23/6/2009 - Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse...
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم.
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse...
_____________________________________
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
Merak ediyorum neler yapacağınızı
Biliyorum ama
Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı,
Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,
Ve inandırmaya çalışacağınızı,
Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı;
Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı
Fakat söyleyin bana,
Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde,
Onu kapıda mı karşılayacaksınız?
Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle,
Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp
Yerine Kur'anı mı koyacaksınız?
Peki hala Amerikan filimlerini seyredecek misiniz televizyonda?
Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle,
O size kızmadan önce?
Kimbilir?
Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz,
Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi
Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
Ve bunun yerine ortalığa,
Kitaplığınızın raflarında tozlanmış,
Hadis kitapları mı çıkaracaksınız?
Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz?
Yoksa teleşla ne yapayım diyerek,
Sağa sola mı koşturacaksınız?
Merak ediyorum:
Eğer Peygamber Efendimiz,
Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa,
Yapmaya devam edecek misiniz,
Her zaman yaptığınız şeyleri?
Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?
Her yemekten sonra sofra duası etmeyi,
Yine zor mu bulacaksınız?
Hiç yüzünüzü asmadan,
Oflayıp puflamadan,
Her vakit namazınızı kılacak mısınız?
Ya sabah namazı için,
Sıcacık yatağınızından,
Erkenden fırlayacak mısınız?
Peki ya yine mırıldanacak mısınız,
Her zaman söylediğiniz şarkıları?
Ve okuyacak mısınız,
Her zaman okuduğunuz kitapları?
Peki bilmesine izin verecek misiniz,
Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri?
Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?
Şöyle diyelim ya da:
Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de?
Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?
Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla?
Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız,
Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?
Şimdi söyleyin açık yüreklilikle,
Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
Sonsuza dek, hep birlikte
Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız,
Ziyareti bitip gittiğinde?
Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?
Bilmek ve düşünmek,
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse
Yapacağımız şeyleri
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
Merak ediyorum neler yapacağınızı
----------------------------
Selahattin GÜNAY
TARAFINDAN DERLENMİŞTİR
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
6/5/2009 - VAKİT AKŞAM
VAKİT AKŞAM
Vakit akşam, gün ölmek üzere
Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden
Kızılcakıyameti kopuyor dünyanın
Kara kefenini giyiniyor gün
Günün rengi soluyor
Eşyanın cezvesi yitiveriyor
Hatırla ki, seninde akşamın olacak bir gün
Ömrünün ışıkları solacak
Hayatının perdesi çekilecek
Seninde kıyametin kopacak
Dudaklarında donacak gülüşün güneşi
Zaman uçurumun olacak
Gelen günün güneşi sana doğmayacak
Unutulacaksın ve hatta
Unutulduğun bile unutulacak
İsmin anılmayacak orda burada
Kimse yolunu gözlemeyecek
Üzerinden bütün ışıklar çekilecek ve
Senin de akşamın olacak
Şimdi akşam
Gün akşamdır unutma
Ölmeden önce bil öleceğini ki yaşatıldığını fark edesin
Herkesin senden uzak duracağı ölüm anını hatırla ki
Sende şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın
Seni, sen yokken de bilen Rabbin
Sen öldükten sonrada bilecek elbet
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak
Ömrünün gecesinde, güneşi sana yalnız O getirecek
Hatırını yalnız O bilecek
Şimdi akşam sende Onu an
Şimdi sende Onun hatırına var secdeye
Şimdi akşam ve şimdi akşam namazı vakti
SENAİ DEMİRCİ
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
31/3/2009 - ÜŞÜYORUM
ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum…
Muhsin YAZICIOĞLU
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
31/3/2009 - YAĞMUR

YAĞMUR
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Nurullah Genç
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
9/3/2009 - Mehmet Akif'in Efendimiz için yazdığı şiir
Mehmet Akif'in Efendimiz için yazdığı şiir
On Dört Asır Evvel
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lakin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
Neden görecekler, göremezlerdi tabii;
Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,
Bir kerede, mamure-I dünya, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin.
Salgındı, bugün şarkı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi geberdi!
Alemlere rahmetti evet şer-i mübini,
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep;
Medyun ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.
Mehmet Akif Ersoy
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
9/3/2009 - Osmanlı Sultanlarının Peygamber sevgisi

Osmanlı Sultanlarının Peygamber sevgisi
nasılmış bakınız.
Gitmesin nâm-ı şerifin bu dilimden dem-be-dem
Dertli gönlüme devadır can bulur ondan safâ,
Umaram her bir adın başka şefaat eyleye,
Ahmed ü Mahmud Ebu'l-Kasım Muhammed Mustafa(s.a.v)
Kanuni Sultan Süleyman
Nola tacım gibi başımda götürsem daim,
Kademi resmini ol Hazret-i Şah-ı Rusül'ün,
Gül-i gülzar-ı nübüvvet o kadem sahibidir,
Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün,
Sultan I. Ahmed;
Ümmetinden en hakir ü bi-kesem ben ya Resul,
Hazretine ettiğim vird ü salatı et kabul,
Aciz-ü Meftuni'yi cennat-ı adne et kabul
Es-salat u ve's-selam ya sadıka'l- Va'di'1-Emin
Sultan II. Mustafa;
Eşiğinde abd-i memluk ol müdam,
Ondan özge yoktur a'la-yı meram,
Saltanat budur Neciba bil tamam,
Şimdi zat-ı Mücteba'ya aşıkım.
Sultan III. Ahmet;
Bin salat ile selam eyler revân-ı pâkine,
Eyler İlhami rica nakd-i şefaat ruhsatın,
Koyma ya Rabbi dili tab u teb-i isyanda,
Ebr-i lutfundan bana neşr eyle ab-ı rahmetin.
Sultan III. Selim
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
13/11/2008 - Beni kimseler anlamasın!.

Beni kimseler anlamasın!.
Kimseler anlamasın beni!
