<KOCAYUSUFTAN ŞİİRLER-2>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti


KOCAYUSUFTAN ŞİİRLER-2

10/7/2008 - GÖZLERİM HEP SENİ ARIYOR KÂBE

 

 

GÖZLERİM HEP SENİ ARIYOR KÂBE

 

 

 

Ne güzel yakışmış örtün üstüne
Ö
rtün kefen olsun benim üstüme
N
asıl dayanayım ben hasretine
Hasretin içimi yakıyor kabe

Gözlerim hep seni arıyor kabe

Çok özledim seni tavaf etmeyi
H
acerül esvede bakıp öpmeyi
Rabbim nasip eyle tekrar gitmeyi
H
asretin içimi yakıyor kabe
G
özlerim hep seni arıyor kabe

A
şık oldum endamına yapına
D
oyamadım cennet kokan kokuna
B
akmayı özledim altın kapına
H
asretin içimi yakıyor kabe
Gözlerim hep seni arıyor kabe

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - SORMA BANA HANGİ AŞK DİYE...

                                  

                       

                                SORMA BANA HANGİ AŞK DİYE...

 

 
Sorma Bana "Hangi Aşk" Diye
Aşkâ?¦
Namlusu kalbime doğrulmuşâ?¦
Tetikte beklerâ?¦


 

Barut değil, gül kokusudur sızanâ?¦


 

Ya Rabbim!â?¦
Senin sevdiğindir sevgilimâ?¦
Düşmanın; düşmanım!
Bu, benim inancımâ?¦
Ve aşkımâ?¦


 

"Yaratılanı sevmek; Yaratandan ötürüâ?¦"
Sevebilmekâ?¦
Sevgiyi Yaratandan ötürüâ?¦


 

Derviş; aşk adamıâ?¦
Dergah; aşkhaneâ?¦
İbadet; sevgiliye muhabbetâ?¦


 

Su nasıl kaynar gönül ateşiyle?â?¦
Çiçeklerin zikri nasıldır ve kimler duyar?
Ve Ferhat'ın dağları erittiği ateş, Şirin'in aşkından ibaret midir?


 

Sorma bana "Hangi aşk?" diyeâ?¦
Ve aşktan korkma!


 

Bir göz açıp kapayıncaya kadarsa ömürâ?¦
Aşk sonsuz olmalıâ?¦
"Aşk nasıl sonsuz olur?"
Bunu sormalıâ?¦


 

Aşkâ?¦
Namlusu kalbime doğrulmuşâ?¦
Tetikte beklerâ?¦
Barut değil, gül kokusudur sızanâ?¦
Gül kokusu;
Bulur doğruyuâ?¦


 

Namlu kalbime dayanmışâ?¦
Sorma bana "Hangi aşk?" diyeâ?¦
Ve tetik;
Titrer durur "Allah" diyeâ?¦
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - Bakkal Amca Bir Din Ver!

 
    Bakkal Amca Bir Din Ver!

Bakkal amca, bir din ver, bana şöyle yüz gram;
İçinde hem komedi, hem de birazcık dram.
Öyle bir din olsun ki; bizi fazla sıkmasın,
Her yerde 'ahlâk' diye, karşımıza çıkmasın...

Ramazan'da otuz gün, vücut girsin bakıma,
Ama bayram gelince, karışmasın rakıma(!)
Bırakalım insanlar, her tür haltı yesinler,
Karınları doydukça, 'kalbim temiz' desinler...

Bir din ver ki; içinde, birazcık kahve falı,
Ve üstünde bir kaşık, sosyetik mevlid balı,
Arasında bir dilim, Kaşar Yaşar olmalı,
Böylece kalplerimiz, hidâyetle (!) dolmalı...

Bir de şu kurbanlıklar, sorun çıkardı biraz,
Neden dersen bütçemiz, bu sene hepten ayaz.
Eğer fetvâ verirse, şu senin 'Süper Beyaz',
Belki biz de keseriz, ya bir tavuk, ya bir kaz...

Bakkal amca bir din ver; zorda 'Allah' diyelim,
Açılınca kapılar, 'Haydi Yallah' diyelim.
Âlimler ehli cümbüş, fetvâlarda varyasyon,
Biraz Budist felsefe, biraz reenkarnasyon...

Bir din ki; insanları, hayallere daldırsın,
Tüm cinsel yasakları, yürürlükten kaldırsın.
Eroslar, Afroditler, sokaklarda çıldırsın,
Ve bu çılgın olaylar, şeytanları yıldırsın...

Açılsın sahillerde, beş yıldızlı mâbedler,
Diskolarda, ruflarda, yapılsın ibadetler...
Bir din ver ki; her akşam, sofraları kuralım,
Kadehleri duayla, birbirine vuralım...

Ahlak mahlak üstüne, biraz kafa yoralım(!)
Memleketin şu hali, ne olacak soralım.
İlerleyen saatte, dansöz çıksın masaya,
Allah rızası(!) için, pamuk eller kasaya...

Ne kadar yardımsever, olduğumuz görülsün,
Ellerimiz ona, merhametle sürülsün.
Cinsiyetler arası, ortak pazar kurulsun,
Böylece irticaya, büyük darbe vurulsun...

* * *
Bakkal amca, bir din ver; açık olsun tâvize,
Rahatlatsın bizleri, tatlı baksın fâize.
Madem ki fâiz dedik, hazır girdik damardan,
Bir din ver ki; bizleri, men etmesin kumardan...

Piyangolar, totolar, birer hayır kurumu,
Bazı yobaz kafalar, görsünler bu durumu,
Gece gündüz borsada, hayal kursun alıklar,
Yesinler küçükleri, bazı büyük balıklar...

Bir din ver ki; bıraksın, şu rüşvetin peşini,
Âmir, memur, sekreter, herkes bilsin işini.
Bu bilimsel metodla, çözersek biz bu işi,
Korkarım kalmayacak, zekât verecek kişi...

