Guantanamo’dan hidayete giden yol
Saat ve Tarih
03:39
,
29/11/2009
Guantanamo’dan hidayete giden yol
Guantanamo’da görevliyken, Müslüman olan ABD’li Terry Holdbrooks, hidayete giden süreci anlattı. İşte işkence ettiğinin dinine aşık olup, hidayete eren adamın öyküsü:
“İçinde bulundukları o kötü duruma rağmen hâlâ gülümseyebiliyor, şaka yapabiliyorlardı. Oysa ben dışarıda olmama rağmen, hiç gülümsemiyordum. Benim mutlu olmam gerekirken, onlar benden mutlu görünüyordu. İşkence timleri onlara Hıristiyanlık adına işkence yapıyordu, onlar ise onca işkence ve acıya sabırla karşılık veriyorlardı. Bende olmayan ama onlarda olan mutluluğun inançtan, İslâm’dan kaynaklandığını anladım ve Müslüman oldum. ”
Bu sözler, Guantanamo Üssü’nde bir yıl görev yapan Amerikalı eski asker Terry Holdbrooks ya da yeni ismiyle Mustafa Abdullah’a ait.
TÜRK BASININDA SADECE VAKİT’E KONUŞTU
İngiltere’deki Müslümanların düzenlediği Ramazan etkinliklerine katılmak için Londra’da bulunan Guantanamo Üssü’nde görev yaparken Müslüman olan Terry Holdbrooks Türk basınında ilk kez ve sadece Vakit’e konuştu. Guantanamo’da görev yaptığı 2003-2004 yılları arasında birçok Müslüman tutukluyla yakın dostluklar kuran Holdbrooks, 590 numaralı Guantanamo tutuklularından ve Amerikalıların “General” ismiyle çağırdığı Ahmed Raşidi’nin (2007 yılında Fas’a teslim edildi ama nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi yok) huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu.
“ŞÜKÜRLER OLSUN İSLÂM’LA TANIŞTIM”
“Guantanamo deyince aklınıza ne geliyor?” sorusuna, “Guantanamo için şunu diyebilirim ki; hayatımın en önemli dönüm noktası orada gerçekleşti ama aynı zamanda en berbat yerlerden biriydi. Hayatımın en berbat yerinde Müslüman oldum. Bu yüzden Guantanamo’nun hem olumlu hem olumsuz olarak, benim için ayrı bir önemi var. Ama artık çok daha mutluyum ve kendimi iyi hissediyorum. Çünkü Allah’a şükürler olsun İslâm’la tanıştım” şeklinde cevaplıyor.
“ÖNCEKİ DİNİM MÜZİK VE ALKOLDÜ”
“Önceki dininizde mutlu değil miydiniz?” diye sorduğumuzda ise Holdbrooks şöyle diyor: “Daha önce bir dinim yoktu benim. Benim tek dinim müzik ve alkoldü. Mutluluğu alkolle arıyordum. Ama mutlu değildim. Şimdi ise çok iyiyim. Bakın, bizim eğitim sistemimizde İslâm diye bir şey öğretilmiyor. İslâm, Müslüman denilince insanlar kaşlarını çatıyor. İslâm’la ilk kez Guantanamo’da tanıştım ve iyi ki tanıştım. Yoksa hayatım bir hiç olarak devam edecekti.”
“ONLARI AYAKTA TUTAN ŞEY İSLÂM”
Holdbrooks, İslâm’a geçiş sürecinin çok çabuk bir şekilde olmadığını ve bunun en az altı ay aldığını söylüyor: “Ben hayatımda hep bir şeyleri sorgularım. Eğer bir şeyi yapıyorsam, onun mantıklı bir sebebi olmalı. Guantanamo’ya gönderilirken, Guantanamo’daki tutuklulara nasıl davranmamız gerektiği konusunda propagandaya tabi tutulduk. Ama ben onların bana sunduğu propagandanın hiçbir mantıki sebebini bulamadım. Sonra Guantanamo’ya geldim ve burada tutuklularla çok iyi iletişim kurdum. Tutuklular, içinde bulundukları o kötü duruma rağmen hâlâ gülümseyebiliyor, şaka yapabiliyorlardı. Oysa ben dışarıda olmama rağmen, hiç gülümsemiyordum. Benim mutlu olmam gerekirken, onlar benden mutlu görünüyordu. Sonra, onları mutlu kılan şeyin inançları, İslâm, olduğunu anladım.”
“MÜSLÜMAN OLDUĞUMU SÖYLEMEDİM”
Holdbrooks’e Müslüman olduğunda bunun Guantanamo’daki üslerince nasıl karşılandığını sorusuna, “Askerden ayrılana kadar ordudan kimseye Müslüman olduğumu söylemedim” diye cevap veriyor. Peki ya ailesi ve akrabaları, tanıdıkları nasıl karşılık verdi: “Benim bir ailem yok ya da görüştüğüm bir akrabam yok. Dolayısıyla tepki olmadı.” Holdbrooks 6 yaşındayken anne ve babası ayrılıyor ve o da büyük babası ile büyük annesinin yanında yaşıyor. “60’ların hippisi” olarak tanımladığı büyükanne ve büyükbabasının dinsel hiçbir şeye sahip olmadıkları için, kendisinin de dini bir yaşantısının olmadığını söylüyor Holdbrooks.
“MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA 6 AY DAHA GUANTANAMO’DA KALDIM”
Müslüman olduktan sonra Guantanamo’da 6 ay daha görev yapan Holdbrooks’e Guantanamo’daki durumu soruyoruz: “Guantanamo, dünyanın en kötü yeri. Orada insanlar suçsuz oldukları halde ailelerinden binlerce kilometre uzaklıkta tutuluyor ve işkence yapılıyor. Ama şöyle bir şey de var; Guantanamo’dakilerin çok acı içinde olduğunu düşünseniz bile, oradaki insanlar inançlarından dolayı çok mutlu görünüyorlar. Hep pozitif duruyorlar. Onların bu mutluluğu inançlarından, İslâm’dan kaynaklanıyor.”
İBADETLERİNİ NASIL GERÇEKLEŞTİRİYORDU?
Holdbrooks, Müslüman olduktan sonra 6 ay daha görev yaptığı Guantanamo’da ibadetlerini nasıl gerçekleştiriyordu? Holdbrooks bu soruyu “Yakında çıkacak kitabımda görürsünüz” diye cevaplıyor.
DAHA UCUZ OLAN YEMEN’E TAŞINACAK
Terry Holdbrooks, “Bundan sonra ne yapacaksınız, nerede yaşayacaksınız?” sorumuza ise, “2010 yılında Yemen’e taşınmayı planlıyorum” diyor. “Neden Suudi Arabistan değil de Yemen” diye sorduğumuzda ise gülerek şöyle cevap veriyor: “Yemen, Suudi Arabistan’dan daha ucuz. Mesela Yemen’de peynirli bir burgeri 2 birime alıyorsanız, Suudi Arabistan’da bunun fiyatı 6 birim. Dolayısıyla kutsal topraklara yakınlığı hem de ucuzluğu açısından Yemen benim için ideal bir yer olacak.”