Züleyha'nın zindanında "Yusuf" anlasın,
Leyla'nın çöllerinde "Mecnun" anlasın,
Şirin'in dağlarında "Ferhat" anlasın,
Aslı'nın yüreğinde "Kerem" anlasın,
Sen anla…
Beni kimseler anlamasın!
Gözyaşlarını yüreğinde biriktiren "hüzün" anlasın,
Yaprakları sararmış "hazan" anlasın,
Karanlıkları örten "güneş" anlasın,
Güneşe örtü olan "gece" anlasın,
Sen anla…
Beni kimseler anlamasın!
Bembeyaz düşlerine karalar düşen
"Kudüslü çocuklar" anlasın,
Sessizliğin içinde saklı "sesler" anlasın,
Acılarla ağırlaşan "hayat" anlasın,
Yenilgilere alışmış "kalbim" anlasın,
Sen anla…
Beni kimseler anlamasın!.
Martılara hasret "deniz" anlasın,
Baharına hasret "çiçek" anlasın,
Ölümüne hasret "hayat" anlasın,
Sen anla.
Ey Rabbim,
Sen anla!
Nurdal Durmuş
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
31/10/2008 - BİZLER DİKENLERDİK

BİZLER DİKENLERDİK
Biz dikenlerdik aslında.
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Gül-ü Muhammed'in (s.a.) yüzünde buluştuk.
Gül-ü Muhammed (s.a.) yüzünde tanış olduk.
Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık.
Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik.
Gülün yüzüne vardık
Gül yüzünden var olduk.
Sevgili'nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül'e,
Yüzümüzü Sevgili'nin vechine çeviren Gül'e
Güllerce salât, yüz'lerce selâm ettik.
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
31/10/2008 - Kırmızı Gülün Hikayesi


Kırmızı Gülün Hikayesi
Kırmızı gülün hikayesi bilinir mi
Bilmem.
Ama ben yine de hatırlatayım
Seneler öncesini.
Dünyada aşkın, mutluluğun
Umudun ve beyaz gülün olduğu günleri.
Tabii bunlarla anlaşamayan gururu da
Unutmamak lazım.
Bu beş arkadaşın sevinçle
Saklambaç oynadıkları günlerdi.
Tabii ebe çoktan belliydi: Gurur.
Mutluluğu çabucak bulan gurur
Aşkı aramaya başladı
Aradı ama bulamadı.
Düşündü, düşündü
Aşkın saklanabileceği tek yerin
Beyaz güllerin kucağı olduğunu
Çabucak kavradı sonra.
Bir çöple beyaz güllerin arasına daldı
Çoşkuyla
Bir çığlık, bir feryat koptu
Yürekleri acılar kapladı.
Bir gülün arkasından
Gözlerine çöp batmış aşk çıktı
Ağlayarak, kanayarak...
Aşkın kanıyla ıslanan beyaz güller ise
Kırmızıya dönmüştü.
Ve aşkın görmeyen gözlerine
Işık olmuşlardı, uğruna ölmüşlerdi...
Aşk nereye giderse kırmızı gül oradaydı
Sevgisini göstermek için.
Sevgisini paylaşmak
Elinden tutmak
Ona sımsıkı sarılmak için.
Hep bir parçasının eksik kaldığı
Hayata karşı birlikte
Gögüs germek için.
Kırmızı gül hep aşkın yanındadır
Aşk da hep kırmızı gülün içinde saklıdır.
O yüzdendir ki aşık bir erkek
Sevdiğine hep kırmızı bir gül alır
O yüzdendir ki aşık bir kız da
O gülü sevgiyle kabul eder.
Neden diye sormaz hiç, neden mi?
Neden aranır mı hiç
Kırmızı gülü sevmek için
Uğrunda ölmek için..

|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
10/7/2008 - GÖZLERİM HEP SENİ ARIYOR KÂBE

GÖZLERİM HEP SENİ ARIYOR KÂBE
Ne güzel yakışmış örtün üstüne
Örtün kefen olsun benim üstüme
Nasıl dayanayım ben hasretine
Hasretin içimi yakıyor kabe
Gözlerim hep seni arıyor kabe
Çok özledim seni tavaf etmeyi
Hacerül esvede bakıp öpmeyi
Rabbim nasip eyle tekrar gitmeyi
Hasretin içimi yakıyor kabe
Gözlerim hep seni arıyor kabe
Aşık oldum endamına yapına
Doyamadım cennet kokan kokuna
Bakmayı özledim altın kapına
Hasretin içimi yakıyor kabe
Gözlerim hep seni arıyor kabe
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - SORMA BANA HANGİ AŞK DİYE...

SORMA BANA HANGİ AŞK DİYE...
Sorma Bana "Hangi Aşk" Diye
Aşkâ?¦
Namlusu kalbime doğrulmuşâ?¦
Tetikte beklerâ?¦
Barut değil, gül kokusudur sızanâ?¦
Ya Rabbim!â?¦
Senin sevdiğindir sevgilimâ?¦
Düşmanın; düşmanım!
Bu, benim inancımâ?¦
Ve aşkımâ?¦
"Yaratılanı sevmek; Yaratandan ötürüâ?¦"
Sevebilmekâ?¦
Sevgiyi Yaratandan ötürüâ?¦
Derviş; aşk adamıâ?¦
Dergah; aşkhaneâ?¦
İbadet; sevgiliye muhabbetâ?¦
Su nasıl kaynar gönül ateşiyle?â?¦
Çiçeklerin zikri nasıldır ve kimler duyar?
Ve Ferhat'ın dağları erittiği ateş, Şirin'in aşkından ibaret midir?
Sorma bana "Hangi aşk?" diyeâ?¦
Ve aşktan korkma!
Bir göz açıp kapayıncaya kadarsa ömürâ?¦
Aşk sonsuz olmalıâ?¦
"Aşk nasıl sonsuz olur?"
