|
- Sayın Işık ,sizinle hem bölge insanı olmanız ve bir aydın sorumluluğu içinde zaman
zaman yazılarınızda Güneydoğu sorununu dile getirmeniz dolayısıyla Güneydoğu sorununu ve çözümüne bakışınızı okuyucularımızla paylaşmak istedik.Güneydoğu da yaşanan taployu özetlermisiniz?
Türkiye nasıl Dünya üzerinde geri kalmış bir ülke ise ve geri kalmışlığın sorunlarını çeşitli boyutlarda yaşıyorsa Güneydoğu’da böyle bir geri kalmışlık taplosunu ortaya koymaktadır. Güneydoğu bölgesi için önümüzde ki ekonomik taplo ve terör blançosu devletin bölge insanına ilişkin siyasal ve kültür politikalarının başlangıçtan itibaren yanlış olmasının bir sonucudur.
Diyarbakır başta olmak üzere Güneydoğunun bu gününe baktığımızda gerçekten yoksulluğun önplanda olduğu,şehirlerde büyük kalabalıklar ve orada yaşanan terörden üreyen çok boyutlu sorunlar görülür.
Bugün büyük kentlerimizin varoşlarında yaşayan insanların büyük çoğunluğu Güneydoğu kökenlidir. İstanbul,Ankara İzmir,Adana ,Mersin hatta Karadeniz illerimize kadar yoğunlaşmakta olan bu göçmen topluluğu gerçekten büyük ekonomik yoksunluklar içinde yaşamakta aynı zamanda yaşadıkları şehirde de o şehrin proplemlerini üretmektedir.
Yapılan araştırmalar ve farklı siyasi parti temsilcilerinin açıklamalarında ortaya çıkan gerçekler göstermektedir kieğer devlet yakın geçmişten itibaren bile Güneydoğuya fonlar ayırıp yatırım yapmış olsa idi bu gün terörün bedelini böylesine ödemek zorunda kalmayacaktık.
Terörün bedilini sadece Güneydoğu insanı değil doğusundan batısına bütün işçilerin .,memurların ,esnafın ve iş adamının toptan Türkiyenin ödemekte olduğunu açıkça görmekteyiz.Türkiyenin bu gün yaşamakta olduğu ve oldukça etkileyici olan ekonomik krizin temel faktörlerinden bir tanesi Güney doğuda devam eden teröre bu güne kadar ayrılmış silahlı mücadele paylarıdır.
Yapılan araştırma ve açıklamalar açıkça şunu ortaya koymuştur.Güneydoğuya devlet;yaklaşık son yirmi yıl içerisinde 80 _100 milyon dolar arasında terörle mücadele için para harcamış durumdadır.Tüm ekonomi ,iş ve siyasi çevreler her defasında şunu söylemektedirler :Eğer devlet terörle mücadele için harcamışolduğu bu yüksek paralar ki bu para Türkiyenin tüm dış borçlarına eşit durumdadır.Eğer bu paranın değil tamamı yarısı hatta dörtte biri Güneydoğuya harcanmış olsa idi,ne terör nedeni ile bu kadar insan canını yitirir,nede bu kadar insan yer ve yurtlarından çıkarak göç etmek durumunda kalırdı. Bu göçün açı sonuçlarından hem güneydoğu hem de Türkiye ‘de ki diğer insanlar bu derece etkilenmeyecekti.
Gerçekten bu gün Diyarbakır’a,Batman’a,Van’a , Urfa’ ya baktığımızda on binlerce insanın önlerinde uyduruk tezgahlarla geçimlerini sağlamaya çalıştığını görüyoruz. O bölgede korkunç gizli ve açık bir işsizler ordusu büyümektedir.
Elbette ki işsizlik ve yoksulluk terörün olsun değer sosyal problemlerin oluşması için en uygun ortamı meydana getirmektedir. Eğer Diyarbakır’da bu gün binlerce kahvehanede on binlerce genç işsiz güçsüz durumda bulunuyorsa kahvehanelerde vakit öldürmek zorunda kalıyorlarsa o zaman terör örgütünün insan toplayacağı merkezler ortadan kaldırılmamış demektir.
