BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti


Kategoriler
::::::::::

::Asr-ı Saadet
::Genel
::Peygamberler

::Allah Dostları

Kategoriler
::::::::::

::Haber
::Teknoloji
::Eğitim
::Bilgisayar İnternet

Kategoriler
::::::::::

::Gifler
::Manzaralar
::E-Kartlar
::Güzel sözler

Menu
::::::::::

::Mutfak
::Mesajlar
::Müzik
::Sağlık

Çocukça
::::::::::

::Yap-Boz
::Online Oyunlar
::Fıkralar
::Bilmeceler

Multimedya
::::::::::

::Kur-anı Kerim
::Ezan Ve Dualar
::İlahiler
::Klipler




3/12/2006 -

Bulundugu yer: genel

Hz. MEVLÂNA'dan


ÖZLÜ SÖZLER
 


  Sevgide güneş gibi ol,


dostluk ve kardeşlikte
akarsu gibi ol,


hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,


öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün,


ya göründügün gibi ol.




  Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.




  Eşekten şeker esirgenmez ama eşek
yaratılışı bakımından otu beğenir.



  Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.



  Leş, bize göre rezildir ama, domuza,
köpeğe şekerdir, helvadır.



  Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül,
kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?



  Pisler, pisliklerini yapar ama
sular da temizlemeye çalışır.




  Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.
Selviyi hür bir halde yücelten,
kederi de sevinç haline sokabilir.




  Nasıl olur da deniz, köpeğin agzından pislenir,
nasıl olur da güneş üflemekle söner?



  Akıl padişahı kafesi kırdı mı,
kuşların her biri bir yöne uçar.



  Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta
aşağılık dünyadan göğe sıçrayiverir.



  Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,
inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.



  Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.
Kıskançlık ateşten meydana gelir.



  Dünya tuzaktır. Yemi de istek.
İstek tuzaklarından kaçının.



  Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama
susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.



  Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin.
Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.



  Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek,
inciyle denizin varlığından da şüphe eder.



  Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu,
dinleyenin dinlemesinden, anlamaesından ileri gelir.



  Oruç tutmak güçtür, çetindir ama
Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından,
bir derde uğratmasından daha iyidir.



  Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz.
Suyu başına döksen, başı kırılmaz.
Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan,
toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.



  Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana,
içinde inci vardır.



  Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir.
Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.



  Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?




  Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes
çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?



  Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler.



  Her dil, gönlün perdesidir.
Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.



  Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları
olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.



  İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey
görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun
diye bu alem yok değildir.



  A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın,
tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.



  O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti.
Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.



  Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da
nedir bir sevgiye harcanmadıktan,
bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.



  Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor,
gama binlerce defa aferin.



  Nefsin, üzüm ve hurma gibi
tatlı şeylerin sarhoşu oldukça,
ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?



  Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de,


şeytandan dert satın alır.


 



 


  Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.


Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.


 




  Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?


 




  Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.


 




  Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.


 




  Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.


 




  Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır.


Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?


 




  Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.


 




  Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.


Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.


 




  Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir,


nasıl olur da güneş üflemekle söner?


 




  Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar


 




  Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir.


Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.


 




  O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile.
İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.


 




  Genişlik, sabırdan doğar.


 




  Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,


inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.


 




  Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.


Kıskançlık ateşten meydana gelir.


 



  Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.

 




  Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama


susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.


 




  Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin.


Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.


 




  Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi.
Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.


 




  Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir.


Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.


 




  Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu,


dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.


 


Yorumlar (1) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


3/12/2006 -

Bulundugu yer: genel

İNSANLIĞIN EBEDİ HASMI; ŞEYTAN





İnsanları günaha teşvik eden varlıklar: Şeytanlar


Şeytan’ın kelime anlamıyla ilgili olarak iki görüş söz konusudur. Bunlardan birincisi, “ş-t-n” kökünden türemiş olup uzak olmak, muhalefet etmek anlamına gelir. İkincisi, “ş-y-t” kökünden olup öfkeyle yanmak manâsını ifade eder. İslâmî literatürde ise şeytan, verdiği vesveselerle sürekli olarak insanları saptırmaya çalışan, ateşten yaratılmış, azgın ve kibirli varlıklara verilen addır.


