Dünden bugüne tüm first lady hanımlar
Abdullah Gülün 11inci Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda, Köşkün de başı bağlanmış olacak. Peki Hayrünnisa Gülün hayatında başörtüsünden başka neler var? İşte bire bir temastan ilk akılda kalanlar...
Nur Çintay A. E-mektup | Arşivi
Geçen senenin sonlarında, 16 Aralık Cumartesi akşamı, Orhan Pamukun Beyoğlu Cambazdaki Nobel kutlamasından başka, ilginç bir yemek daha vardı: Medya/iletişim bağlantılı bir çiftin, Boğaziçi Üniversitesi de verdiği ufak bir eş dost daveti.
Abdullah Gülle eşi de gelecek demişti davet sahibi, Ama kasacak bir şey yok, biz bize olacağız.
Kennedy Lodgeda böyle kalabalık olmayan yemekler organize edilebiliyormuş meğer. Evet, kalabalık değil, ama çeşitlilik, hele ki iz bize tanımında Dışişleri Bakanı bulundurmayanlar için şahanenin şahikasındaydı: Çiçek işlemeli kovboy çizmeleriyle Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Ayşe Soysal... TESEVin çok tartışılan Değişen Türkiyede Din, Toplum ve Siyaset araştırmasında imzası olan Prof. Binnaz Toprak... Dekoltesini şık kürk etolüyle, o yaşında hâlâ bünyesini terk etmemiş bir seksapelle örten Nazlı Ilıcak... Pozitif ayrımcılık oldu; Mehmet Barlas, Can Paker, Nuri Çolakoğlu...
Drink faslının ortalarında bir telaş hissedildi: Hayrünnisa ve Abdullah Gül çifti gelmişti. Eller sıkıldı, tebessümler edildi. Tebessümü dudağından sarkmıyordu. Hayrünnisa Gül, yüzünü komple, göz bebekleriyle birlikte güldürebiliyordu.
Siyah uzun etek, siyah ceket, içine de beyaz saten gömlek giymişti. Eşarbında bu iki rengin yanında pembe tonlarında çiçekler vardı. Gardıroplarımız çok benzeşmiyor ama haksızlık da etmeyelim; Enstitü/Kız Sanat/fetiş çizmesi/hormonlu gül rüküşlüğüne kapılmayan, makul, hatta kendi çizgisinin modern bir örneğiydi.
Son derece düzgün konuşuyor, söz çocuklarının eğitiminden açıldığında yokuş aşağı anlatıyordu. Okullar iyi gidiyordu, oğlunun açtığı blogda fikirlerini beyan etmesi gurur vesilesiydi.
Artık yemek masasına geçme vakti gelmişti. Aşağı yukarı 20 kişilik uzun bir masa, ağır abiler ortada. En dipteki, ölçebildiğim en düşük profilli sandalyeye iliştim.
Sonra birtakım gerçeküstü diyaloglar duyuldu:
- Sen niye burada oturdun ki, bak Hayrünnisa Hanımın yanı boş...
- Yok, iyi böyle, orası çok baş köşe, korkarım...
- Kızım gitsene, bak ne biçim hikâyen olur, hem seversin sen onu...
Yabaniliğim hiçe sayılarak yanına fırlatıldım.
Hayrünnisa Gülü sevdiğimi, en azından ona karşı bazılarının benden mutlak surette beklediği, bulamadığında hırçınlaştığı Bu durumda sizin önerdiğiniz dondurmacıya da gitmem artık! önyargıyı beslemediğimi söyleyebilirdim.
Bunu aydınlık ifadesine, başörtüsüyle kendini kapatıp karartanlardan olmamasına veriyordum. O akşamki komşuluğun ilk dakikalarında öğrendim ki, bir kere aynı gün doğmuşuz: 18 Ağustos!
Akabinde anlaşıldı: Hem zeki hem akıllı bir kadındı. Becerikli. İdareci. Yönetici. Güzel. Ne kadar ama ne kadar pürüzsüz bir ten; genç, kırışıksız.
Çocuklarının yaşlarını öğrenince, kendini parmak hesabı yapıp afallarken yakalıyor insan. Bir röportajda kendi de demiş: Beni çok genç görüp çocukların benim olmadığını zannedenler var. Hakikaten de Ahmet Münir, Kübra ve Mehmet Emreyle okul partilerine gitse çaktırmaz.
Formül, cildin genetiğiyle birlikte, henüz çıtırken evlenmek olsa gerek. Hayrünnisa Gül 1965, evlilikleriyse 1980 doğumlu.
