
26/11/2007 - ALISKANLIK

ALISKANLIK
Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...

Oysaki her zaman ve günün her saatinde
yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
"Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!

İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.

Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
bir bütün haline geliyoruz durmadan...

Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...

Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
seninle vardığım yüksekliğe erişemez...

Açılmış bütün kuyuların derinliği
içimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...

Ümit Yaşar OĞUZCAN
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
26/11/2007 - GECEDIR

Gecedir;
Çalarsın kapıları
açan olmaz.
Gecedir;
Hem de yıldızsız
göz gözü görmez,
Bir ses duyar irkilirsin,
Sarar korkusu yalnızlığın.
Rüzgâr eser savrulursun,
Düşersin kucağına karanlığın.
Gecedir;
Ararsın yolların bulunmaz,
Gecedir;
Kalbinin gürültüsünden durulmaz,
Üşürsün...
Sevdiğini düşünür, ısınırsın.
Gözleri gelir aklına...
Bir çift yıldız gibi
Asılır kalır karanlık göğe.
Gecedir;
An olur yenersin korkuyu,
An olur canın çeker
Oturursun bir köşeye
Dinlersin geceyi,
hissedersin...
Gözlerini yumup susarsın,
An olur,
gece olursun.
Ahmet Ünal Çam
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
26/11/2007 - DIKENLERE GIDIYORUM

DIKENLERE GIDIYORUM
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
Gidiyorum
bütün acılarımı vurup sırtıma
umutları bırakıp başucuna
ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
şiirlerimi sarıp bohçama
yüreğimin yangınına gidiyorum
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal.

Gidiyorum
gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum.

Gidiyorum
başımda gam, gözlerimde nem
bütün hatıraları bırakıp geride
usulca çekip kapıyı ardımdan
alıp başımı gidiyorum buralardan
şafak sökmeden kimseler görmeden
yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için.

Hoşça kal suyundan çimdiğim dere
kana kana içtiğim pınar
say ki yaşamadım bu yerlerde
nazlı çiçeklerini okşamadım baharın
bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle
bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü
çekip gidiyorum buralardan.

Gidiyorum
bir bilinmeze doğru
hem yol, hem yolcu olmaya
acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum
bütün yıldızları takıp kanatlarıma
bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum.

Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum.

Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
ne okuyacak bir şiirim
gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi
bakmadan ardımdaki uçurumlara
alıp götürüyorum yüreğimdekileri de
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal.
Nuri CAN
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
26/10/2007 - ADIN BATSIN