Amerika’da yaşadığı Arizona’da 30 binin üstünde Müslüman olduğunu söyleyen Holdbrooks, kendisinin yaşadığı bölgede çok az sayıda Müslüman bulunduğunu söylüyor. “Cuma günleri 50 kişi toplanıyoruz. İnşallah sayımız daha artar” diye temennide bulunuyor. Holbrooks’a ordudan ayrıldıktan sonra nasıl geçindiğini soruyoruz: “Ben artık bir yazarım. Yakında kitabım yayınlanacak” diye cevap veriyor. Holdbrooks’un bu ay içerisinde çıkması beklenen ve “Traitor” (İhanetçi) ismi taşıyan 200 sayfanın üstündeki kitabı ilk önce ABD ve İngiltere’de yayınlanacak. Guantanamo’da geçirdiği dönemi anlattığı kitabının basımı için şimdilik 3 bin dolara ihtiyacı olduğunu söylüyor Holdbrooks: “İnşallah bu parayı bulduğumuzda, kitabımı da basmış olacağım. Kitabımda beni İslâm’a götüren süreci ve orada yaşanan işkenceleri anlattım.”
Kaynak: Vakit
http://www.timeturk.com/Guantanamo%E2%80%99dan-hidayete-giden-yol_89968-haberi.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Sanatçı Erhan Güleryüz,Ramazan atmosferinin insanlık için bir şans olduğunu söylüyor.
Saat ve Tarih
06:51
,
9/10/2009

Sanatçı Erhan Güleryüz,Ramazan atmosferinin insanlık için bir şans olduğunu söylüyor.
Ramazan’ı müzisyen arkadaşlarıyla birlikte stüdyoda geçiren sanatçı Erhan Güleryüz, yaptıkları müziğin bile bu havadan etkilendiğini söylüyor. Güleryüz, Ramazan atmosferinin insanlık için bir şans olduğunu söylüyor.
İlk ne zaman oruç tuttuğunuzu hatırlıyor musunuz?
Sanırım 5 yaşlarımda idim. Öğleye kadar tutmuştum. Rahmetli babaannem de vardı. Oruç tutar gibi yapmıştım. Tam gün orucumu 12 yaşımda tuttum. Tam nasıl olduğunu hatırlamıyorum; ama yine böyle sıcak zamana denk gelmişti sanırım. Çok susadığımı biliyorum sadece.
Ramazan’ın sizin için mânâsı nedir?
Ramazan geldiğinde bir nûrun bütün dünyaya yayıldığını düşünüyorum. İnsanlar diğer 11 ayda vakit bulamadıkları, dikkat etmedikleri birçok şeye Ramazan’da dikkat ediyorlar. Toplumun genelinde bir huzur oluyor. Ramazan ayında bütün yaşadığımız şehirlerde insanların yüzlerine nûr geldiğini, hayatlarında daha huzurlu olduklarını düşünüyorum. Bu huzur kitlesel bir tören gibi. Keşke Ramazan’ın güzelliğini diğer 11 aya alabilsek. Benzeri güzellikleri, benzeri barışıklıkları bir arada yaşayabilsek. Ramazan’ı çocukluğumdan beri çok seviyorum. İlk başta ibadetimizi yerine getiriyoruz, bu yapmamız gereken bir şey zaten. Sağlık itibarıyla da vücudumun dinlendiğini hissediyorum.
Oruç tutmak, çalışma temponuzu nasıl etkiliyor?
Çalışma tempomuz güzelleşiyor. Ramazan aylarında birkaç iftar programı dışında genelde stüdyoda oluyoruz. Bütün müzisyen arkadaşlarımız ile 20-30 kişi birlikte oluyoruz. İftar, sahur saatlerimizi ona göre ayarlıyoruz. Hem müziğimizi yapıyoruz hem iftarı, sahuru. Bu, çok başka bir şey katıyor yaptığımız müziğe. Etkiliyor müziğimizi.
Ramazan’a has âdetleriniz var mı?
Ailemle, annemle, kardeşlerimle bir arada mümkün olduğunca iftar yapmaya çalışıyorum. Onun dışında olmazsa olmaz diyebileceğim pek bir şey yok.
Sosyal hayatta Ramazan neşesini nasıl gözlemliyorsunuz?
Milenyum çağında, 2007’de yaşıyoruz. En süratli bilgi akışının olduğu yıllardayız. İnsanlık çok süratle değişiyor, gelişiyor. Bu, aynı zamanda gerileme anlamına da gelebilir; çünkü silahların teknolojisi yükseliyor, savaşlar artıyor. Bu kadar kaos içerisinde insanların insan gibi birbirlerini sevebilecekleri bir şans ve zaman dilimi Ramazan. Ramazan ayında İslam’ın güzelliği bütün topluma sirayet ediyor, hayatın tamamına yansıyor. 11 ayda çok da kendimize, sağlığımıza, yaşam koşullarımıza dikkat etmiyoruz. Ramazan’da güzel, huzurlu bir disiplin geliyor. İnsanlar kendilerini biraz daha toparlıyor. Keşke diğer aylar da Ramazan’ın modeliyle devam etse; ama öyle olmuyor. Çok yorucu bir zamandan geçiyoruz. Ramazan ve İslam, bu zamanlarda bize ayakta durma gücü ve sabır veriyor.
http://www.herice.biz/yazi-3802-erhan_guleryuz:_ramazan,_insanlarin_birbirlerini_insan_gibi_sevebilecekleri_bir_zaman_dilimi.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
RİBERY İLE HAMİT'İN UMRE GÖRÜNTÜLERİ
Saat ve Tarih
05:13
,
8/10/2009
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Merhum işadamı Sakıp Sabancı’nın kızı Dilek Sabancı, 2. kez umreye gitti.
Saat ve Tarih
04:34
,
5/10/2009

Merhum işadamı Sakıp Sabancı’nın kızı Dilek Sabancı, 2. kez umreye gitti.
Ramazan ayında kutsal topraklarda bulunmanın tarif edilmez hazzını doyasıya yaşadığını ifade eden Dilek Sabancı, dinî vecibelere her geçen yıl daha sıkı sarıldığını dile getirdi.
Neden ikinci kez umreye gitme ihtiyacı hissettiniz?
