BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


Kayısının Başkenti
Benim hakkımda

Gunde 3 kayısı ye Performansını Artır

Son yazılarım
Menü
Arkadaşlarım
    Baglantılar



    geri | ileri
    27/2/2006 - Ben Orhan Göçer

    Dunya Kayısı Başkenti Malatya

     

    Kayısı'nın Adı  MışMış Günde 3 KayısıYani Kibarcası MişMiş ye Dahada Kibarı Kayısı

     

    0090 544 224 33 44

     

     

    Domates Hastalıkları
    - Kabakgiller hastalıkları
    - Domates
    - Biber Yetiştiriciliği
    - Patlıcan Yetiştiriciliği
    - Hıyar Yetiştiriciliği
    - Salata ve Marul Yetiştiriciliği
    - Yemeklik Baklagiller Yetiştiriciliği
    - Patates Tarımı
    - Sera Yapım Tekniği
    - Sulama ve Gübreleme
    - Bitkisel Üretimde Besin Elementleri
    - Amatörler için Sebzecilik
    - Saksılı Süs Bitkileri
    - Peyzaj Mimarlığı
    - Çiçekçilik
    - Elma Yetiştiriciliği
    - Kiraz ve Vişne Yetiştiriciliği
    - Narenciye Yetiştiriciliği
    - Şeftali Nektarin ve Erik Yetiştiriciliği
    - Çilek Yetiştiriciliği
    - Zeytin Yetiştiriciliği
    - Bağcılık El Kitabı
    - Kestane Yetiştiriciliği ve Özellikler
    - Yaban Mersini (Likapa) Yetiştiriciliği
    - Trabzon Hurması Yetiştiriciliği
    - Meyve Ağaçlarında Budama ve Aşılama
    - Bahçe Ürünlerinde Muhafaza ve Pazarlama
    - Türkiye VII. Yemeklik Mantar Kongresi
    - Muz Yetiştiriciliği
    - Kayısı Yetiştiriciliği
    - Bitkisel üretimde Zararlı Böcekler
    - Bitkisel Üretimde Hastalıklar
    - Tarımda İlaçlı Mücadelenin Temel Prensipleri
    - Tarım İlaçları 2006
    - Tarım Orman Zararlılarına Karşı Biyoteknik Yöntemler
    - Çeltik Tarımı
    - Ayçiçeği Tarımı
    Gapta Genel Tarla Tarımı
    - Türkiye IV. Bahçe Bitkileri Kongresi
    - Yem Bitkileri
    - Kaba Yemlerde Niteliğin Saptanması
    - Besicilik
    - Koyunculuk
    - Silaj Bitkileri Yetiştirme ve Silaj Yapımı
    - Süt Sığırcılığı Temel Kitabı
    - Süt İşleme Teknolojisi
    - Süt Teknoloğunun El Kitabı
    - Süt Endüstrisinde Saf Kültür ve Kullanımı
    - Alabalık Yetiştiriciliği
    - Uygulamalı Ana Arı Yetiştiriciliği
    - Arıcılık
    - Arıcının Aylık ve Mevsimlik İşleri
    - Son Sistem Arıcılık
    - Yeni Teknik Arıcılık
    - Pratik Arıcılık
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 1995 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 1996 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 1997 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 1998 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 1999 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 2000 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 2001 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 2002 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 2003 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 2004 Cildi (12 Sayı)
    - Hasad Bitkisel Üretim Dergisi 2005 Cildi (12 Sayı)
    MALATYA MEYVECİLİKTE MONO KÜLTÜRDEN POLİ KÜLTÜRE GEÇİYOR

     

    Dikkatli okuyucular için HASAD’da yayınlanan reklamlarda da çok ilginç mesajlar ve eğitici bilgiler var.