Bu gün biliyoruz ki belli bir işi belli bir barınağı ve belli bir sosyal güvencesi olan insanların kendilerini macaraya atması,böyle bir rizke girmesi çokdaha zayıf ihtimaldir.Fakat hayatında kaybedeceği hiçbir şeyi olmadığına inanan insanların başkaları tarafından kandırılması,yanlış bir takım yollara sürüklenmesi çok daha kolay olacaktır.
- Hükümetler bu konuda nasıl bir tedbir almaktalar bu tedbirler yeterli mi?
- Güneydoğunun sıkıntısı bu gün bütün Türkiye’de yaşanmaktadır. Bu da devletin bu konuya mutlaka eğilmesi,acil gerçekçi,inandırıcı çözüm pakatlerini bir biri ardına tatbik safhasına koyması gerekmektedir. Halbuki bu güne kadar bu böyle olmamıştır. Şimdiye kadar ilan edilen Güneydoğu paketleri basınımızda bu gün alay konusu haline gelmiştir. Gelen giden hükümetler basın toplantısını ,bakanlar kurulunu Diyarbakır’da toplamışlar,her biri birer Güneydoğu paketi ilan etmekte fakat bunlardan hiçbir tanesi tatbik edilmemektedir. Bu durum bile güneydoğu insanını bu güne kadar hep hükümetler tarafından aldatıldığını, istismar edildiğini ,hep yanıltıldığını ortaya koymaktadır.
BÖLGEDE İNSANLAR NORMAL İDAREYİ BİLMİYOR
- Bölgede yetmişlerde başlayan bir sıkıyönetim uygulaması ve sonrasında da uzun zamandan beri uygulanmakta olan olağan üstü hal devam ediyor.Şu anda yirmi yaşında olan bir genç normal yönetimi hiç görmemiş demktedir.O zaman yirmi yaşında olan şuanın orta yaşlıyarı da hayatlarının en üretken zamanlarını normal bir yönetimde geçirmemiş demektir.40-50 yaş üstü olan teçrübeli kuşak da yıllar var ki normal yönetimleri bilmiyor.Uzun zamandır yaşanılan sıkıyönetimli ve OHAL’li yönetimlerin bölge ve Diyarbakır insanı üzerinde ne gibi etkileri var?
- Olağanüstü şartlarda yaşayan insan normal şartlara göre yaşayan insandan ister sosyoloji ister psikoloji bilimi açısından olsun çok daha tetirgin çok daha proplemli olan insandır. Bu gün uzun yıllardan beri bölge insanının hep sıkıyönetim ve olağanüstü hal yönetimlerinde yaşıyor olması onun devlete olan güvenini azaltıcı hatta yitirici bir sonucu ortaya koymaktadır. Bugün zaten Diyarbakır ve Güneydoğuda HADEP’in aldığı yüksek oylar aslında bu pisikolojik ortamda yaşayan insanların devlete karşı bir porotestosunu ifade eder özelliktedir. Çünkü bu insanlar netice itibari ile devlete olan güvenlerini maalesef yitirmektedirler. Devlet her ne kadar biz terörüst ile bölge halkını bir birinden ayırıyoruz açıklamasını yapsa da uygulamada bu o kadar başarılı olmamıştır. Bu gün Güneydoğu’nun pek çok il ve ilçesine gündüz saat üçten sonra giriş ve çıkışlar yasaktır. Dolayısıyla bu gün olağan üstülüğün bir çok gerekleri hala yaşanmaktadır.
Diğer şehirlerimizde insanlarımızın rahatça ortaya koymuş olduğu kültürel ve sanat aktivitelerini insanların Güneydoğuda ortaya koyabilme şansı pek te yoktur. İnsanların bu tür faaliyetler için çok önceden izin alması gerekmekte ve bu izinlerin bir çoğu da verilmemektedir.TC vatandaşlarının katılmadıkları çeşitli konulardaki demokratik protestolarını ,eylemlerini yapma şansları Güneydoğuda yoktur. Diyelim ki, Diyarbakır’da insanların Bosna,Kosova için bile ,başörtüsü konusunda bile demokratik porotesto ve taleplerini bildirmek için miting yapmaları ,yürüyüş yapmaları sözkonusu değildir.böyle bir izni alabilmeleri bu tür demokratik haklarını kullanabilmeleri mümkün değildir.
