<OSMANLICA KURSU VE SÖZLÜĞÜ-2>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti


OSMANLICA KURSU VE SÖZLÜĞÜ-2
Benim hakkımda

Eğitim

Son yazılarım
Menü
Arkadaşlarım

    DİĞER SİTELERİM




    TAVSİYE SİTELER










    CANSUYU YARDIM DERNEĞİ

    İNSANİ YARDIM VAKFI

    DENİZ FENERİ YARDIM DERNEĞİ

    ŞEFKAT DERNEĞİ

    KİMSE YOKMU DERNEĞİ

     ARKADAŞINA TAVSİYE ET!




    KATİLLERİ BOYKOT



    counter
    counter




    free counters






    2 sayfadan 1 . sayfa
    SAYFAYI GERİ ÇEVİR | SAYFAYI İLERİ ÇEVİR
    9/9/2008 - OSMANLI HARFLERİ

     

                                        OSMANLI HARFLERİ


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 1. DERS
                      1. DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 2.DERS
                                      2.DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 3.DERS
                                                            3.DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 4.DERS
                         4.DERS

                    http://rapidshare.com/files/132597423/4osmanlica_kursu4.zip.html


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 5.DERS
                  5.DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 6.DERS
                                 6.DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 7.DERS
                                       7.DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 8.DERS
                                                     8.DERS

                 http://rapidshare.com/files/132595302/8osmanlica_kursu8.zip.html


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 9.DERS
                          9.DERS

               http://rapidshare.com/files/132594998/9osmanlica_kursu9.zip.html


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 10.DERS
                      10.DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - 11.DERS
                                             11.DERS

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - OSMANLI TÜRÇESİ SÖZLÜĞÜ- A HARFİ

                    OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ

                    Prof. Dr. Mehmet KANAR 

                                A

    â (F.) [ 1 [آ .ünlem edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı
    pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek.
    a’dâ (A.) [ اعدا ] düşmanlar.
    a’dâd (A.) [ اعداد ] sayılar.
    â’ik (A.) [ عائق ] engel.
    a’lâ (A.) [ اعلی ] en yüksek, en yüce.
    a’lâf (A.) [ آلاف ] otlar.
    a’lâl (A.) [ 1 [اعلال .hastalıklar. 2.sebepler.
    a’lâm (A.) [ 1 [اعلام .bayraklar. 2.özel isimler.
    a’lem (A.) [ اعلم ] en iyi bilen.
    a’mâ (A.) [ اعمی ] kör.
    a’mâk (A.) [ اعماق ] derinlikler.
    a’mâl (A.) [ اعمال ] işler, ameller, davranışlar.
    a’mâr (A.) [ 1 [اعمار .ömürler. 2.yaşlar.
    a’nî (A.) [ اعنی ] yani.
    a’râb (A.) [ اعراب ] Araplar, çöl arapları.
    a’râbî (A.) [ اعرابی ] çöl arabı.
    a’râz (A.) [ اعراض ] belirtiler.
    3
    a’sâb (A.) [ اعصاب ] sinirler.
    a’sâr (A.) [ اعصار ] yüz yıllar.
    a’şâr (A.) [ اعشار ] öşür vergileri, onda birler.
    a’şârî (A.) [ اعشاری ] ondalık.
    a’vec (A.) [ اعوج ] yamuk, eğri büğrü.
    a’ver (A.) [ اعور ] tek gözlü.
    a’yâd (A.) [ اعياد ] bayramlar.
    a’yân (A.) [ 1 [اعيان .ileri gelenler, eşraf, sosyete. 2.gözler.
    a’yün (A.) [ 1 [اعين .gözler. 2.pınarlar.
    a’zâ (A.) [ 1 [اعضا .üyeler. 2.organlar.
    a’zam (A.) [ اعظم ] en büyük.
    âb (F.) [ 1 [آب .su. 2.deniz. 3.ırmak. 4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter. 7.döl suyu.
    8.sidik. 9.parlaklık. 10.yüzsuyu. 11.letafet, hava.
    âb (F.) [ آب ] Ağustos.
    âb -ı âbistenî [ 1 [آب آبستنی .meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.
    âb -ı adâlet [ 1 [آب عدالت .adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.
    âb -ı ahmer [ 1 [آب احمر .kızıl su. 2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı.
    âb -ı âteşîn [ 1 [آب آتشين .ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.
    âb -ı bâdereng [ 1 [آب باده رنگ .kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.
    âb -ı engûr [ 1 [آب انگور .üzüm suyu. 2.şarap.
    âb -ı harâbât [ آب خرابات ] (meyhane suyu) şarap.
    âb -ı kevser [ 1 [آب کوثر .cennet suyu, 2.şarap.
    ab’âb (A.) [ عبعاب ] vantrolog.
    4
    abâ (A.) [ 1 [عبا .kaba yün kumaş. 2.aba.
    âbâ’ (A.) [ 1 [آباء .babalar. 2.gezegenler.
    âbâd (A.) [ آباد ] ebedler.
    âbâd (F.) [ آباد ] bayındır, mamûr.
    âbâd etmek/eylemek 1.mamûr etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek.
    âbâd olmak 1.mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.
    âbâdân (F.) [ آبادان ] bayındır.
    âbâdânî (F.) [ آبادانی ] bayındırlık.
    âbâdî (F.) [ 1 [آبادی .bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı.
    âbâl (A.) [ آبال ] develer.
    âbân (F.) [ آبان ] Âbân ayı.
    abâpûş (A.-F.) [ 1 [عباپوش .abalı. 2.derviş. 3.yoksul.
    âbâr (A.) [ آبار ] kuyular.
    âbcâme (F.) [ آبجامه ] su kabı.
    âbçîn (F.) [ آبچين ] peştemal.
    abd (A.) [ 1 [عبد .kul. 2.köle.
    âbdân (F.) [ 1 [آبدان .su kabı. 2.mesane.
    âbdâr (F.) [ 1 [آبدار .sulu. 2.parlak. 3.hoş
    âbdendân (F.) [ 1 [آبدندان .bön. 2.âciz.
    abdest (F.) [ 1 [آبدست .abdest. 2.paylama.
    abdesthâne (F.) [ 1 [آبدستخانه .tuvalet. 2.abdest alınan yer.
    abdestlik (F.-T.) kısa cübbe.
    âbek (F.) [ 1 [آبک .sulu. 2.cıva.
    5
    abes (A.) [ عبث ] saçma, abes.
    âbgîne (F.) [ 1 [آبگينه .kristal. 2.kadeh. 3.sürahi. 4.ayna. 5.gözyaşı.
    âbgîr (F.) [ 1 [آبگير .havuz. 2.su birikintisi.
    âbgûn (F.) [ 1 [آبگون .su rengi. 2.mavi.
    abher (A.) [ 1 [عبهر .nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin.
    âbhîz (F.) [ آبخيز ] büyük dalga.
    âbhord (F.) [ آبخورد ] nasip.
    âbırû (F.) [ آبرو ] yüzsuyu.
    âbî (F.) [ آبی ] mavi.
    âbid (A.) [ 1 [عابد .ibadet eden. 2.erkek adı.
    abîd (A.) [ 1 [عبيد .kullar. 2.köleler.
    âbidât [ آبدات ] anıtlar.
    âbide (A.) [ آبده ] anıt.
    âbidevî (A.) [ آبدوی ] anıtsal.
    âbile (F.) [ 1 [آبله .su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı.
    âbir (A.) [ عابر ] yaya.
    âbisten (F.) [ آبستن ] gebe.
    âbistengâh (F.) [ آبستنگاه ] döl yatağı.
    âbişhor (F.) [ 1 [آبشخور .sulama yeri. 2.nasip.
    âbkâr (F.) [ 1 [آبکار .saka. 2.ayyaş.
    âbkeş (F.) [ 1 [آبکش .saka, su çeken. 2.kevgir.
    âbnûs (F.) [ آبنوس ] abanoz.
    âbrâh (F.) [ آبراه ] su yolu, kanal.
    6
    abraş (A.) [ ابرش ] alacalı.
    âbrîz (F.) [ 1 [آبریز .tuvalet. 2.ıbrık.
    âbşâr (F.) [ آبشار ] çağlayan.
    abûs (A.) [ عبوس ] somurtkan.
    âbühava (F.-A.) [ آب و هوا ] iklim.
    âbzih (F.) [ 1 [آبزه .su kaynağı. 2.gözyaşı.
    âc (A.) [ عاج ] fildişi.
    âc (F.) [ آج ] ılgın ağacı.
    acâib (A.) [ عجائب ] tuhaf, ilginç, acaip.
    acâleten (A.) [ عجالة ] alelacele.
    aceb (A.) [ 1 [عجب .tuhaflık. 2.acaba.
    acebâ (A.) [ عجبا ] acaba.
    acele (A.) [ عجله ] acele.
    aceleten (A.) [ عجلة ] çarçabuk, alelacele.
    acem (A.) [ 1 [عجم .arap olmayan. 2.İranlı, acem.
    acemaşîran (A.) [ عجم عشيران ] Türk mûsikisinde bir makam.
    acemce (A.-T.) Farsça.
    acemî (A.) [ 1 [عجمی .deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.
    acemistan (A.-F.) [ عجمستان ] İran.
    acemiyân (A.-F.) [ 1 [عجميان .deneyimsizler. 2.İranlılar.
    aceze (A.) [ عجزه ] düşkünler, âcizler.
    acîb (A.) [ عجيب ] tuhaf, acayip, ilginç.
    acîbe (A.) [ عجيبه ] şaşılacak şey.
    7
    âcil (A.) [ عاجل ] acil.
    âcilen (A.) [ عاجلا ] derhal, acil olarak.
    acîn (A.) [ عجين ] macun, yoğurulmuş.
    âciz (A.) [ 1 [عاجز .aciz. 2.ben.
    âcizâne (A.-F.) [ 1 [عاجزانه .acizce. 2.alçakgönüllüce.
    âcizî (A.-F.) [ عاجزی ] acizlik.
    âciziyyet (A.) [ عاجزیت ] acizlik.
    âcizleri (A.-T.) bendeniz, ben.
    acûl (A.) [ عجول ] aceleci.
    acûlâne (A.-F.) [ عجولانه ] acele acele.
    acûz (A.) [ 1 [عجوز .kocakarı. 2.cadı.
    acûze (A.) [ 1 [عجوزه .kocakarı. 2.cadı.
    âcür (F.) [ 1 [آجر .tuğla. 2.kiremit.
    acz (A.) [ عجز ] acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama.
    âdâb (A.) [ 1 [آداب .edepler, terbiyeler. 2.yol yordam.
    adalât (A.) [ عضلات ] kaslar.
    adale (A.) [ 1[عضله .kas. 2.kaslar.
    adâlet (A.) [ عدالت ] adalet.
    adaletkâr (A.-F.) [ عدالتکار ] adil, adaletli.
    âdât (A.) [ عادات ] âdetler, alışkanlıklar.
    adâvet (A.) [ عداوت ] düşmanlık.
    adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.
    add (A.) [ عد ] sayma, görme, değerlendirme, kabul etme.
    8
    addedilmek sayılmak, görülmek, değerlendirilmek.
    addetmek/eylemek saymak, görmek, değerlendirmek.
    addolunmak sayılmak, kabul edilmek.
    aded (A.) [ عدد ] sayı.
    adeden (A.) [ عددا ] sayıca.
    adedî (A.) [ عددی ] sayısal.
    âdem (A.) [ 1 [آدم .ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.
    adem (A.) [ عدم ] yokluk, bulunmama, adem.
    adem -i muvaffakiyet [ عدم موفقيت ] başarısızlık.
    adem -i muvazenet [ عدم موازنت ] dengesizlik.
    adem -i riâyet [ عدم رعایت ] uymama..
    adem -i te’lîfiyet [ عدم تأليفيت ] uzlaşamama, bir araya gelememe.
    adem -i teveccüh [ عدم توجه ] ilgisizlik.
    ademâbâd (A.-F.) [ عدم آباد ] yokluk ülkesi.
    âdemhâr (A.-F.) [ آدم خوار ] yamyam, insan yiyen.
    âdemî (A.-F.) [ 1[آدمی .insanoğlu. 2.insanlık.
    âdemiyân (A.-F.) [ آدميان ] insanlar.
    âdemiyyet (A.) [ 1 [آدميت .insanlık. 2.adamlık.
    ades (A.) [ عدس ] mercimek.
    adese (A.) [ عدسه ] mercek.
    âdet (A.) [ عادت ] alışkanlık, âdet.
    âdeta (A.) [ عادتا ] basbayağı.
    âdeten (A.) [ عدتا ] âdet olarak, geleneklere göre.
    9
    adhâ (A.) [ اضحی ] kurbanlar.
    âdi (A.) [ عادی ] sıradan, âdi, değersiz.
    adîd (A.) [ عدید ] birçok.
    adîde (A.) [ عدیده ] birçok.
    âdil (A.) [ عادل ] adaletli.
    adîl (A.) [ عدیل ] eşit, denk.
    âdilâne (A.-F.) [ عدلانه ] adilce.
    adîm (A.) [ عدیم ] yok olan.
    adîmülimkân (A.) [ عدیم الامکان ] imkânsız.
    âdiye (A.) [ عادیه ] alışılmış, sıradan.
    adl (A.) [ عدل ] adalet.
    adlâ’ (A.) اضلاع ] kenarlar.
    adlî (A.) [ عدلی ] adalet ile ilgili.
    adliyye (A.) [ عدليه ] mahkeme, adliye.
    adn (A.) [ عدن ] cennet.
    adû (A.) [ عدو ] düşman.
    âfâk (A.) [ آفاق ] ufuklar.
    âfâkî (A.) [ 1 [آفاقی .nesnel. 2.şuradan buradan konuşma.
    âfât (A.) [ آفات ] afetler, belalar.
    âferîde (F.) [ آفریده ] yaratık, yaratılmış, mahluk.
    âferîdgâr (F.) [ آفریدگار ] yaratan, Tanrı.
    âferîn (F.) [ آفرین ] bravo, çok yaşa, aferin.
    âferîn (F.) [ آفرین ] yaratan.
    10
    âferînende (F.) [ آفریننده ] yaratıcı.
    âferîniş (F.) [ آفرینش ] yaratılış.
    âfet (A.) [ 1 [آفت .afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili.
    âfet -i cân [ 1 [آفت جان .can belası. 2.güzel.
    âfet -i devrân [ 1 [آفت دوران .güzel, dilber.
    âfetengîz (A.-F.) [ آفت انگيز ] afet getiren.
    âfetresân (A.-F.) [ آفت رسان ] bela getiren.
    âfetzede (A.-F.) [ آفت زده ] belaya uğramış, afet görmüş.
    afîf (A.) [ عفيف ] iffetli.
    âfil (A.) [ 1 [آفل .batan. 2.görünmez olan.
    âfitâb (F.) [ آفتاب ] güneş.
    âfitâbcemâl (F.-A.) [ آفتاب جمال ] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi
    parlayan, sevgili, maşuk.
    âfiyet (A.) [ عافيت ] esenlik.
    âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.
    afiyetbahş [ آفيت بخش ] afiyet verici.
    afrika (A.) [ افریقا ] Afrika kıtası.
    afsun (F.) [ افسون ] büyü, efsun.
    âftâb (F.) [ آفتاب ] güneş.
    âftâbe (F.) [ آفتابه ] ıbrık, su kabı.
    âftâbgîr (F.) [ آفتابگير ] güneş alan, güneş gören.
    âftâbî (F.) [ آفتابی ] güneşlik.
    âftâbrû (F.) [ آفتاب رو ] parlak yüzlü.
    11
    afv (A.) [ عفو ] bağışlama, af.
    âgâh (F.) [ آگاه ] haberdar.
    âgâh etmek haberdar etmek.
    âgâh olmak haberdar olmak.
    âgâhî (F.) [ آگاهی ] haberdarlık.
    âgeh (F.) [ آگه ] haberdar.
    âgehî (F.) [ آگهی ] haberdarlık.
    âgîn (F.) [ آگين ] dolu.
    âgûş (A.) [ آغوش ] kucak.
    âğâliş (F.) [ آغالش ] kışkırtma.
    ağayân (T.-F.) [ آغایان ] ağalar.
    âğâz (F.) [ 1 [آغاز .başlama. 2.başlangıç.
    ağbiyâ (A.) [ اغبيا ] kalın kafalılar.
    âğişte (F.) [ آغشته ] bulaşmış, bulanık.
    ağlâl (A.) [ 1 [اغلال .boyunduruklar. 2.zincirler.
    ağlât (A.) [ اغلاط ] hatalar.
    ağleb [(A.) [ اغلب احتمال ] çoğunlukla, genellikle, sık sık.
    ağleb -i ihtimâl [ اغلب احتمال ] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.
    ağnâ (A.) [ اغنی ] en zengin.
    ağnâm (A.) [ اغنام ] koyunlar.
    ağniyâ (A.) [ اغنيا ] zenginler.
    ağniye (A.) [ اغنيه ] şarkılar.
    ağrâs (A.) [ اغراس ] fidanlar.
    12
    ağrâz (A.) [ اغراض ] maksatlar.
    ağsân (A.) [ اغصان ] dallar.
    ağşiye (A.) [ 1 [اغشيه .perdeler. 2.zarlar.
    ağyâr (A.) [ اغيار ] yabancılar.
    ah (A.) [ 1 [اخ .kardeş. 2.dost.
    âh (F.) [ 1 [آه .feryat etme, feryat. 2.ilenme.
    âh almak biri tarafından kendisine ilenilmek.
    âh ü zâr [ آه و زار ] âh edip inleme.
    âhâd (A.) [ آحاد ] birler.
    ahad (A.) [ احد ] bir.
    ahali (A.) [ اهالی ] halk, ahali, insan topluluğu.
    ahavât (A.) [ اخوات ] kızkardeşler.
    ahbâb (A.) [ 1 [احباب .dostlar. 2.dost.
    ahbap (A.) [ احباب ] dostlar, sevdikler.
    ahbâr (A.) [ اخبار ] haberler.
    ahcâr (A.) [ احجار ] taşlar.
    ahd (A.) [ 1 [عهد .yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme.
    a