Bunu sormalıâ?¦
Aşkâ?¦
Namlusu kalbime doğrulmuşâ?¦
Tetikte beklerâ?¦
Barut değil, gül kokusudur sızanâ?¦
Gül kokusu;
Bulur doğruyuâ?¦
Namlu kalbime dayanmışâ?¦
Sorma bana "Hangi aşk?" diyeâ?¦
Ve tetik;
Titrer durur "Allah" diyeâ?¦
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - Bakkal Amca Bir Din Ver!
Bakkal Amca Bir Din Ver!
Bakkal amca, bir din ver, bana şöyle yüz gram;
İçinde hem komedi, hem de birazcık dram.
Öyle bir din olsun ki; bizi fazla sıkmasın,
Her yerde 'ahlâk' diye, karşımıza çıkmasın...
Ramazan'da otuz gün, vücut girsin bakıma,
Ama bayram gelince, karışmasın rakıma(!)
Bırakalım insanlar, her tür haltı yesinler,
Karınları doydukça, 'kalbim temiz' desinler...
Bir din ver ki; içinde, birazcık kahve falı,
Ve üstünde bir kaşık, sosyetik mevlid balı,
Arasında bir dilim, Kaşar Yaşar olmalı,
Böylece kalplerimiz, hidâyetle (!) dolmalı...
Bir de şu kurbanlıklar, sorun çıkardı biraz,
Neden dersen bütçemiz, bu sene hepten ayaz.
Eğer fetvâ verirse, şu senin 'Süper Beyaz',
Belki biz de keseriz, ya bir tavuk, ya bir kaz...
Bakkal amca bir din ver; zorda 'Allah' diyelim,
Açılınca kapılar, 'Haydi Yallah' diyelim.
Âlimler ehli cümbüş, fetvâlarda varyasyon,
Biraz Budist felsefe, biraz reenkarnasyon...
Bir din ki; insanları, hayallere daldırsın,
Tüm cinsel yasakları, yürürlükten kaldırsın.
Eroslar, Afroditler, sokaklarda çıldırsın,
Ve bu çılgın olaylar, şeytanları yıldırsın...
Açılsın sahillerde, beş yıldızlı mâbedler,
Diskolarda, ruflarda, yapılsın ibadetler...
Bir din ver ki; her akşam, sofraları kuralım,
Kadehleri duayla, birbirine vuralım...
Ahlak mahlak üstüne, biraz kafa yoralım(!)
Memleketin şu hali, ne olacak soralım.
İlerleyen saatte, dansöz çıksın masaya,
Allah rızası(!) için, pamuk eller kasaya...
Ne kadar yardımsever, olduğumuz görülsün,
Ellerimiz ona, merhametle sürülsün.
Cinsiyetler arası, ortak pazar kurulsun,
Böylece irticaya, büyük darbe vurulsun...
* * *
Bakkal amca, bir din ver; açık olsun tâvize,
Rahatlatsın bizleri, tatlı baksın fâize.
Madem ki fâiz dedik, hazır girdik damardan,
Bir din ver ki; bizleri, men etmesin kumardan...
Piyangolar, totolar, birer hayır kurumu,
Bazı yobaz kafalar, görsünler bu durumu,
Gece gündüz borsada, hayal kursun alıklar,
Yesinler küçükleri, bazı büyük balıklar...
Bir din ver ki; bıraksın, şu rüşvetin peşini,
Âmir, memur, sekreter, herkes bilsin işini.
Bu bilimsel metodla, çözersek biz bu işi,
Korkarım kalmayacak, zekât verecek kişi...
Lûgatlerden silinsin, artık şeref, şahsiyet,
Dalgalı kura geçsin, edep, hayâ, haysiyet.
Körler ile sağırlar, koltukları kapsınlar,
Ellerinde yağdanlık, birbirine tapsınlar...
Bakkal amca, bir din ver; kaşlarını çatmasın,
Kubbesi, minaresi, aman derim batmasın,
Temizlensin camiler, tabut mabut kalmasın,
Bundan sonra Azrail, kapımızı çalmasın(!) ...
Dostlarım! Sanmayın ki; taş devrinden gelirim,
Bakkaldan din istenmez, bunu ben de bilirim.
İstedim ki; bu şaka, sizi biraz güldürsün,
Güldürürken, biraz da, gerçeği düşündürsün...
Cengiz Numanoğlu
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - ZİNDANDAN MEHMED

ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP
ZİNDAN İKİ HECE, MEHMED'İM LAFTA!
BABA KATİLİYLE BABAN BİR SAFTA!
BİRDE, GERİ ADAM, BOYNUNDA YAFTA...
HALİMİ DÜŞÜNÜP YANMA MEHMED'İM!
KAVUŞMAK MI?.. BELKİ... DAHA ÖLMEDİM!
AVLU... BİR UZUN YOL... TUĞLA DÖŞELİ,
KIRMIZI TUĞLALAR ALTI KÖŞELİ.
BU YOL DA TUTUKTUR HAPSE DÜŞELİ...
GİT VE GEL... YÜZ ADIM... BİN YILLIK KONAK.
NE AYAK DAYANIR BUNA, NE TIRNAK!
BİR ALEM Kİ, GÖKLER BORU İÇİNDE!
AKIL, OLMAZLARIN ZORU İÇİNDE.
ÜSTÜSTE SORULAR SORU İÇİNDE:
DÜŞÜN MÜ, KONUŞ MU, SUS MU, UNUT MU?
BURADAN İNSAN MI ÇIKAR, TABUT MU?
BİR İDAMLIK ALİ VARDI, ASILDI;
KAYDINI DÜŞTÜLER, MÜHÜR BASILDI.
GEÇTİ GİTTİ, BİRKAÇ GÜNLÜK FASILDI.
ONDAN KALAN, BOYNU BÜKÜK BİR SEFİL;
BAHÇEYE DİKTİĞİ ÜÇ BEŞ KARANFİL...
MÜDÜR BEY DERT DİNLER, BUGÜN "MARUZAT"!