Kur’an’da ilk şeytandan “İblis” diye söz edilir ve “… İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinin dışına çıktı”(1) denilerek onun aslında bir cin olduğu belirtilir. İblis’in cin olduğunu ortaya koyan diğer bir delil de onun da diğer cinler gibi ateşten yaratıldığının belirtilmesidir.(2)


Bir zamanlar kendisine melekler arasında yer verilen bu ilk ve en büyük şeytan olan İblis, sonradan kibrine yenilerek Allah’a muhalefet eden bir varlık konumuna düşmüştür: Nitekim “O vakit meleklere: “Âdem için secde edin!” dedik. İblis dışındaki bütün melekler secde ettiler. İblis bunu yapmadı, kibrine yediremedi ve kâfirlerden oldu.”(3) ayet-i kerimesi bu hakikati ifade etmektedir.


Şeytan, mantıksızlık mantığı diyebileceğimiz bir diyalektik ile Cenab-ı Hakk’ın “Sana emrettiğim hâlde seni secdeden alıkoyan neydi?” sorusunu, “Ben ondan daha üstünüm, beni ateşten onu çamurdan yarattın.”(4) şeklinde cevaplandırmıştır. Bu durumda, İblis’in yaratılışı cebrî olmasına karşılık, onun şeytanlaşması kendi irade ve hatasıyla olmuştur.


Şeytan niye yaratıldı?


Şahsına ait yanları itibarıyla hiçbir zatî değer ve kıymeti olmayan bu lânetlenmiş varlığın, pek çok hikmete binaen yaratılmış olduğunda şüphe yoktur. Hiç kuşkusuz bu hikmetlerden biri, belki de en birincisi, onun cin ve insanların yükselmeleri ve alçalmaları adına oynadığı roldür.


Yüce Yaratıcı, şeytanı insanın manen yükselip terakki etmesine ve kemaline sebepler dünyasında bir vesile kılmıştır. İnsan fıtratındaki birçok duygunun inkişafını, şeytan ile mücadele etmeye bağlamıştır. Şurası bir gerçek ki, mücadelenin olmadığı bir yerde ilerleme de olmaz. Nitekim, kendilerine şeytanın musallat kılınmadığı melekler için manevî bir terakki/yükseliş söz konusu değildir.


Serçeye musallat olan atmaca kuşu nasıl serçenin uçma kabiliyetini geliştirmesine ister istemez sebep oluyorsa; şeytanlar da, istemeksizin, insanların manevî yükselişine sebep olmaktadırlar. İmtihan dünyasında insanlar, bir kısım istidat ve kabiliyetleriyle, şeytana karşı verdikleri mücadelelerindeki muvaffakiyetleri neticesinde inkişaf edip Cennet’i kazanırlar. Allah’ın kendilerine verdiği istidadı onun telkin ve istekleri doğrultusunda işletenler ise Cehennem’e müstahak hâle gelirler.(5)


Ne inkâr edenlerin ne de inananların, “Niye şeytan yaratıldı?”, veya “Olmasaydı daha iyi olmaz mıydı?” şeklindeki bir itiraza hakları yoktur. Evvelâ, Yaratıcı’ya ve O’nun haber verdiği hususlara inanmayan bir inkârcının, inanmadığı şeyleri itiraz konusu olarak ileri sürmesinin haklı bir yanı yoktur. İnanan birisinin ise, O’nun takdirlerine teslimiyeti söz konusudur. Esasında, içinde bulunduğumuz kâinatla birlikte yoktan yaratılmış bir varlık olarak bizim Yüce Yaratıcı’ya karşı hak iddia etme hakkımız yoktur. Zira bizim O’na (celle celâluhû) vermiş olduğumuz bir şey yoktur ki, O’na karşı bir hak iddia etme hakkımız olsun. Öyleyse bizim O’na karşı yalnızca sorumluluklarımız, görevlerimiz ve verdiği sayısız nimetlere hamd ve şükrümüz olması gerekir.