    ahd (A.) [ 1 [عهد .yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme.
    ahd -i atîk [ عهد عتيق ] Tevrat, Zebur ve Mezâmir.
    ahd -i cedîd [ عهد جدید ] İncil ve ekleri.
    ahdar (A.) [ احضر ] yemyeşil.
    ahdâs (A.) [ 1 [احداث .yeni olaylar. 2.dertler. 3.gençler.
    ahdeb (A.) [ احدب ] kambur.
    ahdnâme (A.-F.) [ عهدنامه ] ahitname, antlaşma metni.
    13
    ahdüpeymân (A.-F.) [ عهد و پيمان ] and.
    âhek (F.) [ آهک ] kireç.
    âhen (F.) [ آهن ] demir.
    âhendil (F.) [ آهن دل ] acımasız.
    âheng (F.) [ 1 [آهنگ .uyum, ahenk. 2.eğlence.
    âheng -i esvât [ آهنگ اصوات ] ses uyumu.
    âhengdâr (F.) [ آهنگدار ] uyumlu.
    âhenger (F.) [ آهنگر ] demirci.
    âhenggüzâr (F.) [ آهنگ گذار ] uyumlu, ahenkli.
    âhenîn (F.) [ 1 [آهنين .demirden. 2.demir gibi.
    âhenîndil (F.) [ 1 [آهنين دل .katı yürekli. 2.yiğit.
    âhenk (F.) [ آهنگ ] ahenk, uyum.
    âhenkdâr (F.) [ آهنگ دار ] uyumlu, ahenkli.
    âhenkeş (F.) [ آهنکش ] miknatıs.
    âhenrüba (F.) [ آهن ربا ] miknatıs.
    âhensâ(y) (F.) [ آهن سای ] törpü.
    âher (A.) [ آخر ] başka, diğer.
    âheste (F.) [ آهسته ] yavaş, usul, ağır.
    âhestegî (F.) [ آهستگی ] yavaşlık.
    ahfâ (A.) [ اخفا ] en gizli.
    ahfâd (A.) [ احفاد ] torunlar.
    ahger (F.) [ اخگر ] kor ateş.
    ahibbâ (A.) [ احبا ] dostlar, sevilenler; sevgililer.
    14
    ahid (A.) [ عهد ] söz, yemin.
    ahidşiken (A.-F.) [ عهدشکن ] sözünden dönen, antlaşmayı bozan.
    âhîhte (F.) [ آهيخته ] kınından çıkmış, sıyrılmış.
    ahîr (A.) [ آخر ] son, en son.
    âhir -i kâr [ 1 [آخر کار .sonunda. 2.sonuç.
    âhirbîn (A.-F.) [ آخربين ] ileri görüşlü.
    âhire (A.) [ آخره ] son.
    ahîren (A.) [ اخيرا ] geçenlerde, son zamanlarda, son olarak.
    âhiret (A.) [ آخرت ] öbür dünya.
    âhiretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
    âhirin (A.-F.) [ 1 [آخرین .sonuncu. 2.sonrakiler.
    âhirkâr (A.-F.) [ آخرکار ] sonunda, nihayet.
    âhirülemr (A.) [ آخرالامر ] sonunda, işin sonunda.
    âhiz (A.) [ آخذ ] alan.
    ahize (A.) [ آخذه ] alıcı gereç.
    ahkâm (A.) [ احکام ] hükümler.
    ahlâf (A.) [ اخلاف ] halefler.
    ahlâk (A.) [ اخلاق ] huy, ahlak.
    ahlâk -ı amelî [ اخلاق عملی ] uygulamadaki ahlak anlayışı.
    ahlâk -ı hasene [ اخلاق حسنه ] iyi huy.
    ahlâk -ı nazarî [ اخلاق نظری ] teorideki ahlak anlayışı.
    ahlâk -ı zemîme [ اخلاق ذميمه ] kötü huy.
    ahlâken (A.) [ اخلاقا ] ahlakça.
    15
    ahlâkiyat (A.) [ اخلاقيات ] ahlak bilgisi.
    ahlâkiyûn (A.) [ اخلاقيون ] ahlakçılar.
    ahlâm (A.) [ 1 [احلام .karmakarışık rüyalar. 2.düşazmalar.
    ahlât (A.) [ اخلاط ] salgılar.
    ahlât -ı erba’a [ اخلاط اربعه ] dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.
    ahmak (A.) [ احمق ] budala, aptal, ahmak.
    ahmakâne (A.-F.) [ احمقانه ] ahmakça.
    ahmakî (A.-F.) [ احمقی ] ahmaklık.
    ahmer (A.) [ احمر ] kırmızı, kızıl.
    ahrâm (A.) [ 1 [احرام .kutsal yerler. 2.haremler. 3.hanımlar, eşler.
    ahrâr (A.) [ احرار ] özgürler.
    ahrârâne (A.-F.) [ احرارانه ] özgürce.
    ahrâs (A.) [ احراس ] koruyucular, muhafızlar.
    ahret (A.) [ آخرت ] öbür dünya, ahiret.
    ahretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
    ahsâs (A.) [ احساس ] duygular.
    ahsen (A.) [ احسن ] en güzel.
    ahşâ’ (A.) [ 1 [احشاء .iç organlar, 2.bölgeler, yöreler.
    ahşâb (A.>T.) [ 1 [اخشاب .ahşap. 2.keresteler.
    ahşâm (A.) [ احشام ] maiyet.
    ahtâb (A.) [ احطاب ] odunlar.
    ahtâr (A.) [ اخطار ] tehlikeler.
    âhte (F.) [ 1 [آخته .iğdiş edilmiş. 2.kınından çıkarılmış.
    16
    ahter (F.) [ اختر ] yıldız.
    ahter -i dünbâledâr [ اختر دنباله دار ] kuyruklu yıldız.
    ahterbîn (F.) [ اختربين ] astrolog, yıldızbilimci.
    ahterşinâs (F.) [ اخترشناس ] yıldızbilimci.
    ahterşümâr (F.) [ 1 [اخترشمار .yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.
    ahu (A.) [ اخو ] kardeş.
    âhû (F.) [ آهو ] ceylan, karaca.
    âhûbere (F.) [ آهوبره ] ceylan yavrusu.
    âhûdil (F.) [ آهودل ] ödlek, korkak.
    âhund (F.) [ آخوند ] molla, hoca.
    âhûnigah (F.) [ آهونگاه ] ceylan bakışlı.
    âhur (F.) [ آخر ] ahır.
    âhuvân (F.) [ آهوان ] ceylanlar.
    âhûvâne (F.) [ آهوانه ] ceylan gibi.
    âhüvâh(F.) [ آه و واه ] feryat, sızlanma, hayıflanma.
    âhüvâveylâ (F.-A.) [ آه و واویلا ] feryat, âh çekme, figan etme.
    âhüzâr (F.) [ آه و زار ] âh çekip inleme.
    ahvâl (A.) [ احوال ] haller, durumlar.
    ahvâl -i âdiye [ احوال عادیه ] olağan haller.
    ahvâl -i sıhhiye [ احوال صحيه ] sağlık durumu
    ahvef (A.) [ اخوف ] en korkunç.
    ahvel (A.) [ احول ] şaşı.
    ahyâ (A.) [ احيا ] diriler.
    17
    ahyâl (A.) [ اخيال ] yılkılar.
    ahyânen (A.) [ احيانا ] arasıra, kimi zaman.
    ahyâr (A.) [ اخيار ] iyiler.
    ahyât (A.) [ اخياط ] iplikler.
    ahz (A.) [ اخذ ] alma.
    ahz ü kabul etmek alıp kabul etmek.
    ahzâb (A.) [ 1 [احزاب .kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi.
    ahzân (A.) [ احزان ] hüzünler.
    ahzar (A.) [ اخضر ] yeşil.
    ahzen (A.) [ احزن ] çok hüzünlü.
    ahzetmek almak.
    ahzüi’tâ (A.) [ اخذ و عطا ] alış veriş.
    ahzükabz (A.) [ اخذ و قبض ] alıp sahip çıkma.
    âid (A.) [ 1 [عائد .ait, ilişkin. 2.geri dönen.
    âidât (A.) [ عائدات ] gelirler, aidat.
    âide (A.) [ عائده ] kâr, kazanç, gelir.
    âika (A.) [ عائقه ] engel.
    âile (A.) [ 1 [عائله .aile. 2.eş, karı.
    ailevî (A.) [ عائلوی ] aile ile ilgili.
    âjeng (F.) [ آژنگ ] buruşuk, cilt kırışığı.
    âk (A.) [ عاق ] serkeş.
    akab (A.) [ 1 [عقب .arka, art. 2.topuk, ökçe.
    akabât (A.) [ 1 [عقبات .yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.
    18
    akabe (A.) [ 1 [عقبه .geçilmesi güç geçit. 2.yokuş.
    akabinde (A.-T.) ardından.
    akâid (A.) [ عقائد ] inançlar, akideler.
    akâmet (A.) [ 1 [عقامت .verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.
    akar (A.) [ عقار ] kazanç sağlayan mülk.
    akarât (A.) [ عقرات ] kazanç sağlayan mülkler, akarlar.
    akbeh (A.) [ اقبح ] çok çirkin.
    akd (A.) [ 1 [عقد .düğümleme, bağlama. 2.nikah. 3.kararlaştırma. 4.kurma.
    akdâh (A.) [ اقداح ] kadehler.
    akdâm (A.) [ اقدام ] ayaklar.
    akdedilmek yapılmak, uygulanmak, icra edilmek.
    akdem (A.) [ اقدم ] önce, önceki.
    akdes (A.) [ اقدس ] en kutsal.
    akdetmek/ eylemek yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma
    yapmak, sözleşme yapmak.
    akıbet (A.) [ عاقبت ] son.
    âkıbetbîn (A.-F.) [ عاقبت بين ] sonu gören, ileri görüşlü.
    âkıbetendîş (A.-F.) [ عاقبت اندیش ] sonunu düşünen.
    âkıbetülemr (A.) [ عاقبت الامر ] sonunda.
    âkıl (A.) [ عاقل ] akıllı, akıl sahibi.
    akıl (A.) [ عقل ] akıl.
    âkılâne (A.-F.) [ عاقل ] akıllıca.
    âkıle (A.) [ عاقله ] akıllı kadın.
    19
    âkır (A.) [ 1 [عاقر .kısır. 2.verimsiz.
    âkid (A.) [ عاقد ] akit yapan.
    akîde (A.) [ عقيده ] inanç, akide.
    akîdefurûş (A.-F.) [ عقيده فروش ] inanç tüccarı.
    akîk (A.) [ عقيق ] akik taşı.
    âkil (A.) [ آکل ] yiyen.
    akîm (A.) [ 1 [عقيم .kısır. 2.sonuçsuz.
    akim kalmak gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak.
    akis (A.) [ عکس ] yansıma, aksetme, akis.
    akl (A.) [ عقل ] akıl.
    akl -ı bâliğ [ عقل بالغ ] ergin.
    akl -ı evvel [ عقل اول ] Tanrı.
    akl -ı küll [ 1 [عقل کل .doğadaki genel uyum. 2.Cebrail.
    akl -ı mücerred [ عقل مجرد ] soyut akıl.
    akl -ı selim [ عقل سليم ] sağduyu.
    aklâm (A.) [ 1 [اقلام .kalemler. 2.yazı gereçleri. 3.devlet daireleri.
    aklen (A.) [ اقلا ] akılca.
    aklıselim (A.-F.) [ عقل سليم ] sağduyu.
    aklî (A.) [ عقلی ] akılca, akıl bakımından, rasyonel.
    akliyye (A.) [ عقليه ] akılcılık, rasyonalizm.
    akliyyûn (A.) [ عقليون ] akılcılar, rasyonalistler.
    akm (A.) [ عقم ] kısırlık.
    akmâr (A.) [ اقمار ] aylar.
    20
    akmişe (A.) [ اقمشه ] kumaşlar.
    akrabâ (A.) [ اقرباء ] akraba, yakınlar.
    akran (A.) [ اقران ] yaşıtlar.
    akreb (A.) [ اقرب ] en yakın.
    akreb (A.) [ 1 [عقرب .akrep. 2.saat ibresi.
    akrebek (A.-F.) [ عقربک ] saati gösteren ibre.
    aks (A.) [ عکس ] yansıma, akis.
    aks -i müddeâ [ عکس مدعا ] çatışkı.
    aks -i sedâ [ عکس صدا ] yankı.
    aksâ (A.) [ اقصی ] uzak, en son.
    aksâ -yı emel [ اقصای امل ] ülkü, ideal.
    aksâ -yı şark [ اقصای شرق ] Uzakdoğu.
    aksâm (A.) [ اقسام ] kısımlar, bölümler.
    aksâm -ı sâire [ اقسام سائره ] diğer kısımlar, öbür bölümler.
    akser (A.) [ اقصر ] en kısa.
    aksetmek yansımak, vurmak.
    aksî (A.) [ 1 [عکسی .inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz.
    aksülamel (A.) [ عکس العمل ] tepki, reaksiyon.
    aktâ’ (A. [ 1 [اقطاع .kesmeler. 2.beylik araziler.
    aktâb (A.) [ 1 [اقطاب .kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.
    aktâr (A.) [ اقطار ] taraflar, yöreler.
    aktâr-ı cihân [ اقطار جهان ] dünyanın her tarafı.
    akûr (A.) [ عقور ] azgın, kudurmuş, saldırgan.
    21
    akûrâne (A.-F.) [ عقورانه ] kudurmuşçasına.
    akvâl (A.) [ اقوال ] sözler.
    akvâm (A.) [ اقوام ] kavimler.
    akviyâ (A.) [ اقویا ] kuvvetliler.
    âl (A.) [ 1 [آل .aile. 2.sülale. 3.evlat.
    âl (A.) [ عال ] yüce, yüksek.
    alâ (A.) [ علاء ] yücelik, şeref.
    alâ (A.) [ علی ] üst, üstü, üzeri.
    alâeyyihâl (A.) [ علی ای حال ] her nasıl olsa.
    âlâf (A.) [ آلاف ] binler.
    alâhide (A.) [ عليحده ] tek başına, başlı başına.
    alâik (A.) [ علائق ] alakalar, ilgiler.
    alâim (A.) [ ] işaretler, alametler.
    alâim-i semâ [ علائم سما ] gökkuşağı.
    alak (A.) [ 1 [علق .kan pıhtısı. 2.sülük.
    alâka (A.) [ علاقه ] ilgi, alaka.
    alâkabahş (A.-F.) [ علاقه بخش ] ilgilendiren, ilgili.
    alâkadar (A.-F.) [ علاقه دار ] ilgili, alakalı.
    alâkadar etmek ilgilendirmek.
    alâkadar olmak ilgilenmek.
    alakadârân (A.-F.) [ علاقه داران ] ilgililer.
    alâkadrilimkân (A.) [ علاقدرالامکان ] olabildiğince.
    âlâm (A.) [ آلام ] elemler, acılar.
    22
    alâmât (A.) [ علامات ] işaretler, alametler.
    alâmet (A.) [ علامت ] işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.
    âlât (A.) [ آلات ] aletler.
    alâvechi (A.) [ علِی وجه ] üzere.
    alâvefk (A.) [ علی وفق ] uygun olarak.
    âlâyiş (F.) [ 1 [آلایش .bulaşma. 2.gösteriş.
    aleddevam (A.) [ علی الدوام ] sürekli.
    alef (A.) [ 1 [علف .ot. 2.hayvan yemi.
    aleka (A.) [ 1 [علقه .kan pıhtısı. 2.balçık.
    alelacele (A.) [ علی العجله ] çarçabuk.
    alelâde (A.) [ علی العاده ] sıradan, bayağı.
    alelamyâ (A.) [ علی العميا ] körükörüne.
    alelekser (A.) [ علی الاکثر ] çok defa.
    alelhusûs (A.) [ علی الخصوص ] özellikle.
    alelıtlâk (A.) [ 1 [علی الاطلاق .genellikle. 2.rastgele.
    alelicmâl (A.) [ علی الاجمال ] topluca.
    alelinfirâd (A.) [ علی الانفراد ] birer birer.
    alelistimrâr (A.) [ علی الاستمرار ] sürekli, aralıksız.
    aleliştirâk (A.) [ علی الاشتراک ] ortaklaşa.
    alelkifâye (A.) [ علی الکفایه ] yeterince.
    alelumûm (A.) [ علی العموم ] genellikle, genelde, genel olarak.
    âlem (A.) [ عالم ] dünya; evren.
    alem (A.) [ 1 [علم .sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.
    23
    âlemârâ (A.-F.) [ عالم آرا ] dünyayı süsleyen.
    alemdâr (A.-F.) [ علمدار ] sancaktar.
    âlemefrûz (A.-F.) [ عالم افروز ] dünyayı parlatan.
    âlemgîr (A.-F.) [ 1 [عالمگير .dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.
    âlemiyân (A.-F.) [ عالميان ] insanlar.
    âlemşümûl (A.) [ علم شمول ] dünyayı kaplayan.
    âlemtâb (A.-F.) [ عالمتاب ] dünyayı aydınlatan.
    alenen (A.) [ علنا ] açıkça.
    alenî (A.) [ علنی ] açık, aşikâr.
    âlet (A.) [ 1 [آلت .araç, alet. 2.aygıt.
    alettafsîl (A.) [ علی التفصيل ] ayrıntılı olarak.
    alettevâlî (A.) [ علی التوالی ] peşpeşe.
    aleyh (A.) [ عليه ] karşı, karşıt; üzerine.
    aleyhdar (A.-F.) [ عليه دار ] karşıt, zıt.
    aleyhisselâm (A.) [ عليه السلام ] selam onun üzerine olsun.
    âlî (A.) [ عالی ] yüce; yüksek.
    âlîcâh (A.-F.) [ عالی جاه ] yüksek dereceli.
    âlîcenâb (A.) [ 1 [عالی جناب .cömert. 2.haysiyetli.
    âlihe (A.) [ آلهه ] ilahlar.
    âlîhimmet (A.) [ عالی همت ] yüce himmetli.
    âlîkadr (A.) [ عالی قدر ] saygıdeğer.
    alîl (A.) [ 1 [عليل .hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat.
    âlim (A.) [ عالم ] bilgin.
    24
    alîm (A.) [ عليم ] çok bilen.
    âlîmakâm (A.) [ عالی مقام ] yüksek makamlı.
    âlînazar (A.) [ عالی نظر ] yüksek görüşlü.
    âlîşan (A.) [ عالی شان ] şanı yüce.
    âliye (A.) [ عاليه ] yüce, yüksek.
    aliyyülâlâ (A.) [ علی الاعلا ] en iyisi.
    Allâh (A.) [ الله ] Tanrı, Allah.
    allâme (A.) [ علامه ] büyük bilgin.
    âlû (F.) [ آلو ] erik.
    âlûbâlu (F.) [ آلوبالو ] vişne.
    âlûd (F.) [ آلود ] bulanmış, bulaşmış.
    âlûde (F.) [ آلوده ] bulanmış, bulaşmış.
    âlûdedâmen (F.) [ آلوده دامن ] iffetsiz.
    âlûdegî (F.) [ آلودگی ] bulaşma, bulaşıklık.
    âlüfte (F.) [ 1 [آلفته .iffetsiz, fahişe. 2.alışık.
    âmâc (F.) [ 1 [آماج .hedef. 2.nişan tahtası.
    âmâcgâh (F.) [ آماجگاه ] nişan alınan yer.
    âmâde (F.) [ آماده ] hazır.
    âmâdegî (F.) [ آمادگی ] hazırlık.
    a'mâl (A.) [ اعمال ] davranışlar, ameller.
    âmâl (A.) [ آمال ] emeller.
    âmâl (A.) [ آمال ] emeller.
    âmâr (F.) [ 1 [آمار .sayım. 2.hesap.
    25
    amd (A.) [ عمد ] kasıt.
    amden (A.) [ عمدا ] kasıtlı olarak.
    âmed (F.) [ آمد ] gelme, geliş.
    âmedşüd (F.) [ آمدشد ] geliş gidiş.
    âmedüreft (F.) [ آمدورفت ] geliş gidiş.
    âmedüşüd (F.) [ آمدوشد ] geliş gidiş.
    amel (A.) [ 1 [عمل .iş. 2.ishal.
    amele (A.) [ عمله ] işçi.
    amelen (A.) [ عملا ] bilfiil, işleyerek.
    amelî (A.) [ عملی ] pratik, uygulamalı.
    ameliyât (A.) [ 1 [عمليات .işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.
    ameliye(A.) [ عمليه ] işlem, uygulama.
    âmennâ (A.) [ آمنا ] diyecek bir şey yok, inandık.
    âmîhte (A.) [ آميخته ] karışık, karışmış.
    amîk (A.) [ عميق ] derin.
    âmil (A.) [ 1 [عامل .yapan, işleyen. 2.faktör, etken. 3.vergi memuru. 4.vali.
    amîm (A.) [ عميم ] yaygın.
    âmîn (A.) [ آمن ] amin.
    âminen (A.) [ آمنا ] emin olarak.
    âmir (A.) [ آمر ] emreden.
    âmirâne (A.-F.) [ آمرانه ] emredercesine.
    âmiyâne (A.-F.) [ عاميانه ] bayağı, avamca.
    âmm (A.) [ عام ] genel, yaygın.
    26
    âmm (A.) [ عام ] yıl.
    amm (A.) [ عم ] amca.
    ammâ (A.) [ اما ] ama.
    ammâba’d (A.) [( امابعد ] maksada gelince.
    amme (A.) [ عمه ] hala.
    amûd (A.) [ عمود ] direk.
    amûden (A.) [ عمودا ] dikine.
    amûdî (A.) [ عمودی ] dikey.
    âmurziş (F.) [ 1 [آمرزش .bağışlama, affetme.
    âmûz (F.) [ 1 [آموز .öğrenen. 2.öğreten.
    âmûzgâr (F.) [ آموزگار ] öğretmen.
    âmürzgâr (F.) [ آمرزگار ] bağışlayıcı, Tanrı.
    âmürziş (F.) [ آمرزش ] bağışlama.
    ân (A.) [ آن ] an.
    an (A.) [ عن ] –den, -dan.
    ân (F.) [ 1 [ان .çoğul eki -ler, -lar. 2.zarf yapan ek -erek, -arak.
    ân (F.) [ آن ] alım, cazibe, hava.
    an’anât (A.) [ عنعنات ] gelenekler.
    an’ane (A.) [ عنعنه ] gelenek.
    an’anevî (A.) [ عنعنوی ] geleneksel.
    ânân (F.) [ آنان ] onlar.
    anâsır (A.) [ عناصر ] unsurlar, elemanlar.
    anâsır-ı erba’a [ عناصر اربعه ] dört unsur ateş, hava, su, toprak.
    27
    ânât (A.) [ آنات ] anlar.
    anbean (A.-F.) [ آن به آن ] her an, gittikçe.
    anber (A.) [ عنبر ] amber.
    anberbû (A.-F.) [ عنبربو ] amber kokulu.
    andelîb (A.) [ عندليب ] bülbül.
    âne (F.) [ انه ] gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.
    anh (A.) [ عنه ] ondan.
    anhâ (A.) [ عنها ] ondan.
    anhâ (F.) [ آنها ] onlar.
    ânî (A.-F.) [ 1 [آنی .bir an. 2.derhal.
    ânifen (A.) [ 1 [آنفا .az önce, demin. 2.yukarıda.
    âniyen (A.) [ آنيا ] bir anda, der hal, o anda.
    ankâ (A.) [ عنقا ] zümrütüanka,
    ankarîb (A.) [ عن قریب ] yakında, yakından, çok geçmeden.
    ankasdin (A.) [ عن قصد ] kasıtlı olarak, bile bile.
    ankebût (A.) [ عنکبوت ] örümcek.
    ansamîmilkalb (A.) [ عن صميم القلب ] içtenlikle, canügönülden.
    anûd (A.) [ عنود ] inatçı.
    âr (A.) [ عار ] utanma, ar.
    ar’ar (A.) [ 1 [عرعر .anırma. 2.dikenli ardıç.
    ârâ (F.) [ آرا ] süsleyen.
    ârâ’ (A.) [ آراء ] oylar.
    arâ’is (A.) [ عرائس ] gelinler.
    28
    arab (A.) [ عرب ] arap
    arabî (A.) [ عربی ] arapça.
    arak (A.) [ 1 [عرق .ter. 2.rakı.
    arakçîn (A.-F.) [ عرقچين ] takke kavuk altı takkesi.
    arakdâr (A.-F.) [ عرقدار ] terli.
    arakıyye (A.) [ عرقيه ] derviş külahı.
    ârâm (F.) [ 1 [آرام .dinlenme. 2.yerleşme.
    ârâm etmek yerleşmek
    ârâmbahş (F.) [ آرام بخش ] dinlendiren, huzur veren.
    ârâmgâh (F.) [ 1 [آرامگاه .dinlenme yeri. 2.mezar.
    ârâmiş (F.) [ 1 [آرامش .dinlenme. 2.huzur.
    ârâste (F.) [ آراسته ] süslenmiş, süslü.
    ârâyiş (F.) [ 1 [آرایش .süs. 2.süslenme.
    araz (A.) [ 1 [عرض .işaret, belirti. 2.tesadüf.
    arâzî (A.) [ اراضی ] yerler, arazi.
    arbede (A.) [ عربده ] kavga.
    arbedecû (A.-F.) [ عربده جو ] kavgacı.
    ard (F.) [ آرد ] un.
    ardbîz (F.) [ آردبيز ] elek.
    arefe (A.) [ عرفه ] arife, bayramdan önceki gün.
    ârız (A.) [ 1 [عارض .yanak. 2.gelen. 3.engel.
    ârızî (A.) [ عارضی ] geçici.
    ârî (A.) [ 1 [عاری .çıplak. 2.uzak, uzakta, soyutlanmış.
    29
    ârî (F.) [ آری ] evet.
    ârif (A.) [ عارف ] bilen, arif, irfan sahibi.
    âriyyet (A.) [ عاریت ] ödünç.
    arîz (A.) [ عریض ] geniş, genişlemesine.
    arman (F.) [ 1 [آرمان .özlem. sıkıntı.
    arsa (A.) [ عرصه ] yer, meydan.
    arş (A.) [ 1 [عرش .gök. 2.taht. 3.çardak.
    arşa (A.) [ عرشه ] güverte.
    arûs (A.) [ ] gelin.
    arz (A.) [ 1 [ارض .yer. 2.dünya, yeryüzü.
    arz (A.) [ 1 [عرض .genişlik, en. 2.enlem.
    arz (A.) [ عرض ] sunma, arzetme.
    arzan (A.) [ ارضا ] enine, genişliğine.
    arzıhâl (A.) [ ارض حال ] dilekçe.
    ârzû (F.) [ آرزو ] istek, heves.
    asâ (A.) [ 1 [عصا .değnek, sopa. 2.derviş değneği.
    âsâ (F.) [ آسا ] gibi.
    asab (A.) [ عصب ] sinir.
    asabî (A.) [ عصبی ] sinirli.
    asabiyülmizac (A.) [ عصبی المزاج ] asabî mizaçlı.
    asabiyyet (A.) [ عصبيت ] sinirlilik.
    âsaf (A.) [ 1 [آصف .vezir. Hz. Süleyman’ın veziri.
    asâkir (A.) [ عساکر ] askerler.
    30
    asalet (A.) [ اصالت ] asillik.
    asamm (A.) [ اصم ] sağır.
    âsân (F.) [ آسان ] kolay.
    âsâr (A.) [ 1 [آثار .izler. 2.eserler.
    âsâyiş (F.) [ 1 [آسایش .huzur. 2.güvenlik.
    âsâyiş berkemâl [ آسایش برکمال ] her yerde huzur hakim.
    asdika (A.) [ اصدقا ] gerçek dostlar.
    asel (A.) [ عسل ] bal.
    ases (A.) [ عسس ] gece bekçisi.
    asfer (A.) [ 1 [اصفر .sarı. 2.soluk benizli.
    asgar (A.) [ اصغر ] en küçük.
    asgarî (A.) [ اصغری ] en az.
    ashâb (A.) [ 1 [اصحاب .dostlar, arkadaşlar. 2.sahipler.
    âsım (A.) [ 1 [عاصم .günahtan sakınan. 2.iffetli.
    asır ba’de asır (A.) [ عصر بعد عصر ] asırlarca, yüzyıllarca.
    âsî (A.) [ 1 [عاصی .isyancı. 2.günahkâr.
    âsîb (F.) [ آسيب ] felaket, bela, zarar.
    asîl (A.) [ 1 [اصيل .sağlam. 2.soylu.
    asîlzâde (A.-F.) [ اصيل زاده ] soylu çocuğu, asilzade.
    asîr (A.) [ عصير ] özsuyu, usare.
    âsitan (F.) [ آستان ] eşik.
    âsiyâ (F.) [ آسيا ] değirmen.
    âsiyâb (F.) [ آسياب ] değirmen.
    31
    asker (A.) [ عسکر ] asker, er.
    asl (A.) [ 1 [اصل .asıl. 2.kök. 3.gerçek.
    asla (A.) [ اصلا ] hiçbir zaman.
    aslî (A.) [ اصلی ] asıl.
    aslünesl (A.-F.) [ اصل و نسل ] soy sop.
    âsmân (F.) [ آسمان ] gök, gökyüzü.
    âsmânî (F.) [ 1 [آسمانی .gökyüzüne ait. 2.melek. 3.açık mavi.
    asnâm (A.) [ 1 [اصنام .putlar. 2.dilberler.
    asr (A.) [ 1 [عصر .yüzyıl. 2.ikindi vakti.
    asrî (A.) [ عصری ] modern.
    âstân (F.) [ 1 [آستان .eşik. 2.tekke.
    âstâne (F.) [ 1 [آستانه .eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul.
    âster (F.) [ آستر ] astar.
    âstîn (F.) [ آستين ] yen.
    âsûde (F.) [ آسوده ] rahat, huzurlu.
    âsûdegî (F.) [ آسودگی ] huzur.
    âsûdehâtır (F.-A.) [ آسوده خاطر ] gönlü rahat, huzurlu.
    âsüman (F.) [ آسمان ] gökyüzü.
    âş (F.) [ 1 [آش .yemek. 2.aşûre.
    âşâm (F.) [ آشام ] içen.
    aşer (A.) [ عشر ] on.
    aşere (A.) [ عشره ] onlar.
    aşhâne (F.) [ آشخانه ] mutfak.
    32
    âşık (A.) [ عاشق ] aşık.
    âşıkân (A.-F.) [ عاشقان ] aşıklar.
    âşifte (F.) [ 1 [آشفته .perişan. 2.iffetsiz kadın.
    âşikâr (F.) [ آشکار ] açık, belli, aşikâr.
    âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek.
    âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak.
    âşikâre (F.) [ آشکاره ] açık, belli.
    âşina (F.) [ 1 [آشنا .tanıdık, bildik. 2.bilen.
    âşir (A.) [ عاشر ] onuncu.
    aşîr (A.) [ عشير ] onda bir.
    âşiren (A.) [ عاشرا ] onuncusu.
    âşiyân (F.) [ 1 [آشيان .yuva. 2.ev.
    aşk (A.) [ عشق] [عشق ] aşk.
    âşkâr (F.) [ 1 [آشکار .açık, belli, aşikâr.
    âşkârâ (F.) [ آشکارا ] açık, belli, aşikâr.
    âşnâ (F.) [ آشنا ] tanıdık, dost, aşina.
    âşnâyân (F.) [ آشنایان ] tanıdıklar, dostlar.
    âşnâyî (F.) [ 1 [آشنایی .dostluk. 2.bilme, haberdarlık.
    âşpez (F.) [ آشپز ] aşçı.
    aşre (A.) [ عشره ] on.
    âşûb (F.) [ 1 [آشوب .kargaşa. 2.karıştırıcı.
    âşûbengîz (F.) [ آشوب انگيز ] kargaşa çıkaran.
    âşûrâ (A.) [ عاشورا ] aşûre.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    9/9/2008 - A HARFİ-2

                A HARFİ-2

     