Görücü-aşk sentezi
Biraz arşiv desteğiyle ilerleyelim: İzdivaca giden yol görücü usulünden geçer. Ortak akrabalarının düğünü Kayseridedir; gelin, Abdullah Beyin annesi Adeviye Hanım tarafından mimlenir. Fakat şaşırtıcı olan, taraflar arasında ciddi bir hoşlantı baş gösterir. Bir yıl nişanlı kalan çift, 21 Ağustos 1980de evlenir. Olay görücü usulü başlamış ama aşk evliliğine dönüşmüştür:
Abdullah Beyi ilk defa Kayseride bir düğünde gördüm ve gerçekten hoşlandım. Benim teyzemin oğluyla onun halasının kızı evleniyordu. O tarihte Çemberlitaş Kız Lisesi de öğrenciydim. O zaman siyasetle uğraşmıyordu, üniversitede asistandı, ders veriyordu. Bir sene kadar nişanlı kaldığımız için birbirimizi tanıma fırsatımız da oldu. Yener Bey, size açıkça söyleyeyim, kocamı çok seviyorum, ona hâlâ âşığım, ayrıca onu çok da yakışıklı bulurum. Aşk olmasa, sevgi, saygı olmasa yürümez zaten. Yener Bey, rahmetli Süsoydur.
Kalp kıpraşması, hayranlık, bağlılık, sözde değil gözdedir! Hayrünnisa Gülün gözlerine baktığınızda, kocasını gerçekten de hâlâ beğenen, ona karşı ilgisini kaybetmemiş bir kadının gözlerindeki ışığı görüyorsunuz.
Okumak içte ukde
Çemberlitaş Kız Lisesi in 1980e ait öğrenci yıllığında, başı açık, saçları düzgün taranmış, hafif bir tebessümle objektiflere bakan 1141 numaralı Hayrünnisa Özyurt, lise 2den tasdiknamesini alıp okuldan ayrılacak, iki ay sonra da Abdullah Gülle evlenecektir. Genel başarı ortalaması 8.06, okulun parlak öğrencilerinden olduğunu gösterir.
Yıllar sonra lise imtihanlarına dışarıdan girer, eksik derslerini verir. Sonra üniversite imtihanı gelir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü ü kazanmıştır. 8 Eylül 1998de kayıt yaptırmak için gelir ancak türbanlı fotoğrafı yüzünden kayıt yaptıramaz. Fakültenin önünde bir basın toplantısı düzenleyen Gül ailesi, durumu protesto eder. Başı açık fotoğrafla kayıt zorunluluğu getiren tebliğin iptali için Danıştaya başvurulur. Ancak Danıştay 8. Dairesi, isteği reddeder. Gül, Eşim 18 yıl önce de türbanlı diye lise bitirme sınavına sokulmadı der. Dava AİHM e taşınır, 2 Mart 2004 e geri çekilir.
Lisedeyken tıp veya mimarlık okumak istedim diye anlatmış Hayrünnisa Gül bir röportajında. Ama üniversite sınav sisteminde adalet yok. Geçenlerde ABD büyükelçisinin eşi misafirimdi. Oğulları mühendislik okurken, felsefe okumak istemiş ve bu fakülteye geçmiş. Bu, Türkiyede mümkün değil. Çocuklarımı, kendi okumadığım bölümleri okumak için yönlendirmedim, ama gelecekleri konusunda hedef belirlemelerini sağladım. Hiçbir zaman bu konuda baskı yapmadım. Hepsi de istediği bölümlerde okuyor.
Çocuklarının eğitimiyle gurur duyuyor, yıllar sonra kendisini liseyi dışarıdan bitirmeye iten güce, azme, hırsa, tuttuğunu koparma özelliğine rağmen okuyamamanın içinde ukde kaldığını da açık açık söylüyor. Siz de Boğaziçi mezunu musunuz? diye sordu, cevabı duyduğunda sanki daha bir içi ısındı.
Kübra başını örtmesin!
Bizim ailelerimiz karma demiş bir röportajında, Başı kapalı olanı da var, açık olanı da... Ben seçimden sonra başörtüsü takmış değilim ki. Abdullah Bey benimle başörtülü olarak evlendi. Ailemden baskı görmedim. Bu kişisel bir tercih. Kafanın içine bakmak lazım. Bir ateiste de saygılıyım. İnsan olmak önemli.
O gece, belki uluorta ifadeden imtina edeceği bir şeyi de açık açık söyledi: Kızı Kübra büyürken, başını örtmesini istemediğini! En basitinden eğitimi sırasında karşılaşacağı güçlükleri düşünerek, ona kapanmaması yolunda öğüt verdiğini... Kübra ın annesinden gizli gizli kapanmaya başladığını... Hayrünnisa Hanım, kızını başı açık sanırken, etraftan Kübra ın dışarıda örtünüyor olduğunu duymaya başladığını!..
