BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti


Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir

Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir

Güzel işler yapmak lazım ,


Free Music

Filistanbul

Pratik bilgilerCep Program-Tema Cinsellik Güzel Kadınlar Kalcalar.Com Pozisyon Yerli Sinema Programlar Tesettür Cilt Bakımı Cilt BakımıSaçlarım Bitki Güzelliği Video İzleGüzel Sözler Cinsellik Seksi Dini Chat Kız msn Seks Güzeller galerisi MSN Yazıları Kadınlar Klubu Sexy Videolar Moda Dünyam Chat Ya Sohbet et Oyun oyna Webmasterlar için site Komik Resimler Var mısın yok Musun? msn chat MSN Nickler Kadınlara Özel Klitoris Sohbet Yap - Chat MSN Nickleri 17+Teknoloji Cinsellik seks Online Film İzle Otomobil - motor Yerli Girl 18+



Hamile Giyim Cilt Bakımı Saç Türk Amatör Sesxy Türk Mutluluk Aşıkımsınız 17+ Şifalı kadinlar

eşsiz bir eser Malabadi Köprüsü

Kategori: OSMANLI
15/4/2007
Malabadi Köprüsü
Diyarbakır Silvan yakınlarında ve Batman çayı üzerindedir. Artuklular döneminde 1147 yılında Timurtaş bin İlgazi bin Artuk tarafından yaptırılmıştır. 7 m. eninde ve 150 m. uzunluğunda bir köprüdür. Yüksekliği, su seviyesinden kilit taşına değin 19 m.'dir. Renkli taşlarla inşa edilmiş, onarımlarla günümüze kadar ulaşmıştır.

Malabadi Köprüsü dünyada taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olandır. Kemerin her iki yanında, iç tarafta kervan ve yolcular tarafından, özellikle kışın zorlu günlerinde barınak olarak kullanılan iki oda bulunmaktadır. Köprü nöbetçileri tarafından da kullanılan bu odaları daha önceleri dehlizlerle yolun dipleri ile bağlantılı olduğu, gelen kervanların ayak seslerinin bu dehlizler vasıtası ile daha uzaklarda iken duyulduğu söylenir. Her biri başka uzunluklarda ve kırık hatlar halinde üç bölümden oluşan köprü, doğu ve batıda hafif eğimlerle yollara bağlanmıştır. Orta bölüm kayalıklar üzerine oturtulmuş bir kitle halindedir. Burada sivri şekilde ve 38.60 m. açıklıkta çok büyük bir kemer ile sepet kulpu şeklinde, 3 m. açıklıkta küçük bir kemer vardır. Üçüncü bölüm fark edilir derecede birinci kısma paralel bir durum arzeder

Burada sivri kemerli iki açıklık ve ayrıca yola bağlanan yer yakınında da bir açılık görülür. Böylece köprü, biri çok büyük olmak üzere beş gözlüdür. Köprünün boyu 150 m., eni 7 m., yüksekliği ise alçak su seviyesinden kilit taşına kadar 19 m.dir. köprü renkli taşlarla inşa olunmuştur. Büyük kemerin iki tarafında 4.5-5.3 m. ölçüde, iki hafif kemerli odacıklar, büyük kemerin üstü ortasında, gelip geçişin kontrol edildiği 5 m. genişlikte kargir bir kapı ve bunun iki tarafında da ayrıca iki kapı vardır. Bunlardan Batman tarafındaki kalmış, diğeri yıkılmıştır. Bunların sol taraflarından birer merdivenle odacıklara inilir. Bu odalar yüksek tavanlı ve tuğla örtülüdür. Pencereleri geniş ve büyüktür.

Evliya Çelebi köprüyü şu şekilde tanıtmaktadır: “Köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapıları vardır. Bu kapıların içinde, sağ ve solda köprünün temeli beraberliğinde, kemerin altında hanlar vardır ki gelip geçen, sağdan ve soldan geldikleri vakit misafir olurlar. Köprünün kemeri altında birçok odalar vardır. Demir pencereler şahneşinlerine misafirler oturup, kemerin karşı tarafındaki adamlarla kimi sohbet eder, kimi ağ ve oltalarla balık avlarlar. Bu köprünün sağ ve solunda da nice pencereli odalar vardır. Köprünün sağ ve solundaki bütün korkuluklar Nehcivan çeliğindendir. Ama demirci ustası da var kudretini sarf ederek bir türlü sanatlı kafesli korkuluklar yapmış ve doğrusu elinin ustalığını göstermiştir. Doğrusu, üstad mühendis var kuvvetini sarfederek bu köprüde öyle sanatlar göstermiştir ki, bu işçiliği geçmiş mimarlardan hiç birisi göstermemiştir.”

Albert Gabriel de köprü içine şöyle demektedir: “Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya’nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer. Balkanlarda, Türkiye’de, Orta Şark’ta bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur.”

Kaynak: Diyarbakır, Dr. İlhan Akbulut




Kutalmışoğlu SüleymanŞah

Kategori: OSMANLI
15/4/2007
Selçuk Beyin oğlu Arslan Yabgu'nun torunu ve Selçuklu Beylerinden Melik şihabeddin Kutalmış Beyin oğlu Gazi Süleyman şah, Anadoluyu

baştan başa fetheden ve bir Müslüman ülkesi haline

getiren büyüğümüzdür.

Alparslan'la birlikte Malazgirt muharebesine iştirak eden Gazi Süleyman Bey muharebede büyük kahramanlık göstermiştir. Zaferin kazanılmasından sonra Sultan Alparslan bu namlı kumandanını Anadolunun fethiyle görevlendirdi.

Gazi Süleyman Bey kahraman fed?ileriyle birlikte Anadolu içlerine dalarak süratle fetih hareketine girişti ve birkaç sene içerisinde muazzam fetihler yaparak Anadolunun büyük kısmını ele geçirdi.

Gazi Süleyman Bey, Artuk, Tutuk, D?nişmend, Saltuk Beyler gibi büyük kumandanları, akıncı bölükleriyle çeşitli bölgelere göndermişti. Bu kumandanlar zaferler kazanarak Anadolunun bir İslam diyarı olmasını temin etmişlerdir.