    33
    âşüfte (F.) [ 1 [آشفته .iffetsiz kadın. 2.perişan.
    âşüftedil (F.) [ آشفته دل ] gönlü perişan.
    ât (A.) [ ات ] çoğul eki -ler, -lar.
    at’ime (A.) [ اطعمه ] taamlar, yiyecekler.
    atâ (A.) [ عطاء ] bağış, ihsan, bahşiş.
    atâbahş (A.-F.) [ عطا بخش ] bahşiş veren, ihsanda bulunan.
    atâlet (A.) [ 1 [عطالت .durgunluk. 2.tembellik.
    ataş (A.) [ عطش ] susuzluk.
    atâyâ (A.) [ عطایا ] bağışlar, ihsanlar, bahşişler.
    atebât (A.) [ 1 [عتبات .eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.
    atebe (A.) [ عتبه ] eşik.
    ateh (A.) [ عته ] bunama.
    ateh getirmek bunamak.
    âteş (F.) [ آتش ] ateş.
    âteşbâr (F.) [ آتش بار ] ateş yağdıran.
    âteşbâz (F.) [ آتشباز ] fişekçi.
    âteşdân (F.) [ 1 [آتشدان .mangal. 2.ocak.
    âteşdem (F.) [ آتش دم ] acı sözlü.
    âteşefrûz (F.) [ آتش افروز ] ateş yakan.
    âteşfâm (F.) [ 1 [آتش فام .ateş rengi. 2.kırmızı.
    âteşfeşân (F.) [ آتش فشان ] ateş saçan.
    âteşgâh (F.) [ آتشگاه ] ateşkede, ateşperest tapınağı.
    âteşgede (F.) [ آتشگده ] ateşkede, ateşperest tapınağı.
    34
    âteşgîre (F.) [ 1 [آتش گيره .maşa. 2.çıra.
    âteşgûn (F.) [ آتش گون ] ateş rengi, kırmızı.
    âteşî (F.) [ 1 [آتشی .ateşli. 2.öfkeli, kızgın. 3.acı, dokunaklı. 4.cehennemlik.
    âteşîn (F.) [ 1 [آتشين .ateşli. 2.hararetli.
    âteşkâr (F.) [ آتش کار ] külhancı, ateşçi.
    âteşmizâc (F.-A.) [ آتش مزاج ] sert mizaçlı.
    âteşpâre (F.) [ آتش پاره ] kıvılcım.
    âteşperest (F.) [ آتش پرست ] ateşe tapan, ateşperest.
    atf (A.) [ 1 [عطف .eğme. 2.bağlaç. 3.çevirme,yöneltme.
    atfen (A.) [ عطفا ] atıfta bulunarak,
    atfetmek yöneltmek, vermek.
    âtıf (A.) [ 1 [عاطف .şefkatli. 2.meyleden. 3.bağlayan.
    âtıfet (A.) [ عاطفت ] şefkat gösterme.
    âtıfetkâr (A.-F) [ عاطفتکار ] şefkat gösteren, gözeten.
    âtıl (A.) [ 1 [عاطل .yararsız. 2.tembel.
    âtî (A.) [ 1 [آتی .gelecek.
    âtîdeki (A.-T.) [ ] ilerideki, aşağıdaki, gelecek olan.
    atîk (A.) [ 1 [عتيق .eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
    atîka (A.) [ 1 [عتيقه .eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
    atîkiyyât (A.) [ عتيقيات ] arkeoloji.
    âtiye (A.) [ آتيه ] gelecek.
    âtiyen (A.) [ 1 [آتيا .gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi.
    âtiyülbeyân (A.) [ آتی البيان ] aşağıda açıklanacak olan.
    35
    âtiyüzzikr (A.) [ آتی الذکر ] aşağıda zikredilecek olan.
    atiyyât (A.) [ عطيات ] bağışlar, ihsanlar.
    atiyye-i seniyye [ عطيهء سنيه ] padişah tarafından verilen hediye.
    atlas (A.) [ 1 [اطلس .atlas kumaş. 2.büyük harita, dünya haritası.
    atnâb (A.) [ 1 [اطناب .ipler. 2.çadır ipleri. 3.ağaç kökleri.
    ats (A.) [ عطس ] hapşırma, aksırma.
    atse (A.) [ عطسه ] hapşırık, aksırık.
    atş (A.) [ عطش ] susuzluk.
    atşân (A.) [ عطشان ] susuz, susamış.
    attar (A.) [ عطار ] attar, baharatçı.
    attârî (A.-F.) [ 1 [عطاری .attarlık. 2.attar dükkanı.
    atûfet (A.) [ عطوفت ] şefkat.
    avâid (A.) [ عوائد ] gelirler.
    avâkıb (A.) [ 1 [عواقب .sonuçlar. 2.sonlar.
    avâlim (A.) [ عوالم ] âlemler, dünyalar.
    avâm (A.) [ عوام ] halk tabakası.
    avâmil (A.) [ 1 [عوامل .etkenler, faktörler.
    avâmpesend (A.-F.) [ عوام پسند ] halkın beğendiği.
    avân (A.) [ اوان ] zaman.
    âvâre (F.) [ آواره ] aylak.
    âvâreser (F.) [ آواره سر ] aylak.
    avârız (A.) [ 1 [عوارض .belalar. 2.engeller. 3.geçici vergi.
    avârif (A.) [ عوارف ] bilginler, arifler.
    36
    âvâz (F.) [ آواز ] ses.
    âvâze (F.) [ 1 [آوازه .bağırma. 2.ün.
    avdet (A.) [ عودت ] geri dönüş.
    avdet etmek dönmek.
    avene (A.) [ عونه ] yardakçılar, avene.
    âvîze (F.) [ آویزه ] asılı.
    avn (A.) [ عون ] yardım.
    avrât (A.) [ عورات ] kadınlar.
    avret (A.) [ عورت ] kadın.
    âyâ (F.) [ آیا ] acaba.
    ayân (A.) [ عيان ] açık, belli, aşikâr.
    ayâr (A.) [ عيار ] ayar.
    âyât (A.) [ آیات ] ayetler.
    ayb (A.) [ عيب ] ayıp.
    âyet (A.) [ 1 [آیت .ayet. 2.işaret.
    âyîn (F.) [ 1 [آیين .tören. 2.ayin. 3.din.
    âyine (F.) [ آینه ] ayna.
    âyînhân (F.) [ آیين خوان ] ayin okuyan.
    ayn (A.) [ 1 [عين .göz. 2.tıpkı. 3.ayın harfi.
    aynen (A.) [ عينا ] tıpkı, aynen, olduğu gibi.
    ayniyye (A.) [ 1 [عينيه .taşınabilir değerli eşya. 2.göz hastalıkları bölümü.
    ayniyyet (A.) [ عينيت ] aynılık.
    aynülyakîn (A.) [ عين اليقين ] kesin, kesin bilgi.
    37
    ayş (A.) [ عيش ] yaşama, keyif alma, gününü gün etme.
    ayyâr (A.) [ 1 [عيار .kurnaz. 2.düzenbaz.
    ayyârî (A.-F.) [ 1 [عياری .kurnazlık. 2.düzenbazlık.
    azâb (A.) [ عذاب ] azap.
    azab (A.) [ عزب ] bekar.
    azâbengiz (A.-F.) [ عذاب انگيز ] azap veren.
    âzâd (F.) [ آزاد ] özgür.
    âzâde (F.) [ آزاده ] özgür.
    âzâdî (F.) [ آزادی ] özgürlük.
    azamet (A.) [ 1 [عظمت .büyüklük, ululuk. 2.çalım.
    âzâr (F.) [ 1 [آزار .incitme. 2.inciten.
    azdâd (A.) [ اضداد ] zıtlar, karşıtlar.
    âzer (F.) [ 1 [آذر .ateş. 2.Âzer ayı.
    âzerâsâ (F.) [ 1 [آذرآسا .ateş gibi. 2.ateş rengi.
    azil (A.) [ عزل ] görevden alma.
    âzim (A.) [ عازم ] kararlı.
    azîm (A.) [ عظيم ] büyük.
    azîmet (A.) [ عزیمت ] gitme, yola çıkma.
    azimet etmek gitmek.
    aziz (A.) [ عزیز ] değerli, saygın.
    azîzan (A.-F.) [ عزیزان ] değerliler.
    azîze (A.) [ 1 [عزیزه .sevgili. 2.saygın.
    azl (A.) [ عزل ] görevden alma.

    azm (A.) [ 1 [عزم .azim. 2.niyet.
    azm (A.) [ عظم ] kemik.
    âzmâyiş (F.) [ آزمایش ] deneme, sınama.
    âzmend (F.) [ آزمند ] hırslı.
    azrâ (A.) [ عذرا ] bâkire.
    azrâil (A.) [ عزدائيل ] Azrail.
    azrar (A.) [ اضرار ] zararlar.
    azulât (A.) [ عضلات ] adaleler.
    âzürde (F.) [ آزرده ] incinmiş, gücenmiş.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    25/7/2008 - B HARFİ