ADIN BATSIN
yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
nasıl edem nere gidem dertli baş ile
bilemedim teli kırık kemana dödüm
canım aldın, can evimden vurdun ya sen de
küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
sen de vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın
zaman ola devran döne sen de çekesin
yitiresin umudunu heder olasın
aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin
sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
yalan oldum talan oldum senin sayende
sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın
beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
sesime bakıp da ağlıyorum sanma
seni özleyince böyle olsun birazda
ayrılıversin yaprak dalından
insan sevdiğinden ayrılıversin
kan damarımdan can pazarından
adam baharından ayrılıversin
dağda dört mevsim erimeyen kar var ya
yokluğum öyle erimesin
sen de vefasız çıktın, sen de hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın
IBRAHIM SADRI
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
26/10/2007 - YALAN
YALAN
Hadi gidiyorsun
Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun
Hersey gidiyor
Gökte bulut,dagda kar,düzde kervan gidiyor
Solgun bir gül oluyor insan
Bir demet kar çiçegi ölüyor,sen gidiyorsun
Ne ucuz yasiyorsun,ne kolay
Bir kristal gibi ellerimden düsüyorsun
Bakma öyle
Ben kaniyorum sen üsüyorsun
Kolay degil bir yalan bu
Yaralayan koca bir yalan
Yalan iste
Sevdigim yalan
Sarkilardan arta kalan ve sabah bugusu
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki isçi kalbi gibi
Yumusacik sicak bir yalan
Islak gözlerimle geçiyorum
Yarali bir ceylanin kalbinden
Ceplerimde kül var
Bir yangindan arta kalan
Sordugum adreslerde kimse oturmuyor
Ve kimse olmuyor ben sordugum zaman
Hersey bir yalan gibi yandigi zaman
Yalniz oldugunu anliyor insan
Anladim ve geçtim
Yarali bir ceylanin kalbinden
Aynami kirdim,fotograflarimi yaktim
Nasil da acimasizdim tatralarima karsi
Nasil da umarsiz
Su gördüm düsümde
Karanlikti ve gürültüyle çagliyordu
Ceplerimde kül vardi ve yaniyordu
Sonra sabah oluyor
Ve bir ceylan kalbinde alem agliyordu
Hayir,diyordu bir dag köylüsü
Hiç bir sey için geç degil
Ve geç degil
Birsey için hiçbirsey
Birsey vardi öyleyse,birsey
Beni çeken
Günesin dagdasindan uzaga
Kocaman çayirlara çeken birsey
Gümrah irmaklara
Sonra sicaga sonra aciya
Sonra yaralarima merhem olmaya kapima dayanan birsey
Tutsana beni birakmasana
Olsun,yaralasana
Olsun,agrisada
Yalan da olsa kalsana
Dag köylüsü askin oldugu yerde ben varim
Sen Olmasan da ben varim
Yagmur yagar,saçlarim filizlenir
Bir yildiz düser omuzlarima
Islik çalar,islanir,sarkilarimi söyler geçerim kapimdan
Camlarin bugusundan ve yagmurun kokusundan
Tanirlar beni
En iyi Yalanlarini alirim onlarin
Adresler sorarim kimseler oturmaz orada
Ve kimseler olamz ben sordukça
Dagköylüsü
Simdi gidersen
Simdi git
Kalirsan simdi
IBRAHIM SADRI
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
26/10/2007 - KU§ HATIRALARI

