BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti




AİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ/GELİŞİMİ KAVACIK- DURSUNBEY-BALIKESİR

ÇOCUK,ANA BABA ELİNDE BİR EMANETTİR.AİLENİN TEMELİNDE SEVGİ VARDIR.
create your own slideshow
Cool Slideshows
ÇOCUKLARINIZA İYİ DAVRANIN VE GÜZEL TERBİYE EDİN

ANNE-BABAYA NASIL DAVRANMALIYIZ/MÜSLÜMAN ÇOCUĞUN EDEBİ-GÖRGÜ KURALLARI

ANNE-BABALARIMIZA NASIL DAVRANMALIYIZ? 1- Hizmet ederek rızâlarını kazanmaya çalışmalıyız. 2- Yumuşak konuşmalı, “Öf” bile dememeliyiz. 3-Sesimizi, onların sesinden yükseğe çıkarmamalıyız. 4-Yanlarında çok konuşmamalı, edebi aşmamalıyız. 5-Kinayeli, dokunaklı ve kırıcı söz söylememeliyiz. 6-Eşimizi, dostumuzu onlardan üstün tutmamalıyız. 7-İsimleri ile çağırmamalı, sözlerini kesmemeli, bilgiçlik taslamamalıyız. 8-Anne-baba yanlış da söylese, öyle değil diyerek kaba bir üslupla itiraz etmemeliyiz. 9-Anne-babanın arasını açacak söz ve hareketlerden uzak durmalıyız. Gelinleri, anne-baba ile oğullarının arasını açacak sözlerden de uzak durmalıdır. 10-Kayınvalide ve kayınpederler de hürmet açısından anne-baba ile aynı kıymete sahiptir. 11-Konuşurken, “yap, yapma!” gibi ifadeler kullanmamalıyız. “Yapar mısın” gibi sözlerle ricada bulunmalıyız. Ana-babası günah işleyen çocuk, onlara nasihat eder. Kabul etmezlerse susar. Affolunmaları için dua eder. 12-Muhtaç iseler geçimlerini sağlamakla yükümlüyüz. 13-Elbiseleri yoksa elbise temin etmeliyiz. 14-Bir iş buyurduklarında emirlerini yerine getirmeliyiz. Günah olan emirler yerine getirilmez. 15-Bir yere yürüyerek giderken hürmeten arkalarından gitmeliyiz. 16-Onları görünce ayağa kalkmalı, hemen yanlarına gitmeli, onlar oturuncaya kadar ayakta durmalı, izinsiz oturmamalıyız. Otururken edepli oturmalı, ayağını uzatarak oturmamalıyız. 17-Dostlarını dost bilip davet ederek gönüllerini almalı. Hoşlaşmadığı insanlardan da uzak durmaya çalışmalıyız. 18-Hayır dualarını almalı. Ana-baba duasını ganimet bilmeli. Beddualarından sakınmalıyız. 19-Vefatlarında definlerini güzelce yapmalı, biliyorsak cenaze namazını kıldırmalıyız. 20-Geriye bıraktıkları borçları varsa borçlarını ödemeliyiz. 21-Dine uygun vasiyetlerini yerine getirmeliyiz. 22-Kabirlerini ziyâret edip Kur’ân-ı Kerîm okuyarak, onlar adına hayır hasenatta bulunarak amel defterlerini açık tutup, mağfiret olunmalarını istemeliyiz. MÜSLÜMAN ÇOCUĞUN EDEBİ-GÖRGÜ KURALLARI: İslâm; doğumdan ölüme kadar hayatın ne şekilde yaşanacağını, davranışların nasıl olacağını, iç ve dış dünyamızın ne şekilde bir yapıya kavuşturulacağını tespit etmiştir. Madden ve mânen sağlıklı bir fert, sağlıklı bir aile ve sağlıklı bir toplumun yolu İslâmın emrettiği hayat tarzını yaşamak ile mümkün olabilecektir. Her hayrın başı Besmeledir ! Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır. Sonunda da Elhamdülillah denir. Sevgili Peygamberimiz: "Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz"buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim: "Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir. . Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur. . Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır. Biz müslümanlar haramlardan kaçınacağız. . Kat'i olarak haram olan bir şeyi işlerken besmele çeken kâfir olur. . Kapıları açıp kapatırken, mutfaktaki yemek kaplarının kapaklarını açarken, yemek yaparken, ocak yakarken, mutfağa girerken besmele çekmek sünnettir. . Süt, su, çay, ilaç içmeye başlarken besmele çekilir. . Sakalı tamamen keserken besmele çekmek câiz değildir. *** SELAM VERME ADABI: Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır. Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır. 1. İslam'ın emrettiği selamı unutma. 2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam vermeyi ihmal etme (Esselamü Aleyküm). 3. Selam verme şekli şöyle: a) Binek üzerinde olan yürüyene, b) Yürüyen oturana, c) Az kişiler çok kişilere, d) Küçükler büyüklere selam verirler. 4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde cevap ver. 5. Konuşmadan önce selam ver. Peygamberimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: "Kim selamdan önce konuşmaya başlarsa ona cevap vermeyin" KONUŞMA ADABI Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir. 01. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek. 02. Dünya ve ahiret için faydası olmayan sözleri söylememek. 03. Sözleriyle kimsenin gönlünü kırmamak. 04. Musibet ve felaket getireceğinden korktuğu şeyi söylememek. 05. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek. 06. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek. 07. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamak. 08. Boşboğazlık, gevezelik etmemek. 09. Söylerken ağzını eğip büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak. 10. Konuşurken karşısındakini hiçe sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur aramamak. 11. Dilini la'nete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak. 12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına söylememek. . 13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek. 14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan sakınmak. 15. Başkalarıyla alay etmemek, kimseye kötü bir ad takmamak. *** GÜZEL SÖZLER ADABI Söz söylerken güzel söylemek, kabalık yapmamak, karşısındakilerin halini gözetmek, dokunacak sözlerden ve tasavvurlardan sakınmak Müslüman'ın vazifesidir. Kur'an-ı Kerim yedi çeşit insanın peşinden gitmeyi ve onları dinlemeyi yasak etmiştir. 1- Doğruya ve yalana çok yemin eden. 2- Fikir ve düşüncesi düşük olan. 3- Şuna buna söven, la'net eden, daima kusur ve ayıp araştıran. 4- Bir yerde konuşulan şeyleri başkalarına taşıyan. 5- Cimri ve son derece sıkı olan ve insanları iyilikten çeviren. 6- Hakkı tanımayan ve mütecaviz olan. 7- Günaha dadanan, şerefsiz ve soysuz olan. *** EVE GİRİŞ ÇIKIŞ ADABI 1. Kapının sağında veya solunda durmak. 2. Kapıya 3 defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin verilmez ise geri dönmek. 3. Eve girince ve çıkarken "Esselamü Aleyküm" diyerek selam vermek. 4. Evden çıkınca "Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete illabillah" demek. *** YEMEK YEME ADABI 01. Sofra hazırlanırken yardımcı olmak. 02. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak. 03. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak. 04. Besmele çekip, Allah'a vermiş olduğu nimetler için şükür etmek. 05. Yemeğe önce yaşça veya mevkice büyük olan kişinin başlaması uygundur 06. Sağ eliyle yemek. 07. Lokmayı ağza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak. 08. Lokmayı yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmamak. 09. Önündeki yemeği soğutmak için, yemeğin içine üflememek. 10. Başkalarını tiksindirecek, iğrendirecek harekette bulunmamak ve söylememek. 11. Ağızda yemek varken konuşmamak, gülmemek. 12. Başkasının lokmasına ve yediğine bakmamak. 13. Elini yemek kabına silkmemek ve lokmayı ağzına götürürken başını tabağa doğru uzatmamak. 14. Yemek seçmemeye özen göstermek. 15. Yemeği aynı kaptan yeyip, tabağın ortasından değil, kendi önünden yemek. 16. Lokmasını ve aldığı yemeği bitirmek. 17. Tabaklarda artık, sofrada kırıntı bırakmamak. 18. Toplu yemek yenirken herkes yeyip bitirmedikçe sofradan kalkmamak. 19. Yemek bitince "Elhamdülillah" demek. 20. Yemeği yapana teşekkür etmek. 21. Sofra kaldırırken yardımcı olmak. 22. Yemek sonrası elleri yıkamak, dişleri fırçalamak. 23. Sokaklarda yemek yememek ve içmemek. 24. Gezinerek yemek yememek. 25. Helalinden, temiz yemek ve Allah'a şükretmek. 26. Acıkmadan yemek yememek. Bir hadis-i şerifte: "Sizden biriniz yiyeceği zaman sağ eli ile yesin, içeceği zaman da sağ eli ile içsin. Zira şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer." buyurulmuştur. *** SUYU İÇME ADABI 1. Besmele çekmek. 2. Suyu bardaktan (veya tasdan) içmek. 3. Suyu oturarak içmek. 4. Bardağı sağ el ile ağıza götürmek. 5. Bardağın içine nefes vermemek. 6. Suyu üç yudumda içmek sonunda Elhamdülillah demek; su içmenin adaplarındandır. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: "Suyu çocuğun memeyi emmesi gibi için. Depodan doldurur gibi içmeyin. Ondan ciğer hastalıkları zuhur eder." *** TUVALET ADABI 1. Tuvalete girmeden önce Eüzü Besmele çekmek. 2. Sol ayak ile girmek. 3. İhtiyacı ayakta değil, oturarak gidermek. 4. Tuvalette konuşmamak, bir şeyler yememek, oyalanmamak. 5. Tuvaletten çıkmadan temizlik kontrolü yapmak (elleri yıkamak). 6. Sağ ayak ile çıkmak. 7. Çıkınca "Gufraneke" demek, adaptandır. *** YATMA ADABI 1. Yatmadan önce elleri yıkamak. 2. Dişleri fırçalamak. 3. Kıyafetlerle değil, pijamalarla yatmaya özen göstermek. 4. Giysilere sağdan giymeye başlamak. 5. Besmele çekip sağ tarafa doğru dönüp yatmak. 6. Yatmadan önce dua etmek, adaptandır. *** GÖZ KULAK GİBİ AZALARIN TERBİYESİ Müslüman'a başkalarının kanı, ırzı, namusu, malı haramdır. Kendisinin olmayan herhangi bir şeye kötü gözle bakmamak, kendi canı, namusu, malı nasıl mukaddes ise, başkalarınınkini de aynı şekilde kabul etmeli, kendini tamamen haramdan ve kendisine ait olmayan her şeyden çekmek İslâm'ın emridir. *** TOPLANTILARDA ADAB Kur'an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir mecliste nasıl davranılacağını bildirmiştir. 01. Bir toplantıya herkesi iğrendirecek elbise ile, fena kokularla gitmemek, 02. Mecliste daima güler yüzlü olup, ekşi suratlı ve geveze olmamak, 03. İleri geçip oturmamak, hakkı olmadıkça ileriye geçmemek, 04. Kendisinden yaşça ve bilgice yüksek olanlara hürmet etmek, 05. Anası, babası veya hocasına daha çok hürmetli olmak, 06. Oturanlara sıkıntı verecek hallerden sakınmak, 07. İki kişi arasına oturmak lazım gelirse, onların iznini istemek, 08. Sonradan gelene yer göstermek, 09. Kendisinden büyük olanların yanında ayak ayak üstüne koymamak, 10. Ev sahibinin, misafiri uğurlaması, 11. Kalabalık içinde iki kişi arasında gizli konuşulmaması, 12. Esnememek, mecbur olursa eli ile ağzını kapamak, 13. Öksürme veya geğirme ile çevreyi rahatsız etmemek, tiksindirmemek, 14. Meclis ve toplantılarda edebe riayet etmek. *** KOMŞULARIMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ Aile ve akrabamızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır. Komşularımıza olan vazifelerimizin başlıcaları şunlardır: 1. Komşulara el ve dil ile eziyet etmekten kaçınmalıdır. Evde gürültü yapmak, dökülen çöplerle komşuları zor durumda bırakmak, vb. Müslümanlıkla bağdaşmaz. "Peygamberimiz: "Allah'a ve âhiret gününe İman eden komşusuna eziyet etmesin buyurmuştur. (Sahihi Buhari) 2. Komşusunu çaresizlik içinde gören kimse, onun yardımına koşmalıdır. Cenabı Hak bir ayeti kerimede komşuya iyilik edilmesini tavsiye etmektedir. (Nisa Suresi: 36) 3. Komşunun evini, kendisinin bulunmadığı zamanlarda korumak, 4. Komşuları zaman zaman ziyaret etmek, hastalandıklarında kendileriyle yakından ilgilenmek, Komşu hakkının önemini Peygamber Efendimiz şu hadisi şeriflerinden daha iyi anlamaktayız: "Cebrail, bana durmadan komşuya iyilik yapmayı tavsiye etti. Bu sıkı tavsiyeden, komşuyu komşuya mirasçı yapacağını zannettim. (Sahihi Buhari) Komşumuz Müslüman olmasa bile onlarla iyi geçinmek (örnek olmak), eziyet etmekten sakınmak, iyi davranışlar içinde bulunmalıyız. *** MİSAFİRLERE KARŞI VAZİFELERİMİZ Misafirleri güzel bir şekilde ağırlamak, Müslümanlığın emirlerindendir. Peygamber Efendimiz, kendisini ziyarete gelenlere elinde bulunan yiyeceklerden bol bol yedirir, hatta ev halkıyla birlikte geceyi aç olarak geçirdiği zamanlar da olurdu. Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurulmakta: "Allah'a ve Kıyamet gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin (Sahihi Buhari) Atalarımız kahramanlığı ve dürüstlüğü yanında, misafirperverliği de, sahip olduğu eşsiz üstünlüklerindendir. Bugün yurdumuzun birçok Köylerinde, misafirler için ayrılmış özel yerler vardır. Misafirlerimize karşı olan vazifelerimizden başlıcalar şunlardır: 1. Misafirleri güler yüz ve tatlı dille karşılamak, 2. Yediğimiz içtiğimiz şeylerin en iyisini onlara sunmak, 3. Misafirlerin üzerine fazla düşüp onları sıkmamak, 4. Misafirlerin yanında çocukları ve hizmetçileri azarlamamak, 5. Topluluklarda dikkat ettiğimiz önemli noktalara, misafirlerin yanında da dikkat etmek. *** ZİYARETLERİN ADABI Müslümanların birbirlerini ziyaret etmeleri, aradaki sevgi, saygı ve dayanışmayı kuvvetlendirir. Zaman zaman akraba, yaşlı ve hasta kimseler ziyaret edilmek suretiyle gönülleri alınmalıdır. Ancak ziyaretlerin, usulüne uygun olarak yapılması gerekir. Ziyaretlerle ilgili edepleri şöyle sıralayabiliriz: 1. Ziyaretlerin vakti iyi seçilmelidir. Uyku, yemek ve iş zamanlarında ziyarete gidilmemelidir. 2. Ziyaretlere giderken, temiz ve düzgün elbiseler giyilmelidir. 3. Ziyaret edilen evin kapısı çalınmalı, ev sahibi izin verdikten sonra içeri girilmelidir. 4. Ziyaret sırasında güler yüz gösterilmelidir. 5. Ziyaretine gidilen evde bulunanların, sevinçleri ve kederleri paylaşılmalıdır. 6. Ev sahibinin işi varsa, ziyareti uzatmadan müsaade isteyerek ayrılmalıdır. 7. Ziyaret edilen kimsenin yaş, akrabalık veya hastalık gibi durumları göz önünde bulundurularak, konuşma şeklinde dikkat edilmelidir. 8. Özellikle yaşlılar ile hastalar, sık sık ziyaret edilmelerini beklerler. Bu bakımdan bu kimselerin ziyaretleri diğerlerine göre daha fazla yapılmalıdır.

BATIDA ÇOCUK EĞİTİMİ ANNE KARNINDA TÜRKİYEDE ÇOCUK EĞİTİMİ DOĞUNCA BAŞLAR.!

25/5/2007 - İNSANIN YARATILIŞ GERÇEĞİ

 

Tam boy görünüm için tıklayın

 

