BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
haberler son dakika




21/10/2006 - HÜSEYİN ÇELİK,"Devlet resmi ideoloji dayıyor"

 

Evvela teşriflerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Ülkemizin yıllardan beri gecikmiş bir çok sorunları varken,son dönemlerde bu sorunların tek saiki imiş gibi gerçekten üzerine yüklenilirse bu sorunlar çözülecekmiş gibi ardı ardına adeta Periyodik bir şekilde dindar insanlar üzerine gidilmekte, dindar insanlar üzerinde baskılar yoğunlaşmakta buda toplumda huzur diye bir şey bırakmamaktadır. Buda ülkede suni diyebileceğimiz gündem oluşturmaktadır. Bu duruma büyük patronlar diyebileceğimiz Türkiye’nin en büyük iş adamları bile karşı çıkmasına rağmen bu gidiş devam etmektedir.

 

Son dönemlerde dindar insanlar ve kuruluşların üzerinde niçin bu kadar baskılar yapılmaktadır, son dönemlerde daha önce yayınlanan kasetler neden şimdi gündeme getirilmektedir?

 

Bu zamanlama ile Türkiye’nin yaşamakta olduğu önemli sorunlar, ekonomik ve siyasal durum arasında ne gibi ilgiler vardır? Dindarlara karşı yöneltilen bu baskılar arasında kullanılan aktörler size neleri düşündürüyor?

 

Hüseyin Çelik:

- Sorunuz çok kapsamlı bir soru. Müsaade ederseniz ben şöyle başlamak istiyorum. Bilindiği gibi ülkemiz altmış küsur milyon nüfusu olan çok büyük nimetlere sahip olan güzel bir ülke. Yedi iklimin yaşandığı ,çok dinamik bir nüfusa sahip bir ülke. Bu ülkede eğer, huzur ve güven olursa devletle millet arasında çok güzel bir kaynaşma olursa bu ülkedeki insanların birbirleri ile dayanışması sağlanırsa aslında bu ülkenin önünü kesmek çok da mümkün olmaz.Bu ülkede otuz beş milyon nüfus otuz yaşın altındadır.İlk ve orta öğretimdeki öğrenci sayımız on beş milyonun üzerindedir ki bu avrupada irili ufaklı aşağı yukarı birkaç devletin nüfusuna eşittir.Ortada böyle bir genç nüfus var ve böyle bir potansiyel var.Bu potansiyelin birde eğitimli olduğunu birde sağlıklı olduğunu ve idealist olduğunu düşündüğünüzde hakikaten bu çok büyük bir nimettir.Bu potansiyel gerçekten diğer ülmkelerle mukayese edilemeyecek bir konuma getirir.

 

Fakat bütün bu avantajlarla beraber ülkede bir sıkıntı var.Bu sıkıntının temel sebeplerinden birisi bana göre şudur.Bizim Londra üniversitesinde bir hocamız vardı.Hep şunu söylerdi.Türkiye’nin değil Batının Türkiye’ye ihtiyacı vardır.Budadıkça uzanan,kurudukça sulanan bir ülkedir.Yani özellikle batının Türkiye’ye yönelik politikaları Türkiye’nin büsbütün yokluk içinde olmamızı istemeyen politikalardır.Çünkü bizim sadık bir müttefik olduğumuzu düşünüyorlar.NATO içinde büyük bir orduya sahip olduğumuzu biliyorlar.Genç bir nüfusa sahibiz jeopolitik konum itibari ile özellikle önemli bir askeri müttefik olduğundan Türkiye’nin bu konumunun çok önemli olduğunu biliyorlar.

 

Ama öte yandan Türkiye kalkınıp yükselme noktasına geldiği zaman birileri bir şekilde ona engel,yani çelme takmaktadır.Türkiye’nin iktisadi olarak ta iyi olması halinde,biraz öncede belirttiğim gibi devletle millet kaynaşması halinde ,huzur içinde olduğu zaman böyle bir ülkede çok güzel şeyler olur.Ama maalesef bizim muhalifimiz olan veya Türkiye’nin bu konumunu hazmedemeyen dış güçler bunu istemiyorlar.Yalnız ben bunları söylerken dış güçleri o kadarda çok suçlamıyorum.Çünkü Türkiye’de en kolay suçlamalardan birisi budur.Bizim söze başlayan genellikle okur yazar kitlemiz dış güçler ve onların yerli işbirlikçileri diye kalıp sözleri sık sık tekrar ederler.Dış güçleri kınamıyorum.Ama yerli işbirlikçileri ve bu oyuna gelen insanları yadırgıyorum.Ben şöyle düşünüyorum.Siz farzı muhal çobansınız koyunları çayıra salıyorsunuz .Saldım çayıra Mevla’m kayıra diyorsunuz.Kurtlar gelip sürünüzü telef ediyor.Bundan dolayı kurtlara küfretmenin kahrolsun kurtlar filan demenin hiçbir mantığı yok.Kurdun görevi odur.Yaratılışında koyunu yemek var.Siz ona karşı tedbirini amazzanız.Kurda küfretmenin manası yok.Ben esas bu oyuna gelenleri kınıyorum

Ben yetmişli yılları hatırlıyorum. İlkokuldaydım o gün bu gün aradan geçen otuz küsur yıla rağmen, bu otuz kusur yıldır etkili ve yetkili kişilerden hangisi kürsüye çıkarsa bir kalıp cümle vardır.”Milli birlik ve beraberliğe her zamandankinden fazla muhtaç olduğumuz şu günlerde “diye başlar .Bu günler hiç bitmez.

 

Şimdi bu insanlara soruyorum.Kardeşim bu milli birlik ve beraberlik nasıl sağlanır.Solculara soruyorsun,her kes solcu olsun bu iş sağlanır diiyor.Milliyetçi camialara soruyorsunuz,kendi platformlarında bir milli birlik ve beraberlik diyorlar.İslamcılara soruyorsunuz onlar kendi platformlarında diyor.Devlet kendisi bir resmi ideoloji dayıyor ve o platformda bir milli birlik ve beraberlik istiyor.Ben diyorum ki kendi kendimizi kandırmayalım.Milli birlik ve beraberlik bakın nasıl oluşur.Ben diyorum ki ihsan bey gel beraber olalım.Tamam diyorsun ve ben diyorum ki benim bir şartım var.Sizin Hüseyinleşmeniz lazım.Sende diyorsun ki hayır sen ihnsanlaş.Şimdi demokrasi de diyor ki ihsan bey ihsan bey olarak kalsın, Hüseyin bey Hüseyin bey olarak kalsın ama buna rağmen anlaşsınlar.

Son günlerde en çok tekrarladığımız ve eksikliğinden şikayet ettiğimiz kavramlardan biri tölerans ve hoşgörü yani müsamaha.Bun lar kimler arısbrad olur.Bunların dili,dini aynıysa,yaşama biçimi ve dünhya görüşü aynı ise bu insanlar arasında hoş görü ve toleranstan bahsetmek abes değil mi?

 

-Türkiye'de hoşgörü ve töleranstan bahseden ve bunnu çeşitli davranışları ile ortaya koyan Fethullah Gülen Hoca Efendi idamla yanrgılanma talebi ile karşı karşıya.Buna da değinirmisiniz?

 

Değineceğim.Müsaade ederseseniz.Başladığım meseleyi bir tamamlayayım.Şimdi şunu söylüyorum.Demokrasi farklılıklara tahamül rejimidir.Demokraside öncelikle farklılıkları kabul edeceksiniz.Bu gün antropologların tesbitlerine göre ABD de yetmiş ki buçuk filan değil üçyüz ellinin üzerinde farklı kökene dayanan insan vardır.Sadece aBD ordusunda 54 tane din ve mezhep var.Bu farklılıklar ABD toplulukları için bir kavga sebebi değildir.Odada hiç proplem olmuyor mu?Elbette oluyor.Devletin vazifesi şudur.Devlet vatandaşın refahını maksimum düzeye çıkarmak için oluşytuurlmuş bir siyasi organizasyondur.vatandaşı karşısında eşit mesafede durur .mllli birlik ve beraberlik içerisinde olabilmek için eğri oturup doğru konuşalım kısa veya uzun vadede solcuların islamcılara ,islamcıların solculara ,ülkücülerin solculara solcuların ülkücülere dönüşmesi mümkünmüdür.kısa ve ya uzun vadede bunun dönüşmesi mümkün değildir.Peki bu guruplardan her hangi birisi muhatap alınan guruplardan birini ülke sınırları dışına çıkarma veya onları toptan yok etme hak ve yetkisine sahip midir?.O zaman bu şu demektir.Biz bu ülkede bir arada yaşamaya mecbur ve mahkumuz.

 

Bir arada yaşamaya mahkum ve mecbur olan insanlarında bir birlerine tahamül etmeye mecbur ve mahkumdur.Bunun içinde demokrasi farklı renklerden gökkuşakları oluşturmaya müsait bir platformdur.

Türkiyede dindar insanlara yapılan baskılar ve operasyonlardan bahsettiniz.Eğer bunu yaparsanız,düşüncelerinden ve inançlarından dolayı insanhlara bazı muamelelerde bulunursanız siz o insanlarla birlik beraberlik içerisinde olamazsınız.

Siz sadece baş örtüsü taktığı için ünüversite kapısından bazı i9nsanları geri çeviriri oneların okuma hakkını alırsanız,ona kendi yaşadığınız cennet hayatına karışılık onun hayatını cehenneme çevirirseniz hayatını cehenmeme çevirdiğiniz insanlarla gelin birlik ve beraberlik içinde olalım diyemezsiniz.

 

Eğer bir ülkede devlet gelirlerinin,bütçenin %90’nının bir azınlık guruba akıtırsanız,adeta onlara pompalarsanız geniş kitleleri açlık ve sefalete mahkum ederseniz siz bunlarla birlik ve beraberlik içerisinde olamazsınız.

 

- Sayın Çelik. Bu gelişmelerin nedenleri haklında düşüncelerinizi toparlayara almak istiyoruz?

 

Tabi efendim. Ben şuraya geleceğim.Deadimki bu gün çok büyük gelir dağılımında adaletsizlik var.Bir tarafta beş yıldızlı otellerde marnklar dolarlar uçuşuyor. Bazı İnsanlar nereden kazandığı çokta bellli 5olmayan tevarnalarda stres atmak için porselen tabak kırıyor.Bunlarda servet gösterisine dönüştürülerek en tehlikelili odur.Magazin haberleri diye fakir fukara insanlara seyrettiriliyor.Bu kelimenin tam manasıyla bir ajitasyondur.Bu bir tahriktir.Bir taraftan insanlar yemek yemeye tabak bulamazken siz zevk için tabak kırarsanız o insana gel seninle milli birlik ve beraberlik içerisinde olalım demek hakına sahip olmassınız.

Bana göre bu bahsettiğimiz şeyler tÜrkiyede suni gündemler oluşturumak için yapılan şeylerdir.Bizde meşhur bir tabir var cambaza bak cambaza derler.Bize bunları bir poroplem diye tanıtıyorlar.bu gün ülkenin doğu ve güneydoğusunda bir felaket var.Terör var.Bu Türkiyenin yüz kusur milyar dolarına malolmuş.40 küsur katrilyon lira 5oraya akıtılmış.Bu kan ve kanama devam ediyor.Otuzbin insanın kanına mal olmuş.Bu kan ve kanama devam ediyor.Bu bir taraftan devam ederken bir taraftarnda bu ülkenin dindar insanlarını bu şekilde rahatsız ve rencide ederseniz.Siz o ülkede toplumsal barışıda sağlayamazsınız milli birlik ve bütünlüğüde sağlayamazsınız.

Çünkü bir ülkede gayri memnun insan sayısı ne kadar fazla ise o ülkeyi idare etmek o karad zordur.Bu gün memlekette turizm sektörü ,teksttil sektörü çökmüş.Otomotiv sektörü çökmüş,İnşaat büyük bir krize gidiyor.yani ekonomi kesinlikle mefluç durumdadır. Bazı insanlarda bu kötü duruma rağmen elindeki imkanlarla devletin kaynaklarını kendilerine doğru çekmeyi başarıyorlar.Bazı insanlar bası insanların , bazı gurupların ve devletin bazı kurnumlarının hassasiyetlerini tahrik ederek kendilerine yol açıyorlar sebeb budur,Yoksa durup dururken ...Fethullah hoca meselesine değindiniz.”Fethullah hocanın bir çok ülkede ve içerde bir çokokulu dersanesi vs var.Bunlarda yurt içinde olanlar MEB denetimi içerisindedir.Dışarıda kilerde ise devlet büyüklerimiz gidince evela oraları ziyaret ediyorlar.

Halbuki fethullah hocayı geniş bir kitle devletçi ,devletle çok iç içe olan biri diye itham edernken siz fethullah hoca tarzı bir islami hayata göz açtırmazsanız.Onu bilememleketi, cumhuriyeti yıkacak bir unsur olarak görürseniz.Türkiyede çok ciddi sıkıntılarla karşılaşmamak için sebebe yok.

 

Sayın Avni doğan.