KU§ HATIRALARI
benim çoculuğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik.
yerli malı kullanan
yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuruincir üzüm fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuruüzüm inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...
özlerdik.
memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nurettin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okulönü kozhelvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalamızın elinden
yazlık sinemaya gider
sadri alışık vahi öz
belgin doruk cüneyt arkın seyreder
olimpos gazozlar içer
güler eğlenir bağırır cağırır
dönerken yıldızları sayardık.
sıkı çocuklardık.
hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da blze isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.
benim yıldızıma mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı.
bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim.
yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlamdı.
bu şehrin yıldızları vardı.
saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
ben fenerbahçeyi amcam vefayı tutardı.
konya tahıl ambarı mersin muz cennetiydi.
taksim\'den fatih\'e troleybus kalkar
şişhane\'de mutlak raydan çıkardı.
vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
muammer karaca adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.
başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
vardı.
geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
sarman adında bir kedimiz
ceperimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotağrafımız vardı.
bir sabah bütün iyi şeylerin
ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük.
sonra ayvansaray\'ın suları çekildiğini yazdı
gazeteler
süheyla hanımın raci beyin
melahat mehveş ablanın
niko\'nun ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense
ama yok ama yoklar.
ne harma sigarası kaldı geriye
ne olimpos gazozu
ne sadri alışık.
kalan bir tortuydu belki.
belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
herşey maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
hadi hepsi yalandı.
hadi hepsi hayaldi.
hadi hepsini ben uydurmuştum
ama rüyalarımızın melekleri
ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
ya onlar?
onları siz de görmediniz mi?
sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
onlar da mı yalandı?
IBRAHIM SADRI
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
26/10/2007 - EYLÜL YAGMURU
EYLÜL YAĞMURU
Sen doğduğunda oğlum seksenbir yazıydı
Yani olan olmuştu
Kuşlar çoktan uçmuştu göğümüzden
Mısır tarlaları ve buğdaylar
Kavrulmuştu şerha sıcaktan
Yani olan olmuştu
Duvarlarda yazılar solmuştu bir bir
Dayın içerdeydi artık
İsmail abin kahvede çay içerken vurulmuştu
Bir yaprak daha düşmüş
Bir şarkı daha susmuştu
Bulanıktı herşey
Televizyonda haberler
Radyoda yurttan sesler
Sinemalarda filimler
Gazetelerde ölüm ilanları vardı
Bostu kitaplığımızın rafları
Bütün kitapları
Ve bütün yazıları kaldırmıştı annen
Kuşkuluydu terliyordu konuşurken
Ve ağlıyordu
Bütün anneler gibi
Memleket isimli yavrularının ardından ah ederken
Sen doğduğunda oğlum
Mevsim yazdı, hava sıcaktı
Susmuştuk susulmuştu
Demir lokma gibi boğazımıza kan oturmuştu
Oysa ekmek yine pahalı
Ve aslanın ağzındaydı
Erol dayın hala tornacı yanında çıraktı
Ferdi tayftır dinliyor
Kötü kötü öksürüyordu uyurken
Kemahın kapanıyordu yolları
Kar inince gökten
Utanıyordu mahalle bakkalımız ihsan efendi
Bir kuru selamı bile vermekten
Bir kuru selamı bile vermekten
Sen daha yoktun
Bir sabah namazı vaktinde
Açtık ki radyoyu marşlar çalmakta
Adlar okunmakta
Çanakkale türküleri söylenmekte
Hani bir dedenin sarıkamış'ta
Bir dedenin sina çölünde verdiği can
Ve ansızın sokak aralarından boşanan ihanetler gibi
Canlı yayındaydı radyomuz
Sonra günler geçti
Haftalar ve aylar
Mevsim değişti
Seksenin kışı zor oldu
Bir yandan acılara alışmak
Bir yandan beklemek seni
Bir yandan verilen kararları
Kesilen cezaları okumak gazetelerde
Bir yandan annenin patik örmesi
Ayağına giyesin diye
Sen daha yoktun
Hep tanıdıklar hep bildikler
Birer birer götürüldü
Yüreğimizle beraber
Annen ve ben
Kulağımız kapıda
Bekledik ve bekledik
Ha geldiler ha gelecekler
Ha geldiler ha gelecekler
Sen doğduğunda oğlum
Seksenbir yazıydı
Yani olan olmuştu
Kuşlar çoktan uçmuştu göğümüzden
Mısır tarlaları ve buğdaylar
Kurumuştu şerha sıcaktan
Ağzımız dilimiz kurumuştu
Hayat sürüyordu
Sinemalar oynuyor
Gazeteler çıkıyor
Televizyonda komikler güldürüyordu
Bıçak değmez kurşun kar etmez acılarla
Dolup boşalıyordu cezaevi kapıları
Alışılıyordu oğlum
İhsan efendide artık maltepe sigarası bulunuyordu
Tüpgaz için sıra beklemek gerekmiyordu
Sonra sen vardın artık, gülüyordun
Sen doğduğunda oğlum seksenbir yazıydı
Adını ismail koyduysak
Elbet bir hatırası vardı
Elbet bir hatırası vardı
Elbet bir hatırası vardı
Elbet bir hatırası vardı
İBRAHİM SADRİ
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
26/10/2007 - SEN BENIM 17 YASIM GIBISIN
Sen Benim Onyedi Yaşımsın (İbrahim Sadri)
ONYEDİ YAŞIM GİBİ
Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın...
Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın .
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim ,
İlk şiirim, ilk kavgam ,
Yaşamı ilk farkedişimsin .
Sen benim onyedi yaşımsın...
Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan.
Cebinde iki gazoz parası
Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan .
İki film bu akşam,
Birinde Yılmaz Güney oynuyor, birinde Fikret Hakan.
Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan:
'...Rüyadır gördüğün bütün düşler ,
Gözlerin aklımı perişan eyler ,
Aşk masalından şarkılar söyler ,
Beni hülyalara salan gözlerin ...'
Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan ,
Bir külah çekirdeği, mangal gibi yüreği var, bilesin...
Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın...
Aynaya ilk bakışım ,
Babamla ilk kavgam,
Evden ilk kaçışımsın.
Serçeleri sevdimse senden,
Minibüslerde muavinlik ettiysem.
'Bir Teselli Ver'i dinlediysem Orhan Gencebay'dan,
Emirgan'da çay içtiysem,
Tophane'de sabahçı kahvelerini öğrendiysem ,
Nerden bildiysem şiirlerini Ümit Yaşar'ın,
Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem,
İçimdeki kıpır kıpır bu soluk nereden ...
Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın...
Okulu ilk asışım,
İlk kez birine gümüş kolye alışımsın.
Sen benim ilk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın.
Sen benim onyedi yaşımsın...
Mahallenin delikanlısı,
Elleri ceplerinde, dudağında ıslığı,
Başında kavak yelleri.
Şarkılar mırıldanıyor.
'Zalimin zulmü varsa sevenin Allahı var' yeni çalıyor 45lik plaklardan.
Hayri Şahin ortalığı kavuruyor.
Mahallenin delikanlısı,
Cebinde iki gazoz parası.
Yüreğinde garip bir pıtırtı
Alışmaya çalışıyor sana alışmaya.
Akşamları işportaya çıkıyor,
Bir defter, bir kalem, bir de çakı alana aynayı bedava veriyor.
Yani günler geçiyor onyedi yaşının bütün tadıyla ...
Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın...
İlk maça gidişim, Cemil Turan'ı ilk seyredişim, ilk sevincimsin.
Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme öyle güvendiğimsin.
Sabahları eskici geçiyor kapıdan
Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor
Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında
Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi,
Herşey güzel oluyor.
Bu hengame nasıl yakışıyorsa İstanbul'a bana da aşk öyle yakışıyor.
Anam koş kapa diyor muslukları,üç gündür akmayan sular geliyor.
Ben onyedi yaşındayım, hayat benden yana duruyor ...
Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın...
Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın.
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim,
İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk farkedişimsin...
Sen benim onyedi yaşımsın,
Sen benim, sen benim, sen benimsin.
Sen benim herşeyimsin.
Hiçbirşeyimsin, hiçbirşeyimsin ...
IBRAHIM SADRI
__________________
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
14/10/2007 - ALDA GIT EGRETI GÜLÜSLERIMI