Anadoludaki fetih ordusu Kayseri civarında Bizans ordusuyla yaptığı savaşı kazandı ve hiçbir engelle karşılaşmadan Marmara sahillerine, İzmit'e kadar ilerledi.

Süleyman Bey, Konya ile birlikte bütün orta Anadoluyu fethetti. 1075'te de mühim bir Bizans şehri olan İznik ve havalisini ele geçirerek İznik'e yerleşti.

Gazi Süleyman Beyin Anadoludaki fetihleri bütün İslam beldelerinde sevinçle karşılanmaktaydı. Sultan Melikşah da çok sevdiği Süleyman Beyin muvaffakiyetlerinden dolayı her vesileyle sevincini belli ediyordu.

Sultan Melikşah, 1077'de Gazi Süleyman Bey'i Anadolu sultanı olarak ilan etti. Böylece payitaht İznik olmak üzere Anadolu Selçuklu devleti tarih sahnesine çıkmış oluyordu.

Süleyman şah, Bizansın içişlerine de karışıyor, desteklediği şahsı kral yaptırıyordu. Nitekim krallığını ilan eden Bizans kumandanı Botaniates'i desteklemiş ve bu kumandanın yanına iki bin asker vererek tahtı ele geçirmesine yardımcı olmuştu.

Askerlerine ve halka son derece iyi davranan ve adaletle iş ören Süleyman şah gayr-i müslim yerli halkın da takdirini kazanmıştı. İç isyanlar ve kötü idare yüzünden perişan olan yerli halk, Süleyman şah idaresinde huzur ve sük?na kavuşmuşlardı.

Bir yandan fetihler devam ederken, diğer yandan fethedilen topraklara Müslümanlar getirilip yerleştiriliyordu. Azerbaycan, Türkistan ve İran'dan onbinlerce Müslüman aile Anadoluya göçetmeye başlamıştı.

Süleyman şah, Kapıdağı yarımada ile çanakkale Boğazı'nın Asya sahillerini de ele geçirdi. İstanbul Boğazına kadar olan kısımlar daha önce ele geçirilmişti. öyle ki Selçuklu orduları üsküdar'a kadar gelmiş ve hasretle İstanbul'u temaşa etmişlerdi.

1081'de yapılan anlaşmaya göre, Selçukluların Marmara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip oldukları Bizanslılarca da kabul edilmiştir.

Süleyman şah 1082 yılında çukurova'ya girdi ve ilk önce Tarsus'u fethetti. 1083'te ise Adana, başta olmak üzere bütün Kilikya (Adana civarları) beldelerini hakimiyyeti altına aldı.

Süleyman şah'ın en büyük arzusu Antakya'yı ele geçirmekti. Bu maksatla yola çıktı. Harek?tını gizli tuttu. 12 gün boyunca gündüzleri konaklamak ve geceleri yol almak suretiyle ordusunu ilerletti. 13 Aralık 1084 günü Antakya önlerine geldi ve ani bir hücumla şehri ele geçirdi. şehrin büyük kilisesini camiye çevirdi. İlk cuma namazında 120 müezzin bir ağızdan Ezan-ı Muhammedi'yi okudu.


Süleyman şah şehrin ahalisine çok iyi davrandı ve şehri baştan başa imar ettirdi.

Süleyman şah Anadoludaki fetih harek?tını devam ettirdi. Kumandanlarını çeşitli bölgelere gönderdi. Bunlardan Buldacı Bey, 1085 başlarında Maraş, Elbistan, Göksun ve Besni kalelerini fethederek bu bölgeleri ele geçirdi.

Bu esnada çaka Bey İzmir'i fethetmiş, İzmir Körfezinde büyük bir donanma kurdurarak Selçuklu Devletinin ilk deniz kuvvetlerinin kurucusu olmuştu.

Gümüştekin Bey ise Urfa ve Antep çevresini fethetmişti. 1085'e doğru bütün beylikler bir araya getirilmiş ve Anadolu'da kuvvetli bir devlet doğmuştu. Süleyman şah Kurucusu olduğu devletin birliğini temin etmişti. 1105'e doğru bütün Anadolu Müslümanların eline geçmişti. Anadolu f?tihi Süleyman şah, devlet idaresinde de maharetini göstermiş ele geçirdiği topraklara kök salmak için müslüman ahalinin Anadoluya yerleşmesini temin etmişti.

Süleyman şah zaferden zafere koşarken, Sultan Melikşah'ın kardeşi Sultan Tutuş da saltanat hevesine kapılmış, Suriye'de bir devlet kurmak maksadıyla sağa sola saldırmaya başlamıştı.

Süleyman şah, Sultan Tutuş'un bu hareketlerine dur demek maksadiyle ordusuyla birlikte Tutuş'un üzerine yürüdü. İki ordu 5 Haziran 1086'da Halep yakınlarında karşı karşıya geldi. Muharebenin en şiddetli safhasında bir kısım Türkmenler Süleyman şah'ın safını terkederek karşı tarafa geçtiler. Bunun üzerine Süleyman şah'ın ordusu bozuldu. Kendisi de muharebe meydanında vuruşurken şehid düştü. Cenazesi büyük bir cemaatle kılınan cenaze namazından sonra Halep kapısında defnedildi.

Anadolu f?tihi Süleyman şah'ın şehadeti, Anadolu'da ve bütün Selçuklu beldelerinde üzüntüyle karşılandı.

Sultan Melikşah, Süleyman şah'ın oğlu I.Kılıçarslan'ı İsfahan'a getirterek ihtimamla yetiştirdi.