Aynı zamanda tarihi bir rastlantı ilede karşı karşıya kaldık.23 Haziran 1999 günü terör örgütü lideri Abdulllah Öcalan’ın ikinci duruşmasının yapılacağı gündür.Aynı gün toplanan MGK görüştüğü konular arasında irtica konusu yer aldı. Basına aksettiği kadarı ile Fethullah gülen hocaefendinin kasetleri ve cemaatı çüzerindeki bazı iddialarda bu kurulda görüşülüyor. Fakak bu kadarlada değil,aynı günlerde TÜrkiyede insan hakları sorununu takibe alan bir sivil toplum kuruluşu Mazlum- Der’in bütün şubelerine baskınlar yapıldı.Çalışanların evleri aranarak bunların üzerinde bbaskılar oluşturuldu.Aynı günlerde yıllarca önce yaptığı konuşmanın kaseti açıkvlanan yazar Abdurrahman Dilipak’da bu tartışmalara eklendi.İlginçtir adeta palanlı proğramlı bir şekilde ülkenin en büyük Tv kanallarının her birinde bir kaset ardı ardına yayınlanmaya başlandı Tabiri caizse islami nanaca,duyarlığa ve geleneklere karşı olmaları ile tanınan ne kadar inssan ve yazar vs varsa bu kanallara görüş belirtmek için davet edilldi.Bunların arasında ilginçtir tümü ile yayın politikasını islam düşmanlığı üzerine bina eden Doğu Perinçek ekibi de yer aldı. Kısaca bunları izah edermisiniz?

 

Avni doğan:

-Efendim hüseyin beye sorulan soruda önemli ve bana sorulan soru ile bağlantılı bir soru.Türkiyede bu kaüdar proplem varken neden dindarların üzerine gidiliyor.Türkiyede sistemin kuruluşu,sistemin mekanizmaları zaten poroplem üretmek üzere kurulu gibi.Yani devletin yapısı arkaplanında yatan zihniyet sorunları çözmek değil sorun üretmek üzere dizayn edilmiş.O mekanızmalar bilerek kurulmuştur.Onun için Türkiyede bu yapı sürdüğü mütdetçe bunlar olacaktır.Dilipaklar ,fethullah hocalar sorgulanacak ,Mazlum_Der ler hesaba çekilecek,partiler kapanacak yenileri açılacak PKK gibi sorunlar Türkiyede hep mevcut olacak.Çünkü Türkiyenin düzeni hep bu şekilde dizayn edilmiş. Türkiye stratejik açıdan bu çoğrafyada bulunmuştur.Türkiyenin tarihi ve coğrafi şartları Türk milletinin hasletleri Türkiye’ye hep büyük ülmke olmanın şartlarını dayatıyor. Geçmişte bu topraklar üzerinde kurulan tüm devletlers büyük devlet olmaya başlamışlardır.Bu çoğrafyada ve bu milletin karekterinde büyük ülke,büyük devlet olma karekteri vardır.Halbu ki Türkiyenin büyük devlet olmasıda bir takım uluslararası dengeleri altüst eder.1. Dünya harbinin başında hesap hep Türkiyeyi küçük devlet yapma planları vardı.Daha sonra biz küçük devlet olmayı ve bir daha hiç büyümemeyi kabul etmişiz. Bunun mekanızmaları bu ülkede kurulmuş. Onun için demin Hüseyin beyKurumaya başlayınvca yeşerir dedi.Ama uzayınca kesiyorlar.Bu gün bu olaylar uzamaya başlayan bu ülkenin kollarını kanatlarını kesilmesidir.Olay komplike bir öhadisedir.Olay Fethullah hoca olayı değildir.Olay sadece dindarların üzerine gitme olayı değildir.Ortada dolaşan aktörlerde bu görevi görmektedir.Bu günkkü olayları iyice izhar etmek için sadece 28 şubat’a bakmak yetmiyor.Mazlum_Der şubeleri neden basılıyor,parti neden kapatıldı,neden fethullah Hoca üzerine gidiliyor bunlara tahlil etmek olayın kökenine inmeye yetmiyor.60 lı yıllara ve öncesine gitmek gerekiyor.60lı yıllardaki YÖN hareketi Doğan Avcıoğlu gibiler devletin belli güçleri ile dahardoğrusu resmi güçleri ele geçirerek,tahrik ederek devletin başka unsurları ile diğer unsurlarını kavgaya sürerek bu kanalla devleti ele geçirme hareketi olduğunu biliyoruz.Hasan Cemal hatıralarında çok detaylı olarak yazdı.Nrelere bomba atılacağını askerin polis üzerine nasıl gönderileceğini çok net olarak yazdı. Hatta bunların liderleri”Biz devleti bir ele geçirelim devlet terörü nasıl olurmuş görün””demişler. İşte bu ekip tek başlarına olmasalarda başka guruplarla da bir arada olsa devleti ele geçirdiler.Doğan avcıoğlu öldükten sonra bir başka yöntemlerle devleti ele geçirdiler.Şimdi o söyledikleri devlet terörünü yapıyor.Mazlum _Der’in üezerine gidilmesi,parti kapatmalar,Fethullah hoca gibi bu ülkeye çok büyük hizmet etmiş olan insanın üzerine gidiliyor.Avrasyada devletin yapamadığını yapmış insanların üzerine gidilmesi devlet terörüdür.Yani proplemin özeti Türkiyede 68 kuşağı dadenen kominist,cuntacı ve faşist kuşağın başka guruplarla bir araya gelerek devleti ele geçirme hadisesidir. Proplemin temel kaynağı budur.Devlet bu adamlar tarafından ele geçirilmiştir.Yalnız bunlar tarafından değil.Türkiyede her ne kadar laiklik adına ki Türkiyede böyle ayaklar üzerine duran bir laiklik yok.Başı üzerinde duran bir laiklik var.Buda Türkiyenin yarı bir sorunudur.Türkiye laik olduğunu iddia etmesine rağmen Türkiyede egemen aktörlerden birisi bu ülkenin insanı gibi görünen bu ülkenin insanı gibi davranan,geleneklerini değerlerini paylaşıyor gibi görünen ma bir başka ideolojinin,bir başka inancın adeta başka bir dini başka bir mezhebi yaşayan ve onu egemen etmek isteyen bir gurupla 68 kuşağının koalisyon yaparak Türkiye’yi ele geçirdiğini görürüz. Türkiye’de kıyamet koparan aktörler birilerinin izini sür sabote iz çıkacaktır. Bir başkasının izini sür 68 kuşağının o ulusa bomba atanların izi çıkaçaktır. Mesela Ali Kırca düğmeye ben bastım diyor.Neyin düğmesine basmış Fethullah hocanın yıllarca önce konuştuğu kasetleri açıklamış. Düğmeye kendisi basmadı.Düğmeye başkaları bastı.Kendilerine bir bant verdi yayınlandı.Bu banta hoca efeindinin yıllarca önce konuştuğu şeylerden hoca efendi yargılanmaya başladı.Şimdi Ali Kırcanın yirmi yıl öncesine gidelim.Bu YÖN hareketinin neresinde Türkiye’deki anarşi ve terörün neresinde?

Eğer insanların yirmi yıl öncesi yargılanıyorsa yirmi yıl önce kendisi nekadar Atatürkçü.Ne kadar cumhuriyetçi.Hele şu devleti bir ele geçirelim devlet terörü ne imiş hepsine göstereciğiz. diyen adamlarla ilgisi ne ?

Acaba kendiside cumhuriyet ve Türkiye düşmanı ilan edilip dağlarda kovalananla ,yakalanmayarak kurşunlananlarla acaba berabermi? Eğer insanların on ve yirmi yıl öncesi yargılanıyorsa bunların ortaya çıkması gerekir.İşte Türkiyenin proplemi bu.Türkiyenin proplemi 68 kuşağı ile,68 kuşağı komunistler ile sabaiteistlerin Türkiye’yi ele geçirme hadisesidir.Bu devletin hem resmi kurumlarında hem de medyada ciddi olarak bunlar egemen ve Türkiyede’ki ana unsura zulmediyorlar.Devlet terörü yapıyorlar.Adeta Türkiye ciddi hızlı sürekli bir kültür değişimi ve sürekli kimlik değişimine zorlanıyor.

 

Buna mecbur ediliyor.Hatta bazı mezhepler öne çıkarılıyor.Kültürbakanı konuşmasında biz diyor Anadoluyu Türkleştiren Alevi _ Bektaşi mezhebini geliştirmek için bu kültürü geliştirmek için her şeyi alacağız diyor.Ben düşünüyorum Anadolu demek ki Alevi _Bektaşi hareketinin neticesinnde Türkleşmiş.böyöle bölücülük olur mu?Bir başkasına bakıyorsunuz Kültür bakanlığında beş ciltlik kitap yayınlanmış Türkleri ve İslamları medeniyet yıkıcısı olarak gösteriyor. Korkunç bir şey.Bu hareket komplike bir hareket Fethullah Hocanın cazalandırılmaya çalışmasının ardında başka şeylerde var. Geçmişte Refah hareketi niçin cezalandırıldı ise Fethullah hareketi de onun için cezalandırılıyor. İlk defa dikkat ederseniz Türkiyede Pasifikten Çin seddine kadar diyen bir siyasi lider vardı.Yani yıllar öncesine bakarsanız, Sovyetlerin dağıldığı yıllarda Pasifikten Çin seddine etki alanında büyük bir dünya düşünen bir siyasi lider vardı.

Daha büyük irtica kampanyaları buna karşı yapıldı. MGK da buna benzer karalar alındı. Maalesef MGK anayasal bir kurum olmasına rağmen Türkiyenin yıllardır zararına işler yaptığıda bu hareketlerle bilinmektedir.Sen misin pasifikten Çin seddine diyen diyerek Özal siyasi araneda adeta linç edildi.

Kim linç etti. Aynı ekip linç etti. Aynı insanlar.Sabataistler var. Başka benzer gruplar var. Fethullah hoca da Avrasyaya okullar açmış. Çin seddine kadar okullar açmış. Okullar açan bir adam Türkiye’nin ufkunu, Türkiye’nin kültürünü Ankara’dan İstanbul’dan alıp Çin settine, hatta Yeni Gine’ye kadar taşıyan adam. Türkiye’yi dünyaya tanıtan adam.

İş adamlarını Avrasya’ya yönlendiren adam. Elbette cezasız kalmaz. Buna gerekli cezayı bu sistem verecektir. Bu karar, Aydınlık Gazetesinin yazdığına göre; Aydınlık Gazetesine itibar edelim mi?

 

Doğu Perinçek’in gazetesine itibar edelim mi? Etmezsek iyi olur. Etmemeyi temenni ederim ama, 28 Şubat sürecini yönlendiren esas unsurlardan olduğunu ibretle gördük, bu neden ona itibar etmek durumundayız. Fethullah hoca operasyonu, Tayyip Erdoğan operasyonu, muhtemelen Mazlumder operasyonu İsrail-Telaviv İsrail-Ankara üçgenindeki üç ayrı toplantıyla geçtiğimiz Mayıs-Haziran ayında 1998 içerisinde Türkiye İstihbaratının CIA’nin aralarında yaptıkları bir takım anlaşmaları Aydınlık Gazetesi yazıyor. Aydınlık gazetesinin kulağı çok delik bir gazete. Zannediyorum, biraz önce saydığım mihraklarla içli dışlı bir gazete. Devletin stratejisini aylar önce yazabiliyor. Yani bu hareketler Ortadoğudaki İsrail egemenliği için yapılan operasyonlardır. Yani düşünülen şey şudur; PKK hareketi biter, başka terör olayları devam eder. Dindarların üzerindeki baskılarla yapılmak istenen küçük bir Türkiye, zayıf bir Türkiye 50 kişilik bir sömürücü bir grubun elindeki bir Türkiye ve ama mutlaka nebesi gayrisahih insanların elindeki bir Türkiye.

 

İhsan IŞIK :

 Şimdi Sayın Arseven’in bu olayların neden yapıldıklarını sorarak değerlendirmesini almak istiyorum.

 

Serdar ARSEVEN :

Siyaset adamları bu safhaya aşama aşama gelindiğinde hemfikirler. Türkiye hangi ölçüde gelişiyor. Türkiye dünya üretiminde binde üçlük bir paya sahip ve Türkiye’nin toplam vergi gelirinin yüzde yetmişi borç faiz ödemelerine gidiyor. Türkiye dışında bazı olaylardan bahsetmek gerekiyor. Dünya dengelerinden bahsetmek gerekiyor. Avrupanın tek devlet haline gelme çabaları ve ortak hareket etme gayretlerini görüyoruz. ABD’nin Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, tek dünya devleti olma isteği muhtelif vesilelerle göstermeye çalışmaktadır. Üçüncüsü de İsrail’in yıllardır savaşmak durumunda kaldığı coğrafyada düşmanlarla çevrili olduğu bir bölgede oluşu, gerçi bazılarının düşman olmadığını söyleyebilirsiniz. Ben oralarda gezdim. Oralarda halkın İsrail’e karşı öfkesi devam ediyor. İsrail önce Güney Afrika Cumhuriyeti’ni kendisine müttefik olarak seçti. Daha sonra da bölgede halkı müslüman olan Türkiye’yi gördü. Dördüncü olarak Avrupa Birliği, ABD ve İsrail stratejilerine ilave olarak, bir de PKK meselesi var. Bunların hepsi birbirleriyle bağlantılı olan meselelerdir. Ve bir günde çıkan olaylar değildir.

