin açık, fakat donuk bakışları, sanki imdat ister gibiydi. Lâkin hayli zaman, bu çağrıyı duyan, gören olmadı. Sanki şehir susmuş, kadınlı erkekli bütün insanlar, bir “kapan”ın dişlilerine takılmışlardı.
      Hani zaman sonra Hanife Hanım, karşı komşuya seslendi:
      - Kör olasıca komşu! Erkeğin evde değil mi? Silâh seslerini duymadınız mı?
      - Duyduk! Duyduk!
      - Eee, ne duruyoruz?
      - Ne yapalım kardeş?
      - Ben çıkıp bakacağım. Bir ses duydum da...
      Bu defa, Şükriye Hanım’ın kocası lâfa karıştı. Avluya çıkmış olmalıydı... Ayak sesleri yükseldi. Dayaklı kapının sürgüsü çekildi.
      - Hanife komşu! Ben önden gidiyorum. Ne olur, ne olmaz? Başımızda devlet yok ki, bize kol kanat gersin. Acele işe şeytan karışırmış derler. Siz, bizim köroğluyla arkadan gelin.
      Başörtüsünü düzelten Hanife Hanım;
      - Olur, olur! dedi.
      Çıktılar.

      Oyhan Hasan BILDIRKİ


Bi Yorum da Sen Yap Bakem

yorum

11:53 , 20/5/2007 .. Yazan: Anonymous
cok guzel olmuş ama bana olay hyazısı nasıl başlanıt hangi dille anlatılır bu lağzım ama

{ Şimdi Burdayız } { toplam 44 SAYFANIN 16 . SİNDESİNİZ } { Dolaş Biraz }

Kimliğim

Oyhan Hasan BILDIRKİ'nin bütün öyküleri. Hepsi bir arada, burada.

Menü

Ana Sayfa
Kimliğim
Resim Galerisi
İki Kere İki
Arkadaşlarım
Yazı Odam
Tutkulu Yüreğim
Admin Girişi
Site Feed RSS
Oyhan Hasan BILDIRKİ

Bağlan Bak

SEVGİYE SUSAMAK
EDEBİYAT DEYİNCE
GENÇ EDEBİYAT
SENEDE BİR GÜN
GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞTÜ
EDEBİYAT PENCERESİ
YAZI EDEBİYAT
GELİNCİK FORUM
VİDEO SEYRET, RESİM İNDİR
EĞİTİM GAZETESİ
BENİMBLOGFORUM
HAVA DURUMU
TÜRKÇE EDEBİYAT
SARIZEYBEK
KÖPRÜNÜN ÖTESİ
ÖMRÜMÜN ÖTEKİ ADI ZİNDAN
TÜRK EDEBİYATI
OYHAN HASAN BILDIRKİ

Neyin Nesi?

Guncarigisikinca <%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>
<%CategoriesTitle%>

Müzik



Son Yazdıklarım

YAĞMURLAR BASTIRINCA
GÖVEL ÖRDEK * Oyhan Hasan BILDIRKİ
SENİ ASLA UNUTAMAM * Oyhan Hasan BILDIRKİ
GÜVERCİNLER KANADA KALKTI *Oyhan Hasan BILDIRKİ
ÇEKİRGELER * Oyhan Hasan BILDIRKİ
YENİ BİR GÜNE DOĞRU
GÜN ÇARIĞI SIKINCA
GÖKLER HEP MAVİ DEĞİL
SOPA GÜLÜ
FIRSATIN UCU
BABAM
İKİZLER
ÜÇ KIZLARIN EN KÜÇÜĞÜ
BEYAZ GÜL
DESENE BİR OCAK DAHA SÖNDÜ
KARANLIĞI YILDIZ YILDIZ DELEN KURŞUN SESLERİ
KAÇAK
KENDİNE İYİ BAK
FİNCANLAYDI DEĞİL Mİ?
MARTILAR
TEK BAŞIMA, KİMSESİZİM
YIKIM GÜNLERİ
BİNLERCE SUSAM
"KIRIM"
ENDİŞE
SAATİNİZ KAÇ?
ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ
AYGIR -2-
AYGIR
ADÂLET MÜLKÜN TEMELİ -2-
ADÂLET MÜLKÜN TEMELİ -1-
GÜN ÇARIĞI SIKINCA
SUÇ
KÜÇÜK ADAMLAR
ÇİÇEKLERLE BİRLİKTE
BİR GECENİN SONUNDA
EYLÜL
MECNUN GİBİ
BİN ACI ÇIĞLIK
UMUT DAĞLARDA

Arkadaşlarım

alisahin
alperturan
yakamoz79
uza
ata
video
mp3evi
NUR
yarbas
SAADET
komik
sadakat
Muzaffererdem
eedebiyat
mavisakal
rsevinc
zeycan

Resimlerim


Bütün Öykülerim
Banneri Kopyala
Sitene Ekle

Web BÜTÜN ÖYKÜLERİM














Öteki Resimler


Gerekenler

Sayfa.com


Bloglar Alemi

KÜLTÜR SANAT SİTE VE BLOGLARI

Site-Ekle.Com

BÜTÜN ÖYKÜLERİM TV

RESİM AL
Free Photo and Video by myphotoalbum.com

Ara Bakalım

Tahtaya Yaz

Yazmayı beceremediğimiz için tahta kapatılmıştır.
Gökkuşağı~Türkçe Edebiyat~Yüzyıla Ağıt~Dil Çerezleri