Lûgatlerden silinsin, artık şeref, şahsiyet,
Dalgalı kura geçsin, edep, hayâ, haysiyet.
Körler ile sağırlar, koltukları kapsınlar,
Ellerinde yağdanlık, birbirine tapsınlar...

Bakkal amca, bir din ver; kaşlarını çatmasın,
Kubbesi, minaresi, aman derim batmasın,
Temizlensin camiler, tabut mabut kalmasın,
Bundan sonra Azrail, kapımızı çalmasın(!) ...

Dostlarım! Sanmayın ki; taş devrinden gelirim,
Bakkaldan din istenmez, bunu ben de bilirim.
İstedim ki; bu şaka, sizi biraz güldürsün,
Güldürürken, biraz da, gerçeği düşündürsün...

Cengiz Numanoğlu
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP

ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP

ZİNDAN İKİ HECE, MEHMED'İM LAFTA!
BABA KATİLİYLE BABAN BİR SAFTA!
BİRDE, GERİ ADAM, BOYNUNDA YAFTA...
HALİMİ DÜŞÜNÜP YANMA MEHMED'İM!
KAVUŞMAK MI?.. BELKİ... DAHA ÖLMEDİM!

AVLU... BİR UZUN YOL... TUĞLA DÖŞELİ,
KIRMIZI TUĞLALAR ALTI KÖŞELİ.
BU YOL DA TUTUKTUR HAPSE DÜŞELİ...
GİT VE GEL... YÜZ ADIM... BİN YILLIK KONAK.
NE AYAK DAYANIR BUNA, NE TIRNAK!

BİR ALEM Kİ, GÖKLER BORU İÇİNDE!
AKIL, OLMAZLARIN ZORU İÇİNDE.
ÜSTÜSTE SORULAR SORU İÇİNDE:
DÜŞÜN MÜ, KONUŞ MU, SUS MU, UNUT MU?
BURADAN İNSAN MI ÇIKAR, TABUT MU?

BİR İDAMLIK ALİ VARDI, ASILDI;
KAYDINI DÜŞTÜLER, MÜHÜR BASILDI.
GEÇTİ GİTTİ, BİRKAÇ GÜNLÜK FASILDI.
ONDAN KALAN, BOYNU BÜKÜK BİR SEFİL;
BAHÇEYE DİKTİĞİ ÜÇ BEŞ KARANFİL...

MÜDÜR BEY DERT DİNLER, BUGÜN "MARUZAT"!
ÇATIK KAŞ.. HÜKÜMET DEDİKLERİ ZAT...
BENİ ALLAH TUTMUŞ, KİM EDER AZAT?
ANLAMAZ; YAZISIZ, PULSUZ, DİLEKÇEM...
ANLAMAZ; RUHUMA GEÇTİ BİLEKÇEM!

SAAT BEŞ DEDİ Mİ, BİR YIRTICI ZİL;
SAYIM VAR, MALTADA HİZAYA DİZİL!
TEK YEKÜN İÇİNDE YAZIL VE ÇİZİL!
İNSANLAR ZİNDANDA BİRER KEMMİYET;
URBALARLA KEMİK, MİNTANLARLA ET.

SOMURTMUŞ Kİ BIÇAK, NARA Kİ TOKAT;
ZİFT DOLU GÖZLERDE KARANLIK KAT KAT...
YALNIZ SECCADEMİN YÜZÜNDE ŞEFKAT;
BENİ KİMSECİKLER OKŞAMAZ MADEM;
ÖP BENİ ALNIMDAN, SEN ÖP SECCADEM!

ÇAYCI, GETİR, İLAÇ KOKULU ÇAYDAN!
DAKİKA DÜŞELİM, SENELİK PAYDAN!
ZİNDANDA DAKİKA FARKSIZDIR AYDAN.
KARIŞTIR ÇAYINI ZAMAN ERİSİ;
KÖPÜK KÖPÜK, DUMAN DUMAN ERİSİN;

PEYKELER, DUVARA MIHLI PEYKELER;
DUVARDA, BAŞLARDAN, YAĞLI LEKELER,
GÖMÜLMÜŞ DUVARA, BAŞ BAŞ GÖLGELER...
DUVAR, KATİL DUVAR, YOLUMU BİÇTİN!
KANLA DOLU SÜNGER... BEYNİMİ İÇTİN!

SÜKUT... KIVRIM KIVRIM UZAKLIK UZAR;
TEK NOKTA SEÇEMEZ DÜNYADAN NAZAR.
YERİNDE Mİ ACEP, ÖLÜ VE MEZAR?
YERYÜZÜ BOŞALDI, HABERSİZ MİYİZ?
GÜNEŞE GÖÇ VAR DA, KALAN BİZ MİYİZ?

SES DEMİR, SU DEMİR VE EKMEK DEMİR...
İSTERSEN DEMİRDE MUHALİ KEMİR,
NE GELİR Kİ ELDEN, KADER BU, EMİR...
GARİP PENCERECİK, KÜÇÜK DARACIK;
DÜNYAYA KAPALI, ALLAHA AÇIK.

DUA, DUA, ELLER KARINCALANMIŞ;
YILDIZLAR AVUÇTA, GÖK PARÇALANMIŞ...
GÖZYAŞI BİR TARLA, HEP YONCALANMIŞ...
BİR SOLUK, BİR TÜTSÜ, BİR UÇAN BUĞU;
İPLİK Kİ, İNCECİK, ÖRER BOŞLUĞU.

ANA RAHMİ ZAHİR, ŞU BİZİM KOĞUŞ;
KARANLIĞINDA NUR, YENİDEN DOĞUŞ...
SESLER DUYMAKTAYIM: DAVRAN VE BOĞUŞ!
SEN BİR DEVSİN, YÜKÜ AĞIRDIR DEVİN!
KALK AYAĞA, DİMDİK DOĞRUL VE SEVİN!