Süleyman şah'ın sağlam temeller üzerine bina ettiği devlet 1308'e kadar tarih sahnesinde kalmıştır.
alıntıdır

Sırpsındığı Zaferi'ni kazanan kumandan

Kategori: OSMANLI
15/4/2007


Sayıları 60 bin ile yüz bin arasında olduğu tahmin edilen büyük Haçlı ordusu Edirne'nin kuzeydoğusundan Meriç kenarındaki Sırpsındığı mevkiine gelmişti. Buradan Edirne üzerine yürüyüp Edirne'yi alacak, daha sonra Müslümanları Anadolu'dan çıkaracaklardı. Hayalleri buydu. Ve gördükleri kadarıyla önlerinde bir engel de yoktu. çünkü yüreklerine korku salan şanlı bir devletin padişahı Sultan I.Murad büyük ordusuyla birlikte Bursa'da idi. Rümelinde bulunan Lala şahin Paşa'nın kuvvetleri de sınırlıydı. İşte bütün bunları hesap ederek büyük bir sevinçle içip eğlenmeye koyulmuşlardı. Onların bu durumunu yakından takip eden Osmanlı Devletinin gazalarda pişmiş şanlı bir kumandanı vardı; Hacı İlbeyi. Keşifte bulunmak üzere on bin gazi dervişiyle yola çıkmış ve düşmanın konakladığı yere yakın ormanlıkta askerlerini mevzilemişti.

Düşman sarhoş olmuştu. Hepsi kendilerinden geçmişti. Bu durumu gören Hacı İlbeyi kendilerinden on misli kalabalık düşmana hücum ederek imha etmeyi planlamış ve bu planını askerlerine şöyle açıklamıştı:

"Arkadaşlar, düşmanımız savaşa değil, düğüne gider gibi gelmekte. Geceleri şarap içip sarhoş olmaktalar. Bunlar ordu değil, bir yığın sarhoş sürüşüdür. Bir sürü koyun, bir kurt'a birşey yapamaz ama bir kurt bir sürü koyunu parça parça eder. Hele bu sürüye saldıracak olanlar sizin gibi aslan yürekli bir alay şahbaz yiğit olursa, düşman, güneş karşısında kalmış kar gibi erir, dayanamaz. Gece yarısından sonra düşmana üç koldan, dağılmadan ve topluca saldıracağız. Bir vurup kenara çekileceğiz. Düşman bocalayacak ve şaşıracaktır. Sonra tekrar saldıracağız. Allah bizimle beraberdir. Biz buralara kadar Allah'ın ismini yükseltmek ve İsl?mı yaymak için geldik. Düşmanın çokluğuna bakmayınız. Ecdadımız Alparslan koca bir orduyu mağlup etti. Krallarını da esir aldı. Ben, güneş zulmeti boğar, dünyayı nura gark ederken, Balkan dağlarının ufkunda zaferin kucak açıp bizi beklediğine inanıyorum."

Bu konuşmadan sonra Hacı İlbeyi Mehteran'ın ceng havası çalmasını emretmiş ve yeri göğü inleten ceng havalan çalınmaya başlar başlamaz, "Bismillah, hücum!" diyerek askerlerini üç koldan hücuma geçirmişti. Sarhoş ve uyku sersemliğinde iken aniden hücuma uğrayınca neye uğradığını şaşıran düşman askerleri paniğe kapılmış ve telaştan birbirlerini kırmaya başlamışlardı. Onlar Sultan Murad'ın ordusuyla gelip hücuma geçtiğini zannetmişlerdi.

On bin gazi dervişin kılıçlan yıldırım gibi işlemekteydi. Haçlı ordusunun büyük bir kısmı kısa bir zamanda imha edilmiş, kalanları ise can havliyle kaçışmaya başlamıştı. Macaristan kralı I.Layoş da kaçanlar arasındaydı.

1364'te kazanılan bu zafer Anadoluda büyük sevinçle karşılandı.

İşte Sırpsındığı'nda Haçlı Ordusunu imha eden bu namlı kumandan Osmanlı devletinin Rumelindeki fetihlerinde büyük payı bulunan Hacı İlbeyi'dir.

1305 yılında Balıkesir'de dünyaya gelen Hacı İlbeyi'nin babası Karasi Beylerindendi. Kendisi de Karasi Beyi Dursun Beyin emirlerinden birisiydi. Hac vazifesini ifa ettikten sonra "Hacı İlbeyi" diye anılır olmuştu. Orhan Gazi zamanında Karasi Osmanlılara geçince Hacı İlbeyi de Karasi Beyi tayin edilen şehzade Süleyman'ın maiyetine girmişti.

Süleyman şah ve Evranos Gazi ile birlikte Rumeli fütuhatına katılan Hacı İlbeyi, Sultan I.Murad Hüdavendig?r tahta çıkınca Rumeli kumandanı olmuştu.

Gözüpek ve mahir bir kumandan olan Hacı İlbeyi maiyetindeki gönüllü askerlerle fetihten fetihe koşmaya başlamıştı. Sırasıyla, Dimetoka, İskeçe, Kavala, Dırama, Yenice, Dedeağaç ve Serez'i fethederek Osmanlı topraklarına dahil etti. Sultan Murad da fethedilen bu topraklara, Anadoludan müslüman aşiretleri gönderdi.

Hacı İlbeyi Edirne'nin fethinde de bulundu ve fetihte büyük rol oynadı.

Gazalarda pişmiş serdengeçtilerle sınır boylarında at koşturan Hacı İlbeyi, Kırklareli, Tekirdağ, çorlu ve Kuleliburgaz'm Osmanlı topraklanna katılışında büyük rol oynadı.

Osmanlı Devletinin Avrupa kıtasındaki büyük fetihlerinde onun kılıcının ve maharetinin payı vardır.

