BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


29/12/2007
Yaşam Bebeğimin Avuçlarında
 Sizin de bugünü unutup yarına ertelenen bir hayatınız var mı? Benim vardı bundan tam 5 ay öncesine kadar. Güzel, unutulmaz anılarla çocukluğum geçtikten sonra gerisi ne olduğunu anlayamadan geçti. Hayallerim sıralandı hayatıma. Üniversiteyi kazanıyım, işim olsun, eşim olsun derken anımı yaşamayı unuttuğumu farkettim. Herşey yarına aitti sanki. Peki ya bugün sahip olduklarım? Hayatımda yolunda devam eden onca güzelliğin, Yaratıcımızın bahşettiği mutlulukların hakkını veremediğimi düşündüm ta ki içimde biryerde benim için varedilen o muhteşem hediyeye kadar. Sabırsızlıkla beklediğim bebeğim bana yaşadığım zamanlardaki güzelliği keşfetmemi sağladı. Eşimle geçirdiğim zamanları, sağlığımı, zamanımı, bana verilen hayatımı doyasıya yaşamayı öğrendim. Bebeğime iyi bir anne olmak telaşı, iyi bir eş olmaçabasını ve en önemlisi de iyi bir insan olma, Yaratıcımıza laik bir kul olma çabasını beraberinde sürükledi. Küçük şeylerdeki mutluluğu buldum, ayrıntılarda mutluluk gizlendiğini anladım. İçimdeki minik cana can olma telaşı benden yeni bir seda yaptı bana. Meğerse neler bırakmışım satır aralarında, meğerse hiç önemli değilmiş üç beş eşya, meğerse yaşamak O'nun adıyla güzelmiş.
 Çok severek okuduğum bir kitap vardı. İsmi "Mavisini Yitirmiş Yaşamak" şöyle diyordu orada yazar: "Aslında hayatın kendisi çok sesli muhteşem bir şarkı ve yürek aydınlatıcı bir şiirden başka bir şey değildir. Dünya, gerçekten insanı deli edecek güzelliktedir. Yaşadığımız modern zamanlar, bu zamanın yükselen değerleri, kaygıları ne yazık ki güzel dünyamızın şiiriyetini büsbütün örtmektedir. Aynı değerler, bizim duygularımızı körelterek hayatın şiirini fark edip onun coşkusuna katılmamıza izin vermiyor. Anlayacağınız kalbimizdeki kara delikler her gün biraz daha çoğalıyor. Bizi kalbimize, kendi yüzümüze çağıran sesler neredeyse duyulmuyor. Günlermiz kupkuru geçip gidiyor.Ve hayatımızın renklerini bir bir yitiriyoruz...
 Yitirdiğimiz mavi... Benim çocukluğum, kır çiçeklerim, köyümün çeşmeleri... Sizin anılarınız, hayalleriniz. Yağmurlar, gökyüzü,dağ havası ve deniz ve ağaç ve su... Aşk, vefa, sevda, tevazu, hicret, inanç... Kalbimiz, göğsümüzde kabe... Yitirdiğinin farkına varmak, belki de aramaya başlamak için ilk adımdır."
 Ne güzel anlatmış değilmi. Size de tavsiye ederim bu kitabı, gerçekten bana çok şey kattı. Yine de bebeğimin, doğumunu sabırsızlıkla beklediğim o meleğin katkılarını unutamam. Kaybettiklerimi, yitiklerimi aramayı, sade ve dolu dolu yaşamayı, hayatımdaki anlamsız şeyleri çıkarıp atmayı, bir çiçeği incitmemedeki inceliği tatmayı ona borçluyum. Yaşamak yaşanılası bişeymiş yaşamasını bilene.
 İçimde varolan o minik yüreğe sonsuz teşekkürler ve o yüreği bana veren Güzel Rabbimize de sonsuz şükürler olsun. Şimdi asıl mesleğimi yapıyorum. O ne mi? insan olmak tabiki.
posted by xx at 10:36 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
29/12/2007
simidimin yarısı

Aslında bu bir avuntuydu.

Çok canım yanıyordu...

Gördüklerimden ve göreceklerimden...

Yalan, ihanet, riya, çaresizlik...

Geçtiğim yollar ve ezdiğim kumlar,

hala gölgemi taşıyorlar.

Benim kanayan dizlerim yoktu

hayatta bir tek, benim de

kanattıklarım vardı elbet.

Kendim avunurken baktım

avutuyorum. Ben aslında tüm

sözlerimi kendime yüksek sesle

söylüyorum.


İclal AYDIN


Bu yazı bu bloğun mini bir özeti aslında. Hepimizin derinlerinde bir yerlerde saklı duran gözyaşları var öyle değil mi? Bizi uzaklara alıp götüren bir şarkıyla kendini ele verir bazen. İstemesek de durduramayız gözlerimizden akan damlaları. Pişmanlıklar, haksızlıklar, vefasızlıklar, yalanlar, çaresizlikler bir bir düğümlenir boğazımıza. Geçkalınmışlıklarımız vardır, şunu yapsaydım böyle olmazdı dediğimiz, güvenip de yarı yolda kaldığımız, elimiz kolumuz bağlı beklediğimiz kareler geçer gözlerimizin önünden. Bu hayat mücadelesi bazen çok yorara bizi, nefesimizin tükendiğini hissederiz. Kendimizi en acıdığımız anlardır bu zamanlar. Olmadık şeyler hatırlar, hatırladıkca yüreğimizin sızısına engel olamayız. İşte böyle...

Durun bitmedi!

Hadi bir de üreğimizden değil de karşıdan bakalım kendimize. Vicdanımız konuşsun bu defa. Bizden bir miktar borç isteyen bir eş, dost yada yakınımızı düşünelim. Hiç olmamış mıdır güvensizlikten, önemsememekten ya da herhangi bir sebeple onu geçiştirdiğimiz. Acaba bu güne kadar kimlerin gözyaşlarına konu olmuşuzdur, kimlerin dşüncesizce canını acıtmışızdır? Yarı yolda bıraktığımız kimse yok mu dersiniz etrafımızda, peki ya aramaya aramaya pas tutan dostluklarımız...

Bu ben değilim çok mu iyi niyetliyim diyorsunuz? O kişi ben de değilim. Peki o zaman kim?

Biliyorum bu çok hoşumuza gitmiyor,hatalı olmayı kendimize yakıştıramıyoruz ama hadi kabul edelim "MASUM DEĞİLİZ HİÇ BİRİMİZ". Yanlış olan hep ötekiler değil. Yanlışı yapan sen, ben, o; yanlışı yapan biziz yani. Yavaş yavaş bencilliğe teslim olan, anlamanın, dinlemenin, paylaşmanın,güzel düşünmenin tadını unutan, yitip giden kimi değerlerimize seyirci kalan biziz.

Hadi bu blog bizim olsun, bir şey yapalım onunla. Güzele, iyiye, doğruya yelken açalım. Kaybettiklerimizi arayalım, bulduklarımızı paylaşalım. Ötekinden beklemeden biz yakalım mumu, uzanan el biz olalım. Çaresiz olmasın bu bloog, bir iyilik yapsın bize. Evet kolay değil, anlatılan kadar basit değil hiç bir şey ama bunun tadı da göz ardı edilesi değil. Bu iyiliğin, iyi olmanın sonsuz hayatta bizim için kocaman bir ödülü var. Kim bilir belki sonsuz mutluluktur onun adı, bilemeyiz ki.

İşte simidin yarısını bölerek başlamak istedim ben ilk adıma. Bana eşlik etmek istemez misiniz?
posted by xx at 12:26 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 1 ) | Add Comment