Al da git eğreti gülüşlerimi
isyanı kutsayan yüz bende kalsın
maviye boyama zor düşlerimi
gemimi yakacak köz bende kalsın
mermere saplanan bir deli su’ca
nefreti sevdama etmişim boca
karanlığa dönük bir çift namluca
tetikte bekleyen göz bende kalsın
neşeyi açmadan solanlara ver
gülüp eğlenmeyi yılanlara ver
baharı, bahçeyi çalanlara ver
Van Gogh’un çizdiği güz bende kalsın
bilirim yol uzun sürmek zor ama
çekmediğin kahrı koy matarama
azık kıt, vakit dar, tuz bas yarama
çiledeki aziz giz bende kalsın
MUSTAFA İSLAMOĞLU
|
|
Yorumlar (2) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
12/10/2007 - HÜZN-Ü HICRAN
|
Hüzn-ü Hicran
Yazdır yağmurlar yağmaz olmuştur bulutlardan
Kuru kırışık yüzünde bir elemdir okunan
Avucundaki son çiçekler de ölü yüzü solgun
Soluğu kısık dua, hüznü hicran
Hüznü hal edinmişim,suskunluğum bundan
Limansız okyanuslara açılır gemilerim
Çok gerilerde elinde mendil,ağlamaklı salınışlarda yar kaldı
Aynalar üşüdü yüzümün donukluğundan
Hıçkırıklarda hayal,hüznü hicran.
Tanklar geçer beynimin damarlarından
Bir çift serçe titreyen ellerim.
Yabansı sesler böğrümde,cinnetler yalnızlık ertesinde
Saksıdaki son akşam sefası da soldu softalığımdan
İniltilerde gece,hüznü hicran.
Yazdan kalma bir gülümseme dudağının kıyısından
Gri pardesülü kadın ile gelir eylül
Dağınıktır saçlarım karışmış uçarı uykulardan
Islık ıslığa yapışır tenime sararmış yapraklar
Eylül hazan,hüznü hicran.
Acılar okunur alın çizgilerimden
Her mevsim yutkunuşlar rüzgarıdır
Her gün doğumu ruhumda sancılanan
Ey ömür törpüsü avucumdan uçan zaman
Hayat zaman, hüzn-ü hicran.
18.01.2007/İstanbul
|
|
|
|
Osman Balkıs
|
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
12/10/2007 - EMANET
|
* Emanet *
* Emanet *
Emanetse bu can bedende
O zaman nedir ki bu elem üzüntü niye
Mademki terk edecekse seni, bir gün bir yerde
Hazır ol emaneti teslim etmeye
Hüseyin Topçuoğlu
|
|
|
|
Hüseyin Topçuoğlu
|
|
|
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
12/10/2007 - HICRANNAME
|
Hicrannâme
Aynalarda seni hissediyorum,
Hayal ırmağının çağıltısında
Umutların mecnun parıltısında
Rüyalarda seni hissediyorum...
Ey dost en güzelin nakışındasın,
Nurun karanlığa akışındasın,
Bir denizin şehlâ bakışındasın
Dalgalarda seni hissediyorum...
Şûledar eyleyip sundun elini,
Tayfuna çevirdin sevda yelini,
Tutuşturdun yüreğimin külünü,
Nevalarda seni hissediyorum...
Yürürken gecenin kalbine doğru,
Gönlümden beynime vuruyor ağrı,
Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru,
Tenhalarda seni hissediyorum...
Akşamın renginde ay ışığında,
Bir gül yaprağının kırışığında,
Bulutta, yağmurda, gökkuşağında,
Semalarda seni hissediyorum...
Hüzün gözlerinden ruhuma düşer,
İçim acılarla yoğrulur pişer,
Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer,
Dualarda seni hissediyorum.
|
|
|
|
Nurullah Genç
|
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
12/10/2007 - TEK TABANCA HÜZÜN
|
Tek tabanca hüzün
Yılların arenasın da ayların son dansı
Aylar kıvırdıkça haftalar yitirdi şansı
İçimde bir şeyler yaralı biraz da kansı
Tek tabanca hüznü içe içe öleceğim...
Avucumda bir damla göz yaşı can çekişir
Parmaklarım uyuşmuş,kollarım sa çelişir
Aklımın zoru yüreğimle,fikrim ruhum da ekşir
Tek tabanca hüznü seve seve öleceğim...
Dudaklarım mühürlendi şiirlerimin tortusuyla
Dişlerim kilitlenmiş,dilimin derin uykusuyla
Boğazım düğüm düğüm,söz olur korkusuyla
Tek tabancasın hüzün diye diye öleceğim...
Ayaklarım mıhla hicran kavşağına çakılmış
Dizlerim titrerken,oturup ta seyrine bakılmış
Menfaat üzre olmak sa en güzel akılmış
Tek tabanca hüznü ar bile bile öleceğim...
Öyle hasretim ki şimdi ben de ana kucağına
İçimdeki yağları eriten giden yalansız sıcağına
Bir dönebilsem çocukluğuma baba ocağına
Tek tabanca hüznü vura vura öleceğim...
HÜZÜN ŞAİRİ (08.07.2007 23:24:00)
|
|
|
|
Nimet Yıldız
|
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
10/10/2007 - YOL UZUNDU ANNE