İnsî ve cinnî şeytanlar


İblis gibi, insanları saptırmaya çalışan diğer inkârcı cinlere de şeytan adı verilir. Hatta Kur’an-ı Kerim, insanlara inkârı ve inkârın ihtiva ettiği her bir bâtıl düşünceyi telkin etme ortak paydası altında, şeytanları insî ve cinnî olmak üzere iki kısımda mütalâa eder. Meselâ, bir âyette şöyle denir: “… Böylece her peygamber için ins ve cin şeytanlardan düşmanlar var ettik.”(6) Şu kadar ki, insanları Allah’tan ve O’nun koymuş olduğu esas ve değerlerden uzaklaştırmaya çalışan insî şeytanlar bunu yüz yüze yaparlarken cinnî şeytanlar bu vesvese ve telkinlerini bizim onları göremeyeceğimiz bir konumdan yaparlar. Nitekim İblis hem cinsi olan şeytanlarla beraber bir âyette şöyle ele alınır:


“Çünkü o ve tayfası/kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz Biz, (bu) şeytanları inanmayanların dostları yaptık.”(7)


Bu âyetin yorumuyla alâkalı olarak Fethullah Gülen Hocaefendi’nin enfes bir yaklaşımı vardır: “Şeytan ve tayfası durmadan insanların zaaflarıyla uğraşır ve onları Allah’tan uzaklaştırmaya çalışır. O, insanı sözgelimi şehvetle vurduğu zaman yolların en kestirmesini bulmuş demektir. Zira şehvet, insan iradesini gevşeten ve onu şeytanın oyuncağı yapan en tehlikeli bir silâhtır. O, insanlara daha başka hilelerle yaklaşır ama insanlar bunu çoğu zaman göremezler/sezemezler. Çünkü o, insanları, onların kendisini göremediği yerlerden, yani insanlara ait zaaf ve boşluklardan gözetler. İnsanlar onun tayfasını da göremezler/sezemezler. Çünkü onlar, insanların kendilerini göremeyecekleri, hissedemeyecekleri bir şekilde mevzilenmişlerdir. Hiç beklenmedik bir anda insanı kalbinden vurabilirler. Ayrıca bu âyette “Biz şeytanları inanmayanların dostları yaptık.” denilmektedir ki, bu da bize şunu anlatıyor: İnsan inancı nispetinde şeytana karşı buğzedebilir ve ona karşı tavır alabilir. İnanç azaldıkça da şeytanla dostluk bağları kuvvet kazanır.”(8)


Cinlerin ve şeytanların şerlerinden korunmak için


Cin ve şeytanların şerlerinden korunmanın tek çaresi, manevî donanım ve iç-dış bütünlüğüne ermektir. Böyle bir donanımı gerçekleştiremeyen ve böyle bir bütünlüğe eremeyenlerin bir yanları mutlaka şeytanların hakimiyeti altındadır ve o insan eksiktir.


Cin ve şeytanların kötülüklerinden korunmak için dilden dua eksik edilmemelidir. Dua ve zikirlerle hep taze gül kokulu bir iklim ve bir atmosfer meydana getirilmelidir. “Gül, gül içinde biter” felsefesiyle hareket edip, ferdî manada da daima “euzu billahi mineşşeytanirracim” merdiveniyle Yüceler Yücesi’nin sığınağına ulaşma gayreti içinde bulunmalıdır. Çünkü şeytan ve habis cinler oraya giremez ve o kutsi otağa ulaşamazlar.


“Eûzü”, Allah’a karşı bir yönelme, Âlemlerin Rabbi’ne bir sığınma demektir. Zira O, Rabb’dir. Herşeyin hakkından geldiği gibi, şerir cin ve şeytanların hakkından da gelir. Şeytanlar, sığınılması gereken her şeyden “Eûzü bikelimâtillâhi’t-tâmmeti min şerri mâ halak - Mahlukâtının şerrinden Allah’ın tastamam kelimelerine sığınırım.”(9) diyerek Allah’a sığınan insana ulaşamaz ve ona zarar veremezler. Bu, Allah Rasulü’nün bir duasıdır ve o, sığınılması gereken her şeyden, kendi kerem ve cömertliğine yaraşır şekilde kendisini koruması ve muhafaza etmesi için Rabb’ine böyle yalvarmıştır.