Türkiye’de kurumların yapısına baktığımız zaman, bir Batı Çalışma Grubu kuruluyor. Batı Çalışma Grubunun içindeki bir takım faaliyetler bir onbeş yılın ortaya çıkardığı Amerikadaki Gladyo türü faaliyetleri ifşa ettiği ve Beyaz Saraydan yapılan bir açıklama ile Türkiye’deki bir darbeyi önlediği gibi bir şey var. Demek ki işin bir yönünde Batı Çalışma Grubu var. Bunların karşısında da onların ortaya koyduğu faaliyetleri deşifre eden ve onlara muhalif olan bir grup var. Bir de bunların iç çekişmesi var. Benim görüştüğüm ve fikirlerine değer verdiğim İstihbarat uzmanları, bu Avrupa Devletler Topluluğunun ortak paraya geçen Avrupa Birliği’nin ABD’yle mücadelesine bağlıyorlar. Ve her iki güç merkezi de Türkiye üzerinde kurumları paylaşıyor. Kurumlara adam sızdırarak faaliyetlerde bulunuyorlar. Birbirleriyle Türkiye’nin Ortadoğu’da aslında bizim müdahil olamadığımız, seyircisi olduğumuz bir çekişmenin içerisindeler.

İşin İsrail boyutuna gelecek olursak. Abdullah Öcalan operasyonunda CIA’nın da etkisiyle, hatta İran basınında bu konuda yayınlar çıkar. İran istihbaratının da Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmeden önce İsrail’de sorgulandığını ve ondan sonra Türk yetkililerine teslim edildiğini açıkladı. Dolayısıyla Mossad PKK eksenindeki pazarlıklar üzerinde birinci derecede İsrail etkili. Şimdi karşımızda bir zamanlama meselesinden bahsettiniz. Abdullah Öcalan’ın dış bağlantılarından bahsedildi, iç bağlantılarından bahsedilmedi. İç bağlantılarında 15 yıl boyunca faaliyet gösteren ülke çapında yaygınlık göstermeye başlayan Karadeniz’de İstanbul’da eylemler yapan Gazi Mahallesindeki etkinliği ile İstanbul’un varoşlarında etkinliğini gösteren ülke çapında organize eylemler yapabilen çok güçlü bir örgüt var. Eğer bazı siyasi partilerin PKK’nın uzantısı olduğu değerlendirmeler dikkate almış olursak ki bu yönde göstergeler var. Siyasal olarak da arkasında milyonluk destekleri var.Adam desteğini bulabilen ve bu ölçüye gelebilen bir terör örgütü var. Bu örgütün medya gücü var. Artı kartel medyası denen medyadabelli oran da örgüte yakın görüşleri destekleyen uzantıları var.Şunu demek istiyorum.Bu örgüt 15 yıldır belli faaliyetleri göstermişse ayrıca şunu da unutmamak lazım milyarlarca dolarlık uyuşturucu ve silah ticaretinde köprü rolü oynamış bir örgüt.

Ihsan beyin sorusu-

 ----------------------------------

 

Serdar Arseven:

_ Bunlar çok ciddi iddialar.Güncel tartışma haline geldiği için ................... her hangibir devlet...............Abdullah öcalanın suçunu kapsayan bir.

 

Şu anda toplumun terör olaylarına karşı hassasiyetleri de 15 yıl boyunca Abdullah Öcalanın mutlaka ve mutlaka bir takım kişilerin irtibat kurduğu ve irtibatlı çalıştığı ki bunun bir açıklaması da böyle bir terör örgütünün faaliyette bulunurken görmezden gelici ve yüzde alıcı uzantılarının bir takım işbirlikçilerinin olmması lazım.Yoksa başka türlü helede yaygınlaşmamış bir terör örgütünün içeriye sızmaması mümkündür.Biz zaman zaman yaptığımız araştırmalarda çok önemli devlet kurumlarında PKK adına terör gerçekleştirmiş kişilerin şeflik yaptıklarını tesbit ettik.Bu kişilerin şeflik durumuna çıktığını bilgilerine ulaştık ve bunları şu tarihte şu bombalama eylemlerine katıldığı şeklinde emniyet belgeleri olarak yayınladık.

Bu tür bağlantılar var. Muhtemeldir ki Abdullah Öcalan ve oununla ortak hareket eden kişilerin açıklamalarından anlaşılmaktadır ki şeflik durumunun üzerinde de devölet sistemini şu anda belirleyecek üst düzeyde kişilerin bağzılarının PKK ile çeşitli tarihlerde irtibat kurduğu,haberdar olduğu bilinmekte.Dolayısıyla bunların ortalya çıkmasına yönelik araştırmaların olması için Türkiye’de bir gündem oluştu.Yani bu konuda çeşitli açıklamalar yapıldı.Birileri çıktılar ,tamam dışarda birilerini suçluyorsun,Suriyeyi ,İran’ı,Yunanistanı suçluyorsun. Ama neden iç bağlantıları konusunda soru sorulmuyor diyor.Kimdir bu bağlantıları örgüt bu güne nasıl geldi bunlar sorulmuyor.Mahkeme başkanı o tür soruların sorulmasına gerek görülmediğini söyledi ve sormadı.Ama Türkiyede artık Avni beyin bahsettiği gurupların dışında da guruplara muhalif bilinen var.Bunlar belli yrlere ulaşabiliyor ve bellli belgeleri ele geçirebiliyor.Avni Beyin bahsettiği guruplara muhalif bilinen şu andada görebildiğimiz kadırı ile o guruplar en azından ABD’nin bellli kanadından destek alıyorlar.Zaten Fethullah Gülen Hocanın daha evelki faaliyetlerine de baktığımız zaman yurt dışına okullar açtırıyor.Allah razı olsun okul yaptırıyor.Bir kere bunları gezme şansım oldu.Orada gerçekten çok kaliteli hizmetler veriliyor ama bunun tamamen dış destekli olduğu –İşadamlarının verdiği paralarla yapıldığını düşünmek oldukça zor.Hatta öyle olmadığı da düşünebiliriz.Dolayısıyla Fethullah gülen hocada kmaygan ve sıkıntılı bir zemende politika üretip hizmet vermeye çalışırken mutlaka kendisine bunları karşılayabilecek bir dış destek arayışında bulunduğu söylenebilir.

 

-İhsan Işık

........................

ABD,İsrail Türki cumhuriyetler

-Arseven:
-Şimdi Türkiye üzerinde etkinliklerde bulunan güçlerin kendi aralarında çıkar çatışmalarından kaynaklanan bir çatışmadan bahsedilebilir.Benim konuya girdiğim yer orasıydı.Olayı Fethullah Gülen hoca gibi hizmet vermek isteyenlirin gayesi ile ele alınırsa bir defa o okullar yüzde yüz hizmet veriyor.Çok güzel bir hizmet veriyor.Oradaki insanların Türkiye hakkında muhabbet duyması ve Türkiye için ön yargılarının yıkılması açısından çok önemli.Orada kalitede ortaya konuyor,Yalnız dünya dengelerinden bahsettik.Siz ülkenizde ve dünya çapında hizmet veren insan olarak arkarnızda belli bir gücün olmasını istemiş olabilirsiniz.Onlarada destek verirken mutlaka ki kendi stratejilerine uygunluk isteyeceklerdir.Karşılıklı menfat ve karşılıklı bir anlaşmadır. Pastayı mümkün değil tek başınıza yedirmezler.Dolayısıyla Türkiyeye hizmet etmek isteyen insanlar tek başlarına ve bir gurubun olduğ bir dünyada yaşamıyor. Dünyada mutlaka kmarşılıklı hesaplar olacak.Burada dikkat edilirse Fethullah Hocaefendinin okulları açabildiği dönemler türkiyede etiket olarak ABD yanlılarının hekim olduğu dönemlerdir.Özal yönetiminde geliştirilen ABD yanlısı politikalar belli.Hocaefendinin sıkıştırıldığı dönem ise konseptindeğiştiği dönemler.ABDnin türkiye üzerindeki hakimiyeti biraz sarbılmaya başladığı bir dönem.Dolayısıyla Türkiyede 68 kuşağının faaliyetleri vs tabiki önemli ama bunların yanında dünyadaki hakimiyet arayışlarınıda ilgilendiren bir takım çatışmalarda var.Kurumları içindeki mücadelede önemli.Görebildiğim kadarı ile O tele-Kulak olayındaki mücadelede bunu açıkca ortalya koyuyor.Biraz daha genel anlamda dünya güçlerindeki dengeler ve çatışmalar üzerinde çalışırsak iyi olur.

-İhsan Işık

-İkinci bölümde ilk soruyu yine sayın milletvekilimiz hüseyin Çelik beye yöneltiyorum.Sayın milletvekilim.NATO’nun yeni savunma alanı komseptini sorarak bununla yaşadığımız süreç arasında bir ilgi kuruluyor.Deniyor ki Rusyada kominizmin çöküşünden sonra NATO’nun artık tehlike olara kominizmin yerine İslami uyanış geçti.Tarihler çelişkili belki ikibin beş belki ibin on yılına kadar devam edecek zaman diliminde NATO’nun tehlike olarak gördüğü alan Türk İslam dünyası oluyor.Buna yakın tarihten bir takım örneklerde veriliyor.Yani Iraktan libyayakadar çeşitli örnekler.Siz bu konuda değerlendirmenizi yaparmısınız artı toplumsal bir değişimin insanların düşüncelerinin eğilimlerinin yasal vede yasal olmayan bir takım tutumlarla dreğiştirilmesi sosyolojik açıdan mümkünmüdür?

 

-Hüseyin Çelik:

-_Natonnu savunma konseptinde meydana gealen değişiklik.Biraz çelişiyor gibi geliyor.Bu tamamen komplo teorileri.Yalnız burada sayın Arseven’in konuştuklarını tamamen yabana atmıyorum.

....................Okadar çok soru sordunuzki

İhsan Işık ......Yok yok yani Türkiyede bu kadar terör olayları varken dindar insanlar birinci tehlike olara görülüyor.Acaba bu başka şeyle ilgili olabilir mi?

-Hüseyin Çelik-Efendim ABD’nin yeşil kuşak teorisinden söz ediliyor.NATO’nun İslam alemi veya islamı en9 büyük tehlike olara gördüğünden bahsediliyor.Bir taraftanda Fethullah hocanın faaliyetlerinin ABD tarafından desteklendiğine yönelik iddialar var.Bir tarafta Fethullah Hoca hareketinin bir sofislam yani radikal islami akımlar karşısında ılımlı islam projesi oldğu söyleniyor. NATOnun dolayısıyla değişen komseptinde İslamnın tehlike olara görüldügü söyleniyor.Bu gün herkes biliyor ki NATO ‘da bir çok devlet olmasına rağmen NATO’nun patronu ABD.İkinci büyük ortağı ingilteredir.İngiltere Avrupa ekonomik topluluğu şimdi Avrupa birliği oldu onun iiçinde.Fakat her zaman içAvrupa milletler topluluğu içerisinde bulunmasına rağmen İngiltere politikası her zaman ABD den yanadır bunuda biliyoruz.Yani özellikle savunhma stratejisinde bunun çok daha belrgin olduğu görülür.Böyle olunca bir taraftan ABD Fethullah hocaya destek verirken bir taraftanda NATO’nun değişen konsepti nedeniyle dindarlar üzerinde yapılan baskılar bana çok mantıklı gelmiyor.Üstelik bu gün Fethullah Hocanın bağlantılarının varlığı var sayımlardan ibarettir.Elimizde bununla ilgili müşahhas bir şey varmı?Ortaasyada ki okullara Fethullah hocanın müntesip veya seven birtakım kişilerin bu yerlere para akıttığını biliyoruz.Ama bunların dış bağlantısından söz ettiğniz zaman bence bunların çok iknalı çok daha hassasiyetle ifade edilmesi lazım çünkü bunun isbatına dair elimizde bir şey yok.İçte devletin Fethullah hocayı desteklediğine dair sdaha yaygın olan söylentiler var.Sayın özal,Demirel ,çiller ve ecevitin bazı okullar ve özellikle Türk cumhuriyetlerindeki ve başka ülkeleredi okullar için başka ülkeler deki yetkililer nezdinde tavassutta bulundukları biliniyor.

Oraya okullar götürerek Türk iş adamlarına kapılar açılmasına vesile olmuş.Ama bunun uzantısı,orada ingilizce eğtim yapılması başka kültürlere mi hizmet eder diye sorarsanız Türkiyedeki eğtim çok başarılı olmüamasına rağmen Türkiyyede neredeyse çılgınlık derecesinde kundakta ki bebeklere ingilizce öğretme yarışına giriyoruz.hal böyle iken orada ABD ‘nin öncü birlikleri gibi veyahutta onların menfatı için okullaraçıyor diye taktim edilmesi ve bu konuda şüpheler oluşturulması bana göre haklı bir şey değil.Haksızlık olarak düşünebiliriz.İşin diğer yönüne gelmek istiyorum.