ÇATIK KAŞ.. HÜKÜMET DEDİKLERİ ZAT...
BENİ ALLAH TUTMUŞ, KİM EDER AZAT?
ANLAMAZ; YAZISIZ, PULSUZ, DİLEKÇEM...
ANLAMAZ; RUHUMA GEÇTİ BİLEKÇEM!
SAAT BEŞ DEDİ Mİ, BİR YIRTICI ZİL;
SAYIM VAR, MALTADA HİZAYA DİZİL!
TEK YEKÜN İÇİNDE YAZIL VE ÇİZİL!
İNSANLAR ZİNDANDA BİRER KEMMİYET;
URBALARLA KEMİK, MİNTANLARLA ET.
SOMURTMUŞ Kİ BIÇAK, NARA Kİ TOKAT;
ZİFT DOLU GÖZLERDE KARANLIK KAT KAT...
YALNIZ SECCADEMİN YÜZÜNDE ŞEFKAT;
BENİ KİMSECİKLER OKŞAMAZ MADEM;
ÖP BENİ ALNIMDAN, SEN ÖP SECCADEM!
ÇAYCI, GETİR, İLAÇ KOKULU ÇAYDAN!
DAKİKA DÜŞELİM, SENELİK PAYDAN!
ZİNDANDA DAKİKA FARKSIZDIR AYDAN.
KARIŞTIR ÇAYINI ZAMAN ERİSİ;
KÖPÜK KÖPÜK, DUMAN DUMAN ERİSİN;
PEYKELER, DUVARA MIHLI PEYKELER;
DUVARDA, BAŞLARDAN, YAĞLI LEKELER,
GÖMÜLMÜŞ DUVARA, BAŞ BAŞ GÖLGELER...
DUVAR, KATİL DUVAR, YOLUMU BİÇTİN!
KANLA DOLU SÜNGER... BEYNİMİ İÇTİN!
SÜKUT... KIVRIM KIVRIM UZAKLIK UZAR;
TEK NOKTA SEÇEMEZ DÜNYADAN NAZAR.
YERİNDE Mİ ACEP, ÖLÜ VE MEZAR?
YERYÜZÜ BOŞALDI, HABERSİZ MİYİZ?
GÜNEŞE GÖÇ VAR DA, KALAN BİZ MİYİZ?
SES DEMİR, SU DEMİR VE EKMEK DEMİR...
İSTERSEN DEMİRDE MUHALİ KEMİR,
NE GELİR Kİ ELDEN, KADER BU, EMİR...
GARİP PENCERECİK, KÜÇÜK DARACIK;
DÜNYAYA KAPALI, ALLAHA AÇIK.
DUA, DUA, ELLER KARINCALANMIŞ;
YILDIZLAR AVUÇTA, GÖK PARÇALANMIŞ...
GÖZYAŞI BİR TARLA, HEP YONCALANMIŞ...
BİR SOLUK, BİR TÜTSÜ, BİR UÇAN BUĞU;
İPLİK Kİ, İNCECİK, ÖRER BOŞLUĞU.
ANA RAHMİ ZAHİR, ŞU BİZİM KOĞUŞ;
KARANLIĞINDA NUR, YENİDEN DOĞUŞ...
SESLER DUYMAKTAYIM: DAVRAN VE BOĞUŞ!
SEN BİR DEVSİN, YÜKÜ AĞIRDIR DEVİN!
KALK AYAĞA, DİMDİK DOĞRUL VE SEVİN!
MEHMED'İM, SEVİNİN, BAŞLAR YÜKSEKTE!
ÖLSEK DE SEVİNİN, EVE DÖNSEK DE!
SANMA BU TEKERLEK KALIR TÜMSEKTE!
YARIN, ELBET BİZİM, ELBET BİZİMDİR!
GÜN DOĞMUŞ, GÜN BATMIŞ, EBED BİZİMDİR!
Necip Fazıl Kısakürek
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - FEZA PİLOTU
FEZA PİLOTU
YİRMİNCİ ASRIN ABLAK YÜZLÜ FEZA PİLOTU!
BULDUN MU AY YÜZÜNDE ÖLÜME ÇARE OTU?
BİR ODUN PARÇASINA AT DİYE BİNEN ÇOCUK!
BAŞINDA ÇELİK KÜLAH, SIRTINDA PLASTİK GOCUK.
UZAKLIKLARI YENMİŞ FATİH EDASINDASIN!
DİPSİZLİĞİN DİBİNİ BULMAK SEVDASINDASIN!...
ALLAH'A DİL ÇIKARIR GİBİ KÜSTAH BİR YARIŞ...
FARKINDA DEĞİLSİN Kİ, AY DÜNYAYA BİR KARIŞ.
FEZADA MİLYARLARCA IŞIK YILI, MESAFE;
SENİNKİ, SANİYELİK ZAFER, İLMİ HURAFE!
KAVANOZDA, KENDİNİ DERYADA SANAN BALIK;
NE ACI VAHŞET, MAĞRUR İLİMDEKİ KABALIK;
FEZADA "ALLAH DİYE BİR ŞEY YOK" İDDİASI!!!
GEL GÖR, KAÇ FÜZEYE DENK, BİR MÜMİNİN DUASI;
RAFA KALDIRMAK İÇİN RUHLARINI DÜRDÜLER,
GÜNEŞ DİYE KALBTEKİ GÜNEŞİ SÖNDÜRDÜLER.
BİLMEDİLER; KALBTEDİR, KALBTEDİR ASIL FEZA;
KALBTEDİR, ÖLÜMSÜZLÜK KEFİLİ KUTSİ İMZA.
SAYIDAN SONSUZLUĞA SINIF GEÇİRTECEK NOT;
BİZDEDİR, VE BİZDEDİR ARŞ'A GİDEN ASTRONOT.
VE MEKANDAN ARINMIŞ VE ZAMANDAN İLERDE,
FEZAYI TESLİM ALMA SIRRI BİZİMKİLERDE.