Bu mevzuda diğer bir tavsiye de Ayet’ül-Kürsî’yi(10) okumayı ahlak edinmektir. O da İlahî bir kalkandır ve insanı cinlerin, şeytanların şerrine karşı korur ve muhafaza eder. Ne dediğini duyarak ve sürekli içine doğru derinleşerek, derinleşip bütün beşerî hislerini aşarak Âyetü’l-Kürsî’yi vird edinip Allah’a sığınmak, bir bakıma, “Ey Rabbim! Ben kendimi Sana emanet ediyorum.” demektir ki, böyle bir sığınma, dua ve yalvarış Cenab-ı Hakk’a ulaşınca gök ehli o kişinin etrafını sarıp adeta onun çevresinde pervane kesilir. Hangi şeytan ve cinnin haddine ki, böyle bir nur halesini aşabilsin ve ışık hüzmeleriyle sarılı bulunan nezih ruhlara dokunup onları soldurabilsin!?(11)


KAYNAKLAR


1-Kehf, 18/50.


2-A’raf, 7/12.


3-Bakara, 2/34.


4-A’raf , 7/12.


5-M. Fethullah Gülen, Prizma, 1/155.


6-En’am, 6/112.


7-A’raf , 7/27


8-M. Fethullah Gülen, Varlığın Metafizik Boyutu, 2/411.


9-Buhari, Enbiya: 10; Müslim, Zikir: 54-55; Dârimî, İsti’zân: 48.


10-Bakara, 2/255.


11-M. Fethullah Gülen, Varlığın Metafizik Boyutu, 2/361-375; Prizma, 1/159-160.



Yakup Gümüş

Yorumlar (1) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


3/12/2006 -

Bulundugu yer: genel

ÖYLE RÜYAYA BÖYLE TABİR




Namık Kemal’den naklen Mehmed Akif anlatıyor; “Kır serdarının biri karışık bir rüya görmüş. Gecelediği yer de köy odası imiş. Sabahleyin uyanmış, ocak başında tabanlarını kızdıran köy kodamanlarına; “İçinizde düş yoracak adam var mı?” demiş. Onlar da Halil Emmi’yi salık vermişler.


—Ha bakalım Halil Emmi, şu benim düşümü yoruver?


—Hayırdır inşallah!


—Rabbim hayırlar versin. Bu gece altıma bir hayvan çektiler, bindim. Lakin ne idi bilmiyorum. At mı desem, eşek mi desem, katır mı desem… Sürdüm, gittim, vakıa bir yerlerden geçtim. Ama farkında değilim; Tarla mı desem, çayır mı desem, bağ mı desem, bahçe mi desem… Derken karşıma iki üç kişi çıktı. Bunlar kimlerdi, pek tanıyamadım; Bildik mi desem, yabancı mı desem, hayırlı mı desem, hayırsız mı desem, dost mu desem, düşman mı desem..Uzaktan bir karaltı belirdi. Sanırım büyükçe bir yapı idi. Fakat iyi seçemedim; han mı desem, hamam mı desem, kışla mı desem, mescit mi desem?”


Halil emmi ümmi(okuryazar olmayan) olmakla beraber gayet zeki bir adam imiş. Bu “desem”lerin daha pek çok uzayacağını görünce takati kalmammış; “Anladım oğlum, anladım. Allah senin belanı verecek. Çünkü bu gidiş onu gösteriyor! Ama bugün mü desem, yarın mı desem, yoksa öbür gün mü desem..orasını kestiremeyeceğim” demiş..”


Kaynak:


Mehmed Akif Külliyatı- Cilt–5-Haz: İsmail Hakkı Şengüler- Hikmet Neşriyat-İst–1990

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


28/11/2006 -

Bulundugu yer: genel

RESÛLULLAH:"BUGÜN BURADA BİR ÇİNLİ VEFAT EDECEK, ONUN CENAZESİ İLE İLGİLENİN."  