Avrupanın taa 18 . yüzyıldan beri bir balkanizasyon denen planı var

Balkanizasyonun siyaset bilimindeki anlamı şudur.Avrupa devletleri kendileri bir birleri ile ittifak eder.Bakın almanya birleşti

 

 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


21/10/2006 - “KARA KARARA” BİLİM ADAMLARININ İSYANI--Feruz Ahmet ve Djengiz Hakow röportajı

 

 

“KARA KARARA”

 BİLİM ADAMLARININ İSYANI

 

YÖK’ün aldığı bir kararla düşüncesini açıklamasından dolayı içlerinde Van 100.Yıl Üniversitesi  Tıp Fakültesi  Dekanı Dursun Odabaşı’nda bulunduğu akademisyenlerin meslekten ihracı ve unvanlarını kullanmama yasağı bilim adamlarını adeta isyan ettirdi.

 

NAZİ UYGULAMASI

Konuyla ilgili Akit’e  açıklamada bulunan bilim adamlarından A.B.D. Massachusetts Üniversitesi Tarih   kürsüsü profesörlerinden Feroz Ahmad, zulmü hayretle karşılayarak eski düşünce ve kanunların gereği olarak değerlendirerek  nazi uygulamalarına benzetti.  

Ahmad” Kabul edilemez.İnsanın anlaması  mümkün değil....  Bu uygulamaların çağdaşlıkla ilgisi yok... Nazi Almanyası’nda  da bir çok bilim adamını   o zamanın  resmi ideolojisine aykırı görüşlerinden dolayı üniversitelerden çıkardılar Nazi Almanyası’nda bunları yapanlar da kanunlara uyduklarını söyleyerek yapıyorlardı.Ama  tarih ve insanlık  alemi bunları yapanları nefretle anıyor.

Maalesef çok kötü kanunlar yapılabiliyor.Ve bunlara uyguluyorlar.Türkiye’de böyle şeyler çok. Bu tür yanlış uygulamalara karşı  mücadele yapılması gerekir. Bu tür yanlış uygulamalar eski kanunlardan kaynaklanıyor...Bunlar değişebilir.Çünkü dünya değişiyor...”

 

KORKUÇ ..

Bilgi Üniversitesi Fen edebiyat Fakültesi Dekanı Mete Tuncay’da’” Korkunç bir şey. Kabul edilmesi mümkün değil.Bu gün Odabaş’a yarın başkasına.Düşüncelerimiz ayrı olabilir ama  en azından meslek dayanışması açısından tüm öğretim üyelerinin karşı çıkması gerekir.Bu günlerde  Odabaş ve onun gibi düşünenlere hukuk dışı davranışlarda bulunuluyor.12 Eylül de de başkalarına  aynı uygulama yapılmıştı.Bu yanlışlıkların başka türlü yapılmamasının garantisi ne? ”dedi. Tuncay türban zulümleri konusunda da “Korkulan gelişmeler türbanla durdurulamaz.Sorunları sadece derinleştirir.”şeklinde  tepkisini ortaya koydu.

 

DÜŞÜNCEDEN KORKANLAR BELENERİ İCAD ETTİLER,AMA  DİN EBEDİ..

 

Bulgaristan Balkan  Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Djengiz Hakov  ise , “Biz Bulgaristan’da bu yüzden çok büyük zulümler gördük. Komünizm  zamanında bundan  dolayı insanlar  ‘Belene’ esir kamplarında işkencelere tabi.Yapılan zulümlerin anlamsızlığı ortaya çıktı.Yarın baş örtüsü batıdan moda diye gelirse emin olun onu yasaklayanlarda giyer.Yönetimin korktuğu gibi bu elbiseler komünizmi devirmedi.Her türlü ideoloji ve anlayışlar biter ama din bitmez.İnsanlık var oldukça dinde var olacaktır.”dedi.

 

NECATİ ÇAVDAR /ANKARA

 

YÖK’ün aldığı bir kararla düşüncesini açıklamasından dolayı içlerinde Van 100.Yıl Ünüversitesi  Tıb Fakültesi  Dekanı Dursun Odabaş’ında bulunduğu akademisyenlerin meslekten ihracı ve unvanlarını kullanmama yasağı bilim adamlarını adeta isyan ettirdi.

 

A.B.D. Massachusetts Ünüversitesi Tarih   kürsüsü profesörlerinden Feroz Ahmad ,AKİT’in “Türkiyede  YÖK  düşüncelerini açıklamalarından ve yaşamalarından dolayı bazı akademisyenleri mesleklerinden ihrac ederek unvanlarını kullanmasını yasakladı.Bu konuda görüşleriniz nedir ?” Surusuna hayret ederek  karşılaşarak değerlendirdi.

_“ Böyle mi yapıyorlar..! “diyerek cevap verdi.

 

NAZİ UYGULAMASI

Akit_Van ‘da 100 yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi  Dekanı Dursun Odabaş ve diğer akademisyenler görevden alınarak akademik kariyerlerinden mahrum edildiler.

_“Evet.. maalesef  Türkiye’de  böyle şeyler... insanın anlamayacağı şeyler çok oluyor . Bilim adamı olarak   YÖK’ün bu tür bir karar vermesini yanlış buluyorum.Tabii iyi bir şey değil.

Akit_İnsanların İnançları gereği  başlarını örtmelerinden dolayı  ünüversitelerden atılmalarını ve bunların yanlış olduğunu  dile getirenlere karşı  yapılan uygulamaları çağdaşlık  adına yaptıklarını söylüyorlar.Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

-Hayır... hayır...Çağdaşlıkla ilgisi yok. Nazi Almanyasında  da bir çok bilim adamını   o zamanın  resmi ideolojisine aykırı görüşlerinden dolayı ünüversitelerden çıkardılar ve  bu insanlar hiçte arzu etmedikleri halde vatanlarına bilimsel katkılardan mahrum edilerek cezalandırıldılar ve yurt dışına kaçmak zorunda kaldılar. Hatta diyebilirim ki  Türk üniversitelerinin  bu derece bilimsel düzeye gelmesinde bu insanların katkıları çoktur. Nazi Almanyası’nda bunları yapanlar da kanunlara uyduklarını söyleyerek yapıyorlardı.Ama  tarih ve insanlık  alemi bunları yapanları nefretle anıyor.

Maalesef çok kötü kanunlar yapılabiliyor.Ve bunlara uyguluyorlar.Türkiye’de böyle şeyler çok. Bu tür yanlış uygulamalara karşı  mücadele yapılması gerekir.İşte  Odabaş örneğinde olduğu gibi yapılıyorda. Her halde yapılan uygulama  kanunlara(!) aykırı.Bu hareket tamamen kanuna(!) aykırıdır. Her halde birisi dava açacak .Danıştaya gideceklerdir.

Akit:

-İnsanların inançlarından dolayı eğitim haklarından mahrum edilmesini ve buna akademisyenlerin öncülük etmesi hakkında ne düşünüyorsunuz.

 

-Kabul edilemez.İnsannı anlaması  mümkün değil....Bu tür yanlışlıklar  batıdada uygulanıyor.Ama mahkemelerde bu çözülüyor.Mesela İngiltere’de  meşhur bir kulübe  kadınların üye olması , girmesi yasaktı. Onlar mücadele verdiler.Dava açtılar yasağı kaldırdılar. Türkiye’de ise üniversiteler tamamen devlet kontrol ediyor. Böyle olunca da çeşitlilik yok.Halbuki farklı  ünüversite olsa  isteyen ona isteyen öbüsünün şartlarına göre tercihte bulunabilir.Tek bir yere gitme mecburiyeti  varsa burada ben tek bir düşüncede olanlara eğtim veririm diyemezsiniz.Bu kabul edilemez.

Bu tür yanlış uygulamalar eski kanunlardan kaynaklanıyor .Bunlar değişebilir. Çünkü dünya değişiyor.”

 

KORKUNÇ...

Bilgi Ünüversitesi Fen edebiyat Fakültesi Dekanı Mete Tuncay’,YÖK’ün öğretim üyelerinin meslekten ihracına yönelik kararına büyük tepki göstererek Akit’e yaptığı açıklamada ”Korkunç bir şey. Kabul edilmesi mümkün değil.Bu gün Odabaş’a yarın başkasına.Düşüncelerimiz ayrı olabilir ama  en azından meslek dayanışması açısından tüm öğretim üyelerinin karşı çıkması gerekir.Bu günlerde  Odabaş ve onnun gibi düşünenlere hukukdışı davranışlarda bulunuluyor.12 Eylüldede başkalarına  aynı uygulama yapılmıştı.Bu yanlışlıkların başka türlü yapılmamasının garantisi ne”dedi.Tuncay türban zulümleri konusundada “Korkulan gelişmeler türbanla durdurulamaz.Sorunları sadece derinleştirir.”şeklinde  tepkisini ortaya koydu.

 

DÜŞÜNCEDEN KORKANLAR BELENERİ İCAD ETTİLER,AMA  DİN EBEDİ..

 

Bulgaristan Balkan  Araştırmaları Enstütüsü Öğretim Üyesi Djengiz Hakov ,Türkiyede özellikle ünüversitelerde uygulanan  anti demokratik ve insan haklarına aykırı uygulamaları ilginç bir yaklaşımla Akit’e değerlendirdi.Hakov “Kılık ve kıyafet için insanlara çeşitli yerlerde  çeşitli şekilde zulüm edilmektedir.Ancak bu tkılık ve kıyafet için değilde  insanların düşüncemlerinden dolayı yapılmaktadır.Henüz hukuk devleti kavramının yeterince yerleşmediği,hoş görü ve demokrasinin bulunmadığı ülkelerde  devleti eline geçirmiş olan hakim düşünce karşı gördüğü düşünceyi yok etmek için zor kullanabilmektedir.Biz bulgaristanda bu yüzden çok büyük zulümler gördük.Kominizm  zamanında bundan  dolayı insanlar  ‘Belene’ esir kamplarında işkencelere tabi tutuldular.Mesela bazılarımız Türk usulü şalvar giyiyorduk.Yönetim   bu Türkiye’yi çağrıştıran bir simge diye yasakladı. Devletin elinde bulunan trenlere,otobüslere binemiyorduk.Görevliler ellerinde makaslarla yakaladıklarının elbiselerini kesip,kendilerini cezalandırıyorlardı.Daha neler neler.Ama bu giysiler sonradan batı kanalıyla girdi.Herkes giyer oldu.Kimseye bir şey denmedi.Yapılan zulümlerin anlamsızlığı ortaya çıktı. Yönetimin korktuğu gibi bu elbiseler kominizmi devirmedi.Ancak kendi kendine komünizm  çöktü. Bunlar geçici meselelerdir. Yarın bizde komünizm zamanında zulmedenler gibi bunları yapanlar yanıldıklarını anlayacaklardır. Her türlü ideoloji ve anlayışlar biter ama din bitmez. İnsanlık var oldukça dinde var olacaktır.Ülkenizde de demokrasi ve insan hakları geliştikçe bu tür uygulamalar kalkar.Kalkacağına da inanıyorum. Ancak inatlaşma haline getirerek daha fazla tahribat yapılmamalıdır. Bir  Türk ve Müslüman olarak üzülüyorum .Hoş görü ve akıl hakim olmalıdır” diyerek tarihi misalleri ile zulmün payıdar olmadığını ve kubul edilemez bir şey olduğunu vurguladı.

 

NOT:

14.12.1998 de Akit gazetesinde  yayınlandı

Feruz Ahmet ve Djengiz Hakow ile ODTÜ bir konferans da

 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


6/10/2006 - ECEVİT’İN FATİH İSTİSMARI

 

 Başbakan Bülent  Ecevit  ,ABD  gezisinde  Türkiye’de ki insan hakları ihlalleri konusundaki soruları Fatih’in Fermanı ile aşmaya çalışıyor.

Ecevit, Sultan Fatih Mehmet Han’ın  Ayasofya Camii hakkındaki  fermanını görmezden gelirken ,insan hakları  ihlallerinin önüne geçmek için çaba sarf etmek yerine yine  kolayını seçerek ABD Başkanı  Clinton’a  tarihin “İlk İnsan Hakları Belgesi “ olan Fatih Sultan Mehmet’in Bosna’nın fethinden sonra  Bosna’yı ziyaretinde Bosnalı Frensisken mezhebi mensuplarına verdiği  fermanı götürdü.

Sultan  Fatih’in Ayasofya’nın ebedi  cami olarak kalmasını isteyerek”Kim ki  bunun aksini yaparak bu mabedi camilikten çıkarır ve vakfiyemde yazılanların  aksini yaparsa Kıyamete kadar Allah’ın, Peygamberlerin ve tüm insanların naleti üzerine olsun “şeklindeki  Ayasofya Vakıf senedindeki vasiyetini  görmezlikten gelerek  Ecevit’in  Fatih fermanını ABD ye götürmesi tam bir  çelişki ve istismar olarak değerlendirildi.

 

 

Necati ÇAVDAR_ANKARA

 

 

 Başbakan Bülent  Ecevit  ,ABD  gezisinde  Türkiye’de ki insan hakları ihlalleri konusundaki soruları Fatih’in Fermanı ile aşmaya çalışıyor.