Ey insan, kerem sahibi Rabbine karşı seni aldatan ne?
O Rabbin ki seni yarattı, düzene koydu,
sana kendi dilediği gibi bir şekil verdi.
İnfitar Sûresi, 6-8 
Akaid(iman)
   BİR YÜZÜN macerası iki yarım hücreyle başlar. Bunlardan birisi insan vücudunun en küçük, diğeri de en büyük hücresidir.İki hücrenin buluşma ânı, bir insan yaratılışının başlangıcını işaretler. Bu, bir âlemin yaratılışından pek de aşağı düşecek bir hadise değildir. Çünkü ortaya çıkacak eser, âlemde güzellik namına bildiğimiz ne varsa hepsinin temel ölçülerini getirip gözümüzün önüne serecektir. Onun için, günlerden herhangi bir gün, herhangi bir anda, yeryüzünün herhangi bir köşesinde bir insan vücudunun inşası başlar başlamaz, hemen oracıkta bir esrarlı dönüş başlar. Zerrelerin, moleküllerin, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin, galaksi kümelerinin dönüşüdür bu. Bir Mevlevî semâı, böylece, bir insanın yaratılışını müjdeler
Döner de döner başlangıçtaki insan hücresi. Sonra bölünmeler başlar. Hücre hızla çoğalır. Bir iken iki olur, iki iken dört. Sonra katlana katlana hücre nüfusu artar. Saatler ve günler birbirini kovalarken, binlerce, milyonlarca, milyarlarca âlem kurulur bir anne vücudunun derinliklerinde. Âlemler birbiriyle irtibatlıdır. Hepsi birden bir vücudu, kâinatın en üstün eserini ortaya çıkaracak şekilde çoğalır ve düzenlenir.Bir hafta ya geçer ya geçmez; içi boş bir küre gibi, yeni insan adayı, anne rahmine doğru bir yolculuktadır. Buraya varır, duvara yapışır. Aynı anda, akıl almaz bir hızla, yeni âlemler kurulmaya devam etmektedir. Bu arada farklı farklı hücre cinsleri ortaya çıkar. Nasıl farklılaştıkları anlaşılmaz. Farklılaşırlar. Sonra yer değiştirirler. Kimi o tarafa, kimi bu tarafa göçer değişik hücrelerin. Bir heykeltraşın elinde yoğrulan çamur gibi, hücreler topluluğu da halden hale girer ve şekil almaya başlar. Görünürde tesadüfî, karma karışık, alabildiğine yoğun bir faaliyettir sürüp gider. Fakat atılan her adım birbiriyle bağlantılıdır ve henüz görünmeyen bir hedefe yöneliktir.Embriyonun yüzeyine bakan bir uzman, nereye neyin isabet edeceğini size tek tek gösterebilir. “Şurası göz olacak, buraya burun gelecek, şurada kulaklar belirecek.” Üstelik bütün bu bölgeler, merkezî sinir sistemine özel hatlarla bağlanacak, ayrıca dolaşım sisteminden kas sistemine, iskeletten deriye kadar herşey, herşeyle irtibatlandırılacaktır. Şekilsiz hücre yığını içinde ilk saatlerden itibaren cereyan eden büyük küçük hangi hadise varsa, hepsinde bu hesapların izi vardır. Ama, üçüncü haftada, embriyonun boyu 2 milimetreye ancak erişmiştir; şekli ise, insandan ziyade sülüğü andırmaktadır.İnsan adayı anne karnındaki dördüncü haftasına eriştiğinde, vücudun ortasındaki iki tane boru birleşip kalb şeklini almaya başlamış ve ilk organ olarak faaliyete geçmiştir. Yarım santim boyundaki bu yaratık, her ne kadar insana benzemese de, bir yüzünün olacağı şimdiden belli olmuştur; göz ve kulakların yoğrulmaya başladığı görülmektedir.Bir hafta sonra ise, gözlerde lens çukurları biraz daha belirginleşmeye başlar. Altıncı haftaya gelindiğinde, ağız ve burun boşluklarındaki faaliyetler göze çarpmakta, kafa iyice seçilmektedir. İleride göz halini alacak olan belirtiler, şu anda kafanın yan taraflarındadır. İnsan adayının boyu 13 mm.’ye ulaşmıştır. Yine de o, başparmağımızın altında kolaylıkla eziliverecek, küçük, âciz, önemsiz bir yaratıktan başka bir şey değildir henüz!Yedi haftalık ceninde, henüz var olmayan gözlerin kapakları inşa edilmeye başlamıştır. Göz her ne kadar mevcut değilse de, birgün var olacak, üstelik hem kendisi insan yüzünde bir güzellik sergileyecek, hem de dünyanın güzelliklerine o yüzden bir kapı açacaktır. Yüzün belki de en can alıcı unsurunu teşkil eden bu organın korunması da yaratılması kadar önem taşır. Çünkü bu son derecede nazik organ, bakımsız ve savunmasız bırakıldığı takdirde iş göremez hale gelir. İşte o korunmanın birçok unsurundan birini teşkil eden gözkapakları, birkaç milimlik bir ceninde şimdiden kendisini belli etmektedir. Fakat, âşinâ olduğumuz son haline varıncaya kadar, bu kapaklar daha şekilden şekle girecektir. Bir hafta kadar sonra iki gözkapağı birleşir ve birbirine kaynamaya başlar. Bu arada, öne doğru yatık durumda bulunan kafa, hafifçe yukarıya kalkmıştır. Fakat vücudun bütününe göre oldukça büyük bir kafadır bu. Bir insan yüzüne benzer tarafı da pek yoktur. Şu haliyle dünyaya gözünü açacak bir varlık, olsa olsa, bilim kurgu filmlerindeki çirkin uzaylılardan biri olarak uykularımızı kaçırırdı.Onuncu haftaya erişildiğinde yüz hatları belirmeye başlar. Bu sıralarda ceninin siması bir insan yüzünü andırmaya başlamıştır. Ama hâlâ bu yaratığın görünüşü, bir annenin sımsıcak duygularla göğsüne bastıracağı bir yavrunun sevimliliğinden o kadar uzaktır ki! Bir estetik cerrahî uzmanı, sadece yüzdeki bir iki ayrıntıyı rötuşlayınca ortaya nasıl bir simanın çıkacağından emin olamazken, birkaç haftalık bir ceninin korkunç görüntüsünü bir bebek yüzünde dünyanın en sevimli manzarasına çeviren bir operasyonun kusursuzluğuna şahit mi aranır? Besbelli ki, her hücrenin vücuda gelişi ve sima üzerindeki yerini alışı, çok ayrıntılı bir planın parçasıdır. Ve şu anda, şu vücutta yer değiştirmekte olan herbir zerre, aylar sonra neticesini verecek olağanüstü bir operasyonun içinde bir rol sahibi olarak hareket etmektedir.Yüzün inşası, sadece onun dış görünüşüne bir şekil vermekten ibaret bir operasyonu teşkil etmez. Gözlerimizin önüne bir insan yüzünün sayısız şiire konu olmuş güzelliğini seren derinin altında, birbiriyle ve bedenin geri kalan kısmıyla bağlantılı olarak faaliyet gösteren sistemler vardır. Kaslar da bunlardan biridir ve on dördüncü hafta civarında şekillenmeye başlar. Ondan yaklaşık bir ay kadar sonra da bu faaliyetler sonucunu yavaş yavaş vermeye başlayacak ve ceninin ağzını oynatmakta olduğu görülecektir.On beşinci haftada, 130 mm.’ye ulaşmış olan ceninin kafası artık iyice dik duruma gelmiştir. Gözler her ne kadar kafanın ön tarafına doğru kaymış ve asıl yerlerine yaklaşmış olsalar da hâlâ bir insan yüzüne göre aşağıda yer almaktadırlar. Yüzü ve vücudu kaplayan deri saydam haldedir ve altında olup bitenleri karaltı halinde göstermektedir. Yirmi ikinci haftaya eriştiğinde deri saydamlığını kaybeder. Bu arada, ceninin sadece bir yüze kavuşacağı anlaşılmakla kalmamış, farklı bir yüze sahip olacağı da belli olmuştur. Farklı çizgiler, farklı bir şekil ve farklı bir kişilik, yüzün genel heyetinde belirtilerini vermektedir. Bununla birlikte, hiç kimse, ceninin şu anki haline bakarak onun hayata nasıl bir sima ile gözünü açacağını tahmin edemez. Görünmeyen kalem farklı hatlar çizmeye başlamıştır; resmin son hâli ise, kalem sahibinin henüz kimseye açmadığı bir sırdan ibarettir.Aradan birkaç hafta daha geçer. Yüzün en önemli unsuru, yapısını büyük ölçüde tamamlamış olur. Bunlar gözlerden başkası değildir. Retinasıyla, diyaframıyla, çeşit çeşit hücreleriyle, akılları hayretten hayrete düşüren bağlantılarıyla, kendi başına bir olağanüstü yapıyı teşkil eden ve tek başına bütün evrimci dünyaya meydan okuyan bu organ, şimdilik gözkapaklarının altında, önüne âlemlerin açılacağı ânı beklemektedir. Otuzuncu haftaya erişmiş bir ceninin yüzünde, görünmez kalemin kaşları da resmetmiş olduğu gözlenir. Bu arada gözkapakları birbirinden ayrılmış ve açılmıştır. Kasların içinde olup biten herşey, henüz bu faaliyet alanından görünmeyen aydınlık bir dünyaya yapılacak bir yolculuğun işaretlerini vermektedir.İki tane yarım hücreyle başlayan macera, aylar sonra yeni bir insan şeklinde noktalanır. Bütün bu olup bitenleri hızlandırılmış bir film haline getirdiğinizde, bir bakıma, insanın âcizliğini dile getiren bir hikâye elde etmiş olursunuz. İnsana benzeyinceye kadar şekilden şekle giren bu yaratığın bütün bedeni bir yana, sadece yüzünde olup bitenler, bu hikâyeyi bütün belâgatiyle görenlere anlatır. Orasında burasında yumrular beliren, çukurlar açılan, çizgiler çizilen, eğilen, bükülen, şişen, büyüyen, bir nokta halinde başlayıp adım adım büyüyen ve büyüdükçe halden hale dönen bu yüz, kendisini çekip çevirene bütünüyle teslim olmuş durumdadır. Kimse onun ne hal aldığını veya alacağını bilemediği gibi, o da kendi üzerinde olup bitenlerden habersizdir, bu olaylar karşısında âciz ve çaresizdir.Üstelik, bütün bunlar, herbiri yüz binlerce ışık yılı genişliğindeki yüz milyarlarca galaksiden bir tanesinin yüz milyarlarca yıldızından birisinin peşindeki bir küçük gezegenin üzerinde, onun 4,5 milyar senelik ömrünün dikkate bile alınmayacak bir fraksiyonunda nefes alıp veren milyarlarca insandan bir tanesinin bedeninin karanlıklarında olup bitmektedir. Hikâyenin özeti: çaresizlik içinde, hiçlik içinde, âcizlik içinde yokluk içinde, çaresizlik içinde, hiçlik, önemsizlik, âcizlik, hiçlik, önemsizlik, âcizlik...Yine de bu macera, içinde âlemler barındıran bir hücrenin semâa kalkıp galaksilerin diliyle kutladığı bir yaratılış hikâyesidir. Yaratılanın bu konuda hiçbir tercih hakkı olmamış, yaratılışının hiçbir aşamasında kimse ona fikrini sormamıştır.İyiki öyle olmuştur.Aksi takdirde, bizi biz yapan kâinatın en güzel eserini biz yüzümüzde taşıyamazdık.Bugün birbirimizin yüzünde yahut aynada bize gülümseyen, işte bu çaresizliğimizin güzelliğidir.

  AİLENİN TEMELİNDE SEVGİ VARDIR

Sevgi insan yaşamındaki en önemli duygudur ve sevgi

Ailede başlar..

Aile bir sevgiyle doğar,BİN sevgi üretir..

İnsanın kalbinde ,başka biriyle yakınlaşmak ve onun

Tarafından sevilmek arzusu vardır.

Evlilik de yakınlaşma ve sevgi ihtiyacını karşılamak üzere

Gerçekleştirmektedir..

Kur’an-i Kerim’in Rum süresinde,(21) “Kaynaşmanız için size kendi

(cinsinizden ) eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun (varlığının ) delillerindendir.” Denilmekte ve evliliğin

kuruluşunda sevginin önemi vurgulanmaktadır.

Evlilik hayatında mutluluğun temel şartları arasında en önde

Geleni sevgidir.

Sevgiyle kurulan bir yuvada diğer şartları (saygı,güven,sadakat,sorumluluk,hoşgörü,sabır,anlayış ) gibi yerine

Getirmek daha da kolaylaşır.

Birbirine sevgi ile bağlı eşler arasında sevginin korunup

Büyütülmesi ancak(“ben” duygularının “biz” duygusuna

Döndürülmesi ile gerçekleşir.

Aile olmanın temelinde bu anlayış bulunursa aile içinde

Sevginin aktarılması kolaylaşır.

İnsanlar sevgilerini belirtirken farklı diller kullanır.

Bazıları sevgisini sözle ifade ederken bazıları davranışlarıyla

İfade etme yolunu seçer..

Her ne şekilde olursa olsun,sevginin aile içindeki değeri hiçbir şey ile ölçülemez.

Mutlu ve huzurlu bir yuva ,sevgilerin yeşertilip büyütüldüğü

Yerdir..

İslamda Çocuk Hakları

İslâm dini, terbiye ile alâkalı olarak çocukları belli başlı yaş safhalarına ayırır.

Doğumdan itibaren bu safhalar şöyledir:

1- Doğum ve ilk yedi gün: Temizlik, ad konması, akika kurbanı kesilip ziyafet verilmesi, hatta sünnet edilmesi, ilk yapılacak işlerin başında gelir.

2- İlk iki yıl: Süt devresidir. Kur’ân-ı Kerim: “Anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler” buyurarak, meseleye çocuğun haklarından biri olarak yer verir. Bu devre, çocuğun biyolojik gelişmesinde en mühim devredir ve anne sütü esas olmak üzere, gıdasına iyi dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koyar.

3- Konuşma yaşı: Sistemli ve şuurlu öğretimin başladığı devredir.

4- Temyiz yaşı: Çocuğun söylenenleri tam olarak anlayıp, doğru olarak cevap vermeye başladığı yaş olarak tavsif edilir.

İslâm âlimleri, temyiz yaşına kadar çocuklara sert davranılamayacağını, dayağın “haram olduğunu” söylerler. Bu yaştan önce verilen cezaların faydalı bir tesir yapmayacağı kanaatı vardır.

5- İstiğna yaşı: Çocuğun kendi kendine bazı ihtiyaçlarını görebilme yaşıdır.

6- 10 yaş: Namazın ciddiyetle ele alınması gereken yaştır.

7- Mürahık yaşı: Çocuğun 12 yaşından bülûğ çağına kadar olan devresidir.

8- Bülûğ yaşı: Mükellefiyet yaşıdır. Çocuk bu yaştan sonra artık genç’tir ve aklî gelişmesinde bir aksaklık yoksa, Allah’a karşı mükelleftir.

İslâmî terbiye, bülûğ öncesini hayata hazırlama safhası olarak kabûl eder ve temyiz öncesi devrede çocuğun çocuksu isteklerine müdahale edilmemesini ister.

İslâm, bülûğdan önceki yaşlarda çocukları aklen yetersiz görür ve onları kesin bir çizgiyle büyüklerden ayırır. Bu ayırım, onun aleyhine durum hâsıl etmez. Meselâ, çocuklara karşı işlenen bir suç, büyüğe verilecek cezaları hafifletmez veya çocuğun mirastan alacağı payın miktarını büyükten aşağı tutmaz. Bu ayırım, çocuğun aleyhine olacak durumları önler.  Çünkü Efendimiz (S.A.V.), bülûğa erinceye kadar çocukların sorumlu olmayacağını belirtmiştir.

Batı âlemi, asırlar boyu “çocuk küçük insan, insan büyük çocuk” telâkkisine kapılarak, çocuğun ayrı bir fıtrata sahip olduğunun farkına varamamış, bu yüzden ayrı hükümlere ihtiyaç duymamış, herhangi bir suçun kanundaki karşılığı ne ise, idam etmeye varıncaya kadar, yaşına bakmaksızın, bütün çocuklara uygulayarak onları perişen etmiştir.

Batı âleminde son zamanlarda çocuk üzerinde derinleşen araştırmalar ortaya çıkarmıştır ki; çocuk, büyükten oldukça ayrı bir varlıktır. Öylesine ayrı ki; çocuğu, büyük insanı tahlil eden antropoloji esasları çerçevesinde incelemek zordur. Bazı âlimler, ayrı bir çocuk antropolojisinden bahsetmeye başlamışlardır. Resûlullah’ın 1500 yıl önce beyan buyurduğu bir gerçeği nihayet keşfetmiş olmaları bile, onlar için büyük bir hamle sayılabilir.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/4/2007 - ALLAHIM SABRIMI BENDEN ALMA

 

 ÇOCUK VE RESİM 

 

  Resim, psiko-pedagojik açıdan çocuğu bize tanıtmaya yarayan bir ölçüt olduğu gibi, onun zeka kişilik ve yakın çevre özelliklerini yansıtan bir ifade aracı olarak da büyük bir önem taşır.

  Her çocuk büyük belirli  bir kas olgunluğuna eriştikten sonra, kağıt üzerinde bir takım çizgi ve figür denemelerinde bulunur. Bireysel zeka ve kişilik faktörlerinin yanı sıra, çocuğun çevreyle olan etkileşimi ve günlük deneyimleri, onun çizgisini başka çocuğun çizgisinden ayrılmasını sağlar. Çocuk bize resmiyle adeta kendisinin bir parçasını yansıtmakta, olaylar hakkındaki duygu düşünce ve görüş biçimlerini dile getirmektedir.

 Küçük yaşlarda sözcüklerden daha güçlü bir anlatım aracı olan resim, bize çocuğun iç dünyası ve büyüme süreci hakkında önemli bilgiler verir. Çocuğun ben merkezci bakış açısından uzaklaştığını, geniş bir çevrenin üyesi olduğunun farkına vardığını, resim yoluyla anlayabiliriz.

 Resim, kolay bir anlatım aracı olması nedeniyle, sınırlı sözcük bilgisine sahip bir çocuk için, kendisi ile dış dünya arasında iletişimi sağlayan bir araçtır. Resim çocuğun iç dünyasını keşfetmek için oldukça ideal, projektif bir tekniktir. Çocukların çoğunluğunun resmi sevmeleri ise bu tekniğin kullanımını kolaylaştırmaktadır.

Çocuğu kolay halde gözlemleme ve tanıma olanağı vermesi açısından, “ oyun” ortamı gibi resim etkinliğinin de önemi büyüktür.

 Bu nedenle çocuğa “karalama” evresinden itibaren kağıt-kalemle buluşma olanağı hazırlanmalı, dilediği şekilde özgürce çizmesi konusunda çocuk cesaretlendirilmelidir.

 

Annem Cennetim Benim

 

Bu hafta derslerime çok güzel çalıştım ve anneme yardım ettim. Annem de ödül olarak, Cumartesi günü bizim apartmandaki arkadaşım Recepler'e oyun oynamaya gitmeme izin verdi. Gittiğimde evde Recep, dedesi ve 1.5 yaşındaki kardeşi Mustafa vardı. Recep'in annesinin o gün önemli bir işi çıkmış. Annesi Recep'ten kardeşine bakmasını istemiş. Eğer kardeşine güzelce bakarsa, annesi ona istediği oyuncak arabayı alacakmış. Başlangıçta bana çok kârlı bir alışveriş gibi gelmişti. Fakat, çok geçmeden bir bebeğe bakmanın hiç de kolay olmadığını gördüm. Çünkü, Recep'in kardeşi ya acıkıp huysuzlaşıyor, ya ağlıyor ya da altını ıslatıyordu.

Recep kardeşine sadece üç saat bakacaktı. Sonunda da istediği ödülü alacaktı. Ona rağmen oflaya puflaya yapıyordu. Recep'in dedesi kapıdan bizim şikayetlerimizi dinlemiş olacak ki, “Anneleriniz de siz bebekken size böyle bakıyordu. Hâlâ da sizin işlerinizi yapıyorlar ama hiç şikayet ettiklerini duymadım. Siz daha üç saat dayanamadınız!” dedi. Gerçekten haklıydı. Annem bana o kadar zamandır nasıl sabrediyordu? Hem de yüzünü hiç asmadan ve şikayet etmeden.. Recep'in dedesi, çok merhametli, çok şefkatli ve fedakar oldukları için Cennet'in annelerin ayakları altında olduğunu söyledi. Bir de anneler çocuklarına haklarını helal etmezse, çocukların Cennet'e gidemeyeceğini öğreten bir olay anlattı:

Peygamber Efendimiz zamanında bir tane genç varmış, ölmek üzereymiş ama bir türlü kelime-i şehadet getiremiyormuş, sanki dili tutulmuş. “La....La....” deyip kalıyormuş. Gencin arkadaşları onun şehadet getiremeden, imansız olarak ölmesinden korkuyorlarmış. Birden akıllarına Peygamber Efendimiz gelmiş ve O'nu çağırmışlar. Peygamberimiz gence “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlullah” demesini söylemiş ama gencin yine de dili dönmüyormuş. Herkes çok şaşırmış. Çünkü Peygamber Efendimiz, ağaca, taşa, deveye emredince, onlar bile “Allah” derlermiş ama bu gencin bir türlü dili çözülmüyormuş. Peygamber Efendimiz “Bu gencin hiç kimsesi yok mu?” diye sormuş. Yaşlı bir annesi olduğunu öğrenince onu çağırmalarını istemiş ve anne gelince, Peygamberimiz oğluna hakkını helal edip etmediğini sormuş. Yaşlı teyze oğlundan bahsedilir bahsedilmez ağlamaya başlamış ve oğlunun ona iyi davranmadığını, kendisine hep karşı geldiğini, onu çok üzdüğünü ve bu yüzden ona hakkını helal etmeyeceğini söylemiş. Peygamber Efendimiz de yaşlı teyzeye, eğer oğluna hakkını helal etmezse oğlunun ebediyyen cehennem alevleri içinde yanacağını söylemiş. Teyze bu sefer daha çok ağlamış, “helal ettim.. helal ettim..” diye inlemiş ve işte o an gencin dili çözülmüş, şehadet getirip vefat etmiş. Peygamberimiz de kendisini o gencin kurtulmasına vesile kılan Allah'a hamdetmiş.