Bundan altı, yedi ay önce Çin'in değişik bölgelerinden on kişi İstanbul'a gelir. Bu on kişi sıradan insanlar değildir. Bunların ortak özelikleri yeni Müslüman olmalarıdır. Umre için İstanbul üzerinden Arabistan'a gideceklerdi. Hepsi de yeni Müslüman olmuş… Kimi yirmi gün önce, kimi bir ay, en uzağı iki ay önce Müslüman olmuştu. Ne yeterince İslâmî bilgileri vardı, ne de yapacakları umre ile ilgili bir bilgileri. Yanlarına, kendilerine yardımcı olacak, hem Çince'yi, hem Arapça'yı iyi bilen, hem de İslâmî bilgisi olan birini rehber olarak alacaklardı. Mevlâ'mızın takdiri, Türkistan'daki Çin zulmünden kaçıp İstanbul'a yerleşmiş bir Uygur kardeşimiz, bu on Çinliye rehber oldu. Bundan sonra hâdiseyi bu kardeşimizden dileyelim. Bahsi geçen kardeşimiz şu anda bizim yanımızda bulunmaktadır.
"Yeni Müslüman olmuş bu on Çinli ile birlikte yola çıktık. Kısa zamanda aramızda iyi bir dostluk kuruldu. Yeni mü'min olmuş bu insanlar, büyük bir heyecan yaşıyorlardı. Hiçbirinin İslâmî bilgisi yoktu. Hatta namazda okuyacakları sûreleri bilmedikleri gibi Fatiha'yı bile bilmiyorlardı. Bazı zikirleri yaptırmaya çalışıyor, ancak Çince telâffuz zor olduğu için zikirleri tam okuyamıyorlardı.
Namazlarda sadece "Elhamdülillah, Allahu Ekber" diyebiliyorlardı. Bana sormuşlardı "Ne yapalım?" diye. Ben de onların kimine "Elhamdülillah", kimine "Lâ ilâhe illallah" ve benzeri zikirleri öğretmeye çalışıyordum. Onlar da namazlarda bunları söylüyorlardı.
Önce Mekke'ye gittik. Kâbe'de onların hâli görülmeye değerdi. Yeni doğmuş çocuklar misali heyecan ve neşe içinde, kâh ağlıyor, kâh gülüyorlardı. İsimlerini değiştirmiştik: Muhammed (Çan Çing) Hasan, (Çun Fang) gibi her biri yeni ismi ile çağırılıyordu.
On Çinli kardeşimizden biri olan Muhammed de bir farklılık vardı. Bu durum dikkatimi çekmişti. Her namazını gözleri yaşlı olarak bitiriyordu. İyice dikkat ettim, evet, Muhammed namazlarında ağlıyordu. Bana da sürekli sorular soruyorlar, İslâm hakkında bilgi ediniyorlardı. Ben de bildiğim kadarıyla onlara bilgiler veriyordum. Bir gün Muhammed sordu:
İçki nedir, İçkiye dinimiz nasıl bakar?
– Rabbimiz içkiyi kesin olarak yasaklamıştır, içilmesi, yapılması, taşınması, satılması yasaktır.
Kaldığımız otele gelmiştik. Muhammed bir telefon edeceğini söyledi ve ona memleketine telefon etme imkânı sağladık. Çin'deki kardeşini arıyordu, kardeşine aynen şöyle diyordu:
– İçki fabrikamızı kapat, Allah'ımız öyle emretmiş. Bize bu emre uymak düşer.
Kardeşi bunu yapamayacağını, birçok bağlantısının olduğunu, durup dururken, kapatırlarsa, yüz binlerce dolar zarar edeceklerini, hiç olmazsa kendisine biraz zaman vermesini söyler. Fakat Muhammed kararlıdır:
– Allah emretmiş, bize uymak düşer. Fabrikayı hemen kapat, ben gelince borçları hallederim. İçki fabrikası kapanıyor.
Mekke'deki ibadetlerimize devam ediyoruz. Yine bir gün bana sordukları sorularda çıkardıkları bir neticeyi açıklarlar:
– Kadın modası, kadınları yarı çıplak resmetmek gibi faaliyetler de dinimizde yasak mıdır?