                          B

    bâ (F.) [ 1 [با .ile. 2.sahip.
    ba’de (A.) [ بعد ] sonra.
    ba’dehu (A.) [ بعده ] daha sonra, ondan sonra.
    ba’delmîlâd (A.) [ بعدالميلاد ] milattan sonra, İsa’dan sonra.
    ba’demâ (A.) [ بعدما ] bundan böyle.
    ba’dezin (A.-F.) [ بعدازاین ] bundan sonra, bundan böyle.
    ba’s (A.) [ بعث ] diriliş.
    ba’süba’delmevt (A.) [ بعث بعد الموت ] ölümden sonra diriliş.
    ba’zan (A.) [ بعضا ] bazen, kimi zaman.
    bâb (A.) [ 1 [باب .kapı. 2.konu. 3.bölüm.
    bâbâ (F.) [ 1 [بابا .baba. 2.ata.
    bâbâyâne (F.) [ بابایانه ] babaca, babacan.
    bâbûne (F.) [ بابونه ] babuna, papatya.
    bâc (F.) [ 1 [باج .haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi.
    bâcgîr (F.) [ باجگير ] vergi memuru.
    bâd (F.) [ 1 [باد .rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.
    bâdâm (F.) [ بادام ] badem.
    bâdbân (F.) [ بادبان ] yelken.
    40
    bâdbedest (F.) [ بادبدست ] eli boş, züğürt.
    bâdbîz (F.) [ بادبيز ] yelpaze.
    bâde (F.) [ 1 [باده .içki. 2.şarap.
    bâdefürûş (F.) [ باده فروش ] meyhaneci.
    bâdehâr (F.) [ باده خوار ] içki içen.
    bâdekeş (F.) [ باده کش ] şarap içen.
    bâdenûş (F.) [ باده نوش ] içki içen.
    bâdî (A.) [ بادی ] sebep olan, yol açan.
    bâdî olmak sebep olmak, yol açmak.
    bâdire (A.) [ بادره ] tehlikeli olay, felaket.
    bâdiye (A.) [ بادیه ] çöl.
    bâğ (F.) [ باغ ] bahçe, bağ.
    bağal (F.) [ بغل ] koltuk.
    bâğbân (F.) [ باغبان ] bahçıvan.
    bâğçe (F.) [ باغچه ] bahçe.
    bağçevan (F.) [ باغچوان ] bahçıvan.
    bağteten (A.) [ بغتة ] ansızın, birdenbire.
    bâh (A.) [ باه ] cinsel güç.
    bahâ (F.) [ بها ] değer, kıymet.
    bâhaber (F.-A.) [ باخبر ] haberli, haberdar.
    bahâdar (F.) [ بهادار ] kıymetli.
    bahâdır (F.) [ بهادر ] yiğit.
    bahâne (F.) [ 1 [بهانه .bahane. 2.sebep.
    41
    bahânecû (F.) [ بهانه جو ] bahaneci.
    bahâr (F.) [ 1 [بهار .ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.
    bahârî (F.) [ بهاری ] ilkbahar ile ilgili.
    bahâyim (A.) [ بهایم ] dört ayaklı hayvanlar.
    bahîl (A.) [ بخيل ] cimri.
    bâhired (F.) [ باخرد ] akıllı.
    bâhis (A.) [ باحث ] bahseden, söz eden.
    bahis (A.) [ 1 [بحث .konu. 2.tartışma.
    bahr -i siyâh [ بحر سياه ] Karadeniz.
    bahr (A.) [ بحر ] deniz.
    bahr -i ahdar [ بحر احضر ] Hint Okyanusu.
    bahr -i ahmer [ بحر احمر ] Kızıldeniz.
    bahr -i hazer [ بحر خزر ] Hazar Denizi.
    bahr -i kulzum [ بحر قلزم ] Kızıldeniz.
    bahr -i muhît-i atlasî [ بحر محيط اطلسی ] Atlas Okyanusu.
    bahr -i muhît-i kebîr [ بحر محيط کبير ] Büyük Okyanus.
    bahr -i mutavassıt [ بحر متوسط ] Akdeniz.
    bahs (A.) [ 1 [بحث .konu. 2.tartışma.
    bahs edilmek ele alınmak, söz edilmek.
    bahs etmek ele almak, söz etmek.
    bahş (F.) [ بخش ] bağışlayan.
    bahş edilmek 1.bağışlanmak. 2.verilmek.
    bahş etmek 1.bağışlamak. 2.vermek.
    42
    bahşâyiş (F.) [ 1 [بخشایش .bağışlama. 2.bağış, ihsan.
    bahşiş (F.) [ 1 [بخشش .bağış. 2.bahşiş.
    baht (F.) [ بخت ] talih.
    bahtiyârî (F.) [ بختياری ] bahtiyarlık.
    bâhûr (A.) [ باخور ] aşırı sıcak.
    bâhusus (F.-A.) [ باخصوص ] hele hele, özellikle.
    baîd (A.) [ بعيد ] uzak.
    bâis (A.) [ باعث ] yol açan, sebep olan.
    bâis olmak yol açmak, sebep olmak.
    bâjurnal (F.-Fr.) [ باژورنال ] tutanak ile.
    bâk (F.) [ باک ] korku.
    bakâyâ (A.) [ بقایا ] geriye kalanlar.
    bakıyye (A.) [ بقيه ] geriye kalan, bakiye.
    bâkî (A.) [ 1 [باقی .kalıcı, ölümsüz. 2.artan, geri kalan.
    bâkir (A.) [ باکر ] el sürülmemiş.
    bâkire (A.) [ باکره ] kızoğlan kız.
    bâl (F.) [ بال ] kanat.
    bâlâ (F.) [ 1 [بالا .yukarı, üst. 2.boy.
    bâlâbülend (F.) [ بالابلند ] uzun boylu.
    bâlâhâne (F.) [ بالاخانه ] tavan arası, çatı.
    bâlâpervaz (F.) [ بالاپرواز ] yükseklerden uçan.
    bâliğ (A.) [ 1 [بالغ .erişkin. 2.tutan, varan.
    bâliğ olmak 1.erişkin olmak. 2.tutmak, ulaşmak, varmak
    43
    bâlîn (F.) [ 1 [بالين .başucu. 2.yastık.
    bâliş (F.) [ بالش ] yastık.
    bâm (F.) [ بام ] dam, çatı.
    bâmazbata (F.-A.) [ بامضبطه ] tutanak ile.
    bâmdâd (F.) [ بامداد ] sabah, sabahleyin.
    bâmukâvele (F.-A.) [ بامقاوله ] sözleşme ile, sözleşmeli.
    bâng (F.) [ 1 [بانگ .ses. 2.haykırış.
    bânû (F.) [ 1 [بانو .bayan. 2.büyük hanım.
    bâr (F.) [ 1 [بار .yük. 2.defa, kez. 3.Tanrı. 4.meyva. 5.yağdıran.
    bâr vermek meyva vermek.
    bârân (F.) [ باران ] yağmur.
    bârapor (F.-Fr.) [ باراپور ] rapor ile birlikte, raporlu.
    bârber (F.) [ باربر ] hamal.
    bâre (F.) [ 1 [باره .defa. 2.sur.
    bârgâh (F.) [ 1 [بارگاه .yüksek huzur, padişah huzuru. 2.otağ.
    bârgîr (F.) [ بارگير ] beygir.
    bârî (F.) [ باری ] hiç olmazsa, en azından.
    bârid (A.) [ بارد ] soğuk.
    bârîk (F.) [ باریک ] ince.
    bârika (A.) [ بارقه ] şimşek.
    bâriz (A.) [ بارز ] belirgin.
    bârû (F.) [ بارو ] burç, hisar burcu.
    bârver (F.) [ 1 [بارور .verimli. 2.meyvalı.
    44
    basar (A.) [ 1 [بصر .görme. 2.görme yetisi.
    basîret (A.) [ بصيرت ] görüş, ileriyi görme gücü.
    basît (A.) [ 1 [بسيط .sade. 2.kolay.
    bast (A.) [ بسط ] yayma.
    batâet (A.) [ بطائت ] ağırlık, yavaşlık.
    bâtakrîr (F.-A.) [ باتقریر ] rapor halinde.
    bâtıl (A.) [ 1 [باطل .hükümsüz. 2.boş.
    batın (A.) [ 1 [بطن .karın. 2.kuşak, nesil.
    bâtınen (A.) [ باطنا ] işin iç yüzünde.
    batî (A.) [ بطی ] ağır, yavaş.
    batn (A.) [ 1 [بطن .karın. 2.kuşak, nesil.
    batt (A.) [ بط ] kaz.
    battal (A.) [ 1 [بطال .yiğit. 2.köhnemiş. 3.hantal.
    bâvekar (F.-A.) [ باوقار ] ağırbaşlı.
    bâyi (A.) [ بایع ] satıcı.
    bayrakdâr (A.-F.) [ بيدقدار ] bayraktar, sancaktar.
    baytâr (A.) [ بيطار ] veteriner.
    bâz (F.) [ 1 [باز .tekrar. 2.açık. 3.doğan.
    bazargâh (F.) [ بازارگاه ] pazar yeri.
    bazen (A.) [ بعضا ] kimi zaman
    bazı (A.) [ بعض ] kimi.
    bâzî (F.) [ بازی ] oyun.
    bâzîçe (F.) [ بازیچه ] oyuncak.
    45
    bâzû (F.) [ 1 [بازو .kol. 2.güç.
    be’s (A.) [ بأس ] zarar, kötü yan.
    bebr (F.) [ ببر ] kaplan.
    becâ (F.) [ بجا ] yerinde.
    becâyiş (F.) [ بجایش ] yer değişimi.
    beççe (F.) [ 1 [بچه .çocuk. 2.yavru.
    bed (F.) [ بد ] kötü.
    bed’ etmek başlamak.
    bedahd (F.-A.) [ بدعهد ] sözünde durmayan.
    bedâheten (A.) [ بداهة ] düşünmeden.
    bedahlâk (F.-A.) [ بداخلاق ] ahlaksız.
    bedâvâz (F.) [ بدآواز ] kötü sesli.
    bedâvet (A.) [ 1 [بداوت .göçebelik. 2.bedevîlik.
    bedâyi’ (A.) [ بدایع ] yeni ve güzel şeyler.
    bedbaht (F.) [ بدبخت ] tahilsiz.
    bedbaht etmek mutsuz etmek.
    bedbîn (F.) [ بدبين ] kötümser, karamsar.
    bedbû (F.) [ بدبو ] kötü kokulu.
    bedcins (F.-A.) [ بدجنس ] kötü cinsli, cinsi bozuk.
    bedçeşm (F.) [ بدچشم ] kötü gözlü.
    beddil (F.) [ بددل ] ödlek.
    bedduâ (F.-A.) [ بددعا ] ilenç.
    bedelât (A.) [ بدلات ] bedeller.
    46
    bedendîş (F.) [ بداندیش ] kötü düşünceli.
    bedenen (A.) [ بدنا ] vücutça.
    bedestân (F.) [ بزستان ] bedesten.
    bedevî (A.) [ بدوی ] çöl arabı.
    bedeviyyet (A.) [ 1 [بدویت .göçebelik. 2.bedevîlik.
    bedfercâm (F.) [ بدفرجام ] kötü sonlu.
    bedgû (F.) [ بدگو ] dedikoducu.
    bedgüher (F.) [ بدگهر ] kalbi bozuk, mayası bozuk.
    bedhâh (F.) [ بدخواه ] birinin kötülüğünü isteyen, kötü niyetli.
    bedhû (F.) [ بدخو ] huysuz, kötü huylu.
    bedî’ (A.) [ بدیع ] güzel, yepyeni.
    bedîa (A.) [ بدیعه ] yepyeni şey.
    bedîhe (A.) [ بدیهه ] düşünmeden.
    bedîhî (A.) [ بدیهی ] kuşkusuz.
    bedkâr (F.) [ بدکار ] kötü hareketli.
    bedlikâ (F.-A.) [ بدلقا ] çirkin.
    bedmâye (F.) [ بدمایه ] mayası bozuk.
    bedmest (F.) [ بدمست ] içip içip dağıtan.
    bedmestî (F.) [ بدمستی ] içip içip dağıtma.
    bedmestlik (F.-T.) [ed+mes] içip içip dağıtma.
    bedmestlik etmek içip için dağıtmak.
    bedmihr (F.) [ بدمهر ] sevgisiz.
    bednâm (F.) [ بدنام ] adı kötüye çıkmış.
    47
    bednigâh (F.) [ بدنگاه ] kötü gözlü, kötü bakışlı.
    bednihâd (F.) [ بدنهاد ] kötü yaratılışlı, soysuz.
    bedr (A.) [ بدر ] dolunay.
    bedre (A.) [ بدره ] para kesesi.
    bedreftâr (F.) [ بدرفتار ] kötü davranışlı.
    bedreka (F.) [ 1 [بدرقه .uğurlama, yolcu etme. 2.kılavuz.
    bedrûd (F.) [ بدرود ] veda.
    bedsigâl (F.) [ بدسگال ] kötü düşünceli.
    bedsîret (F.-A.) [ بدسيرت ] ahlaksız.
    bedsirişt (F.) [ بدسرشت ] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.
    bedter (F.) [ بدتر ] daha kötü, beter.
    bedtıynet (F.-A.) [ بدطينت ] tıynetsiz, karaktersiz.
    bedzebân (F.) [ بدزبان ] ağzı bozuk.
    bedzehre (F.) [ بدزهره ] ödlek.
    begâyet (F.-A.) [ بغایت ] çok, son derece.
    behâ (F.) [ بها ] değer, kıymet.
    behbûd (F.) [ بهبود ] sağlık.
    behcet (A.) [ 1 [بهجت .sevinç. 2.güzellik.
    behem (F.) [ بهم ] birlikte, beraber.
    behemehâl (F.-A.) [ بهه حال ] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.
    beher (F.) [ بهر ] her, her biri.
    behic (A.) [ بهيج ] güleryüzlü.
    behîmî (A.) [ بهيمی ] hayvanî.
    48
    behîmiyyet (A.) [ بهيميت ] hayvanlık.
    behişt (F.) [ بهشت ] cennet.
    behiştî (F.) [ بهشتی ] cennetlik.
    behiyye (A.) [ بهيه ] güzel.
    behmân (F.) [ بهمان ] falan, filan.
    behre (F.) [ بهره ] nasip.
    behremend (F.) [ 1 [بهرمند .hisse sahibi. 2.yararlanan.
    beht (A.) [ بهت ] şaşkınlık.
    behte uğramak şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak.
    bekâ (A.) [ بقا ] kalıcılık.
    bekâm (F.) [ بکام ] muradına ermiş.
    bekâm olmak muradına ermek.
    bekâya (A.) [ بقایا ] geriye kalanlar; kalıntılar.
    bekrî (A.) [ بکری ] içki düşkünü.
    beksimat (F.) [ بکسمات ] peksimet.
    bel (A.) [ بل ] belki.
    bel’ (A.) [ 1 [بلع .yutma. 2.yutulma.
    bel’ edilmek yutulmak.
    bel’ etmek yutmak.
    belâ (A.) [ بلا ] felaket, musibet.
    belâ (A.) [ بلی ] evet.
    belâdet (A.) [ بلادت ] dangalaklık.
    belâdîde (A.-F.) [ بلادیده ] belaya uğramış.
    49
    belâgat (A.) [ بلاغت ] kusursuz söz söyleme
    belâhet (A.) [ بلاهت ] eblehlik.
    belâyâ (A.) [ بلایا ] belalar.
    belde (A.) [ 1 [بلده .kent. 2.diyar, memleket.
    beled (A.) [ 1 [بلد .kent. 2.memleket.
    beledî (A.) [ بلدی ] kentli.
    belediyye (A.) [ بلدیه ] belediye.
    belî (A.) [ بلی ] evet.
    belîğ (A.) [ 1 [بليغ .fasih konuşan. 2.fasih, düzgün.
    beliyyât (A.) [ بليات ] belalar.
    belki (F.-A.) [ بلکه ] olabilir, belki.
    belût (A.) [ 1 [بلوط .pelit, palamut. 2.meşe.
    benâdir (A.benâm (F.) [ 1 [بنام .ünlü. 2.adında.
    benân (A.) [ 1 [بنان .parmaklar. 2.parmak uçları.
    benât (A.) [ بنات ] kızlar.
    bend (F.) [ 1 [بند .bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra. 4.baraj, su bendi.
    bend olmak bağlanmak.
    bende (F.) [ 1 [بنده .kul. 2.köle.
    bendegân (F.) [ 1 [بندگان .kullar. 2.köleler.
    bendegî (F.) [ 1 [بندگی .kulluk. 2.kölelik.
    bendehâne (F.) [ بنده خانه ] benim evim.
    bender (F.) [ بندر ] liman.
    50
    bendergâh (F.) [ بندرگاه ] rıhtım.
    bendezâde (F.) [ 1 [بنده زاده .köle çocuğu. 2.benim çocuğum.
    benefşe (F.) [ بنفشه ] menekşe.
    benefşî (F.) [ بنفشی ] mor.
    beng (F.) [ بنگ ] esrar.
    bengî (F.) [ بنگی ] esrarkeş.
    benî (A.) [ بنی ] oğullar.
    benîâdem [ بنی آدم ] insanlar, Adem oğulları.
    benîisrâîl ı [ بنی اسرائيل ] İsrailoğulları.
    bennâ (A.) [ بناء ] yapı ustası.
    benû (A.) [ بنو ] oğullar.
    ber (F.) [ 1 [بر .üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva.
    berâ’et (A.) [ برائت ] aklanma.
    berâ’et etmek aklanmak.
    berâber (F.) [ 1 [برابر .birlikte. 2.eşit.
    berâberî (F.) [ 1 [برابری .birliktelik. 2.eşitlik.
    berâhîn (A.) [ براهين ] deliller, kanıtlar.
    berâyı (F.) [ برای ] için.
    berâyı malûmât [ برای معلومات ] bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi
    olmak için.
    berbâd (F.) [ 1 [برباد .mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.
    bercâ (F.) [ برجا ] yerinde, uygun.
    berceste (F.) [ برجسته ] seçkin, seçme.
    51
    berd (A.) [ برد ] soğuk.
    berde (F.) [ برده ] köle.
    berdevâm (F.-A.) [ بردوام ] sürekli, devam eden.
    berdülacuz (A.) [ بردالعجوز ] kocakarı soğuğu.
    bere (F.) [ بره ] kuzu.
    berehne (F.) [ برهنه ] çıplak.
    berekât (A.) [ برکات ] bereketler.
    bereket (A.) [ 1 [برکت .bolluk. 2.uğur.
    berevât (A.) [ بروات ] beratlar.
    berf (F.) [ برف ] kar.
    berfîn (F.) [ برفين ] karlı.
    berg (F.) [ برگ ] yaprak.
    bergüzâr (F.) [ برگذار ] hatıra, hediye, yadigâr.
    berhâne (F.) [ برخانه ] harap vaziyetteki ev.
    berhayât (F.-A.) [ برحيات ] hayatta olan, sağ.
    berhayât bulunmak yaşamak, hayatta olmak.
    berhürdâr (F.) [ برخوردار ] mutlu, muradına ermiş.
    berî (A.) [ بری ] arınmış, temiz, uzak.
    berîd (A.) [ 1 [برید .ulak. 2.postacı.
    berîn (F.) [ برین ] yüksek, yüce.
    berk (A.) [ برق ] şimşek.
    berkarâr (F.-A.) [ برقرار ] yerinde duran, karar eden.
    berkarâr olmak devam etmek, kalmak.
    52
    berkemâl (F.-A.) [ بزکمال ] en iyi şekilde, mükemmel.
    bermâh (F.) [ برماه ] matkap, burgu.
    bermu’tâd (F.-A.) [ برمعتاد ] alışıldığı gibi, mutâd olduğu üzere.
    bermûcib-i (F.-A.) [ برموجب ] uyarınca, gereğince.
    bernâ (F.) [ برنا ] genç.
    berpâ (F.) [ برپا ] ayakta.
    berr (A.) [ 1 [بر .toprak. 2.kara. 3.kıta.
    berrak (A.) [ براق ] duru.
    berren (A.) [ برا ] kara yolu ile.
    berrî (A.) [ بری ] kara ile ilgili.
    bersâbık (F.-A.) [ برسابق ] eskiden olduğu gibi.
    bertaraf (F.-A.) [ 1 [برطرف .bir yana. 2.giderilmiş.
    bertaraf etmek gidermek.
    bertaraf olmak giderilmek.
    berter (F.) [ برتر ] daha üstün.
    berterîn (F.) [ برترین ] en üstün.
    bervech-i (F.-A.) [ بروجه ] gibi.
    berzah (A.) [ 1 [برزخ .cehennem. 2.dil, kara uzantısı. 3.sorun, dert.
    berzger (F.) [ برزگر ] çiftçi.
    bes (F.) [ 1 [بس .yeterli. 2.çok.
    besâ (F.) [ بسا ] nice.
    besâtîn (A.) [ بساتين ] bahçeler.
    besend (F.) [ بسند ] yeterli.
    53
    besende (F.) [ بسنده ] yeterli.
    beserüçeşm (F.) [ بسر و چشم ] başüstüne, başım gözüm üstüne.
    besî (F.) [ بسی ] birçok.
    besîm (A.) [ بسيم ] güleç.
    beste (F.) [ 1 [بسته .kapalı. 2.beste.
    bestekâr (F.) [ بسته کار ] besteci.
    bestenigâr (F.) [ بسته نگار ] Türk mûsikîsinde bir makam adı.
    beşâret (A.) [ بشارت ] müjde.
    beşer (A.) [ 1 [بشر .insan. 2.insanlık.
    beşere (A.) [ بشره ] deri, dış deri.
    beşerî (A.) [ بشری ] insanlıkla ilgili, insanî.
    beşeriyyât (A.) [ بشریات ] antropoloji.
    beşeriyyet (A.) [ بشریت ] insanlık.
    beşîr (A.) [ بشير ] müjdeci.
    beşûş (A.) [ بشوش ] güleç.
    beşûşâne (A.-F.) [ بشوشانه ] güleryüzle.
    betâet (A.) [ بطائت ] ağırlık, yavaşlık.
    beter (F.) [ بدتر ] daha kötü, beter, şiddetli.
    bevl (A.) [ 1 [بول .idrar. 2.işeme.
    bevlî (A.) [ بولی ] idrar ile ilgili.
    bevliyye (A.) [ بوليه ] üroloji.
    bevvâb (A.) [ بواب ] kapıcı.
    bevvâbîn (A.) [ بوابين ] kapıcılar.
    54
    bey’ (A.) [ بيع ] satış.
    beyâbân (F.) [ بيابان ] çöl.
    beyân (A.) [ بيان ] açıklama, ifade etme, dile getirme.
    beyân edilmek açıklanmak, dile getirilmek.
    beyân etmek açıklamak, dile getirmek.
    beyânât (A.) [ بيانات ] açıklamalar, demeç.
    beyânnâme (A.-F.) [ بيان نامه ] bildirge.
    beyâz (A.) [ بياض ] ak, beyaz.
    beyhûde (F.) [ بيهوده ] boş, boşuna.
    beyn (A.) [ بين ] ara, orta.
    beynelmilel (A.) [ بين الملل ] uluslararası.
    beyn-i (A.-F.) [ بين ] arasında, ortasında.
    beynülmilel (A.) [ بين الملل ] uluslararası.
    beyt (A.) [ 1 [بيت .ev. 2.konut. 3.beyit.
    beytâr (A.) [ بيطار ] veteriner.
    beytullah (A.) [ بيت الله ] Kâbe.
    beytûtet (A.) [ بيتوتت ] geceleme.
    beytülmal (A.) [ بيت المال ] hazine, maliye hazinesi.
    beyzâ (A.) [ بيضا ] bembeyaz, çok beyaz.
    beyze (A.) [ 1 [بيضه .yumurta. 2.husye.
    beyzî (A.) [ بيضی ] oval.
    beze (F.) [ 1 [بزه .günah. 2.suç.
    bezekâr (F.) [ 1 [بزه کار .günahkar. 2.suçlu.
    55
    bezir (A.) [ بذر ] tohum.
    bezirgân (F.) [ بازرگان ] tüccar.
    bezistân (A.-F.) [ بزستان ] bedesten.
    bezle (A.) [ بذله ] şaka, latife.
    bezlegû (A.-F.) [ بذله گو ] şakacı.
    bezm (F.) [ 1 [بزم .eğlence meclisi. 2.içki meclisi.
    bezmgâh (F.) [ بزمگاه ] eğlence yeri, eğlence meclisi.
    bezzaz (A.) [ بزبز ] manifaturacı, kumaşçı.
    bi’r (A.) [ بئر ] kuyu.
    bi’set (A.) [ بئثت ] gönderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi.
    bîaman (F.) [ بی امان ] amansız.
    bîâr (F.-A.) [ بی عار ] arsız.
    bîbahâ (F.) [ بی بها ] çok değerli, paha biçilmez.
    bîbedel (F.-A.) [ بی بدل ] eşsiz, benzersiz.
    bîbehre (F.) [ بی بهره ] nasipsiz.
    bîcâ (F.) [ بيجا ] yersiz.
    bîcan (F.) [ بی جان ] cansız.
    bîçâre (F.) [ 1 [بيچاره .çaresiz. 2.zavallı.
    bîçâregân (F.) [ 1 [بيچارگان .çaresizler. 2.zavallılar.
    bîçunuçirâ (F.) [ 1 [بی چون و چرا .sorgusuz sualsiz. 2.Tanrı.
    bîd (F.) [ بيد ] söğüt.
    bid’at (A.) [ 1 [بدعت .sonradan ortaya çıkma. 2.dinde yeni getirilmiş şey.
    bîdâd (F.) [ بيداد ] zulüm.
    56
    bîdâdger (F.) [ بيدادگر ] zalim.
    bîdâr (F.) [ بيدار ] uyanık.
    bîdârbaht (F.) [ بيداربخت ] talihli.
    bidâyet (A.) [ بدایت ] başlangıç.
    bidâyette (A.-T.) [d] başlangıçta.
    bîd-i mecnûn [ بيد مجنون ] salkımsöğüt.
    bîdil (F.) [ بيدل ] aşık.
    bîdin (F.-A.) [ بی دین ] dinsiz.
    bîedeb (F.-A.) [ بی ادب ] terbiyesiz, edepsiz.
    bîeman (F.) [ بی امان ] amansız.
    bîendişe (F.) [ بی اندیشه ] düşünmeyen, umursamayan.
    bîgâne (F.) [ بيگانه ] yabancı.
    bîgüman (F.) [ بی گمان ] kuşkusuz.
    bîgünah (F.) [ 1 [بی گناه .günahsız. 2.suçsuz.
    bîh (F.) [ بيخ ] kök.
    bîhaber (F.-A.) [ بی خبر ] habersiz.
    bîhadd (F.-A.) [ بی حد ] sınırsız.
    bihakkın (A.) [ بحق ] hakkıyla, hak ederek.
    bihamdillah (A.) [ بحمدالله ] Allah’a şükürler olsun.
    bihâr (A.) [ بحار ] denizler.
    bîhareket (F.-A.) [ بی حرکت ] hareketsiz.
    bîhâsıl (F.-A.) [ بی حاصل ] sonuçsuz.
    bîhayâ (F.-A.) [ بی حيا ] utanmaz, hayasız.
    57
    bîhayat (F.-A.) [ بی حيات ] cansız, yaşamayan.
    bihâzelemr (A.) [ بهذا الامر ] buna göre, bu durumda, böylelikle.
    bihbûd (F.) [ بهبود ] sağlık.
    bîhemtâ (F.) [ بی همتا ] benzersiz.
    bîhesâb (F.-A.) [ بی حساب ] hesapsız, sonsuz.
    bîhiss (F.-A.) [ بی حس ] hissiz, duygusuz.
    bihişt (F.) [ بهشت ] cennet.
    bîhod (F.) [ 1 [بيخود .baygın. 2.kendine olmama, kendinden geçme.
    bihter (F.) [ بهتر ] daha iyi.
    bîhude (F.) [ بيهده ] boşuna, beyhude.
    bîinsâf (F.-A.) [ بی انصاف ] insafsız.
    bîkâr (F.) [ 1 [بيکار .işsiz. 2.bekar.
    bîkarâr (F.-A.) [ بی قرار ] kararsız.
    bikr (A.) [ 1 [بکر .el sürülmemiş. 2.yepyeni, orijinal.
    bîl (F.) [ بيل ] bel.
    bilâd (A.) [ 1 [بلاد .beldeler. 2.memleketler.
    bilâfâsıla (A.) [ بلافاصله ] aralıksız, kesintisiz.
    bilâhareket (A.) [ بلاحرکت ] hareketsiz, hareket etmeden.
    bilâhere (A.) [ 1 [بالآخره .sonradan. 2.sonunda, nihayet.
    bilâinkıtâ (A.) [ بلاانقطاع ] kesintisiz, aralıksız.
    bilâkayt (A.) [ بلاقيد ] kayıtsız şartsız, kesin.
    bilakis (A.) [ بالعکس ] aksine, tersine.
    bilâmâni’a (A.) [ بلامانعه ] engelsiz
    58
    bilâmazeret (A.) [ بلامعذرت ] mazeretsiz, özür bildirmeksizin.
    bilâmerhamet (A.) [ بلامرحمت ] acımasızca.
    bilâmühlet (A.) [ بلامهلت ] zaman tanımadan, süre vermeden.
    bilâpervâ (A.-F.) [ بلاپروا ] korkusuzca.
    bilâşikâyet (A.) [ بلاشکایت ] şikayet etmeden.
    bilâte’ehhür (A.) [ بلاتأخر ] gecikmeden.
    bilâtefrik (A.) [ بلاتفریق ] hiçbir ayırım gözetmeksizin.
    bilâtehlike (A.) [ بلاتهلکه ] tehlikesizce.
    bilâteminat (A.) [ بلاتأمينات ] güvencesiz, teminatsız.
    bilâücret (A.) [ بلاأجرت ] parasız, ücretsiz.
    bilcümle (A.) [ بالجمله ] tümüyle.
    bilfarz (A.) [ بالفرض ] diyelim ki.
    bilfiil (A.) [ بالفعل ] gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat.
    bilhassa (A.) [ بالخاصه ] özellikle, hele hele.
    biliktizâ (A.) [ بالاقتضا ] gerektiğinden.
    bililtizâm (A.) [ بالالتزام ] bilerek, bile bile.
    bilistifade (A.) [ بالاستفاده ] yararlanarak, istifade ederek.
    bilistihsâl (A.) [ بالاستحصال ] alarak, elde ederek.
    biliştirâk (A.) [ بالاشتراک ] katılarak.
    billûr (A.) [ بلور ] kristal.
    bilmecbûriye (A.) [ بالمجبئریه ] zorunlu olarak, mecburen.
    bilmukabele (A.) [ بالمقابله ] karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak.
    bilmünâsebe (A.) [ بالمناسبه ] bir münasebetle, sırası geldiğinde.
    59
    bilmünâvebe (A.) [ بالمناوبه ] dönüşümlü.
    bilmüzakere (A.) [ بالمذاکره ] görüşülerek.
    bilumum (A.) [ بالعموم ] tüm, bütün.
    bilvâsıta (A.) [ بالواسطه ] dolaylı olarak.
    bîm (F.) [ بيم ] korku.
    bîma’nâ (F.-A.) [ بی معنی ] anlamsız.
    bîmâr (F.) [ بيمار ] hasta.
    bîmârân (F.) [ بيماران ] hastalar.
    bîmecâl (F.-A.) [ بی مجال ] takatsiz, dermansız.
    bîmekân (F.-A.) [ 1 [بی مکان .yersiz. 2.aylak.
    bîmerhamet (F.-A.) [ بی مرحمت ] acımasız.
    bîmeze (F.) [ بی مزه ] lezzetsiz, tatsız.
    bîmihr (F.) [ بی مهر ] sevgisiz, şefkatsiz.
    bîmisâl (F.-A.) [ بی مثال ] benzersiz.
    bîmuhâbâ (F.-A.) [ بی محابا ] çekinmeden.
    bîmübâlât (F.-A.) [ بی مبالات ] kayıtsız, umursamaz.
    bîmürüvvet (F.-A.) [ بی مروت ] mürüvvetsiz.
    bin (A.) [ بن ] oğul.
    binâ (A.) [ بناء ] yapı.
    bînâ (F.) [ بينا ] gören, iyi gören.
    binâberin (A.-F.) [ بنابرین ] bundan dolayı, buna dayanarak.
    binâen (A.) [ بناء ] dayanarak, göre.
    binâenaleyh (A.) [ بناء عليه ] bu yüzden, bundan dolayı.
    60
    bînâm (F.) [ بينام ] adsız, tanınmamış.
    bînamaz (F.) [ بی نماز ] beynamaz.
    bînasîb (F.-A.) [ بی نصيب ] nasipsiz, kısmetsiz.
    bînazîr (F.-A.) [ بی نظير ] benzersiz.
    bînemek (F.) [ بی نمک ] tuzsuz.
    bînevâ (F.) [ 1 [بينوا .zavallı. 2.yoksul.
    bînî (F.) [ بينی ] burun.
    bînihaye (F.-A.) [ بی نهایه ] sonsuz, bitmez tükenmez.
    binnetice (A.) [ بالنتيجه ] sonuçta, sonuç olarak.
    binnisbe (A.) [ بالنسبه ] bir dereceye kadar, nispeten.
    bint (A.) [ بنت ] kız.
    bîpâyân (F.) [ بی پایان ] sonsuz.
    bîpervâ (F.) [ 1 [بی پروا .korkusuz. 2.çekinmeden.
    bir gûna (T.-F.) [ ] hiçbir, herhangi bir.
    bir nevi (T.-A.) [ ] adeta, bir bakıma.
    birâder (F.) [ برادر ] erkek kardeş.
    bîrahm (F.-A.) [ بی رحم ] merhametsiz, acımasız.
    bîrayb (F.-A.) [ بی ریب ] kuşkusuz.
    birinc (F.) [ برنج ] pirinç.
    birişte (F.) [ برشته ] kavrulmuş.
    bîrûn (F.) [ 1 [بيرون .dış. 2.dışarı.
    biryân (F.) [ بریان ] kebap.
    bisât (A.) [ بساط ] yaygı.
    61
    bîsebat (F.-A.) [ بی ثبات ] dayanıksız.
    bîsebeb (F.-A.) [ بی سبب ] dayanıksız.
    bîser (F.) [ بی سر ] başsız.
    bîst (F.) [ بيست ] yirmi.
    bister (F.) [ بستر ] yatak.
    bîsûd (F.) [ بی سود ] yararsız.
    bisyâr (F.) [ بسيار ] çok.
    bîşe (F.) [ بيشه ] orman.
    bîşerm (F.) [ بی شرم ] orman.
    bîşuur (F.-A.) [ بی شعور ] bilinçsiz.
    bîşübhe (F.-A.) [ بی شبهه ] kuşkusuz, şüphesiz.
    bîşümâr (F.) [ بی شمار ] sayısız.
    bîtâb (F.-A.) [ بيتاب ] yorgun, takatsiz.
    bîtâb kalmak bitkin düşmek.
    bîtâbane (F.) [ بيتابانه ] bitkince.
    bitamâmihâ (A.) [ بتمامها ] tümüyle, tamamen.
    bîtaraf (F.-A.) [ بی طرف ] tarafsız.
    bîtarafâne (F.-A.) [ بی طرفانه ] tarafsızca, yan tutmadan.
    bittab’ (A.) [ بالطبع ] doğal olarak.
    bittafsîl (A.) [ بالتفصيل ] ayrıntılı olarak, uzun uzadıya.
    bittamâm (A.) [ بالتمام ] tümüyle.
    bîve (F.) [ بيوه ] dul.
    bîvefâ (F.-A.) [ بی وفا ] vefasız.
    62
    bîvezen (F.) [ بيوه زن ] dul kadın.
    bîzâr (F.) [ بيزار ] bıkmış, usanmış.
    bîzâr olmak bıkmak, usanmak.
    bizâtihi (A.) [ بذاته ] kendiliğinden.
    bizzarûre (A.) [ بالضروره ] zorunlu olarak.
    bostân (F.) [ بوستان ] bahçe.
    bû (F.) [ بو ] koku.
    bu’d (A.) [ 1 [بعد .uzaklık. 2.boyut.
    bu’diyet (A.) [ بعدیت ] uzaklık, mesafe.
    bûd (F.) [ بود ] varlık.
    buğrâ (F.) [ بغرا ] turna.
    buhalâ (A.) [ بخلا ] cimriler.
    buhâr (A.) [ بخار ] buğu, buhar.
    buhl (A.) [ بخل ] cimrilik.
    buhrân (A.) [ بحران ] bunalım, kriz.
    buht (A.) [ بهت ] şaşkınlık.
    buhûr (F.) [ بخور ] tütsü.
    buhurdan (F.) [ بخوردان ] tütsülük, tütsü kabı.
    buk’a (A.) [ 1[بقعه .yer, diyar. 2.ülke.
    buk’avî (A.) [ بقعوی ] yerel.
    bûm (F.) [ 1 [بوم .yer. 2.ülke.
    bûm (F.) [ بوم ] baykuş.
    bûmehen (F.) [ بومهن ] deprem.
    63
    bundan mâada (T.-A.) [dan+m] bundan başka, bunun yanısıra.
    bûr (F.) [ بور ] kumral.
    burc (A.) [ 1 [برج .burç. 2.yıldız kümesi.
    burhan (A.) [ برهان ] kanıt, delil.
    bûriya (F.) [ بوریا ] hasır.
    burûc (A.) [ بروج ] burçlar.
    burûdet (A.) [ برودت ] soğukluk.
    bûs etmek öpmek.
    bûse (F.) [ بوسه ] öpücük.
    bûstân (F.) [ بوستان ] bahçe.
    bûte (F.) [ 1 [بوته .çalı çırpı. 2.pota.
    bûtimar (F.) [ بوتيمار ] balıkçıl, botimar.
    butlân (A.) [ 1 [بطلان .boşluk, anlamsızlık. 2.yalan.
    butûn (A.) [ 1 [بطون .karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
    bûy (F.) [ بوی ] koku.
    bûydâr (F.) [ بویدار ] kokulu.
    bûzîne (F.) [ بوزینه ] maymun.
    bühtân (A.) [ بهتان ] iftira.
    bühtân etmek iftira etmek.
    bükâ (A.) [ بکاء ] ağlama.
    bülaceb (A.) [ بوالعجب ] şaşılacak şey.
    büldân (A.) [ بلدان ] beldeler, diyarlar, ülkeler.
    büleğâ (A.) [ بلغاء ] belagat sahipleri.
    64
    bülend (F.) [ 1 [بلند .yüksek. 2.yüce.
    bülendbâlâ (F.) [ بلندبالا ] uzun boylu.
    bülendpervâz (F.) [ 1 [بلندپرواز .yükseklerden uçan. 2.şerefli.
    bülheves (A.) [ بوالهوس ] maymun iştahlı.
    bülûğ (A.) [ بلوغ ] erginlik.
    bün (F.) [ 1 [بن .kök. 2.dip. 3.temel.
    bünyâd (F.) [ 1 [بنياد .temel, kök. 2.yapı, bina.
    bünye (A.) [ بنيه ] yapı.
    bünyeviyat (A.) [ بنيویات ] bünye ile ilgili bilim dalı, morfoloji.
    bürdbâr (F.) [ بردبار ] sabırlı.
    bürde (A.) [ برده ] hırka.
    bürhân (A.) [ برهان ] kanıt.
    bürîde (F.) [ بریده ] kesik.
    bürka (A.) [ برقع ] peçe.
    bürnâ (F.) [ برنا ] genç.
    bürrân (F.) [ بران ] keskin.
    bürûdet (A.) [ برودت ] soğukluk.
    bürûz (A.) [ بروز ] ortaya çıkma.
    büstân (F.) [ بستان ] bahçe.
    büşrâ (A.) [ بشرا ] müjde.
    büt (F.) [ بت ] put.
    büthâne (F.) [ بت خانه ] puthane.
    bütperest (F.) [ بت پرست ] putperest, puta tapan.
    65
    bütûn (A.) [ 1 [بطون .karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
    büyût (A.) [ 1 [بيوت .evler. 2.beyitler.
    büz (F.) [ بز ] keçi.
    büzdil (F.) [ بزدل ] ödlek.
    büzûr (A.) [ بذور ] tohumlar.
    büzürg (F.) [ 1 [بزرگ .büyük. 2.ulu.
    büzürgân (F.) [ 1 [بزرگان .büyükler. 2.ulular.
    büzürgzâde (F.) [ بزرگ زاده ] seçkin kişinin çocuğu, asilzade, kişizade.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    25/7/2008 - C HARFİ