    Son sayılarımızda yayınlanan Malatya orijinli iki reklam dikkatimi çekti. Bu reklamlarda verilen mesajlardan yola çıkarak, Malatya’da tarımsal üretime ilişkin önemli değişimlerin olduğunu düşündüm. Hemen Malatya temsilcimiz olan firmayı aradım. Ziraat Mühendisi Mustafa Bülent Akıncı’nın “Malatya meyvecilikte mono kültürden poli kültüre geçiyor” şeklindeki ifadesi üzerine kalkıp Malatya’ya gittim. Gördüklerimi ve tesbitlerimi sizlerle paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm. Ancak, önce bana Malatya’daki değişimin sinyalini veren reklamlardan, birindeki bir mesaja ilişkin düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

    FİRMA VE İLGİNÇ MESAJI

    Organik toprak düzenleyicileri pazarlayan Malatya orijinli Çapa firmasının “Toprağı yaşatmak, insanı yaşatmaktır” şeklindeki sloganı beni çok etkiledi. Zira, Türkiye tarımının en önemli sorunlarından birisi de, topraklarımızın organik madde bakımından giderek zayıflamasıdır.

    Anadolu, dünyanın en eski yeşleşim merkezlerinin başında geliyor. Bir başka ifadeyle de Anadolu toprakları asırlardan beri sürülüp ekiliyor. Modern tarım teknikleri ve girdilerinin kullanılmaya başlamasından beri de, bu iş daha bir bilinçsiz ve hoyratça yapılıyor. Traktörün icadı ve kimyasal gübrelerin yaygınlaşmasından sonra nadasın kaldırılması, yeşil gübrelemenin neredeyse unutulması, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hayvan gübresinin tezek yapılıp yakıt olarak kullanılması, her hasat sonunda anızların ateşe verilmesi, bir canlı olan toprağın Anadolu’daki hayatını artık tehdit eder hale geldi. Onun için de Çapa firmasının, “Toprağı yaşatmak, insanı yaşatmaktır” şeklindeki sloganının çok şey ifade ettiğini düşünüyorum. Bunun, Doğu Anadolu gibi Türkiye’nin en geri kalmış, toprağın bir numaralı organik madde kaynağı olan hayvan gübresinin toprağa değil de, ateşe verildiği bir bölgeden seslendirilmesini geç kalmış, ama, olumlu bir gelişme olarak değerlendirdim.

    MALATYA İSMİ

    Şimdi gelelim Malatya’ya...

    Malatya hakkında tarihi ve coğrafi bakımdan söylenecek ve yazılacak çok şey var. Amacım Malatya’yı tanıtmaktan çok, tarımsal açıdan bu ildeki gelişmeleri aktarmak olduğu için o konulara girmeyeceğim. Ancak, günümüzde adeta kayısı ile özdeşleşen Malatya ismi ve bulunduğu bölge hakkında kısa da olsa bir bilgi vermek istiyorum.

    Malatya, kuruluş ve isim itibariyle başlangıçtan zamanımıza kadar, büyük değişikliğe uğramadan gelen Anadolu şehirlerinden birisidir.

    Malatya’dan, Kültepe vesikalarında “Melita”, Hitit vesikalarında “Maldia”, Asurlular vesikalarında “Meliddu”, “Melide”, “Melid”, “Milid”, “Millidia”, Urartu kaynaklarında da “Meitae” olarak bahsedilmektedir. Malatya kelimesinin Hititçe’de “Bal” anlamına gelen “Melid” sözcüğünden türediği belirtiliyor. Abbasiler zamanında Şehri Araplar alınca, Malatya demişler. Türklerin hakimiyetine geçince de bu isim değişmemiş ve günümüze kadar Malatya olarak gelmiştir.

    AZ YAĞIŞ, ZENGİN SU KAYNAKLARI

    Malatya Ovası, Doğu Anadolu’nun Orta Fırat bölümünde üçgen biçimli, tektonik kökenli, yaklaşık 1500 kilometrekarelik geniş bir alandır. Üç yönden yüksek dağlarla çevrilidir. Doğu kenarını Fırat nehri izler. Sıcaklık bakımından elverişli. Ama, yağış bakımından fakir olan ovanın orta kesimi bozkır görümümündedir. Fakat dağlardan inen çok sayıda akarsuyun suladığı kenar kesimler, başlıca tarım alanlarının ve yerleşmelerin toplandığı birer vaha görünümündedir. Yıllık yağış ortalaması 400 mm’den az olmasına rağmen, Malatya’daki tarım alanlarında su sorunu yoktur.