BİZİMKİLER IŞIĞA GEM VURUR DA BİNERLER;
YERDEN GÖĞE ÇIKMAZLAR,GÖKTEN YERE İNERLER...
Necip Fazıl Kısakürek
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - Kim Müslümanların derdini kendine mal etmezse

"Kim Müslümanların derdini kendine mal etmezse
onlardan değildir."
Hadis-i Şerif
Muslumanlik nerde! Bizden gecmis insanlik bile...
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kac hakiki musluman gordumse, hep makberdedir;
Muslumanlik, bilmem amma, galiba goklerdedir;
istemem, dursun o payansiz mefahir bir yana...
Gosterin ecdada az cok benziyen kan bana!
isterim sizlerde gormek irkinizdan yadigar,
Cok degil, ancak necip evlada layik tek siar.
Varsa sayet, soyleyin, bir parcacik insafiniz:
Boyle kansiz miydi -hasa- kahraman eslafiniz?
Boyle dusmus muydu herkes ayrilik sevdasina?
Benzeyip sirazesiz bir mushafin eczasina,
Hic gorulmus muydu olsun kayd-i vahdet tarumar?
Boyle olmus muydu millet canevinden rahnedar?
Boyle acliktan bogazlar miydi kardes kardesi?
Boyle adet miydi bi-perva, yemek insan lesi?
Irzimizdir cignenen, evladimizdir dogranan...
Hey sikilmaz, aglamazsan, bari gulmekten utan!...
"His" denen devletliden olsaydi halkin behresi:
Payitahtindan bugun tasmazdi sarhos naresi!
Kurd uzaklardan bakar, dalgin gorurmus merkebi.
Saldirimis ansizin yaydan bosanmis ok gibi.
Lakin, ask olsun ki, aldirmaz otlarmis esek,
Sanki tavsanmis gelen, yahut kiliksiz kostebek!
Kar sayarmis bir tutam ot fazla olsun yutmayi...
Hasmi, derken, cullanirmis yutmadan son lokmayi!...
Bu hakikattir bu, sasmaz, bildigin usluba sok:
Halimiz merkeple kurdun ayni, asla farki yok.
Burnumuzdan tuttu dusman; biz bogaz kaydindayiz;
Bir bakin: hala mi hala ihtiras ardindayiz!
Saygisizlik elverir... Bir parca olsun arlanin:
Vakti coktan geldi, hem gecmektedir arlanmanin!
Davranin haykirmadan nakus-u izmihaliniz...
Oyle bir buhrana sapmistir ki, zira, halimiz:
Zevke dalmak soyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranin zira gulunc olduk butun bir aleme,
Beklesirken gokte yuz binlerce ervah, intikam;
Yerde kalmis, na'sa benzer kavm icin durmak haram!...
Kahraman ecdadinizdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.
Mehmed Akif Ersoy
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - Hic bilenle bilmeyen bir olurmu

"Hic bilenle bilmeyen bir olurmu?"
(Kuran-i Kerim)
Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse <> denilen yüz karasından
Kurtulmaya azmatmeli bastan basa millet.
Kafi degilmi, yoksa bu son ders-i felaket?
Son ders-i felaket neye mal oldu? Dusunsen:
Beynin eriyip yas gibi damlardi gozunden!
"Son-ders-i felaket" ne demektir? Su demektir:
Gelmezse eger kendine millet, gidecektir!
Zira, yeni bir sadmeye(carpma) artik dayanilmaz;
Zira, bu sefer uyku olumdur, uyanilmaz!
Coskun, koca bir sel gibi, daim beseriyyet,
Mustakbele kosmakta verip seyrine siddet.
Daglar, ucurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yuksek, ne de alcak demez orter!
Akvam(kavimler, milletler) o buyuk nehre katilmis birer irmak...
Elbet katilir... Hangisi ister geri kalmak?
Bizler ki bu muthis, bu muazzam cereyanla
Ugrasmaktayiz... Bak, ne kadar cilginiz anla!
Ugras bakalim, yoksa isin, hey saskin!
Kursun gibi sur'atli, denizler gibi taskin
Bir caglayanin menba-i dehhasina(gayet dehsetli) dogru
Tirmanmaya benzer, yuzerek, baska degil bu!
Ey katre-i avare(zavalli damla), bu cusun, bu hurusun
Ahengine uymazsan, emin ol, bogulursun!
Yillarca, asirlarca suren uykudan artik,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yik!
Bir baksana : gokler uyanik, yer uyaniktir;
Dunya uyanikken uyumak maskaraliktir!
Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana dusmekte bu millet,
Bir hale getirdin ki, ne din kaldi, ne namus!
Ey sine-i islam'a coken kapkara kabus,
Ey hasm-i hakiki, seni oldurmeli evvel:
Sensin bize dusmanlari ustun cikartan el!
Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'i da <> diye tutmus yediyorsun!
Allahtan utan! bari birak dini elinden...
Gir les gibi topraklara kendin, gireceksen!
Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak)?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!
Muslumanlik sizi gayet siki, gayet saglam,
Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,
Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?
Birbirinden muteferrik bu kadar akvami,
Ayni milliyetin atlinda tutan islam'i,
Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...
Arnavutlukla, Araplikla bu millet yurumez..
Son siyasetse bu! Hic boyle siyaset yurumez!
Sizi bir aile efradi yaratmis Yaradan;
Kaldirin ayrilik esbabini artik aradan.
Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mulkun nagah.
Diye dursun atalar: "Kal'a icinden alinir."
Yok ki hicbir isiden... Millet-i merhume sagir!
Bir degil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler ayni siyasetle butun makbereye.
Girmeden tefrika bir millete, dusman giremez;
Toplu vurdukca yurekler, onu top sindiremez.
Birakin eski hukumetleri meydandakiler
Yetisir, soyle bakip ibret alan varsa eger.
iste Fas, iste Tunus, iste Cezayir, gitti!
iste irak'i da taksim ediyorlar simdi.
