
a class="postlink" href="http://upload6.postimage.org/43570/photo_hosting.html" target="_blank"> eller kalptir. kalpten geçenleri anlatır, dokunur, okşar, sever...
gün gelir, el bir gün mavi olur. boyamak ister başka bir kalbi, başka bir eli.
rengi; içine ne kadar su girerse o derece açılır, yıpranır...
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz :: Baglantı
|
22/3/2008
-
BiTaNeMiM
eller kalptir. kalpten geçenleri anlatır, dokunur, okşar, sever...
Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı.

nasıl bir duygu acaba
babanın evladının saçlarını okşaması
nasıl bir his acaba
evladın babasına sarılması
öksüze neden öksüz denir bilirmisiniz
ben biliyorum
yüreğinin yarısı büyümez hiç
zaman karanlık zaman hüzün
elini tutan olmaz güvenle
ki hayat hep küs bakar
sorgularsın hayatı ben neden öksüzüm
neden bir bayramımız olmadı hiç
babamın elini öptüğümden
yaşarsın öylesine çekine çekine
korkarsın her bakıştan
ya Allahtan korkusu yoksa
ezer gururunu geçerse diye
zordur sadece yaşayan bilir
silemezsin izlerini kırk yaşına gelsende
güneşin sıcağını düşünürsün
böylemidir sıcaklığı bir babanın
bir avuç toğrağı baba tanırsın
silik bir resmi göğsüne yaslar
saatlerce ağlarsın
kırıldığın herşeyde
öksüzlüğünü hatırlarsın
iki üç yaşında amcada dayıda
baba kokusu ararsın
nafiledir oysa hiç bir zaman bulamazsın
evlenince sanırsın bu duygu yok olacak
bir oğul doğduğunda adını yaşatacak
her bağrına bastığında
baban seni hissedecek
özleminin ayarı yokki noktası olsun
sızladıkça yarası gözler bir pınarın sızışı
soramazsın babana babam
varmı bir ihtiyacın isteğin
bildiğin ne kadar dua varsa
babam sana hediyem diye okursun
bir veda kalır dudağın ıslağında
ölümün yokluğunun soğuk teri
dökülür yanağına
babasını yitiren gözlerin karasına
m

ÖYLESİNE SEVMİŞTİM
Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
Sevdiğimiz şarkıları da
Pencereme konan yusufçukları da
Bana karanlığı bırak
Beni bırak, beni böyle bırak
Böyle ansızın, böyle yakışıksız
Böyle anlamsız, böyle dağınık
Öyle kapıda susuşun
Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
Öyle sağlam, öyle bir de vuruşun
Koy beni sensizliğe
Ve otursun içime kül gibi kor yangının
Şimdi gidiyorsun, git
Hadi git
Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma
Zaten ben seni öylesine sevmiştim
Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
Baba babam babacım
nasıl bir duygu acaba
babanın evladının saçlarını okşaması
nasıl bir his acaba
evladın babasına sarılması
öksüze neden öksüz denir bilirmisiniz
ben biliyorum
yüreğinin yarısı büyümez hiç
zaman karanlık zaman hüzün
elini tutan olmaz güvenle
ki hayat hep küs bakar
sorgularsın hayatı ben neden öksüzüm
neden bir bayramımız olmadı hiç
babamın elini öptüğümden
yaşarsın öylesine çekine çekine
korkarsın her bakıştan
ya Allahtan korkusu yoksa
ezer gururunu geçerse diye
zordur sadece yaşayan bilir
silemezsin izlerini kırk yaşına gelsende
güneşin sıcağını düşünürsün
böylemidir sıcaklığı bir babanın
bir avuç toğrağı baba tanırsın
silik bir resmi göğsüne yaslar
saatlerce ağlarsın
kırıldığın herşeyde
öksüzlüğünü hatırlarsın
iki üç yaşında amcada dayıda
baba kokusu ararsın
nafiledir oysa hiç bir zaman bulamazsın
evlenince sanırsın bu duygu yok olacak
bir oğul doğduğunda adını yaşatacak
her bağrına bastığında
baban seni hissedecek
özleminin ayarı yokki noktası olsun
sızladıkça yarası gözler bir pınarın sızışı
soramazsın babana babam
|
Çocuk olmak istiyorum’’ diyorum kimseler duymadan, içten içe…
Ne tuhaf ! Küçükken, hep büyümek isterdim…
Büyümek ve her istediğimi yapabilmek…
Şimdilerde ne çok gülüyorum, o zamanlar içten gelen isteğime..
