|
DEDELERİMİZ
BU TOPRAĞA CANI İLE ÇALIŞIR
YAĞMUR OLUR TOPRAK İLE KARIŞIR
ALAÇAYIR GÜZELLERLE YARIŞIR
HELAL OLSUN SANA EY MUSA DEDE
SEFALUĞUN USTASIDIR KENDİSİ
TULUMUN ZURNANIN HEM EFENDİSİ
HEP ESKİNİN MAZİSİNİN DERTLİSİ
HELAL OLSUN SANA EY FEYRUZ DEDE
ODUN ELİNDE BİR BAŞKA DURUR
USTANIN BÖYLESİ YÜZYILDA OLUR
KESERİ ODUNU SANKİ YOĞURUR
HELAL OLSUN SANA EY NAZIM DEDE
HEDEFİ VURUR ÇIKARMAZ BOŞA
KOREYİ FETHETMİŞ BU AZİZ PAŞA
ALLAH ÖMÜR VERSİN SEN ÇOK ÇOK YAŞA
HELEL OLSUN SANA KORALİ DEDE
BAĞ BAHÇE İŞİNDE YOKTUR RAKİBİ
CAMİ MUHASEBESİ ONUN TAKİBİ
BALIYLA HASTALARIN TABİBİ
HELAL OLSUN SANA EY HARUN DEDE
SİYASET DEDİNMİ TANIMAM BAŞKA
HELE BİR DİNLE GELİRSİN AŞKA
TAYYİP BAŞKA AMMA ODA ÇOK BAŞKA
HELAL OLSUN SANA EY BAYRAM DEDE
BİR DEMLÜK ÇAY GETİR DURMA SEN HELE
KIRK BARDAK OLDU DOYMUYOR BİRE
ÇAYIN TADINI ALMIŞ BİR KERE
HELAL OLSUN SANA EY KAYA DEDE
MEHMET KURT-GAHANS
*DEDELERİMİN ELLERİNDEN ÖPERİM*
|
GURBETİN ÖTEKİ YÜZÜNDEN AKLA GELENLER
BİZİM ANLARIMIZ HEP AĞLARDI
Bizim analarımız benim anam senin anan onuna anası hep ağlardı,
Gelin geldikleri de bir kara kedinin bile yaşamadığı evlerde oturan analarımız hep ağlardı.
Babalarımız giderdi gurbete gelmezdi aylarca yıllarca şubatın soğuk akşamlarında geceleri kurt havlamalarına köpek seslerini dinleyerek ninnini söylediği bebeğine bakarak hep ağlardı.
Karlı fırtınalı yollara bakardı gözleri ağlardı. Ezan sesleri yankılanırdı ramazan akşamları tandır başlarında kurulan sofralarda yoksulluğa şükreden analarımız akşam iftarında boru sesini duyunca gözyaşlarına boğulurdu hıçkırıklar bizim analarımız hep ağlardı
Komşunun oğlu asker gitse bir kız gelin oluverse gençler köy meydanında halay çekip yola koysalar duaları nasırlı ellerin bereketine karışırdı bizim analarımız hep ağlardı.
Gelin olu verdide kız kardeşlerimiz telli duvaklı, damlarda yaptık düğünlerini utanarak sorgusuz bakamadığımız kırmızı yanaklı sevdalılarımızı görünce analarımız hep ağladılar.
Komşunun keçisini kurt yese hasta olsa aksakallı dedeler. Acı bir haber gelse gurbetten ineğinin başında sabaha kadar ahırda beklese hep gözyaşları ince, ince akar yanaklarından duysa ki mektup gelmiş gurbetten hasret kokan kâğıtlara dokunarak ifade edemedikleri duygularını içlerine atarak hep ağlarlardı.
Bir sonra ki günün telaşı bir öncekinin terine karışırdı tarlalarda ekinler kızarırdı güvercinlerini gugurtusu ile. Kör karanlıklarda çalar saat sesi yerine kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu ile düşlerimizi ertelerdik,
Bir sarı lira gibi ömürlerini sandıklara kilitlediler,20 yaşlarda 30 lara kurdular saatin alarmını 30 ların da 40 lara belki de 50 lere kurguladılar saatleri kuşlukta hayal kurma fırsatı bulduklarında hayal giremez oldu düşlerine bile ve hep ağladılar
Bizim analarımız hep ağlardı.
Baharın telaşı başlardı koyunlu kuzular doğurmayan ineğe sitem eden açık yollardan tahta bavulla köyüne dönen gurbetçiler beklenirdi mart akşamları duvar diplerinde akşam muhabbetleri gelen gelmeyen haçlık gönderen ve gecenin o gaz lambası ışığında okunan elif be ler .
Bir gelen var gurbetten, evin babası bir talaş başlar ya güzel al yazmalısı oya ile örülmüş al al yanakları süslemiş ki gülen yüzler pişen yemekler hasta sunulan bir elmanın yarısı bir sarı lira gibi ömürleri, erkenden yakılan tandırlar.
Tandır başlarında küle düşen bebekleriz biz analarımız hep ağladı yıllarca hasretliğe yoksulluğa isyan etmeden bilmez ki isyan ne.
Tahta bavulla eve gelen adam baba gelmiş ya kırmızı akide şekeri, hastaya yollanan yarım portakal. Birbirine utanarak bakan gözler açığa vurulamayan gizli kalmış duygular günü gelip sandıktan çıkardığımızda birde bakmışsın ki tedavülden kalkmış
Yaylaların güzelliğini görürsünüz o mahcup yüzlerde elleri kınalıların dokuz canlısı koyun sagarken tutan ağrılar ve köşe başlarında ayna tutmalara hep ağlardı analarımız
İşte bizim analarımız hep ağlarmış niye ağladığını soramadık bir türlü onlarda anlatmadılar şimdi soralım o elleri öpülesi yürekleri sevgi dolu bizi kuşlukta kaldıran analarımıza niye ağladınız ki
Sizin ömrünüz bir sarı lira gibi hiç tedavülden kalkmayacak
Yılmaz çalışkan
|