Kübra Gül, lise 2 ci sınıftan itibaren türban takmaya, okula perukla gitmeye başladı, Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği den geçen yıl mezun oldu.
Babasının Cumhurbaşkanı olması durumunda, ironiye bakar mısınız?..
Kadınların hayırlısı
Yılları biraz geri saracak olursak, Abdullah Gülün İslam Kalkınma Bankası daki görevi nedeniyle, 1984-1991 arası Ciddede geçer. Hayrünnisa Gül, Ciddede iyi derecede İngilizce öğrenir, kalıcı dostluklar kurar: Hayatımın en iyi yıllarıydı. Cidde çok çeşitli ülke insanlarının yaşadığı bir şehir. Orada edindiğimiz güzel dostluklar hâlâ devam ediyor. Ciddeyi severim ama kadınların araba kullanmasına izin verilmediği için orada yaşamak istemem. Ankarada korumasız, şoförsüz araba kullanabiliyorum. Kendi işimi kendim yapıyorum. Böyle olmasa, Abdullah Bey bu kadar başarılı olur muydu?
Onunla ilgili en dikkat çekici, en çarpıcı noktalardan biri: Adamın işini hafifleten kadınlardan. Sorun çıkartmayan. Çözebileceği problemleri hiç aksettirmeyen. Önemli bir toplantı arifesinde, oğlunun trafik kazasını, zihnini bulandırmasın diye eşine duyurmayacak kadar serinkanlı, sakin, olaya hâkim... Hayrünnisa adı, kadınların hayırlısı anlamına geliyor. Bu açıdan, doğru seçim olmalı...
Sadece kuru hırs değil
Abdullah Bey, yoğun programına rağmen evine mümkün mertebe çok vakit ayırmaya çalışır ama yine de sorumluluk Hayrünnisa Hanımdadır: Bizle birlikte geçirdiği zamanı en etkili şekilde kullanır. Özellikle çocukların eğitimi konusunda çok titizdir ve gelişmelerden her an haberdardır. Onun eksikliğini benim dolduracağımı bilir ve güvenir. Eğer Ankaradaysa, eve çok geç gelse bile sabah çocuklarla kahvaltı eder. Kahvaltıyı da kendi eliyle hazırlamaya çalışır.
Hayrünnisa Gül, eğitim konusunda özellikle hırslıdır: Çocukların üniversite sınavları için ben de onlarla beraber iki yıl ders çalıştım sayılır. Onların sosyal yönlerinden tüm derslerine kadar her şeyiyle ilgileniyorum. Veli toplantılarına, başkalarını göndermeyip kendimiz gidiyoruz. Eğitim konusunda çok iyi noktalara gelmesini istiyoruz.
Sadece kuru hırs değil. Algısı açık, çok belli ki öğrenmeye meraklı biri.
Son selefi Köşk e tasarruf tedbirlerinin ilk sırasına internet masrafını kısmayı koyarken, o çocukların açtığı sitelerden, bloglardan haberdardır. Zaten bilgisayarda ciddi arşiv tutuyordur.
Her gün hünkârbeğendi
2002 sonbaharında, Abdullah Gülün Başbakanlık görevine gelmesinin ardından, Hayrünnisa Hanım da first ladylik dersleri almaya başlar, tam da bu tabirle yer almış gazete haberlerinde.
Talep Hayrünnisa Hanımdan gelir: Başbakanlık yetkililerini arayarak, kendisine devlet protokolü ve ilişkilerinin öğretilmesi konusunda yardımcı olunmasını ister. Başbakanlık yetkilileri, Dışişleri Bakanlığı dan yardım ister, Dışişleri Bakanlığı da protokol konularında uzman birini görevlendirir. Karşılama, ağırlama, kabuller, resmi yemekler, davetler... Bir davette bardakları nasıl tutacağından eşinin hangi tarafında yer alacağına, yürürken eşini hangi mesafede izleyeceğinden kimlerle nasıl el sıkışacağına, hangi durumda ne tür giysiyi tercih edeceğinden çocuklarıyla birlikte gerçekleşecek etkinliklerde neler yapacağına kadar pek çok alanda, devlet protokolünün gerekleri hakkında bilgilendirilecektir.