Bir zamanlar 18 yaşında olmak, ne kadar büyük birşeydi benim için !
Sanki hayat değişecekmiş gibi bekledim doğduğum günü…
Ve birgün o gün geldi, artık 18 yaşındaydım…
Ne değişti?
Hiçbirşey…Koca bir hiçbirşey…
Hoş neyin değişmesini bekliyordum ki?
Cevap isteme, cevabım yok!
Masumdu tüm duygular ozaman…
Ne çok ağlardım…
Kimseler görmezdi gözyaşlarımı……
Daha çocukken , hayallerimi cebime koyup, unutmuştum rüyalarımı…
Olgun, sorumluluk sahibi, ne yapması gerektiğini bilmesi gereken küçük bir kız…
Herşeyi taa ozamanlarda bile içime atardım…
Kendi içimde çözmeye çalışmak yapmaya çalıştığım en zor davranıştı belki de…
Sevgimi belli edemez, hep kaçardım sevgi gösterisinde bulunanlardan…
Bu özellik hala benimle !
‘’Kelebek ‘’derlerdi bana arkadaşlarım..
Ozaman sebebini anlayamazdım..
Şimdilerde anlıyorum..
Kelebekler çok narindir, en ufak birşeyde kırılırlar ya işte sebep bu !
Hiç kırılamazdım ki oysa…
Ne ozaman ne de şimdi!
Hep anlayış ve sabırlı olmak bana yapışan hem en iyi hem en kötü özellik olsa gerek…
Şimdi 24 yaşındayım…
Ve yine ne tuhaftır ki, büyüme isteğim tersi bir hal aldı..
Artık küçülmek istiyorum…
Kapris yapmak, şımarmak istiyorum…!
Herşeye gülmek, durup dururken ağlamak…
Sokaklarda koşuşturmak...
İçimde, kaygılara yer vermeden yaşamak…
O an ne düşünüyorsam yapmak istiyorum belki de…
Ozamanlar ne yapsan çocuk olduğundan hoş görülür ya,
İşte ben o hoşgörüyü özlüyorum…
Bayramlarda sabahın erken saatlerinde herkesten önce kalkıp, bayramlıklarımı giymek, doyasıya şeker yemek istiyorum…Ta ki babam ‘’dur kızım, dişlerin çürüyecek’’ diyene kadar…
Geceleri karanlıktan korkup, ısığı söndürmeden uyumak istiyorum…
Yaramazlık yapıp, kaçmak istiyorum annemden…
Birde annemin yanında uyumak istiyorum, sıcacık…
Sözün özü ; çocuk olmak istiyorum…
Büyümek ; kötüleri tanımakmış…
Büyümek ; susmakmış..
Büyümek ; çaresizliğe boyun eğmekmiş..
Büyümek ; acıyı en derinlerde yaşamak,
sonra o acı ile gülebilmekmiş..
Herseyi anlamakmış büyümek..
Evet anlıyorum artık herşeyi..
Ve anladığıma, ağlıyorum çaresizce…
Şimdilerde küçükken sebepsiz yere akıttığım gözyaşlarımı özlüyorum..
Herkese küçük bana büyük gelen mutluluklarımı istiyorum.. Ben dileğimi geri aldım!
Çocuk olmak istiyorum…
Doyasıya çocuk olmak ...
Sevimli, mutlu, küçük bir kız çocuğu…!
Bu mümkün mü?

|
| |
bir yağmur yanaşıyor,gönlümün iskelesine
|
 |
|
21/05/2007 - sevdim
Var sayım
gidiş vakti belirsiz kaçak bir yolcuyum ben,
biletlerim hiç olmadı
hatta gittiğim yeri bilmediğim gibi,
indiğim yerinde neresi olduğunu hiç bilmedim.
Varsayalım böyle bir yolculuk sonrası
Varsayalım bahsi hiç geçmeyen bir limanda
Seninle tanıştım.