    425 bin 450 hektarlık tarım alanının 173 bin 389 hektarı sulanıyor. 218 bin 557 hektarı da sulanabilir arazi. Susuz arazi sadece 33 bin 504 hektar. Çayır-mera alanı ise 580 bin 423 hektar. Tarım arazisi, su kaynağı ve çayır mera bakımından hayli zengin olan Malatya ormanlık alan bakımından ise son derece fakir. 149 bin 128 hektarlık orman alanının büyük bölümü fundalıklardan oluşuyor.

    Yukarıdaki rakamlara göre, Malatya’da tarımsal üretimin son derece gelişmiş olması gerekiyor. Ama, maalesef kayısının dışında böyle bir tablo yoktur. İklimi, toprak yapısı ve su kaynaklarından dolayı ilde çok yüksek bir meyvecilik potansiyeli olmasına rağmen, kayısının dışındaki meyve kültürleri pek fazla yaygınlaşmamış. Ancak Malatya, şu andaki valisi Halil İbrahim Daşöz ve Tarım İl Müdürü Ahmet Güldal ile iyi bir şans yakalamış bulunuyor. Sayın Daşöz tarımın önemini müdrik bir mülki amir. “Tarım hepimiz için önemli bir sektör. Çünkü yememiz içmemiz ona bağlı. Tarımsal üretim olmazsa aç kalırız. Ayrıca nüfusumuzun büyük bölümü bu işle uraşıyor. Onların refah seviyesini yükseltebilmek için de tarımımızı geliştirmek zorundayız” diyor. İl Müdürü Sayın Güldal da daha önceki görev yerlerinde hep çiftçi eğitim ve yayım şubelerinde çalıştığı için, tarımın ve çiftçilerin sorunlarını çok iyi biliyor.

    MALATYA VE KAYISI

    Malatya denilince akla hep kayısı gelir. Ama, Türkiye’nin bir çok yerinde olduğu gibi Malatya’da da poli kültür bir tarım var. Arazinin büyük bölümünde tarla bitkileri ekiliyor. İkinci sırada meyve, üçüncü sırada sebze, dördüncü sırada da bağ alanları geliyor.

    Meyvede hakim kültürün kayısı olduğunu söylemeye gerek yoktur. Kayısı bahçeleri de genellikle kurutmalık çeşitlerden oluşuyor. Sofralık çeşit çok az.

    Kayısıdan sonra elma, armut, ayva, kiraz, vişne, şeftali, erik, antep fıstığı, badem ve ceviz gibi meyveler de var. Ama, bunların oranı hakim kültüre göre çok düşük. Onun için de Malatya denilince akla kayısı geliyor.

    Malatya’da gelişmiş bir sanayi olmasına ve tarım alanlarının büyük bölümünde tarla bitkileri ekilmesine rağmen, Malatya ekonomisi kayısıya dayalı. Yani Malatya=kayısı.

    Malatya’nın toplam 425 bin 450 hektarlık tarım arazisinin 324 bin 330 hektarında tarla, 87 bin 560 hektarında meyve, 6 bin 118 hektarında sebze 7 bin 442 hektarında bağ ziraatı yapılıyor. Bu rakamlara göre de Malatya’nın ekonomisine tarla bitkilerinin hakim olması gerekiyor. Ama, değil. Malatya ekonomisine kayısı hakim. Bu da hem bir kültürde uzmanlaşmanın başarısını, hem de meyveciliğin tarla kültürlerinden daha fazla gelir getirdiğini ortaya koyan en önemli göstergedir.

    Tarihi kayıtlara göre kayısının ana vatanı Türkistan, Orta Asya ve Batı Çin’i içine alan geniş bir bölgedir. Bugün ise coğrafi olarak dünyanın hemen her yerine dağılmıştır. Ama, Dünya yaş ve kuru kayısı üretimde Türkiye ilk sırada gelmektedir. Türkiye’nin kayısı üretiminin yarısını da sadece Malatya gerçekleştirmektedir. Türkiye kuru kayısı ihracatından yaklaşık 200 milyon dolar gelir elde etmektedir. Bu da Malatya sayesindedir dersek, abartmış olmayız.