Gerçekten asker,polis ,koruyucu vatandaşlardan oluşan güvenlik güçleri Güneydoğu insanının hayatında adeta sabit varlıklar gibi yerini almışlardır.Çocukluklarından itibaren hep onlarla birlikte yaşamışlardır.
Uzun zamandır demokratik hayatı soluma imkannını bu insanlar bulamamıştır.
DEVLET IRKÇI BİR SÖYLEM İÇİNDE
-Sorunların bu denli ağır olmasının ve çözümünün gecikme sebebi nedir?
-Devletin başlangıçtan itibaren kültür politikasının yanlış olması ortaya çıkan diğer proplemlerin ana kaynağıdır.
Devlet , Güneydoğuda gerçekten bölge halkı tarafından ırkçı olarak algılanan söylemlerle yüzünü göstermektedir. Örneğin bir Türk milliyetçiliği orada ki insanın gözünde adeta kendilerine dayatılmak istenilen bir devlet görüşüdür.Bu gürn Diyarbakır’ın merkezinde ,Şırnak’ın girişinde,çeşitli il ve ilçelerde sabah kalkan insanın dışarıya çıktğında ilk göreceği bir şekilde sürekli olarak “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün yazılı olması inanın Türkiyenin nasıl milli birlik ve bütünlüğünün korunmak istendiğini benim anlamamda zorluk çekmemi doğurmaktadır. Ben bunları anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü bu şekildeki yaklaşımlar bölge halkını ters yönde etkilemektedir.Yani “Bir Türk dünya’ya bedeldir.Ne mutlu Türküm diyene”söylemleri yerine eğer devlet bu gün Türkiye’de Türkleri,Kürtleri,Arapları ve çeşitli kökenden gelen insanları İslam çimentosu ile birleştirebilmek gibi bir şansa sahip iken bu şansı ,potansiyeli ve kültür gücünü maalesef ihmal etmiştir.
LAİKLİK YANLIŞ UYGULANDI
Devlet laikliğin yanlış uygulaması sonucu,İslamiyet’in birleştirici,kardeşlik,hoşgörü,toplumsal uzlaşma unsurlarını içeren temel prensiplerini daha da geliştirmek ve ondan istifade etmek yerine İslamiyet’in kabul etmediği ırkçı düşünçelerin gelişmesine ,boy göstermesine,güçlenmesine adeta istenmeden bile olsa ortam hazırlamış olmaktadır. Ben çok iyi hatırlıyorum çocukluğumdan itibaren bölgede ki yatılı bölge okullarındaki öğretmenlerin %90-99’u sol görüşlü,Marksist görüşlü ,bir çoğu ateist olan öğretmenlerdi. Bu öğretmen kadrosu bölge çocuklarını daha küçük yaştan itibaren ateist yetiştirmeye,İsmamiyet’e karşı bir dünya görüşüne göre yetiştirmeye başlamışlardı.
ŞOVENİZM BELA GETİRDİ
Yanlış bir milliyetçilik anlayışı ki; milliyetçilik anlayışının doğrusu,vatanseverliktir,yurtseverliktir müsbet anlamda ki bir milliyetçilik Türkiye milliyetçiliği olabilir. Buna hiçbir vatandaşın da itirazı yoktur. Hepimiz Türkiye’yi seviyoruz ve dünyadaki bütün devletlerden de üstün olmasını istiyoruz.Bu uğurda her türlü fedakarlığı yapmaya bütün vatandaşlarımız hazırdır.Ama ırkçılık kokusunu taşıyan yanlış bir milliyetçilik Türkiyede birleştiriciliği değil ayrımcılığı teşvik eden bir taplo ortaya çıkarmaktdır.Bu gün Kürt milliyetçiliği, devletin Türk milliyetçiliğini dayatmasının tabii bir sonucudur.Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan çıktı misali gibi. Nihal Adsız’ın Türk milliyetçiliği anlayışı ile Apo’nun nun Kürt milliyetçiliği anlayışı çizgileri bir birinin varlğından güç alan çizgilerdir. Bir birinin etki ve tepkisinin kaçınılmaz sonucudur. Bu yöndeki bir Türt milliyetçiliği görüşü Güneydoğuda PKK ve Apo’nun güçlenmesine,insanların Kürt milliyetçiliği yolu ile Marksist ve ateist yapılmasına istenmeden bile olsa hizmet edilmesine yol açmıştır.