Rumeli f?tihlerinden Hacı İlbeyi 1364'te vefat etmiştir.
 
alıntıdır

Selçuklu Sarayındaki Görevliler

Kategori: OSMANLI
15/4/2007
Hükümdar ve sarayın hizmetinde çalışan görevliler şunlardı:

Hacibü'l-Hüccab: Karahanlılarda Ulu Hacib (Buyruk) denmekte idi.  Selçuklularda vezîr ve divan üyeleri ile sultan arasındaki yazışmaları, konuşma ve buluşmaları temin eden aracılara hacib bunların başına da Hacibü'l-Hüccab denirdi. Hacibü'l-Hüccab Osmanlı'daki mabeynci başına ve bugünkü Cumhurbaşkanlığı genel sekreterine benzetilebilir. Saray görevlilerinin en büyüğü sayılırdı. Sarayda sultandan sonra en yetkili kişiydi. Devlet idaresinde vezirden sonra gelirlerdi. Anadolu Selçuklularında eski önemlerini kaybetmişlerdir. Hacibler Türk memluklar arasından seçilir ve bir süre eğitimden sonra bu göreve gelirlerdi.
Hacibü'l-Hüccablar dışarıdaki görevlere de tayin edilirlerdi. Valilik ve ordu kumandanlığı yapanları vardır. Büyük Selçuklularda Haciblerin başına "Hacib-i Buzurg", "Hacib-i Kebir",  "Emir Hacib" dendiği de olmuştur. Anadolu Selçuklularında İse "Melikü'l Hacib", "Emir Hacib" denmekteydi.

Candarlar: Büyük Selçuklularda sarayı koruyan askerlere candar bunların başında bulunanlara da emir-i candar denirdi. Anadolu Selçuklularında da aynı vazifeyi yapan saray görevlileri vardı. Candarlar arasından atabeyliğe kadar yükselenleri ve yüksek görevlere gelenleri olmuştur. Candarlar divanın da muhafazasını sağlarlardı. Hükümdarın idam emirlerini candarlar uygulardı. Ama asıl vazifeleri sultanın ve sarayın güvenliği idi.

Emir-i Alem: Sancak yada bayrağı taşıyan ve koruyan kişi olup, özellikle savaşlarda çok önemli bir fonksiyonları vardı. Öyle ki, sancağı tutan kişi güçlü olmalı askerlerin gözünden kaybolmamalıydı.

Şarabdar-ı Has: Hükümdarın meşrubatını hazırlar ve korurdu. Emrinde hademe ve sakiler vardı. İçilecek içkiler sarayın kilerinde korunurdu. Saray kilerine kilerci bakardı. Sarayda şarabın saklandığı yere de "şarabhane" denirdi. Diğer Türk-İslam devletlerinde benzer kurumlar görev yapmaktaydı.

Serhenk veya Çavuş (Durbaş): Törenlerde hükümdarın önünden gider ve yol açarlardı. Günümüzde dahi orduda ve halkımız arasında önden giden ve yol gösterip örnek olan kişilere çavuş denmektedir. Çavuşların ellerinde değnekler ve bellerinde de kıymetli taşlarla süslü kemerler vardı. Halktan şikayeti olanlarla ilk muhatap olanlar bu çavuşlardı. Dîvan yazışmalarının bir yere götürülmesinde çavuşlardan yararlanılırdı. Törenlerde tebaya "savulun, uzak durun" diye bağırırlardı.

Emir-i Ahur (İlbaşı): Mirahur yada imrahor dendiği de olmuştur. Hükümdarın sarayında bulunan atlara bakan seyislerin ve hademelerin başına Emir-i Ahur denilirdi. Anadolu Selçukluları Haçlılar zamanında ahır kontu anlamına gelen "Kont istabl" da demişlerdir. Emir-i ah ur merasimlerde hükümdarın atını dizginlerinden çekerlerdi. Diğer saray görevlilerine nispetle ufak bir memuriyet sayılırdı.
Vekil-i Has: Mutbak, Şarabhane, gulam vesair görevlilerinin nazırı idi. Saray içerisinde bulundurulması Nizamülmük'ün tavsiye ettiği görevlilerdendir.

Nedimler veya Musahipler: Sarayda devrin seçkin bilgin ve şairlerini bulunduran Selçuklu sultanları onların ilminden ve sohbetlerinden zevk alırlardı. Hükümdar bu şekilde ilmi seviyenin en zirve bilgilerini saraydan halka dağıtırdı. Sarayda sultanı eğlendiren cüceler, soytarılar, hasekiler, vuşaklar, dilsizler ve müzisyenler de bulunmaktaydı.

Emir-i Hares: Ceza infaz emiri olup, kösleri, alemleri ve nevbetleri olurdu. Hacibten sonra sarayda en yetkili görevli idi. Yasacının 20si altın, 20'si gümüş asalı 40 hademesi vardı.

Emir-i Dad: Bizzat hükümdarın yetkisini de kullanabilen adalet mevkii idi. Hacibü'l-Hüccablar bazen bu görevi geçici olarak üstlenirlerdi. Vezir de denen bîr görevdi. Selçuklu'da bu müessesenin devletin kuruluşundan İtibaren bulunduğu bilinmektedir.

Emir-i Devat: Emir-i devatlık bir nevi divan katipliği olup diviti taşıyan, muhafaza eden ve  gizli evrakı yazıp hıfz eden kişilerin başında bulunana verilen isimdi. Devattar da denirdi. Sultanın ve vezirin devattarı olduğu gibi divanın da ayrıca devattarı bulunurdu.

Emir-i Çaşnıgir: Hükümdarın sofrasına nezaret ederdi. Sofracı veya garson denilebilecek türden işlerden sorumlu olup hükümdarın yemeklerini öncelikle çaşnıgirlerin başı Emir-i Çaşnıgir tadardı. Bu bakımdan çok güvenilir kişiler arasından seçilirlerdi. Sultanın hayatı bir noktada onun elindeydi. Nitekim Anadolu Selçuklularında II. Gıyaseddin Keyhüsrev Emir-i Çaşnıgir Nasreddîn Ali'yi kandırarak babası I. Alaeddin Keykubad'ı zehirletmiştir.

Emir-i Meclis: Sultanın özel "bezm" meclislerinde hizmet yapan görevlilerin başında bulunurdu. Bezmlere yüksek devlet erkanı ve hükümdara yakın kişiler katılırdı. Çok önemli devlet işleri bu mecliste görüşülürdü. Bezm meclisleri "bezmhane" adı verilen yerde toplanırdı. Sultanla görüşmeye gelenlere aracılık ederek bir nevî teşrifatçılık görevi de yaparlardı.