Ecevit, Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ayasofya Camii hakkındaki  fermanını görmezden gelirken ,insan hakları  ihlallerinin önüne geçmek için çaba sarfetmek yerine yine  kolayını seçerek ABD Başkanı  Clinton’a Fatih Sultan Mehmet’in Bosna’nın fethinden sonra  Bosna’yı ziyaretinde Bosnalı Frensisken mezhebi mensuplarına verdiği  fermanı götürdü.

Aslı Bosna-Hersekte ki Fonija şehrinde  Fransisken Katolik  manastırında bulunan ferman tarihte “İlk  İnsan Hakları Belgesi    olma özelliğine sahip.

Fransız ihtilalinden 326, Amerikanın keşfinden 29 ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin yayınından 485 yıl önce 28 Mayıs 1463 tarihinde Sultan Fatih’in Bosna’yı ziyaretinde  Milodraz’da  yazdırarak uygulamaya konulan ferman  Osmanlının  insan hakları anlayışını ortaya koyuyor.

Başbakan Ecevit,ABD gezisinde  önüne gelmesi beklenen Türkiye’de başörtülü öğrencilerin okullardan polis ve zırhlı araçlarla  çıkarılmalarını,düşünce suçlularının  ve şiir okuyanların DGM’lerde yargılanarak cezalandırılmalarını, parti kapatmaların ,milletin oyları ile seçilenlerin siyasi kararlarla meclisten çıkarılmaları ve her türlü anti demokratik uygulamaların   önüne gelmesiyle ilgili konuları bu ferman ile karşılamayı düşünerek Clinton’a götürdü.

Sultan  Fatih’in Ayasofya’nın cami olarak kalmasını isteyerek”Kim ki  bunun aksini yaparak bu mabedi camilikten çıkarır ve vakfiyenin aksini yaparsa Kıyamete kadar Allah’ın, Peygamberlerin ve tüm insanların naleti üzerine olsun “şeklindeki  Ayasofya Vakıf senedindeki vasiyetini  görmezlikten gelerek  Ecevit’in bu fermanı ABD ye götürmesi tam bir  çelişki ve istismar olarak değerlendirildi.

 

 Bosna’da savaştan sonra  Osmanlı eserlerinin tamiri sırasında orjinali Fonija ‘daki  Fransiken Manastırında bulunarak Kültür Bakanlığı tarafından Osmanlı Devletinin 700.yıl dönümü dolayısıyla yayınlanan  Sultan Fatih Mehmet’in   Fermanının tam metni  şöyle:

 

                            MURAT HAN’IN OĞLU,

                      MEHMET DAİMİ MUZAFER!

28 MAYIS 1463 MİLODRAZ DÜNYA FATİHİ,HAŞMETLİ VE ULU SULTAN’IN İMZALI VE PARLAYAN MÜHÜRLÜ FERMANI AŞAĞIDADIR

 

         BEN FATİH  SULTAN HAN,BÜTÜN DÜNYAYA İLAN EDİYORUKM Kİ;KENDİLERİNE BU PADİŞAH  FERMANI VERİLEN BOSNALI FRANSİSKENLER HİMAYEM ALTINDADIR VE EMREDİYORUM:

         HİÇ KİMSE BU ADI GEÇEN İNSANLARI NEDE ONLARIN KİLİSELERİNİ RAHATSIZ ETMESİN VE  ZARAR  VERMESİN .İMPARATORLUĞUMDA HUZUR İÇİNDE YAŞASINLAR.İMPARATORLUĞUMDAKİ TÜM MEMLEKETLERE DÖNÜP KENDİ MANASTIRLARINA YERLEŞSİNLER.

          NE  PADİŞAHLIK  EŞRAFINDAN,NE VEZİRLERDEN  VEYA MEMURLARDAN,NE HİZMETKARLARIMDAN,NEDE İMPARATORLUĞUK VATANDAŞLARINDAN HİÇ KİMSE  BU İNSANLARIN ONURUNU KIRLMAYACAK VE ONLARA ZARAR VERMEYECEKTİR.

           HİÇ KİMSSE  BU İNSANLARIN HAYATLARINA ,MALLARINA VE KİLİSELERİNE SALDIRMASIN,HOR GÖRMESİN VEYA TEHLİKEYE ATMASIN,HATTA BU İNSANLAR BAŞKA ÜLKELERDEN  DEVLETİME BİRİSİNİ GETİRİRSE ONLARDA AYNI HAKLARA SAHİPTİR.

           BU PADİŞAH FERMANINI İLAN EDEREK BURADA,YERLERİN ,GÖKLERİN ,YARATICISI VE EFENDİSİ ALLAH,ALLAH’IN ELÇİSİ AZİZ PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED VE 124 BİN PEYGAMBER İLE KUŞANDIĞIM KILIÇ ADINA YEMİN EDİYORUM Kİ;EMRİME UYARAK BANA SADIK KALDIKLARI SÜRECE TEBAAMDAN HİÇ KİMSE BU FERMANDA YAZILANLARIN AKSİNİ YAPAMAYACAKTIR.


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


6/10/2006 - İHSAN IŞIK’la Güneydoğu gerçeği

   -  Sayın Işık ,sizinle hem bölge insanı  olmanız ve bir aydın sorumluluğu içinde zaman

zaman yazılarınızda Güneydoğu sorununu dile getirmeniz dolayısıyla Güneydoğu sorununu ve çözümüne bakışınızı okuyucularımızla paylaşmak istedik.Güneydoğu da yaşanan  taployu  özetlermisiniz?

Türkiye nasıl Dünya üzerinde geri kalmış bir ülke ise ve geri kalmışlığın sorunlarını çeşitli boyutlarda yaşıyorsa Güneydoğu’da böyle bir geri kalmışlık taplosunu ortaya koymaktadır. Güneydoğu  bölgesi için önümüzde ki ekonomik  taplo ve terör  blançosu devletin bölge insanına ilişkin siyasal ve kültür politikalarının başlangıçtan itibaren yanlış olmasının bir sonucudur.

Diyarbakır başta olmak üzere Güneydoğunun bu gününe baktığımızda gerçekten yoksulluğun önplanda olduğu,şehirlerde büyük kalabalıklar ve orada yaşanan terörden üreyen çok boyutlu sorunlar görülür.

Bugün büyük kentlerimizin varoşlarında yaşayan insanların büyük çoğunluğu Güneydoğu kökenlidir. İstanbul,Ankara İzmir,Adana ,Mersin hatta Karadeniz  illerimize kadar yoğunlaşmakta olan bu göçmen topluluğu gerçekten büyük ekonomik yoksunluklar içinde yaşamakta aynı zamanda yaşadıkları şehirde de  o şehrin proplemlerini üretmektedir.

Yapılan araştırmalar ve farklı siyasi parti temsilcilerinin açıklamalarında ortaya çıkan gerçekler göstermektedir kieğer devlet yakın geçmişten itibaren bile Güneydoğuya fonlar ayırıp yatırım yapmış olsa idi bu gün terörün bedelini böylesine ödemek  zorunda kalmayacaktık.

Terörün bedilini sadece Güneydoğu insanı değil doğusundan batısına bütün işçilerin .,memurların ,esnafın  ve iş adamının toptan Türkiyenin ödemekte olduğunu açıkça görmekteyiz.Türkiyenin bu gün yaşamakta olduğu ve oldukça etkileyici olan ekonomik krizin temel faktörlerinden bir tanesi Güney doğuda devam eden teröre bu güne kadar ayrılmış silahlı mücadele paylarıdır.

Yapılan araştırma ve açıklamalar açıkça şunu ortaya koymuştur.Güneydoğuya devlet;yaklaşık son yirmi yıl içerisinde 80 _100 milyon dolar arasında terörle mücadele için para harcamış durumdadır.Tüm ekonomi ,iş ve siyasi çevreler her defasında şunu söylemektedirler :Eğer devlet terörle mücadele için harcamışolduğu bu yüksek paralar ki bu para Türkiyenin tüm dış borçlarına eşit durumdadır.Eğer bu paranın değil tamamı yarısı hatta dörtte biri Güneydoğuya harcanmış olsa idi,ne terör nedeni ile bu kadar insan canını yitirir,nede bu kadar insan yer ve yurtlarından çıkarak göç etmek durumunda kalırdı. Bu göçün açı sonuçlarından hem güneydoğu hem de Türkiye ‘de ki diğer insanlar bu derece etkilenmeyecekti.

Gerçekten bu gün Diyarbakır’a,Batman’a,Van’a , Urfa’ ya  baktığımızda on binlerce insanın önlerinde uyduruk tezgahlarla geçimlerini sağlamaya çalıştığını görüyoruz. O bölgede korkunç gizli ve açık bir işsizler ordusu  büyümektedir.

Elbette ki işsizlik  ve yoksulluk terörün olsun değer sosyal problemlerin oluşması için en uygun ortamı  meydana getirmektedir. Eğer Diyarbakır’da bu gün binlerce kahvehanede on binlerce genç işsiz güçsüz durumda bulunuyorsa kahvehanelerde vakit öldürmek zorunda kalıyorlarsa  o zaman terör örgütünün  insan toplayacağı merkezler ortadan kaldırılmamış demektir.

Bu gün biliyoruz ki belli bir işi belli bir barınağı ve belli bir sosyal güvencesi olan insanların kendilerini macaraya atması,böyle bir rizke girmesi çokdaha zayıf ihtimaldir.Fakat hayatında kaybedeceği hiçbir şeyi olmadığına inanan insanların başkaları tarafından kandırılması,yanlış bir takım yollara   sürüklenmesi çok daha  kolay olacaktır.

 

-                 Hükümetler bu konuda nasıl bir tedbir almaktalar bu tedbirler  yeterli mi?

 

 

-                 Güneydoğunun sıkıntısı bu gün bütün Türkiye’de yaşanmaktadır. Bu da devletin bu konuya mutlaka eğilmesi,acil gerçekçi,inandırıcı  çözüm pakatlerini bir biri  ardına tatbik safhasına koyması gerekmektedir. Halbuki bu güne kadar bu böyle olmamıştır. Şimdiye kadar ilan edilen Güneydoğu paketleri basınımızda bu gün alay konusu haline gelmiştir. Gelen giden hükümetler basın toplantısını ,bakanlar kurulunu Diyarbakır’da toplamışlar,her biri birer Güneydoğu paketi ilan etmekte fakat bunlardan hiçbir tanesi tatbik edilmemektedir. Bu durum bile güneydoğu insanını bu güne kadar hep hükümetler tarafından aldatıldığını, istismar edildiğini ,hep yanıltıldığını ortaya koymaktadır.

 

BÖLGEDE İNSANLAR NORMAL İDAREYİ BİLMİYOR

 

-                 Bölgede yetmişlerde başlayan bir sıkıyönetim uygulaması  ve sonrasında da  uzun zamandan beri uygulanmakta olan  olağan üstü hal  devam ediyor.Şu anda yirmi yaşında olan bir genç  normal yönetimi hiç görmemiş demktedir.O zaman yirmi yaşında olan şuanın orta yaşlıyarı da hayatlarının en üretken zamanlarını normal bir yönetimde geçirmemiş demektir.40-50 yaş üstü olan teçrübeli kuşak da yıllar var ki normal yönetimleri bilmiyor.Uzun zamandır yaşanılan sıkıyönetimli ve OHAL’li yönetimlerin bölge ve Diyarbakır insanı üzerinde ne gibi  etkileri  var?

-                    Olağanüstü şartlarda yaşayan insan normal şartlara göre yaşayan insandan ister sosyoloji ister psikoloji bilimi açısından olsun çok daha tetirgin çok daha proplemli olan insandır. Bu gün uzun yıllardan beri bölge insanının hep sıkıyönetim ve olağanüstü hal  yönetimlerinde yaşıyor olması onun devlete olan güvenini azaltıcı hatta yitirici bir  sonucu ortaya koymaktadır. Bugün zaten Diyarbakır ve Güneydoğuda HADEP’in aldığı  yüksek oylar aslında bu pisikolojik ortamda yaşayan insanların devlete karşı bir porotestosunu  ifade eder özelliktedir. Çünkü bu insanlar netice itibari ile devlete olan güvenlerini maalesef yitirmektedirler. Devlet her ne kadar biz terörüst ile bölge halkını bir birinden ayırıyoruz açıklamasını yapsa da uygulamada bu o kadar başarılı olmamıştır. Bu gün  Güneydoğu’nun pek çok il ve ilçesine gündüz saat üçten sonra giriş ve çıkışlar yasaktır. Dolayısıyla bu gün olağan üstülüğün bir çok gerekleri hala yaşanmaktadır.

Diğer şehirlerimizde insanlarımızın rahatça ortaya koymuş olduğu kültürel ve sanat aktivitelerini  insanların Güneydoğuda ortaya koyabilme şansı  pek te yoktur. İnsanların  bu tür faaliyetler için çok önceden izin alması gerekmekte ve bu izinlerin bir çoğu da verilmemektedir.TC vatandaşlarının katılmadıkları çeşitli konulardaki demokratik protestolarını ,eylemlerini yapma şansları Güneydoğuda yoktur. Diyelim ki, Diyarbakır’da insanların Bosna,Kosova için bile ,başörtüsü konusunda bile demokratik porotesto ve taleplerini bildirmek için miting yapmaları ,yürüyüş yapmaları sözkonusu değildir.böyle bir izni alabilmeleri bu tür demokratik haklarını kullanabilmeleri mümkün değildir.