– Evet yasaktır. Aynı gün ötele geldiğimizde yine Çin'i aradı ve bu sefer de kardeşine moda evinin kapatılması emrini verdi. Kardeşi yine itiraz etti, ancak Muhammed ne itiraz dinledi, ne de kararından vazgeçti.
– Rabbimiz emretti ise, bize bu emre uymak düşer.
Mekke'deki ziyaretimizi bitirdik ve Medine'ye gittik. Medine'de bir sabah namazı… Efendimizin "Burası cennet bahçesidir." buyurduğu yerde sabah namazının fazını kılıyoruz. Muhammed benim yanımda. Diğer Çinli kardeşlerimizle aynı saftayız. İlk secdeye varıyoruz, secdeden kalkıyoruz, ikinci secdeye varıyoruz, sonra kıyama kalkıyoruz. O da ne? Muhammed hâlâ secdede, kalkmadı. Tekrar secde ediyoruz, ettahiyyatı okuyoruz ve selâm veriyoruz. Muhammed hâlâ secdede. Düşündüm ki, yorgunluktan ve uykusuzluktan bazen insana bir geçkinlik geliyor, Muhammed'e de secdede böyle bir şey oldu, uyudu. Elimi uzattım, omzuna dokundum ve hafifçe çekeyim dedim ki, sağ tarafının üzerine yuvarlandı. Muhammed'in ölmüş olabileceğini düşündüm.
Olay duyulmuştu. Görevliler müdahalede bulundular, dışarı çıkardılar, bir ambulansa koyarak hastaneye götürdüler. Biz de gittik. Hastanedeki ilk muayenede çoktan vefat ettiğini söylediler. Muhammed'i hastanenin morguna kaldırdılar.
Çinli kardeşlerimle birlikte hastanenin önünde ne yapacağımızı bilemez bir hâlde üzüntü içinde bulunuyorduk. O sırada bir araba ile makam mevki sahibi bir zat geldi. Herkes onu hürmetle karşıladı, sonradan öğrendik ki bu zat Medine'nin ileri gelen yöneticilerinden biri idi. Hastane yetkililerine sordu:
"Bugün burada ölen bir Çinli var mı?" "Evet", cevabını alınca şu açıklamada bulundu:
"Dün gece Efendimiz rüyamda bana göründü ve buyurdular ki, "Yarın burada bir Çinli kardeşim vefat edecek, onun cenazesi ile ilgilenin."
Bir anda her şey değişti. Muhammed'i morgdan aldılar, bir devlet yetkilisine yapılanlardan daha fazlasını yaptılar. Cennetü'lBakî'ye defnettiler.
Bu hâdiseyi bizzat yaşayan ve onlara rehberlik yapan Doğu Türkistanlı kardeşimiz hâdiseyi bu şekilde anlattı.
Teslimiyeti gördük değil mi? "Rabbim emrettiyse, bize uygulamak düşer." Zararmış, ziyanmış, önemi yok. Rabbimiz emretmiş ve iş bitmiştir. İşte sahabe inancı… Bu Çinli kardeşimiz de o inanca ulaştı ulaşmasına; ancak dünyada fazla kalamadı. Çünkü bu dünya pisliğinin içinde fazla kalamazdı ve kalmadı da. Efendimizin de ilgisine mazhar oldu. Ne mutlu bu Çinli kardeşimize, ruhu için elfatiha…
Bu hâdiseyi niçin anlattık? Bu hâdiseden çıkaracağımız dersler var da onun için anlattık. Bu Çinli kardeşlerimiz, internet sayesinde İslâm ile şereflendi. Gerek ülkemizde, gerekse dünya üzerinde bir kıvılcım bekleyen nice insanlar var. Bizim yapmamız gereken; bizden bir ışık, bir kıvılcım bekleyenlere bir an önce ulaşmak.
Alınacak önemli derse gelince, bir sigaradan, bir markadan ya da herhangi bir lüksünden vazgeçemeyen mü'minler, şu Çinli Muhammed'i okuyun. Bakın teslimiyete… "Emir Mevlâ'dan ise, bize uymak düşer." Ey bir sigarayı feda edemeyen mü'min kardeşim! Çinli Muhammed'e bak! O bir anda koskoca bir fabrikayı nasıl feda etti?! 
                                                  