Demirler indi yüreğimden suya
Kıpırdayamadım.
Avcı hikayelerini dinledim balıklara dair
Hepsine inanmak istedim hikayede olsa
Varsayalım doğrudur dedim,
Varsayalım bahsi hiç geçmeyen bir hayatta
Seni yaşadım.
Duyuyor musun demir alma sesini
Arkadaşım kuyruklu yalan kemirmekte ipleri
Filika da tahta ama korunaklı koza gibi
Varsayalım bu gemi hiç durmadı
Varsayalım bahsi hiç geçmeyen limanda
Sen yoktun ve gemi hareket etti.
Uğraşma durduramazsın hareket etmiş gemiyi
Ufukta bir martı gibi kalana kadar bakarsın
Sende diğer uçta küçücük kalırsın bilirim.
Geminin ardında köpükten beyaz çizgi
Silinip gidecek suya karıştıkça
Biliyorum ki ;bende ne zaman gemi görsem
Saçlarıma eklenecek bir beyaz uzun çizgi
olsun biz varsayalım,
lütfen bu dediğimi yapalım,
ve varsayalım yoksa ben çıldıracağım
ün

Silinmişliğimdir Gördüğün
Ayırmışım gibi seni kendime
Ayrılmış gibi eklem eklem algım
Sen değdiğinden beri köşesine, çemberimin
Yuvarlanmaktan vazgeçişimdir dünyada
Uçar gibi yürüyorum şimdi
Hiç gitmediğim bir ötesin bana
Sana geliyorum adım adım
Dinler gibi sessizce haykırıyorum işte
Bir söz bakınıyorum kendime
Bir sen arıyorum
Bir seni arıyorum
Bir sana ulaşam
Süzülmek vardı
Beyninin kıvrımlarında
Kalbinin damarlarında
Elinin dokunduğu her şeyde
Parmaklarının ilk dokunduğu yerde
Olmak vardı..
Bildik bilmedik kelimelerin
Aşina olduğumuz cümlelerin
Hayalini kurduğun
Düşlerin
Tam ortasında
Olmak vardı..
Kelimeler sustu ansızın
Ben sustum.
Senin bilinçli suskunluğunu
Unutarak
Kızdım…
Her başını alıp giden
Uzaklar...
Şehrin hangi yerinde,
Yada ülkenin hangi şehrinde…
Kaf dağı nere…
Ardı nere…
...
Uzaklar ne ile ölçülür
Özlemle mi…
Hasretle mi…
Yoksa sevgiyle mi…
İnsan sevmediğini özler mi…
Hasret özlemediğine duyulur mu…
rdı

uzun bir yolculuğa çıkıyorum şimdi,
Ben bile kendime fazlayım,
Bırakın eksik kalsın,valizime istiflediğim hayallerim...
Kimbilir belki de dönmem geriye...
Kendimle yaptığım savaşta belkide ölür giderim...
Vakit Geldi...
Gidiyorum İşte...
Farkındayım çok zor olacak sensizliği kabullenmek...
İmkansız gibi birşey,yaşanılan o günleri yok sayıp,
Güneşin karanlığına gizlenmek...
Ama deneyeceğim...
Silmem gerek üstümdeki bütün izlerini...
Yok etmem gerek, düşüncelerimde ki seni...
Terk etmem gerek, gelmişimi geçmişimi...
Kırmam gerek...Varlığınla hayat bulan ümit çiçeklerimi...
Kalbim büyüdü artık aşkının karşısında... Kalbime dar gelen aşk, sevincime bol gelen hüzün, nasıl ulaştırır beni vuslatsız yollardan sana? Kasıp kavuran sevdaydı içimde kopmayan kasırgalar... Bütün yolları sana çıkartan çıkmaz sokaklardan geldim yokluğunun yangın yeri yüreğime...
Kalbim büyüdü artık... Aşkın küçük kalıyor kalbimin karşısında.
Hüzün rengi kelimelerle dolduruyorum hayatın boşluklarını...
Hicran koyusu günlerle kovaladım zamanı... Saatler simsiyah ırmaktan geçiriyor yelkovanını, akrebi beynimi kemiriyor. Şubat soğukluğundaki soba yani ısınışlarım, ağustos sıcaklığındaki mavi suların serinliği var küflenmeye yüz tutmuş beynimde. Kelepçeli sakinliğim var benim... Kelepçeli düşlerim, kelepçeli düşüşlerim var!