MEHMED'İM, SEVİNİN, BAŞLAR YÜKSEKTE!
ÖLSEK DE SEVİNİN, EVE DÖNSEK DE!
SANMA BU TEKERLEK KALIR TÜMSEKTE!
YARIN, ELBET BİZİM, ELBET BİZİMDİR!
GÜN DOĞMUŞ, GÜN BATMIŞ, EBED BİZİMDİR!

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - FEZA PİLOTU

 

      

    FEZA PİLOTU

YİRMİNCİ ASRIN ABLAK YÜZLÜ FEZA PİLOTU!
BULDUN MU AY YÜZÜNDE ÖLÜME ÇARE OTU?
BİR ODUN PARÇASINA AT DİYE BİNEN ÇOCUK!
BAŞINDA ÇELİK KÜLAH, SIRTINDA PLASTİK GOCUK.
UZAKLIKLARI YENMİŞ FATİH EDASINDASIN!
DİPSİZLİĞİN DİBİNİ BULMAK SEVDASINDASIN!...
ALLAH'A DİL ÇIKARIR GİBİ KÜSTAH BİR YARIŞ...
FARKINDA DEĞİLSİN Kİ, AY DÜNYAYA BİR KARIŞ.

FEZADA MİLYARLARCA IŞIK YILI, MESAFE;
SENİNKİ, SANİYELİK ZAFER, İLMİ HURAFE!
KAVANOZDA, KENDİNİ DERYADA SANAN BALIK;
NE ACI VAHŞET, MAĞRUR İLİMDEKİ KABALIK;
FEZADA "ALLAH DİYE BİR ŞEY YOK" İDDİASI!!!
GEL GÖR, KAÇ FÜZEYE DENK, BİR MÜMİNİN DUASI;
RAFA KALDIRMAK İÇİN RUHLARINI DÜRDÜLER,
GÜNEŞ DİYE KALBTEKİ GÜNEŞİ SÖNDÜRDÜLER.
BİLMEDİLER; KALBTEDİR, KALBTEDİR ASIL FEZA;
KALBTEDİR, ÖLÜMSÜZLÜK KEFİLİ KUTSİ İMZA.
SAYIDAN SONSUZLUĞA SINIF GEÇİRTECEK NOT;
BİZDEDİR, VE BİZDEDİR ARŞ'A GİDEN ASTRONOT.
VE MEKANDAN ARINMIŞ VE ZAMANDAN İLERDE,
FEZAYI TESLİM ALMA SIRRI BİZİMKİLERDE.

BİZİMKİLER IŞIĞA GEM VURUR DA BİNERLER;
YERDEN GÖĞE ÇIKMAZLAR,GÖKTEN YERE İNERLER...


   Necip Fazıl Kısakürek
 

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - Kim Müslümanların derdini kendine mal etmezse

 

"Kim Müslümanların derdini kendine mal etmezse
 onlardan değildir."

Hadis-i Şerif


Muslumanlik nerde! Bizden gecmis insanlik bile...
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kac hakiki musluman gordumse, hep makberdedir;
Muslumanlik, bilmem amma, galiba goklerdedir;
istemem, dursun o payansiz mefahir bir yana...
Gosterin ecdada az cok benziyen kan bana!
isterim sizlerde gormek irkinizdan yadigar,
Cok degil, ancak necip evlada layik tek siar.
Varsa sayet, soyleyin, bir parcacik insafiniz:
Boyle kansiz miydi -hasa- kahraman eslafiniz?
Boyle dusmus muydu herkes ayrilik sevdasina?
Benzeyip sirazesiz bir mushafin eczasina,
Hic gorulmus muydu olsun kayd-i vahdet tarumar?
Boyle olmus muydu millet canevinden rahnedar?
Boyle acliktan bogazlar miydi kardes kardesi?
Boyle adet miydi bi-perva, yemek insan lesi?

Irzimizdir cignenen, evladimizdir dogranan...
Hey sikilmaz, aglamazsan, bari gulmekten utan!...
"His" denen devletliden olsaydi halkin behresi:
Payitahtindan bugun tasmazdi sarhos naresi!

Kurd uzaklardan bakar, dalgin gorurmus merkebi.
Saldirimis ansizin yaydan bosanmis ok gibi.
Lakin, ask olsun ki, aldirmaz otlarmis esek,
Sanki tavsanmis gelen, yahut kiliksiz kostebek!
Kar sayarmis bir tutam ot fazla olsun yutmayi...
Hasmi, derken, cullanirmis yutmadan son lokmayi!...

Bu hakikattir bu, sasmaz, bildigin usluba sok:
Halimiz merkeple kurdun ayni, asla farki yok.
Burnumuzdan tuttu dusman; biz bogaz kaydindayiz;
Bir bakin: hala mi hala ihtiras ardindayiz!
Saygisizlik elverir... Bir parca olsun arlanin:
Vakti coktan geldi, hem gecmektedir arlanmanin!
Davranin haykirmadan nakus-u izmihaliniz...
Oyle bir buhrana sapmistir ki, zira, halimiz:
Zevke dalmak soyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranin zira gulunc olduk butun bir aleme,
Beklesirken gokte yuz binlerce ervah, intikam;
Yerde kalmis, na'sa benzer kavm icin durmak haram!...
Kahraman ecdadinizdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.

 

Mehmed Akif  Ersoy

 

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - Hic bilenle bilmeyen bir olurmu

 

"Hic bilenle bilmeyen bir olurmu?"
     (Kuran-i Kerim)

Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse <> denilen yüz karasından

Kurtulmaya azmatmeli bastan basa millet.
Kafi degilmi, yoksa bu son ders-i felaket?

Son ders-i felaket neye mal oldu? Dusunsen:
Beynin eriyip yas gibi damlardi gozunden!

"Son-ders-i felaket" ne demektir? Su demektir:
Gelmezse eger kendine millet, gidecektir!

Zira, yeni bir sadmeye(carpma) artik dayanilmaz;
Zira, bu sefer uyku olumdur, uyanilmaz!