Gerçekten asker,polis ,koruyucu vatandaşlardan oluşan güvenlik güçleri Güneydoğu insanının hayatında adeta sabit varlıklar  gibi yerini almışlardır.Çocukluklarından itibaren hep onlarla birlikte yaşamışlardır.

Uzun zamandır demokratik hayatı soluma imkannını bu insanlar bulamamıştır.

 

DEVLET IRKÇI BİR SÖYLEM İÇİNDE

-Sorunların bu denli ağır olmasının ve çözümünün gecikme sebebi nedir?

 

-Devletin başlangıçtan itibaren kültür politikasının yanlış olması ortaya çıkan diğer proplemlerin ana kaynağıdır.

Devlet , Güneydoğuda gerçekten bölge halkı tarafından ırkçı olarak algılanan söylemlerle yüzünü  göstermektedir. Örneğin bir Türk milliyetçiliği orada ki insanın  gözünde adeta kendilerine dayatılmak istenilen bir devlet görüşüdür.Bu gürn Diyarbakır’ın merkezinde ,Şırnak’ın girişinde,çeşitli il ve ilçelerde sabah kalkan insanın dışarıya çıktğında ilk göreceği bir şekilde sürekli olarak  “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün yazılı olması inanın  Türkiyenin nasıl milli birlik ve bütünlüğünün korunmak istendiğini benim anlamamda zorluk çekmemi doğurmaktadır. Ben bunları anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü bu şekildeki yaklaşımlar bölge halkını ters yönde etkilemektedir.Yani “Bir Türk dünya’ya bedeldir.Ne mutlu Türküm diyene”söylemleri yerine eğer devlet bu gün  Türkiye’de Türkleri,Kürtleri,Arapları ve çeşitli kökenden gelen insanları İslam çimentosu ile  birleştirebilmek gibi bir şansa sahip iken bu şansı ,potansiyeli ve kültür gücünü maalesef ihmal etmiştir.

LAİKLİK YANLIŞ UYGULANDI

Devlet laikliğin yanlış uygulaması sonucu,İslamiyet’in birleştirici,kardeşlik,hoşgörü,toplumsal uzlaşma unsurlarını içeren temel prensiplerini daha da geliştirmek ve ondan istifade etmek yerine İslamiyet’in kabul etmediği ırkçı düşünçelerin gelişmesine ,boy göstermesine,güçlenmesine adeta istenmeden bile olsa ortam hazırlamış olmaktadır. Ben çok iyi hatırlıyorum çocukluğumdan itibaren  bölgede ki yatılı bölge okullarındaki öğretmenlerin  %90-99’u sol görüşlü,Marksist görüşlü ,bir çoğu ateist  olan öğretmenlerdi. Bu öğretmen kadrosu bölge çocuklarını daha küçük yaştan itibaren ateist yetiştirmeye,İsmamiyet’e karşı bir dünya görüşüne göre yetiştirmeye başlamışlardı.

ŞOVENİZM BELA GETİRDİ

Yanlış bir milliyetçilik anlayışı ki; milliyetçilik  anlayışının doğrusu,vatanseverliktir,yurtseverliktir müsbet anlamda ki bir milliyetçilik Türkiye milliyetçiliği olabilir. Buna hiçbir vatandaşın da itirazı yoktur. Hepimiz Türkiye’yi seviyoruz ve  dünyadaki bütün devletlerden de üstün olmasını istiyoruz.Bu uğurda her türlü fedakarlığı yapmaya bütün vatandaşlarımız hazırdır.Ama ırkçılık kokusunu taşıyan yanlış bir milliyetçilik Türkiyede birleştiriciliği değil ayrımcılığı teşvik eden bir taplo ortaya çıkarmaktdır.Bu gün Kürt milliyetçiliği, devletin Türk milliyetçiliğini  dayatmasının tabii bir sonucudur.Tavuk mu yumurtadan çıktı,  yumurta mı tavuktan çıktı misali gibi. Nihal Adsız’ın Türk milliyetçiliği anlayışı ile Apo’nun nun Kürt milliyetçiliği anlayışı  çizgileri bir birinin varlğından güç alan çizgilerdir. Bir birinin etki ve tepkisinin kaçınılmaz sonucudur. Bu yöndeki bir Türt milliyetçiliği görüşü Güneydoğuda PKK ve Apo’nun güçlenmesine,insanların Kürt milliyetçiliği yolu ile Marksist ve ateist yapılmasına istenmeden bile olsa hizmet edilmesine yol açmıştır.

Bu yanlış kültür politikasının sonucu olarak  Türkiye’de  şovenizm yaygınlaşmakta Türk ve Kürtleri karşı karşıya getiren unsur olmaktadır.Halbu ki Türkiyenin şövenizme ihtiyacı yoktur ve Türkiye bu şövenizmden zarar görmektedir.Bundan bir an önce kurtulunması gerekir.

biz artık glaballeşen bir dünyada yaşıyoruz.Dünyada ülkelerin sınırları kalkmakta birleşik devletler kurulmlaktadır.Bu gün ABD’lerinin yanısıra  ortak bir Avrupa birliği kurulmaktadır.Bir NAFTA vardır.İslam ülkeleri kendi aralarında işbirliği yapma istek vea özlemindedir.D-8 ler bunun ciddi bir adımıdır.Yani bu  gün çağdaş bir insanın artık kafasında ırkçılığın yeri  olmamalıdır.Artık dünya ekonomisi ,dünya kültürü evrensel boyutta herkes tarafından soluklanmakta, paylaşılmaktadır.

Dolayısıyhla bu gün artık  Kürt milliyetçiliği,Arap milliyetçiliğin ve Türk milliyetçiliğini,fransız ,Alman  vs milliyetçiliğinin bir önemi kalmamıştır.Artık bunun Türkiye’de idrak edilmesi gerekmektedir.Artık yurt sevgisine önem verilmesi gerkir.Evrensel uygarlığa biz ne katabiliriz ...Bunlara önem verilmesi gerekir.

REALİTEYİ TANIMAK..........

ÖZAL BÜYÜK BİR VİZYONA SAHİPTİ

-                 Devlet yöneticilerimiz tarafından  “Kürt realitesini tanıyoruz.” şeklinde açıklamalar  dile getirildi getirildi. Bu realiteyi  tanıma  ne idi ve sonuçları ne oldu?

-                 Rahmetli Özal, büyük bir vizyona sahip çağın  dünyasının nereye gittiğini gören ender devlet adamlarımızdandı. Türkiye’de terörün sadece askeri tedbirlerle   sona erdirilemeyiceğini aksine; sosyal,kültürel ve ekonomik önlemlerle  kökünün kurutulabileceğini biliyor,anlıyor ve buna göre de projeler üretiyordu.

Bunlardan bir taneside kendisini kürt olarak niteleyen insanların Kürt  olduğunun kabul edilmesi idi.İşte Kürt realitesi dediğimiz şey, aslında kendisini Kürt kültürüne ait kabul eden bir insanın Kürt oldğunu söyleyebilmesi rahatça ortaya koyabilmesi hürüyetidir.Bu hürrüyeti hiç kimseden almamak lazımdır.

Ben eğer bu günün Türkiye’sinde Ermeni’ce gazeteler yayınlayabiliyorsa,Yahudiler ibranice,İspanyolca  gazetelerini yayınlayabiliyorsa bu gün  Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde Fransızların,Avusturyalıların,Almanların İngilizlerin,Amerikalıların,İngilizlerin kendi kültürlerini kendi dilleri ile ortaya koydukları eğtim kurumları  varsa niçin Türkiye’de bulunan bu vatandaşlarımızdan esirgensin. Yani bu gün Kürt vatandaşlarımızda elbette kendi dillerinden radyo,televizyon,gazete,kitap yayıncılığı yapmak eğtim kurumları kurma hakına sahip olmalıdırlar.

 

Aslında bu tür yasaklar istismar edile edile bu günkü HADEP’in tahrikleri ortaya çıktı. Eğer bu izin yıllar önce verilmiş  ve tatbik edilmiş olsa idi ben eminim ki ne doğuda nede  Türkiye’nin çeşitli yerlerinde Kürtçe okullar,gazeteler ,radyo ve televizyonlar çokta fazla ilgi  ile karşılanmayacaktı.Nitekim rahmetli  Özal’ın izni ile Kürtçe türkü şarkı kasetlerine izin verildikten sonra kürtçe kasetler çokda fazla ilgi görmüş değildir.Türkiyede Türkçe bile maalesef eğtim dili olmaktan çıkmakta  ve insanlar çocuklarını daha iyi eğitmek için yabancı dille eğtim yapan okullara gönderirken bu gün Kürtçe eğtim yapan  bir kurumun toplumda iyi bir geleceğe  sahip olması istenen çocuklar için çokta revaçta olacağını düşünmek mümkkün değildir.Ama en azından bu izin  bir insan hakkı olarak verilmelidir.

 

 

TERÖRÜN,BÖLÜCÜLÜĞÜN PAN ZEHİRİ İSLAMDIR

Yani devlet bence Türkiye'de ırkçılığın ,bölücülüğün ortadan kalkması için gerekli olan kültürel tedbirleri alacak sağlıklı bir kültür politikası üretmemiş ve uygulamamıştır. Sorunların ağırlığı, yanlış bir laiklik anlayışı ve yorumundan kaynaklanmatadır. Devlet yanlış bir laiklik uygulaması ile adeta bölücü terörün ekmeğine yağ sürmektedir.İnançlarının gereğini yerine getirmek isteyen insanlara karşı tavrı devlet düşmanlarının işene yaramaktadır. Bu gün Türkiye'de işlerin yolunda gidebilmesi ve sağlıklı bir topluma ulaşabilmemiz için sağlıklı bir ekonomi,eğtim  sistemine ulaşabilmesi için Devletin İslam’la barışması ve laikliği  İslam düşmanlığı anlayışından çok daha farklı İslam’la, kendi halkıyla barışık bir yorumla değiştirmesi gerekmektedir. Türkiye’de  bölücülüğün pan zehiri  İslam’dır.bu millet müslümandır.Bu gün HADEP’e oy veren insanların %60_’0’i namazını kılan dindar insanlardır.Fakat okadar ezilmişler,o kadar hor görülmüşler ki,o kadar mahrimiyet  mahrumiyete gömülmüşler okadar sahipsiz bırakılmışlardır ki HADEP’ten başka birinin kendilerine sahip çıkmamalarından dolayı HADEP’i destekler duruma gelmişlerdir. Eğer devlet gerçekten şevkat elini,gülen dost yüzünü insanlarımıza göstermiş olsa HADEP böylesine bir lgiyi kesinlikle görmemiş olacaktı.

 

FP,DEVLETİN DOST YÜZÜNÜ TEMSİL ETMEKTEDİR

-Peki Güneydoğuda  seçime giderken partilerin durumu ve yaklaşımları nedir?

 

 -  HADEP’in malum sebebler ve yukarıda sıraladğımız nedenlerle  Güneydoğuda  bir potansiyeli vardır.Ancak FP’nni dışında diğer partilerin de  bir varlık göstermesi mümkün  görülmemektedir.

 

Nitekim halk bizim bu söylediklerimizi hakikaten düşünüyor ve  hissediyor olmalı ki HADEP’in dışında FP’ne büyük bir teveccüh gösteriyor.FP,vicdan ,adalet duygusu  sahibi;  kendisine  Türküm,Kürdüm,Arabım  diyen insanlar arasında ayrım yapmayan müslümanların kardeşliğine inanan ,yoksullara sahip çıkacak olan,insanları sıkıntıdan kurtarmak için samimi gayretler içerisinde olabilecek kadrolara sahiptir. FP, bölge halkı için devletin dost yüzünü temsil etmektedir.Devlet adına en çok güvendiği kadrolar FP ‘nin inançlı kadrolarıdır.

FP’nin yerel yönetimlerde göstermiş oldğu başarı,güneydoğudaki müslüman halkın FP’ye olan güven ve bağlılığını dahada artırmıştır.Ben eminim ki  18 Nisanda yapılacak olan seçimlerde bölge halkı Türkiyenin birliği ,beraberliği ve kardeşliği için HADEP’ten daha fazla FP’ye vermeyi tercih edecektir.

HALK HİZMET EDENİ UNUTMAZ

-FP ve diğerlerinin çözüm mü nedir?