Ben ne sevdasıyla tanınan Mecnun, ne hakka kendini adamış Yunus, nede acılarıyla şöhret bulmuş KAHRAMAN´ım... Süpermen´de değilim, kurtaramam dünyayı devrik cümlelerimle... Yüreğimi giydim üstüme, açtım kalbimin kapısını cümlelere... Mecnun gibi aşık, Yunus gibi yalınayak, Kahraman gibi yalınkalem gidişim var cümlelerin üstüne... Bundandır yalınlığı harflerimin, bundandır anlaşılmazlığı öznelerimin...
Ama sevda yitirilmiş cümledir şairin lugatinda... Peşine düşer harflerin, izini sürer kaybedişin, kelimeleri yenik düşer hayata, sessizce dökerler gözyaşlarını beyaz sayfalara... Sevda kayıp cümledir şairin lugatında... Uçurumların kenar mahallelerinde konar geceye, zilzallerle sarsılır ruhu... Onu bulmak için yazar bir ömür boyu... Oysa, SEVDA siyah cümledir gece karanlığında, bulunmaz kalem oynatmakla... Hiçbir sevda bulunmaz el yordamıyla...
Kahırdan kararan yüzüm, esmer bir bakış yapıyor gözlerimi kimi zaman... Kendi bakışlarında kendini kaybeden aynalara bırakıyorum yüzümü... Yüzsüz gezmek korkaklığımdan değil, kendimi taşıyamamaktan! Sabırla bekliyorum, kendi yangınında yanan, kendi denizinde boğulan bir "ben" in karşısına çıkıp korkusuzca; "buradayım, işte buradayım" demeyi... Acıdan yas tutmuş ömrüme yeni devrim yaratmayı... Tahammülsüz ayak durmuyor isteklerimin üstünde!! İçim geçiyor içimden, içim düşüyor içime... Kaza süsü verilen yaşantımda intiharlardan geçiyor ömrüm... Hasretler bırakıyorum mavi okyanusuna kalbimin, kasım kaybedişleriyle ıslatıyorum gözlerimi... Beynime geçirilen prangalar, ruhumun dizginleri şimdilerde! Dilime mühürlenen bitimsiz suskunluklarımda kayboluyorum... Artık susuyorum bir sürü kelimeye... Çünkü sevgili; gidişinin gözlerinden öperken dudaklarım kaldı yokluğunda... Günahlarım kaldı sırtında... Veballerim kaldı boynunda... Bu yüzden yokluğunu oruç gibi dilimde tutuşum ve bu yüzden kelimelerin dilsizliğinde, dilsizce susuşum...
Gerçekleşmeyen düşlerim, sonu gelmeyen düşüşlerim var bu kentin kaldırımlarında... Her imkansızım sen oldun, her engelim hasretin oldu...
Oysa ne çok istemiştim bir kerede mutluluktan dolmasını gözlerimin, bir kerede sevinçten dönmesini başımın, yüreğime çelme takmasini sevdanın, düşürmesini beni bu kentin yorgun kaldırımlarına... Ama olmadı... Mutluluk hep Keloğlan´ın padişahın kızıyla evlenmesinde kaldı... Geçemedi bir türlü bir varmıştan öteye...
Artık zamansızlık vuruyor kapılarımı... Saatler durdu, zaman seni tam sen geçerken.. Akrebi beni, yelkovanı seni öldürdü... Tamda sen beni alıp gitmişken benden!!
Kendimi sende kaybettim, yoluma çıkan her "ben" bu kadar "sen" olmuşken...
Sen yoksun artık sevgili...
Sen yokluğa giden yol´sun artık...
Bense suskunum... Çünkü sendin benim en büyük cümlem... Aşk´tı sırtımdaki ağır heybem... Acıyla dolmuştu kara kaplı sırdaş güncem... Yoksulduk sevdadan, yoksunduk mutluluktan... Sevdadan yoksulluğumuzdu mutluluktan yoksunluğumuz...