Yol uzundu anne...
Daha,
Şapkamın içine son çiziği atmamıştım anne.
Yüz mü,yüz elli mi bilmiyorum?
Daha,
Kaç şafak vardı,saymamıştım anne...
Yol uzundu anne...
Yavuklumu,
Hep dağların yamacında düşlemiştim
Gözleri yayla gülü,
Bakışları dağ çiçekleri gibi mi?
Daha,
O elleri hiç tutmamıştım anne...
Yol uzundu anne...
Daha,
Paketimdeki son sigarayı yakmamıştım
Seni,
Memleketimi,hikayemi,
Daha,
Sol yanımda yürüyen tertibime anlatmamıştım anne.
Yol uzundu anne...
Daha,
Yirmisinden yeni gün çalmıştım
Patlayınca bombalar,
Kollarım gövdemden kopunca
Öldüğümde,
Daha
Tüfeğimin kabzasını bırakmamıştım anne...
Yol uzundu anne...
Denizli,Konya,Samsun görmemiştim
Urfa,Kars,Çorum nice bilmemiştim.
Ben yüzlerce Mehmetlerle
Memleketimi
Onların şivesinden tanımıştım anne...
Yol uzundu anne...
Ben böyle cehennemler yaşamamıştım.
Şimdi,
Vatan sağ olsun derler
Yirmi yaşımda toprağa koyarlar beni.
Kanı yerde kalmayacak,
Hesapları görülecek derler anne.
Bir tören yapılır,
Saygı duruşu,
Saygı atışı yapılır anne.
Her şehidin ardından söylenenler
Bir kez daha ardımdan söylenir
Bırak sen kan isteme,
İntikam deme güzel anam
Ben vatanımı hiç satmamıştım anne...
Yol uzundu anne...
Bir akşam üstü,bir vadide
Bir kanlı pusuda bitti.
Zıpkın gibiydik,tığ gibi,
Fidan gibide derlerdi tabiri caizse.
Ama hayatımız böyle
Bir kısa künye
Bir kanlı şafak türküsü
Topuk selamında
Hasretler yumağı anne....
Sırt çantamda resimler,
Bir yudum su mataramda
Son nefesimde içemediğim.
Ve bir bayrak çıkartması kasaturamda...
Birde,bordo beremiz içinde
Kalemle çizdiğim şafak sayıları
Komando marşı.
Birde anne,birde;
Soğuk parlayan tüfeğimin süngüsü
Sana kalan kısa ömrümün öyküsü...
Yol uzundu anne...
Daha gidilecek çok yol vardı.
Tükenesi karanlık şafaklar,
Kına geceleri
Ceylan gözlü söz verilmiş sevdalar,
Kırmızıya bürünmüş yüzler
Kanımız olacakmış.
Yol uzundu anne
Çok kısa sürdü.
Sağdıcımız kara toprak,
Kaderimiz şehitlik oldu.
Yol çok uzundu anne
Bir vadide
Kanlı ve kalleş bir pusuda
Kahpe bir kurşunla son buldu....
Vatan sağ olsun anne....
Kaybana blogcudan alintidir tsk .....
|
|
Yorumlar (2) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
10/10/2007 - SENI SEVMEKTEN YORULDUM