Kur'an'da Allah, anne-babaya “öff..” bile dememizi yasaklamış. Ben bunun ne demek olduğunu anlamadım ve Recep'in dedesine “öff bile dememek ne demek?” diye sordum. Anne-babalarına karşı gelen, yaşlanınca onları döven, sokağa atan, derslerine çalışmayan, yalan söyleyen, annelerinin istediklerini yapmayıp onları üzenleri anlattı. Anneleri onlardan birşey isteyince yüzünü asıp, “öff” diye sızlanarak iş yapanları örnek verdi. Şöyle devam etti; “İşte bunların hepsi kötü davranışlardır. Anne-baba insanın en başta hürmet edeceği kimselerdir. Onlara hürmette kusur eden Allah'a karşı gelmiş sayılır, onları üzen er-geç üzülmeye mahkumdur. Yıllarca kendisine bakan, büyüten, para kazanıp getiren anne-babasına karşı vazifesini yerine getirmeyen çocuk, Kainat'ı Yaratan, bize ayağımızı, gözümüzü, ailemizi, arkadaşlarımızı veren Allah'a karşı vazifelerini yapar mı hiç? Allah'ı seven kişi, başta anne-babasını mutlu etmeli, onlara sevgisini göstermelidir ki sonunda Allah da onu sevsin. Anne-babasına zarar veren zaten ülkesine de faydalı olamaz. İşte zarar içinde zarar...”

Peygamber Efendimiz altı yaşındayken, annesi vefat etmiş. Bizim sınıfta da anne-babası kazada ölen bir arkadaşımız var. Onları düşününce aslında elimdeki güzelliklerin kıymetini bilemediğimi, onlar için Allah'a gerektiği gibi teşekkür edemediğimi anladım. O an annemi ne kadar sevdiğimi, özlediğimi farkettim. Eve gider gitmez annemin yanaklarını öpecektim. Birden “Ya annem olmasaydı!” diye düşündüm. Annem yaptıklarının karşılığında benden hiçbir şey istemiyordu. Hep benim iyiliğimi düşünüyor, ileride yalnız başıma kalırsam kendi kendime işlerimi yapabilmemi istiyordu. Önceleri erkekler ev işi yapmaz diye anneme karşı çıkıyordum, ama bundan sonra bulaşıkları yıkamaya bile yardım edeceğim, yeter ki annem bana hakkını helal etsin ve benim yüzümden o teyze gibi ağlamasın.

O akşam eve dönüp dediklerimi yaptım ve sonra annemden izin alıp odama kitap okumaya gittim. Okuduğum bir hikayede, çarşıdan elleri poşetlerle dolu olarak dönmekte olan annelerin hepsi, kendi çocuklarının maharetlerini övüp övüp duruyorlar ve çok güzel şeyler yapan çocuklardan bahsediyorlardı. Çocukların birisi çok güzel şarkı söylüyormuş, öbürü çok güzel resim yapıyormuş, diğeri elleri üzerinde yürüyormuş. Annelerden bir tanesi ise sessizce dinliyor ama kendi çocuğu hakkında hiçbir şey söylemiyormuş. Ona da sormuşlar “Senin çocuğunun hiçbir mahareti, kabiliyeti ve üstün bir yanı yok mu?” diye. Kadın yine hiçbir şey söyleyememiş. Evlerinin bulunduğu sokağa geldiklerinde, herkesin çocuğu sokakta kendi maharetini sergiliyormuş; kimisi şarkı söylüyor, kimisi resim yapıyor, kimisi de ellerinin üstünde yürüyormuş. Yorgunluktan elleri ve belleri kopan anneler, çocuklarına bakarken, çocukları da onlara uzaktan el sallayıp oyunlarına devam etmişler. Kendisine çocuğunun mahareti sorulan kadının oğlu ise, annesini görür görmez çok sevdiği oyunu bile bırakıp koşarak annesinin yanına gelmiş, “Hoşgeldin anneciğim!” deyip annesinin elinden poşetlerin yarısını almış. O sokakta oturan yaşlı bir amca varmış, ona hangi çocuk daha becerikli, daha iyi diye sormuşlar. Amca da annesine yardım eden çocuğu göstererek, “Şimdi oyunu bırakıp annesine yardım eden, yarın vatanı için de her şeyini feda edebilir. Zaten Peygamber Efendimiz de annelere hizmet etmeyi emretmiş. Bu yüzden, bu çocukların en iyisi ve en beceriklisi annesine yardım etmek için koşan şu çocuktur” demiş.

İşte böyle arkadaşlar; ben bu duygularla yatmaya hazırlanıyordum ki canım anneciğim geliverdi yanıma; bir taraftan, o yumuşacık ve pamukçuk elleriyle saçlarımı sıvazlarken, diğer yandan da bahar güneşi gibi aydın yüzüyle tebessümler saçarak bir öpücük kondurdu yanağıma ve şöyle dedi kulağıma:

Has bahçenin bal arısı

Sevgilerin en durusu

Bir kez istese yavrusu

Yüreğini verir anne...

Ben de atıldım annemin kollarına ve karşılık verdim ona:

İnsan kendi yaşamayınca anlayamıyor,

Bebeğe bir saat bakmak bile zorlardan zor.

Anneciğim, n'olur hakkını helal et bana,

Borcumu ödeyemem canımı versem sana.

Gece karanlığında odamı aydınlatan ve içimi ısıtan melek yüzlü annem kapıyı kapatırken ben de başımı yastığa mutluluk içinde bırakıverdim. Uykuya dalacağım ana kadar da içimden size şunları söylemeyi geçirdim:

Ödenmez asla hakkı annelerin,

Gelin artık kıymetlerini bilin.

“Anne seni çok seviyorum” deyin,

Bundan sonra onları hiç üzmeyin.

ÇOCUKLARI ALLAH İLE KORKUTMAYIN

Eğer kalbindeki Allah sevgisini öldürmek ve onu Allah’tan korkmaz bir insan haline getirmek istemiyorsanız çocuklarınızı Allah’la korkutmaktan sakının.
Anne-babaların, bağımsız ve kendi istekleri doğrultusunda hareket etmeye özenen çocuklarını terbiye etmek için, ”Anne sözü dinlemeyeni Allah taş yapar. Yemeğini tabağında bırakanı cehennemde yakar. Kötü laf söyleyeni dilsiz yapar.’ gibi uyarılarla Allah’la korkutması yanlıştır. Kimi ailelerde çocuğun vicdanî gelişmesi anne ve babanın örnek davranışlarıyla değil, Allah korkusu ve dinî baskılarla sağlanmaya çalışılmakta ve Allah’ın, yapılan her hatayı günah defterine yazdığından ve ahirette çekeceği işkencelerden bahsedilerek çocuk sindirilmektedir. Bu yola sık sık başvurulacak olursa çocuk kendisini suçlu görecek, aynı zamanda Allah’a karşı, korkuyla karışık bir öfke de geliştirecek, belki de Allah’tan nefret edecektir.

‘SENİ ALLAH SEVİYOR’ DEYİN

Araştırmalar sonucunda çocukların iki yaşından itibaren din ile karşılaştığı,
üç-dört yaşından sonra “nasıl/neden?” sorularıyla her şeyin aslını ve bu arada yaratıcı gücün mahiyetini araştırdığı ortaya çıkmıştır.

Çocuklara Allah’ı anlatırken Allah’ın onu sevdiği ifade edilmeli ve Allah sevgisi üzerinde durulmalıdır. Annelerin çocukları Allah’la korkutmaları çocukların ruh sağlığı açısından zararlıdır. Çocuğa öncelikli olarak Allah’ı cezalandıran, azap veren biri olarak tanıtmak, İslam’a terstir. Bir diğer yanlış ise çocuğun, ”Allah baba kızar, seni cezalandırır.” ifadesidir. Bu ifade tarzı Hristiyan teslis inancının bir taklididir ve yanlıştır.

İŞTE AİLELERE KÖTÜ ÖRNEKLER

Bir gün bir baba, üç-dört yaşlarındaki kızına, dinî konularda bilgi vermek ister.
En çok her şeyi yaratan Allah’ı; sonra da bize iyi ve güzel davranış şekillerini öğreten Peygamberimizi sevmemiz gerektiğini söyleyince çocuk,
”Ben Peygamber’i Allah’tan daha çok seviyorum.” der.
Babası şaşkınlıkta sebebini sorunca;
”Annem bana, ‘Allah yalan söyleyeni cehennemde yakar.” dedi.
Allah’ın cehennemi varmış,
Peygamberin cehennemi olmadığı için ben onu daha seviyorum.” cevabını verir.

Altı yaşlarında bir erkek çocuğu yaramazlık yaptığı zaman devamlı,
”Allah seni sevmez, cehennemde yakar.” telkinleriyle vazgeçirilmeye çalışılmaktadır.
Bir sabah kahvaltısında çocuk birdenbire,
”Baba, bizim köyde de Allah var mı?” diye sorar.
Çocuğun bu sorusunu merak eden babası,
”Oğlum Allah her yerde vardır; ama niçin soruyorsun?” deyince çocuk,
”Eğer orada Allah yoksa, oraya gidecektim de…” cevabını verir.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/4/2007 - İYİ BİR ANNE BABA NASIL OLMALIDIR VE ÇOCUK EĞİTİMİ NASIL OLMALIDIR?

Anne ve babanın yeni doğmuş olan çocuğa karşı dini görevleri nelerdir?

 
Anne ve babanın çocuğuna karşı vazifeleri, esas itibariyle doğumdan sonra başlasa da; çocuğun ana rahmine düşmesine, hatta babanın, anne adayını tercihine kadar uzanır.

Doğumdan sonraki ilk günlerde, ebeveynin çocuğu için yapması gereken görevleri, ana hatlarıyla vermeye çalışalım:

1. Dua: Dünyaya gözlerini açan çocuğa yapılması gereken ilk iş duadır. Çocuğun Müslüman olarak yaşaması, Allah’ın rızası dairesinde ömür sürmesi, şeytanın şerrinden korunması ve hayırlı bir evlat olması için hayır duada bulunmak, onun hem dünya, hem ahiret saadeti için büyük önem taşır.
Hz. Aişe validemizin rivayetine göre, yeni doğan çocuklar getirildiğinde Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) onlara hayır ve bereket duasında bulunurlardı. Aynı adeti daha sonra Sahabe-i Kiram da devam ettirmişlerdir.

2. Kulağına ezan ve kamet okuyarak çocuğa isim koymak: Bu adet bizzat Peygamber Efendimizden gelmektedir. Sünen-i Tirmizi’de nakledildiğine göre, Hz. Hasan dünyaya gelince Peygamberimiz onun sağ kulağına ezan okumuştur. (1)
Hz. Hüseyin’in rivayetine göre ise Peygamberimiz bu adetlerinin hikmeti hususunda da şöyle buyurmuşlardır:
“Kimin bir çocuğu olur da, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okursa, o çocuğa ümmüsıbyan hastalığı zarar vermez (cin zarar vermez).” (2)
Ezan ve kamet çocuğa yapılan ilk iman telkinidir. Çünkü ezanın mana ve muhtevasında tekbir, tevhid, nübüvvet ve namaz gibi dinin esasları bulunmaktadır.

İsim verilirken, çocuğa güzel, İslami isimlerin verilmesine dikkat edilmelidir. Bu hususta Peygamberimizin birçok tavsiye, ikaz ve tatbikleri vardır. Bu hadislerden birisinin meali şöyledir:
“Kıyamet günününde kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyle ise isimlerinizi güzel koyun.” (3)

Çocuğun isminin doğduğu günün akşamında verilmesi tavsiye edilmektedir; fakat yedinci güne kadar da ertelenebilir.

3. Çocuğun sünnet edilmesi: Kelime-i şehadet gibi Müslümanla kafiri birbirinden ayıran sünnet, bazı alimlerce vacip, bazılarınca da farz olarak kabul edilmiştir. Çocuğu sünnet etme zamanına gelince; bulüğ çağına kadar müsaade varsa da, müstehap olan vaktin doğumun yedinci günüdür.

4. Kurban kesilmesi ve başının tıraş edilmesi: Çocuğun doğumu üzerine kesilen kurbana akika kurbanı denmektedir. Peygamber Efendimiz, çocuğu olan kimsenin akika kurbanı kesmesini tavsiye etmişlerdir.
Hz Fatıma ise, çocukları Hasan, Hüseyin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm’üm doğumları üzerine birer koç kesmiştir. Akika kurbanının müstehap olan zamanının yedinci gün olduğu bildirilmektedir.

Bazı alimler, bilhassa Hanefi alimleri akika kurbanını mendup olarak görmüşlerdir. İmkanı olan kimse bunu kesmekle, Allah’a olan şükrün fiili olarak göstermiş olur.

Yine sünnet-i seniyyede yer aldığına göre, akika kurbanı kesildiği günlerde, çocuğun başının tıraş edilip, kesilen saçın ağırlığınca altın veya gümüş tasadduk edilmesi tavsiye edilmektedir. Yine Hz. Fatıma’nın, çocuklarının doğumlarından sonra saçlarını kesip ağırlığınca gümüş tasadduk ettiği bildirilmektedir.

Çocuğa Yedirilecek İlk Gıda (Tahnik):

Yeni doğan çocuğa tatlı bir şey çiğneyerek ağzına vermek, dudağına sürmek Sünnet-i seniye’dir. Bunu sâlih bir kimsenin yapması ise menduptur. Kuru üzüm ve şeker gibi tatlılarla yapılabilirse de kuru hurma ile yapmak müstehaptır, daha faziletlidir.

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:

“Yeni doğan çocuklar Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e getirilirdi. O da bunlara mübarek olmaları için duâ eder ve ağzında yumuşattığı hurmanın suyunu çocuğun ağzına sıkardı.” (Müslim: 2147)

Görüldüğü üzere Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, yeni doğan çocuğun midesine ilk inen gıdaya dikkat etmekte ve bunun ana sütünden başka birşey olmasını istemektedir. Nitekim çeşitli rivayetler, bu ihtimamı sadece kendi torunları için göstermeyip bir prensip olarak bütün müslüman çocuklarına uyguladığını ifade etmektedir.

Bunlar ebeveynin çocuğa karşı görevlerinden ilk akla gelenlerdir. Bu meselede daha geniş bilgi için Prof. Dr. İbrahim Canan’ın Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye isimli kitabına bakılabilir.

(1) Tirmizi, Edaha:15.
(2) Feyzü'l-Kadir,6:237.
(3) Buhari, Edeb:108.
Kaynak: Mehmed Paksu Çağın Getirdiği Sorular