İlk defa umreye 2003 yılında gitmiş ve çok etkilenmiştim. Kendi kendime ‘bir daha gideceğim’ diye söz verdim. Allah da nasip etti, bir kez daha oraları görme fırsatım oldu. İlkinde acemiydim. Bu kez daha bilinçliydim. Yanımda İzmir Karşıyaka Müftüsü Emin Arık ve eşi de vardı. Ziyaretim esnasında Mekke ve Medine’yi gezerken daha tecrübeli olduğumu hissettim. Üstelik yaptığım dualarda da hazırlıklıydım.
Ramazan ayında umreyi özellikle mi yaptınız?
İlk umremi de Ramazan ayında gerçekleştirmiştim. İkinci ziyaretimi de bilerek Ramazan ayında yaptım. Ramazan’da umre yapmanın daha sevap olduğunu biliyorum. Ramazan’da oraların ortamı çok farklı oluyor. Bu yüzden ziyaretimin bu mübarek ayda muhteşem geçtiği düşüncesindeyim.
Sizi dine bu kadar yönelten ne oldu?
Benim hayata bakış açım, bu dünyanın bir gün sona ereceği üzerine kurulu. Kur’an-ı Kerim’de de ifade edildiği gibi uhrevi bir hayat herkesin karşısına bir gün mutlaka çıkacak. İnsanoğlu, dünyada yaptıklarının karşılığını cennet veya cehennem olarak görecek. Ayrıca biz Müslümanlar inşallah eninde sonunda cennete gideceğiz. Bu yüzden Müslüman olduğuma daima şükrediyorum. Benim kavrayamadığım, bazı insanların ölümden sonraki hayata inanmamaları. Herkes mutlaka hesaba çekilecek.
İslamiyet’i daha iyi öğrenmek için neler yapıyorsunuz?
İstanbul Beykoz eski Müftüsü Emin Bey’le sıkı bir diyalog içerisindeyim. Kendisi son derece iyi bir insan. Ayrıca iki kez Kur’an-ı Kerim’in mealini okudum. Kur’an’ı daha çok anlamaya muhtaç olduğumuzu düşünüyorum. İnşallah şimdi Kur’an’ın tefsirini okumaya başlayacağım. Süleyman Ateş’in ve Muhammed Esad’ın eserlerini okumayı planlıyorum.
Kutsal topraklarda sizi etkileyen bir şey oldu mu?
Kutsal topraklarda dikkatimi çeken en önemli şey; Mekke-Medine’deki insanların hayatlarını namaza göre programlamalarıydı. Her iki seferdir dikkat ediyorum; oradaki Müslümanlar ezan okunduğu zaman işlerini güçlerini bırakıp namaza koşuyorlar. Kimse işini veya yoğun çalışmasını bahane etmiyor. Ben ibadet dendiği zaman, ‘Hiç vaktim yok, çok yoğunum.’ diyordum. Fakat oraları gördüğümde, bu şikâyetimden vazgeçtim. Onlar hayatlarını adeta namaza göre programlıyor. Çok da rahat ediyorlar. Bu durumlarına hayran oldum.
Namazın dinimizdeki yeri hakkında neler düşünüyorsunuz?
Oruç, hac, zekât gibi ibadetlerin kuşkusuz büyük amaçları var. Ancak bizim dinimizde namazın çok ayrı bir yeri bulunuyor. Örneğin durumunuz iyi değilse hacca veya umreye gitmeyebilirsiniz. Sağlık sorunlarınız varsa oruç tutmayabilirsiniz, malınız yoksa zekât vermeyebilirsiniz. Ancak namazı mutlaka kılmalısınız. Namaz, Allah’ın üzerinde hassasiyetle durduğu bir ibadettir. Çok hasta olsak bile başımızla namazımızı kılmamız gerekiyor. Allah, bizim için her şeyi yaratmış; bizden istediği günlük yaklaşık bir saatimizi namaza ayırmamız. Hem namaz sayesinde insanın ruhu çok rahatlıyor. Ben, zihinsel duruluğumu namaza borçluyum diyebilirim. Namazın kazandırdıklarını anlatmaya kelimeler yetmez. Ayrıca daha önce benim namazlarım çok uzun sürerdi. Çünkü ben namaz kıldıktan sonra uzun uzun dua edilmesi gerektiğini sandığım için çok vaktim giderdi. Şimdi öğrendim ki; namazın kendisi başlı başına bir duaymış, ayrıca dua etmek isteğe bağlıymış. Üstelik çok zor durumda kaldığımızda namazı cem etmek gibi dini bir kolaylığın olduğunu öğrendim. Bunlar İslamiyet’in güzellikleri. Benim için namazların içinde sabah namazının çok ayrı bir yeri var. Sabah namazını çok seviyorum.
Türkiye’de son yıllarda kurulan Ramazan çadırları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki Ramazan’da yapılan bu tür etkinlikler çok güzel. Ancak duydum ki; çadırlardan durumu iyi olan insanlar da yemek alıyormuş. Bu durumu pek tasvip etmiyorum. Bakın sizinle umrede gördüklerimi paylaşayım: Orada mutlaka ihtiyaç sahibi yoksul insanlara iftar yardımı yapılır, yemekler verilir. Hatta Allah kabul eder inşallah, biz de bir iftar verdik. Oradaki görevliler beni kırmadılar, kısa sürede yaptığımız bir organizasyonla Mekke’de 400 yoksul insana iftar verme fırsatı yakaladık. Bu iftar beni çok mutlu etti. Hiç unutamam. Hele de gerçekten fakir ve yoksul insanların faydalanması çok sevindiriciydi.
Ramazan’a dair unutamadığınız bir anınız var mı?
Çocukluğumda yaşadığım Ramazanları kesinlikle unutamam. Başta anneannem, babam, annem ve tüm kardeşlerim Ramazan ayında iftar saatinde bir araya gelirdik. Bizim gibi büyük ve yoğun işleri olan bir ailede sürekli bir araya gelmek çok zordur. Aile büyüleri daima çalışır. Bu yüzden çocukken iftarda hep beraber olmamıza çok sevinirdim. Ayrıca çocukken oruç tutayım, tutmayayım mutlaka sahura kalkmaktan çok hoşlanırdım. Çünkü gecelerin ayrı bir hareketi oluyordu.
Başörtüsüyle ilgili yorumlarınızı alabilir miyim?
İleriki yıllarda başörtüsü takmayı düşünüyorum. Umreye giderken Suudi Arabistan Hava Yolları’ndaki bayanların taktığı başörtüsünü görünce çok hoşuma gitti. Saçlarının üstünde takkeye benzer fes gibi bir şey vardı. Onun üstüne de kıyafetinize uyum sağlayabilecek değişik renklerde takabileceğiniz ipekten bir tül bulunuyordu. Son derece hoştu ve gayet güzel görünüyordu. Eğer örtünürsem o tarzda bir şey olabilir.
http://www.herice.biz/yazi-3804-dilek_sabanci:_artik,_ibadet_icin_“hic_vaktim_yok”_demiyorum.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Mekke'de 660 Çinli Müslüman oldu
Saat ve Tarih
06:59
,
23/9/2009

Mekke'de 660 Çinli Müslüman oldu
Mekke Milletvekili Dr. Abdulaziz El Hadari, Harameyn tren projesinde çalışan ve İslam dinine giren 660'ı Çin vatandaşı, 16'sı başka milletlerden toplam 676 kişiye sertifika verdi.