Bu çalışmalar o yıllarda nasıl gitti, takibi zor. Ama Gül, başladığı işin sonunu getirecek yapıda biri. Acayip örnekler verdi: Dışişleri Konutu un evvelden nasıl da Saldım çayıra, mevlam kayıra tekniğiyle yönetildiğine, hiç arşiv filan tutmaya gerek duyulmadığına dair.
Sadece hünkârbeğendi yapmasını bilen aşçı yüzünden, gelen yabancı konuklara, tüm gelişlerinde tekrar ve tekrar sadece bu yemek sunulurken... Artık sırf aşçının değiştirilmesiyle kalınmayıp sistematik bir şekilde, hangi tarihte hangi misafire ne ikram edildiğini belgeleyen bilgisayar kayıtları tutulduğuna dair...
Binbir model ve ebattaki tüm masa örtüsü ve peçete takımları karmakarışık vaziyette dolap diplerinde çürümeye bırakılmışken... Takımların eşleştirilip teker teker numaralandığına, tasnif edildiğine ve yine bilgisayar kayıtlarına geçirildiğine dair...
Çok sistemli, çok disiplinli, belki biraz takıntılı, biraz inatçı Abdullah Gül: Valla hanım çok takipçi, ısrarcılık erkekleri irrite eder, biraz da işkolik bir yapı. Tıkır tıkır çalışıyor. Yönetici. İş kadını. Pozitif biri. Nazik, önce mesafeli, sonra sıcakkanlı. Güçlü bir kadın. Çetin cevizse bile, yumuşaklığı da olan bir kadın. Kocasını seven bir kadın. Nevrotik değil, tel tel değil. Mutlu bir kadın. Tarzınız olmayabilir. Ama Hayrünnisa Gül bence iyi bir kadın.
* * * * *
Boyanmadı sürünmedi görünmedi
10.SEMRA SEZER
Çankaya Köşkü ün muhtemelen hakkında en az şey bildiğimiz kadını, ki Semra Sezerin hayatındaki birçok şey gibi bu da eş durumundan.
Semra Kürümoğlu Sezer, 17 Ağustos 1944 e Ankara Yeni Mahallede doğar. Geldiği Kürümoğulları aşiretinin farklı kollarından İnönülerle akrabadır. Babası bankacı olan Semra Hanım, kendisinden üç yaş büyük olan Ahmet Necdet Sezerle Ankara Hukuk Fakültesi de tanışır. 1964 e 20 yaşındayken evlenir, eşinin Dicleye çıkan tayini yüzünden ikinci sınıfta okulunu bırakır. Fakat içinde kalanı ukdeye dönüştürmez; dışarıdan fark derslerini vererek Ankara Atatürk İlköğretmen Okulu u bitirir. Diclede başladığı 33 yıllık öğretmenlik hayatı yetmediğinden, emeklilik yerine yine öğrenciliği tercih eder: O yıl çıkan bir haktan yararlanarak 53 yaşında Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü e girer. Bir süre daha öğretmenliğin ardından, eşinin geçirdiği baypas ameliyatı yüzünden emekliliğini ister.
Eşinin Cumhurbaşkanı olduğunu televizyondan öğrenir, o ilk günkü sükûnetini de hep korur. Adı en çok 2001de başlattığı Ulusal Eğitime Destek Kampanyasıyla, yabancı misafirler onuruna verdiği yemekler, en çok da Köşke türban sokmama harekatında piyon olarak geçer. Saçlarını hiç boyatmaz, 2003 e Ukrayna Cumhurbaşkanı ın verdiği yemek dışında ojeli görülmez. Hep Ankara Olgunlaşma Enstitüsü den giyinir, ülkeyi ziyarete gelen first ladyleri çaydan sonra hep Enstitüde defileye götürür. Sadece Putinin eşi Ludmilla Putina tarafından kibarca reddedilir. Köşk e oğlu Leventi ürban-free bir düğünle evlendirir, iki kızından dört toruna bir daha eklenmesi gecikmez.
Eşiyle birlikte kültür ve sanat aktivitelerinde, Migros kuyruğunda, Gölbaşı daki villalarının bahçesinde görülür. Köşkten sonra muhtemelen görüleceği yerler de buralardır.
* * * * *
CumhurbaŞkan eşleri
1.LATİFE HANIM
Mutluluk ve sevinci, en büyük saadeti ve en büyük yıkımı aynı anda yaşayacaksın. Bu saadete ve yıkıma yol açacak erkek mavi gözlü ve sarı saçlı olacak! 13-14 yaşlarındayken İzmirde sokakta kendisini zorla durdurup falına bakan Çingene kadın, Latife Hanımın kaderini de bir solukta okur adeta. O mavi gözlü, sarı saçlı erkekle, 1922 yazında karşılaşır. Mustafa Kemalin son derece romantik, oyunlu evlenme teklifinden sonra, 29 Ocak 1923 e nikâh kıyılır.