    Kısaca Malatyalılar kayısı üretimde ve ticaretinde hem kendilerine, hem de ülkeye önemli miktarda gelir getirecek bir başarıyı yakalamışlar. Ama, bu işi tam bir istikrara oturtamamışlar. Bunun da en başta gelen nedeni, devletin ilgisizliği, üreticinin de örgütsüzlüğüdür. Kayısı üretiminde dünyanın lideriyiz. Fakat kayısı üreticilerinin tek kuruluşu olan Kayısıbirlik kapanma noktasına gelmiştir.

    Aslında konumuz kayısı değil, Malatya’daki yeni gelişmeler. Ama söz konusu Malatya olunca, asıl konuya gelmek için bile söze kayısı ile başlamak gerekiyordu.

    Malatya’da son zamanlarda yaşanan yeni gelişmelerin başında meyvecilikteki yeni yönelimler geliyor.

    Kirazcı Yeşilyurt’u, Elmacı Doğanşehir’i, üzümcü Arapgir’i bir kenara bırakırsak, Malatya’da meyvecilik bugüne kadar kayısıdan ibaretti demek yanlış olmaz. Zaten rakamlar da bunu gösteriyor. Zira ildeki toplam 7 milyon 550 bin meyve ağacının 6 milyon 355 bin 700’ü kayısı. Ama, yazımın başında da ifade ettiğim gibi, Malatya’da kayısının yanısıra daha bir çok meyve kültürü için elverişli iklim, toprak yapısı ve su kaynakları mevcut iken, son derece parçalı olan arazinin büyük bölümünde tarla tarımının yapılmasını anlamak mümkün değil. Bunlara bakınca insan, Malatyalıların bugüne kadar diğer meyve kültürlerine de yönelmemiş olmalarını büyük bir kayıp olarak değerlendiriyor.

    Neyse ki, şimdi Malatya’ya tarımın önemini bilen bir vali gelmiş. Bu Vali ile Tarım İl Müdürlüğü ve özel sektör elele vererek Malatyalıların ve Malatya’nın tarımda ufkunu genişletecek projeleri başlatmışlar.

     DEGİŞİMİN ÖNCÜSÜ VALİ 

    Malatya Valiliği ve Tarım İl Müdürlüğü, “İlde tarımsal üretimi nasıl geliştirebiliriz, çiftçinin ve köylünün gelirini ve dolayısı ile refah seviyesini nasıl yükseltebiliriz?” sorularına cevap ararken, Vali Halil İbrahim Daşöz’ün daha önce görev yaptığı iller gözünün önünden bir sinema şeridi gibi geçmiş olmalı ki, “Isparta’da temmuz ve ağustos aylarında yapılan karanfil üretimini Malatya’ya niye taşımayalım” demiş ve bunun üzerine Doğanşehir, Akçadağ ve Battalgazi ilçelerinde iki dönüm üzerine karanfil seraları kurulmuş. Üretilen ilk 25 bin adet karanfil İngiltere’ye ihraç edilmiş. Ama, bundan sonraki ürünü ihracatçının gelip alabilmesi için üretimin daha da artması gerekiyor. Bunun için de sayın Daşöz diyor ki, “Biz bu işin Malatya’da yapılacağını ve son derece de kârlı olduğunu ispatladık. Şimdi sıra iş adamlarının yatırım yapmasında. İş adamları diyorum çünkü, karanfil üretiminin tesis ve kuruluş maliyeti yüksek. Ama, aynı yılda kendisini amorti ediyor. Hangi sektörde yatırım bir yıl içerisinde geriye dönüyor?”

    Sayın Daşöz’ün öncülüğünde kurulan karanfil seralarından Doğanşehir’dekileri gezdim. Kaymakamlık kurmuş. Başına da Doğanşehirli ama, Kumluca Meslek Yüksek Okulu Seracılık Bölümü mezunu Serkan Bilgili isimli bir genci getirmişler. Serkan HASAD’dan geldiğimizi öğrenince daha bir heyecanlandı. Okulu bitirdikten sonra Kumluca’da bir zirai ilaç bayiinde çalışmaya başlamış. Doğanşehir’de bu sera kurulunca, “memleketime bir faydam olsun” diyerek orada aldığı maaşın yarısına burayı tercih etmiş.