Emir-i Şikar: Şikar "av" demektir. Hükümdarın av köpeklerini ve kuşlarını yetiştirenlerin reisine emir-i şîkar denirdi. Bu kişiler hükümdarla birlikte ava giderler, av işlerini bizzat organize ederlerdi. Bir nevi spor faaliyeti organize edenlere benzer bir görevleri vardı.

Üstadu'd-Dar: Öncelikle saraya ait masraflarla ilgilenirdi. Yine hükümdarın alışveriş işleriyle ilgilenir, her türlü evkaf işlerine bakar ve kontrol ederdi.

Emir-i Mahfil: Çeşitli merasimlerde ve Cuma resmi kabullerinde hükümdara teşrifatçılık yapardı. Bu teşrifat sırasında bol yenli özel bir elbise giyer ve büyük  bir  sarık  takardı. Merasimden sonra hükümdara yönelik klişe bir dua veya telkin cümlesi söylerdi.

Havayic Salar: Saray aşçısı olup yemekler bunun nezaretinde pişerdi. Bütün saray mutfağı ve kilerindeki görevliler buna bağlıydı. Kilerle beraber saray mutfağının tamamına havayichane denirdi.

Osmanlıların ilk Askeri Teşkilatı

Kategori: OSMANLI
15/4/2007

Bizans İmparatorluğu'nun hududlarında bulunan ve Osman Gazi'ye bağlı olan Türk aşiretleri atlı idiler. O dönemin iklim, harp, teknoloji ve siyasi şartlarına göre bu gerekliydi. Bu sebeple Osman Bey zamanında harplere istirak edip fetih yapanlar bu aşiret kuvvetleri idi. Aşiret kuvvetleri, başlarında serdarları olmak üzere Osman Bey'in hizmetine giriyor, fetihlerin sonunda ganimetlerden pay alıyor ve zapt edilen topraklardan yerleşme hakkı elde ediyorlardı. Toprağa yerleşen Türkmenler, tasarruf ettikleri (kullandıkları) yer karşılığında Osman Gazi'ye tabi oluyorlardı. Tımarlarının gerektirdiği sayıda atlı askeri de savaşa gönderiyorlardı. Osman Bey, uç beyi olduktan sonra kendisi ile yakın çevresini koruyan ve yevmiye hesabı ile ücret alan askerlerin sayısını artırdı. Bunlar, Selçuklular'da olduğu gibi "Kul" veya "Nöker" adı ile anılıyorlardı. Ulûfeli askerlerin sayısı, beyliğin gücü ile orantılı olarak artıyordu. Bu bakımdan beyliğin sınırları genişledikçe Osman Bey'in kapısındaki kul sayısı da artıyordu.
Osman Bey zamanında, beyliğin kuvvetleri, hizmetleri karşılığı ganimetten hisse alan ve feth edilen yerlere atlı asker vermek şartıyla yerleşen Türkmen kuvvetleri ile ücretleri gündelik olarak ödenen Osman Bey'in şahsî askerlerinden ibaretti. Nöker veya Kul adını taşıyan bu askerler, fetih hareketlerinde henüz etkin rol oynayacak sayıya ulaşmamışlardı.

Aşiret kuvvetleri ile ulûfeli askerler, ilk zamanlarda yeterli oldularsa da fetihler çoğaldıkça sayı olarak kifayet etmemeye başladılar. Bu bakımdan Osman Bey, fetihlere devam edebilmek için dinamik eleman arayışına başlama ihtiyacini duydu. Bundan sonra ihtiyaç hasil olduğu zaman Söğüt, Karacaşehir, Eskisehir ve Bilecik dolaylarındaki köylerde oturan ve tarımla uğraşan Türk köylülerinden yararlanmaya karar verdi.
Atlı olan aşiret birlikleri, özellikle kale muhasaralarında fazla tesirli olamıyorlardı. Bundan başka fetihler sonucu arazi genişleyip birçok gayr-i müslimin, devletin vatandaşı durumuna gelmesi ve muhasaraların uzaması üzerine aşiret kuvvetleri, istenilen zamanda istenilen yere ulaşamıyorlardı. Bu sebeple Orhan Bey döneminde yeni ve devamlı bir askerî birliğe ihtiyaç duyuldu.


YAYA VE MÜSELLEMLER


Osman Bey'in ölümünden kısa bir süre sonra, beyliğin sınırlarının genişlemesi ve kısa bir gelecekte, daha bir genişlemeye namzed olması,Orhan Bey'i askerî, malî ve idarî düzenlemeler yapmak zorunda bıraktı. Gerçekten de beylik çerçevesinden çıkıp güçlü bir devlet haline gelmek için, düzenli bir orduya ihtiyaç vardı. Orhan Bey de bu görüşten hareketle önce orduyu ele aldı.
Orhan Bey'in saltanatının ilk yıllarında askerî kuvvetler, Osman Bey zamanından pek farklı değildi. Fetihler arttıkça toprağa yerleşen Türkmenlerin sayısı artmış, buna bağlı olarak tımarlı sipahî sayısı da çoğalmıştı. Kul veya Nöker denilen sınıf, Osman Bey zamanında olduğu gibi yine ulûfe alıyordu.
Fetihlerin devamı için zarurî olan ordunun organizasyonu, yani, ilk düzenli birlikler, Bursa'nın fethinden sonra ve İznik'in fethinden önce Vezir Alaeddin Paşa ile Bursa Kadısı Çandarlı Kara Halil'in (öl. 1387) teklifleri doğrultusunda yapılmıştı. Buna göre devamlı surette savaşa hazır yaya ve atlı bir kuvvetin bulundurulması gerekiyordu. Bu maksatla Türk gençlerinden meydana getirilen bu ordunun atsız askerine "Yaya", atlı askerine de "Müsellem" adı verildi. Alaeddin Paşa'ya göre askerî sınıfa mensub olan kimseler ile vezirler, özel bir kıyafet giyerek halktan ayırdedilmeliydi. Bu sebeple, bunların giyecekleri elbise ve başlarında taşıyacakları sarığın renk ve biçimi tesbit edildi. Buna göre bunlar "Ak börk" giyeceklerdi. Böylece taşradaki tımarlı sipahilerden de ayrılacaklardı.