IYI BİR ANNE BABA

İyi bir anne-baba olmaya karar verdiyseniz, önce şu ilkelerin altına imzanızı atmalısınız:
- Kendimi karakterli bir anne-baba olmaya adıyorum.
- Hayatımın temel direkleri; hakikat, güvenilirlik, doğruluk ve inanılır olmaktır. Çocuklarıma bana davranmalarını istediğim gibi davranacağım.
- Hayatımın her anında dürüstlüğün en zirvesini yaşayacağım. Çünkü ahlaki değerler esnek değildir. Beyaz bir yalan bile yalandır. Hırsızlık hırsızlıktır; miktarının büyük yada küçük olması bir şeyi değiştirmez.
? Verdiğiniz sözleri tutun. Alçak gönüllü olun, çocuklarınıza, onları desteklediğinizi açıkça söyleyin. Yapmanız gereken sorumlulukları zamanında yerine getirin.
? Eleştirdiğinizde doğru zaman ve mekanı seçin. Yapıcı olun. Eleştiriye olumlu bir gözleminiz yada yorumunuzla başlayın. Kişiliğini değil, davranışlarını eleştirin ve bundan nasıl etkilendiğinizi gördüğünüz zararı dile getirin. Efendimiz (sav) yanlış bir davranış görünce şöyle derdi; "Gözlerime ne oluyor ki, sizi şöyle şöyle yapar görüyorum." Çocuğunuzun davranışlarını söyleyerek, onun doğru davranmasını sağlayamazsınız.
? Çocukları istediğiniz yönde geliştirmenin yolu, doğru yaptıkları zaman fark etmek ve olumlu konuşmaktır.
"Aferin ellerini yıkadın", "Seni ders çalışırken görmek beni memnun etti" … gibi sözler doğruların fark edilmesidir ve olumlu davranışların kazanılması için çok önemlidir.
Hiçbir eleştiriyi çocuğun kişiliğini hedef alarak yapmayın, davranışı eleştirin. Adama değil, topa vurun. "Tembel" yerine, "ödevini niye yapmadın", "Sorumsuz" yerine, "odan toplanmamış" deyin.
? Çocuğun doğru davranmasını uzaktan kumanda ile sağlayamazsınız. "Ellerini yıka", "dişlerini fırçala", "odanı topla" demek yetmez; söylediklerinizi çocuklarınızla birlikte yapar ve bu arada onu takdir eder, ona iyi sözler söylerseniz, istediğinizi elde etme şansınız artar.
? Her çocuğun yaşına uygun ev ve evin işleriyle ilgili yetki verin.
? İnsanlar sadece fiziksel ilgiye değil, duygusal ilgiye de muhtaçtır. Otoriter olmakla etkili olmayı birbirine karıştırmayın, çocukla ilgili iletişimi koparmış olursunuz.
? Çocuğunuza olan ilgiyi boş vakitlerinize göre değil, onun ihtiyaçlarına göre ayarlayın. Böylelikle olumlu duygular içerisinde büyümesini sağlarsınız.
? Asla çocuğu küçük görmeyin. Huzurunuzda kendini önemsiz hissedecektir.
"Kim demiş, çocuk küçük bir şey,
bir çocuk belki en büyük bir şey." (Necip Fazıl Kısakürek)
? Çocuklarınıza söz verin ve sözünüzü önemseyerek yerine getirin. Onlara zaman ayırın. Onlara inanın. Aynı zamanda umut ve güven aşılayın.
? Kolay ulaşılabilir olun. Çocuğunuz sizi erişilmez görmesin. Bir şeyi karşılık beklemeden yapın yada verin. Başarmaları ve büyümeleri için fırsat tanıyın.
? Onlara iltifatta bulunun. Hele kız çocuklarına prenses muamelesi yapın, aksi takdirde ilk gençlik çağlarında kendisine iltifat eden ilk erkeğin kollarına kendisini atacaktır. (Ali Murat Daryal)
? Çocuğunuza bir şey söylerken diz çökerek onunla aynı hizaya gelmeye çalışın. Sizinle işbirliği yapmaya daha istekli olduğunu göreceksiniz.
? Olumsuz konuşarak motivasyon artırma yöntemi tarihe karışmıştır. Çocuğunuzu gayrete getirmek için olumlu bir tavır içinde olun.
? Etkili anne-baba olmaya çalışırken hedefiniz çocuklara kendinizi önemli göstermek değil, onların kendilerini önemli görmelerini sağlamaktır.
? Çocuklarınızı zafer kazanabileceklerine inandırmak için kolay başarabilecekleri küçük zeminler ayarlayın. Sonra çocukların güçlü yönlerini vurgulayarak, onları başarı için her şeye sahip olduklarına inandırın.
? Çocuklarınızı yalnızken de toplum içindeyken de yaptıkları iyi şeyler için onları övün. Olumlu özellik ve yetenekleri için takdir edin, beğendiğinizi söyleyin.
? Çocuğunuza iyi şeyler söylemekten ve onu övmekten korkmayın. Şımaran çocukları hayat hizaya sokacaktır. Şımartmaktan kaçınayım derken, güvenini zedelediğiniz çocuklara güven kazandırmak çok daha zordur. Çocuğunuza olumsuz bir söz söylemeniz gerekiyorsa, sözü olumlu ve güveninizi belirten bir cümle ile bitirin.
? Anne-babalar! İyi bir dinleyici olmak istiyorsanız, enerjinizi çocuğunuzun beden diline yönlendirin. Çocuğunuz konuşurken gözlerinin içine bakarak söylediklerini yorumlarsanız, dinleme beceriniz gelişecektir.
? Onların içtenlikle dinleyin. Anlamaya odaklanın. Çocuğunuzun sözünü bölmeyin. Önyargınızı askıya alın. Anlatılanı belli aralıklarla özetleyin. Anlamak için açıklayıcı sorular sorun. Dinlemeye öncelik verin. Anlamak için şu yöntemi takip edin: Beyin-kalp bağlantısıyla dinleyin. Anlamak niyetiyle dinleyin. Anlatılmak istenen mesaja, anlatılana hem de duygulara kulak verin. Duymak için gözlerinizle dinleyin. Sempatiyle ve benimseyerek dinleyin (televizyon seyrederken, aynı zamanda çocuğunuzu dinleyemezsiniz).
? Sizi dinlemelerini istediğiniz gibi dinleyin. Dinlemek aranızda böylece bağ kurar, saygı oluşturur. Çocuğunuzla sıcak ilişki kurarsınız. Onun hakkında bilginiz artar. Söyleyeceklerini bilseniz bile, her yaşta anlattığını sıkıntıdan patlasanız bile can kulağı ile yargılamadan ilgiyle dinleyin. Çocuğunuzun anlattığını dinlemiyorsanız, bir süre sonra onun da sizi dinlemediğini fark edersiniz.
? Her çocuk bir kişi olmak ister. Onları anlayıp inandığımızda gerçekten bir kişi olabilirler. Kendimizi çocukların yerine koymalıyız (empati). Onları önemsemeli, sanki en önemli kişiymiş gibi davranmalıyız.
? Tatlı dilli olun. Hitabınız bir şarkı gibi olsun. Lokman (as) oğluna hitap ederken, Kuran ifadesiyle "Ey oğulcuğum!" demişti (Lokman Suresi). Hz. Peygamber (sav) de "Yavrucuğum, yavrucuklarım!" ifadelerini hem torunları, hem de diğer çocuklar için kullanmıştı (Müslim, Edep, 36).
? Çocuklarımızı geleceğe hayata hazırlamalıyız. Hz. Ali Efendimiz şöyle buyuruyor: "Çocuklarınızı yaşadığınız döneme göre değil, onların yaşayacağı döneme göre eğitin."
? Hayatın bir anlamı, bir gayesi olduğunu öğretin. Yüce gayeler, yüksek idealler edinmelerini sağlayın. "Hayatında, hayatından daha değerli bir değeri olmayanın hayatının hiçbir değeri yoktur." (Malcolm X)
? Zaman zaman kucaklaşın. Çocuğunuzu sık sık öpün. Unutmayın! Her öpücüğe bir sevap olduğunu Hz. Peygamber (sav) müjdeliyor.
? Çocuklarınıza hazır bilgiler ezberletmek yerine soru sorma yeteneği kazandırın. Çünkü soru sorma doğru bilgiye ulaştıran bir köprüdür.
? Çocuğun kendini ispatlayabileceği her denemede onu cesaretlendirin. Bağımsızlığına, özgüvenine, girişimciliğine ve sorumluluk alan her davranışına destek olun.
? Gazali şöyle buyuruyor: "Okuldan döndükten sonra, çocuğun oynamasına ve okul yorgunluğunu gidermesine izin verilmelidir. Çocuğun oyundan alıkonulması ve devamlı öğretim yükü altında ezilmesi, onun kalbini öldürür, zekasını köreltir. Ve hayatı başına zindan eder. Hatta onu dersten başını kurtaracak çare aramaya yöneltir."
İyi anne baba olmanın '20' yolu
Olması gereken, kendinden emin, çocuğun davranışlarına göre davranış değiştirmeyen kararlı ebeveyn modelidir.

1- Her şeyden önce iyi anne-baba olmanın yolu ebeveynlerin işbirliği halinde ve istikrarlı davranmalarından geçer.

2- İdeal ebeveynlik için okumaktan ve çeşitli eğitim çalışmaları ile kendinizi geliştirmekten geri durmayın.

3- Hayırlı evlat sahibi olmak istiyorsanız hayırlı ebeveyn olmak için çaba sarf etmeli ve dua etmelisiniz.

4- Ebeveynlik eğitimi evlilik öncesine dayanır.

5- Evlilik öncesi taraflar, birbirlerini değerlendirirlerken, kendilerine emanet edilecek çocukların anne-babaları olacaklarını düşünmelidirler. “Ben bu şahısla evlenmek istiyorum; ama acaba ebeveynliği nasıl olur? Asabiyetini ben kaldırabilirim; ama ya çocuklar…” diye düşünebilmeli ve hassas bir şekilde irdelemelidir. Çünkü evliliğin yegâne amaçlarından biri sağlıklı bir neslin yetişmesine katkı sağlamaktır. Bu nedenlerle muhatabın irdelenebilmesi için bireyin ebeveynliği bilmesi gerekir.

6- Evlenmeyi düşünen bireyler kuracakları aile ve yetiştirecekleri çocuklar için evlilik öncesi çeşitli eğitimlere katılabilir, danışmanlık hizmeti alabilirler. Böylece evlilik öncesinde veya sonrasında karşılaşabilecekleri sorunlara hazırlıklı olabileceklerinden hata yapma ihtimalleri en aza inecektir.

7- Etkili ebeveynliğin sağlanabilmesi için bir diğer şart eşler arası münasebetin pozitif olması gereğidir. Karı-koca arası tartışmaların yoğun olduğu bir ev ortamında çocukların da psikolojileri kendilerine negatif davranılmasa bile negatif bir biçimde etkilenir.

8- Kendisini tanımlayabilen birey zamanla kendisinde mevcut bulunan negatif, bir başka ifade ile değiştirebilecekleri hasletleri değiştirebilir, geliştirilmesi gerekenleri geliştirebilirler.

9- Nasıl bir insan olduğunuzun farkında mısınız? İyi anne-baba olmadan önce iyi bir birey olmalı, negatif özelliklerinizi terbiye etmelisiniz.

10- Nasıl bir evlat sahibi olacağımız bizim elimizde değil. Ama nasıl bir anne-baba olacağımız bizim elimizde. Ve tercih edilen anne-babalar olursak zamanla tercih ettiğimiz gibi çocuklar yetiştirir ve tercih edilen bireylerin oluşmasına vesile oluruz.

11- Kadının, erkeğe oranla bedensel gücü daha zayıftır; ancak kadın duygusal anlamda erkekten daha güçlüdür ve devam eden sıkıntılara karşı daha sabırlıdır.

12- Kadının eve yaydığı enerji evi tesir altına alabilecek güçtedir. Bu nedenle denilebilir ki; annelerin evde pozitif oluşları evin diğer fertlerine yansıyacaktır. Yani annenin psikolojisi ve evde yaydığı enerjinin çocuğun ders çalışma performansına da, beyin stres atma sürecine de yansıyacağı anneler tarafından unutulmamalıdır.

13- Anne-babalık duygularını yaşamak için çocuklarınıza ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bu duyguyu yaşatmaları dışında, evliliğinizi pozitif yansımaları olması veya ev içi hareket ve mutluluğunu sağlamaları açısından çocuklarınıza ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bunun dışında ebeveynlik bireyin olgunlaşma sürecini hızlandırır.

14- Gebelik dönemiyle birlikte çocuk eğitimi aktif bir biçimde başlar. Bu dönemde çocuk sahibi olacak çift, çeşitli kitaplar ve eğitim çalışmaları ile kendilerini geliştirmeli, anne karnındaki bebeği olumlu etkilemesi için çeşitli musiki vb. müzikler dinlettirmeli, anne adayını stresten uzak tutmaya çalışmalıdırlar.

15- Çocuklarınızın ilk pedagogu siz olmalısınız. Bu nedenle çocuğunuzu gözlemlemeli, gözlem yaparken de objektif ve önyargısız olmalısınız. Bir sorunla karşılaştığınızı düşündüğünüzde ise durumu mutlaka bir uzmanla paylaşmalısınız.

16- Sabır olmadan asla!!!.. Ebeveynliğin birinci şartı sabırdır. Çocuğunuzla olumlu ilişkiler mi geliştirmek istiyorsunuz? İşte yapmanız gerekenler:

* Empati kurun. Yani kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak düşünün ve onu anlamaya çalışın.

* Karşılıklı saygıya önem verin.

* Her şeye rağmen sevin.

* Çocuğunuza zaman ayırın.

* Çocuğunuza değer verin ve bunu hissettirin.

17- Bir ebeveyn mütebessim olmalıdır. Aynaya bakın ve söyleyin lüften; çocuğunuza karşı genelde mütebessim misiniz?

18- Etkili bir ebeveynlik için olmazsa olmaz şartlardan biri ise çocuğunuzu her şeye rağmen sevmeniz ve ona saygı duymanızdır. Çocuklarınıza karşı iyi kalpli ve kararlı olun.

19- Önce anlayın sonra davranın. Önce ruhunu ve bilinçaltını çözmeye çalışın sonra çocuklarınıza tepkilerinizi şekillendirin. Lütfen dinleyip anlamadan, çocuklarınızın amaçları ve düşünceleri konusunda fikir sahibi olmadan çocuklarınıza tepki vermeyin.

20- Zayıf yönlerinizi göstermeyin. Duygusallığını veya katı otoriteyi amacına ulaşmada kullanan ebeveyn zayıf ebeveyndir.

 

 

İSLAM'DA ÇOCUK EĞİTİMİ  

Çocuk, ana baba elinde bir emanettir. Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsulü alınır. Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir. Eğer hayrı adet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara iman, Kur'an ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler. Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenalığın günahı, ana-baba ve hocalarına da verilir. Her müslüman, emri altında bulunanlardan mesuldür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim]
(Çocuklarına Kur'an-ı kerim öğretenlere veya Kur'an-ı kerim hocasına gönderenlere, öğretilen Kur'anın her harfi için, on kere Kâbe-i muazzama ziyareti sevabı verilir ve kıyamette, başına devlet tacı konur. Bütün insanlar görüp imrenir.) [S.Ebediyye]
(Çok müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir. Çünkü bunların babaları, yalnız para kazanmak ve keyf sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evladlarına müslümanlığı ve Kur'an-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmiyenler Cehenneme gidecektir.) [S.Ebediyye]
Çocuğa günah işlettirmek
Kendinin yapması haram olan şeyi çocuğa yaptıran kimse, haram işlemiş olur. Çocuklarına içki içiren, kumara alıştıran, müstehcen neşriyatı okumasına sebep olan, yalancılık, hırsızlık gibi kötü huylara alıştıran, kıbleye karşı ayak uzatmasına sebep olan kimse, günah işlemiş olur.
Dinimizin temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslâmiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, müslümanlara (Emr-i maruf) yapmayı emrediyor. Yani, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz buyuruyor. (Nehy-i münker) yapmayı da emrederek, yasak ettiğini bildirdiği haramların yapılmasına razı olmamamızı istiyor. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]
Kur'an-ı kerimde, nefslerimizi ve aile efradımızı, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden korumamız emredilmektedir. Elli-yüz senelik kısa bir hayat için evladımızı dünya felaketlerinden korumaya çalıştığımız gibi, ebedi felakete düçar olmaması için ahıretini de korumamız gerekir. Bir babanın, evladını Cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, imanı ve farzları ve haramları öğretmekle ve ibâdete alıştırmakla ve kötü arkadaşlardan ve zararlı neşriyattan korumakla olur. Bütün fenalıkların başı, kötü arkadaştır. Kötü arkadaşları, onun, küstah, yalancı, hırsız, saygısız ve korkusuz olmasına sebep olabilir. Senelerce de bu kötü huylardan kurtulamaz.
İyi  hareketi övülmelidir
Ne zaman çocukta iyi bir hareket görülürse, onu takdir etmeli, mükâfatlandırmalıdır! İnsanların yanında bazan onu övmelidir. (Amcası benim çocuğum böyle yaptı) diyerek iyiye teşvik etmelidir. Bir kabahat işler veya kötü bir söz söylerse birkaç defa görmezlikten gelmeli, (onu yapma) dememeli, azarlamamalıdır. Sık sık azarlanan çocuk, cesaretlenir, gizli yaptıklarını açıktan yapmaya başlar. Yaptığı kötü işlerin zararı, kendisine tatlı dil ile anlatılmalı, ikaz edilmelidir! Yapılan iş, dine aykırı ise işin zararı, fenalığı ve neticesi anlatılarak, o kötü işe mani olmalıdır. Baba, baba olduğunu, büyük olduğunu hissettirmelidir! Anne, çocuğu babası ile korkutmalıdır!
Her gün bir müddet oynamasına izin vermelidir ki, çocuk sıkılmasın. Sıkılmak ve üzülmekten kötü huy hasıl olur ve kalbi körleşir. Hiç kimseden para istemesine müsaade etmemeli, fazla konuşmamasını, büyüklere saygıyı öğretmelidir. İyi insanların güzel hallerini anlatıp, onlar gibi olmaya, kötü insanların kötülüklerini anlatıp, onlar gibi olmamaya dikkat etmesi öğretilmelidir.
Çocuğa her istediğini almak ve lüks içinde yaşatmak uygun değildir. Büyüyünce de her istediğini ele geçirmeye çalışır; fakat bunda muvaffak olamayınca sukutu hayâle uğrar, isyankar olur. Kendimiz helal yediğimiz gibi çocuklarımıza da helal yedirmeliyiz. Haramla beslenen çocuğun bedeni, necasetle yoğrulmuş çamur gibi olur. Böyle çocuklar da pisliğe, kötülüğe meylederler.            

Çocuk terbiyesi (2)            
Çocuğa, israf etmemesini, kanaatkar olmasını öğretmelidir. Bazan da yavan ekmek yemeğe alıştırmalıdır. Çocuğun kötü yerlere gitmesine mani olmalıdır. Çocuk kötülerin yanında ahlâksız, yalancı, hırsız ve hayâsız olur.
Baba, ne devamlı asık suratlı durmalı, ne de çocukla fazla yüz göz olmalı, konuşmasının heybetini korumalıdır. Çocuğa babasının malı ile, rütbesi ile övünmemesi tenbih edilmelidir! Tevazu sahibi ve kibar olması öğretilmelidir! Başkalarından birşey almanın zillet olduğu, veren elin alan elden üstünlüğü bildirilmelidir! Cimriliğin çirkinliği öğretilmelidir! Başkalarının yanında edebli oturması, ayak ayak üstüne atmaması, laubali hareketlerden uzak durması telkin edilmelidir!
Fazla konuşmaktan çocuğu men etmelidir! Fazla konuşmanın hayâsızlığa yol açtığı, çenesi düşüklüğün kötülüğü belirtilmelidir! Çocuk nasıl olsa konuşmasını öğrenecektir. Maksat, ona icab edince susmasını ve büyüklerin sözünü dinlemesini öğretmektir.
Doğru da olsa, çokça yemin etmesine izin vermemelidir! Vara yoğa yemin, kötü bir alışkanlıktır. Büyüklere hürmetin, yerini onlara vermenin ve herkesle iyi geçinmenin önemi anlatılmalıdır.
Küçükken namaz kılmalı
Çocuğu daha küçükken namaza alıştırmalıdır. Büyüyünce namaz kılması zor gelebilir. Başkasının malını çalmayı, haram yemeyi, yalan söylemeyi gözünde çirkin gösterecek şekilde anlatmalıdır! Böyle yetiştirip büluğa erince, bu edeblerin sırlarını, inceliklerini ona söylemelidir. Her işi adet olarak yapmaması, niyetle, şuurla yapmasının lüzumu anlatılmalıdır. Mesela, yemekten maksat, kulun Rabbine ibâdet etmesi, insanlara, vatanına, milletine faydalı hizmetlerde bulunması, insanların saadeti için çalışması olduğu öğretilmelidir. Dünyadan maksadın, ahıret için azık toplamak olduğu, zira dünyanın kimseye kalmadığı, ölümün çabuk ve ansızın gelebileceği anlatılmalı, (ne mutlu o kimseye ki, dünyada iken ahıret azığı elde eder, Cennete ve Allahü teâlâya kavuşur) demelidir. Küçük yaşında böyle terbiye edilirse, taş üzerine yazılan yazı gibi olur ve kolay kolay silinmez. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
(Bütün çocuklar, müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Daha sonra bunları, ana-babaları hıristiyan, yahudi ve dinsiz yapar.) [Taberânî]
Hadis-i şerifte müslümanlığın yerleştirilmesinde ve yok edilmesinde en mühim işin, çocuklukta ve gençlikte olduğu bildirilmektedir. O hâlde, her müslümanın birinci vazifesi, evladına İslâmiyeti ve Kur'an-ı kerimi öğretmektir. Evlad nimetinin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için (Pedagogie), yani çocuk terbiyesi, dinimizde çok kıymetli bir ilimdir.
İslâm dinine karşı olanlar, bu mühim noktayı anladıkları içindir ki, (Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz) diyorlar. İslâmiyeti yok etmek ve Allahü teâlânın emirlerinin öğretilmesini ve yaptırılmasını engellemek için, (Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini büyüyünce kendileri öğrenirler) diyorlar.
Bugün, bütün hıristiyan ülkelerinde, bir çocuk dünyaya gelince, buna bozuk dinlerinin icablarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, hıristiyanlığı titizlikle aşılıyorlar. Müslümanların imanlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hıristiyan yapmak için, İslâm ülkelerine paket paket kitap, broşür ve kaset gönderiyorlar. O hâlde, müslümanlar din cahillerinin hilelerine, yalanlarına aldanmamalı, çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dinimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Ahlâkı değiştirmek mümkün olduğu için Peygamber efendimiz, (Ahlâkınızı güzelleştirin) buyurmuştur. Zaten din, güzel ahlâk demektir. Şu hâlde dinin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlâklı olur. Güzel ahlâklı olan da iki cihanda rahat olur.
Çocuğu dövmemelidir!
En vahşi hayvan bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek, lüzumlu aşı ve kültürel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağaç olarak yetiştirmek mümkündür. Bunun gibi insan tabiatında bulunan bazı arzular yok edilemez, fakat terbiye edilebilir. Terbiyede dayak atılmaz.
1- Çocuğu dövmek ahlâkının bozulmasına, hırçınlaşmasına sebep olur.
2- Dayakla büyüyen çocuk esnek olmaz, katı olur.
3- Dövülmek, çocukta ana-babaya karşı kızgınlığa yol açar. Çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu düşünmez, kendini suçlu görmez, kendini döveni suçlar.
4- Dövülen çocuk, kızdığı zaman, o da şiddete baş vurur, bir başkasını döver. Böylece dayak vicdanlı olmaya değil, saldırganlığa sebep olur.
5- Sözden anlayacak yaştaki çocuğa dayak atılmaz. Sözden anlamayan çocuğuna hafifçe vurmak yeter. Başa, yüze tokat atmak, sopa ile dövmek çok zararlıdır. Bu ancak işkenceciye yaraşır.
Bir şeyi, zıttı kırar. Kötü huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da olsa, iyi işler yapmaya alıştırmalı, onları adet haline getirmelidir! Çocuk, ahlâkı iyi olan insanlarla arkadaşlık ettirilirse, güzel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Çocuklar böyle yetiştirilirse, dünya ve ahıret saadeti elde edilir..