Çankayada 1000 gün geçirir Latife Hanım. Köşkte kısa sürede mükemmel bir düzen kurar. Mönüleri düzenleyip aşçıbaşına bildirir, mutfağa bizzat girmekten gocunmaz. Köşke geliş gidişlerin düzensiz oluşu gözüne batar, Mustafa Kemal itiraz etse de Türkiye Cumhuriyeti in ilk köşk protokolü ü hazırlatır. Çalışanlara bir örnek kıyafet diktirtir, yemek servisi yapacak garsonlara beyaz eldiven giydirir. Mustafa Kemalle kararlaştırıp Çankayaya kadınların da gelmesi için kabul günleri başlatır. Sonradan kadın-erkek karışık hale getirilen bu davetler, Ankara ın en önemli sosyal olayı haline gelir. 1925in Temmuzunda yaşanan ve evliliğin sonunu hazırlayan hararetli tartışma, Latife Hanımın Mustafa Kemal emriyle İzmire gitmesinin yolunu açar. İlk first lady in unutulmaz izleri köşk tarihine böyle yazılır.
2.MEVHİBE İNÖNÜ
Diyarbakırdan 9 Mayıs 1916da postalanan mektupta şöyle yazar: Uzat Mevhibeciğim ruhum, Mevhibeciğim dudaklarını, yanaklarını uzat, benim nurum ve saadetim olan o ismet yuvalarından ruhumun bütün hasret iştiyakıyla öpeyim... Bu satırların yazarı, 22 yıl sonra, Türkiye in ikinci cumhurbaşkanı olacak Miralay İsmet İnönüdür... Büyük bir muhabbetle hitap ettiği kişi ise 13 Nisan 1916da evlendiği eşi Mevhibe Hanım. 1897de İstanbul Süleymaniyede doğan Mevhibe Hanım, 19 yaşındayken o sırada 32 yaşında olan İsmet Beyle evlenir. Eşi sık sık onu yalnız bırakıp cepheye gider.
Ardından Lozan görüşmeleri başlar. Mevhibe Hanım, İsmet Paşayla birlikte İsviçreye gider. Sadeliğinden taviz vermeden yeni hayata kısa sürede uyum sağlar. Artık Başbakan eşidir. İlk oğulları Ömer, 1924 e, Erdal 1925 e, Özden 1930da doğar.
Mevhibe İnönü başkentin önde gelen kadınlarıyla ilişkiler kurar. Çay günleri düzenler. Ama içkili muhabbetlerden hoşlanmaz. Atatürkün ünlü sofrasına pek az oturmuştur. Ramazanda oruç tutar. Kurban keser. Namaz kılar. Ancak dini yönünü hiçbir zaman kamuoyuna göstermez.
Derken 11 Kasım 1938de İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçilir. Mevhibe Hanım mütevazı tavırlarından, tutumluluğundan Çankaya Köşkü de de vazgeçmez. Kıyafetlerini Kız Enstitüsü de diktirir.
En büyük eğlencelerinden biri sabahları Akasya adlı atına binmektir. Çift her cumartesi Cumhurbaşkanlığı Orkestrası ın klasik müzik konserlerine gider. 1950de CHP seçimleri kaybeder. Yeni cumhurbaşkanı Celal Bayardır. Aile tekrar ünlü Pembe Köşke taşınır. Eşi siyasi mücadeleye devam ederken o kedisini sever, hamur açıp tarhana kurutur.
3.REŞİDE BAYAR
Reşide, İnegöllüzadelerin üç kızından biri olarak 1887de Bursada doğar. Babası Rafet Bey zengin bir kumaş tüccarıdır. 16 yaşına geldiğinde Bursada Deutsche Orient Bank memuru olan Celal Beyle evlenir. Bu mantık izdivacı üç adet meyve verir: Refii, Turgut ve Nilüfer.
Dönemin yakışıklı, çekici ve pek hareketlisi olduğu söylenen Celal Beyle hayatın çok da kolay geçmeyeceği aşikârdır. Mahmut Celal aktif ve dinamik çalışmalarıyla Mustafa Kemali memnun ederken İstanbulu rahatsız eder, kaçması kaçınılmaz olur. Reşide Hanım onu destekler, sadece 23 yaşında ama sorumluluk sahibi bir kadındır. Eve gelen polisleri içeri sokmamayı başarır, kolluk güçleri kocasının peşine düşmesin diye gece boyu fesi bir takıp bir çıkararak, bir kendisi bir kocası olarak gölge oyunu oynar!