Bu gece aşkın sırrına kalem basıyorum. Kapatıp gözlerimin parantezini, dikkat tabelası asıyorum sözlerimin ünlemine. Ustabaşı hüznüme, üstü başı yırtık çırak oldu ellerim... Ellerime dokundu yüreğimdeki kederim... Cümlelerim teker teker nedamet oldu sensiz güncelerimde... Hiç ihanet etmedim yalnızlığıma, hiç vefasızlık etmedi yalnızlığım bana... Gururumun ölüm döşeğini sererken ayaklarına, suni teneffüsler yapardım umuduma... Yine kaybeden olurdum, yine kaybolan intihar boşluklarında...
Tortulu bir yalnızlıkmış ayazıma düşen kar... Gün dönümlerinde keder tüten evlerin saçaklarından topladığım. Kederli bir şarkıymış adın, geceler boyu tersinden okunan, bestesiz sarkılar gibi söylenen...
Aşk gibi birşey değilim ben! Sözüm uçar, yazım silinir, siluetim yanar hafızalarda... Bir bakışım kalır, keskin nişancı elinden, delip geçen hayatı...
Acı´ya aç, hüzne muhtaç yüreğim kalır, aşkın kapalı kapılarında...
Aşk gibi birşey değilim ben! Yapışmam duygunun en yoğunundan hayata... Sürgünü oldum sevdanın... Sığınmam pişmanlık taşan af kelimeleriyle sahte dünyaya... Sığınmam suskunluk biçilmiş sevdanın, dilsiz diliyle aşkın otağına...
Aşk gibi birşey değilim ben! Kırdım kalemini sevdanın, yaktım gemisini aşkın. Ne gitmek vardır artık, ne dönmek sözümden... Batan son güneşimin son mirasıydı yalnızlık, anıt oldu hayata... Kanıt oldu yalnızlıklıktan ölen insanların yalnızlıklarına...
Aşk gibi birşey değilim ben! Sözüm uçar, yazım silinir, yüzüm yanar aynalarda. Güneş yanığı ömrümle öderim borcumu hayata...
Ben arabesk bir aşkla sevmiştim acıyı... İsyansız acılar biriktirip,imkansız aşklara, hasreti gömmüştüm kalbimin samanyoluna... Her yıldız kaydığında üşürdü gözlerim...
Aşk gibi birşey değildim ben... Yakmazdı alevim, yanardım kendim...Her özlemde bir damla asardım kirpiğimin kimsesiz boşluğuna... Kirpiğimin boşluğundan bakardım sana... Yani özlemle, yani aşkla!
Gittiğim med ve cezirlerde azığım olurdu ağzımdaki ahım... Seni her düşündüğümde acırdı yüreğimdeki boşluk, acırdım kendime... Yıkılırdı aşkın gök kubbesi üstüme... Benliğim, bencilliğim, yok olası gururum kaldıramazdı bu yükü, geceler boyu...
Aşk gibi birşey değildim ben! Susardı dilimdeki boşluğun, susardım hep kendime... Dilim kelimelerle kekelerken, yüreğim özlemle taşarken susturucu takardım sesime... Yine taştı yüreğim, yine sıçradı özlemim bir kaç kelimeye...
Aşk gibi birşey değildim ben... Her duygunun acıyla birleştiği kıyılardan bağlanırdım hayatın yaşamak limanına... Aşk acıya değdiği zaman aşık ederdi beni kendine... Hasretin gurbet elden dönmesini beklerdim hasretle.
Aşk gibi birşey değildim ben... Kimsesiz bir çocuk gibi büyüttüm yalnızlığımı, sevda koydum göbek adını... Sevdamın gözü öyle karaydı ki,aklayamadı hiçbir gece, öyle sakladım ki seni içimdeki gölgelere, farketmedi varlığını hiç kimse,

Ölüm kokar tenim,
Nefessiz kalırım.
Kalbimde dağılır acılar.
Ölümlerden ölümler beğenirim.
Tutsesimi!Yoksa bu çığlıklar bu şehri yerle bir edecek

Hayat;
.....Yokluğu var edecek kadar erdemli.
Yanlızlık;
......Dünyaya haykıracak kadar yoksun.
Sen;
......Beni yokluğunla sınayacak kadar acımasız.
ve ben;
......Kendimle kavgalı..
| | | | | |