                              C

    câ (F.) [ 1 [جا .yer. 2.mevki. 3.makam.
    ca’l (A.) [ جعل ] yapma.
    ca’lî (A.) [ 1 [جعلی .yapma, uydurma. 2.sahte.
    câbecâ (F.) [ جابجا ] yer yer.
    câbir (A.) [ جابر ] zorlayıcı.
    câdde (A.) [ جاده ] ana yol, cadde.
    câdû (F.) [ 1 [جادو .büyücü. 2.cadı.
    câdûger (F.) [ جادوگر ] büyücü.
    câh (F.) [ جاه ] makam, mevki.
    câhid (A.) [ جاهد ] çalışıp çabalayan.
    câhil (A.) [ جاهل ] bilgisiz.
    câhilâne (A.-F.) [ جاهلانه ] cahilce.
    câiz (A.) [ جائز ] uygun.
    câize (A.) [ جائزه ] ödül.
    câlib (A.) [ جالب ] ilginç, çekici.
    câlib -i dikkat [ جالب دقت ]dikkat çekici.
    câm (F.) [ 1 [جام .kadeh. 2.şişe. 3.cam.
    câme (F.) [ جامه ] giysi.
    67
    câmedân (F.) [ جامه دان ] gardrop.
    câmegî (F.) [ 1 [جامگی .giysi parası. 2.hizmetçi.
    câmekan (F.) [ جامکان ] hamamda soyunma odası.
    câmekan (F.-A.) [ 1 [جامکان .camlı bölme. 2.vitrin.
    câmeşûy (F.) [ جامه شوی ] çamaşırcı.
    câmi’ (A.) [ 1 [جامع .toplayan. 2.cami.
    câmia (A.) [ جامعه ] topluluk.
    câmid (A.) [ 1 [جامد .cansız. 2.donuk.
    câmûs (A.) [ جاموس ] manda, camız.
    cân (F.) [ 1 [جان .ruh. 2.can. 3.sevgili.
    cânâ (F.) [ جانا ] sevgilim, ey sevgili.
    cânân (F.) [ جانان ] sevgili.
    cânâne (F.) [ جانانه ] sevgili.
    cânbâz (F.) [ 1 [جانباز .canını hiçe sayan. 2.fedai. 3.cambaz.
    cândâr (F.) [ 1 [جاندار .canlı. 2.koruyucu.
    canefşân (F.) [ جان افشان ] canını hiçe sayan, fedai.
    cânefzâ (F.) [ جان افزا ] cana can katan.
    cânfersâ (F.) [ جان فرسا ] ömür törpüsü, yürek tüketen.
    cânfeşân (F.) [ جان فشان ] canını hiçe sayan, fedai.
    cânfezâ (F.) [ جان فزا ] cana can katan.
    cângüdâz (F.) [ جان گداز ] yürek yakan.
    canhıraş (F.) [ جان خراش ] yürek paralayan.
    cânib (A.) [ جانب ] taraf.
    68
    cânişin (F.) [ جانشين ] halef, birinin yerine oturan.
    cânnisâr (F.-A.) [ جان نثار ] canını feda eden.
    cânsipâr (F.) [ جان سپار ] canını feda eden.
    cânsiperâne (F.) [ جان سپرانه ] canını feda edercesine.
    cânsitân (F.) [ جان ستان ] can alan.
    cânver (F.) [ 1 [جان ور .canlı. 2.canavar.
    câr (A.) [ جار ] komşu.
    cârî (A.) [ جارِ ] geçerli, yürürlükte.
    câriha (A.) [ 1 [جارحه .yırtıcı kuş. 2.yırtıcı hayvan.
    câriye (A.) [ جاریه ] halayık.
    cârû (F.) [ جارو ] süpürge.
    cârûb (F.) [ جاروب ] süpürge.
    câsûsî (A.-F.) [ جاسوسی ] casusluk, ajanlık.
    câvid (F.) [ جاود ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
    câvidân (F.) [ جاودان ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
    cây (F.) [ جای ] yer.
    câygâh (F.) [ 1 [جایگاه .yer. 2.makam.
    câyi’ (A.) [ جایع ] aç.
    câynişîn (F.) [ جاینشين ] birinin yerine geçen, halef.
    câzib (A.) [ 1 [جاذب .ilginç. 2.çekici.
    câzibe (A.) [ جاذبه ] çekicilik.
    cazibedar (A.-F.) [ جاذبه دار ] çekici, cazibeli.
    câzibiyyet (A.) [ جاذبيت ] çekicilik.
    69
    cebâbire (A.) [ جبابره ] zorbalar.
    cebânet (A.) [ جبانت ] korkaklık.
    cebbâr (A.) [ 1 [جبار .zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.
    cebbârî (A.-F.) [ 1 [جباری .zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.
    cebel (A.) [ جبل ] dağ.
    cebhe (A.) [ 1 [جبهه .cephe. 2.alın. 3.yüz.
    cebîn (A.) [ جبين ] korkak.
    cebr (A.) [ 1 [جبر .zorlama. 2.cebir.
    cebr etmek zorlamak.
    cebren (A.) [ جبرا ] zorla.
    cebrî (A.) [ جبری ] zoraki, zorla.
    cedâvil (A.) [ جداول ] cetveller, çizelgeler.
    cedd (A.) [ جد ] ata.
    cedel (A.) [ 1 [جدل .tartışma. 2.mücadele.
    cedelî (A.) [ جدلی ] tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş.
    cedî (A.) [ 1 [جدی .oğlak. 2.oğlak burcu.
    cedîd (A.) [ جدید ] yeni.
    cedîde (A.) [ جدیده ] yeni.
    cedvel (A.) [ 1 [جدول .cetvel. 2.çizelge.
    cefâ (A.) [ جفا ] üzme, eziyet etme.
    cefâ çekmek cefaya katlanan, üzülen.
    cefâcû (A.-F.) [ جفاجو ] üzen, cefa eden.
    cefâdîde (A.-F.) [ جفادیده ] üzülmüş, cefa çekmiş.
    70
    cefâkâr (A.-F.) [ 1 [جفاکار .cefa eden, üzen. 2.cefa çeken, üzülen.
    cefâkârî (A.-F.) [ 1 [جفاکاری .cefa etme, üzme. 2.cefa çekme.
    cefâkeş (A.-F.) [ جفاکش ] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.
    cefâpîşe (A.-F.) [ 1 [جفاپيشه .üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen
    sevgili.
    cefcâf (F.) [ 1 [جفجاف .hoppa kadın. 2.orospu.
    ceffelkalem (A.) [ جف القلم ] çalakalem.
    cefr (A.) [ جفر ] gaipten haber veren bilim.
    cehâlet (A.) [ جهالت ] cahillik, bilgisizlik.
    cehd (A.) [ جهد ] çalışma, çabalama.
    cehd etmek çalışıp çabalamak.
    cehele (A.) [ جهله ] cahiller.
    cehennemî (A.-F.) [ 1 [جهنمی .cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak.
    cehl (A.) [ جهل ] cahillik, bilgisizlik.
    cehren (A.) [ جهرا ] açıkça.
    celâdet (A.) [ جلادت ] yiğitlik.
    celâl (A.) [ جلال ] ululuk.
    celb (A.) [ جلب ] kendine çekme.
    celb edilmek 1.kendine çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak.
    celb etmek 1.kendine çekmek. 2.yazı ile çağırmak.
    celbnâme (A.-F.) [ جلب نامه ] çağırı mektubu.
    celeb (A.) [ جلب ] sığır tüccarı.
    celesât (A.) [ جلسات ] oturumlar.
    71
    celîl (A.) [ جليل ] ulu.
    celîs (A.) [ جليس ] arkadaş.
    cellâd (A.) [ جلاد ] cellat.
    cellâdî (A.-F.) [ جلادی ] cellatlık.
    celse (A.) [ جلسه ] oturum.
    cem’ (A.) [ 1 [جمع .toplama. 2.çoğul.
    cem’ edilmek toplanılmak.
    cem’ etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek.
    cem’an (A.) [ جمعا ] toplam.
    cem’iyyât (A.) [ جمعيات ] cemiyetler, dernekler.
    cem’iyyet (A.) [ 1 [جمعيت .cemiyet, dernek. 2.topluluk.
    cem’iyyet -i akvâm [ جمعيت اقوام ]Birleşmiş Milletler.
    cemâat (A.) [ 1 [جماعت .topluluk. 2.camide ibadet edenler.
    cemâd (A.) [ جماد ] cansız varlık.
    cemâdât (A.) [ جمادات ] cansız varlıklar.
    cemâhîr (A.) [ جماهير ] cumhuriyetler.
    cemâl (A.) [ جمال ] yüz güzelliği.
    cemel (A.) [ جمل ] deve.
    cemî’ (A.) [ جميع ] tümü.
    cemî’an (A.) [ جميعا ] tümüyle.
    cemil (A.) [ 1 [جميل .güzel. 2.yüzü güzel.
    cemîle (A.) [ جميله ] iyilik.
    cemiyet (A.) [ جمعيت ] topluluk, toplum.
    72
    cemm (A.) [ جم ] kalabalık.
    cenâb (A.) [ جناب ] hazret.
    cenâbet (A.) [ 1 [جنابت .pis, murdar. 2.cünüplük hali.
    cenâh (A.) [ جناح ] kanat.
    cenb (A.) [ جنب ] taraf.
    cendere (A.) [ 1 [جندره .pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava.
    ceng (F.) [ جنگ ] savaş.
    ceng etmek 1.savaşmak. 2.dövüşmek.
    cengâver (F.) [ جنگاور ] savaşçı.
    cengâverî (F.) [ جنگاوری ] savaşçılık.
    cengcû (F.) [ 1 [جنگجو .savaşçı. 2.kavgacı.
    cengel (F.) [ جنگل ] orman.
    cennât (A.) [ 1 [جنات .cennetler. 2.bahçeler.
    cennet (A.) [ 1 [جنت .cennet. 2.bahçe.
    cennet -i a’lâ [ جنت اعلی ] cennet.
    cennetmekân (A.) [ جنت مکان ] mekanı cennet olan.
    cenûb (A.) [ جنوب ] güney.
    cenûb -i garb [ جنوب غرب ] güneybatı.
    cenûb -i garbî [ جنوب غربی ] güneybatı.
    cenûb -i şark [ جنوب شرق ] güneydoğu.
    cenûb -i şarkî [ جنوب شرقی ] güneydoğu.
    cenûbî (A.) [ جنوبی ] güneye ait.
    cerâd (A.) [ جراد ] çekirge.
    73
    cerâhat (A.) [ جراحت ] yara.
    cerâid (A.) [ جرائد ] gazeteler.
    cerâim (A.) [ جرائم ] suçlar.
    cerbeze (A.) [ جربزه ] beceriklilik.
    ceres (A.) [ 1 [جرس .çan. 2.çıngırak.
    cereyân (A.) [ 1 [جریان .akış. 2.oluş. 3.akım.
    cereyân etmek olmak, gerçekleşmek.
    cerge (F.) [ جرگه ] küme.
    cerh (A.) [ 1 [جرح .yaralama. 2.çürütme.
    cerh edilmek 1.yaralanmak. 2.çürütülmek.
    cerh etmek 1.yaralamak. 2.çürütmek.
    cerîde (A.) [ 1 [جریده .gazete. 2.tutanak.
    cerîha (A.) [ جریحه ] yara.
    cerîme (A.) [ 1 [جریمه .suç. 2.para cezası, cereme. 3.ceza ödeme.
    cerrâh (A.) [ جراح ] operatör.
    cerrâhî (A.) [ جراحی ] operatörlük.
    cesâmet (A.) [ جسامت ] irilik.
    cesâret (A.) [ جسارت ] cesurluk.
    cesîm (A.) [ جسيم ] iri, büyük.
    cesîmülcüsse (A.) [ جسيم الجثه ] iri yapılı, iriyarı.
    cesûr (A.) [ جسور ] cesaret sahibi.
    cev (F.) [ جو ] arpa.
    cevâb (A.) [ 1 [جواب .yanıt. 2.karşılık.
    74
    cevâben (A.) [ جوابا ] yanıt olarak.
    cevâd (A.) [ جواد ] cömert.
    cevâhir (A.) [ 1 [جواهر .mücevherler. 2.mücevher.
    cevâmi’ (A.) [ جوامع ] camiler.
    cevâmid (A.) [ جوامد ] cansız varlıklar.
    cevâmîs (A.) [ جواميس ] mandalar.
    cevân (F.) [ جوان ] genç.
    cevânib (A.) [ جوانب ] yanlar, yönler.
    cevârî (A.) [ جواری ] halayıklar.
    cevâz (A.) [ جواز ] izin, uygun verme.
    cevâz vermek uygun vermek, olur vermek, müsaade etmek.
    cevdet (A.) [ 1 [جودت iyilik. 2.olgunluk. 3.tazelik.
    cevelân (A.) [ جولان ] dolaşma, gezinti.
    cevelân etmek 1.dolaşmak, akmak. 2.gezinmek.
    cevelângâh (A.-F.) [ 1 [جولانگاه .gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri.
    cevf (A.) [ جوف ] boşluk.
    cevher (A.) [ 1 [جوهر .mücevher. 2.öz. 3.elmas.
    cevherfürûş (A.-F.) [ جوهرفروش ] mücevherci.
    cevherî (A.) [ 1 [جوهری .mücevherle ilgili. 2.mücevherli. 3.öz ile ilgili.
    cevîn (F.) [ جوین ] arpadan yapılmış.
    cevir (A.) [ جور ] haksızlık, üzülme, üzme, zulüm.
    cevir çekmek acı çekmek, zulüm görmek.
    cevr (A.) [ جور ] haksızlık, üzme, üzülme, zulüm.
    75
    cevr etmek haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek.
    cevşen (F.) [ جوشن ] zırhlı giysi.
    cevv (A.) [ 1 [جو .hava. 2.boşluk.
    cevvâl (A.) [ جوال ] çok hareketli, koşan.
    cevvî (A.) [ جوی ] hava ile ilgili.
    cevzâ (A.) [ جوزاء ] ikizler burcu.
    ceyb (A.) [ جيب ] cep.
    ceyş (A.) [ جيس ] asker.
    ceyyid (A.) [ جيد ] iyi, güzel.
    cezâ (A.) [ 1 [جزاء .karşılık. 2.ceza.
    cezâir (A.) [ جزائر ] adalar.
    cezâlet (A.) [ جزالت ] akıcılık, düzgünlük.
    cezb (A.) [ جذب ] kendine çekme.
    cezb edilmek kendine çekilmek.
    cezb etmek kendine çekmek.
    cezbe (A.) [ 1 [جذبه .coşku. 2.kendinden geçiş.
    cezer (A.) [ جزر ] havuç.
    cezîre (A.) [ جزیره ] ada.
    cezm (A.) [ جزم ] kesin karar.
    cezm etmek kesin karar vermek, kesin olarak niyetlenmek.
    cezzâb (A.) [ جذاب ] çekici, cazibeli.
    cibâl (A.) [ جبال ] dağlar.
    cibillet (A.) [ جبلت ] karakter, yaratılış.
    76
    cibilliyet (A.) [ جبليت ] karakter, yaratılış.
    cibilliyetsiz (A.-T.) [ جبلتسز ] karaktersiz, kötü yaratılışlı.
    cidâl (A.) [ جدال ] mücadele.
    cidâlcû (A.-F.) [ جدال جو ] mücadeleci.
    cidâr (A.) [ 1 [جدار .duvar. 2.zar.
    cidden (A.) [ جدا ] ciddi olarak.
    ciddî (A.) [ 1 [جدی .ağırbaşlı. 2.önemli.
    ciddiyyet (A.) [ 1 [جدیت .ciddilik. 2.ağırbaşlılık.
    cîfe (A.) [ جيفه ] leş.
    ciger (F.) [ جگر ] ciğer.
    cigergûşe (F.) [ 1 [جگرگوشه .ciğerköşe, evlat. 2.sevgili.
    cigerpâre (F.) [ 1 [جگرپاره .ciğer parçası. 2.evlat.
    cigersûz (F.) [ جگرسوز ] yürek yakan.
    cihâd (A.) [ جهاد ] din uğrunda savaş.
    cihâd etmek din uğrunda savaşmak.
    cihân (F.) [ 1 [جهان .dünya. 2.âlem.
    cihânâferîn (F.) [ جهان آفرین ] dünyayı yaratan, Tanrı.
    cihandar (F.) [ جهاندار ] büyük hükümdar, imparator.
    cihandîde (F.) [ جخان دیده ] görmüş geçirmiş.
    cihangîr (F.) [ جهانگير ] büyük hükümdar, imparator.
    cihangîrî (F.) [ جهانگيری ] büyük hükümdarlık, imparatorluk.
    cihângüşâ (F.) [ جهانگشا ] dünyayı feth eden, fatih hükümdar.
    cihânî (F.) [ 1 [جهانی .dünya ile ilgili. 2.insan.
    77
    cihannüma (F.) [ 1 [جهان نما .dünya atlası. 2.taraça.
    cihâr (F.) [ چهار ] dört.
    cihâren (A.) [ جهارا ] açıkça.
    cihât (A.) [ 1 [جهات .yönler. 2.sebepler. 3.yerler.
    cihâz (A.) [ 1 [جهاز .çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.
    cihet (A.) [ 1 [جهت .yön, taraf. 2.bakım, nokta. 3.sebep.
    cilâ (A.) [ 1 [جلاء .parlaklık. 2.cila.
    cilâdar (A.-F.) [ جلادار ] cilalı.
    cild (A.) [ 1 [جلد .deri, cilt. 2.kitap.
    cilve (A.) [ 1 [جلوه .görünme. 2.kırıtma.
    cilvegâh (A.-F.) [ جلوه گاه ] görünme yeri.
    cilvegâh olmak yatak teşkil etmek, yurt olmak.
    cilveger (A.-F.) [ 1 [جلوه گر .görünen. 2.kırıtan.
    cilvesâz (A.-F.) [ جلوه ساز ] kırıtan, cilve yapan.
    cimâ’ (A.) [ جماع ] cinsel ilişki.
    cimâ’ etmek cinsel ilişkide bulunmak.
    cinâ’î (A.) [ جنائی ] cinayetle ilgili.
    cinân (A.) [ 1 [جنان .cennetler. 2.bahçeler.
    cinayetkâr (A.-F.) [ جنایتکار ] câni, cinayet işleyen.
    cinâze (A.) [ جنازه ] tabut.
    cindar (A.-F.) [ جندار ] cinci, afsuncu.
    cindarlık (A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık.
    cinnet (A.) [ جنت ] çıldırma.
    78
    cins (A.) [ 1 [جنس .tür. 2.soy.
    cinsî (A.) [ جنسی ] cinsel.
    cirm (A.) [ جرم ] cismin kapladığı yer, hacim.
    cism (A.) [ 1 [جسم .cisim, madde. 2.vücut, beden.
    cismânî (A.) [ 1 [جسمانی .cisim ile ilgili. 2.bedensel.
    cismen (A.) [ جسما ] bedenen.
    cisr (A.) [ جسر ] köprü.
    civan (F.) [ جوان ] genç.
    civânân (F.) [ جوانان ] gençler.
    civanbaht (F.) [ جوان بخت ] talihli.
    civânî (F.) [ جوانی ] gençlik.
    civânmerd (F.) [ 1 [جوانمرد .cömert. 2.soylu.
    civâr (A.) [ جوار ] yakın çevre.
    cîve (F.) [ جيوه ] cıva.
    cizye (A.) [ جزیه ] gayrimüslim vergisi.
    cû (F.) [ 1 [جو .arayan. 2.arama.
    cû (F.) [ جو ] çay, ırmak.
    cû’ (A.) [ جوش ] açlık.
    cûce (F.) [ جوجه ] civciv.
    cûd (A.) [ جود ] cömertlik.
    cuğd (A.) [ جغد ] baykuş.
    cûlâh (F.) [ 1 [جولاه .dokumacı. 2.çulha.
    cum’a (A.) [ جمعه ] cuma.
    79
    cumhûr (A.) [ 1 [جمهور .halk. 2.kalabalık.
    cumhûrî (A.) [ جمهوری ] cumhuriyetle ilgili.
    cumhûriyyet (A.) [ جمهوریت ] cumhuriyet.
    cûş (F.) [ 1 [جوش .coşku. 2.kaynama.
    cûş eylemek coşmak, coşup taşmak.
    cûşâcûş (F.) [ جوشاجوش ] coşkun, coşkulu.
    cûşân (F.) [ 1 [جوشان .coşan. 2.kaynayan.
    cûşiş (F.) [ جوشش ] coşku.
    cûy (F.) [ 1 [جوی .arayan. 2.arama.
    cûy (F.) [ جوی ] çay, ırmak.
    cûybâr (F.) [ جویبار ] ırmak.
    cûyende (F.) [ جوینده ] arayan.
    cübn (A.) [ جبن ] korkaklık.
    cüdâ (F.) [ جدا ] ayrı.
    cüda kalmak ayrı düşmek, uzak kalmak.
    cüdâyî (F.) [ جدایی ] ayrılık.
    cüdrân (A.) [ جدران ] duvarlar.
    cüft (F.) [ جفت ] çift.
    cüfte (F.) [ جفته ] çifte.
    cühelâ (A.) [ جهلاء ] cahiller.
    cühhâl (A.) [ جهال ] cahiller.
    cüllâh (A.) [ جلاه ] dokumacı, çulhacı.
    cülûs (A.) [ 1 [جلوس .oturma. 2.tahta geçme.
    80
    cülûs etmek tahta geçmek.
    cülûsiyye (A.) [ 1 [جلوسيه .tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan
    hükümdar için yazılan şiir.
    cümcüme (A.) [ جمجمه ] kafatası.
    cümel (A.) [ جمل ] cümleler.
    cümle (A.) [ 1 [جمله .bütün, tüm. 2.tümce.
    cümleten (A.) [ جملة ] tümüyle
    cümûd (A.) [ جمود ] donukluk.
    cümûdiyye (A.) [ جمودیه ] buzul.
    cünbân (F.) [ 1 [جنبان .sallayan. 2.sallanan.
    cünbiş (F.) [ جنبش ] kıpırtı, hareket, sallanma.
    cünd (A.) [ 1 [جند .asker. 2.ordu.
    cündî (A.) [ جندی ] usta binici.
    cündîlik (A.-T.) [ ] binicilik, at binme.
    cünha (A.) [ جنحه ] küçük suç.
    cünûd (A.) [ 1 [جنود .askerler. 2.ordular.
    cürm (A.) [ جرم ] suç.
    cürûf (A.) [ جروف ] maden atığı, maden posası.
    cüsse (A.) [ جثه ] gövde, yapı.
    cüstücû (F.) [ جست و جو ] arayış, arama.
    cüvâl (F.) [ جوال ] çuval.
    cüvân bk. civan.
    cüz’ (A.) [ 1 [جزء .parça. 2.medrese alfabe kitabı.
    81
    cüz’î (A.) [ جزئی ] çok az.
    cüz’iyyât (A.) [ جزئيات ] küçük şeyler, önemsiz şeyler.
    cüzâm (A.) [ جذام ] cüzzam.
    cüzdan (A.-F.) [ 1 [جزئدان .para çantası. 2.evrak çantası.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    25/7/2008 - Ç HARFİ

                                 Ç

    çâbük (F.) [ چابک ] kıvrak, çevik, çabuk.
    çâbükî (F.) [ چابکی ] kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
    çâbükpâ (F.) [ چابک پا ] ayağına çabuk.
    çâbükrev (F.) [ چابک رو ] hızlı giden.
    çâbüksüvar (F.) [ چابک سوار ] usta binici.
    çâder (F.) [ 1 [چادر .çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
    çâdernişin (F.) [ چادرنشين ] göçebe, çadırda yaşayan.
    çadır (F.) [ 1 [چادر .çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
    çağz (F.) [ چغز ] kurbağa.
    çâh (F.) [ 1 [چاه .kuyu. 2.çukur.
    çâk (F.) [ 1 [چاک .yırtık. 2.yırtmaç.
    çâk etmek yırtmak.
    çâk olmak yırtılmak.
    çâkâçâk (F.) [ چاکاچاک ] kılıç şakırtısı.
    çâker (F.) [ 1 [چاکر .kul. 2.hizmetkâr.
    çâkerî (F.) [ 1 [چاکری .kulluk. 2.hizmetkârlık.
    çâkûç (F.) [ چاکوچ ] çekiç.
    çâlâk (F.) [ چالاک ] çevik, kıvrak.
    çâlâkî (F.) [ چالاکی ] çeviklik, kıvraklık.
    çâlik (F.) [ چاليک ] çelik çomak.
    83
    çâlpâre (F.) [ چارپاره ] çalpara.
    çâme (F.) [ چامه ] şiir.
    çâne (F.) [ چانه ] çene.
    çâpâr (F.) [ 1 [چاپار .ulak. 2.postacı.
    çâplûs (F.) [ چاپلوس ] dalkavuk.
    çâr (F.) [ چار ] çare.
    çâr (F.) [ چار ] dört.
    çârçûbe (F.) [ چارچوبه ] çerçeve.
    çardak (F.) [ چارطاق ] çardak.
    çârdeh (F.) [ چارده ] ondört.
    çâre (F.) [ 1 [چاره .tedbir. 2.çare. 3.ilaç, derman.
    çârecû (F.) [ چاره جو ] çare arayan.
    çâresâz (F.) [ چاره ساز ] çare bulan.
    çâresâz olmak çare bulmak.
    çâresâzî (F.) [ چاره سازی ] çare bulma.
    çârgâh (F.) [ چارگاه ] Türk musikîsinde bir makam.
    çârgûşe (F.) [ چارگوشه ] dört köşe.
    çarh (F.) [ 1 [چرخ .tekerlek. 2.çarkıfelek. 3.felek. 4.tef. 5.çıkrık.
    çarmıh (F.) [ چارميخ ] çarmıh.
    çârnâçâr (F.) [ چارناچار ] ister istemez, çaresiz, mecburen.
    çârpâ (F.) [ چارپا ] dört ayaklı.
    çârsû (F.) [ چارسو ] dört yön.
    çârsû (F.-A.) [ چارسو ] çarşı.
    84
    çârşeb (F.) [ چارشب ] çarşaf.
    çârşenbe (F.) [ چارشنبه ] çarşamba.
    çârtâk (F.) [ 1 [چارطاق .çardak. 2.kare şeklinde çadır.
    çârüm (F.) [ چارم ] dördüncü.
    çâryâr (F.) [ چاریار ] dört halife, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali.
    çâşni (F.) [ چاشنی ] çeşni.
    çâşnigîr (F.) [ چاشنی گير ] çeşnici.
    çâşt (F.) [ چاشت ] kuşluk vakti.
    çeğâle (F.) [ چغاله ] çağla.
    çeh (F.) [ 1 [چه .kuyu. 2.çukur.
    çehâr (F.) [ چهار ] dört.
    çehre (F.) [ چهره ] yüz.
    çehreperdâz (F.) [ چهره پرداز ] ressam.
    çekâçâk (F.) [ چکاچاک ] kılıç şakırtısı.
    çekîde (F.) [ چکيده ] damlamış.
    çekûç (F.) [ چکوچ ] çekiç.
    çelîpâ (F.) [ چليپا ] haç.
    çem (F.) [ 1 [چم .salınma. 2.süslü.
    çemen (F.) [ 1 [چمن .çimenlik, çayırlık. 2.yeşillik.
    çemenzâr (F.) [ چمنزار ] çimenlik.
    çenâr (F.) [ چنار ] çınar.
    çenber (F.) [ 1 [چنبر .çember. 2.kasnak.
    çend (F.) [ 1 [چند .kaç. 2.birkaç. 3.ne zamana kadar.
    85
    çendan (F.) [ چندان ] o kadar, onca.
    çendin (F.) [ چندین ] bu kadar, bunca.
    çeng (F.) [ 1 [چنگ .pençe. 2.el. 3.harp, çeng.
    çengâl (F.) [ 1 [چنگال .pençe. 2.çengel.
    çengî (F.) [ 1 [چنگی .çeng çalan. 2.dansöz, çengi.
    çep (F.) [ چپ ] sol.
    çerâ (F.) [ چرا ] otlama.
    çerâgâh (F.) [ چراگاه ] otlak.
    çerâğ (F.) [ 1 [چراغ .mum. 2.kandil.
    çerâğân (F.) [ چراغان ] aydınlatma, donatma.
    çerâkese (A.) [ چراکسه ] çerkesler.
    çerb (F.) [ چرب ] semiz.
    çerbzebân (F.) [ 1 [چرب زبان .yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.
    çerh (F.) [ 1 [چرخ .çark. 2.felek. 3.tekerlek. 4.çıkrık. 5.çarkıfelek. 6.tef.
    çerm (F.) [ چرم ] deri.
    çeşm (F.) [ چشم ] göz.
    çeşmân (F.) [ چشمان ] gözler.
    çeşmderîde (F.) [ چشم دریده ] arsız.
    çeşme (F.) [ 1 [چشمه .pınar. 2.çeşme.
    çetr (F.) [ 1 [چتر .gölgelik. 2.şemsiye.
    çevgân (F.) [ چوگان ] çevgen.
    çeyrek (F.) [ چهاریک ] dörtte bir, çeyrek.
    çîgûne (F.) [ چگونه ] nasıl.
    86
    çigûnegî (F.) [ چگونگی ] nitelik.
    çihâr (F.) [ چهار ] dört.
    çihar yâr (F.) [ چهاریار ] dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.
    çihârüdü (F.) [ چهار و دو ] dört ve iki.
    çihârüse (F.) [ چهار و سه ] dört ve üç.
    çihârüyek (F.) [ چهار و یک ] dört ve bir.
    çihil (F.) [ چهل ] kırk.
    çihilpâ (F.) [ چهل پا ] kırkayak.
    çihre (F.) [ چهره ] yüz.
    çil (F.) [ چل ] kırk.
    çile (F.) [ 1 [چله .kırk günlük ibadet. 2.sıkıntı, azap. 3.iplik demeti.
    çilekeş (F.) [ چله کش ] çile çeken, acı çeken.
    çimen (F.) [ چمن ] çimenlik.
    çîn (F.) [ چين ] kırışık.
    çirâğ (F.) [ 1 [چراغ .mum. 2.kandil. 2.çırak.
    çîredest (F.) [ چيره دست ] yetenekli, becerikli.
    çirk (F.) [ 1 [چرک .kir. 2.irin.
    çirkâb (F.) [ چرک آب ] pis su.
    çirkîn (F.) [ 1 [چرکين .kirlenmiş. 2.çirkin.
    çîz (F.) [ چيز ] şey.
    çûb (F.) [ 1 [چوب .sopa. 2.odun. 3.tahta.
    çûbân (F.) [ چوبان ] çoban.
    çûbek (F.) [ 1 [چوبک .tokmak, tokaç. 2.çomak.
    87
    çun (F.) [ 1 [چون .gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
    çün (F.) [ 1 [چن .gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
    çünki (F.) [ چونکه ] çünkü.
    çüst (F.) [ چست ] çevik, kıvrak.
    çüstî (F.) [ چستی ] çeviklik, kıvraklık.
    çüvâl (F.) [ چوال ] çuval.
    çüvaldûz (F.) [ چوالدوز ] çuvaldız