Coskun, koca bir sel gibi, daim beseriyyet,
Mustakbele kosmakta verip seyrine siddet.

Daglar, ucurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yuksek, ne de alcak demez orter!

Akvam(kavimler, milletler) o buyuk nehre katilmis birer irmak...
Elbet katilir... Hangisi ister geri kalmak?

Bizler ki bu muthis, bu muazzam cereyanla
Ugrasmaktayiz... Bak, ne kadar cilginiz anla!

Ugras bakalim, yoksa isin, hey saskin!
Kursun gibi sur'atli, denizler gibi taskin

Bir caglayanin menba-i dehhasina(gayet dehsetli) dogru
Tirmanmaya benzer, yuzerek, baska degil bu!

Ey katre-i avare(zavalli damla), bu cusun, bu hurusun
Ahengine uymazsan, emin ol, bogulursun!

Yillarca, asirlarca suren uykudan artik,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yik!

Bir baksana : gokler uyanik, yer uyaniktir;
Dunya uyanikken uyumak maskaraliktir!

Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana dusmekte bu millet,

Bir hale getirdin ki, ne din kaldi, ne namus!
Ey sine-i islam'a coken kapkara kabus,

Ey hasm-i hakiki, seni oldurmeli evvel:
Sensin bize dusmanlari ustun cikartan el!

Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'i da <> diye tutmus yediyorsun!

Allahtan utan! bari birak dini elinden...
Gir les gibi topraklara kendin, gireceksen!

Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak)?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!



Muslumanlik sizi gayet siki, gayet saglam,
Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,

Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?

Birbirinden muteferrik bu kadar akvami,
Ayni milliyetin atlinda tutan islam'i,

Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

Arnavutlukla, Araplikla bu millet yurumez..
Son siyasetse bu! Hic boyle siyaset yurumez!

Sizi bir aile efradi yaratmis Yaradan;
Kaldirin ayrilik esbabini artik aradan.

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mulkun nagah.

Diye dursun atalar: "Kal'a icinden alinir."
Yok ki hicbir isiden... Millet-i merhume sagir!

Bir degil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler ayni siyasetle butun makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, dusman giremez;
Toplu vurdukca yurekler, onu top sindiremez.

Birakin eski hukumetleri meydandakiler
Yetisir, soyle bakip ibret alan varsa eger.

iste Fas, iste Tunus, iste Cezayir, gitti!
iste irak'i da taksim ediyorlar simdi.


Umidin her zaman haib, nasibin daima nekbet;
Hayatin gecti husranlarla ey gun gormeyen millet!
Ne devletsiz basin varmis, ne mel'un tali'in, hayret!
Muebbed bir hayat ummus da icmistin.. Fakat seyret:
Nasil zehr oldu birden diktigin sahba-yi hurriyet!

Meger altust olurmus en muazzam ars-i istiklal;
Meger pamal edermis en bulend akvami izmihlal;
Meger birden olurmus altiyuz yil beslenen amal,
Ufuklar, bak, adem rendinde zulmetlerle malamal..
Ne beklerdik, nasil ciktin sen ey ferda-yi istikbal!

Bu istikbali ruyamizda gorseydik inanmazdik!
"Sabah olmus" dedik, sezmekle bir avare aydinlik.
Ne haybettir: degilmis fecr-i kazibler kadar sadik!
Cahimi bin hatar kat kat yigilmis, gelde yirtip cik!
ilahi! Bir isik goster, bunaldik busbutun artik!

Fakat hey saskin, istimdad icin Hak'dan yuzun var mi?
Kitabullah'a yuksekten bakan gozler de aglar mi?
Muhakkar gordugun kuvvet bu gun bir bak, muhakkar mi?
Demezdin, ruhu Kur'an'in o lakaydiyle muztar mi?
Ya sen muztar kalir, feryad edersen, aldirirlar mi!

Evet, sen boyle bir ferda-yi mahser-hizi ummazdin,
Haberdar eyleyenler oldu; guldun. Pek de kurnazdin!
Kudurmustan beter bir hale geldin, durmadin azdin!
Dusen ma'suma cikmak gayr-i kaabil bin cukur kazdin:
Gomup ahlaki, artik fuhs icin bah-name'ler yazdin!

Utanmak bilmiyorsun, anladik, lakin ne isterdin:
Su milletin ki levsiyyati bir "meslek" deyip verdin?
ibadullahi saptirdin, fakat bir yol mu gosterdin?
Gorursen nerden bir namus, fush-abada gonderdin;
Sezersen kimde na-merdane bir fitrat, kanat gerdin!

          
 *  * * 

        
Biyik kirpik, sakal yontuk da tirnaklar birer parmak;
Yikanmaz bir surat, sol gozde beyzi cam, fakat parlak;
Hamamsiz ensenin sirtinda bir yag var: kayar yavsak!
Su, kalcinlarla kivrik pantalon altinda, kiskivrak
Seken Osmanli centilmeninde hicbir duygu yok mutlak...
Utanmak ver, yeter, kaabilse Allah'im, utandirmak!


        Mehmed Akif  Ersoy

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - KUBBELER

 

       KUBBELER

Dün başlar seferber, eller seferber;
Kurşun eritildi, mermer çekildi.
Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
Akçayla olacak işler değildi.
 
Böyle bir gemide yendi suyu NUH.
Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH.
 
Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
Abide haline koydu sevinci
Gergefle işleyip bir inci sultan
Ki çiçek verirdi saksıya koysan,
 
Bulabildinse ey yolcu yerini
Hepsinin alnında altından bir ay.
Seyret İstanbulun camilerini
Minare minare, kubbe kubbe say!
 
Açılır masmavi burda gökyüzü,
Gümüşten sütunlar üstünde durur...
Kimin gölgesi dinlenir yerde,
Kiminin beyazı sulara vurur.
 