                                beyan dergisi 

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


21/11/2006 -

Bulundugu yer: genel

Neden Izdırap Çekiyorlar?

Mehmed Kırkıncı

HERŞEYİ yerinde olduğu halde mutlu olamayan bir insanın bu bedbahtlığı mânen aç, vitaminsiz ve gıdasız kalmış olmasından ileri gelmektedir. Süt, yumurta ve havuç gibi çeşitli vitaminleri ihtiva eden gıdaları almayan bir insanın gözü fersiz kaldığı gibi, namaz nimetini tatmayan bir insan da ruhen vitaminsiz kalıyor; orucu yediğinde ise zehirleniyor ve dehşetli sancılar çekmeye başlıyor.

Böyle kimseleri rahatsız eden diğer bir husus da, suçlu olmaları, mesela hırsızlık etmiş bulunmalarıdır.

Başkasının malını gasbederek, onun rızasının tersine kullanan kimse rahat edemeyeceği gibi, kendisine verilen cihazatı, nimetleri verenin izni haricinde kullanan insan da, bu nimetleri mânen gasbetmiş olmanın ızdırabını çekmektedir.

İslâm’dan sapanların çektiği ızdırapların sebebi ise, yolu kaybetmiş olmalarıdır. Yolunu kaybeden kimseyi ne yeme, ne içme ve ne de bir başka zevk tatmin edebilir.

Yaptıkları sadece birer oyundur, onlarla kendilerini avutmaya çalışıyorlar.

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


20/11/2006 -

Bulundugu yer: genel

2006-KPSS sonuçları açıklanamadı
2006-KPSS yerleştirme sonuçlarında skandal. ÖSYM sonuçları bu sabah bir süre internet sitesinde yayınladı, ancak daha sonra gerekçe göstermeden yayından kaldırdı.
 

ÖSYM'nin internet sitesinde yapılan açıklamada şöyle deniliyor:

"Kamu kurum ve kuruluşlarına ilk defa atanacaklar için 2006-KPSS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasına ara verilmiştir. Daha sonra tekrar açıklanacaktır.
Kamuoyuna duyurulur."

ÖSYM yetkililerinin cnnturk.com'a verdiği bilgiye göre, 2006-KPSS sonuçlarına dair bir link bu sabah ÖSYM internet sitesinde bir süre tutuldu, ancak daha sonra kaldırıldı.

Yetkililer, 'sonuçların açıklanmasına neden ara verildiği' konusuna gerekçe göstermezken, gerekli açıklamanın 'daha sonra' yapılacağını belirtti ve belli bir süre vermekten kaçındı.

CNN Türk

Yorumlar (1) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


20/11/2006 -

Bulundugu yer: genel

Mutlu olup olmamak sizin elinizde
Sıkıntıları, üzüntüleri bir kenara atmak oldukça zor gözükse de insan istedikten sonra hepsinden kurtulabilir. ben de mutlu olmakt istiyorum diyorsanız, Psikiyatr Prof. Dr. Arif Verimli'nin önerilerine kulak verin.
 

Herkes mutlu olmak ister. Ancak günlük hayatın getirdiği stres ortamında her zaman mutlu olmak da pek mümkün olmuyor. Oysa, bazı kurallara dikkat ederek her zaman mutlululuğu yakalamak elinizde... Psikiyatr Prof. Dr. Arif Verimli mutluluğun sırlarını sıraladı...

Asla bir eleştiri, öneri ya da teklif karşısında yetersizlik duygusuna kapılmayın.

Kusursuz bir insan olmaya çalışmayın.

Başkalarına hoş görünmek için şirinlik ve fedakarlık yapmayın. Yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeyin.

24 saati 3'e bölün. 8 saat uyuyun, 8 saat çalışın ve kalan 8 saatte sizi mutlu edecek bir şeyi yapın. Hobiler edinin, spor yapın, sanatsal faaliyetleri izleyin, sergileri gezin.

Hakkınızdaki eleştirileri reddedilmişlik olarak algılamayın.

Mükemmeli değil, elinizden geleni yapın.

Kimse için önyargı taşımayın ve herkese karşı içinizden geldiği gibi davranın.

KENDİNİZİ SEVİN

Başkalarınca beğenilmek ve takdir edilmek beklentisi taşımayın, hiç kimsenin sevgisine muhtaç olmayacak kadar kendinizi sevin.

Sizin doğrularınızın başkalarının doğruları olmayabileceğini bilin.

Çevrenizdeki insanların hareket ve davranışlarını denetlemeyin. Hiç kimsenin beyninden geçenleri okumaya ve yorumlamaya kalkışmayın.

Çok okuyun. Okumayı ertelemeyin, okumaya yaşınız ilerlese bile devam edin.