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    25/7/2008 - D HARFİ

                                        D

    dâ’î (A.) [ 1 [داعی .dua eden, duacı. 2.davet eden.
    dâ’ussıla (A.) [ داء الصله ] yurdunu özleme, köyünü özleme.
    dâd (F.) [ 1 [داد .adalet. 2.iyilik, ihsan.
    dâd (F.) [ 1 [داد .verme. 2.verdi. 3.vergi.
    dâdgâh (F.) [ دادگاه ] mahkeme.
    dâdhâh (F.) [ دادخواه ] davacı.
    dâdres (F.) [ دادرس ] imdada koşan.
    dâdû (F.) [ دادو ] dadı.
    dâdüferyâd (F.) [ دادوفریاد ] feryat figan.
    dâdüsited (F.) [ داد و ستد ] alışveriş.
    dâfi’ (A.) [ دافع ] uzaklaştıran, defeden.
    dâğ (F.) [ 1 [داغ .yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret.
    dağal (F.) [ دغل ] hile, hilehurda, alavere dalavere.
    dağalbâz (F.) [ دغل باز ] hileci.
    dağdağa (A.) [ دغدغه ] telaş, gürültü patırtı.
    dâhî (A.) [ داهی ] deha sahibi.
    dâhil (A.) [ داخل ] iç, içeri.
    dâhil olmak içeri girmek.
    dâhile (A.) [ داخله ] iç, iç yüz.
    dâhilen (A.) [ داخلا ] içten.
    89
    dâhilî (A.) [ داخلی ] iç ile ilgili, iç yüze ait.
    dâhiliye (A.) [ داخليه ] iç ile ilgili, iç yüze ait.
    dahl (A.) [ دخل ] müdahale etme, karışma.
    dahme (F.) [ 1 [ضخمه .mezar. 2.mezarlık. 3.lahit.
    dâim (A.) [ دائم ] sürekli, devamlı.
    dâimî (A.) [ دائمی ] sürekli, devamlı.
    dâir (A.) [ 1 [دائر .ilişkin, hakkında. 3.dönen.
    dâire (A.) [ 1 [دائره .daire. 2.büro, ofis. 3.devlet dairesi. 4.tef, zilli tef.
    dâirenmâdâr (A.) [ دائرا مادار ] çepeçevre.
    dâirevî (A.) [ دائروی ] dairemsi.
    dâirezen (A.-F.) [ دائره زن ] daire çalan.
    dâiye (A.) [ 1 [داعيه .arzu, istek. 2.iddia.
    dakâyık (A.) [ 1 [دقایق .incelikler. 2.dakikalar.
    dakîk (A.) [ 1 [دقيق .ince, hassas. 2.dakika şaşmayan.
    dakîka (A.) [ 1 [دقيقه .incelik. 2.dakika.
    dalâlet (A.) [ ضلالت ] sapkınlık.
    dâll (A.) [ دال ] delalet eden.
    dâlle (A.) [ ضاله ] sapık, yoldan çıkmış.
    dâm (F.) [ 1 [دام .tuzak, kapan. 2.besi hayvanı.
    dâmâd (F.) [ داماد ] damat, güveyi.
    dâmân (F.) [ دامان ] etek.
    dâmen (F.) [ دامن ] etek.
    dâmenâlûde (F.) [ دامن آلوده ] iffetsiz.
    90
    dâmenbûs (F.) [ دامن بوس ] etek öpen.
    dâmene (F.) [ دامنه ] yamaç, dağ eteği.
    dâmengîr (F.) [ 1 [دامن گير .davacı, şikayetçi. 2.eteğe sarılan.
    dâmgâh (F.) [ دامگاه ] tuzak kurulmuş yer.
    dân (F.) [ دان ] bilen.
    dân (F.) [ دان ] kap.
    dânâ (F.) [ دانا ] bilgili, iyi bilen.
    dâne (F.) [ 1 [دانه .tohum. 2.yem. 3.tane.
    dânende (F.) [ داننده ] bilen.
    dâng (F.) [ دانگ ] altıdabirlik dirhem.
    dâniş (F.) [ 1 [دانش .bilgi. 2.bilim.
    dânişâmûz (F.) [ دانش آموز ] öğrenci.
    dânişgâh (F.) [ دانشگاه ] üniversite.
    dânişmend (F.) [ 1 [دانشمند .bilgin, alim. 2.stajiyer kadı.
    dânişver (A.) [ دانشور ] bilgin.
    dâr (A.) [ 1 [دار .yurt. 2.ev.
    dâr (F.) [ دار ] dar ağacı.
    dâr (F.) [ دار ] sahip olan, bulunduran, tutan.
    dâr -ı bekâ [ دار بقا ] ahiret.
    dâr -ı fenâ [ دار فنا ] dünya.
    dârâ (F.) [ 1 [دارا .sahip. 2.büyük hükümdar.
    darabân (A.) [ 1 [ضربان .çarpıntı. 2.vuruş.
    darabât (A.) [ 1 [ضربات .darbeler, vuruşlar.
    91
    darb (A.) [ 1 [ضرب .vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.
    darbe (A.) [ 1 [ضربه .vuruş, darbe. 2.bela.
    darbhâne (A.) [ ضرب خانه ] darphane, para basımevi.
    darbımesel (A.-F.) [ ضرب مثل ] atasözü.
    dârçîn (F.) [ دارچين ] tarçın.
    dârende (F.) [ دارنده ] sahip.
    darîr (A.) [ ضریر ] doğuştan kör.
    dârû (F.) [ دارو ] ilaç.
    dârûhâne (F.) [ داروخانه ] eczane.
    dârülaceze (A.) [ دارالعجزه ] düşkünler evi.
    dârülbedâyi (A.) [ دارالبدایع ] konservatuvar.
    dârülelhân (A.) [ دارالالحان ] konservatuvar.
    dârüleytâm (A.) [ دارالایتام ] yetimhane.
    dârülfünun (A.) [ دارالفنون ] üniversite.
    dârülhilâfe (A.) [ 1 [دارالخلافه .İstanbul. 2.halifelik merkezi.
    dârülkütüb (A.) [ دارالکتب ] kütüphane.
    dârülmuallimât (A.) [ دارالمعلمات ] kız öğretmen okulu.
    dârülmuallimîn (A.) [ دارالمعلمين ] erkek öğretmen okulu.
    dârülmülk (A.) [ دارالملک ] başkent.
    dârülvilâde (A.) [ دارالولاده ] doğumevi.
    dârüssaltana (A.) [ دارالسلطنه ] İstanbul.
    dârüsselam (A.) [ 1 [دارالسلام .Bağdat. 2.cennet.
    dâs (F.) [ داس ] orak.
    92
    dâstân (F.) [ 1 [داستان .destan. 2.hikaye. 3.masal.
    dâstânî (F.) [ داستانی ] destânî, kahramanlıkla ilgili, epik.
    davâ (A.) [ 1 [دعوی .dava. 2.teorem. 3.mesele.
    dâver (F.) [ 1 [داور .yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.
    davet (A.) [ دعوت ] çağrı.
    dâye (F.) [ دایه ] dadı.
    dâyin (A.) [ داین ] alacaklı.
    deâvî (A.) [ دعاوی ] davalar.
    debbağ (A.) [ دباغ ] sepici.
    debdebe (A.) [ دبدبه ] gösteriş.
    debir (F.) [ دبير ] katip.
    ded (F.) [ دد ] yırtıcı hayvan.
    def (F.) [ دف ] tef.
    def’ (A.) [ دفع ] uzaklaştırma.
    def’ edilmek 1.uzaklaştırılmak. 2.giderilmek.
    def’ etmek 1.uzaklaştırmak. 2.gidermek.
    def’a (A.) [ دفعه ] kez, kere, defa.
    def’aten (A.) [ دفعة ] bir defada.
    defaât (A.) [ دفعات ] kereler, defalar.
    defâin (A.) [ دفائن ] gömüler, defineler.
    defâtir (A.) [ دفاتير ] defterler.
    define (A.) [ دفينه ] gömü.
    defn (A.) [ دفن ] gömme, defin.
    93
    defter (A.) [ دفتر ] defter.
    defterdâr (A.-F.) [ 1 [دفتردار .ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.
    defzen (A.-F.) [ دفزن ] tef çalan.
    deh (F.) [ ده ] on.
    dehâ (A.) [ دها ] dahilik.
    dehâlet (A.) [ 1 [دخالت .karışma. 2.sığınma.
    dehâlîz (A.) [ دهاليز ] dehlizler.
    dehân (F.) [ دهان ] ağız.
    dehânbeste (F.) [ دهان بسته ] suskun.
    dehen (F.) [ دهن ] ağız.
    dehliz (A.) [ دهليز ] koridor.
    dehr (A.) [ 1 [دهر .dünya. 2.devir, zamane.
    dehrî (A.) [ دهری ] materyalist.
    dehriyye (A.) [ دهریه ] materyalistlik.
    dehşetâver (A.-F.) [ دهشت آور ] dehşet verici.
    dehşetengîz (A.-F.) [ دهشت انگيز ] ürkünç, dehşet verici.
    dekâkîn (A.) [ دکاکين ] dükkanlar.
    delâil (A.) [ دلائل ] kanıtlar, deliller.
    delâlet (A.) [ دلالت ] delillik, yol gösterme.
    delâlet etmek 1.yol göstermek. 2.anlamına gelmek.
    delîl (A.) [ 1 [دليل .kanıt. 2.rehber. 3.şahit.
    delk (F.) [ دلق ] derviş hırkası.
    dellâk (A.) [ دلاک ] tellak.
    94
    dellâl (A.) [ دلال ] komisyoncu, tellal.
    delv (A.) [ 1 [دلو .kova. 2.kova burcu.
    dem (A.) [ دم ] kan.
    dem (F.) [ 1 [دم .zaman. 2.nefes. 3.içki.
    demâdem (F.) [ دمادم ] her an.
    dembedem (F.) [ دمبدم ] her an.
    demsâz (F.) [ 1 [دمساز .yakın arkadaş.2.sırdaş.
    denâet (A.) [ دنائت ] alçaklık.
    dendân (F.) [ دندان ] diş.
    dendanmüzd (F.) [ دندان مزد ] diş kirası.
    denî (A.) [ دنی ] alçak.
    der (F.) [ در ] kapı.
    derâhim (A.) [ دراهم ] dirhemler.
    derakab (F.-A.) [ درعقب ] ardından, hemen, derhal, hemen ardından.
    derâmed (F.) [ در آمد ] kazanç, gelir.
    derâz (F.) [ دراز ] uzun.
    derbân (F.) [ دربان ] kapıcı.
    derbâr (F.) [ دربار ] saray.
    derbeder (F.) [ دربدر ] aylak, avare.
    derbend (F.) [ 1 [دربند .dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.
    derc (A.) [ درج ] içine alma, biriktirme.
    derc edilmek içine alınmak.
    derc etmek içine almak.
    95
    derd (F.) [ 1 [درد .dert. acı. 3.ağrı.
    derdâ (F.) [ دردا ] ne yazık ki, eyvahlar olsun.
    derdest (F.) [ 1 [دردست .yakalama. 2.el altında olma.
    derdest edilmek yakalanmak.
    derdest etmek yakalamak.
    derdiser (F.) [ درد سر ] baş belası, baş ağrısı, sorun, problem.
    derdmend (F.) [ دردمند ] dertli.
    derecât (A.) [ درجات ] dereceler.
    derece (A.) [ 1 [درجه .derece. 2.aşama. 3.kat. 3.miktar.
    derekât (A.) [ 1 [درکات .katlar. 2.basamaklar.
    dereke (A.) [ 1 [درکه .kat. 2.basamak.
    derende (F.) [ درنده ] yırtıcı.
    dergâh (F.) [ 1 [درگاه .dergah. 2.saray. 3.tekke. 4.tapı, huzur.
    derhâl (F.-A.) [ درحال ] hemen.
    derhâst (F.) [ 1 [درخواست .istek, talep, rica. 2.dilekçe.
    derhâtır (F.-A.) [ 1 [در خاطر .hatırlama. 2.hatırda tutma.
    derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek.
    derhâtır eylemek hatırlamak.
    derhor (F.) [ درخور ] layık.
    derîçe (F.) [ 1 [دریچه .pencere. 2.küçük kapı.
    derk (A.) [ 1 [درک .anlama, idrak etme. 2.alma.
    derk etmek anlamak, idrak etmek.
    derkenâr (F.-A.) [ درکنار ] kenar yazısı.
    96
    dermân (F.) [ 1 [درمان .ilaç. 2.çare. 3.güç.
    dermânde (F.) [ 1 [درمانده .aciz. 2.zavallı.
    dermeyân (F.) [ درميان ] ortada.
    dermeyân edilmek ortaya konulmak, ele alınmak.
    dermeyân etmek ortaya koymak, ele almak.
    derpîş (F.) [ درپيش ] göz önünde.
    derpîş edilmek göz önünde bulundurulmak.
    derpîş etmek göz önünde bulundurmak.
    derrâk (A.) [ دراک ] anlayışlı.
    derre (F.) [ دره ] dere.
    dersaadet (F.-A.) [ در سعادت ] İstanbul.
    dershân (A.-F.) [ درسخوان ] öğrenci.
    deruhde edilmek üste alınmak, görev bilinmek.
    deruhde etmek üstüne almak.
    derûn (F.) [ 1 [درون .iç, içerisi. 2.gönül.
    derûnî (F.) [ درونی ] içten gelen, içe ait.
    dervâze (F.) [ 1 [دروازه .ana kapı. 2.kale kapısı. 3.şehir kapısı.
    dervîş (F.) [ 1 [درویش .yoksul. 2.tarikat şeyhine bağlı mürit.
    dervîşân (F.) [ درویشان ] dervişler.
    deryâ (F.) [ دریا ] deniz.
    deryâdil (F.) [ 1 [دریادل .gönlü zengin. 2.büyük himmetli.
    deryâneverd (F.) [ دریانورد ] denizci.
    derzî (F.) [ درزی ] terzi.
    97
    desâis (A.) [ دسائس ] hileler, oyunlar.
    desîse (A.) [ دسيسه ] hile, oyun.
    desîsekâr (A.-F.) [ دسيسه کار ] hileci, düzenbaz.
    dessâs (A.) [ دساس ] hileci, düzenbaz.
    dest (F.) [ دست ] el.
    destân (F.) [ 1 [دستان .hikaye. 2.destan. 3.masal.
    destâr (F.) [ دستار ] sarık.
    destâvîz (F.) [ دستاویز ] küçük hediye.
    destbedest (F.) [ دست بدست ] elden ele.
    destbûs (F.) [ دست بوس ] el öpen.
    destbûsî (F.) [ دست بوسی ] el öpme.
    deste (F.) [ 1 [دسته .grup. 2.demet. 3.kulp.
    destere (F.) [ دستره ] testere, bıçkı.
    destgâh (F.) [ 1 [دستگاه .tezgah. 2.atölye. 3.halı dokuma tezgahı.
    destgîr (F.) [ دستگير ] elden tutan, yardım eden.
    destî (F.) [ دستی ] testi.
    destkâr (F.) [ دستکار ] il işi.
    destmâl (F.) [ 1 [دستمال .mendil. 2.el bezi.
    destmüzd (F.) [ 1 [دست مزد .ücret, el emeği. 2.bahşiş.
    destres (F.) [ دسترس ] ulaşma, elde etmek.
    destres olmak ulaşmak, elde etmek.
    destres olunmak ulaşılmak.
    destûr (F.) [ 1 [دستور .izin. 2.zerdüşt rahibi. 3.uzak dur. 4.izin ver.
    98
    deşne (F.) [ دشنه ] hançer.
    deşt (F.) [ 1 [دشت .kır. 2.ova. 3.çöl.
    devâ (A.) [ 1 [دواء .ilaç. 2.çare.
    devâbb (A.) [ 1 [دواب .yük hayvanları. 2.binek hayvanları.
    devâir (A.) [ دوائر ] daireler.
    devâm (A.) [ 1 [دوام .süreklilik. 2.kalıcılık. 3.devam.
    devâsâz (A.-F.) [ 1 [دواساز .çare olan. 2.tedavi eden, şifa veren.
    devât (A.) [ دوات ] divit.
    devâvîn (A.) [ دواوین ] divanlar.
    deverân (A.) [ دوران ] dönme, dolaşma, dolaşım.
    deverân etmek dönmek, dolanmak.
    devlet (A.) [ 1 [دولت .devlet. 2.talih. 3.mevki.
    devr (A.) [ 1 [دور .devir. 2.dönme.
    devrân (A.) [ دوران ] felek, zamane.
    devre (A.) [ دوره ] dönem.
    dey (F.) [ دی ] kış.
    deyn (A.) [ دین ] borç.
    deyr (A.) [ دیر ] manastır.
    dıl’ (A.) [ ضلع ] kenar.
    dırâz (F.) [ دراز ] uzun.
    dî (F.) [ دی ] dün.
    dîbâ (F.) [ دیبا ] ipekli kumaş.
    dîbâce (F.) [ دیباجه ] giriş, önsöz.
    99
    dicâce (A.) [ دجاجه ] tavuk.
    dîdâr (F.) [ 1 [دیدار .görüşme, buluşma. 2.yüz.
    dîde (F.) [ دیده ] görmüş.
    dîde (F.) [ دیده ] göz.
    dîdegân (F.) [ دیدگان ] gözler.
    dîg (F.) [ دیگ ] tencere.
    diger (F.) [ دگر ] diğer, başka.
    dîgergûn (F.) [ دگرگون ] başka.
    dîgerkâm (F.) [ دیگرکام ] başkalarını düşünen.
    dih (F.) [ ده ] köy.
    dihât (F.) [ دهات ] köyler.
    dihhodâ (F.) [ 1 [دهخدا .köy ağası. 2.köy kahyası.
    dihkân (F.) [ 1 [دهقان .çiftçi. 2.köy ağası.
    dikkat (A.) [ 1 [دقت .dakiklik. 2.incelik. 3.dikkat.
    dil (F.) [ دل ] gönül.
    dilârâ (F.) [ دل آرا ] gönül süsleyen.
    dilâşûb (F.) [ دل آشوب ] gönül karıştıran, sevgili.
    dilâver (F.) [ دلاور ] yürekli, yiğit.
    dilâvîz (F.) [ دلاویز ] güzel, gönül çekici.
    dilâzâr (F.) [ دل آزار ] gönül kıran, inciten.
    dilâzürde (F.) [ دل آزرده ] kalbi kırık.
    dilbâz (F.) [ دلباز ] gönül şenlendiren.
    dilbend (F.) [ دلبند ] gönül bağlanan, sevgili.
    100
    dilber (F.) [ دلبر ] gönül alan, güzel, sevgili.
    dilbeste (F.) [ دلبسته ] gönlü bağlanmış, aşık.
    dilcû (F.) [ دلجو ] gönlün aradığı, güzel, sevgili.
    dildâde (F.) [ دل داده ] gönlünü vermiş, aşık.
    dildâr (F.) [ دلدار ] gönül tutan, sevgili.
    dildüzd (F.) [ دل دزد ] gönül hırsızı.
    dilefgâr (F.) [ دل افگار ] gönlü yaralı, aşık.
    dilefrûz (F.) [ دل افروز ] gönül aydınlatan, sevgili.
    dilfigâr (F.) [ دل فگار ] gönlü yaralı, aşık.
    dilfirîb (F.) [ دل فریب ] gönül aldatan, sevgili.
    dilgîr (F.) [ دلگير ] kırgın, alınmış.
    dilgüdâz (F.) [ دل گداز ] gönül eriten, yürek törpüsü.
    dilgüşâ (F.) [ دلگشا ] iç açıcı, ferahlık verici.
    dilhâh (F.) [ دلخواه ] gönlün istediği.
    dilhaste (F.) [ دلخواسته ] gönlü yaralı.
    dilhırâş (F.) [ دل خراش ] yürek parçalayan.
    dilhûn (F.) [ دلخون ] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.
    dilîr (F.) [ دلير ] yürekli, yiğit.
    dilkeş (F.) [ دلکش ] cazibeli, gönül çekici.
    dilnişîn (F.) [ دلنشين ] makbul, hoş.
    dilnüvaz (F.) [ دل نواز ] gönül okşayan.
    dilpesend (F.) [ دل پسند ] gönlün beğendiği.
    dilrübâ (F.) [ دلربا ] gönül hırsızı, gönül çalan.
    101
    dilsûhte (F.) [ دل سوخته ] bağrı yanık, gönlü yaralı.
    dilsûz (F.) [ دلسوز ] yürek yakan.
    dilşâd (F.) [ دلشاد ] gönlü şen.
    dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek.
    dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak.
    dilşikâr (F.) [ دل شکار ] gönül avcısı.
    dilşiken (F.) [ دل شکن ] kalp kıran.
    dilşikeste (F.) [ دل شکسته ] kalbi kırık.
    dilteng (F.) [ دل تنگ ] yüreği daralmış, sıkıntılı.
    dilteşne (F.) [ دل تشنه ] can atan.
    dimâğ (A.) [ 1 [ دماغ .beyin. 2.bilinç, şuur.
    dindârî (A.-F.) [ دینداری ] dindarlık.
    dînen (A.) [ دینا ] dince, din bakımından.
    dînî (A.) [ دینی ] dinsel.
    dîr (F.) [ دیر ] geç.
    dirahşân (F.) [ درخشان ] parlak, parlayan.
    diraht (F.) [ درخت ] ağaç.
    dirâyetli (A.-T.) bilgili ve kavrama yeteneği olan.
    direfş (F.) [ 1 [ درفش .sancak. 2.bayrak.
    direm (F.) [ درم ] dirhem, akçe, gümüş para.
    dirîğ (F.) [ دریغ ] esirgeme.
    dirîğ etmek esirgemek.
    dirîğâ (F.) [ دریغا ] ne yazık ki, vah vah, eyvahlar olsun.
    102
    dîrîn (F.) [ دیرین ] eski.
    dîrîne (F.) [ دیرینه ] eski.
    dîşeb (F.) [ دیشب ] dün gece.
    dîvân (A.) [ 1 [ دیوان .meclis. 2.padişah meclisi. 3.şairin şiirlerinin bir araya
    getirildiği eser.
    dîvâne (F.) [ دیوانه ] deli, çılgın.
    dîvânegî (F.) [ دیوانگی ] delilik, çılgınlık.
    dîvâr (F.) [ دیوار ] duvar.
    diyâr (A.) [ دیار ] ülke, topraklar, memleket.
    dizdâr (F.) [ دزدار ] kale muhafızı.
    dost (F.) [ 1 [ دوست .sevgili. 2.yakın arkadaş. 3.Tanrı.
    dostâne (F.) [ دوستانه ] dostça.
    dostî (F.) [ دوستی ] dostluk.
    dostkâm (F.) [ دوستکام ] dost canlısı.
    duâgû (A.-F.) [ دعاگو ] duacı, dua eden.
    dûçâr (F.) [ دچار ] uğramış, yakalanmış, maruz kalmış.
    dûçâr etmek uğratmak, müptela etmek.
    dûçâr olmak uğramak, müptela olmak.
    dûd (A.) [ دود ] böcek, kurtçuk, kurt.
    dûd (F.) [ دود ] duman.
    dûde (F.) [ دوده ] is.
    dûdmân (F.) [ دودمان ] soy sop.
    dûğ (F.) [ دوغ ] ayran.
    103
    duhân (A.) [ 1 [ دخان .tütün. 2.duman.
    duht (F.) [ دخت ] kız.
    duhter (F.) [ دختر ] kız.
    duhûl (A.) [ دخول ] giriş, içeri girme.
    duhûl etmek girmek, içeri girmek.
    duhûliye (A.) [ دخوليه ] giriş ücreti.
    dumûr (A.) [ دمور ] körelme.
    dûn (A.) [ 1 [ دون .aşağı, alt. 2.aşağılık, adi.
    dûnperver (A.-F.) [ دون پرور ] aşağılık kimseleri koruyan.
    dûr (F.) [ دور ] uzak.
    dûrbîn (F.) [ دوربين ] dürbün.
    dûrdest (F.) [ دوردست ] ırak, çok uzak.
    dûrendîş (F.) [ دوراندیش ] ileri görüşlü, ileriyi düşünen.
    dûrî (F.) [ دوری ] uzaklık.
    durûb-i emsâl (A.-F.) [ ضروب امثال ] atasözleri.
    durûd (F.) [ 1 [ درود .övgü. 2.selam.
    dûst (F.) [ 1 [ دوست .dost. 2.sevgili. 3.Tanrı.
    dûş (F.) [ دوش ] dün gece.
    dûş (F.) [ دوش ] omuz.
    dûşîze (F.) [ دوشيزه ] kız, matmazel.
    dûzah (F.) [ دوزخ ] cehennem.
    dü (F.) [ دو ] iki.
    dübâre (F.) [ دوباره ] tekrar, yeniden.
    104
    dübb (A.) [ دب ] ayı.
    dübür (A.) [ 1 [ دبر .makat. 2.arka.
    dücâce (A.) [ دجاجه ] tavuk.
    düçar-ı inkıtâ olmak kesintiye uğramak.
    düdil (F.) [ دودل ] ikircikli, tereddütlü.
    dühûr (A.) [ 1 [ دهور .devirler. 2.dünyalar.
    dühül (F.) [ دهل ] davul.
    düm (F.) [ دم ] kuyruk.
    dümbâl (F.) [ 1 [ دنبال .kuyruk. 2.peş, art.
    dümel (A.) [ دمل ] kan çıbanı.
    dümûy (F.) [ دوموی ] kırçıl.
    dünbâl (F.) [ 1 [ دنبال .kuyruk. 2.peş, art.
    dünbek (F.) [ دنبک ] dümbelek.
    dünîm (F.) [ دونيم ] ikiye bölünmüş.
    dünyâperest (A.-F.) [ دنياپرست ] dünya düşkünü.
    dünyevî (A.) [ دنيوی ] dünya ile ilgili.
    dürc (A.) [ 1 [ درج .kutu. 2.mücevher kutusu. 3.sevgilinin küçük ağzı.
    dürd (F.) [ درد ] tortu.
    dürdâne (A.-F.) [ 1 [ دردانه .inci tanesi. 2.sevgili.
    dürdkeş (F.) [ دردکش ] tortulu şarap içen.
    dürer (A.) [ درر ] inciler.
    dürr (A.) [ در ] inci.
    dürrâ’a (A.) [ دراعه ] ferace.
    105
    dürre (A.) [ دره ] iri inci.
    dürû (F.) [ دورو ] ikiyüzlü.
    dürûğ (F.) [ دروغ ] yalan.
    dürûğzen (F.) [ دروغ زن ] yalancı.
    dürûs (A.) [ دروس ] dersler.
    dürüst (F.) [ 1 [ درست .sağlıklı. 2.tam. 3.doğru.
    dürüşt (F.) [ 1 [ درشت .kaba. 2.iri. 3.kalın.
    düstûr (A.) [ 1 [ دستور .kural, prensip. 2.kanun kitabı.
    düşenbe (F.) [ دوشنبه ] pazartesi.
    düşine (F.) [ دوشينه ] dün geceki.
    düşmen (F.) [ دشمن ] düşman.
    düşnâm (F.) [ دشنام ] küfür, sövgü.
    düşvâr (F.) [ دشوار ] güç.
    düvâzdeh (F.) [ دوازده ] oniki.
    düvel (A.) [ دول ] devletler.
    düvist (F.) [ دویست ] ikiyüz.
    düvüm (F.) [ دوم ] ikinci.
    düyûn (A.) [ دیون ] borçlar.
    düzd (F.) [ دزد ] hırsız.
    düzdî (F.) [ دزدی ] hırsızlık.
    düzdîde (F.) [ دزدیده ] çalıntı, çalınmış.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    25/7/2008 - E HARFİ