Allaha giden yol buralardadır,
Kapılar açılır şerefelerden,
Burdan uğurlanır mubarek aylar,
Bayram burda başlar arifelerden.
 
Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
Sultanı, çerisi, piri, veziri,
Nesilden nesile götürsün diye
Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ.
 
Nice başbuğların açtığı yerde:
Biri yardan geçmiş,öteki serden,
Yolcular gidiyor yarına doğru,
Kafile kafile bu köprülerden.
 
Kuşun uçuş, gülün açış saati,
Tanrının fermanı yüce kubbede
Duyulur uyanık Fatihin "Uyan!"
Dediği uzaktan Sultan Ahmede.
 
Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
Şamdanlar şamdanlar, ulu şamdanlar.
Ki aydınlığıyla, asırlar boyu
Yolunu bulurdu yolda kalanlar.
 
Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
O kıvrak şekli ki serhadde yaydı;
Atlas bayrakların dalgalarında
Rüzgarla öpüşen ince bir aydı.
 
Kimi yıkanırdı şadırvanlarda
Tekbire HU HU katıyor kimi;
Beyazıt önünden güvercinlerin
İncidir yemi...
 
Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
Tuna boylarından müjde geldi mi?
 
Uzaklarda kırık minarelerden
Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
Bir gün açılacak o büyük kapı
Ve kanatlar yere inmeyecekler.
 
Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan
Açtıkça fetihler tarihi Türkün
Kubbeler erecek bir gün murada
Ve minareler dal verecek bir gün.
 
Geçerken altından bu loş kemerin
Menekşe menekşe gül güldür içi..
Kapanmaz kapısı Allah evinin
Ki beş vakit gürül gürüldür içi.
 
Çinliler çinliler taze çinliler:
Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
Ey sanat " Kuruyan dallarımıza
Bir yeşil yaprak ver " demeye geldik.
 
Biri hattın; biri mermerin, tuncun,
Kurşunun sırrını aramış bulmuş;
Yesari elinde "Lafza-i Celal"
Sinan'da kubbeyle minare olmuş.
 
İşte bir kubbe ki söyler saati...
Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
Mavidir çinisi, yenidir adı;
Mermerini sisler karartamadı.
 
Şahzade, Laleli, Haseki Sultan...
Hepsinin üstünde Süleymaniye...
Süleymaniyeden, Ayasofyadan
Yollar iner dal dal Yenicamiye.
 
Yelken yelken, seren seren geiler;
Yamaçta, kıyıda, yolda Camiler,
Bu Horasan, mermer kurşun dağları
Omuzunda taşıdığı çağları.
 
Taşıyacak daha çağlar boyunca
Ve yer çekmeyecek, yere koyunca.
Yolları arkada bırakan hızla;
Kanatlarımızla, atlarımızla
Aşarken toprağı, taşı, denizi
Bu kurşun memeler emzirdi bizi.
 
Böyle bir gemide, yendi suyu NUH...
Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH...

 

 Arif Nihat Asya 

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - YAĞMUR-1 ........

 

YAĞMUR-1 ........ 
 

Vareden'in adiyla insanliga inen NUR
Bir gece yansiyinca kente Sibir dagindan
Topragi kirlerinden arindirir bir Yagmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudagindan
Rahmet vadilerinden bosanir ab-i hayat
En mustesna dogusa hamiledir kainat.

Yillardir bozbulanik sular yudumladim
ya o zaman bul bi çare sen işini bilirsin
Bir pelikan huznuyle yurudum kumsallari
Yagmur,seni bekleyen bir tas da ben olsaydim

Hasretin alev alev icime bir an dustu
Degisti hayal koskum,gozumde viran dustu
Sonsuzluk ciceklerle donandi yuregimde
Yagmaanmis ruhuma yenş bir devran dustu

Ihtiyar cubbesinden kan suzulur Nebi'nin
Gokyuzu dalgalanir ipekten kanatlarla
Mehtabini duslerken o muhur sahibinin
Sarsilir Ebu Kubeys kovulmus feryatlarla
Evlerin arasina dikilir yesil bayrak
Yeryuzu avaredir,yapayalnız ve kurak

Zaman ayaklarimda tukendi adim adim
Heyûla,bir ag gibi ordu ruyalarimi
Colde seni ozleyen bir kus da ben olsaydim

Yagmur,gulsenimize sensiz,baldiran dustu
Dusmanlik icimizde;dostluk yaban dustu
Yenilgi,ilmek ilmek dugumlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban dustu

Bir guzide mektuptur,caglarin otesinden
Ulasir intizarin yaldizli sabahina
Yayilir o en buyuk mustu,pazartesinden
Beyazlik dokunmustur gecenin siyahina
Susuzluktan dudagi catlayan gonullerin
Sukutu yar,sevinci dualar kadar derin

Caresiz bir takvimden yalnizliga gun saydim
Bir cezir yasadim ki,yasanmamis,mazide
Dokundugun kucuk bir nakis da ben olsaydim
İlkin karardı yollar; sonra heyelân düştü
******
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
*** Alsam ölümsüzlüğü dudaklarından 



 
YAĞMUR-2 ...... 

Medeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki dertleri aşmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayan, girdabında boğulur
Ana rahminde olur sensizlikten cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz,ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzanan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekânın fırçasında solmayan fırça senin

Yağmur,bir gün elimi elinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateş sahibinin hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu, fidan düştü
Baykuşa cifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklâl boşluğunda arılar nadan düştü 


  YAĞMUR-3 .......

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcım, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi;  zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran,s ana râm olanlara
Bir  belâ tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'dan esen rüzgâr
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı, kalkan düştü
Mahkûmlar yargılıyor, hakimler mahkûm şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin,bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat, toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlik bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahimin, efganımın
İçimde hicranımla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine olumsuz ferman düştü
Silindi hayalimden butun efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mümindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar hep seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yas da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir gürmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batili yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

 

   Nurullah Genç

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - Hani söz vermiştik

        Hani söz vermiştik      (HüzünGünleri)

 

 

 


 
Hani söz vermiştik Alem-i Ervahta..
"Belâ" demiştik "Elestü bi rabbiküm" sualine,
Yaratıcı, rızık verici ve yegane kanuna koyucu olarak
Allah'tan başka İlah, önder olarak da O'nun Resûlünden başkasını tanımıyacaktık.