660 Çinlinin Müslüman olmasının, Haremeyn tren projesinin Çinlilere verilmesine karşı çıkanlara en güzel cevap olduğunu belirten El Hadari; 'Bu Mukaddes topraklardaki tren projesinin Çinlilere verilmesine karşı olan yüzlerce mektup aldık. Ancak o Çinli işçilerden 660'ı Müslüman oldu, dün Çinlilerin gelişine karşı çıkanlar bu gün Müslüman olmalarına seviniyor' dedi.
5 bin civarında Çinlinin Haremeyn Treni projesinde çalıştığını ifade eden El Hadari, bu işçilerin yüzde 10'una yakınının Müslüman olduğunu özellikle kaydetti.
Dünya Bülteni / Haber Merkezi
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Misyoner kız Müslüman oldu
Saat ve Tarih
07:23
,
16/9/2009

Misyoner kız Müslüman oldu
Hıristiyan Misyoner Covita Guslin Müslüman olarak Maysara ismini aldı. İşte Gerçek Hayata konuşan eski misyonerin ibretlik öyküsü.
Bir zamanlar Hıristiyan bir misyonerken Müslüman olarak Maysara ismini alan Covita Guslin ile Malezya’nın Klantan Bölgesi’ndeki İslam Okulu’na yaptığım ziyaret esnasında tanıştık. İslam Okulu’na önceden başka dinlere mensup olup daha sonra İslam’a girmeye karar veren yeni Müslümanlar kabul ediliyor. 4 seneye yakın İslam Okulu’nda dini eğitim gören yeni Müslümanlar, bu eğitimlerinin sonunda davetçi oluyorlar ve çevrelerindeki insanlara İslam’ı anlatmaya başlıyorlar. İslam Okulu’nda tanıştığım yeni Müslümanlar arasında eski papazlardan tutun da, Budist rahiplere kadar birçok kişi vardı. Ayrıca bu okul tarafından yürütülen davet çalışmaları vasıtasıyla şu ana kadar binlerce kişi Müslüman olmuş. Arap bir yardım kuruluşu tarafından finanse edilen İslam Okulu’nun çalışanlarından biri de Maysara Hanım. Eski bir Hıristiyan Misyoner olan Maysara Hanım’ın hem misyonerlik çalışmaları hakkında anlattıkları, hem de İslam’a giriş öyküsü bana son derece ilginç geldi.
-Bize kendinizi anlatır mısınız? Sizi tanımak istiyoruz.
Malezya’nın doğusunda bulunan Sandakan Şehrinde doğdum.
İlk, orta ve lise öğrenimimi Sandakan’da tamamladım. Anne-babam ve ailemin bütün fertleri Hıristiyan’dılar. Ben de lise yıllarımda kilisedeki ayinleri aksatmayan ve Hıristiyanlığın yayılması için yoğun bir şekilde çaba gösteren Katolik bir davetçiydim. O dönemler en büyük hayalim yeryüzünde yaşayan bütün insanların İsa Mesih’e inanıp Hıristiyan olmalarıydı. Fakat Allah bana merhamet edip hakikati bulmamı sağladı ve 1999 yılında Müslüman oldum.
-Hakikatten kastınız sanırım İslam. Hıristiyan bir misyonerken Müslüman olmaya karar verdiniz. Sizdeki bu dönüşüm nasıl gerçekleşti?

Müslüman olmaya karar vermem belli bir sürecin sonunda gerçekleşti. Okuduğum lisede farklı dinlerden öğrenciler vardı ve bir grup Hıristiyan arkadaşımla birlikte Hinduizm’e, Budizm’e ve İslam’a inanan öğrencilerin
Hıristiyan olmaları için çalışmalar yapıyorduk.
-Ne tür çalışmalar yapıyordunuz? Çevrenizdeki insanları Hıristiyanlaştırmak için nasıl bir yol izlediğinizden bahseder misiniz?
Davet çalışmalarımızı Sandakan’daki bazı papazların kontrolünde yürütüyorduk. Kiliseden eğitim alıyorduk ve papazlardan insanları İncil’e davet ederken nasıl bir yol izlememiz gerektiğini öğreniyorduk. Hıristiyan yapmaya karar verdiğimiz öğrencilerle ilk etapta iyi bir arkadaşlık kurup, onların bize sonsuz bir şekilde güven duymalarını sağlıyorduk. Daha sonra da bu öğrencilerin İncil ve kiliseyle tanışmalarına aracı oluyorduk. Bu aşamadan sonra ise devreye kilisedeki papazlar giriyorlardı ve Hıristiyan olmaya aday olan öğrencilerle tek tek ilgilenmeye başlıyorlardı. Bu sürecin sonunda öğrencilerin bir kısmı eski dinlerini terk edip Hıristiyan olmaya karar veriyorlardı.
-Hıristiyanlığa davet edeceğiniz öğrencileri tespit ederken nelere dikkat ediyordunuz?
Daha çok dindar olmayan ve bir arayış içinde olduğunu hissettiğimiz öğrencilerle ilgileniyorduk. Bu tür öğrencilerin Hıristiyan olmaya karar vermeleri diğer öğrencilere göre çok daha kolay oluyordu. Çeşitli partiler düzenliyorduk ve partiler sayesinde öğrencilerle olan ilişkilerimizi daha da geliştiriyorduk. Bu partiler her ay en az 5 veya 6 kez tekrarlanıyordu. Bu partilerde tanıştığımız yeni kişilerle de zaman içinde ilişkilerimizi daha da geliştiriyorduk.
“MERYEM SURESİ’NDEN ETKİLENDİM”
- İslam’a giriş öykünüzü dinleyebilir miyiz?
Müslüman olmadan önce İslam’la ilgili bir çok bilgiye sahiptim; fakat zaman içerisinde bu bilgilerimin bir çoğunun yanlış olduğunu öğrendim. Hıristiyan olduğum dönemlerde de İslam’ın akide olarak Budizm ve Hinduizm’den daha güçlü olduğunu fark etmiştim. Okuldaki Müslüman öğrencileri de Hıristiyanlaştırmaya çalışıyorduk; fakat İslam’a karşı ben de her zaman bir ilgi ve sempati vardı. Bu ilgi ve sempatimi kimseyle paylaşmıyordum. Bazı dönemler İslam’la ilgili kitaplar okuyordum, ayrıca Kur-an ve İncil’in ortak yönlerini öğrenmeye çalışıyordum. Kur-an okurken özellikle Meryem Suresi’nden çok etkilendim ve Meryem Suresi’ni bitirdiğimde Kur-an’ın ilahi bir kitap olduğuna dair düşüncelerim daha da güçlendi. Kur-an’da “Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder” mealinde bir ayet var. Bu ayette o dönemler beni çok etkilemişti.