Bayar 1937de Başbakan, 14 Mayıs 1950de Cumhurbaşkanı olur. Reşide Hanım, Çoğunlukla dikiş dikerken görürdük, çevredeki fakir okullarda paltosu olmayan çocuklara palto bile dikerdi. Çankayaya çıktıktan sonra da mütevazı yaşamları devam etti. Haftada bir hanımları kabul eder, dert dinlerdi. Hiçbir şeyi ziyan etmeyen, tabakta yemek bırakılmasını hoş görmeyen bir yapısı vardı. O kadar güvenilir bir kişilikti ki diye anlatılır.
4. MELAHAT GÜRSEL
Gençliğinde Manolya Melahat lakabıyla anılan güzellik; çakı gibi bir subay olan Cemalle asker olan ağabeyi vasıtasıyla tanışır. Pek fazla aşk evliliği sayılmaz ama Cemal Gürsel genç eşini içkili sofralardan uzak tutar, kıskanır, Atatürkün sofraları dahil!
Melahat Gürsel Çankaya döneminde de sadeliği ve tevazusuyla hayranlık toplar. Arşivde fotoğrafını bulmak zordur, kendini arka planda tutar, ordu içinde ciddiyetiyle güven uyandırdığı söylenir. Gri saçlı, bir çift küpe dışında takıp takıştırmayan, sade bir kadın. Kendi tabiriyle: Ben ne Paşa ne de Reisicumhur karısı oldum, ben hep mutfaktaydım.
Cemal Gürsel, Cumhurbaşkanlığı süresince maaş almayı kabul etmez, emekli general maaşıyla geçinir. Gürseller, Çankayadaki yaşamları boyunca mutfak masraflarını kendileri karşılarlar.
Mutfağa düşünlüğüyle tanınan Melahat Hanım, Köşk garsonunun elindeki yemeklere şöyle bir bakıp Evladım, bu ne suyuyla yapıldı? diye sorar. Garson Anne, sen nasıl olsa anlarsın, çeşme suyuyla pişmiş diye cevap verince Neden yemeğin içine biraz etle kemik kaynatıp koymuyorsunuz? Daha gıdalı olur diye söylenir.
5.ATIFET SUNAY
Cevdet Sunayın, Hürriyet gazetesi tarafından İran gezisi sırasında Şahın davetinde sunulan değerli taşlardan bir yerine üç tane aldığı iddiası yayımlanan eşi Atıfet Hanım, İstanbullu babayla Bulgar göçmeni annenin ürünü olarak Üsküdarda doğar. 1929da o 21, Cevdet Bey 31 yaşındayken, 53 yıl sürecek izdivacın imzasını atarlar. Atilla, Aysel ve Argun isminde üç çocukları olur.
Cevdet Sunay, 1960 a Kara Kuvvetleri komutanı olur. İhtilal sırasında Genelkurmay Başkanıdır. Artık emekliliğe hazırlanırken dönemin başbakanı Süleyman Demirel, artık ağırlaşan Cemal Gürselden sonra kendisini cumhurbaşkanı olarak düşündüklerini söyler. Atıfet Hanımın eşini kaybetmiş acılı Melahat Gürselin bavullarını toplamasını bile bekleyemeden, hemencecik Çankayaya yerleştiği iddiası mevcut.
Fakat büyük heyecanla taşındığı Köşk, viran haldedir: Atatürk döneminden kalma perdeler erimiş, halılar delik deşik, her taraf haraptır. İlk konuklar Şah Rıza ve Farah Pehlevi geldiğinde onları oturtacak masa ve sandalye bulunmaz, devreye Orduevi girer.
Derken bir gün Atatürkün Orman Çiftliği deki köşkünden eşyalar gelir, hepsi tamir ettirilir, perdeler yenilenir, metrekaresi 9 bin liradan halılar yaptırılır, üstüne yolluklar diktirilir. Sunaylar, De Gaulleden Kraliçe Elizabethe pek çok ünlü misafire ev sahipliği yapar, Çavuşeskularla kanka olurlar. Fakat evin eksikleri bitmek bilmez. Kızları Aysel Önen, Kraliçeye serilecek doğru dürüst bir çarşaf takımının olmadığını hatırlıyorum; ağabeyimin karısının çeyizindeki takımları getirerek çözmüştük sorunu der.