Umidin her zaman haib, nasibin daima nekbet;
Hayatin gecti husranlarla ey gun gormeyen millet!
Ne devletsiz basin varmis, ne mel'un tali'in, hayret!
Muebbed bir hayat ummus da icmistin.. Fakat seyret:
Nasil zehr oldu birden diktigin sahba-yi hurriyet!
Meger altust olurmus en muazzam ars-i istiklal;
Meger pamal edermis en bulend akvami izmihlal;
Meger birden olurmus altiyuz yil beslenen amal,
Ufuklar, bak, adem rendinde zulmetlerle malamal..
Ne beklerdik, nasil ciktin sen ey ferda-yi istikbal!
Bu istikbali ruyamizda gorseydik inanmazdik!
"Sabah olmus" dedik, sezmekle bir avare aydinlik.
Ne haybettir: degilmis fecr-i kazibler kadar sadik!
Cahimi bin hatar kat kat yigilmis, gelde yirtip cik!
ilahi! Bir isik goster, bunaldik busbutun artik!
Fakat hey saskin, istimdad icin Hak'dan yuzun var mi?
Kitabullah'a yuksekten bakan gozler de aglar mi?
Muhakkar gordugun kuvvet bu gun bir bak, muhakkar mi?
Demezdin, ruhu Kur'an'in o lakaydiyle muztar mi?
Ya sen muztar kalir, feryad edersen, aldirirlar mi!
Evet, sen boyle bir ferda-yi mahser-hizi ummazdin,
Haberdar eyleyenler oldu; guldun. Pek de kurnazdin!
Kudurmustan beter bir hale geldin, durmadin azdin!
Dusen ma'suma cikmak gayr-i kaabil bin cukur kazdin:
Gomup ahlaki, artik fuhs icin bah-name'ler yazdin!
Utanmak bilmiyorsun, anladik, lakin ne isterdin:
Su milletin ki levsiyyati bir "meslek" deyip verdin?
ibadullahi saptirdin, fakat bir yol mu gosterdin?
Gorursen nerden bir namus, fush-abada gonderdin;
Sezersen kimde na-merdane bir fitrat, kanat gerdin!
* * *
Biyik kirpik, sakal yontuk da tirnaklar birer parmak;
Yikanmaz bir surat, sol gozde beyzi cam, fakat parlak;
Hamamsiz ensenin sirtinda bir yag var: kayar yavsak!
Su, kalcinlarla kivrik pantalon altinda, kiskivrak
Seken Osmanli centilmeninde hicbir duygu yok mutlak...
Utanmak ver, yeter, kaabilse Allah'im, utandirmak!
Mehmed Akif Ersoy
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - KUBBELER
KUBBELER
Dün başlar seferber, eller seferber;
Kurşun eritildi, mermer çekildi.
Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
Akçayla olacak işler değildi.
Böyle bir gemide yendi suyu NUH.
Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH.
Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
Abide haline koydu sevinci
Gergefle işleyip bir inci sultan
Ki çiçek verirdi saksıya koysan,
Bulabildinse ey yolcu yerini
Hepsinin alnında altından bir ay.
Seyret İstanbulun camilerini
Minare minare, kubbe kubbe say!
Açılır masmavi burda gökyüzü,
Gümüşten sütunlar üstünde durur...
Kimin gölgesi dinlenir yerde,
Kiminin beyazı sulara vurur.
Allaha giden yol buralardadır,
Kapılar açılır şerefelerden,
Burdan uğurlanır mubarek aylar,
Bayram burda başlar arifelerden.
Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
Sultanı, çerisi, piri, veziri,
Nesilden nesile götürsün diye
Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ.
Nice başbuğların açtığı yerde:
Biri yardan geçmiş,öteki serden,
Yolcular gidiyor yarına doğru,
Kafile kafile bu köprülerden.
Kuşun uçuş, gülün açış saati,
Tanrının fermanı yüce kubbede
Duyulur uyanık Fatihin "Uyan!"
Dediği uzaktan Sultan Ahmede.
Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
Şamdanlar şamdanlar, ulu şamdanlar.
Ki aydınlığıyla, asırlar boyu
Yolunu bulurdu yolda kalanlar.
Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
O kıvrak şekli ki serhadde yaydı;
Atlas bayrakların dalgalarında
Rüzgarla öpüşen ince bir aydı.
Kimi yıkanırdı şadırvanlarda
Tekbire HU HU katıyor kimi;
Beyazıt önünden güvercinlerin
İncidir yemi...
Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
Tuna boylarından müjde geldi mi?
Uzaklarda kırık minarelerden
Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
Bir gün açılacak o büyük kapı
Ve kanatlar yere inmeyecekler.
Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan
Açtıkça fetihler tarihi Türkün
Kubbeler erecek bir gün murada
Ve minareler dal verecek bir gün.
Geçerken altından bu loş kemerin
Menekşe menekşe gül güldür içi..
Kapanmaz kapısı Allah evinin
Ki beş vakit gürül gürüldür içi.
Çinliler çinliler taze çinliler:
Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
Ey sanat " Kuruyan dallarımıza
Bir yeşil yaprak ver " demeye geldik.
Biri hattın; biri mermerin, tuncun,
Kurşunun sırrını aramış bulmuş;
Yesari elinde "Lafza-i Celal"
Sinan'da kubbeyle minare olmuş.
İşte bir kubbe ki söyler saati...
Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
Mavidir çinisi, yenidir adı;
Mermerini sisler karartamadı.
Şahzade, Laleli, Haseki Sultan...
Hepsinin üstünde Süleymaniye...
Süleymaniyeden, Ayasofyadan
Yollar iner dal dal Yenicamiye.
Yelken yelken, seren seren geiler;
Yamaçta, kıyıda, yolda Camiler,
Bu Horasan, mermer kurşun dağları
Omuzunda taşıdığı çağları.
Taşıyacak daha çağlar boyunca
Ve yer çekmeyecek, yere koyunca.