    Doğanşehir’deki karanfil seraları, Antalya ve Isparta’dakiler kadar modern değil. Ama, içindeki ürün harika. İnşallah bir kaç yatırımcı bu işe girer de Sayın Vali’nin beklentisi ve Serkan’ın emekleri boşa gitmez. Zira işin devam etmesi yeni seraların kurulmasına bağlı.

     MEYVECİLİKTE MONO KÜLTÜRDEN POLİ KÜLTÜRE GEÇİŞ

     Başta sayın Vali Daşöz ve Tarım İl Müdürlüğü olmak üzere Malatya’nın tarımda ileri gelenleri, ilin kayısı üretiminde dünya ölçeğinde bir noktaya geldiğini, bundan dolayı da kayısıdan vazgeçmenin söz konusu olmadığını, ancak kayısının yanısıra diğer meyve kültürlerinin üretiminin de bölgede profesyonel anlamda yapılmasının hem çiftçiye ek bir gelir sağlayacağı, hem de kayısıda sorun yaşandığı yıllarda, bunlardan elde edilecek gelirin üreticiyi kurtaracağı görüşünde birleşmişler. Buradan hareketle de 100 çiftçiye, il özel idare destekli, anahtar teslimi modern elma, kiraz, şeftali, erik vs. bahçeleri kurdurulmuş. Proje başarılı olmuş. Bu bahçeleri gören çiftçiler ve iş adamları da bahçe tesis etmeye başlamışlar. Bunlardan birisi de tekstilci Vahap Küçük.

    Mihmandarım Mustafa Bülent Akıncı, “Abi” dedi. “Doğanşehir’e gelmişken, Vahap Bey’in bahçesini görmeden gitmemelisin.”

    Bahçe deyince ben 5-10 dekarlık bir yer sandım. Çünkü Türkiye genelinde olduğu gibi Malatya’da da tarımsal işletmeler çok küçük ve parçalı. Hatta burada 100-200 dönümlük işletme yok gibi. Ama, tekstilci Vahap Küçük’ün 300 dekarlık bahçesi bir istisna imiş.

    Doğanşehir elmacı olduğu için, Vahap Küçük’ün bahçesinin de önemli bir bölümünü klasik elma çeşitleri oluşturuyor. Ancak, yeni kurulan bahçelerin hemen hepsine fuji ve gala gibi popüler bodur çeşitler dikilmiş. Bu arada bir tepenin yamacını da teraslayarak bodur kiraz dikmişler. Bunların hepsini de beni Malatya’da gezdiren, Mustafa Bülent Akıncı’nın ortağı olduğu Fipa Fidancılık yapmış. Gerek çeşit seçimi, gerekse bahçelerin kuruluşu çok güzel. Yeni bahçelere damla sulama, eskilerine de mini sipring kurulmuş. Ancak tekstilci Sayın Vahap Küçük ırmağı geçmiş, derede boğuluyor farkında değil. Milyarları harcamış binlerce ağaç dikmiş ama, bunların bakımını adam gibi yapacak bir teknik eleman almamış.

    Aynı manzara ile Mustafa Kömürel isimli şahsın bahçesinde de karşılaştım. Kömürel’in bahçesi de Malatya merkeze yakın bir yerdeydi. 10-12 dönümlük bahçenin yarısı bodur kiraz, yarısı da bodur elma. Bahçe geçen sene tesis edilmiş. Kömürel suyu 30 metrede bulmuş. 400 tonluk bir de depo yaptırmış.

    “Yazın ben Malatya dışına çıktım. Oğlan da gelip sulamamış.” diyor. Buna rağmen fidanların hepsi tutmuş. İşte şans diye ben buna derim. İşin ilginç tarafı fidanların dikildiği arazi kıraç bir bölgede yer alıyor.Toprak da taşlı ve hayli geçirgen. Böyle iken fidanların hepsinin tutmuş olması, Malatya topraklarının meyve ağaçlarını çok sevdiğini göstermektedir.