Türk gençlerinden kurulan ve her biri bin kişi olan bu askerî birliğin efradı. Çandarlı Kara Halil tarafindan seçilmişti. Aşıkpaşazâde'nin ifadesine göre birçok kişi "Yaya" yazılmak için Çandarlı Kara Halil'e müracaat etmişti. Savaş zamanında bu gençlere önce birer, daha sonra da ikişer akça gündelik verilmesi kararlaştırıldı. Savaş olmadığı zamanlarda da ziraat yapmak üzere kendilerine toprak tahsis edildi. Bunlar, vergilerden muaf tutuldular. Orhan Bey zamanında hassa ordusu sayılan yaya ve müsellemler, kaç sancak varsa o kadar yaya ve atlı sancağa bölünerek başına sancakbeyi tayin edildi. Yaya denilen piyade sııfının her on kişisi için bir baş (onbaşı), her yüz kişiye de daha büyük bir baş (yüzbaşı) tayin edilmişti. Müsellem adı verilen atlı birliğin her otuz kişisi bir "Ocak" meydana getiriyordu. XV. yüzyıl ortalarına kadar fiilen silahlı hizmette bulunmuş olan bu Yaya ve Müsellemler, Kapıkulu ocaklarının kurulup gelişmesiyle yerlerini onlara terk ettiler. Daha sonra Rumeli'deki Yürükler, Canbazlar ve Tatarların katılmasıyla Osmanlı askerî teşkilâtının geri hizmet sınıfını meydana getirdiler. Bu sınıf, köprü yapımı, yol inşaatı, kale tamir ve yapımı ile hendek kazımı gibi işlerde kullanıldı.

Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti'nin ilk döneminde, yani Osman Bey zamanında beyliğin kuvvetleri iki kısımdan ibaret bulunuyordu. Bunlardan biri, Türkmen aşiretlerinden sağlanan ve kendilerine hizmetleri karşılığında elde ettikleri ganimetler dışında tımar da verilen atlı kuvvetler, diğeri de Osman Bey'in, ücretlerini gündelik olarak verdiği şahsî askerlerdi. Bunlara Nöker deniyordu ki tamamı hür insanlardan meydana gelmişti. Orhan Gazi döneminde ise Yaya ve Müsellem adı ile yeni ve devamlı bir askerî birlik kurulmuştu.
Bu bilgilerin ışığı altında konuya bakıldığı zaman Osman ve Orhan Bey'ler zamanında Osmanlı ordusu, üç gruptan teşekkül ediyordu. Bunlardan biri aşiret kuvvetleri, ikincisi Nöker adı verilen ve sonradan "azab" adını alan şahsî askerler ki bir çeşit hassa orduyu meydana getiriyorlardı. Üçüncüsü de biraz önce kuruluşlarından bahsettiğimiz Yaya ve Müselle ordusu idi.
Kuruluş döneminden başlamak üzere Osmanlı ordusu "Kara" ve "Deniz" olmak üzere iki kısımdan ibaretti.

Osmanlı Devleti , Osmanlı Yazıları , Osmanlı Medeniyeti , Osmanlıda bilim , Osmanlı Büyükleri , Gerçek Tarih

Kategori: OSMANLI
28/2/2007

Osmanlı Medeniyeti Blogu

 

 
Tarih Yazı Başlıgı
  28/2/2007 03:50 Sağlık , Bilim , Kadınlar , Doğal Güzellik , Şifalı Besinler   Göster 
  28/2/2007 03:43 Genel Kültür , Bilim , islam , Osmanlı , tarihi bilgiler ,   Göster 
  28/2/2007 03:27 Kadınlar , Güzeller , seks , cinsellik , sağlık , cilt bakımı , göğüs , dudaklar , popo ,   Göster 
       