 
Anne babaların 7 yanlışı
Birçok anne-baba, çocuklarına iyilik yapmak için çırpınıyor. Ama bir yerlerde yanlış yapıyorlar ve bunları bulmakta çok zorlanıyorlar.

 


1- Çocuğumuza sürekli bebek muamelesi yapıyoruz

Kabul, onlar bizim can yongalarımız, ne kadar büyüseler de bizim biricik yavrucaklarımız. Peki çocuklarımızın karşılaştığı her sorunu, onlar için biz çözersek, yollarına çıkan her engeli biz bertaraf edersek, çocuklarımıza iyilik mi yapmış oluruz? Yoksa gerçek hayatın güçlüklerine karşı dayanıksız ve nice hayal kırıklıkları yaşamaları mukadder, zayıf bir çocuk mu yetiştirmiş oluruz? Hayat, elbette sadece mücadelelerden ibaret değildir; ama hayatın her safhasında karşılaşabileceğimiz irili ufaklı güçlükleri de görmezden gelemeyiz. Üstelik bu zorluklar, her zaman kötü de değildir ki! Başarı yolu, engeller, zahmetlerle doludur. Hem, sorunlardan azade bir dünya ne kadar yaşanmaya değer olurdu? El bebek gül bebek muamelesiyle büyüttüğümüz çocuklarımıza bu şekilde iyilik değil; aslında kötülük yaptığımızı hatırdan çıkarmayalım. Çocuklarımıza, yaşlarına uygun güçlüklerle mücadele etme imkanları verelim, güvenelim onlara.

***

2- Evliliğimizi hayatımızın merkezine alamıyoruz

Eşimizle olan münasebetlerimiz, çocuklarımıza beslediğimiz muhabbetten aşağı kalmamalı. Eşimiz ve çocuğumuz arasında tesis edeceğimiz denge çok önemli. Gündelik yaşamda, sadece eşimiz için bir şeyler yapalım, birlikte on beş yirmi dakika da olsa zaman geçirelim. Eşimizle birlikte geçireceğimiz bu anlamlı ve keyifli anlar, çocuğumuzun da dikkatinden kaçmayacaktır. Anne ve babasının birbirlerine verdiği değeri, duydukları sevgiyi çocuğumuzun da hissedeceğini göreceksiniz. Eşimizle kurduğumuz bu sıcak ilişki, çocuğumuzun karakterini derinden etkileyecektir.

***

3- Çocuklarımızın sosyal etkinliklerini düzenleyemiyoruz

Çocuklarımızı bir etkinlikten bir başka etkinliğe yarış atı gibi koşturuyoruz. Yirmi otuz sene önce, çocukların nefes almaya zamanları vardı. Koşuyorlar, saklambaç oynuyorlar, masal dinleyip hayaller kurabiliyorlardı. Konuşuyorlar, hikayeler, masallar anlatıyorlardı birbirlerine. Şimdi zavallı çocukların bunlara pek zamanları yok, kalmadı. Peki böyle bir mahrumiyetin sonuçları neler? Depresyonlar, zayıf ve hastalıklı ilişkiler, aileden ve toplumdan soyutlanmalar, zararlı alışkanlıklar, bağımlılıklar... Çocuklarımız bizden daha meşgul. Yüzmeden futbola, karateye, basketbola hafta sonu okulundan özel derslere yetişmeye çalışıyorlar. Bu hengameden, ne çocuk ne aile tatmin oluyor aslında. Harcanan para, zaman ve enerji de cabası. Bunun adı sosyal etkinlik mi, sosyal bezginlik mi? Hafta sonları bin bir telaşe, zahmet ve koşuşturmacayla geçen ailelere soruyorum: Bu yaptığınızın, gerek çocuğunuz gerek kendiniz için yapılabilecek en iyi iş olduğundan emin misiniz?

***

4- Kendi manevi yaşantımızı ihmal ediyoruz

Manevi hayatımızın çocuklarımız üzerinde çok önemli etkileri var. Çocuklarımızın, kendisiyle barışık, yeri geldiğinde hatalarını kabul edebilecek güçlü bir rol model görmeye ihtiyaçları var. Birlikte yemek yemeye bile zaman bulamıyoruz mazeretine sığınarak, manevi hayatımızı ihmal edemeyiz. Çocuğumuzun bedensel gelişimi kadar ruhsal gelişiminden de biz sorumluyuz.

***

5- Ebeveyn olduğumuzu unutuyoruz

Çocuklarımız bizden anne baba olmamızı beklerler, arkadaş değil. Çocukluklarında kendi ailelerinden yeterli yakınlık görmemiş kişiler, anne baba olunca, çocuklarının en iyi arkadaşı olacaklarını söylerler. Öncelikle çocuğumuza annelik babalık yapalım. Bu, çocuğumuzla aramıza duvarlar örmek, evde emir komuta zincirleri tesis etmek değildir. Fırsatlar oluşturup, zaman zaman çocuğumuzun oyun arkadaşı olacağız, belli ölçülerde sırdaşı olacağız, ancak ev içindeki asli görevimizi hatırdan çıkarmamamız gerekiyor. Çocuğumuzun zaten kendi arkadaşları olacaktır, biz de kendi arkadaşlarımızla takılalım.

***

6- Dengeyi tutturamıyoruz

Çocuğumuzun okul, ev ve sosyal hayattaki plan ve programlarının süresini, miktarını ayarlamıyoruz, dengeleyemiyoruz. Otoriter ailelerde pek çok kurallar, nizamnameler vardır. İhmalkar ailelerde de durum tam tersidir, saldım çayıra Mevlam kayıra havası hakimdir. Gerekli gereksiz onlarca kural yerine, çocuğu teşvik edecek, işe yarayacak düzenlemeler, onun da bizim de hayatımızı kolaylaştıracak evdeki rahatsızlık veren sıkıyönetimi veya gevşekliği ortadan kaldıracaktır.

***

7- Çocuklarımızdan bizim hayallerimizi gerçekleştirmesini bekliyoruz

Çocuklarımızın, genetik olarak bizlerden farklı olduğunu kabul etmeliyiz. Onların farklı karakterleri, kişilikleri, potansiyelleri vardır. Çocuklarımızı kendi kalıplarımızın içine hapsetmeye hakkımız yok. Bizler hayallerimizi süsleyen birer doktor, avukat, vali, mühendis olamamışsak çocuklarımızı bu mesleklere zorlayıp, kendimizi tatmin yolları aramamız haksızlık olur. Eğer onları bu mesleklere ikna edersek bir sorun yok, rızaları dışında bir mesleğe çocuklarımızı zorlamayalım. Başta da belirttiğim gibi ebeveynler olarak pek çok hatalar yapıyoruz. Elimizde bir kullanım kılavuzu yok, çocuklarımızı yetiştirmek için. Beşer olarak hatadan hali değiliz.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/4/2007 - HER GÜNE BİR AYET HER GÜNE BİR NAMAZ

   
   
   
http://Alimcocuk.netTIKLA ÇOCUK FİLMİ;MÜZİK,HİKAYE VE İLMİHAL

Çocuğumla Her Güne Bir Ayet Bismillahirrahmanirrahim

 

Zeynep’le annesi, o içinde her şey olan kitabı, yani Kur’ân’ı okumaya başladılar. Önce annesinin ağzından bir fısıltı duyar gibi oldu Zeynep. “Efendim?” dedi. Kendisine bir şey söylendiğini sanmıştı. “Besmele çektim.” dedi annesi. “Bismillahirrahmanirrahim.”

Zeynep şimdi daha iyi duymuştu. “Dedem beni kucağına alırken de aynı şeyi söylemişti.” dedi.

 

Annesi gülümsedi.

 

“Çünkü her işin başı ‘Bismillah’tır. Her işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim’ deriz. Kur’ân okumaya başlarken de, yemek yapmaya başlarken de...”

 

Zeynepcik sormadan edemedi:

 

“Neden bismillah diyoruz ki? Sebebini tam anlayamadım.”

 

Annesi gözlerinin içine baktı Zeynep’in. Bu bakış çok hoşuna giderdi. Annesinin gözlerinin içinde kendisini görebiliyordu.

 

Annesi anlatmaya başladı.

 

“Hani, hatırlar mısın, bir masalda, ‘Açıl susam açıl!’ deyince açılan bir kapı vardı. Kapı bu sözü söylemeden açılmıyordu.”

 

Zeynep başını salladı. Annesinin gözlerinin içindeki Zeynep de salladı başını.

 

“Biz bu söze ‘parola’ diyoruz. Dün seyrettiğimiz filmde de vardı, hatırlasana. Kapıya bir yabancı gelirse, parolayı soruyorlardı. Bilemezse içeri almıyorlardı. Parolayı bilmeyen dışarda kalıyor, yabancı ve düşman sayılıyor. Ama parolayı söyleyince, herkes dost olduğunu anlıyor ve sana öyle davranıyor.”

 

Zeynep bütün bunların “Bismillahirrahmanirrahim”le ilgisini merak ediyordu. Gözlerini annesinin gözlerinden ayırmadan öylece durdu. Dudakları aralanmıştı meraktan.

 

“Bismillah da onun gibi bir parola işte!” dedi annesi. “Bir işi yapmaya başlayınca, varlıklar âleminin kapısını aralarsın. Onların seni tanımasını, sana destek olmasını umarsın. O zaman bir işe başlar başlamaz, kendini tanıtman gerek. Onları ve seni yaratan Allah adına burada olduğunu söylemelisin. İşte ‘Bismillah’ diyerek, Allah’ın adıyla iş yaptığını hatırlatırsın, O’nun kulu olduğunu hatırlarsın, O’nun izniyle hareket ettiğini söylemiş olursun. Yani, bu âlemin parolasını fısıldamış olursun. Eğer parolayı söylemezsen, yabancı ve düşman sanılırsın. Bir bahçeye izinsiz girmek gibi bir şey bu! O zaman sana kapılar açılmaz, işlerin kolaylaşmaz. Parolayı söylersen kapılar açılır, yabancılık çekmezsin, hiçbir şey de sana yabancı ve düşmanmış gibi gözükmez.

 

“İşte biz de ‘Bismillah’ diyerek başlıyoruz okumaya; tâ ki Rabbimizin söyledikleri bize açılsın ve ne sorumuz varsa cevaplansın.”

 

Zeynep, “Şimdi ‘Bismillah’ deyince Kur’ân’ın kapağı kendiliğinden mi açılacak?” diye sordu.

 

Annesi bu masumca soruya tebessümle karşılık verdi. Biraz gülüştüler.

 

“Aslında, evet!” dedi annesi. “Biz Allah adına açacağız Kur’ân’ı ve o da bize sırlarını açacak, sorularımızı cevaplayacak.”

 

“Hadi var mısın?” dedi annesi. Elinden tuttu Zeynep’in.

 

Kur’ân’ın ilk kapağını Zeynep’in minik elleri kaldırdı. Ama önce parolayı söyledi: “Mismillah!”

 

Çocuğunuz için namaz etkinlikleri

 

Namazı çocuğumuza sevdirmek için önce onu hakkıyla icra etmemiz gerekir. Birinci adım budur. Bir çocuğun en iyi öğretmeni ailesidir. Aile ne yaparsa, nasıl yaparsa çocuklar da aynısını yapacaktır.

Aile danışmanı Münir Arıkan da çocukları namaza alıştırmak için şöyle bir metod takip etmiş: Evlendiğimizde eşime çok güzel bir seccade aldım. Bunu sekiz yıldır kendim seriyorum. Eşime bir gün bile, hadi namaz demedim. Bir çocuğumuz oldu, bu sefer küçük bir seccade aldım. Şu an beş seccademiz var.  Ben bunları gece gündüz seriyorum. Şimdi dokuz aylık çocuğumuz geliyor, kafasını oraya koyuyor, kendi kendine mırıldanıyor, gidiyor; orada kendine ait bir yeri var. Hepsi oraya geliyorlar, yerleri var. (Altınoluk, Eylül 2003, s.12)

Çocuğumuzun namazı sevmesini ve ona alışmasını için bir takım etkinliklerden faydalanabiliriz.

Ona önce duaları öğretin. Sık sık tekrarlayın. Umduğunuzdan daha zekidir yumurcaklar. Siz, sadece heveslendirin ve belli bir sayıda severek ve isteyerek tekrar etmesini sağlayın. Önünde mutlaka maddi ödüller de olsun. Ama manevi ödülleri de sık sık tekrar edin ki işin ruhunu kavrasın.

İkinci aşamada namaz hareketlerini kavramasını sağlayın. Mesela bunun için resim çizdirmeyi deneyebilirsiniz. Eline rengârenk boyalar verip namaz hareketlerini çizmesini isteyin

Yine bir ödül koyun önüne. Örnek bir resim koyun önüne hatta birden fazla çocuk varsa yarışma yapın. Ama hepsini tek tek ödüllendirin. Ödüller de namazla ilgili şeyler olsun. Erkekse harika işlenmiş bir takke olabilir. Elinizden geliyorsa siz çocuklar için bir şeyler örün… Yoksa da güzel bir namaz takkesi alın… Sonra güzel bir tespih olabilir. Kızsa bir namaz başörtüsü alabilirsiniz. Bir seccade alabilirsiniz mesela.

Son olarak namaz biraz kavrandıktan sonra bir hafta sizinle namaz birlikte namaz kılmalarını sağlayın sonuna da bir parti kutlama gibi bir ödül koyun. Hatta namaz diploması bile verebilirsiniz.

Hani özel bir gün olur. Çocuğunuz için pasta filan yaparsınız. Evi balonlarla süslersiniz. Yani bu evde kutlama var. Eee neyi kutluyoruz? Ece’nin Namaza başlama ödülü kutlaması.

Verdiğiniz namaz diplomasını evin yada odasının görünür bir yerine asın ve onunla gurur duymasını sağlayın...

Tavsiye ederim, bu fikir denenmiş. Çok da hoş olmuş… Geçenlerde rastladım ve sizinle paylaşmak istedim.

Bir Uyarı!

Çocuğa namazı sevdirmek istiyorsanız önce onun için önemli olan şeylere hürmet etmelisiniz. Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Cemalinur Sargut bu konuyla ilgili tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: Bir tanıdığımızın dört yaşındaki çocuğunun namazdan nefret ettiğini öğrenince çok üzüldük ve sonradan anlaşıldı ki, namaz saatlerinde çocuğun seyrettiği çizgi film kapatılıyor. Böyle yapmak yerine, başka bir odada kılmak daha iyi sonuç verir. Diğer zamanlarda elbette çocuğun görebileceği yerlerde kılınmalı.”  

Tüm bunları yaparken herşeyden önce sabırlı olmak gerek. Peygamber (a.s.) gibi sabırlı, hoşgörülü ve azimli olunmalı. O sahabelerini tüm zorlukları rağmen nasıl birer islam kahramanı olarak yetiştirmişse bizde çocuklarımızı alnı secdeli, tertemiz müminler olarak yetiştirmeliyiz. Anneler, babalar Dünya'nın geleceği sizin ellerinizde...

Haydi kolay gele....

 

Çocuklara din ve Allah nasıl anlatılmalı?

 

ALLAH’A samimi bir kul olmak, zorlamayla olacak bir şey değildir. Kulluk yaşanacak bir haldir. Böyle olduğu için de, belli adımların sonunda belli sonuçlar cinsinden kalıplara uymaz.

Çocuğun dindar olması için anne baba olarak bizim yapabileceklerimizden bazıları şunlar olabilir:

Evvela, bunu ciddi olarak istemeli ve bu konuda kararlı olmalıyız. Şimşek ışığında yol alınmadığı gibi, bu arzu da geçici heveslerle olacak bir şey değildir.

Çocuk büyütmekle, çocuk yetiştirmenin arasındaki farkı iyi anlamalıyız. Çocuk yetiştirmenin, bilinçli bir süreci ve bu süreçteki kararlı çabaları gerektirdiğini bilmeliyiz.

Daha sonra da kesinlikle şuurunda olmalıyız ki, dindar olmanın özü özeti Allah’ı sevmektir. İnsan sevdiğine yaklaşır, sevdiğinin yolundan gider. Çocuğa Allah’ı sevdirmeliyiz; sevdikten sonra gerisini çocuk da getirebilir. Yoksa ezbercilikle dindar olunmaz. Dinden haberdar olmak başka, dindar olmak başkadır.

Ayrıca, çocuğumuzla sıcak bir yakınlık kurmalıyız; çocuğumuzun rahatça konuşabileceği, soru sorabileceği bir iletişim ortamı sağlamalıyız.

Bunların yanı sıra, çocuğuyla güzel bir diyalog içinde olan anne baba, ondan gelecek olan sorulara net ve kısa olarak cevap vermelidir.

Bilmeliyiz ki, çocuğumuz izah istemiyor, cevap bekliyor. Çocuk, “güneşi kim çıkardı?” diye sorduğunda, “Allah güneşi bizi aydınlatsın ve ısıtsın diye çıkardı,” gibi kısa bir cevap onu tatmin edebilir. Yoksa bu soruyu cevaplamak için evrenin yaratılışından başlamamız gerekmez. Zaten ne kadar uzatırsak, çocuğumuz bizi o kadar az anlayacaktır.

Çocuğumuzun sorularına mutlaka doğru cevaplar vermeliyiz. O küçüktür anlamaz diye cevapları geçiştirmemeliyiz. “Kardeşim nereden geldi?” diye sorduğunda, “onu Allah yarattı, büyüyünce beraber oynayacaksınız, birbirinize yardımcı olacaksınız” gibi doğru bir cevap verebiliriz. Yoksa “kardeşini leylekler getirdi” gibi, çocuğa bir faydası olmayacak masallarla onun zihnini dondurmaktan, düşüncesinin gelişmesini baltalamaktan kesinlikle kaçınmalıyız.