    HEDEF İHRACAT

    Mihmandarım Akıncı, Malatya’ya dönerken, yeni kurulan bir bahçenin yanında durdu. “Fipa Fidancılık olarak Malatya’da kurduğumuz kapama elma ve kiraz bahçelerinden biri daha” dedi. 10-15 dönümlük bir tarlanın yarısına bodur kiraz, yarısına da bodur elma dikilmiş.

    Akıncı’ya “Kiraza bir diyeceğim yok. İhracatçı gelir alır. Ama, elmada Türkiye’de zaten çok fazla üretim ve dolayısı ile pazar sorunu var. Malatya ise tüketim merkezlerine çok uzak. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi tüketim merkezlerine yakın elmacı bölgelerle rekabet etmeniz zor” dedim.

    Benim bu sözlerim üzerine Akıncı, “Bizim kayısıda olduğu gibi elmada ve diğer kültürlerde de hedef pazarımız ihracat. Çeşitleri de zaten ona göre seçiyoruz. Ancak, mono kültürden, poli kültüre geçişte bazı sorunlar yaşanıyor. Bunların başında da ilk yıllar tüccarın veya ihracatçının alacağı kadar ürünün çıkmaması. Fakat şu ana kadar bir sorun yaşamadık. Çünkü, yeni çeşitler albenili olduğu için Malatya’da da alıcı buldular ve iyi de fiyata gittiler.” dedi.

    Ama, ben meyvecilikte yeni tesis edilen bahçeler için kültür seçiminde pazar sorunu olmayan meyvelerin tercih edilmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Örneğin badem, ceviz ve narda şu anda bir pazar sorunu yok. Türkiye büyük miktarda badem ithal ediyor. Öte yandan nara olan talep de şimdilik sürekli artıyor. Ayrıca bildiğim kadarı ile Malatya’nın bir de meşhur armudu var.

    Tarım İl Müdürlüğü’nün verilerine göre Malatya’da 60 bin 420 adet Antep fıstığı, 28 bin 680 adet badem, bin 750 adet nar, 97 bin 750 adet ceviz ağacı var. Bu kültürlere ilişkin bölgede kapama bahçe yok. Belli ki bu ağaçlar ya kendiliğinden yetişmiş, ya da tarla ve bahçelerin kenarına üçer beşer adet dikilmiş. Bunların bölgedeki verimi ve riskleri nedir? Eğer bölgenin kültürleri ise pazar sorunu olmayan bu meyvelere yönelmek daha akılcı bir yaklaşım olur.

     MALATYA, ŞU ANDA TÜRKİYE’NİN EN ŞANSLI İLİ

     Sonuç olarak, kayısı üretiminde Türkiye’yi dünya liderliğine taşıyan Malatya’nın meyvecilikte ürün desenini çeşitlendirme çalışmaları bir çok bakımdan olumlu bir gelişmedir. Yeni kültürlerle kurulacak bahçeler sayesinde tek ürüne bağlılık riski ortadan kalkacağı gibi, kayısı dikim alanlarının da plansız bir şekilde genişlemesinin önüne geçilmiş olacaktır.

    Bu çalışmalar ismine doğru çeşitlerin seçimi ve pazar sorunu olmayan, bilhassa önü açık kültürlerin tercihi yönünde yapılırsa, Malatya yakın bir gelecekte Türkiye’nin önemli meyvecilik merkezlerinden birisi olur. Bundan da hem Malatya kazanır, hem de ülke.

    İlde şu anda Halil İbrahim Daşöz gibi tarımı bilen ve bu sektörün önemini kavramış olan bir valinin bulunması ise çok büyük bir şans. Malatyalı çiftçiler ve iş adamları bu şansı iyi değerlendirmeli. Zira, Sayın Vali daha önce görev yaptığı yerlerdeki yenilikleri ve yeni üretim tekniklerini Malatya’ya taşıma, çiftçilere de her türlü desteği sağlama konusunda büyük bir gayretin içindedir. İş adamlarını tarıma yatırım yapmaya teşvik ediyor. Bu amaçla geziler düzenleyerek iş adamlarını ülkemizde tarımın ve tarımsal sanayinin geliştiği illere götürüyor. Bunlar çok önemli şeyler.