  25/2/2007 07:00 Takiyüddin   Göster 
  25/2/2007 06:59 Bediüzzaman Said Nursî   Göster 
  25/2/2007 06:58       Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974)   Göster 
  25/2/2007 06:57 SAİT FAİK ABASIYANIK   Göster 
  25/2/2007 06:54 Halikarnas Balıkçısı   Göster 
  25/2/2007 06:48 Ahmet Haşim   Göster 
  25/2/2007 06:46 Ahmet Hamdi Tanpınar   Göster 
  25/2/2007 05:34 Bernard Lewis   Göster 
  25/2/2007 05:18 Deli Petro   Göster 
  25/2/2007 05:11 Napolyon Bonapart   Göster 
  22/2/2007 05:03 Muğla | otel, hotel, seyehat, turizm, turkey, belediyesi, resimleri, ilçeleri   Göster 
  22/2/2007 04:58 Antalya | otel, hotel, seyehat, turizm, turkey, belediyesi, resimleri, ilçeleri   Göster 
  21/2/2007 02:14 İslam Dünyası , islam alemi , islam yazılar , islam bilgileri , osmanlı   Göster 
  21/2/2007 02:05 Bilgisayar Dünyası , yazılar , bilgiler , internet , program , adsl ...   Göster 
  21/2/2007 01:54 Video Siteleri , Videolar , şarkılar , gizli çekimler , video programları , video blog , video yazıları   Göster 
  21/2/2007 01:32 Msn yazıları , programları , spaces , msn messanger , msn hack , multi msn , msn botları , avatarlar , resimler , smileylar   Göster 
  20/2/2007 04:31 GELİBOLU   Göster 
  20/2/2007 04:28 DALIŞ CENNETİ DAYLAN   Göster 
  20/2/2007 04:26 Kız Kulesi   Göster 
  20/2/2007 02:55 Erzurumlu ibrahim hakkı   Göster 
  20/2/2007 02:43 ibni Sina (lokman hekim)   Göster 
  20/2/2007 02:42 Kadızâde Rûmi   Göster 
  20/2/2007 02:06 SÜMELA MANASTIRI   Göster 
  18/2/2007 01:28 Osmanlı arşivleri elektronik ortamda   Göster 
  14/2/2007 01:04 Türkiye'nin ilk fast-food'u SİMİT   Göster 
  12/2/2007 02:17 Amerika Kıtası'nı Türkler mi buldu?   Göster 
  11/2/2007 07:37 Bilimsel Devrim - Copernicus -   Göster 
  11/2/2007 07:30 EBU EL-NASIR EL-FARABİ ( 870 - 950)   Göster 
  11/2/2007 07:21 OSMANLI DÜNYASINDA BİLİM   Göster 
  11/2/2007 07:03 Dede Korkut Hayatı   Göster 
  11/2/2007 07:01 DEDE KORKUT MİRASI   Göster 
  10/2/2007 05:18 OSMANLILAR´DA TOPLU TAŞIMA KURALLARI   Göster 
  10/2/2007 04:51 Bursa | otel, hotel, seyehat, turizm, turkey, belediyesi, resimleri, ilçeleri   Göster 
  10/2/2007 04:44 Konya | otel ,hotel ,seyehat ,turizm, turkey ,belediyesi, resimleri ,ilçeleri   Göster
  9/2/2007 12:10 İstanbula su tesisi yaptıran tarihi şahsiyetler   Göster 
  9/2/2007 12:05 Osmanlıca Terimler Sözlüğü   Göster 
  4/2/2007 05:17 Osmanlı Padişahları , Büyük Ecdadımız ( Video , Mehter Marşı )   Göster 
  3/2/2007 04:47 Türk ve Osmanlı avatarları,en güzel yazılı türk avatarları yazılı osmanlı avatarları...   Göster 
  3/2/2007 04:18 Belçika'ya Türk hacker saldırısı   Göster 
  3/2/2007 04:04 Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele   Göster 
  3/2/2007 03:59 ERMENİ ÇOCUKLARIN, SİSTEMATİK ŞEKİLDE BEYİNLERİ YIKANIYOR   Göster 
  29/1/2007 04:10 Balıkesir | otel ,hotel, seyehat, turizm, turkey, belediyesi, resimleri, ilçeleri   Göster 
  28/1/2007 11:47 Osmanlı İmparatorluğu-Video   Göster 
  21/1/2007 11:19 Türk Töresi   Göster 
  21/1/2007 11:08 Cirit   Göster 
  21/1/2007 11:07 Atçılık Binicilik   Göster 
  21/1/2007 11:06 Ata Sporu KILIÇ   Göster 
  21/1/2007 10:49 YILDIRIM BEYAZIT   Göster 
  21/1/2007 10:49 YAVUZ SULTAN SELİM   Göster 
  21/1/2007 10:48 SULTAN IV. MURAT   Göster 
  21/1/2007 10:48 ŞEYH EDEBALİ   Göster 
  21/1/2007 10:48 SÜLEYMAN ŞAH   Göster 
  21/1/2007 10:46 ORUÇ REİS   Göster 
  21/1/2007 10:46 OĞUZ HAN   Göster 
  21/1/2007 10:45 ORHAN GAZİ   Göster 
  21/1/2007 10:45 OSMAN GAZİ   Göster 
  21/1/2007 10:41 KÖROĞLU   Göster 
  21/1/2007 10:39 ITRÎ   Göster 
  21/1/2007 10:34 ERTUĞRUL GAZİ   Göster 
  21/1/2007 10:31 AKŞEMSEDDİN   Göster 
  21/1/2007 10:24 SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN   Göster 
  21/1/2007 10:20 ALİ KUŞCU   Göster 
  21/1/2007 10:05 Elma (Kızıl)   Göster 
  20/1/2007 07:47 MEDENİYET NEDİR ?   Göster 
  20/1/2007 07:46 ZEKÂ NEDİR ?   Göster 
  20/1/2007 07:43 İLİM NEDİR?   Göster 
  20/1/2007 07:41 MEDRESE   Göster 
  20/1/2007 07:30 İSLÂMİYET VE GERİ KALMAK   Göster 
  20/1/2007 06:07 İstanbul'un Fethi ( Piyes )   Göster 
  20/1/2007 06:04 Hazır Cevaplar   Göster 
  19/1/2007 12:06 İSTANBUL'UN FETHİ   Göster 
  18/1/2007 11:52 Gerçek Tarih IV   Göster 
  18/1/2007 11:51 Gerçek Tarih III   Göster 
  18/1/2007 11:48 Gerçek Tarih II   Göster 
  18/1/2007 11:45 Gerçek Tarih I   Göster 
  16/1/2007 04:06 BÜYÜK İSLAM ALİMİ BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'DEN TERÖR VE ANARŞİYE ÇÖZÜMLER   Göster 
  16/1/2007 04:02 KIBRIS TÜRK'TÜR TÜRK KALACAK!   Göster 
  16/1/2007 04:00 KOSOVA SORUNU VE BALKANLAR'I DOĞRU ANLAMAK....   Göster 
  16/1/2007 03:52 KURTARICISINI BEKLEYEN KAFKASLAR VE ORTA ASYA   Göster 
  16/1/2007 03:51 İSLAM BİRLİĞİ’NİN MÜSLÜMANLARA KAZANDIRACAKLARI   Göster 
  16/1/2007 02:47 Kürtleşen Ermenilerin Sırları   Göster 
  16/1/2007 02:45 Ermenillerin Yüzünü Kızartan FERMAN   Göster 
  16/1/2007 02:40 BEKLENEN OSMANLI NASIL GELECEK? ( GETİRİYORUZ İNŞALLAH ...)   Göster 
  16/1/2007 02:31 Türk-İslam tarihinin en ihtişamlı yapısı   Göster 
  16/1/2007 02:17 Osmanlı resimleri..   Göster 
  16/1/2007 01:40 DARWINİZM'İN İNSANLIĞI KANDIRMASI 3   Göster 
  15/1/2007 02:11 Belçika'ya Türk hacker saldırısı   Göster 
  13/1/2007 11:26 SİYONİST İDEOLOJİ   Göster 
  13/1/2007 11:24 SİYONİZMİN KÖKENLERİ   Göster 
  11/1/2007 02:31 ATALARIMIZIN! BÜYÜKLERİMİZİN! Verdikleri hızlı cevplar - 1 -   Göster 
  11/1/2007 02:16 İSTANBUL HAYRANLARI - Batılı Gezginlerin İstanbul Hakkında ki Görüşleri..   Göster

Osmanlı arşivleri elektronik ortamda

Kategori: OSMANLI
18/2/2007
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 15-19. yüzyıllar arasında tuttulan tapu kayıtlarını bilgisayara aktarmak için proje başlattı.