Hani söz vermiştik,
Hani söz vermiştik Erkâm'ın evinde,
Hangi şart ve ortamda olursa olsun İlay-ı Kelimetullah misyonunu yürütecek
Musibetlerden yılmıyacak hiçbir tehditten korkamayacak,
Gerekirse ölümlerin en güzeline talib olacaktık.

Hani söz vermiştik Akabe tepesinde
Kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi
Kanımızla, malımızla ve canımızla koruyacaktık Resülullah'ı
Hani söz vermiştik Akabe tepesinde
Doğru olan her şeyde Resule itaat edecektik
Rabbani davayı elden ele gönülden gönüle balçıkla sıvanmayan hakikat güneşini
Cihadsız ve şehadetsiz bırakarak lekelemiyecektik.

Hani söz vermiştik Medine'de,
Hani söz vermiştik dünya kardeşliğinin en güzel teşekkül etmeye başladığı Medinede,
Kıyamete kadar tüm müslümanlar kardeş olacaktı
Ve bizler... "Muhakkak ki bütün müminler kardeştir " Ferman-ı İlahisine gönülden bağlanacak
Vücudun azaları gibi hepimizin derdiyle dertlenip sevinçlerimize ortak olacak
Komşusu aç iken yatan bizden değil düsturuna,
Evrensel komşuluk bildirisine,
Kardeşliğin en alt eşiği olarak bakacaktık.

Nemlenmemiş bir gözle, yara almamış bir bedenle huzuruna varmaya utanıyoruz
Ahde vefa gösteremedik Allah'ım !
Bunu biliyoruz...
Ama şunu da biliyoruz ki;
Rahmet deryanda ufacık bir damlayız ,

Yüzümüz yerde ama..

Affet Allah'ım!..
Affet Allah'ım!
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - EY MEVTÂ

 

      

        EY MEVTÂ

 

Düne kadar aboneydin harama;
Hep derdin ki: '' Sözüm geçer parama.''
Şimdi musallada, boşa arama ;


Banka vezneleri yok tabutların ,
Söyle, biraz avans versin putların !.


Tapular bıraktın, valiz dolusu,
Vârisler şimdiden, kurdular pusu.
Niye getirmedin ? Hayret doğrusu ;


Gerçi, bagajları yok tabutların,
Bir taksi tutardı, sana putların...


Ahlâk felsefende, çağdaşlık maşa,
Üçbeş fâhişeyle, güreştin başa.
Haydi.. Bu gece de, kaçamak yaşa;


Gümüş şamdanları, yok tabutların,
Söyle, birkaç mum getirsin putların !.


Hep aşkta kazandın(!) ,verdin kumarda,
''Dolaşmalı'' derdin, ''rakı damarda''
Biraz ayıldın mı bu son şamarda ?


 

CENGİZ NUMANOĞLU

Amerikan barı, yok tabutların,
Söyle de cin tonik versin putların !.


Nerde şimdi, beş yıldızlı oteller ?
O hüzzam faslına, dem tutan teller ?
Nerde, o rakseden incecik beller ?

Dansözü, şantözü yok tabutların ,
Zil takıp oynasın, şimdi putların !.


Yaşarken, sen de bir saplantı vardı;
Minâreler, sanki sana batardı.
Hele sabahları, tepen atardı;

Gördün ya.. Konforu yok tabutların,
Söyle de, bir döşek sersin putların !.


Ne kadar büyüktü dindara kinin.
Hacıya, hocaya uzardı dilin.
Konuşsana mevtâ ! Bitti mi pilin ?


Oksijen tüpleri yok tabutların,
Söyle de bir nefes versin putların.


''Uyandım'' diyorsun, lâkin boşuna;
Gördün.. Bakmıyorlar hiç göz yaşına
''Ey mevtâ !. Kaldın mı, yalnız başına''

İmdat düğmeleri, yok tabutların,
Üzülme.. Kurtarır (!) seni putların .
Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

8/7/2008 - Beytullah'ta ben...

 

Bir sancak altında kaç milyon insan,
Ne tenleri benzer, ne dilde lisan...
Olmuşlar... Tek yürek, tek beden de can;
İnsanlığı gördüm...
Beytullah'ta ben...

Yedi bağın gülü, aynı destede,
Yetmiş iki millet, aynı listede,
Kaç milyon ''Âmin'' der, aynı bestede;
Tevhîd'le haşroldum...
Beytullah'ta ben...

Sînelerde alev, ne kül ne duman,
Dillerde bir soru: ''Vuslat ne zaman?''
Cehennem söndürür, böylesi îman...
Aşk ne imiş gördüm...
Beytullah'ta ben...

Okyanuslar aşmış, gelmiş nicesi,
Aç, susuz, uykusuz, gündüz gecesi...
Her nefes, dilinde Kur'ân hecesi;
Sevdâlılar gördüm...
Beytullah'ta ben...

Rabb'in o davetli misafirleri;
Doldurmuş, Mekke'de her karış yeri.
Dillerinde dinmez, ''LEBBEYK'' sesleri,
Arş'a yollar gördüm...
Beytullah'ta ben...

Bir damla misâli, kapılmış sele;
Zengin, fakir, paşa, nefer elele...
Yan yana secd'eder, sultanla köle;
Mahşerle tanıştım...
Beytullah'ta ben...

Kimi görmez gözü, elinde âsâ;
Lâkin, kalp gözünü açmış devâsa...
Yüzünde tebessüm, ne gam, ne tasa,
Döner durur gördüm...
Beytullah'ta ben...