SENI SEVMEKTEN YORULDUM
İğnenin ucundan geçiyor gün,
Yokluğun iplik,
Bir kör düğüm varlığın.
Her iki mesafede ben,
Hem sana,
Hem kendime koşmaktan yoruldum....
Bıçağın ağzında yürü diyorsun.
Şerha ,şerha kesileceğim,
Biliyorsun.
Kurtuluş şah damarımda ama
Sen istediğin için
Ben tabanımdan sürüneceğim.
Senin adına
Bu çileyi çekmekten yoruldum...
Bir ibrikten süzülüp gidiyor hatıralar.
Her gün hayal,
Her gece bir garip düş.
Hem yıldızlarda,hem sularda
Böyle deli divane
Seni sevmekten yoruldum.....
Kaybana blogcudan alintidir tsk.....
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
10/10/2007 - EYLÜL AKSAMLARI

EYLÜL AKSAMLARI
Hüznün mutluluğunun yaşandığı, yaprağın topraga kavuştuğu, yağmurun denizle seviştiği, Hasretin bittiği Ay!...
Yine bir Eylül ve ben yine oturmuş sahilde rüzgarın sessiz türküsünü dinliyorum!... Rüzgarın sessiz çığlığı kulaklarını çınlatıyormudur şimdi seninde?... Duymuyorsan da üzülme; Üşüyen ellerimi denize doğru açtım ve sana rüzgar biriktiriyorum yine !...
Daha nice Eylüller geçecek sensiz, Daha nice rüzgarlar esecek yüreğime, nice yağmurlar yağacak belkide!... Her yağmurda hatırlayacağım seni. Yağmurundum ya senin yeşertiyordum ya yüreğini, Hayallerine yağıyordum, Serinletiyordum tenini!... Seviyordun ya beni! Hepsi Bitti...
Hüznün mutluluğuyla yaşıyorum şimdi... Ya Sen kendi yüreğinle başbaşamısın? Yalnızlığı da seviyor musun beni sevdiğin gibi?...
Biz Eylül'ü yaşayamadık seninle Belkide hiç yaşayamayacağız artık!...
HASRETİN BİTTİĞİ AYDA BİRBİRİMİZE HASRET KALDIK!..
BAHADIRMOB BLOGCUDAN ALINTIDIR
TSK
|
|
Yorumlar (1) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
9/10/2007 - GIT GIDEBILIRSEN

