KÖYÜMÜN TÜRKÜSÜ
Bu ezilmişliğin değil var oluşun bir türküsüdür. Hayata isyan etmeden geçmiş ile gelecek arasında bir köprüdür.
Kurşunu havada tutamasan da kahpece gidişleri sevdaya dönüştüren namlunun ucunda ezgisi olmayan, uyanmayı ölüm anına bırakan Hayatta köyümü köylümü sevmesini bilenlerin türküsüdür.
İnsanlara boyun eğmeden, mücadeleyi kazanıp insanca sevmenin yaşamanın mutlu olmanın. Var olmanın ötesinde var oluştur.
Benim köyümün insanı Kardelen misali azimle çalışıp sonuca varıştır. Kalbe giden yolu fethediştir. Bazen bülbül olup güle ilan-ı aşk ediştir. Kimi zamanda sevdaya yasak koyanlara inat sevdayı doyasıya yaşayıştır.
Bu türkü benim köylümün türküsüdür
Benim köylüm benim köylüm Eyyüp olup en güzelinden sabrediştir. Bazen de balık olup Yunus’u saklayıştır. Ya da Yunus olup balığın karnında sabırla bekleyiştir. Kim bilir belki de Sultan Süleyman olup enva-i çeşit kuşlarla muhabbet edip onlara hükümran oluştur. Kimi zaman da ateş olup İbrahim’i görünce gülistan oluştur. Bazen de sevdiklerini terk edişidir
Bu türkü benim köyümün türküsüdür,
bu türkü canısın,kuzuluğun,çatagın,kagarikin ve kopun türküsüdür
kaderine yazılmış olsun olmasın kurumuş bir otlak gibi boynunu büküp önünde saygı ile eğilenlerin temmuz sıcağında kar isteyen hastalarımın türküsüdür bu içten içe yanmanın ası olmamanın türküsüdür
Bilinmeyen bir zamanda şiir gibi yaşamı görüp şairler gibi yaşayıştır. Bazen hayata karşı kor Ali gibi kayıtsız oluştur. Ömrün merdivenlerini kudala İsmail gibi ağır ağır çıkıştır. Varlık sancıları içinde eğitmen gibi çile çekiştir. 50 sinde son noktayı bilen deli Ali gibi görebilmektir.. tabutunda güvercinlerin yolculuk ettiğini bilecek kadar hoca Mustafa gibi i gibi aşık olmaktır. Yâda Ferhat gibi köyünü terk etmektir
bu köyümün türküsüdür
Yâda zencrilii gibi yağmurun geleceğini görmektir , âşık nazım gibi gerçekçilik hacı Harun gibi adeletli,hacı Muştak gibi akıllı ,bayram gibi çığırtkan,hacı Tevfik gibi sakin ,kıço Recep gibi temiz,imam Mustafa gibi konuşkan,kullahlar gibi doğru ,feyruz gibi şakacı,hacı şevki gibi kuduzum olmaktır. yada koplu deli ali gibi bir gerçeği bilendir.yada abbasın İbrahim gibi bağırmak hacı Aşur gibi misafir sever,kürt Mehmet gibi oturaklı,nallının Hasan olup arı gibi çalışmak,yada hacı cihan olup kız kaçırmasını bilmektir.yada duygularına inemediğimiz Azmi gibi sabırlı olmaktır,yada İsmail hakkı olup hayatı doymadan gitmek,hacı Ömer olup teraviyi uzun uzun kıldırmaktır,yada Yakup dede gibi yiğit olmaktır.yada Agah gibi ayakkabısız okumak,Nizamettin gibi ilim yapmak,hasan gibi sülalesini temsil etmektir. Yada Mehmet kaya gibi sessiz sedasız terk etmektir köyüme duyulan özlem
Papatya tarlalarında, gelincik açmayan yollarında yarenle konuşmaktır, yemen ellerine gidip gelmeyenlere duyulan özlem,tandır başlarında küle düşen bebeğimin türküsüdür bu türkü
köyümün okumuş insanları Yine nerelere gittiniz. Mabedimde ilim devşiren yürek olmaktı sizlere duyulan özlem
ah köyüm ah köylüm
Elleri geven toplarkan kınalanan tezek yaparken siyahlaşan gözleri ile ibadet eden bitmeyen yoksulluğa kemençe vuran doğum gününü bilmeyen dokuz canlı kızlarımızın türküsüdür bu türkü
Her gül bir kaderle açar ve her kuş bir kaderle uçar’ yüreğindeki sevgiyi ekin tarlalarına verip ekinleri kızartan o duygulu ak sakallı köylülerimin türküsüdür bu türkü uzaktan yavuklusuna bakıp duygularını dökmeyenlerin türküsüdür bu türkü
‘Yağmurlardan sonra büyürmüş başak, meyveler sabırla olgunlaşırmış’ Sadece bunu anlamak için olmak lazımmış, yanmak için pişmek lazımmış, ağlamak için dolmak lazımmış… Şimdi piştim, doldum ve oldum. Çağlayan nehirler vardır, kıvrım kıvrım akarlar. Hiçbir bent hiçbir dönemeç engel olamaz onlara. Geçerken görmezler etrafı ,nice yalçın dağları ve dahi vadileri.Ta ki kavuşmaya yakın sakinleşirler deryaya.İşte o an bir vuslattır sevgiliye.O an,bir fırsattır geriye bakmak için,o an bir fırsattır olmak,anlamak için ,yanmak için ,ağlamak için .İşte son fırsattır ,son çırpınıştır sana kavuşmak içindir köyüme köylüme duyulan özlem
Elbette kış yerini bahara bırakacak, nazlı derecikte balıklar raks edecek, yine kekik kokusu saracaktı köyümün dağlarını… Gelincikler açacaktı sevdamın rüyalarında Oysa şimdi… dağları beyaz bir hüzün kaplamış,kuşlar sessiz,günler uykusuz ,geceler yorgundur senin sabırla hüzünle umutla beklettiğin düşlerinin bıraktın Ve gittin,yaşadığın bu topraklarda bir ok gibi süzülerek gittin.Bir yüzüme bakışını unutmadım,bir de sessiz sedasız tahta bavulla köyümüzü terk edişini Bir daha görmedim seni ayrılık türküsünü söyledim aypansın karanlık gecelerinde.