Kimi, ayağında yarım çarığı;
Kaç yerinden kanar, topuk yarığı...
Meğerse; kefenmiş başta sarığı,
Ne âşıklar gördüm...
Beytullah'ta ben...

Baktım... Sofrasında, nice melekler;
Bir tas zemzem suyu, kuru ekmekler,
Gözleri Kâbe'de iftarı bekler,
Tokluğuma yandım...
Beytullah'ta ben...

Bir zerre gözü yok, dünya aşında,
Âhir rızkın arar, harman başında,
Rabb'in nazarını, Kâbe taşında;
Gören gözler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Kimi bahardadır, görmemiş yazı,
Kiminin geçiyor, Mevlâ'ya nazı;
Kılınır Kâbe'de vedâ namazı,
İmrendim.. El açtım,
Beytullah'ta ben...

Kiminde kalmamış, derman bacakta;
İki büklüm yürür, gitmez kucakta...
Erimiş.. Kaybolmuş.. Cenâb-ı Hakk'ta
Pervaneler gördüm..
Beytullah'ta ben...

O kambur sırtında, eski torbası,
Torbasında sanki, Cennet urbası..
Hele bir, kıyamda var ki durması;
Göz göz oldum, doldum...
Beytullah'ta ben...

Bin rütbeyi, bir secdede atlayan,
Bir secdeyi, yüz binlere katlayan,
Bu kârını meleklerle kutlayan,
Ne tâcirler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Hacerü'l-Esved'de adın yazdıran,
Îman pençesinde, nefsi ezdiren,
Yücelen ruhuna, Arş'ı gezdiren,
Ne veliler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Unutmuş... Dünyanın vefâ derdini,
Yıkmış... Kalbindeki, riyâ bendini,
Öyle teslim etmiş, Hakk'a kendini;
Canda Cânân gördüm...
Beytullah'ta ben...

Bir sevdâ seli var, Safâ Merve'de;
Damlalar köpürmüş, vecde girmede.
Nice peygamberler, nice zirvede;
Durup bakar gördüm...
Beytullah'ta ben...

İbrahim Makâmı, sultan sofrası;
Sunulur herkese, bir kevser tası...
Bir cennet şöleni, perde arkası,
Ne sahneler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Melekler almışlar, şölenden payı;
Sarmışlar, Kâbe'de bütün semayı.
Kalem anlatamaz, bu içtimayı,
Âciz bir kul oldum...
Beytullah'ta ben...

Kaç yerinden açılmış, gökte kapılar;
Ardında saraylar, zümrüt yapılar,
Vâdeleri sonsuz, nice tapular;
Elden ele gördüm...
Beytullah'ta ben...

Durdum da, tavâfı seyrettim hayran;
Gördüm: Bir kâinat misâli devran...
Hangisi melektir, hangisi insan?
Şaşırdım çok zaman...
Beytullah'ta ben...

Bir sağnak misâli selâm yağmuru,
Gönüller yıkanmış, kalpler dupduru.
İhlâs ateşinde, nice hamuru;
Pişiyorken gördüm...
Beytullah'ta ben...

Yaş desem... Yaş değil, gözlerden akan,
Bir sel ki, günahlar bendini yıkan...
Kâbe göklerinden, semaya çıkan;
Merdivenler gördüm...
Beytullah'ta ben...

Dağlar, taşlar, vecde gelmiş kavrulur,
Kum tanesi, ''Allah'' diye savrulur...
Göz nereye baksa, Rahman'ı bulur,
Ne zikirler duydum...
Beytullah'ta ben...

Ter döktüm.. Susadım, nefsimden yana,
Başkası bir lezzet vermedi bana;
Dediler: ''Bu zemzem, şifadır cana''
İçtim kana kana...
Beytullah'ta ben...

Mescid-i Haram'da dokuz minâre;
Diyor ki: ''Bendedir, gaflete çâre''
Bir günde beş kere, yürek bin pâre;
Ezanlar dinledim...
Beytullah'ta ben...

Bir mânâ sarayı, Mescid-i Haram;
O ne ince nakış, o ne ihtişam...
Her kalbe, Muhammed Aleyhisselâm;
Bin taht kurmuş gördüm...
Beytullah'ta ben...

Vah ki bana! Bunca yıldır gülmezdim,
Gözlerimden böyle yaşlar silmezdim.
Vah ki bana! Huşû nedir bilmezdim;
Tattım o lezzeti...
Beytullah'ta ben...

Yıllar geçti, aramakla özümü;
Dünya malı kör etmişti gözümü,
Unutmuştum, ''Kâlû Belâ'' sözümü;
Gör ki hatırladım...
Beytullah'ta ben...

Çekildi kapımdan, şeytân-ı kebir,
Çekildi kanımdan, zorbalık cebir,
Ne bir hased kaldı, ne gurur kibir;
Yerle yeksan oldum...
Beytullah'ta ben...

Bir zaman derdim ki: ''Yâ Rabbî neden,
Bir daha istiyor, bir kere giden?''
Meğer bilemezmiş, insan gitmeden;
Aldım cevabımı...
Beytullah'ta ben...

Gördüm ki; bu dünya bir oyalanma,
Halime bakıp da, mutluyum sanma.
Bedenim Kâbe'den uzakta amma;
Gönlümü bıraktım...
Beytullah'ta ben...

 

CENGİZ NUMANOĞLU

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - OKUMUŞ YOBAZ!..

 

OKUMUŞ YOBAZ!..

 

Dünyada yepyeni bir insan türü;
Üredi gün be gün, oldu bir sürü.
Künyesinden belli, meşreb kültürü:

Göbek adı: çağdaş, adı: madrabaz;
Bir de soyadı var:
OKUMUŞ YOBAZ!..



Viskisi elinde, aklı belinde,
Doğmuş anasından, cambaz telinde,
Adâlet.. Müsâvat... Hep tekelinde;

Diploması dersen; cehline cevaz;
Câhilden beterdir,
OKUMUŞ YOBAZ!..