                              E

    eâcîb (A.) [ اعاجب ] şaşılası şeyler.
    eamm (A.) [ اعم ] genelde, yaygın haliyle.
    eâzım (A.) [ اعاظم ] büyükler, ileri gelenler.
    eazz (A.) [ اعز ] çok değerli.
    eb (A.) [ 1 [ اب .baba. 2.ata, ced.
    eb’âd (A.) [ 1 [ ابعاد .boyutlar. 2.uzunluklar.
    eb’ad (A.) [ ابعد ] çok uzak.
    ebâbil (A.) [ ابابيل ] kırlangıç.
    ebâtil (A.) [ اباطل ] saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler.
    ebced (A.) [ ابجد ] sayısal değer verilmiş arap alfabesi.
    ebcedhân (A.-F.) [ 1 [ ابجدخوان .okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi,
    deneyimsiz.
    ebdâl (A.) [ ابدال ] derviş, abdal.
    ebdân (A.) [ ابدان ] bedenler.
    ebed (A.) [ ابد ] sonsuz gelecek zaman.
    ebeden (A.) [ ابدا ] asla, hiçbir zaman.
    ebedî (A.) [ ابدی ] sonsuz.
    ebediyyen (A.) [ ابدیا ] sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman
    ebediyyet (A.) [ ابدیت ] sonsuzluk.
    ebeveyn (A.) [ ابوین ] anababa.
    107
    ebhâr (A.) [ ابحار ] denizler.
    ebhâs (A.) [ ابحاث ] bahisler, tartışmalar.
    ebî (A.) [ ابی ] baba.
    ebkem (A.) [ ابکم ] dilsiz.
    eblak (A.) [ ابلق ] alacalı.
    ebleh (A.) [ ابله ] bön.
    eblehâne (A.-F.) [ ابلهانه ] bön bön.
    eblehî (A.-F.) [ ابلهی ] bönlük.
    ebnâ (A.) [ ابنا ] oğullar.
    ebniye (A.) [ ابنيه ] binalar.
    ebr (F.) [ ابر ] bulut.
    ebrâlûd (F.) [ ابرآلود ] bulutlu.
    ebrâr (A.) [ ابرار ] iyi insanlar, dürüst insanlar.
    ebred (A.) [ ابرد ] dondurucu soğuk, çok soğuk.
    ebreş (A.) [ 1 [ ابرش .alacalı at. 2.alaca.
    ebrişüm (F.) [ ابریشم ] ipek, bükülü ipek.
    ebrû (F.) [ ابرو ] kaş.
    ebsâr (A.) [ ابصار ] gözler.
    ebülbeşer (A.) [ ابوالبشر ] Âdem.
    ebvâb (A.) [ 1 [ ابواب .kapılar. 2.bölümler, bâblar.
    ebyât (A.) [ ابيات ] beyitler.
    ebyaz (A.) [ ابيض ] bembeyaz.
    ecânib (A.) [ اجانب ] yabancılar.
    108
    ecdâd (A.) [ اجداد ] atalar, cedler.
    ecel (A.) [ اجل ] hayatın sonu.
    ecell (A.) [ اجل ] çok büyük, ulular ulusu.
    echel (A.) [ اجهل ] zırcahil.
    echelüminkaragöz (A.-T.) [ اجهل من قره گوز ] zırcahil.
    ecir (A.) [ 1 [ اجر .ödül. 2.ücret.
    ecnâs (A.) [ اجناس ] türler, cinsler.
    ecnebî (A.) [ اجنبی ] yabancı.
    ecr (A.) [ 1 [ اجر .ödül. 2.ücret.
    ecrâm (A.) [ اجرام ] cansız varlıklar.
    ecrâm -ı semâviyye [ اجرام سماویه ]gök cisimleri.
    ecsâd (A.) [ 1 [ اجساد .cesetler. 2.bedenler.
    ecsâm (A.) [ 1 [ اجسام .cisimler. 2.vücutlar.
    ecvef (A.) [ 1 [ اجوف .kof. 2.dangalak.
    ecvibe (A.) [ اجوبه ] cevaplar.
    eczâ (A.) [ 1 [ اجزا .parçalar. 2.ilaç hammaddeleri.
    eczâhâne (A.-F.) [ اجزاخانه ] eczane.
    ed’iye (A.) [ ادعيه ] dualar.
    edâ (A.) [ 1 [ ادا .ödeme. 2.yapma, yerine getirme. 3.tarz, tavır. 4.çalım.
    edeb (A.) [ 1 [ ادب .terbiye. 2.utanma duygusu. 3.edebiyat.
    edepli (A.-T.) terbiyeli, edep sahibi.
    edevât (A.) [ ادوات ] avadanlık, araçlar, aletler.
    edîb (A.) [ 1 [ ادیب .edebiyatçı. 2.edepli.
    109
    edîbe (A.) [ 1 [ ادیبه .bayan edebiyatçı. 2.edepli bayan.
    edille (A.) [ 1 [ ادله .deliller. 2.rehberler.
    edîm (A.) [ ادیم ] tabaklanmış deri. 2.yüzey, yüz.
    ednâ (A.) [ 1 [ ادنی .en aşağı. 2.alçak mı alçak.
    edvâr (A.) [ ادوار ] devirler, çağlar.
    edviye (A.) [ ادویه ] ilaçlar, devalar.
    edyân (A.) [ ادیان ] dinler.
    edyâr (A.) [ ادیار ] manastırlar.
    ef’âl (A.) [ 1 [ افعال .fiiller. 2.hareketler, eylemler.
    ef’î (A.) [ افعی ] engerek yılanı.
    efâzıl (A.) [ 1 [ افاضل .seçkin insanlar. 2.bilginler.
    efdal (A.) [ افضل ] en üstün, en iyi.
    efgân (F.) [ افغان ] feryat etme, figan etme.
    efkâr (A.) [ افکار ] fikirler, düşünceler.
    efkâr -ı âmme [ افکار عامه ] kamuoyu.
    eflâk (A.) [ افلاک ] gökler, felekler.
    efrâd (A.) [ افراد ] fertler, bireyler.
    efrenc (A.) [ افرنج ] Batılı, Avrupalı.
    efsâne (F.) [ 1 [ افسانه .masal. 2.efsane.
    efsâr (F.) [ افسار ] yular.
    efser (F.) [ افسر ] subay.
    efser (F.) [ افسر ] taç.
    efsun (F.) [ افسون ] afsun, büyü.
    110
    efsunger (F.) [ 1 [ افسونگر .afsuncu. 2.büyüleyici.
    efsûs (F.) [ افسوس ] yazık, çok yazık, eyvahlar olsun.
    efsürde (F.) [ 1 [ افسرده .donuk. 2.üzgün, moral çöküntüsü içinde. 3.duygusuz.
    efşüre (F.) [ افشره ] sıkılmış meyva suyu.
    efvâc (A.) [ افواج ] bölükler.
    efvâh (A.) [ افواه ] ağızlar.
    efyûn (F.) [ افيون ] afyon.
    efzâr (F.) [ افزار ] alet, araç gereç.
    efzâyiş (F.) [ افزایش ] artış.
    efzûn (F.) [ افزون ] fazla.
    eger (F.) [ اگر ] eğer.
    ehad (A.) [ 1 [ احد .bir, tek. 2.Tanrı.
    ehâdîs (A.) [ احادیث ] hadisler.
    ehadiyyet (A.) [ 1 [ احدیت .birlik. 2.Tanrı’nın birliği.
    ehâlî (A.) [ اهالی ] ahali, halk.
    ehass (A.) [ اخص ] başlıca.
    ehdâf (A.) [ اهداف ] hedefler.
    ehemm (A.) [ اهم ] en önemlisi.
    ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek
    ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.
    ehemmiyyet (A.) [ اهميت ] önem.
    ehibbâ (A.) [ احبا ] dostlar.
    111
    ehil (A.) [ 1 [ اهل .maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere
    mensup.
    ehl (A.) [ 1 [ اهل .maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere
    veya görüşe mensup.
    ehl -i din [ اهل دین ] bir dine inananlar.
    ehl -i hâl [ اهل حال ] halden anlayan
    ehl -i hubre [ اهل خبره ] bilirkişi.
    ehl -i îman [ اهل ایمان ] iman edenler, inananlar.
    ehl -i salib [ اهل صليب ] haçlılar.
    ehl -i vukûf [ اهل وقوف ] bilirkişi.
    ehliyyet (A.) [ 1 [ اهليت .beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. 3.yeterlilik belgesi.
    ehrâm (A.) [ اهرام ] piramit.
    ehrimen (F.) [ اهرمن ] kötülük tanrısı, şeytan.
    ehsâs (A.) [ احساس ] duygular, hisler.
    ehven (A.) [ 1 [ اهون .çok ucuz. 2.çok kolay.
    ehzâb (A.) [ 1 [ احزاب .hizipler. 2.partiler. 3.gruplar.
    eimme (A.) [ ائمه ] imamlar, önderler.
    eizze (A.) [ 1 [ اعزه .azizler, ermişler. 2.saygın kişiler.
    ejder (F.) [ 1 [ اژدر .büyük yılan. 2.ejderha.
    ejderhâ (F.) [ 1 [ اژدرها .büyük yılan. 2.ejderha.
    ekâbir (A.) [ اکابر ] büyükler, ileri gelenler.
    ekâlîm (A.) [ 1 [ اقاليم .ülkeler. 2.büyük toprak parçaları.
    ekall (A.) [ اقل ] en az.
    ekalliyet (A.) [ اقليت ] azınlık.
    112
    ekârib (A.) [ اقارب ] yakınlar, akrabalar.
    ekâvîl (A.) [ اقاویل ] sözler.
    ekber (A.) [ اکبر ] en büyük.
    ekdâr (A.) [ اکدار ] kederler, üzüntüler.
    ekfân (A.) [ اکفان ] kefenler.
    ekhâl (A.) [ اکحال ] sürmeler.
    ekîd (A.) [ اکيد ] kesin.
    ekîden (A.) [ اکيدا ] kesinlikle.
    ekl (A.) [ اکل ] yeme.
    ekl edilmek yenilmek.
    ekmel (A.) [ اکمل ] mükemmel, tam.
    eknâf (A.) [ اکناف ] yerler, yöreler, taraflar.
    eknûn (F.) [ اکنون ] şimdi.
    ekrem (A.) [ اکرم ] çok cömert.
    ekser (A.) [ اکثر ] en çok.
    ekserî (A.) [ 1 [ اکثری .çoğu. 2.çoğu kez.
    ekseriyyâ (A.) [ اکثریا ] çoğu zaman, sık sık.
    ekseriyyet (A.) [ اکثریت ] çoğunluk.
    ekseriyyet -i ârâ [ اکثریت آراء ] oy çokluğu.
    ekseriyyet -i mutlaka [ اکثریت مطلقه ] çoğunluk.
    ektâf (A.) [ 1 [ اکتاف .omuzlar. 2.kürek kemikleri.
    ekûl (A.) [ اکول ] pisboğaz.
    ekvân (A.) [ 1 [ اکوان .dünyalar. 2.varlıklar.
    113
    ekyâl (A.) [ 1 [ اکيال .kileler. 2.ölçekler.
    ekzeb (A.) [ اکذب ] kuyruklu yalan.
    el’an (A.) [ الآن ] şimdi.
    elaman (A.) [ الامان ] aman dileme, imdat, yardım
    elbise (A.) [ البسه ] giysiler.
    elem (A.) [ الم ] acı, üzüntü.
    elemzede (A.-F.) [ الم زده ] elemli.
    elf (A.) [ الف ] bin.
    elfâz (A.) [ الفاظ ] sözler, lafızlar.
    elhâc (A.) [ الحاج ] hacı.
    elhâlet hâzihi (A.) [ الحالة هذه ] şimdiki, günümüzdeki
    elhân (A.) [ الحان ] şarkılar, melodiler.
    elhâsıl (A.) [ الحاصل ] sonuçta.
    elifba (A.) [ الفبا ] alfabe.
    elîm (A.) [ اليم ] acı, acıklı.
    elîme (A.) [ اليمه ] acı, acıklı.
    elkıssa (A.) [ القصه ] kısacası, sonuç olarak.
    elsine (A.) [ السنه ] diller, lisanlar.
    eltâf (A.) [ الطاف ] iyilikler, lütuflar.
    elvâh (A.) [ الواح ] levhalar, tablolar.
    elvân (A.) [ الوان ] renkler.
    elvedâ (A.) [ الوداع ] elveda.
    elviye (A.) [ الویه ] sancaklar.
    114
    elyâf (A.) [ الياف ] lifler.
    elyevm (A.) [ اليوم ] bugün.
    elzem (A.) [ الزم ] çok gerekli.
    em’â (A.) [ امعا ] bağırsaklar.
    emâkin (A.) [ اماکن ] mekanlar.
    emân (A.) [ امان ] aman dileme.
    emânât-ı mübâreke (A.-F.) [ امانات مبارکه ] kutsal emanetler.
    emânet (A.) [ 1 [ امانت .eminlik. 2.emanet.
    emânetdâr (A.-F.) [ امانت دار ] emanetçi.
    emâneten (A.) [ امانة ] emanet olarak.
    emârât (A.) [ امارات ] işaretler, belirtiler.
    emâre (A.) [ اماره ] işaret, belirti.
    emaret (A.) [ امارت ] beylik, emirlik.
    emced (A.) [ امجد ] çok onurlu, çok şerefli.
    emel (A.) [ امل ] arzu.
    emhâl (A.) [ امهال ] mühletler.
    emhâr (A.) [ امهار ] mehirler.
    emîn (A.) [ 1 [ امين .güvenilir. 2.emniyetli.
    emir (A.) [ امر ] buyruk, emir.
    emîr (A.) [ امير ] bey, emirlik başkanı, emir.
    emir ısdâr edilmek (A.-T.) emir çıkartılmak.
    emirnâme (A.-F.) [ امرنامه ] ferman, emir belgesi.
    emkine (A.) [ امکنه ] mekanlar, yerler.
    115
    emlâk (A.) [ املاک ] mülkler.
    emmâre (A.) [ اماره ] emredici.
    emn (A.) [ امن ] güvenlik, emniyet.
    emniyyet (A.) [ 1 [ امنيت .güvenlik. 2.emniyet teşkilatı.
    emr (A.) [ 1 [ امر .emir, buyruk. 2.iş.
    emrâz (A.) [ امراض ] hastalıklar.
    emred (A.) [ امرد ] bıyıkları yeni terlemiş genç.
    emsâl (A.) [ 1 [ امثال .hikayeler. 2.masallar.
    emsâl (A.) [ 1 [ امثال .örnekler. 2.benzerler.
    emsile (A.) [ امثله ] örnekler.
    emtia (A.) [ امتعه ] mallar.
    emvâc (A.) [ امواج ] dalgalar.
    emvâl (A.) [ اموال ] mallar.
    emvâl -ı gayr-i menkûle [ اموال غير منقوله ] taşınmaz mallar.
    emvât (A.) [ اموات ] ölüler.
    emzice (A.) [ امزجه ] mizaçlar, karakterler.
    enâm (A.) [ 1 [ انام .canlılar. 2.insanlar.
    enbân (F.) [ انبان ] heybe.
    enbâr (F.) [ انبار ] ambar.
    enbîk (A.) [ انبيق ] imbik.
    enbiyâ (A.) [ انبيا ] peygamberler.
    enbûh (F.) [ 1 [ انبوه .kalabalık. 2.gür. 3.yoğun.
    encâm (F.) [ انجام ] son.
    116
    encîr (F.) [ انجير ] incir.
    encüm (A.) [ انجم ] yıldızlar.
    encümen (F.) [ 1 [ انجمن .topluluk. 2.dernek. 3.heyet. 4.komisyon.
    endâm (F.) [ اندام ] boy bos.
    endâze (F.) [ 60 [ اندازه cm.lik uzunluk ölçüsü.
    endek (F.) [ اندک ] az.
    ender (A.) [ اندر ] çok az bulunan.
    enderûn (F.) [ 1 [ اندرون .iç, içerisi. 2.harem dairesi. 3.gönül, kalp.
    enderü’l-vukû (A.) [ اندرالوقوع ] az rastlanır.
    endîşe (F.) [ 1 [ اندیشه .düşünce. 2.kaygı.
    endişeli (F.-T.) kaygılı.
    endîşenâk olmak kaygılanmak.
    endîşnâk (F.) [ 1 [ اندیشناک .düşünceli. 2.kaygılı.
    endûh (F.) [ اندوه ] keder.
    ene (A.) [ انا ] ben.
    enf (A.) [ انف ] burun.
    enfâs (A.) [ انفاس ] nefesler, soluklar.
    enfes (A.) [ انفس ] çok nefis.
    enfüs (A.) [ 1 [ انفس .nefisler. 2.ruhlar.
    engâr (F.) [ انگار ] san.
    engûr (F.) [ انگور ] üzüm.
    engübin (F.) [ انگبن ] bal.
    engüşt (F.) [ انگشت ] parmak.
    117
    engüşter (F.) [ انگشتر ] yüzük.
    engüştnümâ (F.) [ انگشت نما ] parmakla gösterilen.
    enhâr (A.) [ انهار ] nehirler, ırmaklar.
    enîn (A.) [ انين ] inleme, inilti.
    enîs (A.) [ 1 [ انيس .dost. 2.sevgili.
    enkâz (A.) [ انقاض ] yıkıntı.
    enmûzec (A.) [ انموزج ] örnek, numûne.
    ensâb (A.) [ انساب ] nesepler, soylar.
    ensâc (A.) [ انساج ] dokular.
    ensâl (A.) [ انسال ] nesiller, kuşaklar.
    ensâr (A.) [ انصار ] yardımcılar.
    ensice (A.) [ 1 [ انسجه .dokular. 2.kumaşlar.
    envâ’ (A.) [ انواع ] çeşitler, neviler.
    envâr (A.) [ انوار ] ışıklar.
    enver (A.) [ انور ] çok parlak.
    enzâr (A.) [ انظار ] bakışlar, gözler.
    erâcîf (A.) [ اراجيف ] saçmalıklar, uydurmalar.
    erâmil (A.) [ ارامل ] dullar.
    erâzî (A.) [ اراضی ] arazi.
    erâzil (A.) [ اراذل ] reziller, aşağılıklar.
    erba’ (A.) [ اربع ] dört.
    erba’a (A.) [ اربعه ] dört.
    erbâb (A.) [ 1 [ ارباب .sahip. 2.başkan. 3.usta.
    118
    erbain (A.) [ اربعين ] kırk. hadîs-i ~ kırk hadis.
    erc (F.) [ ارج ] değer.
    ercmend (F.) [ ارجمند ] değerli, saygın.
    ercümend (F.) [ ارجمند ] değerli, saygın.
    erfa’ (A.) [ ارفع ] çok yüce, çok yüksek.
    erganun (F.) [ ارغنون ] org.
    ergevân (F.) [ ارغوان ] erguvan.
    erguvân (F.) [ ارغوان ] erguvan.
    erguvânî (F.) [ ارغوانی ] erguvan rengi.
    erîke (A.) [ اریکه ] taht.
    eriş (F.) [ ارش ] arşın.
    erkâm (A.) [ 1 [ ارقام .rakamlar. 2.yazılar.
    erkân (A.) [ 1 [ ارکان .direkler. 2.temeller, esaslar. 3.ileri gelenler, üst düzeyde
    bulunanlar. 4.önderler.
    erkân-ı harbiyye-i umûmiyye [ ارکان حربيهء عموميه ] genel kurmay başkanlığı.
    ermeğân (F.) [ ارمغان ] armağan.
    erneb (A.) [ ارنب ] tavşan.
    erre (F.) [ اره ] testere.
    ervâh (A.) [ ارواح ] ruhlar.
    erz (F.) [ ارز ] değer, kıymet.
    erzâk (A.) [ ارزاق ] yiyecek, erzak.
    erzân (F.) [ 1 [ ارزان .ucuz. 2.yaraşır, layık.
    erzânî (F.) [ 1 [ ارزانی .ucuzluk. 2.liyakat, yeterlilik.
    119
    erzel (A.) [ ارذل ] en rezil, en aşağılık.
    erzen (F.) [ ارزن ] darı.
    erziş (F.) [ ارزش ] değer, kıymet, itibar.
    erzîz (F.) [ ارزیز ] kalay.
    es’ad (A.) [ اسعد ] çok mutlu.
    es’âr (A.) [ اسعار ] fiyatlar.
    es’ile (A.) [ اسئله ] sorular.
    esâmî (A.) [ اسامی ] isimler.
    esâret (A.) [ اسارت ] tutsaklık.
    esâs (A.) [ اساس ] asıl, kök, temel.
    esâsât (A.) [ اساسات ] asıllar, esaslar.
    esâsen (A.) [ اساسا ] aslında.
    esâtîr (A.) [ 1 [ اساطير .mitoloji. 2.uydurma sözler.
    esâtîz (A.) [ 1 [ اساتيذ .ustalar. 2.üstadlar.
    esb (F.) [ اسب ] at.
    esbâb (A.) [ اسباب ] sebepler.
    esbâb -ı mûcibe [ اسباب موجبه ] gerekçe, gerekçeler.
    esbâb -ı mücbire [ اسباب مجبره ] zorlayıcı sebepler.
    esbâb -ı zarûriyye [ اسباب ضروریه ] zorunlu sebepler.
    esbak (A.) [ اسبق ] önceki, daha önceki, eski.
    esed (A.) [ اسد ] arslan.
    esef (A.) [ اسف ] üzülme, hayıflanma.
    esefâ (A.) [ اسفا ] vah vah, eyvahlar olsun, yazık!
    120
    esefnâk (A.-F.) [ اسفناک ] üzücü.
    eser (A.) [ 1 [ اثر .iz. 2.eser, yapıt. 3.kitap.
    esfâr (A.) [ اسفار ] seferler, yolculuklar.
    esfel (A.) [ 1 [ اسفل .en aşağı. 2.aşağılıkların en aşalığı.
    eshâb (A.) [ 1 [ اصحاب .sahipler. 2.ashab.
    eshâm (A.) [ 1 [ اسهام .hisseler. 2.senetler.
    eshâr (A.) [ اسحار ] seherler.
    eshel (A.) [ اسهل ] en kolay.
    eshiyâ (A.) [ اسخيا ] cömertler.
    esîr (A.) [ اسير ] tutsak.
    esîrân (A.-F.) [ اسيران ] tutsaklar.
    eslâf (A.) [ اسلاف ] selefler, geçmişler.
    esliha (A.) [ اسلحه ] silahlar.
    esmâ (A.) [ اسما ] isimler.
    esmân (A.) [ اثمان ] değerler, kıymetler, bedeller.
    esmâr (A.) [ اثمار ] meyvalar.
    esmer (A.) [ اسمر ] karayağız, esmer, koyu tenli.
    esnâ (A.) [ اثنا ] sıra, an.
    esnâf (A.) [ 1 [ اصناف .sınıflar. 2.esnaf.
    esnâm (A.) [ اصنام ] putlar.
    esnân (A.) [ اسنان ] dişler.
    esra’ (A.) [ اسرع ] en çabuk, en hızlı.
    esrâr (A.) [ اسرار ] sırlar, gizler.
    121
    esrârengîz (A.-F.) [ اسرارانگيز ] gizemli.
    esrarkeş (A.-F.) [ اسرارکش ] esrar içen, esrarcı.
    ester (F.) [ استر ] katır.
    esvâb (A.) [ اثواب ] giysiler.
    esvât (A.) [ اصوات ] sesler.
    esved (A.) [ اسود ] siyah.
    esyâf (A.) [ اسياف ] kılıçlar.
    eş’âr (A.) [ اشعار ] şiirler.
    eşcâr (A.) [ اشجار ] ağaçlar.
    eşhâs (A.) [ اشخاص ] kişiler.
    eşhür (A.) [ اسهر ] aylar.
    eşi’a (A.) [ اشعه ] ışıklar, ışınlar.
    eşk (F.) [ اشک ] gözyaşı.
    eşkâl (A.) [ اشکال ] şekiller
    eşkâlûd (F.) [ اشک آلود ] gözyaşlı.
    eşkiyâ (A.) [ اشقيا ] haydutlar, yol kesenler.
    eşna’ (A.) [ اشنع ] en kötü, en çirkin.
    eşrâf (A.) [ اشراف ] seçkinler, ileri gelenler, sosyete.
    eşref (A.) [ اشرف ] en şerefli.
    eşref -i mahlûkât [ اشرف مخلوقات ] varlıkların en şereflisi, insan.
    et’ime (A.) [ اطعمه ] yiyecekler.
    etemm (A.) [ اتم ] tam, mükemmel, eksiksiz.
    etfâl (A.) [ اطفال ] çocuklar.
    122
    etıbbâ (A.) [ اطبا ] doktorlar, tabipler.
    etrâf (A.) [ اطراف ] yöre, çevre.
    etrâk (A.) [ اتراک ] Türkler.
    etvâr (A.) [ اطوار ] tavırlar.
    evâhir (A.) [ اواخر ] sonlar, son günler.
    evâil (A.) [ اوائل ] başlar, ilk günler.
    evâmir (A.) [ اوامر ] emirler, buyruklar.
    evân (A.) [ اوان ] çağ.
    evânî-i turâbe (A.-F.) [ اوانی ترابه ] toprak çanak çömlek.
    evâsıt (A.) [ اواسط ] ortalar, ortadakiler.
    evbâş (A.) [ اوباش ] ayak takımı, külhanbeyler.
    evc (A.) [ اوج ] doruk, zirve.
    evdiye (A.) [ اودیه ] vadiler, dereler.
    evhad (A.) [ اوحد ] bir tane, biricik.
    evhâm (A.) [ اوهام ] vehimler, kuruntular.
    evkâf (A.) [ اوقاف ] vakıflar.
    evkât (A.) [ اوقات ] vakitler.
    evlâ (A.) [ اولی ] en iyi, en uygun.
    evlâd (A.) [ 1 [ اولاد .çocuklar. 2.soy.
    evleviyyet (A.) [ اولویت ] öncelik.
    evliyâ (A.) [ 1 [ اوليا .velîler. 2.önderler. 3.yetkililer.
    evrâd (A.) [ اوراد ] dualar.
    evrâk (A.) [ 1 [ اوراق .kağıtlar. 2.belgeler. 3.arşiv.
    123
    evreng (F.) [ اورنگ ] taht.
    evsâf (A.) [ اوصاف ] vasıflar, özellikler.
    evsat (A.) [ اوسط ] orta, ortadaki.
    evtâd (A.) [ اوتاد ] kazıklar.
    evvel (A.) [ 1 [ اول .ilk. 2.başlangıç. 3.önce.
    evvelâ (A.) [ اولا ] ilkin, ilk önce.
    evvelâhır (A.) [ اول آخر ] alt tarafı, önü sonu.
    evvelbahar (A.-F.) [ اول بهار ] ilkbahar.
    evvelemirde (A.-T.) işin başında, her şeyden önce.
    evveliyyât (A.) [ اوليات ] daha öncesi, eski durumu.
    evzân (A.) [ 1 [ اوزان .ölçüler. 2.vezinler. 3.ağırlıklar.
    eyâlât (A.) [ 1 [ ایالات .eyaletler. 2.memleketler, topraklar.
    eytâm (A.) [ ایتام ] yetimler, öksüzler.
    eyvân (F.) [ 1 [ ایوان .ayvan. 2.sundurma. 3.çardak.
    eyyâm (A.) [ ایام ] günler.
    eyzan (A.) [ ایضا ] ve yine, aynı şekilde.
    ezânî (A.) [ اذانی ] ezan ile ilgili.
    ezdâd (A.) [ اضداد ] karşıtlar, zıtlar.
    ezel (A.) [ ازل ] öncesizlik, geçmişe doğru sonsuzluk.
    ezelbeezel (A.-F.) [ ازل به ازل ] ezelden beri.
    ezelî (A.) [ ازلی ] ezele ilişkin.
    ezeliyyet (A.) [ ازليت ] ezellik durumu.
    ezhân (A.) [ اذهان ] zihinler.
    124
    ezhâr (A.) [ ازهار ] çiçekler.
    eziyyet (A.) [ اذیت ] üzme.
    ezkâr (A.) [ 1 [ اذکار .zikirler. 2.anmalar.
    ezkazâ (F.-A.) [ ازقضا ] tesadüfen.
    ezkiyâ (A.) [ اذکيا ] zekiler.
    ezmân (A.) [ ازمان ] zamanlar.
    ezmine (A.) [ ازمنه ] zamanlar, çağlar.
    ezmine -i cedîde [ ازمنهء جدیده ] yeni çağ.
    ezmine -i kadîme [ ازمنهء قدیمه ] eski zamanlar, eski çağlar.
    ezmine -i mütekaddime [ ازمنهء متقدمه ] eski çağlar.
    ezrak (A.) [ ازرق ] mavi.
    ezvâc (A.) [ ازواج ] çiftler.
    ezvâk (A.) [ اذواق ] zevkler.
    ezyâl (A.) [ 1 [ اذیال .ekler, zeyiller. 2.kuyruklar.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