-Müslüman olmaya ne zaman karar verdiniz?
Müslüman olmaya kesin olarak lise son sınıfta karar verdim. İslam’a olan ilgim arttıkça Müslümanlara karşı olan ilgim de artıyordu. Bir gün Müslümanların nasıl ibadet ettiklerini görmek için okulumuzun mescidini ziyaret ettim
ve mescidin bayanlar bölümüne girip bir köşeye oturdum. Müslümanların başlarını yere koyup Allah’a secde etmeleri beni çok etkiledi ve içimde yoğun bir şekilde Allah’a secde etme duygusu oluştu. Okulun mescidinden ayrılıp eve gittim ve odama girip secde etmeye, hakikati bulduğum için ağlamaya başladım.
Dakikalarca ağlayarak Allah’a secde ettim ve o an Müslüman olmaya karar verdim. Müslüman olmaya karar verdikten sonra Şeyh Besmi tarafından yazılan Rahman Tefsiri’ni satın aldım ve okul dışındaki vakitlerimi Rahman Tefsiri’ni okuyarak geçirmeye başladım. Rahman Tefsiri imanımı daha da güçlendirdi ve İslam’la ilgili zihnimde oluşan bütün sorulara bu tefsir sayesinde cevaplar buldum.
-Müslüman olmaya karar verdikten sonra bu kararınızı ailenizle ve çevrenizdeki arkadaşlarınızla paylaştınız mı?
Birkaç Müslüman arkadaşıma Müslüman olduğumu haber verdim; fakat 5 sene boyunca ailemden Müslüman olduğumu sakladım. Ayrıca Sava Vilayeti’nin başkenti olan Kotakinabalu’ya gidip İslam Meclisi yetkililerinden Müslüman olmam için bana yardımcı olmalarını istedim ve 1999 yılının Mart Ayında Kelime-i Şehadet getirerek İslam’a girdim.
“5 YIL GİZLİCE NAMAZ KILDIM”
- 5 sene boyunca Müslüman olduğunuzu ailenizden niçin sakladınız?
Müslüman olduğumu aileme haber verdiğimde onlardan tepki alacağımdan emindim. Hatta babam beni İslam’a girdiğim için evlatlıktan reddedip evden uzaklaştırabilirdi. Bu nedenle 5 sene boyunca namazlarımı gizlice kıldım ve çok istememe rağmen bana ait olan odamın dışında başörtüsü takamadım. 5 senenin sonunda aileme Müslüman olduğumu açıkladım ve beklediğim gibi büyük bir tepkiyle karşılaştım. Babam odama girip İslam’la ilgili bütün kitaplarımı toplayıp bahçede ateşe verdi. Ayrıca başörtülerimi ve seccademi de yaktı. Babamın Müslüman olduğum için bana uyguladığı baskılara dayanamadım ve belli bir zaman sonra evden ayrılmak zorunda kaldım. Kısa bir süre Kuala Lumpur’da Müslüman bir ailenin yanında kaldım, bu ailenin yardımıyla Klantan’daki İslam Okulu’na kayıtımı yaptırdım. İslam Okulu’nda 4 sene İslami İlimler alanında eğitim gördüm ve bu 4 senenin sonunda okuldan mezun oldum.
Daha sonra Malezyalı bir Müslüman ile evlendim ve 3 çocuğumuz oldu.
Şu anda da İslam Okulu’nda görevli olarak çalışmaya devam ediyorum.
-Sizce İslam’la Hıristiyanlık arasındaki en belirgin fark nedir?
İslam; insanın hayatında hiçbir boşluk bırakmayan tamamlanmış bir dindir. Bugün ki Hıristiyanlık ise tamamlanmamış, insanın hayatını tam anlamıyla dolduramayan eksik bir din. Ayrıca teslis inancı Hıristiyanların tamamına yakınının kafasını karıştırıyor ve kilisedeki din adamları teslis inancı ile ilgili sorulara insanları tatmin edici cevaplar veremiyorlar. Bugün ki Hıristiyanlık insanları 3 ilaha birden tapmaya çağırırken, İslam insanları tek olan Allah’a kulluk etmeye davet ediyor. İslam akide yönüyle de Hıristiyanlığa göre daha mantıklı ve güçlü.
-Sizin davet çalışmalarınız neticesinde İslam’a giren kişi veya kişiler oldu mu?
Evet. Kız kardeşlerimin üçü de farklı zamanlarda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldular. Anne ve babamın da Müslüman olmalarını çok istiyorum ve onlar için dua ediyorum. Müslümanlar olarak insanlara İslam’ı anlatmalıyız
ve farklı dinlere mensup kişilerin Peygamber Efendimiz’i tanımalarını sağlamalıyız.
“ORUÇ BİR KALP İBADETİDİR”
-Ramazan ayının içindeyiz. Neler hissediyorsunuz?
Bu Ramazan Müslüman olarak geçirdiğim onuncu ramazan ve 10 senedir oruç tutmaya devam ediyorum. Ramazan ayı diğer aylarda kontrolden çıkan nefislerin dizginlenmesi için iyi bir fırsat. Ramazan bize nefis tezkiyesi için yardımcı oluyor, bu nedenle Ramazanın kıymetini iyi bilmeliyiz. Müslüman olduğum ilk zamanlar oruç bana daha fazla heyecan veriyordu; fakat şu an eski heyecanımı hissedemiyorum. Bu da manevi dünyamın, kalbimin zayıfladığını gösteriyor. Eğer iyi bir şekilde değerlendirilirse orucun kalbe, ruh dünyamıza büyük katkıları oluyor. Oruç bana göre bir kalp ibadetidir.
-Başörtüsü takmak sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?
Başörtüsü her şeyden önce bana güven hissi veriyor ve başörtüsü takarak kötülüklerden ve kötü bakışlardan korunduğumu hissediyorum.
-Misyonerlik çalışmalarının içinde bulunan bir kişi olarak dinler arası diyalog meselesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
Hıristiyanlarla aramızda ilişkiler olmalı ve onlara İslam’ı anlatmalıyız. Onlar da bize Hıristiyanlığı anlatabilirler. Fakat iki din hiçbir zaman bir araya gelemez; çünkü iki dinin de akidesi temel de çok farklı. İslam; Tevhid düşüncesini öncelerken, bugün ki Hıristiyanlık Tevhid düşüncesine tamamen ters inanışlar içeriyor.