Bu yanlış kültür politikasının sonucu olarak Türkiye’de şovenizm yaygınlaşmakta Türk ve Kürtleri karşı karşıya getiren unsur olmaktadır.Halbu ki Türkiyenin şövenizme ihtiyacı yoktur ve Türkiye bu şövenizmden zarar görmektedir.Bundan bir an önce kurtulunması gerekir.
biz artık glaballeşen bir dünyada yaşıyoruz.Dünyada ülkelerin sınırları kalkmakta birleşik devletler kurulmlaktadır.Bu gün ABD’lerinin yanısıra ortak bir Avrupa birliği kurulmaktadır.Bir NAFTA vardır.İslam ülkeleri kendi aralarında işbirliği yapma istek vea özlemindedir.D-8 ler bunun ciddi bir adımıdır.Yani bu gün çağdaş bir insanın artık kafasında ırkçılığın yeri olmamalıdır.Artık dünya ekonomisi ,dünya kültürü evrensel boyutta herkes tarafından soluklanmakta, paylaşılmaktadır.
Dolayısıyhla bu gün artık Kürt milliyetçiliği,Arap milliyetçiliğin ve Türk milliyetçiliğini,fransız ,Alman vs milliyetçiliğinin bir önemi kalmamıştır.Artık bunun Türkiye’de idrak edilmesi gerekmektedir.Artık yurt sevgisine önem verilmesi gerkir.Evrensel uygarlığa biz ne katabiliriz ...Bunlara önem verilmesi gerekir.
REALİTEYİ TANIMAK..........
ÖZAL BÜYÜK BİR VİZYONA SAHİPTİ
- Devlet yöneticilerimiz tarafından “Kürt realitesini tanıyoruz.” şeklinde açıklamalar dile getirildi getirildi. Bu realiteyi tanıma ne idi ve sonuçları ne oldu?
- Rahmetli Özal, büyük bir vizyona sahip çağın dünyasının nereye gittiğini gören ender devlet adamlarımızdandı. Türkiye’de terörün sadece askeri tedbirlerle sona erdirilemeyiceğini aksine; sosyal,kültürel ve ekonomik önlemlerle kökünün kurutulabileceğini biliyor,anlıyor ve buna göre de projeler üretiyordu.
Bunlardan bir taneside kendisini kürt olarak niteleyen insanların Kürt olduğunun kabul edilmesi idi.İşte Kürt realitesi dediğimiz şey, aslında kendisini Kürt kültürüne ait kabul eden bir insanın Kürt oldğunu söyleyebilmesi rahatça ortaya koyabilmesi hürüyetidir.Bu hürrüyeti hiç kimseden almamak lazımdır.
Ben eğer bu günün Türkiye’sinde Ermeni’ce gazeteler yayınlayabiliyorsa,Yahudiler ibranice,İspanyolca gazetelerini yayınlayabiliyorsa bu gün Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde Fransızların,Avusturyalıların,Almanların İngilizlerin,Amerikalıların,İngilizlerin kendi kültürlerini kendi dilleri ile ortaya koydukları eğtim kurumları varsa niçin Türkiye’de bulunan bu vatandaşlarımızdan esirgensin. Yani bu gün Kürt vatandaşlarımızda elbette kendi dillerinden radyo,televizyon,gazete,kitap yayıncılığı yapmak eğtim kurumları kurma hakına sahip olmalıdırlar.
Aslında bu tür yasaklar istismar edile edile bu günkü HADEP’in tahrikleri ortaya çıktı. Eğer bu izin yıllar önce verilmiş ve tatbik edilmiş olsa idi ben eminim ki ne doğuda nede Türkiye’nin çeşitli yerlerinde Kürtçe okullar,gazeteler ,radyo ve televizyonlar çokta fazla ilgi ile karşılanmayacaktı.Nitekim rahmetli Özal’ın izni ile Kürtçe türkü şarkı kasetlerine izin verildikten sonra kürtçe kasetler çokda fazla ilgi görmüş değildir.Türkiyede Türkçe bile maalesef eğtim dili olmaktan çıkmakta ve insanlar çocuklarını daha iyi eğitmek için yabancı dille eğtim yapan okullara gönderirken bu gün Kürtçe eğtim yapan bir kurumun toplumda iyi bir geleceğe sahip olması istenen çocuklar için çokta revaçta olacağını düşünmek mümkkün değildir.Ama en azından bu izin bir insan hakkı olarak verilmelidir.