Çocuğumuzun sevdiği, beğendiği, varlığından haz aldığı şeylerin var olmalarının nedenini doğru olarak bildirilmeliyiz. Sevdiği bir şeyi, bir insanı, Allah’ın yarattığını öğrenmesi, çocuğu Allah’a yaklaştıracaktır. Sorduğu sorularına, tabiat ana, Noel Baba, evrim.. gibi gerçek dışı uydurma cevaplar alan bir çocuğun, duygusal zekası gelişemeyeceği gibi, belirsizlikler içinde kalan aklı, kainatı ve hayatı anlamakta da güçlük çekecektir.

Çocuğunu dindar bir insan olarak yetiştirmek isteyen bir anne babanın en büyük yardımcısı elbette Allah’tır. Çünkü Allah, insanı, kendine muhatap olacak imkânlarla donatıp yaratmıştır. Peygamberimizin ifadesiyle, “her çocuk İslâm fıtratıyla, yani Allah’a iman edecek bir karakterle dünyaya gelir.” Bize iman lütfeden Yaratıcımız, çocuğumuza da merakı ve soru sorma yeteneğini vermiş; böylece çocuğumuzu insana yaraşır bir gelişme sürecine hazır hale getirmiştir.

İkinci yardımcımız, kainattır. “Kainattan nasıl yardımcı olur,” demeyin. İnsanın Allah’ı tanıma yollarından birisi de kâinattır. İnsan, Allah’ın yarattıklarını görüp tattıkça, Yaratanına olan bilgisi ve sevgisi artar. Bu konuda bir kıssa vardır:

Allah (c.c.), Davud aleyhisselama buyurmuş ki:

“Beni kullarıma anlat, Beni sevdir.”

Davud aleyhisselam:

“Ey Rabbim! Seni kullarına anlatabilirim,” dedi, “ama nasıl sevdirebilirim?”

Allah (c.c.) buyurdu ki:

“Sen kullarıma, onlara ihsan ettiğim nimetlerimi hatırlat, açıkla; Ben onların kalplerinde sevgiyi yaratırım.”

Öyleyse çocuğumuza Allah’ı sevdirmek için daima kâinattan, Rabbimizin dünyada yarattığı güzelliklerden bahsetmeliyiz.

Ağaçların, çiçeklerin, yıldızların, Ay’ın, dünyanın, hayatın güzelliklerini onun dikkatine sunmalıyız.

Ayrıca, Allah’ın bütün bunları bizim için, bizi sevdiği için yarattığını söyleyebiliriz. Bir meyve yiyorsak, “Bak yavrum” diye başlayarak, “Allah bizi ne kadar çok seviyor, bizim için bu güzel meyveyi yaratmış, rengini, tadını, şeklini, kokusunu bizim hoşumuza gidecek gibi yapmış..” diyebiliriz.

Böylece sonuçta belki de hiç beklemediğimiz bir anda, çocuğumuz elinde bir meyve yiyor iken, “Biliyor musun baba, ben Allah’ı çok seviyorum” diyebilecektir.

ÇOCUCUĞUNUZA KURAN OKUMAYI TELKİN ETTİNİZMİ (SAKIP SABANCI)

Çeşitli yerlerde söylemişimdir.Bizde Dini eleştirmek mecburiymiş gibi ,birçok alanlarda hep bu yolu takip ederiz.Kardeşim eğer televizyonda  “Küçük Ev” dizisinde adam,ailesiyle birlikte kamp kurup,yemek yiyeceği sırada bu nimetleri verdiği için el açıp Allah’a şükrediyorsa ,İrtica mı yapıyor? Bu İrtica değildir? Size birkaç misal vereyim;  En son ,Carter beni Amerika’ya davet etti.

Bir açılışa gittik.3 Bin  kişiye bir akşam yemeği verildi.Ertesi sabah,kahvaltıya 150 kişi  seçilmişti.Ben de o 150 kişinin içindeydim.Sekizer,on’ar kişilik masalarda oturuldu. Dünyanın birçok yerlerinden gelmiş önemli insanlarla tanışıldı.
Bir yandan sohbet ediliyor bir yandan da bekleniyor. Kimse kahvaltıya  başlamıyor. Biraz sonra papaz geldi, herkes ayağa kalktı, ceketini  ilikledi. Papaz şükran duasını yaptı ondan sonra yemeğe başlandı.  Yine Amerika’dayım. Teksas’ta kalp ameliyatı olacağım. Ameliyat olmama karar verilmiş. Bir papaz geliyor. Diyor ki: “Ben senin dosyanda gördüm ki Müslümansın. Eğer reaksiyonun yoksa ben din adamıyım. Allah birdir. Ameliyata
girmeden önce sana dua etmek istiyorum kabul eder  misin?” Tabi ben bu olay karşısında çok mutluluk duydum, gözlerim
yaşardı. Ben hastanede ciddi bir ameliyat olurken orada papazın bulunması, gelip bana yardımcı olmak istemesi… Ona sizinle aynı fikirdeyim deyip  teşekkür ettim.  Yine buna benzer bir olayı bir yerde söylemiştim. Kızımı Londra yakınındaki Harvard kolejine götürdüm. O sırada bana dediler ki;  “Kolejin yemekhanesi şurada, yatakhanesi burada, dershanesi burada,kütüphanesi burada vs. kolejin bütün kısımlarını ayrı ayrı  gösterdiler. Sonra kiliseyi göstererek; “dini ibadet yeri de  burasıdır” dediler. Sonra: “Şimdi senin kızın Müslüman, dini ibadet  günlerinde Kur’an’ı getirsin istediği günlerde okusun. Odasında kalıp Kur’an okumasını siz telkin ettiniz mi?” diye bana sordular. Allah var, bizi görüyor. Doğrusu ben kızımla beraber Kur’an’ı kerim  getirmemiştim, kızıma da telkinde bulunmamıştım. Çok utandım, sırtım  terledi. O gavur dediğimiz adamın bana verdiği dersten çok mahcup oldum. Adeta yüzüme şamar patlatmıştı. Türkiye’ye geldiğimde
hemen  açıklamalı Kur’an gönderdim. Kızıma anlattık… bunu ben bizzat  yaşamıştım.
Sakıp Sabancı

Evladımızın namazla arasını açarak mı namaz kılıyoruz!?

 

Peygamber Efendimiz(sas) torunu Ümame’yi pek sever, omzuna alıp gezdirirdi. Bir gün Ümame omzundayken mescide geldi. Sahabiler, Peygamberimizin omzundan çocuğu indirmesini beklediler. Fakat bekledikleri olmadı. Peygamberimiz çocuğu omzundan indirmeden mihraba geçti.

Sahabiler dikkatlice izlemeye devam ettiler. Acaba küçük kızı ne zaman omzundan indirecekti?

Namaza başlamadan önce omzundan çocuğu indireceğini sandılar. Fakat yine düşündükleri gibi olmadı. Resulûllah (sas), Ümame omzunda namaza başladı. Secdeye gittiğinde çocuğu indiriyor, kalktığı zaman tekrar omzuna alıyordu. Sevgili Habip, en sevdiğinin yanına en sevdiğiyle gidiyordu.

Bizler nedense çocukları yanı başımızda ağlatarak namaz kılarız. Ya da çocukla en güzel anımızda onu bırakıp “Namaza gidiyorum!” deriz. Namaza onunla birlikte gitmeyiz. Çocuğun minik dünyasına namazı, anne ve baba ile bağlantının koptuğu ya da ses çıkarılmadan beklenmesi gereken sıkıcı bir an gibi işleriz. Çocuğun namaz kılarken yanımıza yaklaşmasını engelleriz. Bize tutunmak isteyen çocuğu uzaklaştırırız. Ağlayan çocuğu görmezden geliriz.

Ne acıdır ki Habib’in omzunda çocukla namaz kıldığını bilmeden, o küçük yavruların namazla arasını açarak namaz kılarız.

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/4/2007 - ÇOCUKLARIMIZIN EV ÖDEVLERİNE NASIL YARDIMCI OLMALIYIZ?

embed src=http://www.cocuk.muslumangenc.comTIKLA ÇOCUK MÜZİK HİKAYE ÇİZGİ FİLM

Çocuklarımızın Ev Ödevlerine Nasıl Yardımcı Olmalıyız?

 

Anne Babalar Neler Yapmalı?

1

Çocuklarına uygun çalışma ortamı (aydınlık, sessiz vb.) ve araç-gereç sağlamalıdırlar. Çocuklar ödevlerinin büyük bir kısmını evde yapmaktadırlar. Çocuğun rahat çalışabilmesi için dikkatini dağıtacak uyaranların olmadığı bir odasının olması, ısının ve aydınlanmanın yeterli olması ve odasında çalışması için gerekli araç-gerecinin olması ödevlerini yapmasını kolaylaştıracaktır.

2
Özellikle ilköğretimin ilk yıllarında çocukların ev ödevlerini yapma zamanını planlamada güçlükler ortaya çıkabilmektedir. Küçük çocuklar genellikle oyuna veya tv. izlemeye daha fazla süre harcayarak ödev yapmayı aksatabilmektedirler. Bu nedenle ilk yıllarda anne babalar, ödevlerin yapılacağı zamanı birlikte planlamalı, çocuğun bu plana uymasını sağlamalıdırlar.

3
Çocuk yardım istediğinde ev ödevlerine yardımcı olmalıdırlar. Bu yardım, çocuğun ödevini yapmaya değil, onu yönlendirmeye yönelik olmalıdır. Çocuklar ödevlerini yaparken zorlandıklarında veya ödevlerle ilgili çeşitli soruları olduğunda en yakınlarında bulunan yetişkinin yardımına ihtiyaç duyabilmektedirler. Anne babaların çocuklarının tüm sorularını cevaplaması mümkün olmayabilir. Bu durumda anne babaların çocuklarının sorularına ilgisiz kalmamaları, başvuru kaynaklarını göstererek uygun rehberlikte bulunmaları gerekmektedir. Anne babaların çocuklarının yerine ödevlerini yapmaları ise çocukların çalışma alışkanlığı kazanmalarını ve sorumluluk duygusunu geliştirmelerini engelleyecektir.

4
Anne babalar, çocuklarının ev ödevlerini kontrol etmelidirler. Ödevlerin okulda sunulmadan önce evde anne babalar tarafından kontrol edilmesi, çocuklara yaptıkları hataları düzeltme ve eksiklerini tamamlama fırsatı verecektir. Ayrıca çocuğun ödevini bitirince takdir edilmesi öz güven ve öz disiplinini geliştirici bir pekiştireç olacaktır.

5
Anne babalar, çocukların ev ödevlerine olan yaklaşımlarını etkileyecek olumsuz tutumlar göstermemeye çalışmalıdırlar. Anne babaların çocuklarının ödevlerine karşı aşırı ilgili veya ilgisiz, baskıcı ve arkadaşlarıyla kıyaslayıcı tutumları, çocuğun ödevlerden hoşlanmamasına ve ödevini yapamama kaygısı duymasına neden olabilir. Anne babaların çocuklarına ev ödevlerinde destek ve rehberlik veren tutumlar sergilemeleri gerekmektedir.

6
Ödev yaparken çocuğun dinlenmesini ve enerji toplamasını sağlamak amacıyla anne babalar çocuklarıyla birlikte gevşeme veya rahatlama egzersizleri yapmalıdırlar. Rahatlatıcı bir müzik dinlemek, bir şeyler yiyip içmek ya da vücudunu hareket ettirmek yararlı olacaktır. Çocuğun ödevini yaparken sıkılmasını önlemek için kısa süreli aralar vermesi de sağlanmalıdır.

7

Öğretmenler, anne babalar için çocukları ve onların öğrenimleriyle ilgili her türlü konuda rehber kişi durumundadır. Bu nedenle, anne babalar düzenli aralıklarla öğretmenle görüşerek, ev ödevleri hakkındaki tutum ve beklentilerini, çocuklarına ev ödevlerinde nasıl yardımcı olacaklarını da öğrenmelidirler.

Çocuk Eğitiminde Yeni Bir Yaklaşım

 

 

İNSANLARI ÇOĞU, duygularını bastırarak, unutmaya çalışarak, başka şeyler düşünerek bunlardan kurtulabileceklerini sanırlar. Bastırılmış duygular şuur altında birikerek ruh sağlığımızı tehdit etmeye başlar. Oysa sıkıntı veren duygular, açıkça dile getirildiklerinde çoğu zaman etkilerini kaybeder. Anne babalar etkin dinleyerek, çocukların duygularını tam olarak açıklamalarına yardımcı olmalıdır. Duygular bizim bir parçamızdır. Duygusuz insan düşünülemez. Sevinç, neşe, güven ve mutluluk veren duygular ne kadar normalse; üzüntü, kaygı, şüphe, endişe ve korku veren duygular da o kadar normaldir. Olumsuz duygularından dolayı kınanmadığını, suçlanmadığını ve anlayışla karşılandığını gören bir çocuk duygularından korkmamayı öğrenir.

Bir başkası tarafından kabûl görmek ve anlaşılmak insana o kadar iyi gelir ki, anlatan kendisini dinleyip anlayana karşı her zaman sıcak duygular besler. Benzer duygular anne babalarda da uyanır. Çocuklarına karşı daha sıcak ve yakın duygular beslemeye başlarlar. Biri sizi dinleyince, size de onu dinlemek daha kolay gelir. Bu yüzden anne babalar çocuklarını daha önce dinlemişlerse, çocuklar da anne babalarını dinlerler. Çocuklarının kendilerini dinlemediğinden yakınan anne babalar, büyük ihtimalle, çocuklarına dinleme konusunda, iyi örnek olmamışlardır.

Anne baba olarak genellikle çocuklarımızın hangi durumlarda hangi duyguları yaşayacaklarına dair görüşlerimiz vardır. Oysa çocuklar da insandır, farklı duygular yaşayabilir. Bu duygular bizimkilerden ne kadar farklı olursa olsun, bunları kabûl etmeyi öğrenmeliyiz. Binbir zahmetle eğittiğimiz çocuklarımızın artık bize bağımlı olmayan, bizden ayrı, farklı bir kişi olduğunu kabûl etmemiz gerekir. Bu kabûl, çocuğumuzun kendi duygularının olmasına ve olayları kendince algılamasına izin vermemizi kolaylaştırır.

Çocuklarımızla iletişim kurarken söz dilinin yanında vücut dilimizi de kullanırız. Canımızı sıkan bir davranışından dolayı kızmadığımızı söyleriz. Ancak vücut dilimiz, gerilmiş yüz hatlarımızla, kızdığımızı göstererek bizi yalanlar. Çocuk vücut dilimizi okumakta çok ustadır.

Çocukla aynı sosyal ortamı paylaşırken hiç konuşmasak dahi yine iletişimde bulunuyoruz demektir. Çocuğumuzun yanı başımızda renkli elişi kâğıtlarıyla "kes-yapıştır" türünden bir ev resmi yaptığını var sayalım. Onun işine karışmıyorsak, kendi özel evini yapmasına izin veriyorsak, sözsüz bir kabûl iletisi göndermiş oluruz. Çocuk, "Yaptığım şey doğru. Annem işime karışmıyor, yaptığım şeyi kabûl ediyor," diye düşünecektir.

Anne babaların çoğu, maalesef çocukları kendi haline bırakmazlar, işlerine karışarak, denetleyerek, yardım ederek onlara kabûl edilmedikleri duygusunu yaşatırlar.



KABÛL DİLİ

Çocuklar canlarını sıkan şeyleri anne babaları ile neden konuşmak istemezler? Neden, çocuklarıyla yakın ve çatışmasız bir ilişki sürdürebilen anne babaların sayısı çok azdır? Son yıllarda yapılan araştırmalar etkili ve yararlı bir ilişki için sahip olmamız gereken önemli becerilerden birinin "kabûl dili" olduğunu gösteriyor. Çocuğumuzu olduğu gibi kabûl etmek, bize bir şey anlatırken akıl vermeden, yargılamadan, eleştirmeden dikkatlice dinlemek ve onu dinlediğimizi söz ve davranışlarımızla geri iletiler göndererek belli etmek ilişkimizin devamı için çok önemlidir. Bu da ancak kabûl dilini kullanmakla mümkündür.

Kabûl dilini kullandığımızda çocuğun kendi problemini ve bu problem karşısında hissettiği duyguları açıkça dile getirmesine ve problemle yüzleşerek onun üstesinden gelmesine yardım etmiş oluruz.

Örnek: Çocuğunuzun hastalandığı için okula gelemeyen bir arkadaşına özendiğini ve bunu dile getirdiğini varsayalım:

“Ne olurdu, ben de Hatice gibi hastalanıp okula gitmek zorunda kalmasaydım.”

Çocuğunuzdan bu sözleri duyunca çoğu anne babalar gibi ilk anda okulu sevmediğini, okula gitmek istemediğini düşünürdünüz değil mi? Buna tepkiniz ne olurdu? Yine çoğu anne babalar gibi her çocuğun okula gitmek zorunda olduğunu, hastalanmanın çare olmadığını, onu derslerinden geri bırakacağını ve başarısını etkileyeceğini söyleyerek hastalık özentisinden vazgeçirmeye çalışırdınız. Maalesef, size çok mantıklı gelen bu yaklaşımınız, hem kabûl diline, hem de etkili dinleme yöntemine aykırı olduğu için çocuğun problemini çözmeyecektir.

Şimdi aynı olaya kabûl dilini ve etkili dinlemeyi bilen bir baba gözüyle yaklaşalım. Çocukla baba arasında geçen diyalog muhtemelen şöyle olurdu:

Çocuk:

“Ne olurdu, ben de Hatice gibi hastalanıp okula gitmek zorunda kalmasaydım. O ne kadar şanslı.”

Baba:

“Hatice`ye özeniyorsun.”

Çocuk:

“O hasta olduğu için okula gitmiyor. Ben her gün gitmek zorundayım.”

Baba:

“Arada bir okula gitmek istemiyorsun.”

Çocuk:

“Evet. Özellikle İngilizce dersi olduğu gün.”

Baba:

“İngilizce dersini sevmiyorsun demek.”

Çocuk:

“Aslında İngilizce dersini değil de... .”

Baba:

“İngilizce öğretmenini sevmiyorsun.”

Çocuk:

“Bir kelimeyi yanlış söylediğim zaman beni taklit edip alay ediyor. Bütün sınıf bana gülüyor. Ondan nefret ediyorum. Birkaç gözde öğrencisi var, okuma parçalarını hep onlara okutturuyor.”

Bundan sonrası artık kolaydır. Baba etkin dinleme yaparak ve hatalı bir iletişim yolluna baş vurmadan çocuğun duygularını olduğu gibi kabûl ederek problemi kendisine buldurdu. Problem okul korkusu değil, İngilizce öğretmenidir.


KABÛL DİLİNİN ETKİSİ

Ne yazık ki anne babaların çoğu çocuklarını büyütürken geleneklere uyarak kabûl dili yerine kabûlsüzlük dili kullanır, “hayır” derler: “Hayır, dersini bitirmeden dışarı çıkamazsın! Hayır, Taner`le arkadaşlık yapmanı istemiyorum!. Hayır, tabağındaki yemeği bitirmeden sofradan kalkmayacaksın! Hayır, yeterince çalışmıyorsun! Hayır, bu saatte tek başına sokağa çıkmana izin veremem!” Eleştirme, yargılama, öğüt verme, uyarma ve emir verme çocukta olumsuz duygular uyandırdığı için bir bakıma kabûlsüzlük anlamı taşırlar.