Yolları arkada bırakan hızla;
Kanatlarımızla, atlarımızla
Aşarken toprağı, taşı, denizi
Bu kurşun memeler emzirdi bizi.
Böyle bir gemide, yendi suyu NUH...
Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH...
Arif Nihat Asya
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - Hani söz vermiştik
|
Hani söz vermiştik (HüzünGünleri)
|
|
|
|
|
Hani söz vermiştik Alem-i Ervahta..
"Belâ" demiştik "Elestü bi rabbiküm" sualine,
Yaratıcı, rızık verici ve yegane kanuna koyucu olarak
Allah'tan başka İlah, önder olarak da O'nun Resûlünden başkasını tanımıyacaktık.
Hani söz vermiştik,
Hani söz vermiştik Erkâm'ın evinde,
Hangi şart ve ortamda olursa olsun İlay-ı Kelimetullah misyonunu yürütecek
Musibetlerden yılmıyacak hiçbir tehditten korkamayacak,
Gerekirse ölümlerin en güzeline talib olacaktık.
Hani söz vermiştik Akabe tepesinde
Kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi
Kanımızla, malımızla ve canımızla koruyacaktık Resülullah'ı
Hani söz vermiştik Akabe tepesinde
Doğru olan her şeyde Resule itaat edecektik
Rabbani davayı elden ele gönülden gönüle balçıkla sıvanmayan hakikat güneşini
Cihadsız ve şehadetsiz bırakarak lekelemiyecektik.
Hani söz vermiştik Medine'de,
Hani söz vermiştik dünya kardeşliğinin en güzel teşekkül etmeye başladığı Medinede,
Kıyamete kadar tüm müslümanlar kardeş olacaktı
Ve bizler... "Muhakkak ki bütün müminler kardeştir " Ferman-ı İlahisine gönülden bağlanacak
Vücudun azaları gibi hepimizin derdiyle dertlenip sevinçlerimize ortak olacak
Komşusu aç iken yatan bizden değil düsturuna,
Evrensel komşuluk bildirisine,
Kardeşliğin en alt eşiği olarak bakacaktık.
Nemlenmemiş bir gözle, yara almamış bir bedenle huzuruna varmaya utanıyoruz
Ahde vefa gösteremedik Allah'ım !
Bunu biliyoruz...
Ama şunu da biliyoruz ki;
Rahmet deryanda ufacık bir damlayız ,
Yüzümüz yerde ama..
Affet Allah'ım!..
Affet Allah'ım!
|
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - EY MEVTÂ

EY MEVTÂ
Düne kadar aboneydin harama;
Hep derdin ki: '' Sözüm geçer parama.''
Şimdi musallada, boşa arama ;
Banka vezneleri yok tabutların ,
Söyle, biraz avans versin putların !.
Tapular bıraktın, valiz dolusu,
Vârisler şimdiden, kurdular pusu.
Niye getirmedin ? Hayret doğrusu ;
Gerçi, bagajları yok tabutların,
Bir taksi tutardı, sana putların...
Ahlâk felsefende, çağdaşlık maşa,
Üçbeş fâhişeyle, güreştin başa.
Haydi.. Bu gece de, kaçamak yaşa;
Gümüş şamdanları, yok tabutların,
Söyle, birkaç mum getirsin putların !.
Hep aşkta kazandın(!) ,verdin kumarda,
''Dolaşmalı'' derdin, ''rakı damarda''
Biraz ayıldın mı bu son şamarda ?
CENGİZ NUMANOĞLU
Amerikan barı, yok tabutların,
Söyle de cin tonik versin putların !.
Nerde şimdi, beş yıldızlı oteller ?
O hüzzam faslına, dem tutan teller ?
Nerde, o rakseden incecik beller ?
Dansözü, şantözü yok tabutların ,
Zil takıp oynasın, şimdi putların !.
Yaşarken, sen de bir saplantı vardı;
Minâreler, sanki sana batardı.
Hele sabahları, tepen atardı;
Gördün ya.. Konforu yok tabutların,
Söyle de, bir döşek sersin putların !.
Ne kadar büyüktü dindara kinin.
Hacıya, hocaya uzardı dilin.
Konuşsana mevtâ ! Bitti mi pilin ?
Oksijen tüpleri yok tabutların,
Söyle de bir nefes versin putların.
''Uyandım'' diyorsun, lâkin boşuna;
Gördün.. Bakmıyorlar hiç göz yaşına
''Ey mevtâ !. Kaldın mı, yalnız başına''
İmdat düğmeleri, yok tabutların,
Üzülme.. Kurtarır (!) seni putların .
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
8/7/2008 - Beytullah'ta ben...

Bir sancak altında kaç milyon insan,
Ne tenleri benzer, ne dilde lisan...
Olmuşlar... Tek yürek, tek beden de can;
İnsanlığı gördüm... Beytullah'ta ben...
Yedi bağın gülü, aynı destede,
Yetmiş iki millet, aynı listede,
Kaç milyon ''Âmin'' der, aynı bestede;
Tevhîd'le haşroldum... Beytullah'ta ben...
Sînelerde alev, ne kül ne duman,
Dillerde bir soru: ''Vuslat ne zaman?''
Cehennem söndürür, böylesi îman...
Aşk ne imiş gördüm... Beytullah'ta ben...
Okyanuslar aşmış, gelmiş nicesi,
Aç, susuz, uykusuz, gündüz gecesi...
Her nefes, dilinde Kur'ân hecesi;
Sevdâlılar gördüm... Beytullah'ta ben...
Rabb'in o davetli misafirleri;
Doldurmuş, Mekke'de her karış yeri.
Dillerinde dinmez, ''LEBBEYK'' sesleri,
Arş'a yollar gördüm... Beytullah'ta ben...
Bir damla misâli, kapılmış sele;
Zengin, fakir, paşa, nefer elele...
Yan yana secd'eder, sultanla köle;
Mahşerle tanıştım... Beytullah'ta ben...