TERÖRÜN,BÖLÜCÜLÜĞÜN PAN ZEHİRİ İSLAMDIR
Yani devlet bence Türkiye'de ırkçılığın ,bölücülüğün ortadan kalkması için gerekli olan kültürel tedbirleri alacak sağlıklı bir kültür politikası üretmemiş ve uygulamamıştır. Sorunların ağırlığı, yanlış bir laiklik anlayışı ve yorumundan kaynaklanmatadır. Devlet yanlış bir laiklik uygulaması ile adeta bölücü terörün ekmeğine yağ sürmektedir.İnançlarının gereğini yerine getirmek isteyen insanlara karşı tavrı devlet düşmanlarının işene yaramaktadır. Bu gün Türkiye'de işlerin yolunda gidebilmesi ve sağlıklı bir topluma ulaşabilmemiz için sağlıklı bir ekonomi,eğtim sistemine ulaşabilmesi için Devletin İslam’la barışması ve laikliği İslam düşmanlığı anlayışından çok daha farklı İslam’la, kendi halkıyla barışık bir yorumla değiştirmesi gerekmektedir. Türkiye’de bölücülüğün pan zehiri İslam’dır.bu millet müslümandır.Bu gün HADEP’e oy veren insanların %60_’0’i namazını kılan dindar insanlardır.Fakat okadar ezilmişler,o kadar hor görülmüşler ki,o kadar mahrimiyet mahrumiyete gömülmüşler okadar sahipsiz bırakılmışlardır ki HADEP’ten başka birinin kendilerine sahip çıkmamalarından dolayı HADEP’i destekler duruma gelmişlerdir. Eğer devlet gerçekten şevkat elini,gülen dost yüzünü insanlarımıza göstermiş olsa HADEP böylesine bir lgiyi kesinlikle görmemiş olacaktı.
FP,DEVLETİN DOST YÜZÜNÜ TEMSİL ETMEKTEDİR
-Peki Güneydoğuda seçime giderken partilerin durumu ve yaklaşımları nedir?
- HADEP’in malum sebebler ve yukarıda sıraladğımız nedenlerle Güneydoğuda bir potansiyeli vardır.Ancak FP’nni dışında diğer partilerin de bir varlık göstermesi mümkün görülmemektedir.
Nitekim halk bizim bu söylediklerimizi hakikaten düşünüyor ve hissediyor olmalı ki HADEP’in dışında FP’ne büyük bir teveccüh gösteriyor.FP,vicdan ,adalet duygusu sahibi; kendisine Türküm,Kürdüm,Arabım diyen insanlar arasında ayrım yapmayan müslümanların kardeşliğine inanan ,yoksullara sahip çıkacak olan,insanları sıkıntıdan kurtarmak için samimi gayretler içerisinde olabilecek kadrolara sahiptir. FP, bölge halkı için devletin dost yüzünü temsil etmektedir.Devlet adına en çok güvendiği kadrolar FP ‘nin inançlı kadrolarıdır.
FP’nin yerel yönetimlerde göstermiş oldğu başarı,güneydoğudaki müslüman halkın FP’ye olan güven ve bağlılığını dahada artırmıştır.Ben eminim ki 18 Nisanda yapılacak olan seçimlerde bölge halkı Türkiyenin birliği ,beraberliği ve kardeşliği için HADEP’ten daha fazla FP’ye vermeyi tercih edecektir.
HALK HİZMET EDENİ UNUTMAZ
-FP ve diğerlerinin çözüm mü nedir?