Atıfet Sunay kılık kıyafetine de düşkündür. Elbiselerini çoğunlukla Faize Sevim Modaevi e yaptırır. Türk motiflerinin kullanılmasını özellikle ister. Annem cumhurbaşkanlığı devrinde o kadar çok elbise diktirmiş ki, bazılarını hiç giymeden dolaba kaldırmış diye anlatır gelini Sevgül Sunay!
6.EMEL KORUTÜRK
Ayrıcalıklı bir yeri vardır. İstanbulluluğu, ailesi, ressamlığıyla hem çok üst düzeydir hem de biraz snob ve halktan uzak olmakla suçlanır. Halbuki Uğur Çakıcı öldürüldüğünde komşusuna Çok üzüldüm, mert kadındı demiştir!
İstanbulun köklü ailelerinden Cimcozların kızıdır. Baba Salah Cimcoz, espritüelliğiyle tanınan, siyası kimliği olan, çok sosyal bir sanatseverdir. 1915 doğumlu olan Emel Cimcoz, Modadaki köşkte birçok siyasi ve sanatçıyla tanışır. Dame de Siondan sonra Lozanda okur, ardından da 1936da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi i bitirir.
Emel Cimcoz, 1944 e deniz subayı Fahri Korutürkle evlenir. Donanma Komutanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapan, Moskovaya büyükelçi olarak atanan Korutürk, emekliliğin keyfini sürerken bir sürprizle karşılaşır. İhsan Sabri Çağlayangil, smokinini alıp Ankaraya gelmesini söyler. Üç partinin uzlaşması durumunda görevi kabul edebileceğini söyleyen Korutürk, 6 Nisan 1973 e cumhurbaşkanı seçilir.
En büyük ilgim futbol. Ailece Fenerbahçeliyiz der Emel Hanım. Golde hemen Naim Talu un eşiyle birbirimizi ararız.
7.SEKİNE EVREN
Cumhurbaşkanı eşleri arasında Çankayada hiç ikamet etmemiş, eşiyle aynı kadraja girdiğini bile sayılı gördüğümüz biri Sekine Evren. Kızları Şenay Gürvit, Gülay Evren ve Miray Göksuya, babalarına eşlik ederken çok daha fazla rastlamışızdır.
Bu bir tercih değil, mecburiyet. Sekine Evren, Hollandada Şenay Gürvitin yanında piknik yaparken felç geçirir, 12 Eylül sürecinde konuşma ve yürüme zorluğu çeker. Resmi protokolde yalnızca tek kere, bir 30 Ağustos Balosu da yer alır.
Çocukluğu refah, bayramla ihtilal arası evliliği Nikâh 19 Mayıs, düğünse 27 Mayıs 1944, yokluk ve yorgunluk içinde geçmiştir. Sade ve tutumlu olduğu, şaşaadan hoşlanmadığı anlatılır.
12 Eylül olmuş, annem felçli, Genelkurmay Başkanlığı lojmanlarında kalıyorlar, ev birkaç katlı olduğu için annem inemiyor, dolayısıyla odasından çıkamıyor. Babam Sekine, Çankayaya taşınalım mı? Orası düzayak, salona inebilir, gezebilirsin diyecek oldu. Konuşamayan annemin boğazından çığlık gibi bir Hayııır koptu ve Darbe yapılıp gelindi, bizim taşınmamızın resmi olması gerekir. Referandum yapılmadan, halk istemeden asla gitmem dedi. Gururlu kadındı, laf söylenmesini kabul edemezdi. Referandumu göremedi, lojmanlarda öldü diye anlatıyor Gürvit.
8.SEMRA ÖZAL
Bir efsane, bir dönem, bir kapak kızı... İstanbullu Yeyinmen ailesinin saçlarını örüp arkada sepet yapan hanım hanımcık kızıdır Semra. Liseyi bitirdikten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi deki bir arkadaşının doğum yapması üzerine burada işe başlar, Malatyalı genç mühendis Turgutla da bu vesileyle tanışır. En dikkat çekici özelliği, kendine güveni ve rahatlığıdır. Her zaman, her yerde neşeli ve âşık bir çift profili çizerler. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti in en fazla tartışılan first ladysidir. Emin Çölaşanın Turgut Nereye Koşuyor? kitabında annesinin hiç okula gitmediğini ancak okuma yazma bildiğini yazması üzerine Semra Özal: Beş-altı kere umre bir kere de hac yaptım. Annem Dame de Sionda okumuştur, babası kaymakam olduğu için başka bir ile tayinleri çıkınca bitiremiyor ama ölümüne kadar romanları Fransızca okurdu. Rumcası da iyiydi, çok da şık bir kadındı, elleri her zaman manikürlüydü, ölüm döşeğinde bile son derece süslü bir gecelik giymişti ama beş vakit namaz kılardı. Ben de hem namazımı kılarım hem meyhaneye giderim. Dua ederim ve Allah dualarımı her zaman kabul eder. Annemin baba tarafı Mısırdan gelmiştir ve Peygamber soyundandır. Bendeki bu olumlu enerjinin oradan geldiğini düşünürüm. Baba tarafım ise saraylıdır, babamın babası sarayda tablakarbaşı mutfak malzemelerine bakan kişi, o zaman Padişah yakınlarına birçok arazi vermiş, dedeme de Balmumcuda çok geniş araziler verilmiş. Yani öyle yazıldığı gibi işçi falan değildi babam. Ben köşkte büyüdüm ve Yüzme İhtisas Kulübü ün bir baraka olduğu dönemden beri iyi bir yüzücüyümdür.