Eline saz versen, tutar tersine;
Bayılır.. Soprano, tenor sesine.
Senfoniler var ya.. Gayrı nesine ?

Kütük yontulmakla, kereste olmaz,
Bunun isbatıdır,
OKUMUŞ YOBAZ!..

CENGİZ NUMANOĞLU


Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - KONJONKTÜR MÜSLÜMANI

KONJONKTÜR MÜSLÜMANI

 

Bir yanda, sahte mehdî önünde saf tutanlar,
Bir yanda falcılarla, medyumlarla yatanlar,
Bir yanda , Cennetleri parsel parsel satanlar,

Gör ki; neylemiş gaflet, bunca güzel insanı,
İşte bunlardan biri; konjonktür müslümanı...


Âmentüsü; şan, şöhret, lüks araba, köşk yalı,
Kapısında bir boncuk, üstünde bir at nalı,
Haftalık takviminde, uğursuzdur her salı;

Şöhret için kullanır, el yazması Kur'ân'ı,
Antikaya düşkündür, konjonktür müslümanı...


İçgüdüyle kurulur, şuuraltı dengeler;
Boşlukları doldurur, enişteler yengeler,
Mürşitlere (!) âmâde, pür makyajlı bendeler,

Dilde gıybet, elde mey, cepte Cennet fermanı,
Her zaman huzurdadır (!), konjonktür müslümanı...


Diyelim ki; eş lâzım, kız veya küçük beye,
Siparişler verilir, en yakın bir türbeye,
Sıra gelir, üç mumla çöpçatanı görmeye,


Bazen, mendil de bağlar, eğer isterse canı,
Rüşveti bolca tutar, konjonktür müslümanı...


Ramazanda, çok sıkı bir rejime girilir;
Yıllık fazla kilolar, böylelikle verilir.
Sonra gevşek deriler, uzmanlarca gerilir;


Gelsin artık kumlarda, boy gösterme zamanı,
Üstelik, çok cömerttir (!), konjonktür müslümanı....


Karakteri brüttür, belli değildir neti,
Çağdaşlığı gereğidir, geçmişine cür'eti,
Kendisine sorarsan, maymundan zürriyeti,

Çok pişkindir.. Renk vermez, suludur zira kanı,
Her modele mankendir, konjonktür müslümanı...


Her cenazede başlar, bir nezâket barışı,
Hanımlarda bir ihlâs, ve tesettür yarışı,
Boş gözlerle süzülür, tabutun her karışı,

Kaç yerde ayaküstü, kaynar sohbet kazanı
Namazdan da muaftır, konjonktür müslümanı....


Teşekkür listesini, ilân eder basından,
Bir hatîm satın alır, işporta borsasından,
Bir de mevlid gönderir, mevtânın arkasından


Artık rahatlamıştır, kar beyazı vicdânı,
Zaten temiz kalplidir, konjonktür müslümanı...

 

CENGİZ NUMANOĞLU

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE

 

ÇANAKKALE  ŞEHİDLERİNE

Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyâda eşi ?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"

Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken hüsran;
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

M.AKİF ERSOY

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - ‘Benim Nefsim’

 

   ‘Benim Nefsim’

 

 Ruhuma bir kefen bezi yeter de                                 

 Yetmez aç nefsime sırma ve ipek               

 Çare yok,yüzünden düştüğüm derde         

 Yesemde “toprakla karışık kepek…”

 

 Güneşle bir tutsam girmez hizaya

 Dar bulunur,sığmam der,dipsiz fezaya        

 Kuyruk sallar,sonra hırlar ezâya

 Benim nefsim,benim nefsim ne köpek!.         

 

  (N.FAZIL KISAKÜREK. Çile kitabı ‘Benim Nefsim’ şiiri. 1972 

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - İstiklal Marşı

 

                

                İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl

 

         Mehmet Akif Ersoy

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - YAZACAĞIZ

 

   YAZACAĞIZ

 

Kör dünyanın göbeğine
Hak yol İslâm yazacağız
Kuşların göz bebeğine,
Hak yol İslâm yazacağız.

Yola, ağaca, pınara
Esen yele, yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Hak yol İslâm yazacağız.

Koç borcuna, yay burcuna
Bebeklerin avucuna
Minarelerin ucuna
Hak yol İslâm yazacağız.

Bucak bucak, köşe köşe
Yıldıza, aya, güneşe
Kara taşa, kor ateşe
Hak yol İslâm yazacağız.

Herkes duyacak bilecek
Saklanmaz gayri bu gerçek
Yaprak yaprak çiçek çiçek
Hak yol İslâm yazacağız.

Amerika kıtasına
Moskova'nın ortasına
Yeşil Kıbrıs adasına
Hak yol İslâm yazacağız.

Memurların masasına
Masonlarm locasına
Türk'ün anayasasına,
Hak yol İslâm yazacağız.

ABDURRAHİM KARAKOÇ

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - FETİH MARŞI

 

     

           FETİH MARŞI

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden….
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın…
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini…
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan….

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

ARİF NİHAT ASYA

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

7/7/2008 - MEDİNE'YE VARAMADIM

 

MEDİNE'YE VARAMADIM 

 

Medine’ye varamadım
Gül kokusun alamadım
Muhammede doyamadım
Yaralıyam yaralıyam

Kâbe’nin örtüsü kara
Açtı yüreğimde yara
Bulunmadı derdime çare
Yaralıyam yaralıyam

Hacerül esvedin taşı
Akıttı gözümden yaşı
Bulunmaz resülün eşi
Yaralıyam yaralıyam

Elimden tut kaldır beni

Ya vuslata erdir beni

Çok ağlattın güldür beni

Yaralıyım yaralıyım yaralı

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz :: Baglantı

<-

SAYFAYI GERİ ÇEVİR

::

SAYFAYI İLERİ ÇEVİR

->

Benim hakkımda

ŞİİR SİTESİ