Akraba, aile ve kök bağlarınızı koparmayın. En azından özel günlerde onlarla olun.

EGZERSİZ YAPIN

Çok gergin ve kaygılı olduğunuz zaman şu nefes egzersizini yapın: İyi bir nefes almak iyi bir nefes vermekle başlar. Ağır derin ve sessiz olun. Nefes egzersizine başlamadan önce, sağ elinizi göbeğinizin hemen altına koyun, sol elinizi göğsünüzün üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. Yeni bir nefes almak için birkaç saniye bekleyin. Art arda iki derin nefes aldıktan sonra kesinlikle 4-5 kez de normal nefes alın. Tüm bu işlemleri günde 40 kez yapın ve bunu alışkanlık haline getirin.

(Bugün)




Yorumlar (0) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


12/11/2006 -

Bulundugu yer: genel
Google, reklam imparatoru olacak

 

Google, internet üzerinde sürdürdüğü reklam satışını, gazete, dergi ve TV aracılığı ile de genişleterek dünyanın en büyük reklam ajansı olma yolunda kolları sıvadı. Önümüzdeki sene faaliyete geçmesi planlanan sistemin test aşaması 100 reklamcı ve 50 Amerikan gazetesinin katılımıyla gerçekleştirilecek.

 

New York Times'ın haberine göre; Google bu hamlesi ile yazılı ve görsel yayın araçlarına, mevcut bilgisayar sistemini genişleterek ileri teknoloji desteği verecek. İnternet sitelerine reklam alan Google, bu hizmeti gazeteler için de verecek.

 

Gannett, The Tribune, New York Times, Washington Post gibi dünyanın önde gelen gazetelerinin de arasında bulunduğu basın kuruluşları, küçük işletmelerin reklamlarını çekmek için bu projeye umut bağladı. Test süreci, bu ay sonuna doğru başlayıp üç ay devam edecek.

 

Google'ın gerçek dünyada faaliyet gösteren şirketlerle geliştirdiği bu işbirliği, hızla büyüyen şirketten duyulan endişeyi azaltacak. Google, YouTube'u satın almasının ardından da üç müzik şirketine 50 milyon dolarlık hisse vererek YouTube ile ilgili şikayet olasılığını azaltmıştı.

Yorumlar (0) :: Yorum Yaz! :: Baglantı



Kategoriler
::::::::::

::Ayetler
::Hadisler
::Dualar
::Bilim

Kategoriler
::::::::::

::Bitkiler
::Hayvanlar
::Güller
::Gazeteler

Kategoriler
::::::::::

::Çiçek Resimleri
::Şifalı Bitkiler
::İlginç Bilgiler
::Rüya Tabirleri

Gerekli Linkler
::::::::::

::Devletim
::VergiKimlik numarası
::Posta Kodu öğrenme hizmeti
::TcKimlikNo

Son Yazılar

Hz. MEVLÂNA'dan
İNSANLIĞIN EBEDİ HASMI; ŞEYTAN
ÖYLE RÜYAYA BÖYLE TABİR
BİR KÜP ALTIN, İKİ GÜZEL İNSAN
YÜZ KİŞİNİN KATİLİ OLSAN BİLE!
Gök Kapılarını Titreten Dua
RESÛLULLAH:"BUGÜN BURADA BİR ÇİNLİ VEFAT EDECEK
Çocuklar İçin İnternet Adresleri
Çocuğu olanlar dikkat !
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM
ÖĞRETMENE ÖZLEM
*** Midiler***
Müminün Suresi (118.Ayet)
*
Kesintisiz Elektrik: Vücut Elektriği
Saadet Asrından | Yağmuru Kim Yağdırıyor
Neden Izdırap Çekiyorlar?
Marangoz | Yaşanmış Bir Öykü
Bu da 'Kürt Penguen'
2006-KPSS sonuçları açıklanamadı
Mutlu olup olmamak sizin elinizde
ALFABETİK SIRAYA GORE SURELER
İLGİNÇ BİLGİLER
Online oyunlar
Google, reklam imparatoru olacak
Kök hücreden karaciğer
ASR-I SAADETTE TÜRKLER
Eshab-ı Kehf
Taze ve sağlıklı pastayı ayırt etmenin 9 yolu