 

Yukarıdada söyledim.Bu güne kadar Güneydoğu için hükümetlerin gerçekçi bir çözüm paketi olmamış halk yanıltılmış ve oyalanmıştır. Sonuç olarak görüyoruz ki  bu gün güneydoğuda sanayi adına kaç tane kuruluş varsa FP saflarında toplanan MSP ve RP devrelerinde  bu kadrolar içerisinde yetişen insanlar tarafından ortaya konmuş olan tesislerdir.Mardin Çimento fabrikasından ,Ergani Çimento fabrikasına kadar Güneydoğudaki pek çok sanayii kuruluşu,pek çok baraj ve yer altı hizmetleri bu gün FP lideri olan Sayın Recai Kutan ve yine eski devlet bakanı olan sayın Fehim Adak  gibi insanlar tarafından ortaya konmuş olan hizmetlerdir.Burada kapatılmış olan RP lideri Prof Dr.Necmettin Erbakan’ı saygıyla anmamak mümkündeğildir.

Çünkü Güneydoğu halkına verilmiş olan hizmetlerin büyük bir bölümü sayın Erbakanın lideri olduğu partiler tarafından verilmiştir.Bu gerçeği kimsenin inkar etmesi mümkün değildir.

Ama bu güne kadar ne RP nede MSP tek baına iktidar olmuştur.Bu güne karadar verilen hizmetleri de elbette o koalisyonların şartları içerisinde vermesi çokta mümkün olamamıştır.Ancak ellerinden geleni yapabilmişlerdir.

SAMİMİ OLMAK GEREK

-    Güneydoğuda insanların ekonomik sorunlarının çözümü için ne yapılmalıdır?

 

-   Elbette  bölge için  çok geniş kapsamlı tedbirler düşünülmelidir.Amerikayı yeniden keşvetmeye gerek yoktur.İşsizliğin ortadan kalkmasının tek çözüm yolu bölge inseanını daha fazla istihdam edecek olan iş yerlerinin kurulmasıdır.Dolayısıyla bölgede  üretilen ne varsa,tarım endüstrisi başta olmak üzere bölgede geliştirilmesi  gereken bir çok endüstri kolu vardır.Esasında yatırım imkanı da vardır.

Eğer hükümetler kendi yandaşlarına kendi siyasi çıkarları  için hiçbir zaman gerçekleşmeyeçek yatırımlara teşvik kredisi verip arkasını takip etmemekten vaz geçerde ciddi anlamda bir takım şirketlerin  oluşmasına teşvik verir,devletin kontrolü ,himayesi ile işadamlarının özendirilmesi ile bölgede gerçekten büyük bir işlanları açılarak istihdam oluşturulabilir.Yeter ki samimi olunsun. Ama yakın geçmişteki hükümetleri bu samimiyet içerisinde görmemiz mümkün değildir.Mesela yakın geçmişte  bölgeden gelen sendika temsilcileri güneydoğuda ki kuruluşlarının en son özelleştirilme kapsamına alınması ricası ve teklifinde bulunmuşlardı.Halbu ki ANASOL’D hükümetinin tatbikatı tam tersine olmuştur.Hükümetlerin özelleştirme bağlamında öncelikle  başvurmaları gereken devlet bankalarının özellleştirilmesi iken nisbeten kalkınmış olan bölgedeki kuruluşların özelleştirimlede öncelik verilmesi gerekirken güneydoğudaki devlet kuruluşladrının özelleştirilmesinden başlanması bu konuya ne kadar samimiyetsiz yaklaşıldığının açık bir  göstergesidir.

Nitekim Diyarbakır’ın merkezinde Sümerban’kın iki fabrikası en önce özelleştirilen devlet kuruluşları arasında yer almıştır.Halbuki bugün Diyarbakır halkı büyük bir infial içerisindedir.Diyarbakır iplik ve halı fabrikası özelleştirilmiş,en azından birkaç yılllığına oradaki istihdam ve üretim durmuş ve orada çalışanlar işsiz kalmıştır. Orada işsizliğin sona erdirilmesi  için uygulanan hükümet politikası  işsizliğin dahada çoğaltılması na sebeb olmuştur. Bunlar bölge halkının huzur ve mutluluğuna hizmet eden yaklaşımlar mıdır.Bunun iyi oldğunu kabul etmek için insanın akıllı olmaması gerekmektedir.

 

EĞTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ ŞART

 

-Birde olayın eğtim boyutu var bu konuda ne düşünüyorsunuz?

--  Elbette devletin ekonomi boyutu itibari ile alması  gereken önlemler son derece önemlidir,fakat insanın eğtim yönündende kalkındırılması güçlendirilmesi  için atılması gereken adımlar hep ihmal edilmiştir.Bu bölgenin çeşitli şehirlerindeki eğtim düzeyi zatan yeterli boyutlarda değildir.Bir öretmene Ankarada 28,istanbulda  40,bitliste 44,siirtte56,Şırnakta ise 86 öğrenci düşmektedir.Ben uzun yılelar bürokrasiden önce eğtim kurumlarında hizmet vermiş olan bir insan olarak iyi biliyorum ki eğtimde başarının ön koşulundan bir tanesi dersliklerde ki öğrenci sayısının az olmasıyla orantılıdır.Bu durumda ünüöversiteye girişte Güneydoğu’ya büyük haksızlık yapılmaktadır.İstanbulrdaki Galatasaray,Sen jozef lisesinde örenim gören ve onların öğrenim gördükleri sınıflarda ünüversite kazanvma şansları %99 ikin ünüversite  sınavında Galatasaray lisesi ile Diyarbakır Lisesi,Ağrı lisesi öğrencisine aynı sorular sorulmaktadır.Aynı ypuanlara tabi tutulmaktadır.Bu kadar korkunç adaletsizilik sonucu olarak bu insanların yeterince yüksek öğrenimden paylarını almaları mümkünmüdür?

 

Güneydoğuda eğtim konusunda  büyük teşvikler verilmelidir.Eğtim kurumlarının sayısı artırılmalıdır.Öğretmenlerin güvenlikleri sağlanmalıdır.TC anayasası devletin vatandaşlarının eğtim ve sağlık hizmetlerini yapmakla mükellef  olduğunu açıkça ortaya koymuş iken,tatbikatta maalesef bunu görmemiz mümkün değildir.bunun en acıklı sonuçlarını güneydoğuda müşahade ediyoruz.

Günaeydoğuda zaten çok sayıda okul zaten kapalı durumdadır.Türkiyede milli gelir düzeyi en düşük olan insanlar zaten Güneydoğuda yaşamaktadır.yoksulluğun çok yoğun olduğu bölgede insanvlar çocuklarını özel eğtim kurumlarına yüksek ücretlerle göndermelerini beklemek  gülünç olacaktır .çünkü ege ve mmarmarada kişi başına  milli gelir 5446 dolar ikin güneydoğuda bu rakam 2777 dolara düşmektedir.

Bu gün türkiye’de milli birlik ve bütünlüğün korunması için  bu gelir adaletsizliğini ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bir  ülkede bir bölge insanları bir başka bölge insanlarının milli gelirdeki payının yarısı ile yetinmek durumunda ise o ülke yöneticilerinin bu  sosyal sosyal adaletsizliği ortadan kaldırmak için  gerekli çözümleri önemsimesi gerekmektedir.

 

-                 APO ve PKK konusunda görüşleriniz nedir?

-                 - Bu günkü kürt milliyetçiliği ve PKK’nın şöyle bir analizini yapmak mümkündür.Uluslararası emperyalizm başlangıçta PKK aracılığı  ile diğer  Marksist Kürt  örgütlerini  kontrol altına almayı amaçladılar.Daha sonra PKK iyice gelecekte  bir Ermeni  devleti kurmak isteyen insanların korntrolü ve yörüngesine  girmiş oldu.Ben PKK ve Abdullah Öcalan hadisesini Saddamın durumuna benzetiyorum.Saddam,ABD tarafından güya İslam  Fundamantalizmini,İran islam devrimini engellemek  ve önlemek için büyütüldü.Sadadmı  ABD İran İsmam devrimine karşı bir canavar olarak  ortaya çıkardı,kullandı .Fakat kullandıktan sonra  o canavar kendi kontrollerinden çıktı.Şimdi  başta ABD ve batı  batı dünöyası kendi canavarlarını imha etmekle uğraşıyor.PKK ve APO’nun durumu da Saddamın durumuna benzemektedir.Sovyet rejimine yakın  olan kürt hareketini kontrol altkına almak için  Apdullah Öcalan’ı destekleyen  merkezler daha sonra APO ve örgütünün kontrolden çıkması karşısında onu ihma etmek telaşına düştüler.

Fakat bunun bedelini   Güneydoğudaki milyonlarca  hatta Türkiye’deki 65 milyon insan ödemektedir.

 

- Bağrında  misafir ettiği büyük sahabeleri , ay ışığında muhteşem görüntüleri ile surları ,Ulucami ve küllüyesi ile enterasan mimarili camileri,kurdoğlu gibi büyük azskeri kışlaları,memlekete kazındırdığı  edip ve şairleri ile kültür ve turizm merkezi Diyarbakır’ı  anlatırmısınız?

DİYARBAKIR KÖYLEŞİYOR  ve ORADA  MEDDENİYET CAN ÇEKİŞİYOR

-Meşhur karpuzu,  kültür zenginliği ve Dicle  yatağındaki  dillere destan bahçeleri ile bir açık hava müzesi olan  Diyarbakır  bu gün  ne durumda?

Bu günün Diyarbakır’ına baktığımız zaman içimizi yakan bir takım gerçeklerde vardır. Bir yazar  olarak aydın sorumluluğu ile Diyarbakır ve çevre illerin bir çoğunun terör nedeni ile hızla  köyleşmiş olmasından büyük üzüntü duymaktayım.Diyarbakır,terör nedeniyle köyleri yakıp yıkılarak yerlerineden edilen insanların göç ettiği ve köylü vatandaşlarımızın doldurduğu bir şehir haline gelmiştir.Yerli şehir halkının da önemli bir bölümünün  büyük şehirlere göç ettiğini hatırlayacak olursak Diyarbakır’da  sosyo kültürel yapı değişmektedir. Kültür düzeyi yüksek olan yerli halk Diyarbakır’dan uzaklaşırken doha çok köy ve ilçelerden  gelen insanlar onların yerine  bu günün Diyarbakır’ını oluşturmaktadırlar. Buda  elbette yoksulluğun artmasının yanında şehrin kültür düzeyini de düşürmektedir. Bu durum yüzyıllarca kültür ve sanata merkezlik etmiş bir şehrin kültür seviyesinin düşmesi bir talihsizliktir.

 

Diyarbakır türkülerinde yer  bulan Evsel, Benüsen bahçeleri  artık maalesef mazi olmuştur. Yani o güzelim Diyarbakır karpuzunu bile yetiştirmek için Dicle kenarında karpuz bahçelerini bulmak mümkün değildir.Karpuzun tadı bozulmuş oda maalesef yerini taklitlerine bırakmıştır.Bu gün onların yerinde yoksulluğun ,çamurun diz boyu  olduğu gece kondu bölgeleri oluşturulmuştur. Güzelim Dicle Nehrinin çevresi gecekondularla dolup taşmıştır.Burardaki evlerin ,burada ki yaşayan  insanların halleri gerçekten  yürekler parçalayıcı  bir durumdur.Orada bir tarih bir medeniyet can çekişmektedir.

 

Diyarbakır Büyükşehir ve diğer belediyeler devletten ne yazık ki  bu konuda gerekli yardımı alamadıkları için oraya  arzu ettikleri hizmetin  ancak bir bölümünü verebilmektedirler.Devlet bu konudada bölgeye elini uzatırsa gerçekten bir ünüversite ,sağlık ,kültür ve turizim merkezi olarak çok büyük canlılık kazanabilir.

-  Biraz da Diyarbakır’da  yerel yönetimlerin çalışmalarını bölge halkı nasıl değerlendiriyor?

 

-Diyarbakır’ın bu gün yine de yaşanabilir bir şehir olduğunu görebiliyorsak,şehir merkezinde birtakım güzel işlerin ortaya kondğunu görüyorsak bu fazilet partili Büyükşehirbelediye başkanı sayın Ahmet Bilgin’in gerçekten yüksek becerilerini ortaya koymasının bir ürünüdür.

Diyarbakır’da son üç dört yıl içerisinde diğer şehirlerde örneğini göremeyeceğimiz kadar çok sayıda bulvar açılmış,bütün yollar bataklık ve küçük küççük sokak olmaktan çıkarılıp bulvarlar haline dönüştürülmüş,çiçekler ekilmiş,ışıklandırılmış,yer aytı ve üstü geçitler yapılarak şehrin çehresi değiştirilmiştir.

İlginçitir bu gün Diyarbakırda insanlar hangi dünya görüşüne sahip olursa olsunlar FP’li büyükşehir belediye başkanı  Ahmet Bilgin’in ortaya koymuş olduğu bu şehircilik hizmetlerini kabul etmekte,inkar etmemektedirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


6/10/2006 - Gökdeniz: Her şey BÇG’yi gösteriyor.

 

Her şey  BÇG’yi gösteriyor.  Bütün yollar” büyük kulak” CIA’ya  çıkıyor....!

 

Tele kulak  skandalı için Emniyet İstihbaratının  kurucusu Ergün  Gökdeniz’den şok açıklamalar...!

 

Tüm Türkiye’yi  sarsan  “Tele kulak”olayını  BÇG ‘mi yaptırıyor? ..Bu Gücü Kimden Aldınız?   Sorularına Gökdeniz açıklık getiriyor.