Gerçek Hayat
Adem ÖZKÖSE'nin röportajı
http://www.8sutun.com/haber?id=52625
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
KANADALI MİSYONER MELİSSA KOKKİNİS NEDEN İSLAMI SEÇTİ?
Saat ve Tarih
02:06
,
14/9/2009
KANADALI MİSYONER MELİSSA KOKKİNİS NEDEN İSLAMI SEÇTİ?
FACEBOOK aracılığıyla insanlar hıristiyanlaştırılıyor.... İşte Hayatın uzun yıllarını misyonerlik faaliyetleriyle geçiren Kanadalı Melissa Kokkinis'ten açıklamalar ve İslam'ı seçme nedeni...
Hayatını uzun yıllar misyonerlik faaliyetleriyle geçiren Kanadalı Melissa Kokkinis İslam'ı seçti. Kokkinis, "misyonerler internetteki Müslüman gençleri etkilemek için yalan söylüyor" dedi.
Melissa Kokkinis, Kanadalı eski misyoner, yalan ve fırsatçılık üzerine kurulu ve 'kötü misyonerlik' ismini verdiği Hırsitiyanlaştırma eylemlerine karşı koymak için kapsamlı çalışma yapılmasını istiyor.
2002 yılında İslam dinine giren eski misyoner gelişme ve gençlik yıllarının büyük kısmını İncil misyonerliği yaparak geçirdikten sonra kendi tercihiyle örtündü. Montreal'de İslam'ın gerçeğini açıklamaya çalışan basın ve yayınevi kurdu. Şu sıra Lübnan'daki Filistin kamplarında belgesel film çekiyor. Timeturk.com Melissa Kokkinis"le ziyaretçileri için görüştü;
Kendinizi kısaca bize tanıtır mısınız?
Adım Melissa Athanasios Kokinis. Montreal-Quebec'de doğdum. Babam Ortodoks doğmuş bir Yunanlı olup annem Katolik doğmuş bir Kanada-Quebec'lidir. Montreal Üniversitesi'nden 2001 yılı Hemşirelik Bilimleri bölümü mezunuyum. St Justine Çocuk Hastanesi'nde birkaç yıl çalıştım. İlk tutkum eskiden de şimdi de hasta çocuklara yardım etmektir.
Anadilim Fransızca. İngilizce ve Yunanca konuşup, yazıp, anlayabiliyorum. Arapça da konuşup okuyorum ancak lehçelerinin çokluğu sebebiyle tüm kelimeleri anlamakta zorluk çekiyorum. Televizyon ve belgesel film yönetmenliği üzerine özel dersler aracılığıyla hobi mahiyetinde eğitim aldım. Aynı şekilde geçtiğimiz yıllarda kısa belgesel filmler sundum ancak profesyonel değildi. Bunu da sadece hobi olarak yaptım.
Bir kitabım bulunuyor. İsmi de 'Kudüs'ten Mekke'ye Giden Yol'. Şu anda Lübnan'da uzun bir drama-belgesel filmi takip ediyorum. 'Santa İsrail' ismini taşıyan bu film İsrail'in Lübnanlı ve Filistinli iki gence fırlattığı hediyelerden yani bomba ve füzelerden bahsediyor.
Doğmamdan birkaç sene önce babam Ortodoksluktan annem de Katoliklikten Protestan Hareketi olan Evanjelizm'e geçti.
İncili dini fikirler açısından gerçekten çok radikal bir ailede doğdum. Büyüyüp yetişirken Kutsal Kitap gece gündüz arkadaşımdı. Kilisemiz Plymouth Brothers ismiyle bilinen kompleksin bir parçasıydı. Bunlar da Protestan Hareketi'nin bir parçası olup dünyadaki herkesin İblis'in hükmü altında olduğuna ve yalnızca kendilerinin kurtulacağına inanmaktadır. Yani biz Mesih'in yakında geri döneceğine inanan Evanjelist Kiliselerin üyesiydik. Delilleri yok ancak adam kaçırma, milenyum, dünya tarihinin 7 aşaması ve sonu fikirlerinden eminler. (Hesap gününün öncesinde bulunduğumuza inanıyorlar).
Kilisen imani konularda aşırı yorumları ile bilinirken ve bu kiliseye ancak İncil'deki kavrama harfiyen uygun bir yaşantı sürenler tabi olabilirken seni İslam dinine iman etmeye iten ne oldu?
İncil'deki aykırı hususlarda bir çok soru sordum ancak hep aynı cevapla karşılaşıyordum. Babamın ya da kilisedeki yüksek mertebeli diğer misyonerlerin söyledikleri beni ikna etmedi. Buna karşın kendimi konuyu unutmaya zorluyor ve aklımı uyutmaya çalışıyordum. Onların cevabı olmayan sorulara verdikleri yanıt hep aynı idi; 'dua et kardeşim, çünkü Rab soruları sevmez'.
Müslümanları dinleri hususunda fitneye düşürmek için kiliseye bir kitap teslim ettim. Bu, Kur'an ayetlerinin anlamlarıyla oynamak için tasarlanmış bir kitaptı. Bu kitabı okumamın amacı ise Müslümanları (dinlerinden) döndürebilmek için dinlerine aşina olmaktı. Bu durum beni, imanım, İslam ve diğer dinler hakkında sorular sormaya itti. Aklıma gelen en önemli soru şuydu: 'Acaba orada İncilciler'e karşı sitede yazan Müslümanlar bulunuyor mu?'
İnternet aracılığıyla yaptığım araştırma sonucu İnciller ve Kutsal Kitap hakkında tartışma siteleri buldum. Bu sitelerde, geçtiğimiz yıllarda kilisemin büyüklerine yönelttiğim ancak cevap alamadığım soruların cevaplarını bulunca şok oldum.
Bu cevaplar, hayatımın akışını değiştirme kararı almama sebep oldu. İslamı Evanjelistlerin söyledikleri aracılığıyla değil İslami kaynaklardan öğrenmeye karar verdim. Sonra İncillerin tarihini yeniden okudum. Kutsal Kitap'ta mevcut tarihi, dini, akli, mantıki aykırılıkları inceledim. Sonunda da Kutsal Kitap'ta Allah'ın, insanların, peygamberlerin, fasık kralların sözlerinin, sahtekârların yazdıklarının ve hurafecilerin rivayetlerinin yer aldığını keşfettim.
Bu yeni kanaatim, putperest imparator Konstantin'in ve düzenlediği İznik Konseyi'nin, İsa'nın hikâyesini ve İncil versiyonları olarak bilinen kitaplarda söylediklerini hangi kitaptan okuyacağımızı, hangi dini akideye (sınırları İsa'nın doğumundan 3-4 yüzyıl sonra tespit edilen akide) tabi olacağımızı belirlediğini öğrendiğimde daha da yerleşti. İmparator, inananlara Mesih'in, Tanrı'nın oğlu olduğunu kabul ettirmeye karar verdi. İşte o vakit kutsal üçlü birlik değil kutsal ikili birlik inancı doğmuş oldu. Zira ilk İznik Konseyi'nde 'İsa Baba'nın oğludur' dendi. Üçlü birlik inancındaki üçüncü şahıs; yani Kutsal Ruh ise 385 yılında bir akidesel konseyde toplananların üzerine indi.