Kabûl dilini kullandığımızda çocuklar yapıcı bir biçimde nasıl konuşulacağını öğrenir. Çocuklara kendilerini iyi hissettirir, onları konuşmaya yüreklendirir, duygularını açıklamalarına yardım eder, benlik kaygılarını giderir, öz güven duygularını güçlendirir. Ancak, bütün iyi niyetlerine rağmen, anne babaların çoğu farkında olmadan yukarıda örneklerini verdiğimiz negatif iletişim dilini kullanırlar. Bu tür konuşmalar çocuklarda yetersizlik ve suçluluk hissi uyandırır, duygularını açıkça dile getirmelerini engeller, sosyal fobi geliştirmelerine neden olur. Gerçek sevgi, onları olduğu gibi kabûl etmektir.

Neden bazı insanlarla beraber olmaktan sıkılırız? Bu soruma bir genç: “Çünkü onlarla paylaşacak fazla şeyimiz yoktur," cevabını vermişti. Genç doğru söylüyordu. Paylaşmak demek kabûl etmek demektir. Birinin tipimizi, davranışlarımızı ve görüşlerimizi beğenmediğini yani bizi olduğumuz gibi kabûl etmediğini hissettiğimiz zaman onunla birlikte olmak istemeyiz. Şimdi sorumuzu pozitif yöne çevirelim: Neden bazı insanlarla beraber olmaktan zevk alırız? Neden çekinmeden onlara sırrımızı açabilir, içimizi dökebiliriz? Çünkü bizi olduğumuz gibi kabûl eder, değiştirmeye çalışmazlar. İyi bir dinleyicidirler. Bizi dinlerken akıl vermeye kalkmaz, eleştirmez, suçlamazlar. Onlarla konuştuktan sonra kendimizi rahatlamış hissederiz.

Psikologların birinci özelliği etkin dinlemeyi bilmeleri, yani iyi bir dinleyici olmalarıdır. Danışmak için bize gelen liseli genç bir kızımızı bir saat süreyle etkin olarak dinledim. Ailesiyle, okuluyla, arkadaşlarıyla ve kendisiyle olan bütün sıkıntılarını anlattıktan sonra: “Bana bütün bu sıkıntılardan nasıl kurtulacağımı söylemeyecek misiniz?” diye sordu. “Önce sıkıntıların kaynağını bulmamız lâzım...” dedim. “Bunu da ileriki seanslarda seninle birlikte yapacağız.” Yüzüme baktı: “Hayret, dedi, hiçbir şey söylemediğiniz halde kendimi rahatlamış hissediyorum. Size anlattıklarımı daha önce hiç kimseyle paylaşmamıştım. Annem ve babam da buna dahil. Zaten onlara hiçbir şeyimi anlatmam.”


YANLIŞLARI DA KABÛL EDİLMELİ Mİ?

Anne babaların aklına şöyle bir soru gelebilir: “Çocukların yanlış davranışları karşısında ne yapacağız? Kabûl diline bunlar da dahil mi?” İnsanlar nedense anne baba olunca yeni bir rol üstlenip insan olduklarını unutur, tuhaflaşırlar. Bu tuhaflaşmayı anne baba olmanın getirdiği bir sorumluluk zannederler. Anne ve babanın da her insan gibi duyguları, kusurları ve eksikleri olduğunu unuturlar. Duyguları ne olursa olsun, bunları ifade etmede kendilerini özgür hissetmezler. İyi bir anne baba olmak için kızgınlıklarını, hatalarını, bilgisizliklerini gizleme gereği duyarlar. Çocuklarına iyi örnek olmak için daima tutarlı olmak ve hep iyi şeyler yapmak zorundadırlar. Her konuda fedakârlık yapmaları, kendi arzu ve isteklerini bir kenara bırakıp çocukların isteklerine öncelik vermeleri gerekir.

Anne babaların alkışlamaya değer bu iyi niyetli davranışları ne yazık ki çocuklar üzerinde çok az etki yapar. Çünkü çocuklar iyi birer gözlemcidir. Anne babaların hep iyi ve kusursuz görünmek için kendilerini ne kadar zorladıklarını fark ederler. Dört yaşındaki bir kız çocuğu kendisini haksız yere cezalandıran annesine şöyle diyordu: “Haydi anne, haksızlık yaptığını kabûl et. Ben haksızlık yaptığım zaman özür diliyorum, sen neden dilemiyorsun? Eğer özür dilersen seni affederim ve daha çok severim.” Gerçek olan şu ki, çocuklar anne ve babalarını insan olarak görmek istiyorlar, melek olarak değil. İnsan olmaları onları çocukların gözünde küçültmez.

Bazen çocuklardan biri o kadar şımarır ve yaramazlık yapar ki katlanmak mümkün olmaz. Bu durumda rahatsızlığımızı dile getirmek ve çocuktan uslu durmasını istemek anne baba olarak en tabi hakkımızdır. Yaramaz çocuğa müdahale etmediğimiz taktirde diğer çocuklara haksızlık yapmış oluruz. Bazı kitaplarda her nedense anne ve babalara çocukları birbirinden ayırmamaları ve onları aynı derecede kabûllenmeleri istenir. İnsanlar birbirine benzemediği gibi çocuklar da benzemeyecektir. İnsanları kişilik özelliklerinden dolayı aynı derecede kabûllenemeyiz. Kimine yakınlık ve sempati duyduğumuz halde, kimine mesafeli durmayı tercih ederiz. Çocuklar için de aynı şey geçerlidir. Yaramaz ve tembel çocukla, uysal ve çalışkan çocuğu aynı derecede kabûllenmemiz mümkün değildir. Ne var ki çoğu anne babalar, yaramaz ve tembel çocuğun daha çok ilgiye ve korumaya ihtiyacı olduğunu düşünerek uysal ve çalışkan çocuğu ihmal ederler. Bunu yaparken de “o zaten kendi kendine yetiyor, problem çıkarmıyor” derler.

Çocukların davranışlarını kabûl edilebilir ve kabûl edilemez olarak iki grupta toplayabiliriz. Bazı çocukların kabûl edilemez davranışlar alanı diğer çocuklardan daha fazladır. Anne babalar genellikle çocukların davranışları hakkında her zaman aynı tepkide bulunmazlar.

Neşeli ve mutlu iken kabûl ettikleri bir davranışa üzgün ve mutsuz oldukları zaman kızabilirler. Aile içinde kabûl ettikleri bir davranışı misafir olduğu zaman kabûl etmez, çocuğu uyarma gereği duyarlar:

“Ahmet, böreği elinle yemek çok ayıp, çatalını kullan lütfen!”

Çocuk aynı davranışın neden kimi zaman kabûl edilip kimi zaman kabûl edilmediğini bir türlü anlayamaz. Doğru ile yanlışı birbirine karıştırır.

Hiç kimse mükemmel değildir. Anne baba da olsak bazen sinirlerimize hâkim olamaz çocuğa gereğinden fazla sert davranabiliriz.

Eğer bu davranışımızın sebebini açıklarsak; çocuk bize anlayış gösterecek, duyguları incinmeyecektir.

Çocuklar canlarını sıkan şeyleri anne babaları ile neden konuşmak istemezler?

Neden, çocuklarıyla yakın ve çatışmasız bir ilişki sürdürebilen anne babaların sayısı çok azdır?

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/4/2007 - ÇOCUK GELİŞİMİ (0-3) VE ALLAH İNANCI

 


http://www.muslumancocuk.comTIKLA ÇOCUK MÜZİK OYUN HİKAYE ÇİZGİ FİLM

Çocuk Gelişimi Ve Allah İnancı

 ANA RAHMİNİ terk eden yeni doğmuş bir bebek bir süre için ‘anneden ayrılma anksiyetesi’ dediğimiz yeni hayata adapte olamama sıkıntısı yaşar. Sıkıntının süresi annenin bebeğine karşı gösterdiği ‘annelik tutumu’ ile yakından ilgilidir. Bebek için ana rahmindeki o zahmetsiz lüks hayat bitmiş; yeni ve alışık olmadığı zor bir hayat başlamıştır. Acıkmakta, altı kirlenmekte, yüksek sesten, ışıktan, karanlıktan, soğuktan ve sıcaktan rahatsız olmaktadır. Sıkıntısını ağlayarak ifade etmenin dışında elinden bir şey gelmez.

Ancak ne zaman ağlasa ve korku ile titrese kendisini saran şefkatli kollar, yanağına öpücük konduran sevgi dolu dudaklar olduğunu hissetmeye başlar. Acıktığında süt veren, altı kirlendiğinde temizleyen eller vardır. Bu yabancısı olduğu yeni dünyada yalnız ve sahipsiz değildir. Onu koruyan, ihtiyaçlarını yerine getiren, seven, değer veren biri vardır. Onun adı annedir. Annenin varlığını hissettikçe korkunun yerini güven duygusu almaya başlar. Onun şefkatli kollarında kendisini güvende hisseder; gülücükler dağıtarak ve kuş dilişle cıvıldayarak mutluluğunu dile getirir.

Araştırmalar, doğumdan sonra çeşitli sebeplerle anneden ayrı kalan çocuklarda güven duygusunun gelişmediğini; annenin yerini alacak bir kadın bulunamadığı zaman çocukta ruhsal çöküntü başladığını göstermektedir. Çocuk esirgeme kurumunda çok iyi bakılıp beslense dahi duygusal ve sosyal gelişimi yaşıtlarına göre geri kalmaktadır. Bu sebeple ilk üç yıl anne-çocuk beraberliği çok önemlidir. İlk üç yılını anne sevgisinden ve şefkatinden yoksun geçiren bir çocuk kendisine gösterilen sevgiye karşılık veremez. Anne şefkatinden mahrum kalan bir çocuğa “Allah çocuklara karşı annelerinden daha şefkatlidir,” demeniz bir anlam ifade etmez. Çünkü daha önce sevgi ve şefkat görmediği için bu alanda duyguları kapalıdır.

Güven duygusunun gelişmesinde babanın rolü de çok önemlidir. Güçlü biri tarafından korunduğunu bilmesi çocuğun korkularını azaltır. “Benim babam senin babanı döver,” diyen çocuk, bir bakıma “Beni her türlü tehlikeye karşı koruyan güçlü bir babam var,” demektedir. Her çocukta babanın gücünü abartma eğilimi vardır. Bu güce sığınarak kendini güvende hisseder. Okul öncesi dönemde babanın gücüne sığınarak kendini güvende hisseden bir çocuk okul çağına geldiğinde, babanın her şeyi bilmediğini, dünyanın en güçlü adamı olmadığını kavramaya başlar. Soyut zekânın da gelişmeye başlaması ile birlikte, babanın gücüne sığınma ihtiyacını Allah’ın gücüne sığınarak telafi eder.

Baba sevgisinden ve korumasından mahrum büyümüş bir çocuğa, “Allah çocukları sever ve onları her türlü tehlikelerden korur,” demeniz fazla bir anlam taşımaz. Çocukluğunda baba şefkati ve koruması yaşamadığı için, ileri yaşlarda dara düştüğünde, ona Allah’a sığınmayı ve Allah’tan yardım istemeyi öğretmeniz çok zordur.

Çocuk yürümeye ve ihtiyacını anlatabilecek dil becerisini kazanıp konuşmaya başladıktan sonra yavaş yavaş annenin yardımınıza gerek duymadan yeme, içme, elini yüzünü yıkama, tuvalet ihtiyacını giderme, giyinme, oyuncaklarını toplama gibi kendi ihtiyaçlarını yerine getirecek şekilde eğitilmelidir. İki yaşına kadar hazıra alışmış olan çocuk bu becerileri kazanmada acemilikler yaşayabilir, tembellik yapabilir. Yemek yerken, su içerken üzerine dökebilir, elini yıkarken üstünü ıslatabilir, tuvalet ihtiyacını giderirken tuvalet taşını kirletebilir, ayakkabılarını ters giyebilir, bağcıklarını bağlarken zorlanabilir, elbisesinin, düğmelerini iliklerken sırayı şaşırabilir. Bütün bu acemiliklerini anlayışla karşılamalı, ona zaman tanımalı, deneme-yanılma girişimleri desteklenmeli ve cesaret verilmelidir.

Yürüme ve konuşma yaşına gelip kendi ihtiyaçlarını yerine getirebilecek fiziksel ve zihinsel olgunluğa ulaştığı halde anne baba, özellikle anne, yardım etmeye devam ederse. “Dur sen yiyemezsin ben yedireyim, dur sen içemezsin ben içireyim, dur sen giyemezsin ben giydireyim, dur sen tuvaletini yapamazsın ben yaptırayım...” derse. Çocuk aileye bağımlı hâle gelecek, kendi ayakları üzerinde dikilmeyi öğrenemeyecek, karşılaştığı bir problemi anne babanın yardımı olmadan çözemeyecek, “öğretilmiş acizlik” dediğimiz beceriksiz bir kişilik kazanacaktır.

Aileye bağımlı hâle getirilen çocuklarda Allah inancı da buna uygun gelişecektir. Bir güçlükle karşılaştığında, işi ters gittiğinde, güçlüğü kendi aklı ve yeteneği ile aşmaya çalışmak yerine Allah’tan yardım bekleyecek; “Neden bu terslikler hep beni buluyor! Allah neden bana yardım etmiyor!” diye yakınacaktır.

3-6 Yaş Gelişim Özellikleri

Aile, anne, baba, çocuklar ve aile büyüklerinin birlikte yaşadığı sosyal bir kurumdur. Her kurum gibi ailenin de uyulması gereken kuralları ve bu kurallar tarafından belirlenmiş bir hiyerarşi ve iş bölümü vardır. Aile hayatının dirlik ve düzenlik içinde devam etmesi için her aile üyesi kurallara uymalı, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, diğer aile üyelerine güçlük çıkarmamalıdır.

Altı yaşına kadar çocuğun kişiliği üç aşamadan geçerek büyük çapta tamamlanmış olur: Güvenli veya güvensiz kişilik, bağımlı veya bağımsız kişilik, sorumlu veya sorumsuz kişilik. Çocuğa üç yaşından sonra kendi ihtiyaçlarını yerine getirecek beceriler kazandırılırken; olumsuz davranışlarına, yersiz ve zamansız isteklerine sınır konmalı, her istek ve davranışının kabul görmeyeceği öğretilmelidir. Ancak bunu yaparken anne baba zor ve baskı kullanmamalı, niçin sınır koyduğunu anlayacağı bir dil kullanarak açıklamalı, hoşgörü ve anlayışla yaklaşmalı, çocuğa zaman tanımalıdır. Sevgi eğitimin sihirli anahtarıdır. Sevildiğini bilen bir çocuk, anne ve babanın bu sevgisini kaybetmemek için, olumsuz istek ve davranışlarında ısrar etmez, bilerek kuralları çiğnemez.

Çocuğun kendisini değerli hissetmesi ve özgüven kazanması için aile meclisinde söz verilmeli, fikri alınmalı, adam yerine konmalı, ailenin sevilen bir üyesi olduğu hissettirilmelidir.. Ayrıca bakkaldan ekmek almak, çöp dökmek, sofra kurmada ve kaldırmada yardımcı olmak, yatağını yapmak, oyuncaklarını ve odasını toplamak gibi küçük işler verilerek sorumluluk duygusu kazandırılmalıdır.

Bazı anne babalar: “Ben sıkıntı çektim, çocuğum sıkıntı çekmesin, rahat büyüsün” diyerek, gerekli olup olmadığına bakmaksızın, çocuğun her isteğini yerine getirir, davranışlarına sınır koymazlar. Aslında her isteği yerine getirilen, davranışlarına sınır konmayan, kafasına estiğini yapan, devamlı yardım gören bir çocuk doyumsuz olur. Anne babaya karşı da saygısızdır. Sahip olduğu şeylerin kıymetini bilmez. Kendi başına bir iş beceremediği için özgüveni zayıftır. Karşılaştığı güçlükleri anne ve babanın yardımı olmadan aşamaz. Kendisine bir iş verildiği zaman yapmaz, sorumluluk almak istemez. Büyüdüğü zaman, alışık olduğu üzere, yine başkalarından yardım ve anlayış bekler, kendisi gayret göstermez.

Sorumsuz kişilik sahibi insanların Allah inancı da tutarsızdır. Her istekleri yerine getirildiği ve davranışlarına sınır konmadığı için, bir taraftan Allah’tan her işinin yerine gelmesi için yardım beklerken diğer taraftan Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız davranırlar. “Allah’ın benim ibadetime ne ihtiyacı var?” derler.


Çocuklarda 0-3 yaş ÇOK önemlidir!

 

Güzel ahlâklı çocuklar yetiştirmek, her anne-babanın arzusudur.

İnsanın aile ve toplum içindeki saygınlığını belirleyen en önemli vasıflardan olan güzel ahlâk, sağlam şahsiyete sahip kişilerde tebârüz etmiş bir özelliktir. Aile ve toplumdaki problemlerin çoğunun temelinde ahlâkî kurallara uyulmaması vardır. “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” buyuran Efendimiz’in (sas) ümmeti olarak bizlere düşen mühim vazifelerden birisi de, çocuk ve gençlerimize güzel ahlâk kazandırmaya çalışmaktır. Bundan dolayı, çocuklarımızın ahlâklarının güzel, karakterinin sağlam olması, bütün anne-baba ve eğitimcileri yakından ilgilendirmektedir.


Çocuk eğitiminin hassas şartları
Güzel bir bahçe düşünün, içinde rengârenk çiçekler var. Her bir çiçeğin kendine has rengi ve insana güzel duygular ilhâm eden kokuları mevcut. O bahçenin güzelliğine o kadar hayran kalıyorsunuz ki, hemen aklınıza “Bu bahçenin bahçıvanı kim?” sorusu geliyor. Daha sonra sadece bahçıvanın değil, toprağın özelliklerini, iklim ve hava şartlarını da düşünmeye başlıyorsunuz. Eğer o bahçede güzel çiçekler varsa, onların yetişmesi için gerekli şartlar bir araya gelmiş demektir. Böyle güzel bir bahçenin yabanî otlarını temizleyen, suyunu ve gübresini veren, toprağın ve çiçeklerin bakımını yapan bir bahçıvanı mutlaka olmalıdır. Aynı zamanda toprak verimli, iklim ve çevre şartları müsait olsun ki, çiçekler bu kadar güzel büyüyebilsin. Çocuklarda da güzel ahlâkî vasıfların ve bunun neticesi güzel davranışların olması için, benzer şekilde bütün şartların bir arada olması gerekir. Misâldeki bahsedilen güzel çiçek ve kokular, çocukların ahlâkî güzellik ve müspet karakterlerine; bahçıvan, anne-baba ve eğitimcilere; farklı renkler, mizaç özellikleri ve genetik yapıya; toprak, çocuğun yakın çevresine; iklim ve hava şartları ise, sosyo-kültürel çevreye benzetilebilir. Çocuklarımızın güzel ahlâklı olması için hem iyi bir bahçıvan ve toprak, hem de uygun bir iklim gerekir. Bahçıvanların olmadığı veya görevlerini yapmadığı bahçelerde, yabanî otların etrafı sardığını görürüz. Toprağın iyi olmadığı yerde güzel çiçeklerin yetişmeyeceğini biliriz. Burada güzel çiçek yetiştirmek için bahçıvana daha çok iş düşmektedir, bahçıvan zemindeki kaya ve çakılları temizlemek durumundadır. Ayrıca havanın çok sıcak veya soğuk olduğu yerlerde de güzel çiçekler yetiştirmek istenirse, çiçeklerin kurumamaları için oranın şartlarını iyi hesap etmek gerekir. Bunun gibi, içinde bulunduğumuz aile ve toplum, karakter gelişmesinde oldukça tesirlidir. Çocuk toplumdan müspet bir tesir aldığında anne-babaların işi daha kolay olur; fakat, tersi durumlarda emekler boşa gidebilmektedir.