Yaylalara bu denli karanlık olur mu?Bunca gürültüyle eser mi rüzgâr? Gözlerim kaşkonsta seni ararmı, tandırdan sıcak ekmeğe özlem duyarsam bağırsam kayalardan o insanlar beni duyarmı Elleri duaya açsam canısın düzlerinde kabul olurmu,bu Fâni dünyada kalan ahir eti özler mi?Sığar mı ufacık bir yüreğe devasa bir çığlık.Sığar mı bunca hüzün ,bunca korku,bunca keder,bunca umutsuzluk küçücük bir yüreklere . Sıgarmı ,dev gibi acıları yüklenip taşıyabilir mi hiç?Sevgi yürekte durur mu hiç,suyun bardakta durduğu gibi Kalb, kalbe karşı olunca tutkulu bir sevdaya dönüşür mü sevgi? Elinizden ümitler kaybolup gitti mi hiç.azgın bir nehir gibi kendini çöle vurmuş bu hasretlik bitermi
Bu türkü köylümün türküsü
Sesin son perdesinden yükselen ayrılıklar, yürek tellerimi koparta, koparta ağıtlar yakıyordu içimde. Gökyüzü yarı kapalıydı,.Karanlığa doğru baktım;bir yanımda hüzün ıslığı çalan yaratıklar,diğer yanımda ayrılık yüzünü gösteren elimi elinden çeken hasret kalmış duygular.Ne kadar yalnızlık hissi içimde uyandıysa , o kadar da kalabalık ve karmaşık duygular uyanıyordu içimde .Bazen birdenbire sevince dönüşüp tekrar ağır hüzünlere doğru yolculuk yaptıran sarmaşık duygular ve düşünceler tıka basa dolduruyordu içimi.Keskin bir acı vardı ve zehir gibiydi bu duyguların tadı.
Şimdi hava soğuk .Hava üşümüş.Hava karlı.Sen bir uzun hava akıt içimize İnadına aşık oldum sana..Aşkın ne derece boyutlu olduğunu senden öğrendim.köyümde dizinin dibine bana elif be yi öğretenden öğrendim,orta odada aşık atıp bir günlük sevgiyi sırtıma vurduğumda öğrendim,konakta tel helvası çekenden tandır başlarında kocamana zil takandan öğrendim bu sevdayı bu aşkı köyümü köylümü sevmeyi.
Bu türkü bizim türkümüz kahansın türküsü
Bir insanın susuz dudaklarına, titreyen ellerine,ince boynuna,orak tutan dikenli ellerine, köy odasında hükmeden sesine,gecelerin derin uykusuzluğunda deli gibi sevda oluşuna her gün bir ay gibi içimde büyütüşüme yataklarda arkadan koşup seni sevda ile emmen oynarken vuruşumda seni hep içime sardım sen hiç fark etmedin
Şimdi köyün yok dediler öldü dediler komşuluk yok dediler esiri olmuş inanmadım haykırdım benim köyüm bir cennettir dedim haykırdım benim köyüm bir cennettir dedim inanmadılar
Kalbimi mezar yaptım oraya gömün dedim
Tekbir aldı imam efendi! Namazını acele kıldılar:
Götürmeden evvel sordular ‘Nasıl bilirdiniz?’
Yağmur oldu gözyaşlarım. ‘cennettir !’ diye haykırdım
herkes sustu ben yine bağırdım orası bir cennettir
Ama dinlemediler beni alıp götürdüler kalbime bırakmadılar
Şimdi ellerimi kaldırmış dua ediyorum
Köyüm avuçlarımın içine sıkışmış hırsımdan dişlerimi sıkıyorum
Bu türkü onun türküsü
İki bilinmeyen denklemdi çözemedim gitti
Kördüğüm kılıçla çözülür
Benim yüreğimde o gecelerin türküleri kaldı
Bu türkü onun türküsü
Tulumun çaldığı o yayladaki yankılar geri geldi hep beni çağırıyor seni çağırıyor onu çağırıyor
Hangi türküydü unuttum gitti,sen biliyorsan söyle bu türkü bizim köyümün türküsü olsun
Ellerine kına yakmış yaşmaklı gelinle burma bıyıklı köstekli saatini gösteren el ele tutuşmuş utancından bir birlerine sorgusuz bakan gençlerin türküsünü bilen varmı
YILMAZ ÇALIŞKAN
web tasarım : zafer ÇALIŞKAN