Daha da tehlikelisi İncillerde bazıları birşeylerin doğruluğunu kanıtlamak, bazıları da birşeyleri gizlemek için yapılmış silme ve eklemeler keşfettim. Bazı Fransızca tercümeler, Yunanca ve İngilizce tercümelerden farklı. Bu tercüme, İsa'nın ulûhiyeti ve üçlü inanç akidesini ispatlamaya hizmet ediyor. Ancak bunu Yunanca ya da Latince kaynaklardaki kelimelere harfiyen bağlı kalmak yöntemiyle değil tercümelerde hileye başvurarak yapıyor. Yaklaşık bir sene süren araştırmamda daha birçok şey keşfettim. Hepsinin ayrıntılarını anlatmaya vakit yetmez. Bu keşiflerim arasında kilisenin ilk papalarının hikâyeleri yer alıyor. Bunların arasında da Aziz Pavlus'un hikâyesi. Kendisi İsa'yı hiç görmemiş olmasına karşın Hıristiyanlık dinindekilerin %90'ı, Patris, Yakup, Matta ya da Peter öğretilerine değil Pavlus'un öğretilerine tabidir?! Madem bütün görevi İsa'yı görmemiş, kendisini tanımayan, dahası ona tabi olanlara karşı savaşan bir şahıs üstlenecekti de neden İsa'nın 12 öğrencisi vardı?
Ulaştığım bilgileri sunmak için kiliseye döndüm. Bana psikolojik yıldırma yöntemleri uyguladılar. Beni iman ve İsa adıyla kuşattılar. Ellerinde hergün gözetleyip takip ettikleri bir rehine oldum. Etrafımdakilere baktım. Kendime en sevgili gördüğüm insanların kilise üyelerini gözetleyip casusluk yapan mafyavari diğer yüzlerini keşfettim. Aynı şekilde vatandaşlarının vefasından şüphe ettikleri ülkeleri de gözetlemektedirler.
Kiliseyi terkettim. Çünkü onların yalancı olduklarını, sevgi gösterdikleri halde gerçekte akıl sahibi; düşünen herkesten nefret ettiklerini anladım. Kendilerine tabi olanları ince bir psikolojik aldatmayla bastırıyorlar. Eğer kendilerine karşı gelen olursa da kelime ve aldıkları konumla korkutma kılıcını çekiyorlar. Ayrıca zayıf iradelileri intihara itecek düzeyde psikolojik baskı yapıyorlar. Daha önce göremediğim dindarlığın ne olduğunu görmeye başladım. Ben ve kilisedeki diğer tüm kadınlar, kilisemizin akidesine inananların inancına göre erkeklerden daha alt derecede insan görülerek ezilmekteydik. Zira onların yenilenmiş Protestan inançları, kadının (erkeğin bel kemiğinden yaratıldığı için) erkekten daha alt seviyede olduğunu öğretiyor. Erkek Rabbe itaat edip boyun eğerken kadın, ister eş olsun ister baba, ister erkek kardeş, ister de kilise başkanı olsun erkeğe boyun eğip itaat etmektedir.
Bunun dışında korkunç bir gerçeğin daha farkına vardım. Kilisenin önde gelenlerinden 10 büyüğü, kilisemizdeki yüzlerce kişinin günlük hayatlarının ayrıntılarına hükmetmektedir. Düşünün; bir erkek ya da bir genç kız evlenmek istediğinde önerilen gelin ya da damatla evlenebilmek için bu büyüklerin onayını almak zorunda. Bu bağlamda 'Rab'dan talebe direk cevap duası' adı altında büyükler talepleri alır. Bir süre sonra (bazen aylarca sürer) evlenme talebinde bulunana dönerek 'Rab talebini kabul etti' ya da 'Rab talebini kabul etmedi' der.
Bunun gibi işten arkadaşlıklara, eğitimden yolculuğa tüm hayat meselelerimize karışırlardı. Kilise üyelerinin büyük kısmı kilisenin onayını alabilene kadar evlenemedi. Geçen senelerde ben de diğer kadınlar gibi kontrollerinin kurbanıydım. Bizim akidemize tabi olmayan bayanlarla arkadaşlık yapmama izin verilmiyordu. Dini kilisemizin vasıflarını uygun bulup izin vermediği mekanları ziyaret etmeye gidemezdim. Daha sonra kesin delillerle onların Rabbin rızasını kazanmak için kardeşi kardeşe (kızı kıza, erkeği erkeğe) gözetlettirmelerini emreden gizli öğretilerinin bulunduğunu keşfettim.
Televizyon sadece Protestan kanallarını izlemek için serbest. Mütevazi giysilerin kiliseye has vasıfları bulunuyor. Kim bu kurallara uymazsa kendisine önce dışlanma sonra da kovulma cezası uygulanır. Bu, çok sert psikolojik bir cezadır. Oradan kovulan kendisini cennetten (kiliseden) İblis'in memleketine (yani kiliseden uzak dış dünyaya) kovulmuş gibi hissetmektedir.
İzin verirsen daha açık bir şekilde anlatayım. Yeni kiliselerin büyük kısmı klasik Ortodoks, Katolik ve Protestan kiliselerden aynen Müslümanlardan nefret ettikleri gibi belki de daha fazla nefret etmektedir. Çünkü onların hepsini İblis'in oğulları ve ona tabi olanlar olarak görmektedir.
Allah bana birçok alimin ve aydın Müslümanın kitabını okumayı nasip etti. Bu kitaplardan bazılarını okuduktan sonra Allah Resulü'nün (sav) ve Sahabe'nin (r.anhum)'un hayatına geçtim. Tabi ki bilinen meşhur ilahi mucizeler dışında, güvenilmez tarihi hurafeleri değil inceleme ve araştırma üzerine yapılan, aklın kabul etmediğini kabul etmeyen tercümeleri kendime kaynak aldım. Kur'an-ı Kerim'i farklı tercümeleriyle inceledim. İncilcilerin küçük Müslümanlara yaptığı gibi beyin yıkama ve kandırma yöntemleriyle değil de akıl ve dirayet yoluyla Hıristiyanlıktan İslam'a geçen düşünürlerin söylediklerini okudum. Hakikati araştırmaya başlamamdan bir sene sonra İslam'a girdim.