Mizaç ve karakter özellikleri
Mizaç ve karakter, şahsiyetin iki temel unsurudur. Mizaç; ‘huy, tabiat’ mânâsına gelir. Mizaç özellikleri doğuştan gelir, ruhumuzda mevcut bu potansiyel ile meyillerimize uygun genetik ve biyolojik faktörler birbirini tamamlar. ‘Çekingen, dışa dönük, hareketli, cesur veya hassas’ olabilen mizaç özellikleri, hayat boyu devam eder. ‘Can çıkar, huy çıkmaz.’ veya ‘Kişi yedisinde ne ise yetmişinde de odur.’ gibi sözler insandaki mizaç hakikatine işaret eder. Mizaç özellikleri herkesin kendine hastır ve nötürdür. Karakterin teşekkül sürecinde, bunlar bilinerek çocuğa eğitim ve terbiye verilmelidir. Hamur mesabesindeki mizaç özelliklerinin, karakter eğitimi ve irade kuvveti ile şekillendirilmesi gerekir. Misâl olarak, kişinin doğuştan getirdiği inatçı mizacı Bediüzzaman Hazretleri’nin buyurduğu gibi, hayırlı bir yöne kanalize edilebilir. İnatçılık özelliği imânın muhafazasında kullanıldığında sebat ve sabır olarak kendini gösterir. Hayırlı ameller, dinî vazifeler, imânî vasıflar kişinin iç enerjilerini harekete geçirerek karakterin şekillenmesine yardımcı olur. Bunlara ek olarak ruhun terbiye edilmesi, riyazât, ibadet, zikir ve tefekkür karakter ve kişilik özelliklerine tesir eder. Bu türlü tesirler insanın mânevî boyutlarını daha güçlü hâle getirip güzel ahlâkın korunmasına yardımcı olur. Bunun tam tersi olarak kişinin nefsanî boyutlarının (yeme, içme vb.) ön plânda olması kişinin bunlara uymasına sebep olabilir. Dolayısıyla kişinin dürtülerini kontrol edememesine, çabuk tepkiye ve menfî karakter özelliklerinin (bencillik, yalan, empati yoksunluğu vb.) artmasına sebep olabilir. Karakter: ‘Diğerlerinden ayırt edici vasıflar’ mânâsına gelir. İyi karakter özellikleri, ahlâkın kişideki mücessem hâlidir. Karakter özellikleri çocuğun mizacında, anne-baba terbiyesi, aile ortamı, kişinin aldığı eğitim ve toplum tesiri ile şekillenir. Ceninin, ilk gününden itibaren anne karnında yaşadıkları ve hissettikleri; bundan daha da öncelikli olarak anne-babanın karakter ve kişiliği, çocuğun mizaç hamurunu kısmen şekillendirir. Mizaç özellikleri doğuştan olduğu için, tamamen değiştirilemez, bu yüzden karakter özelliklerini şekillendirmek daha kolaydır. İyi bir karakter eğitimi ile mizaç özelliklerinden azamî şekilde istifade edilir. Kişinin karakteri; anne-babasından, aldığı eğitim ve terbiyeden, kültürel ve içtimaî özelliklerden renkler taşır. Bu renklerin güzel tonlarının fazla olması, şahsiyetin olumlu gelişmesine yardımcıdır.


0-3 yaş dönemi
‘Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar; eğer anne-baba Hristiyan ise Hristiyan, Mecûsî ise Mecûsî, Müslüman ise Müslüman olur.’ hadîs-i şerifinde buyrulduğu gibi, doğan her çocuk tertemiz bir fıtrat üzere dünyaya gelir. Anne-baba ile aile ortamı o çocuğun dinî özelliklerine tesir ettiği gibi, karakter ve şahsiyet özelliklerine de tesir eder. Bebeklik döneminde bebekler; kendini, bakım veren kişiyi (anne veya bakıcı gibi), aile üyelerini ve çevreyi tanımaya başlar. Bu safhada annenin davranışları ve çocuğa gösterdiği alâka onun karakterinin ilk temel taşlarını teşkil eder. Annenin çocuğuna karşı vazifelerini yerine getirmesi, çocuğun da kendi vazifelerini yapması açısından çocuğa verilmiş bir mesajdır. Çocuk ağladığında annenin, onun duygularını fark etmeye çalışması, çocuğa başka kişilerin duygularının önemli olduğu fikrini verir. Çocuğun ihtiyaçlarının zamanında karşılanması, yalan ile avutulmaması önemlidir. Bu açıdan annenin veya bakıcının bakım verme kalitesi, ahlâkî prensipler açısından rota belirlenmesine sebep olur. Hayatın ilk yıllarında güvenli bir bağlanma geçiren çocuklar, sevgi ve emniyet duygusunu almakta ve bu çocukların hayata bakış açıları daha olumlu olmaktadır. Hayatın ilerleyen yıllarında sergilenecek olumlu karakter özelliklerinin dışa yansımasında insanlara, hayata ve topluma karşı duyulan emniyet ve sevgi önemlidir. Hayatı sevmeyen çocuklar hayatta daha saldırgan ve kavgacı olurlar. Bazen, ‘daha küçüktür, bir şey anlamaz!’ diyebildiğimiz 0-3 yaş döneminde insanın ahlâkî özelliklerinin temeli atılır. Bu dönemde, çocuk doğru ve yanlış kavramını bilmez; ama çevresinde gördükleri şuuraltına yerleşir. Karakter eğitimine ‘görerek ve duyarak şuuraltını şekillendirme’ yolu ile başlanmıştır. Bu açıdan ev içinde anne-baba şunlara dikkat etmelidir: Yalan söylememe, çocuğu kandırmama, çocuğa verilen sözü tutma, zamanında çocuğa karşı vazifeleri yerine getirme, tutarsız davranışlar sergilememe, çocuğu aşırı serbest bırakmama, kural bozan davranışları uygun bir şekilde engelleme, aşırı cezalandırma ve korkutmadan kaçınma, diğer insanların duygularını fark ettirme, ev içinde bazı mesuliyetler verme, temizlik ve tertip konusunda itina gösterme… Ayrıca anne-baba arasındaki muhabbet ve hürmet üzerine kurulu sağlıklı davranışlar, diyaloglardaki ses tonu, jest ve mimikler de çocuklara tesir eder.Bu yaştaki çocukların hayatında anne-baba ile geçirilen vakitlerin hayatî önemi vardır. Nasıl çocuğun erişkin dönemde değil de, 0-2 yaşları arasında anne sütü alması hayatî öneme sahipse, aynen bunun gibi, kişinin çocukluk döneminde anne-baba ilgisini belli bir dozda alması, karakter ve kişilik gelişmesinde önemlidir. Anne-baba ile geçirilen zamanlarda onun varlığına değer verilmesi, onun da kendine ve başka insanlara değer vermesine vesile olur. Ancak bu değer verme aşırı olur ise, bu takdirde çocukta gelişen aşırı benmerkezci yapı, onda olumlu ahlâk ve karakter vasıflarının sergilenmesini güçleştirir. Ahlâkın teşekkülünde ilk basamak olan bu dönemin olumlu özellikleri pekiştirilmelidir. Bu dönemde mükâfat önemli bir yere sahiptir. Çocuk iyi bir davranış sergilediğinde onun fark edilmesi ve onaylanması; olumsuz davranış sergilediğinde ise yaşına uygun bir müeyyide uygulanması gerekir. Ama bu yaş aralığındaki çocuk eğitiminde, daha çok mükâfat ağırlıklı bir yetiştirme metodu tercih edilmelidir. Netice olarak Her devirde olduğu gibi günümüzde de bütün problemlerin kaynağında güzel ahlâk vasıflarını kaybetmiş kişiler vardır. Toplumda gerçek adaletin tesis edilmesi, hak ve hukukun yerini bulması, insanların birbirine güven duyması, suç ve şiddet hâdiselerinin azalması, ancak güzel ahlâklı insanlarla mümkün olacaktır. Anne-baba ve eğitimciler olarak güzel ahlâk vasıfları ve olumlu karakter özellikleri ile temayüz etmiş nesillerin yetişmesi için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/4/2007 - PEYGAMBERİMİZ (SAS) NASIL BİR İNSANDI.

Peygamberimiz (sas) nasıl bir insandı?
* Peygamberimiz (sas), karşılaştıklarına mutlak selam verirdi. “Allah katında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete geçendir.” buyuruyordu.

* Gönüllerin efendisi (sas), her işe besmele ile başlardı. Bu konuda, “besmele ile başlanmayan işin hayrı ve bereketi kesiktir.” buyurmuştu.

* Nebi (sas) acıkmadan yemez, karnı tam doymadan da yemekten kalkardı. “Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın; tam doymadan da kalkın.” diyordu.

* Güzeller güzeli (sas), insanların toplu bulunduğu yerlere ve mescidlere güzel kokular kullanarak giderdi. Kötü kokuyla topluma çıkılmamasını istiyordu.

* Kutlu Nebi, Sahabilerden biri hasta olduğunda onu ziyaret eder, geçmiş olsun dileğinde bulunur ve bir ihtiyacı olup olmadığını sorarlardı.

* Namazlarını hep cemaatle kılar ve ashabına namazda cemaati kaçırmamalarını kuvvetle tavsiye ederdi.

* Evlere gidişte kâinatın iftihar tablosu’nun sünneti, kapının sağında veya solunda durmak, kapıyı en fazla üç defa çalmak, şayet cevap verilmiyorsa geri dönmekti.

* Efendimiz, insanlar arasında, renk, dil, soy-sop, zenginlik ve yoksulluk gibi sebeplerden dolayı ayırımcılık yapmazdı. Üstünlüğün Allah’a itaat ve takva’da olduğunu söylüyordu.

* Efendimiz tane tane konuşurdu. Anlattıkları iyice kavransın diye bazen önemli meseleleri üç defa tekrar ederdi.

* Kutlu Nebi (sas) insanlara şaka yapardı. Ancak şakalarında asla yalan olmaz, gerçeğin farklı tonda bir parıltısı görülürdü.

* Allah Resulu (sas) insanlara emeklerinin karşılığını hemen verirdi. Bunu ahlak olarak Müslümanlara da tavsiye ederdi: “İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz.”

* Seçilmiş insan (sas), hayvanlara merhametli davranır; onlara eziyet edilmemesini, fazla yük yüklenilmemesini ve iyi bakılmasını emrederdi.

* Nebi (sas), sahabe-i Kiram’ı gece namazına teşvik eder, kendisi de mutlaka her gece uzun uzun teheccüd namazı kılardı.

* Abdestli olarak yatar ve yatarken sağ tarafına dönerdi. Dişlerini temizler ve herkesten mutlaka diş temizliğine önem vermelerini isterdi.

* İmkanları ölçüsünde misafirlerine yedirir ve içirirdi. Bunu da, “Allah’a ve kıyamet gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin” tavsiyesiyle ashabına duyurmuştu.

* Eşsiz bir aile reisi olan efendimiz, evine girdiği zaman ailesine ve evdekilere selam verirdi.

* İki cihan güneşi, çocuklarla karşılaştığında onlara selam verir, onlarla şakalaşırdı.

* Boş sözlerden kaçınırdı. Bu konuda, “mâlayani şeyleri terk etmesi, bir kişinin Müslümanlığının güzel olmasındandır.” buyurmuştu.

 

Öğe Başlığı Tıklamalar
Susurluk Müftülüğü 1880
Sındırgı Müftülüğü 1378
Savaştepe Müftülüğü 1522
Marmara Müftülüğü 976
Manyas Müftülüğü 1016
Kepsut Müftülüğü 1208
İvrindi Müftülüğü 1322
Havran Müftülüğü 975
Gönen Müftülüğü 1875
Gömeç Müftülüğü 867
Erdek Müftülüğü 1818
Edremit Müftülüğü 1700
Dursunbey Müftülüğü 1855
Burhaniye Müftülüğü 1410
Bigadiç Müftülüğü 1561
Bamdırma Müftülüğü 2348
Balya Müftülüğü 1217
Ayvalık İlçe Müftülüğü 1217
 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Çocuk eğitimi ile ilgili yazılar.Herşey çocuklar için

[IMG][/IMG]

Sitelerim ve Dostlarım

• Ana Sayfa
• Profilim
• Çocuk çizgi filmleri
• Çocuklar için
• Düşünen Çocuk
• Çocuklarımız
• Kuran mektebi
• Mukabele
• Çocuklarla ilgili-1
• Çocuklarla ilgili-2
• Çocuklarla ilgili-3
• Annemiz
• Bebek ve Anne
• 23 Nisan Çocuk Şenliği
• Çocuk Radyosu
• Çocuk Pınarı ve radyosu
• Çocuklara Yönelik Web Siteleri
• Çocuklarla ilgili Linkler
• Çocuk Masalları
• Çocuklarla ilgili
• Çocuk Masalları
• Çocuk Çizgi Film ve Oyunlar
• Çocuk&Çizgi Film&Bismillah
• Dini Çizgi Filmler
• Çocuk çizgi film Animasyonlu
• Çocuk çizgi film kategorileri
• Anne,Bebek ve Çocuk internet Rehberi
• Çocukların Renkli Dünyası
• Çocuklar sizin için
• Çocuklar için sesli ve görüntülü yayın
• 40 Ambar Yamanlar
• Radyo Çocuk
• Anne çocuk
• Bebeğim ve Ben
• Çocuklar için
• Çocuk dinlemece
• kültür Çocuk
• Çocuk şarkıları sözleri
• Çocuk eğitimi
• Çocuk eğitimi-sabır
• Minik Dualar grubu
• Çocuk Dünyası
• Çocuk Eğitimi (MEB)
• Aile
• Bebekler firarda
• Bebek Kokusu
• Bebekten sonra
• Okul öncesi
• Müslüman Çocuk
• Atlı Karınca
• Dini Hikayeler
• Çocuk sitesi
• Alim çocuk
• Önce Çocuklar
• Çocuk kulubü
• Benim yuvam
• Sağlıklı kadın
• Ailem
• Çocuk hastalıkları
• Anne Baba Çocuk Eğitimi
• Okul Öncesi Eğt.Gnl.Md
• Hatunca
• Çocuk eğitimi
• Ailem zaman
• Eğitim yazıları
• Çocukca
• Çocuk nidası
• Altın çocuk
• Afacan çocuk
• Ada çocuk
• Türkiye çocuk
• Bilim çocuk
• Çocuk oyunları
• eğlenelim
• sabah çocuk kulubü
• Elif-ba çocuklar için
• Oyunlar (elif-ba)
• Çocuk eğitiminde sıkca sorulan sorular
• Çocuk dünyası
• Namaz kılmasını öğrenme
• Boyama
• Çocuk gelişimi
• Elif-be öğretimi
• Çocuk gelişimi
• Çizgi roman
• 0-6 yaş çocuklarla ilgili
• Çocuk Doktorunuz
• Sağlıklı Çocuk
• Pediatri portalı
• Anne ve Çocuk
• Çocuk Güvenliği
• Bebek Bilgi
• Cici Bebe
• Tüp Bebek
• Hasta Rehberi
• Çocuk Diş ve Ağız Sağlığı
• Eğitici Oyunlar
• Çocuk aile iletişimi
• Çocuk Dünyası-1
• Çocuk Dünyası-2
• Çocuk Dünyası-3
• Meleklerimiz ve biz
• Can Kardeş
• Elifba Öğrenme
• Arkadaşım Elifbe öğrenme
• Çocuk Aşı Tablosu
• Çocuk Psikolojisi
• Türk Zeka vakfı
• Türk zeka testleri
• Zeka Oyunları
• Oyunlar
• Oyunlar1
• Oyunlar2
• Oyunlar3
• Oyunlar4
• Oyunlar5
• Giysi Oyunu
• Çocuk Gazetesi
• Çocuklarla ilgili herşey
• Eğitim Çocuk
• Okul Öncesi Eğitim
• Çocuk klübü video
• Çocuk Pınarı
• Dini Hikayeler
• Haftanın Oyunu
• Kadınca kararınca
• Çocuk oyunları
• Çocuk Resimleri
• Bebek Siteleri
• Çocuk Hastalıkları Tedavi siteleri
• Kadın Doğum Siteleri
• Çocuk Oyun Siteleri
• Yemek Tarifleri Annem Mutfakta Videolu
• Kozmetikte herşey
• Anne ve Anne Adaylarına özel
• Mizah
• Çocuklar İçin
• Çocuk oyun sitesi
• Dini sitelerden seçtiklerim
• Kavacık Köyü
• Son Peygamber
• Derslere Yardım
• Arkadaşım
• Şifalı bitkiler
• Yemek Tarifleri
• Kadın ve Aile
• Sorularla İslamiyet
• İlahi ve Ezgi Dinle
• Hanımlarla İlgili
• Komik Oyunlar
• Çocuk Oyunları
• Çocuk Oyunları
• Oyunvizyon
• Çocuk oyunları
• Çocuk Oyunları
• çocuk oyunları
• Çocuk Oyunları
• Çocuk Oyunları
• Çocuk Oyunları aradığın herşey
• Elele çocuk aile
• Evlilik-Aile
• Aile saadeti
• Aile ve Çocuk psikolojisi
• Kadın ve aile gerçeği
• Çocukların Renkli Dünyası
• Oyun Şekeri
• Ücretsiz İngilizce Dersleri
• Dua İklimi
• Kuran Dersi
• Namaz Dersleri
• Kuran oku ve Dinle
• Çocuk bakımı
• Huzurlu Aile
• Bebeğimin Ninnisi
• Travian Dünya Harikası Oyun
• Oyun Parkı
• Minik Eller
• Web Bebek
• Oyunlar99
• Çocuk tv
• Yumurcak Tv
• Belgesel film,ses kasetleri ve afişler
• Harun Yahya
• Çizgi Film ay savaşçıları
• Aile ve çocuk eğitimi 3 cd.indir
• Çocuk gelişimi ve eğitimi
• Ailemi seviyorum
• Ağız sağlığı
• Sac Boyama ve bakımı
• Farenjit Nedir
• Masal Treni
• Kelime Oyunları

Arkadaşlarım

• kavacik3
• unsal
• unsal4

ILAHILER

Eseri seçiniz, dinle' yi tıklayınız ve Başlamasını Bekleyiniz Lütfen.

Müzik Kutusu

VİDEOYU SEYREDERKEN RADYOYU KAPATMAYI UNUTMAYIN

online