Yukarıdada söyledim.Bu güne kadar Güneydoğu için hükümetlerin gerçekçi bir çözüm paketi olmamış halk yanıltılmış ve oyalanmıştır. Sonuç olarak görüyoruz ki bu gün güneydoğuda sanayi adına kaç tane kuruluş varsa FP saflarında toplanan MSP ve RP devrelerinde bu kadrolar içerisinde yetişen insanlar tarafından ortaya konmuş olan tesislerdir.Mardin Çimento fabrikasından ,Ergani Çimento fabrikasına kadar Güneydoğudaki pek çok sanayii kuruluşu,pek çok baraj ve yer altı hizmetleri bu gün FP lideri olan Sayın Recai Kutan ve yine eski devlet bakanı olan sayın Fehim Adak gibi insanlar tarafından ortaya konmuş olan hizmetlerdir.Burada kapatılmış olan RP lideri Prof Dr.Necmettin Erbakan’ı saygıyla anmamak mümkündeğildir.
Çünkü Güneydoğu halkına verilmiş olan hizmetlerin büyük bir bölümü sayın Erbakanın lideri olduğu partiler tarafından verilmiştir.Bu gerçeği kimsenin inkar etmesi mümkün değildir.
Ama bu güne kadar ne RP nede MSP tek baına iktidar olmuştur.Bu güne karadar verilen hizmetleri de elbette o koalisyonların şartları içerisinde vermesi çokta mümkün olamamıştır.Ancak ellerinden geleni yapabilmişlerdir.
SAMİMİ OLMAK GEREK
- Güneydoğuda insanların ekonomik sorunlarının çözümü için ne yapılmalıdır?
- Elbette bölge için çok geniş kapsamlı tedbirler düşünülmelidir.Amerikayı yeniden keşvetmeye gerek yoktur.İşsizliğin ortadan kalkmasının tek çözüm yolu bölge inseanını daha fazla istihdam edecek olan iş yerlerinin kurulmasıdır.Dolayısıyla bölgede üretilen ne varsa,tarım endüstrisi başta olmak üzere bölgede geliştirilmesi gereken bir çok endüstri kolu vardır.Esasında yatırım imkanı da vardır.
Eğer hükümetler kendi yandaşlarına kendi siyasi çıkarları için hiçbir zaman gerçekleşmeyeçek yatırımlara teşvik kredisi verip arkasını takip etmemekten vaz geçerde ciddi anlamda bir takım şirketlerin oluşmasına teşvik verir,devletin kontrolü ,himayesi ile işadamlarının özendirilmesi ile bölgede gerçekten büyük bir işlanları açılarak istihdam oluşturulabilir.Yeter ki samimi olunsun. Ama yakın geçmişteki hükümetleri bu samimiyet içerisinde görmemiz mümkün değildir.Mesela yakın geçmişte bölgeden gelen sendika temsilcileri güneydoğuda ki kuruluşlarının en son özelleştirilme kapsamına alınması ricası ve teklifinde bulunmuşlardı.Halbu ki ANASOL’D hükümetinin tatbikatı tam tersine olmuştur.Hükümetlerin özelleştirme bağlamında öncelikle başvurmaları gereken devlet bankalarının özellleştirilmesi iken nisbeten kalkınmış olan bölgedeki kuruluşların özelleştirimlede öncelik verilmesi gerekirken güneydoğudaki devlet kuruluşladrının özelleştirilmesinden başlanması bu konuya ne kadar samimiyetsiz yaklaşıldığının açık bir göstergesidir.
Nitekim Diyarbakır’ın merkezinde Sümerban’kın iki fabrikası en önce özelleştirilen devlet kuruluşları arasında yer almıştır.Halbuki bugün Diyarbakır halkı büyük bir infial içerisindedir.Diyarbakır iplik ve halı fabrikası özelleştirilmiş,en azından birkaç yılllığına oradaki istihdam ve üretim durmuş ve orada çalışanlar işsiz kalmıştır. Orada işsizliğin sona erdirilmesi için uygulanan hükümet politikası işsizliğin dahada çoğaltılması na sebeb olmuştur. Bunlar bölge halkının huzur ve mutluluğuna hizmet eden yaklaşımlar mıdır.Bunun iyi oldğunu kabul etmek için insanın akıllı olmaması gerekmektedir.
EĞTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ ŞART
-Birde olayın eğtim boyutu var bu konuda ne düşünüyorsunuz?