Kimi görmez gözü, elinde âsâ;
Lâkin, kalp gözünü açmış devâsa...
Yüzünde tebessüm, ne gam, ne tasa,
Döner durur gördüm... Beytullah'ta ben...
Kimi, ayağında yarım çarığı;
Kaç yerinden kanar, topuk yarığı...
Meğerse; kefenmiş başta sarığı,
Ne âşıklar gördüm... Beytullah'ta ben...
Baktım... Sofrasında, nice melekler;
Bir tas zemzem suyu, kuru ekmekler,
Gözleri Kâbe'de iftarı bekler,
Tokluğuma yandım... Beytullah'ta ben...
Bir zerre gözü yok, dünya aşında,
Âhir rızkın arar, harman başında,
Rabb'in nazarını, Kâbe taşında;
Gören gözler gördüm... Beytullah'ta ben...
Kimi bahardadır, görmemiş yazı,
Kiminin geçiyor, Mevlâ'ya nazı;
Kılınır Kâbe'de vedâ namazı,
İmrendim.. El açtım, Beytullah'ta ben...
Kiminde kalmamış, derman bacakta;
İki büklüm yürür, gitmez kucakta...
Erimiş.. Kaybolmuş.. Cenâb-ı Hakk'ta
Pervaneler gördüm.. Beytullah'ta ben...
O kambur sırtında, eski torbası,
Torbasında sanki, Cennet urbası..
Hele bir, kıyamda var ki durması;
Göz göz oldum, doldum... Beytullah'ta ben...
Bin rütbeyi, bir secdede atlayan,
Bir secdeyi, yüz binlere katlayan,
Bu kârını meleklerle kutlayan,
Ne tâcirler gördüm... Beytullah'ta ben...
Hacerü'l-Esved'de adın yazdıran,
Îman pençesinde, nefsi ezdiren,
Yücelen ruhuna, Arş'ı gezdiren,
Ne veliler gördüm... Beytullah'ta ben...
Unutmuş... Dünyanın vefâ derdini,
Yıkmış... Kalbindeki, riyâ bendini,
Öyle teslim etmiş, Hakk'a kendini;
Canda Cânân gördüm... Beytullah'ta ben...
Bir sevdâ seli var, Safâ Merve'de;
Damlalar köpürmüş, vecde girmede.
Nice peygamberler, nice zirvede;
Durup bakar gördüm... Beytullah'ta ben...
İbrahim Makâmı, sultan sofrası;
Sunulur herkese, bir kevser tası...
Bir cennet şöleni, perde arkası,
Ne sahneler gördüm... Beytullah'ta ben...
Melekler almışlar, şölenden payı;
Sarmışlar, Kâbe'de bütün semayı.
Kalem anlatamaz, bu içtimayı,
Âciz bir kul oldum... Beytullah'ta ben...
Kaç yerinden açılmış, gökte kapılar;
Ardında saraylar, zümrüt yapılar,
Vâdeleri sonsuz, nice tapular;
Elden ele gördüm... Beytullah'ta ben...
Durdum da, tavâfı seyrettim hayran;
Gördüm: Bir kâinat misâli devran...
Hangisi melektir, hangisi insan?
Şaşırdım çok zaman... Beytullah'ta ben...
Bir sağnak misâli selâm yağmuru,
Gönüller yıkanmış, kalpler dupduru.
İhlâs ateşinde, nice hamuru;
Pişiyorken gördüm... Beytullah'ta ben...
Yaş desem... Yaş değil, gözlerden akan,
Bir sel ki, günahlar bendini yıkan...
Kâbe göklerinden, semaya çıkan;
Merdivenler gördüm... Beytullah'ta ben...
Dağlar, taşlar, vecde gelmiş kavrulur,
Kum tanesi, ''Allah'' diye savrulur...
Göz nereye baksa, Rahman'ı bulur,
Ne zikirler duydum... Beytullah'ta ben...
Ter döktüm.. Susadım, nefsimden yana,
Başkası bir lezzet vermedi bana;
Dediler: ''Bu zemzem, şifadır cana''
İçtim kana kana... Beytullah'ta ben...
Mescid-i Haram'da dokuz minâre;
Diyor ki: ''Bendedir, gaflete çâre''
Bir günde beş kere, yürek bin pâre;
Ezanlar dinledim... Beytullah'ta ben...
Bir mânâ sarayı, Mescid-i Haram;
O ne ince nakış, o ne ihtişam...
Her kalbe, Muhammed Aleyhisselâm;
Bin taht kurmuş gördüm... Beytullah'ta ben...
Vah ki bana! Bunca yıldır gülmezdim,
Gözlerimden böyle yaşlar silmezdim.
Vah ki bana! Huşû nedir bilmezdim;
Tattım o lezzeti... Beytullah'ta ben...
Yıllar geçti, aramakla özümü;
Dünya malı kör etmişti gözümü,
Unutmuştum, ''Kâlû Belâ'' sözümü;
Gör ki hatırladım... Beytullah'ta ben...
Çekildi kapımdan, şeytân-ı kebir,
Çekildi kanımdan, zorbalık cebir,
Ne bir hased kaldı, ne gurur kibir;
Yerle yeksan oldum... Beytullah'ta ben...
Bir zaman derdim ki: ''Yâ Rabbî neden,
Bir daha istiyor, bir kere giden?''
Meğer bilemezmiş, insan gitmeden;
Aldım cevabımı... Beytullah'ta ben...
Gördüm ki; bu dünya bir oyalanma,
Halime bakıp da, mutluyum sanma.
Bedenim Kâbe'den uzakta amma;
Gönlümü bıraktım... Beytullah'ta ben...
CENGİZ NUMANOĞLU
|
|
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
|
Benim hakkımda
ŞİİR SİTESİ
ARKADAŞLARIM
• sevgihayatinadidir
TAVSİYE SİTELER
İSLAMİ DERGİLER
| BİR AYET |
|

|
|
|