GIT GIDEBILIRSEN
Bindin ayrılık atına hadi çek git.
Düşünme arkanda kalanları
dön arkanı sevenlerine aldırma
geride kalanların neler çektiklerine.
bilmeden yavaş yavaş kaybol ve yit…
Var git bilinmeyene uzaklaş gözlerden,
Birikmiş hüzünlerini kederlerini
birazda başkalarına dağıt.
Varsın arkandan ağlasın gözler
nasıl olsa kavuşamaz sana
kötü duygular ve söylenen sözler…
Gidişin birilerini ağlatıyorsa ardından
gözyaşlarıyla ıslanıyorsa kalem
ve ıslanıyorsa duyguların yazıldığı kâğıt
sen kaç korkakça arkana bakmadan
senin için söylense de bu ağıt…
Süslü dünyana dal gününü gün et
Hasretlerimi ceplerine doldur gül eğlen
Bahşiş dağıt özlemlerimi istersen…
Şunu bil ki,kopardım artık seni kalbimden
Sildim adını defterimden
bu zamansız gidiş seni de yakacak içinden
sen de sil beni kalbinden beyninden yüreğinden…
git hadi…git her şeyi silebilirsen benliğinden…
...ilker murat çinitaş..mamak/18/09/007
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
9/10/2007 - YALNIZLIK KORKUSU

YALNIZLIK KORKUSU
30'lu yaşların
kuytusunda depresyon sancılarına tutunup,
bütün yalnızlıklarını kadere yüklenmiş
bir ev kadını....
menepozlu iç çekmeler ısıtıyor artık yatagını.
bütün satılmış duyguların savunması
kend tohumlarını filizlendirmekti
belki bir oğlan birde kızdı...
toplumcu zihinlere kurban genç kızlık sevişmeleri
koparıp almıştı içinden bütün arzularını...
hiç ısırmamıstı dudaklarını
karanlık odasında içine aldığı hayallein..
kalmamış sevinci dunyanın
üstüne yüklenmişti
bırakıp savuramıyordu uçurumda kanatlarını
geriye dönmüyordu pişmanlıklar
17 sinde ayak uydurmaya çalışıyordu sendromlara
kendine ait bir kimlik telaşında;
kendinden uzak bir insan yaratarak
sevmeler bile asimile olmuş
pohpohlanma derdinde
ergen,
duygusuz we geç kalmış
artık;
gerçek sahibi karanlıkların
hep bir adım gerisinde sanki;
arkasındaki boşluKların...
pavyonundan kovulmuş bir konsomatris simdi
sokakların biLMez masaLarıNı
ne kimseden habersi
çekinmeden yatmış arka koltuğunda özgürlüğüYLe
ne sözlüğünde engeLLi
Kaldırmış gelen kadehleri
bir kuşak öncesinde yerlesmıs insanlarla dolu kentler
daha hasırLarını kaldıRMadan sahanLArdaN
kokusunu çıkardığı için dalga geciYoR
yeniLerLe...
PaYLAşMAzLARmış
geç kalıNMıŞ
yoksa bilememekmiı...
ayak uydurmaya çalışıyorı ışıklı camekanların çekiciliğine
sermayeye yatırılmış kazancı
ve kaderinin buluşmasını bekliyor...
ayakları düzlüğe takılıyor sonra
belki ilk kez görmüş duwaRları
engebeliğe alışmış yüreği
olabildiğince kendisinin gökyüzü we bulutlar
önünde ufuksuz bir manzara..
ilkkez düzlüğe çıkmış adımları -
yinede bilmeden kanunsuzluğun tadını...
sübyan yalnızlıklardan korkaRak...............
TEMOR BLOGCUDAN ALINTIDIR....
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
|
Benim hakkımda
~~Mavi ülkelerin en derin yamaclarinda gönlüm.
Sevda adina kirletilmis tüm sokaklari temizleyipte geldim~~
|