    25/7/2008 - F HARFİ

                            F

    fa’âl (A.) [ فعال ] hareketli, çalışkan.
    fa’âliyyet (A.) [ فعاليت ] hareketlilik, çalışma.
    fâcia (A.) [ 1 [ فاجعه .acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.
    fâciât (A.) [ 1 [ فاجعات .acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.
    fâcir (A.) [ 1 [ فاجر .günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.
    fağfur (F.) [ فغفور ] Çin imparatoru.
    fağfûrî (F.) [ فغفوری ] çini.
    fahâmet (A.) [ 1 [ فخامت .yücelik, ululuk. 2.kıymet.
    fahhâr (A.) [ فخار ] övüngen.
    fâhir (A.) [ 1 [ فاخر .değerli. 2.şerefli, onurlu.
    fâhiş (A.) [ 1 [ فاحش .aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.
    fâhişe (A.) [ فاحشه ] fuhuş yapan kadın.
    fâhişehane (A.-F.) [ فاحشه خانه ] genelev.
    fahr (A.) [ فخر ] övünç, kıvanç.
    fahrî (A.) [ 1 [ فخری .onursal. 2.ücret almadan, kendi isteğiyle
    fahşâ (A.) [ فحشا ] fuhuş.
    fâhte (A.) [ فاخته ] güvercin, yaban güvercini.
    fahûr (A.) [ فخور ] övüngen.
    fâide (A.) [ فائده ] yarar, kazanç, fayda.
    fâidebahş (A.-F.) [ فائده بخش ] yararlı, faydalı.
    126
    fâik (A.) [ فائق ] üstün.
    fâikiyyet (A.) [ فائقيت ] üstünlük.
    fâil (A.) [ 1 [ فاعل .yapan. 2.özne. 3.etkili.
    fâiliyyet (A.) [ فاعليت ] etkenlik, aktivite.
    fâiz (A.) [ 1 [ فائض .taşan. 2.faiz, paradan elde edilen kazanç.
    fâka (A.) [ فاقه ] yoksulluk.
    fakâhet (A.) [ فقاهت ] fıkıhçılık.
    fakat (A.) [ فقط ] ancak, yalnız.
    fakd (A.) [ فقد ] yokluk, yoksunluk.
    fakîd (A.) [ فقيد ] eşi az bulunur.
    fakîh (A.) [ فقيه ] islam hukukçusu, fakih.
    fâkiha (A.) [ فاکهه ] meyva.
    fakîr (A.) [ 1 [ فقير .yoksul. 2.bendeniz. 3.dilenci. 4.derviş.
    fakirhâne (A.-F.) [ فقيرخانه ] bendenizin evi.
    fakr (A.) [ فقر ] yoksulluk.
    fâl (F.) [ فال ] fal.
    falaka (A.) [ فلقه ] falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan
    düzenek.
    fâlic (A.) [ فلج ] felç.
    fâlnâme (F.) [ فالنامه ] fal kitabı.
    fâm (F.) [ فام ] renk.
    fânî (A.) [ 1 [ فانی .ölümlü. 2.yok olucu. 3.geçici.
    fânûs (A.) [ فانئس ] fener.
    127
    fâr (A.) [ فار ] fare.
    farazâ (A.) [ فرضا ] diyelim ki.
    faraziyye (A.) [ فرضيه ] varsayım.
    fârıka (A.) [ فارقه ] ayırıcı.
    fâriğ (A.) [ 1 [ فارغ .boş. 2.rahat, huzurlu. 3.vazgeçen.
    fâris (A.) [ فارس ] atlı.
    fârisî (F.) [ 1 [ فارسی .Farsça. 2.Fars, İranlı.
    farîza (A.) [ 1 [ فریضه .farz. 2.borç.
    fark (A.) [ فرق ] ayrıcalık, ayrılık.
    fart (A.) [ فرط ] aşırı, aşırılık.
    farz (A.) [ 1 [ فرض .Tanrı emri. 2.borç, ödev. 3.zorunlu.
    farz edilmek sayılmak, tutulmak, tasavvur edilmek.
    farz etmek saymak, tutmak, tasavvur etmek.
    farz olunmak 1.tasavvur edilmek. 2.Tanrı tarafından yapılması zorunlu kılınmak.
    farzâ (A.) [ فرضا ] tut ki, diyelim ki.
    farziyye (A.) [ فرضيه ] varsayım.
    fâsık (A.) [ فاسق ] kötülük düşünen.
    fâsıla (A.) [ 1 [ فاصله .ara. 2.aralayıcı. 3.uzaklık.
    fâsid (A.) [ فاسد ] bozulmuş, bozuk.
    fasîh (A.) [ فصيح ] güzel konuşan.
    fasîle (A.) [ فصيله ] aile.
    fasl (A.) [ 1 [ فصل .mevsim. 2.bölüm. 3.çözümleme.
    fassâd (A.) [ فصاد ] hacamat yapan.
    128
    fâş (F.) [ فاش ] ifşa olmuş, aşikar olmuş.
    fâtih (A.) [ فاتح ] fetheden
    fatin (A.) [ فطين ] zeki, kavrayışlı.
    fayda (A.) [ فایده ] yarar, fayda, kazanç.
    fâzıl (A.) [ فاضل ] erdemli.
    fazîha (A.) [ فضيحه ] rezillik, skandal.
    fazîlet (A.) [ فضيلت ] erdem.
    faziletkâr (A.-F.) [ فضيلتکار ] erdemli.
    faziletperest (A.-F.) [ فضيلت پرست ] erdem yanlısı.
    fazl (A.) [ 1 [ فضل .erdem. 2.üstünlük.
    fazla (A.) [ 1 [ فضله .çok. 2.artık.
    fecâ’at (A.) [ فجاعت ] feci durum.
    fecere (A.) [ 1 [ فجره .günahkarlar. 2.kötü insanlar.
    fecî’ (A.) [ فجيع ] çok kötü, korkunç.
    fecî’a (A.) [ فجيعه ] facia, felaket.
    fecir (A.) [ فجر ] tan ağartısı.
    fecr (A.) [ فجر ] tan ağartısı.
    fecr -i kâzib [ فجرکاذب ] gerçek tan ağartısından önceki geçici aydınlık
    fecr -i sâdık [ فجر صادق ] tan ağartısı, şafak sökmesi.
    fedâ (A.) [ 1 [ فدا .yoluna can koyma. 2.kurban. 3.uğruna verme.
    fedâ edilmek 1.uğruna harcanmak. 2.kurban edilmek.
    fedâ etmek 1.uğruna harcamak. 2.kurban etmek.
    fedâ’î (A.) [ فدائی ] yoluna canını hiçe sayan.
    129
    fedâkâr (A.-F.) [ فداکار ] özverili.
    fedâkârâne (A.-F.) [ فداکارانه ] özveri ile, özverili.
    fedâkârî (A.-F.) [ فداکاری ] özveri.
    fehâris (A.) [ فهارس ] fihristler.
    fehîm (A.) [ فهيم ] anlayışlı.
    fehm (A.) [ فهم ] anlama.
    fehm eylemek anlamak.
    fehvâ (A.) [ فحوا ] içerik.
    fekâhet (A.) [ فکاحت ] şakacılık, muziplik.
    fekk (A.) [ 1 [ فک .çene. 2.ayırma.
    felâh (A.) [ فلاح ] kurtulma, rahata erme.
    felâket (A.) [ فلاکت ] büyük bela, musibet.
    felâketzede (A.-F.) [ فلاکت زده ] felakete uğrayan.
    felâsife (A.) [ فلاسفه ] filozoflar, felsefeciler.
    felc (A.) [ فلج ] inme, felç.
    felek (A.) [ 1 [ فلک .gökyüzü. 2.talih. 3.kader.
    felekiyyât (A.) [ فلکيات ] astronomi.
    felekzede (A.-F.) [ فلک زده ] kader kurbanı, felek vurgunu.
    fellâh (A.) [ فلاح ] çiftçi.
    felsefî (A.) [ فلسفی ] felsefe ile ilgili.
    fem (A.) [ فم ] ağız.
    fenâ (A.) [ 1 [ فنا .yokluk. 2.kötü.
    fenâpezîr (A.-F.) [ فناپذیر ] yok olucu, fani.
    130
    fend (F.) [ فند ] hile.
    fenn (A.) [ 1 [ فن .bilim. 2..tür. 3.teknik.
    fennen (A.) [ فنا ] teknik açıdan.
    fennî (A.) [ فنی ] teknik.
    fenniyyât (A.) [ فنيات ] teknoloji.
    fer (F.) [ فر ] parlaklık.
    fer’ (A.) [ 1 [ فرع .yan. 2.dal.
    fer’î (A.) [ فرعی ] yan dal, tâli, ikincil.
    ferâgat (A.) [ 1 [ فراغت .bırakma, terketme. 2.rahatlık. 3.zenginlik.
    ferâğ (A.) [ 1 [ فراغ .bırakma, terk etme, vazgeçme. 2.boş durma.
    ferâğ etmek bırakmak
    ferah (A.) [ فرح ] sevinç.
    ferâh (F.) [ فراخ ] geniş.
    ferahbahş (A.-F.) [ فرح بخش ] ferahlık veren, iç açıcı.
    ferâine (A.) [ فراعنه ] firavunlar.
    ferâiz (A.) [ 1 [ فرائض .farzlar. 2.ödevler.
    ferâmîn (A.ferâmûş (F.) [ فراموش ] unutma.
    ferâmuş etmek unutmak.
    ferâset (A.) [ فراست ] sezgi.
    ferbih (F.) [ فربه ] semiz.
    ferc (A.) [ 1 [ فرج .yarık. 2.vajina.
    fercâm (F.) [ فرجام ] son, akıbet.
    131
    ferd (A.) [ 1 [ فرد .tek. 2.birey.
    ferdâ (F.) [ فردا ] yarın.
    ferdî (A.) [ فردی ] kişisel.
    ferdiyyet (A.) [ فردیت ] bireylik.
    ferec (A.) [ فرج ] rahatlama.
    feres (A.) [ فرس ] at.
    ferhân (A.) [ فرحان ] sevinçli, neşeli.
    ferheng (F.) [ 1 [ فرهنگ .kültür. 2.sözlük.
    ferhunde (F.) [ فرخنده ] kutlu.
    ferîd (A.) [ فرید ] biricik, tek.
    ferikân (A.-F.) [ فریقان ] tüm veya korgeneraller.
    ferîk-i evvel (A.-F.) [ فریق اول ] korgeneral.
    ferîk-i sânî (A.-F.) [ فریق ثانی ] tümgeneral.
    ferişte (F.) [ فرشته ] melek.
    fermân (F.) [ فرمان ] buyruk.
    fermandih (F.) [ فرمان ده ] komutan.
    fermânfermâ (F.) [ 1 [ فرمان فرما .padişah. 2.komutan. 3.buyrukçu, buyruk veren.
    fermâyiş (F.) [ فرمایش ] buyruk.
    ferrâş (A.) [ 1 [ فراش .döşemeci. 2.hizmetkâr.
    ferruh (F.) [ فرخ ] kutlu.
    fersûde (F.) [ 1 [ فرسوده .solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.
    ferş (A.) [ 1 [ فرش .döşeme. 2.yaygı.
    fertût (F.) [ فرتوت ] bunamış ihtiyar.
    132
    ferverdîn (F.) [ فروردین ] İran takvimine göre baharın ilk ayı.
    feryâd (F.) [ 1 [ فریاد .bağırma, çığlık. 2.imdat isteme.
    feryâd etmek bağırmak, çığlık atmak
    feryâdres (F.) [ فریادرس ] imdada koşan.
    ferzâne (F.) [ فرزانه ] bilge.
    ferzend (F.) [ فرزند ] evlat.
    fesâd (A.) [ 1 [ فساد .fesat, bozukluk. 2.kötülük.
    fesahat (A.) [ فصاحت ] fasihlik, dilde düzgünlük.
    fesâne (F.) [ فسانه ] efsane, masal.
    fesat (A.) [ فساد ] bozukluk, kötülük.
    fesh (A.) [ فسخ ] iptal etme, kaldırma, bozma.
    fetâ (A.) [ 1 [ فتی .genç. 2.cömert.
    fetâvâ (A.) [ فتاوی ] fetvalar.
    feth (A.) [ 1 [ فتح .fetih, tamamen ele geçirme. 2.açma. 3.açılma.
    fetîle (A.) [ فتيله ] fitil.
    fetret (A.) [ 1 [ فترت .duraklama. 2.iki olay arasındaki zaman.
    fettâh (A.) [ 1 [ فتاح .fetheden. 2.açan. 3.Tanrı.
    fettan (A.) [ 1 [ فتان .işveli, oynak, cilveli. 2.fitne koparan.
    fetvâ (A.) [ فتوی ] kadının verdiği şer’î karar.
    fevâhiş (A.) [ فواحش ] fahişeler.
    fevâid (A.) [ فوائد ] yararlar, faydalar, kazançlar.
    fevâkih (A.) [ 1 [ فواکه .meyvalar. 2.yemişler.
    fevâris (A.) [ فوارس ] atlılar.
    133
    fevc (A.) [ 1 [ فوج .grup, cemaat, zümre. 2.bölük, takım.
    feverân (A.) [ 1 [ فوران .fışkırma. 2.kaynama.
    feverân etmek fışkırmak.
    fevk (A.) [ فوق ] üst, üstü.
    fevkalâde (A.) [ فوق العاده ] olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.
    fevkalbeşer (A.) [ فوق البشر ] insan üstü.
    fevkalferd (A.) [ فوق الفرد ] birey üstü.
    fevkalhad (A.) [ فوق الحد ] haddinden fazla.
    fevkânî (A.) [ فوقانی ] üstteki, yukarıdaki.
    fevkattabîa (A.) [ فوق الطبيعه ] doğa üstü.
    fevren (A.) [ فورا ] hemen, derhal, çarçabuk.
    fevrî (A.) [ فوری ] âni.
    fevt (A.) [ 1 [ فوت .geçip gitme. 2.ölüm.
    fevvâre (A.) [ فواره ] fıskiye.
    feyezân (A.) [ فيضان ] taşkın.
    feyiz (A.) [ 1 [ فيض .bereket, bolluk. 2.ilim.
    feylesof (A.) [ فيلسوف ] filozof, felsefeci.
    feyyâz (A.) [ 1 [ فياض .verimli, bereketli. 2.Tanrı.
    feyz (A.) [ 1 [ فيض .bereket, bolluk. 2.ilim.
    feyzbahş (A.-F.) [ 1 [ فيض بخش .verimli, bereketli. 2.feyiz veren.
    fezâ (A.) [ 1 [ فضا .uzay. 2.geniş düzlük.
    fezâil (A.) [ فضائل ] erdemler.
    fezleke (A.) [ 1 [ فذلکه .soruşturma özeti. 2.özet.
    134
    fıdda (A.) [ فضه ] gümüş.
    fıkarât (A.) [ 1 [ فقرات .fıkralar. 2.bölümler. 3.omurlar.
    fıkdân (A.) [ فقدان ] yoksunluk, bulunmama, yokluk.
    fıkh (A.) [ فقه ] islam hukuku, fıkıh.
    fıkra (A.) [ 1 [ فقره .fıkra. 2.bölüm. 3.omur.
    fırak (A.) [ 1 [ فرق .fırkalar, partiler. 2.bölükler. 3.zümreler.
    fırka (A.) [ 1 [ فرقه .parti. 2.bölük. 3.zümre.
    fırsat (A.) [ فرصت ] uygun an, fırsat.
    fısk (A.) [ 1 [ فسق .kötülük, sefihlik. 2.dinsizlik. 3.Tanrı’ya karşı isyan.
    fıskiyye (A.) [ فسقيه ] fıskiye.
    fıtnat (A.) [ فطنت ] kavrayış, zekîlik.
    fıtra (A.) [ 1 [ فطره .fitre. 2.kuru üzüm.
    fıtrat (A.) [ فطرت ] yaratılış.
    fıtraten (A.) [ فطرتا ] yaratılıştan.
    fıtrî (A.) [ فطری ] yaratılıştan gelen.
    fî (A.) [ فی ] fiyat, değer, kıymet, eder.
    fi’l (A.) [ 1 [ فعل .hareket, davranış, eylem. 2.fiil.
    fi’len (A.) [ فعلا ] yaparak, işleyerek, bilfiil.
    fi’liyyât (A.) [ فعليات ] eyleme dökülen işler.
    fîât (A.) [ 1 [ فيئات .fiyat. 2.fiyatlar.
    figân (F.) [ فغان ] feryat etme, ah çekme.
    figân eylemek bağırmak, feryat etmek, inlemek.
    fihris (A.) [ 1 [ فهرس .içindekiler. 2.indeks, dizin.
    135
    fikir (A.) [ فکر ] fikir, düşünce.
    fikr (A.) [ فکر ] düşünce, fikir.
    fikren (A.) [ فکرا ] düşünce bakımından.
    fikrî (A.) [ فکری ] düşünce ile ilgili.
    fikriyyât (A.) [ فکریات ] düşünce ile ilgili çalışmalar.
    fil (A.) [ فيل ] fil.
    filâhat (A.) [ فلاحت ] çiftçilik.
    filasl (A.) [ فی الاصل ] aslında.
    filhakîka (A.) [ فی الحقيقه ] gerçekte, aslında, doğrusu.
    filhâl (A.) [ فی الحال ] şimdi, derhal.
    filiz (A.) [ فلز ] maden külçesi.
    filmesel (A.) [ فی المثل ] örneğin, örnekte olduğu gibi.
    filvâki (A.) [ فی الواقع ] aslında, gerçekte.
    fîmâba’d (A.) [ فی ما بعد ] bundan böyle.
    fînefsilemr (A.) [ فی نفس الامر ] işin aslında, gerçekte.
    fir’avn (A.) [ فرعون ] firavun.
    firâk (A.) [ 1 [ فراق .ayrılık. 2.ayrılık acısı.
    firâr (A.) [ فرار ] kaçış, kaçma.
    firâr etmek kaçmak.
    firârî (A.) [ فراری ] kaçak.
    firâvân (F.) [ فراوان ] bol, çok.
    firâz (F.) [ 1 [ فراز .üst, yukarı. 2.yokuş.
    firdevs (A.) [ 1 [ فردوس .cennet. 2.bahçe.
    136
    fireng (F.) [ فرنگ ] Batı, Avrupa.
    firîfte (F.) [ فریفته ] aldanmış, aldatılmış.
    firîfte olmak aldanmak.
    firistâde (F.) [ فرستاده ] elçi.
    firişte (F.) [ فرشته ] melek.
    firiştehû (F.) [ فرشته خو ] melek gibi, melek huylu, güzel huylu.
    firkat (A.) [ فرقت ] ayrılık.
    fîrûz (F.) [ 1 [ فيروز .talihli, kutlu. 2.muzaffer.
    fîrûze (F.) [ فيروزه ] turkuaz, firuze taşı.
    fîrûzefâm (F.) [ فيروزه فام ] turkuaz, açık mavi.
    fîsebîlillah (A.) [ فی سبيل الله ] Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.
    fiten (A.) [ فتن ] fitneler.
    fitne (A.) [ 1 [ فتنه .bölücülük, kargaşa çıkartma. 2.sıkıntı.
    fityân (A.) [ فتيان ] gençler.
    fuâd (A.) [ فؤاد ] yürek.
    fuhş (A.) [ فحش ] fuhuş.
    fuhuş (A.) [ فحش ] fuhuş.
    fukahâ (A.) [ فقها ] fıkıhçılar, islam hukukçuları.
    fukarâ (A.) [ فقرا ] yoksullar.
    fûlâd (F.) [ فولاد ] çelik.
    furkân (A.) [ 1 [ فرقان .Kur’ân. 2.iyi ile kötünün ayrıldığı yerleri gösteren.
    fursat (A.) [ فرصت ] fırsat, uygun an.
    fursatcû (A.-F.) [ فرصت جو ] fırsatçı.
    137
    fusahâ (A.) [ فصحا ] fasih konuşanlar.
    fusûl (A.) [ 1 [ فصول .fasıllar, bölümler. 2.mevsimler.
    fuzalâ (A.) [ 1 [ فضلا .erdemliler. 2.bilginler.
    fuzûl (A.) [ 1 [ فضول .fazla, çok. 2.gereksiz, fuzuli.
    fuzûlî (A.) [ 1 [ فضولی .zevzek, boşboğaz. 2.gereksiz, boşuna, fazladan.
    füceten (A.) [ فجئة ] apansız, ansızın.
    fücûr (A.) [ 1 [ فجور .yakın akraba evliliği. 2.günahkarlık, sefihlik.
    fülân (A.) [ فلان ] falan, filan, falanca.
    fülfül (A.) [ فلفل ] biber, karabiber.
    füls (A.) [ فلس ] mangır.
    fülûs (A.) [ فلوس ] mangırlar.
    fünûn (A.) [ 1 [ فنون .teknikler. 2.bilimler.
    fürs (F.) [ 1 [ فرس .Farsça. 2.Fars ülkesi, İran. 3.Fars, İranlı.
    fürû’ (A.) [ فروع ] yan dallar, şubeler.
    fürûğ (A.) [ 1 [ فروغ .ışık. 2.parıltı.
    fürûht (F.) [ فروخت ] satış.
    fürûmâye (F.) [ فرومایه ] aşağılık, alçak.
    fürûzân (F.) [ فروزان ] parlak.
    füshat (A.) [ فسحت ] genişlik.
    füsûn (F.) [ فسون ] afsun, büyü.
    füsûnger (F.) [ 1 [ فسونگر .afsuncu, büyücü. 2.büyüleyici.
    füsürde (F.) [ فسرده ] donuk, solgun.
    fütâde (F.) [ 1 [ فتاده .düşkün. 2.düşmüş. 3.aşık. 4.tutkun.
    138
    fütûhât (A.) [ فتوحات ] fetihler.
    fütûr (A.) [ 1 [ فتور .gevşeklik. 2.bıkkınlık.
    fütüvvet (A.) [ 1 [ فتوت .gençlik. 2.yiğitlik. 3.eskiden Anadolu’da kurulup gelişen
    esnaf teşkilatı.
    füyûz (A.) [ فيوض ] feyizler, bolluklar, bereketler.
    füzûn (F.) [ فزون ] fazla


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı



    Mehter Marşları - HÜCUM MARŞI.mp3