Osmanlı Devleti’nin, vergi mükelleflerini belirlemek amacıyla 15 ve 19. yüzyıllar arasında tuttuğu tapu kayıtları, bilgisayar ortamına taşınıyor. Kayıtlarda, bugün 21 ülkenin bulunduğu topraklardaki insan sayısı ile tarım ve hayvancılık faaliyetleri hakkında bilgiler yer alıyor.

Osmanlı’nın 1460’da Ayasofya Vakfiyesi ile başlattığı tapu bilgilerini kayıt altına alma süreci, 19. yüzyıl sonuna kadar devam etti. Bu dönem içinde Osmanlı sınırlarında yer alan 21 ülke topraklarında vergiye esas değerler, bekar ve evli insan sayısı, yetiştirilen arpa, buğday gibi ürünler, arıcılık başta olmak üzere hayvancılık faaliyetleri, değirmen sayısı gibi “dönemin profilini ortaya koyan veriler” kayıda geçirildi.

Bugün Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Ankara Oran’daki arşiv binası ile İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde korunan binlerce cilt, Tapu Arşiv Otomasyon Projesi (TARBİS) kapsamında elektronik ortama aktarılıyor.

İhalesi Kasım ayı sonunda yapılan proje, 2 yılda tamamlanacak ve yaklaşık 20 milyar YTL’ye (20 trilyon TL) malolacak.

BELGELERİN ASLI KORUNACAK
Proje kapsamında, çoğu eski dilde kaleme alınan 2 bin 334 Tapu Tahrir Defteri (15-19. yüzyıl), 22 bin 250 Zabıt Kayıt Defteri (1847-1934), 31 bin 695 Köy ve Yayla Sınır Kayıdı (1925-1967) ile 270 bin Hasılat Kayıdı Türkçe’ye çevrilerek, mikrofilm ve dijital kopyalama yoluyla bilgisayar ortamına geçirilecek.

Mevcut sistemde istenilen bir bilgiye ulaşmak için “birinci derecede korunması gereken kültür varlığı” niteliğindeki belgeler üzerinde çalışma yapılıyor. Projeyle bakım ve onarımdan geçirilecek olan belgeler, bir daha kolay kolay raftan indirilmeyecek. Bugün çelik kapılar ardında özel yangın söndürme ve soğutma sistemiyle koruma altına alınan belgeler bu sayede, “insan elinin” yarattığı tahribattan da korunmuş olacak.

Personel sayısı ve zamandan önemli ölçüde tasarruf sağlanacak projeyle, personelin çalışma ortamındaki toz, mantar gibi olumsuzluklardan etkilenmesinin de önüne geçilecek.

İNTERNETE DE TAŞINACAK
Proje tamamlandıktan sonra, bilgilerin internete taşınması da planlanıyor. Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Zeki Adlı, Osmanlı’dan devralınan tarihi mirasın, yalnız Türkiye için değil, bir dönem Osmanlı sınırları içinde yer almış ülkelerin tarihi açısından da vazgeçilmez bir kaynak olduğunu belirtti. “Bu nedenle sahip olduğumuz arşiv, milli olduğu kadar milletlerarası değer taşımaktadır” diyen Adlı, savaş sürecinde tapu kayıt arşivleri yakılan Bosna-Hersek, Makedonya ve Filistin’in Türkiye’den bu yönde yardım istediğine işaret etti.

Belgelerden çekilen mikrofilmlerin bu ülkelere gönderildiğini anımsatan Adlı, bir soru üzerine, Irak ve Kerkük’e ilişkin de arşivde veri bulunduğunu kaydetti. Adlı’nın verdiği bilgiye göre, arşivde, bir dönem Osmanlı sınırları içinde yer alan Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Macaristan, Makedonya, Romanya, Sırbistan-Karadağ, Yunanistan, Libya, Filistin, Gürcistan, İsrail, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan, Ürdün ile Irak’a ilişkin tapu kayıtları bulunuyor.

YILLIK 250 BİN KAYIT ÖRNEĞİ ÇIKARTILIYOR
Tapu Arşiv Dairesi Başkan Vekili Adnan Torun da, tapu tahrir belgelerine, mera, yaylak, kışlak sınır ihtilaflarında, köylerdeki kadimlik (eski) ve muhdeslik (yeni) konularında; zabıt kayıt defterlerine de taşınmaz mal mülkiyetine ilişkin işlemler (kadastro çalışmaları) sırasında başvurulduğunu belirtti.

Bu konulara ilişkin yılda ortalama 250 bin adet kayıt örneği çıkartılarak, Genel Müdürlüğün çeşitli taşra birimlerine, mahkemelere,kurumlara ve ilgili vatandaşlara gönderildiğini ifade eden Torun, projenin bu süreci çok kolaylaştıracağını kaydetti.

Arşivin ekonomik, sosyal ve tarihi konularda çalışan yerli ve yabancı araştırmacılara da kaynak oluşturduğuna dikkati çeken Torun, mevcut sistemde belgeler üzerinde araştırma yapmanın zorluğuna işaret ederek, bu yıl 1’i yabancı 31 araştırmacıya kapılarını açtıklarını söyledi. Torun, proje tamamlandıktan sonra, araştırmacılara daha sağlıklı bir ortam yaratılmış olacağını sözlerine ekledi.

« Önceki :: Sonraki »

Bu Chat Sayfasına Git! Sitene Bloguna Chat Ekle!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!