    Ülkemizde hemen herkes tarımın sorunlarının Ankara’da çözüleceğini sanıyor. Bir daha söylüyorum. Bu çok yanlış bir kanaat. Zira Türkiye’de tarımın sorunları, Ankara’dan çok yerinde çözülecek nitelikte. Bunu da ancak Sayın Daşöz gibi yerel yöneticiler ve bölgesel mülki amirler yapabilir.

    Bana göre, Malatya şu anda Türkiye’nin en şanslı ili. Çünkü sayın Daşöz gibi bir valiye sahip. Bu şansı iyi derğerlendirmelerini dilerim

     

    İşte O Vazgeçilmeyen Kayısı

     

     

    kayisi__i_e_i.jpg

    MALATYA

    Malatya Malatya bulunmaz eşin
    Gönülleri coşturur Ay'la Güneş'in

    Yurda salar mis kokulu peteklerini
    Süslemiştir Boydağı'nın eteklerini

    Malatya'yı baştan başa çiçek bürüdü
    Tanrı takmış alnına yeşil zümrüdü

    Kayısı gibi al al olmuş benekli misin?
    Derme gibi akışın var Kernekli misin?

    Malatya Malatya bulunmaz eşin
    Gönülleri coşturur Ay'ın Güneş'in

    Gel arkadaş kol kol(a) gönül dağına
    Başlayalım üç ayaklı kıvrak oyuna

    Anom anom anom anom Kernek'li misin?
    Kernek'e gelmeye de gardaş yeminli misin?

    Şair Edebiyat Öğretmeni
    Melahat Sezener
    1930'lu yıllarda yazılmıştır. MTB
     

    Birinci Dünya savaşının son yılları.1918 senesi. Malatyalı Ömer Çavuş ve diğer Osmanlı subayları.
    O sıkıntılı günlerde fotoğraf çektirmeye fırsatları olmuş.Allah rahmet eylesin. MTB

    Bütün geçmişimizi, bu vatanı bize bin yıldır yurt eden atalarımızı saygıyla ve rahmetle anıyoruz. M.Turhan Benli

    BU VATAN, TOPRAĞIN KARA BAĞRINDA, SIRA DAĞLAR GİBİ DURANLARINDIR.

     

    1950 'li yıllarda Yeni Camii ve çevresinde bir görünüm. MTB

    2006 yılı Ocak ayında Kanalboyu. MTB

    h_rriyet_park_.jpg

    Hürriyet Parkı 2005 sonu. MTB

    _z3a1.jpg

    1956 Yılında Posta Caddesi.
    Bayraklı bina, O yıllarda PTT olarak kullanılmıştır. Bilahare bu caddenin başlangıç kısmına sonradan yıkılan Eski Postane binası yapılmış,
    (Alttaki resim) şu anda kullanılan PTT binası ise, 3.PTT binasıdır. MTB

     

    Malatya'da kullanılan 2. nesilden eski PTT binası. MTB

    Günümüz de kullanılan PTT binası. MTB

    Yeşillikler arasında Sümerbank İşçi ve Memur Evleri

    Dede Korkut Parkının hemen yanında bulunan, Sümerbank İşçi Evleri, belediyeye intikal ettirildi. Burası park, dinlenme alanları ve beş yıldızlı otel olarak düşünülmüştü. Yemyeşil bir alandı. Bu evlerde ikâmet eden kişiler,eşyalarını götürdüklerinde, yıllar önce dikmiş oldukları ağaçları da kesip götürmüşler.Kupkuru bir alan bırakmışlar. Sıtmapınarına doğru Sümerbank Memur Evlerinin bulunduğu yerde bir parça yeşillik kalmış. Heyhât diğer insanları kendi nefislerinden önde gören , "Yaş kesen baş keser" diyen bir milletin evlatları, ne hale düşürülmüş. MTB


    Yorum Yaz! :: Arkadaşına gönder!