-- Elbette devletin ekonomi boyutu itibari ile alması gereken önlemler son derece önemlidir,fakat insanın eğtim yönündende kalkındırılması güçlendirilmesi için atılması gereken adımlar hep ihmal edilmiştir.Bu bölgenin çeşitli şehirlerindeki eğtim düzeyi zatan yeterli boyutlarda değildir.Bir öretmene Ankarada 28,istanbulda 40,bitliste 44,siirtte56,Şırnakta ise 86 öğrenci düşmektedir.Ben uzun yılelar bürokrasiden önce eğtim kurumlarında hizmet vermiş olan bir insan olarak iyi biliyorum ki eğtimde başarının ön koşulundan bir tanesi dersliklerde ki öğrenci sayısının az olmasıyla orantılıdır.Bu durumda ünüöversiteye girişte Güneydoğu’ya büyük haksızlık yapılmaktadır.İstanbulrdaki Galatasaray,Sen jozef lisesinde örenim gören ve onların öğrenim gördükleri sınıflarda ünüversite kazanvma şansları %99 ikin ünüversite sınavında Galatasaray lisesi ile Diyarbakır Lisesi,Ağrı lisesi öğrencisine aynı sorular sorulmaktadır.Aynı ypuanlara tabi tutulmaktadır.Bu kadar korkunç adaletsizilik sonucu olarak bu insanların yeterince yüksek öğrenimden paylarını almaları mümkünmüdür?
Güneydoğuda eğtim konusunda büyük teşvikler verilmelidir.Eğtim kurumlarının sayısı artırılmalıdır.Öğretmenlerin güvenlikleri sağlanmalıdır.TC anayasası devletin vatandaşlarının eğtim ve sağlık hizmetlerini yapmakla mükellef olduğunu açıkça ortaya koymuş iken,tatbikatta maalesef bunu görmemiz mümkün değildir.bunun en acıklı sonuçlarını güneydoğuda müşahade ediyoruz.
Günaeydoğuda zaten çok sayıda okul zaten kapalı durumdadır.Türkiyede milli gelir düzeyi en düşük olan insanlar zaten Güneydoğuda yaşamaktadır.yoksulluğun çok yoğun olduğu bölgede insanvlar çocuklarını özel eğtim kurumlarına yüksek ücretlerle göndermelerini beklemek gülünç olacaktır .çünkü ege ve mmarmarada kişi başına milli gelir 5446 dolar ikin güneydoğuda bu rakam 2777 dolara düşmektedir.
Bu gün türkiye’de milli birlik ve bütünlüğün korunması için bu gelir adaletsizliğini ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bir ülkede bir bölge insanları bir başka bölge insanlarının milli gelirdeki payının yarısı ile yetinmek durumunda ise o ülke yöneticilerinin bu sosyal sosyal adaletsizliği ortadan kaldırmak için gerekli çözümleri önemsimesi gerekmektedir.
- APO ve PKK konusunda görüşleriniz nedir?
- - Bu günkü kürt milliyetçiliği ve PKK’nın şöyle bir analizini yapmak mümkündür.Uluslararası emperyalizm başlangıçta PKK aracılığı ile diğer Marksist Kürt örgütlerini kontrol altına almayı amaçladılar.Daha sonra PKK iyice gelecekte bir Ermeni devleti kurmak isteyen insanların korntrolü ve yörüngesine girmiş oldu.Ben PKK ve Abdullah Öcalan hadisesini Saddamın durumuna benzetiyorum.Saddam,ABD tarafından güya İslam Fundamantalizmini,İran islam devrimini engellemek ve önlemek için büyütüldü.Sadadmı ABD İran İsmam devrimine karşı bir canavar olarak ortaya çıkardı,kullandı .Fakat kullandıktan sonra o canavar kendi kontrollerinden çıktı.Şimdi başta ABD ve batı batı dünöyası kendi canavarlarını imha etmekle uğraşıyor.PKK ve APO’nun durumu da Saddamın durumuna benzemektedir.Sovyet rejimine yakın olan kürt hareketini kontrol altkına almak için Apdullah Öcalan’ı destekleyen merkezler daha sonra APO ve örgütünün kontrolden çıkması karşısında onu ihma etmek telaşına düştüler.
Fakat bunun bedelini Güneydoğudaki milyonlarca hatta Türkiye’deki 65 milyon insan ödemektedir.