 

Gökdeniz:

 “ Bu bir yetkinin suistimalidir....Emniyetten deniyor ki sisteme girilmiştir. Ama dinlemek için değil, denetlemek için girilmiştir. Peki siz bunu hangi hakla yapıyorsunuz.

Müessese ve kişileri siz nasıl denetlersiniz. Cumhurbaşkanını denetleme emrini size kim verdi. Bence tüm partiler eşittir ama herhangi bir parti lideri veya herhangi bir milletvekilinin sistemine girdiniz. Peki bu bilgileri kime aktarıyorsunuz?

Bu bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfaatleri için midir? Hukuki alt yapısı hazırlanmış bir operasyon mudur?  Bu adamlar devlete ihanet mi ettiler? Bir şüphe mi vardı da, bir operasyona girdiniz? Bir operasyon başlattınız? Veya “biz merak ettik de dinledik” diyemezsiniz? Bununla geçiştirilemez. Bunun arkasında mutlaka birileri vardır. Bir hedefe yöneliktir. Yoksa kendiliğinden olan bir şey değildir.”

 

Gayesi özel hizmet sunmaktır. Peki kime sunuluyor bu hizmet?

 

Gökdeniz:

 “Siyasilerimiz kendilerinden bir şey talep etmeden bazı kişiler bazı özel hizmetlere talip olurlar. O andan itibaren iş yozlaşıyor. Derhal özel hizmet sunuyor. Sonra bir ara diyor ki... Filancayı dinleyin... emredersiniz efendim.  Şunu da  dinleyin .....Emredersiniz efendim.  Bezen iktidarlar ve güç odakları bazı yerlere kendilerine yakın isimleri getirerek  bu şekilde özel hizmet almak istiyorlar. Özel hizmet sunma merakınız olduğu zamanda soruyorum size özel hizmet sunmak isteyen kişinin özel hizmetlerinden yararlanmak istemeyen kaç insan vardır?” diyerek zaman zaman bu işe siyasilerinde girdiğini söylüyor.

 

Her yol CIA’ya çıkıyor...!

 

Gökdeniz:

”Emniyetin cihazından sizin şifrenize girildiği ve ekranda görüldüğü zaman, bilgisayardaki yazılım nedeniyle ABD deki pentagon veya National Cekullery Ejansıy (NCE)’nin Washington DC’deki bilgisayarında anında görülebilir. Çünkü yazılım oradan alınmıştır. Başka ne söyleyeyim. “diyerek konunun içerdeki bir takım odaklarla sınırlı olmayıp CIA’ya kadar uzanan bir zincirin halkası olduğuna dikkat çekiyor.

 

Şavaş hemen şimdi ayrıl........!

Bir tarafta emniyet içinde görevden alınmalar yaşanırken diğer yandan  “tele kulak” ile elde edilen bant kayıtları FP kapatma davasına delil  olarak Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Vural Savaş  Meclis tarafından “ihaleye fesat karıştırmaktan ”düşürülen ANASOL –D hükümetinin Devlet Bakanı Güneş Taner  hakkında  ortaya çıkan kasetler için” ahlak ve hukuk dışı “ nitelemesi yapmışken kendisi aynı işin içine girdi ve hala makamını koruyor. Bu hukuk skandalı karşısında kamuoyu ve siyasi çevreler  Vural Savaş’tan onurlu bir davranış bekleyerek istifa etmesini istiyorlar.

 

Necati Çavdar/ ANKARA

 

“Tele- kulak’ skandalında gözler  BÇG ye çevrildi...    Bütün yollar” büyük kulak” CIA’ya  çıkıyor.

 

Tele Kulak diye adlandırılan  Başbakan, Genelkurmay, Erbakan  dahil çeşitli  kişi ve kurumların telefonlarının dinlenmesi tüm Türkiye’yi sarstı. Öyle bir sarstı ki ne hükümet programı, ne güven oylaması ne de bütçe kanun tasarısı konuşuluyor. Hepsini gölgede bırakarak gündeminin birinci sırasına oturdu.

Şavaş hemen şimdi ayrıl........!

Bir tarafta emniyet içinde görevden alınmalar yaşanırken diğer yandan  “tele kulak” ile elde edilen bant kayıtları FP kapatma davasına delil  olarak Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Vural Savaş  Meclis tarafından “ihaleye fesat karıştırmaktan ”düşürülen ANASOL –D hükümetinin Devlet bakanı Güneş Taner  hakkında  ortaya çıkan kasetler için” ahlak ve hukuk dışı “ nitelemesi yapmışken kendisi aynı işin içine girdi ve hala makamını koruyor. Kamuoyu ve siyasi çevreler  Vural Savaş’tan onurlu bir davranış bekleyerek istifa etmesini istiyorlar.

 “Tele kulak” skandalını Emniyet İstihbaratının Kurucusu Emekli Vali Ergün Gökdeniz, Necati Çavdar’ın soruları ile Yeni Dönem’e yorumladı ve dinlemeyle ilgili ayrıntılı bilgiler verdi.

 

Bir Yetkilinin Suiistimalidir

 

Yeni Dönem -Sayın Gökdeniz Türkiye’yi sarsan “Tele kulak”la ilgili olarak sizin uzman olarak görüşlerinizi almak istiyoruz.?

-Bir yetkinin suiistimalidir. Yani bugün Emniyetin, MİT’in elinde ileri teknoloji ile donatılmış aygıtlar var ise bu sadece ve sadece Türkiye’nin yüksek menfaatleri için kullanması gereken operasyonlarda kullanması gereken elektronik donanımlardır.

BÇG ‘mi yaptırıyor? Bu Gücü Kimden Aldınız?

 

-Basına yansıyan ve emniyetteki görevden almalarla görülüyor ki herkes dinleniyor,  bunu kim adına yapıyorlar?

-Evet. Emniyetten deniyor ki sisteme girilmiştir Ama dinlemek için değil.  Denetlemek için girilmiştir. Peki siz bunu hangi hakla yapıyorsunuz. Cumhurbaşkanı, başbakanı ve genelkurmay gibi müessese ve kişileri siz nasıl denetlersiniz. Cumhurbaşkanını denetleme emrini size kim verdi. Bence tüm partiler eşittir ama herhangi bir parti lideri veya herhangi bir milletvekilinin sistemine girdiniz. Peki bu bilgileri kime aktarıyorsunuz?

Bul bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfaatleri için midir? Hukuki alt yapısı hazırlanmış bir operasyon mudur?  Bu adamlar devlete ihanet mi ettiler? Bir şüphe mi vardı da bir operasyona girdiniz? Bir operasyon başlattınız? Veya biz merak ettik de dinledik diyemezsiniz? Bununla geçiştirilemez. Bunun arkasında mutlaka birileri vardır. Bir hedefe yöneliktir. Yoksa kendiliğinden olan bir şey değildir.

Zaman zaman gazetelerde yazılar çıkıyordu. Tüm telefonlar dinleniyor diye. Çünkü dinlenmeyen politikacının kalmadığı anlaşılıyor.

Gayesi özel hizmet sunmaktır. Peki kime sunuluyor bu hizmet?

 

-Olay bu kadar vahim ama niçin oluyor?

-Emniyet siyasallaşıyor deniyordu. Emniyet teşkilatı, bizim polisimiz ama siyasilerimiz kendilerinden bir şey talep etmeden bazı kişiler bazı özel hizmetlere talip olurlar. O andan itibaren iş yozlaşıyor. Derhal özel hizmet sunuyor. Sonra bir ara diyor ki...filancayı dinleyin... emredersiniz efendim.  Şunu da  dinleyin .....Emredersiniz efendim.  Bazen iktidarlar ve güç odakları bazı yerlere kendilerine yakın isimleri getirerek  bu şekilde özel hizmet almak istiyorlar. İnşallah bu dönemde de yine bir takım kişiler özel hizmet sunma hevesinde olmasınlar diye düşünüyorum.

Eğer, yine aynı kafayla gidilirse ki  bunu önlemeniz mümkün de değil. Özel hizmet sunma merakınız olduğu zamanda soruyorum size özel hizmet sunmak isteyen kişinin özel hizmetlerinden yararlanmak istemeyen kaç insan vardır?

İstemem yan cebime koyuver. Mutlaka isteyecektir. Ve arkası gelir.

Her yol CIA’ya çıkıyor...!

- Eskiden hep MİT dinliyor denirdi. Şimdi Emniyet dinliyor deniyor. Sizce sebebi nedir?

-Emniyetin elinde elektronik cihazlar yeni ve modern olduğu için bunlar orada daha çok  oluyor.

-Peki bu bilgiler sadece içerde mi kalır. Yoksa başka yerlere uzanır mı?

- Tabi ki sadece içerde kalmaz. Şunuda belirteyim bu işi yapanlar çoğu kez  ulaştıkları bilgiler kendileri ile sınırlı zanneder. Burada bir korkumu söyleyeyim. Emniyetin cihazından sizin şifrenize girildiği ve ekranda görüldüğü zaman, bilgisayardaki yazılım nedeniyle ABD deki pentagon veya National Cekullery Ejansıy (NCE)’nin Washington DC’deki bilgisayarında anında görülebilir. Çünkü yazılım oradan alınmıştı. Başka ne söyleyeyim.

 

-Sayın Gökdeniz söyledikleriniz çok önemli ip uçları veriyor. Peki insanlar hangi metotlarla dinlenir?

 

-Bunun için çeşitli metotlar  vardır. Bunun başında da taşınması ve yerleştirilmesi kolay olan “Bak” argo anlamı ile “böcek”denen   minik nesneler gelir. . Bunlar güneş pilleri veya uzun ömürlü pillerle ama az enerji sarf eden küçük mikrofondur. Bunlar özelliklerine göre bir, üç, 10 km. gibi veriş güçleri veya sahaları vardır. Bu cihazlar kolaylıkla elektronikte gelişmiş firmalar tarafından her yerde ve sınırsız olarak satılmaktadır. Bunları dileyen istediği yerden temin edebilir.

-Bunlar nereye konuyor?

-Elektronik istihbaratta dinlenmek istenen bir yerden tam 144 yer vardır. Dinlenme yapılacak yerin 144 önemli yeri vardır. Dinlenme yapılacak bu yerin 144 noktasına değil de, yeteri kadar bir yer ve sayıda konur. Ancak kesinlikle bir tane konmaz da mutlaka birden fazla üç, beş gibi noktalara konur. Birisi arızalandığı veya bulunarak imha edildiği zaman diğerleri, yayınına devam eder.

 

-Bu “bak” lar  nasıl  tespit  edilir?

-Bu böceklerin tespit edilmeleri mümkün ama hiç tespit edemediğiniz böcekler de var.

Diğer cihazlara gelince cinsine ve kullanış gayesine uygun olarak hacimleri  daha büyük olan cihazlardır. Bunlar çok kere sabit yerlere kurulur. Dinleme ve kayıt oralardan yapılır. Bunlar çok özel cihazlar olup ithal edilirler. İthalleri v denetimleri hükümetin iznine tabi cihazlardır.

  Emniyetin elindekiler hükümetin iznine tabi olarak ithal ediliyor. Dolayısıyla bunların kullanımları da devletin denetimindedir. Görülüyor ki devlet içinde belli güçler bunları özel hizmet sunmak için kullanıyorlar.

 

-Bir de yine özellikle gazeteci Fehmi Koru ve Nazlı Ilıcak’ın konuşmaları ile Cep telefonlarının dinlenmesi gündeme geldi. Bunların dinlenmesi veya kaydı nasıl oluyor?

-GSM denen cep telefonların dinlenmesi için şifresinin çözülmesi gerekiyor. Bunun için de “decoder” denen şifre çözücüye ihtiyaç var. Şu bir gerçektir ki dünyada çözülmeyecek şifre yoktur.

Yapılmışsa kesinlikle çözülecektir. Bu cihazlar kapalı ve siz konuşmazken de sizin konuşmalarınız GSM’lerdeki akıllı kartların şifresine girerek bir şekilde alınabilir. O nedenle cep telefonları kapalı ilken şayet bataryası veya enerjisi kesilmemişse dinlenebilir.

ABD’de Ulusal Güvenlik Kuruluşu denen (NCE)’de her türlü dinlemeye girecek aygıtlar mevcuttur. Yeni geliştirilen tekniklerle her türlü konuşma ve resim elde edilebilmektedir. Bunlara misal olması için anlatıyorum. Bir CIA görevlisinin duble ajan olduğu tespit edildi. CIA  ve FBI  bu  görevliyi takibe alarak  FBI bu adamın bilgisayarına girdi. Bilgisayarından yayılan enerjiyi özel bir aygıtla çekerek, bu elektromanyetik dalgalar analiz edilerek kelimeler haline getirilip karakterize edildi. FBI bu ajanın bilgisayarına depolayarak karşıya verdiği tüm bilgileri alabildi.

 

 

 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


Tanıtım

N E C A T İ Ç A V D A R 'la Ufuk Turu'da Necati Çavdar'ın yaptığı röportajları bulacaksınız.

Yeni Yazılar
Menu
Arkadaşlarım
Baglantılar


    17 sayfadan 1 . sayfa
    geri | ileri