9.NAZMİYE DEMİREL
Pazar söyleşileriyle ünlü bir gazeteci, Süleyman Demirele şöyle der: Gazeteciliğimi iki röportajla bitirmek isterim. Biri Papa, diğeri de Nazmiye Hanım. Demirel Yarısını oldu bil deyince gazeteci heveslenir: Yani Nazmiye Hanımla konuşabilecek miyim? Demirel cevabı patlatır: Yoo, sana Papayı ayarlayacağım! Nazmiye Demirel bu derece konuşmaz. 1969da basına susmuştur. Peki tövbesinin sebebi nedir?
O yıl Hayat dergisinde yayımlanan bir söyleşi. Türk Kadınlarından Portreler dizisi kapsamında Nazmiye Hanıma Bu apartmanı kirayla mı tuttunuz? diye sorulur. Hayır der Nazmiye Hanım, Öteki gibi bu da bizimdir. Yani ailelerimizin.
Sonra da samimi, rahat bir tonda anlatır:
İkimizin de mensup olduğu ailelerin. Bizde ayrı gayrı yoktur. Babamla kayınpederim kardeş çocukları olurlar. Kayınvalidemle babam da akrabadır. Evlenmeleri de hep aralarında olmuş. Para, mal herkesindir.
Söyleşi yayımlanınca ortalık fena karışır; Başbakanın malvarlığının sülaleyle ortak olması da ne demektir?.. Nazmiye Hanım, samimiyetinin kurbanı olur, basınla bu ilişki son olur.
Yine o söyleşiden alıntıyla:
1955 en beri araba kullanırım. Bir pazar kocamla beraber gezerken, aramızda üçüncü bir kimsenin bulunmasından da hoşlanmam. Evet, araba yalnız benim olsun.
1954 e eşim Barajlar Dairesi Müdürüyken Eisenhoover bursu ile Amerikaya gittik. Arkasından kongreler dolayısıyla Fransaya, İsviçreye, İtalyaya seyahatler yaptık. Çok çarşı pazar gezmeye imkan bulamadım, fakat gene de her hanım gibi butiklerde esvaplar yaptırdım, vitrinlerle alakalandım.
Gözümüzde canlandığı üzere sadece uzun tırnaklarına takık, gıdılı bir kadın değildir. Gençken biraz taşralı ama lokum gibidir.
12 Aralık 1948de evlendiklerinde köyün en güzel kızıdır. 1951de, geçirdiği ağır hastalığa yanlış tedavi uygulanması sonucu, çocuk sahibi olamayacağını öğrenir, yıkılır, fakat dillere destan bir aile düzeni kurar.
Yine hafızamızda yer ettiği üzere durgun bir kadın değil, tam tersi, konuşkan, dobra, lafı gediğine koymalarına bakılırsa, son derece zeki ve hazırcevaptır.
Süleyman Bey gazetecilere bir şeyler anlatırken Nazmiye Hanımın Aman ne kadar akıllısın, vah vah dediğini duyanın çok olduğu iddia edilir. Bir gece dışarıdan geç dönen kocayı eve almadığı, Demirelin de geceyi Cavit Çağların evinde kıvrılarak geçirdiği de efsaneler arasındadır. Doğruysa, bir selam çakıyoruz buradan.
Çankaya Köşkü de şimdiye kadar ikamet eden Cumhurbaşkanı eşleri hakkında derli toplu bir kitap bulmak hiç kolay değil. Ayça Atikoğlu un Cumhurbaşkanı Eşleri/Çankayaya Dokunan Kadın Elleri içerdiği sonsuz enformasyon ve magazinle, haftanın gündemine gayet uygun düşüyor. Biz de yararlandık, teşekkür ederiz.
radikal gazetesi