- Bağrında misafir ettiği büyük sahabeleri , ay ışığında muhteşem görüntüleri ile surları ,Ulucami ve küllüyesi ile enterasan mimarili camileri,kurdoğlu gibi büyük azskeri kışlaları,memlekete kazındırdığı edip ve şairleri ile kültür ve turizm merkezi Diyarbakır’ı anlatırmısınız?
DİYARBAKIR KÖYLEŞİYOR ve ORADA MEDDENİYET CAN ÇEKİŞİYOR
-Meşhur karpuzu, kültür zenginliği ve Dicle yatağındaki dillere destan bahçeleri ile bir açık hava müzesi olan Diyarbakır bu gün ne durumda?
Bu günün Diyarbakır’ına baktığımız zaman içimizi yakan bir takım gerçeklerde vardır. Bir yazar olarak aydın sorumluluğu ile Diyarbakır ve çevre illerin bir çoğunun terör nedeni ile hızla köyleşmiş olmasından büyük üzüntü duymaktayım.Diyarbakır,terör nedeniyle köyleri yakıp yıkılarak yerlerineden edilen insanların göç ettiği ve köylü vatandaşlarımızın doldurduğu bir şehir haline gelmiştir.Yerli şehir halkının da önemli bir bölümünün büyük şehirlere göç ettiğini hatırlayacak olursak Diyarbakır’da sosyo kültürel yapı değişmektedir. Kültür düzeyi yüksek olan yerli halk Diyarbakır’dan uzaklaşırken doha çok köy ve ilçelerden gelen insanlar onların yerine bu günün Diyarbakır’ını oluşturmaktadırlar. Buda elbette yoksulluğun artmasının yanında şehrin kültür düzeyini de düşürmektedir. Bu durum yüzyıllarca kültür ve sanata merkezlik etmiş bir şehrin kültür seviyesinin düşmesi bir talihsizliktir.
Diyarbakır türkülerinde yer bulan Evsel, Benüsen bahçeleri artık maalesef mazi olmuştur. Yani o güzelim Diyarbakır karpuzunu bile yetiştirmek için Dicle kenarında karpuz bahçelerini bulmak mümkün değildir.Karpuzun tadı bozulmuş oda maalesef yerini taklitlerine bırakmıştır.Bu gün onların yerinde yoksulluğun ,çamurun diz boyu olduğu gece kondu bölgeleri oluşturulmuştur. Güzelim Dicle Nehrinin çevresi gecekondularla dolup taşmıştır.Burardaki evlerin ,burada ki yaşayan insanların halleri gerçekten yürekler parçalayıcı bir durumdur.Orada bir tarih bir medeniyet can çekişmektedir.
Diyarbakır Büyükşehir ve diğer belediyeler devletten ne yazık ki bu konuda gerekli yardımı alamadıkları için oraya arzu ettikleri hizmetin ancak bir bölümünü verebilmektedirler.Devlet bu konudada bölgeye elini uzatırsa gerçekten bir ünüversite ,sağlık ,kültür ve turizim merkezi olarak çok büyük canlılık kazanabilir.
- Biraz da Diyarbakır’da yerel yönetimlerin çalışmalarını bölge halkı nasıl değerlendiriyor?
-Diyarbakır’ın bu gün yine de yaşanabilir bir şehir olduğunu görebiliyorsak,şehir merkezinde birtakım güzel işlerin ortaya kondğunu görüyorsak bu fazilet partili Büyükşehirbelediye başkanı sayın Ahmet Bilgin’in gerçekten yüksek becerilerini ortaya koymasının bir ürünüdür.
Diyarbakır’da son üç dört yıl içerisinde diğer şehirlerde örneğini göremeyeceğimiz kadar çok sayıda bulvar açılmış,bütün yollar bataklık ve küçük küççük sokak olmaktan çıkarılıp bulvarlar haline dönüştürülmüş,çiçekler ekilmiş,ışıklandırılmış,yer aytı ve üstü geçitler yapılarak şehrin çehresi değiştirilmiştir.
İlginçitir bu gün Diyarbakırda insanlar hangi dünya görüşüne sahip olursa olsunlar FP’li büyükşehir belediye başkanı Ahmet Bilgin’in ortaya koymuş olduğu bu şehircilik hizmetlerini kabul etmekte,inkar etmemektedirler.
|