İslam'a girmem için beni kimse kandırmadı. Aksine ben aklı yerinde, geniş kültür sahibi bir bayandım. Müslüman olduğumda 24 yaşındaydım. Sonradan Hıristiyan olan Rıfka Bari'nin maruz kaldıklarına maruz kalmadım. Öyle ki kendisini kurnaz biri yakaladı ve Facebook aracılığıyla küçük beynini yıkadı. Kendisine (Rıfka'ya) aralarındaki ilişkinin 4 sene boyunca gizli kalmasını emretti. Ancak Amerikan kanunlarına göre buluğ yaşına gelmesiyle meselesi basında patlak verdi. Kendisini din ve imanla ilgisi olmayan siyasi amaçlarla kullandı.
FACEBOOK ARACILIĞIYLA İNSANLAR HIRİSTİYANLAŞTIRILIYOR
Rıfka Bari'nin kandırılma ve beyin yıkamanın kurbanı olduğunu mu söylüyorsun?
Florida'daki Evrensel Devrim Kilisesi papazı Blake Lorenzo'nun Rıfka Bari'yi emirlerinin kölesi yapmak için kullandığı yöntem, Baptist kiliselerle yenilikçi Evanjelist kiliselerin avladıkları tüm insanlara karşı kullandıkları yöntemle aynıdır. Florida'da bir grubun başkanı olan avukatın, Rıfka'nın ailesine teslim edilmemesi için açtığı dava sadece Müslümanlara karşı nefret ve kin duygularını yaydı. Lorenzo ve eşine göre küçük Müslüman kız, ailesinin haberi olmaksızın Facebook aracılığıyla avlanan bir yemden başka bir şey değildi.
Eğer 13 yaşında bir kızı Facebook'ta avlayan katil ya da cinsi sapık olsaydı hapse atılırdı. Ancak Lorenzo, kiliseler topluluğuna üye olması ve Amerika'nın genelinde destekçileri bulunması, yeni Bapdist kiliselerde (Amerika'da on binlerce kişinin tabi olduğu bir akım) müttefikleri olması, maddi açıdan zengin, medya ve siyasi açılarından güçlü, yargının bünyesinde müttefikleri, destekçileri olması nedeniyle hiç kimse bir çocuğu tuzağına düşürmek için yoldan saptırdı kendisine hesap soramaz. Din değiştirmek mümkün olabilir. Bir insan dinini akla dayalı tam bir inceleme yaparak ve yeni dinin akidesini derinden anlayarak değiştirmişse diğer insanların ona saygı duyması gerekir. Ancak Rıfka, Lorenzo ve karısı kendisiyle ilişki kurduğunda daha çocuktu. Onun aklına ne ektiğini kim biliyor? Şu anda karısıyla beraber ona ne yaptıklarını kim biliyor?
Bence bu kız, Lorenzo ve eşi tarafından zayıfları tuzağa düşürmek için en gelişmiş psikolojik ilimleri kullanan misyonerlerin kabiliyetli oldukları dini kandırma yöntemiyle iradesi dışında kaçırılmıştır. Lorenzo tuzağa düşürdüğünde Rıfka özgür değildi. Bence Lorenzo bir sahtekâr. Çünkü Rıfka'nın Amerika'daki kanuni yaş sınırını doldurmasını bekledi. Doldurunca da onu babasının evinden çıkardı ve onun hakkında yaptığı basın kampanyası ile kendisine ün kazandırdı. Bu da aşırılık yanlılarının bağış ve yardımlarını Evanjelist Hıristiyanlaştırmada en başarılı kiliselere ödemeleri anlamına gelir. Bu kampanya şüphesiz Lorenza'ya yaradı. Bundan Amerika'daki küstah Müslüman düşmanları da onlarca senedir Amerikalı Müslümanlara karşı durmayan; kin ve nefreti kışkırtma çalışmalarını sürdürmek için faydalandı. Zira sağcı küstahlar tarafından 'Faşistler' diye tanımlanmaktadırlar.
Rıfka, Blake Lorenzo tarafından kendisine uygulanan psikolojik kontrol nedeniyle anne ve babasına karşı doğru yönde tasarrufta bulunma kabiliyetini kaybetti. Kilisede ben de aynı yönteme maruz kalmıştım. Baptistlerden doğan yenilikçilerle Evanjelist yenilikçi ve hamsinci kiliselerin çoğundaki bayanların durumu da böyledir. Bizlere karşı denenmiş psikolojik yöntemler kullanıyorlardı. Bu yöntemler, insanın aklını ve kendisini kontrol edebilmesini önlüyor. Zira böylelikle kurbanın güveni kazanılıyor. Ardından da kurbanın en çirkin yollarla kullanılmasına başlanıyor. Lorenzo, Müslümanlara karşı psikolojik savaşta kurbanı medya bağlamında kendisine faydalı şekilde kullanabilmeyi başaran isimlerden biri oldu. Aynı şekilde büyük bağış verenlerin sempatisini kazandı. Artık paralarıyla gelecekte bir çocuğu annesi ve babasından; onlardan korktuğu iddiasıyla çalan, Müslümanları kahreden 'Lorenzo'ya yönelecekler.
Rıfka'nın Söylediği Sözleri Lorenzo'nun Söyletmediğini Kim İspatlayabilir?
Kilisede olduğum vakit, vaizin söylediklerinin Allah'ın kelamı olduğuna inanıyordum. Çünkü inancımıza göre Allah bizim içimizdeydi ve O'nun sesini duyuyorduk. İmanımız arttıkça da ona yaklaşıyorduk. İnsan tövbeye ve kendisine İsa tarafından bahşedilen elçiliğ yaklaştıkça dili İsa'nın konuşmasına daha da yakın olurdu. Bu yenilikçi Evanjelist akidedir ve her fert, yenilikçi Evanjelist kilisenin fertlerinden dayanağını alır. Toprağa verilip Mesih'le ölümden kalkmış tövbe hayatı yaşar. (yani malumat suyuna daldıktan sonra kalkmış). Göğsünde Rab yaşar. İnsanlarla konuşurken kendi diliyle değil Allah'ın diliyle konuşur.
Bir düşün, eğer Rıfka geçen 4 yıllık çocukluğu boyunca bu sözlere inanmışsa Blake Lorenzo'nun kendisi üzerindeki egemenliği ne boyuttadır! Ben şahsen kilisedeyken büyüklerimizden biri intihar etmemi emretseydi yapardım. Çünkü onun sözünün Allah'ın kelamı olduğuna inanıyordum. Blake de kesin bunları o çocuğun aklına ekti. Buradan Amerika'da ve dünyanın her yerinde Rıfka'nın ailesi ile dayanışma kampanyası başlatılması çağrısında bulunuyorum. Bugün onlara olan yarın başka bir ailenin başına da gelebilir.
Öyleyse sen bir kişinin dinini değiştirmesinin karşısında mısın?
Ben bir kimsenin dini ve inancı ne olursa olsun dini inancının gereklerini yerine getirmesinden yanayım. Ancak ben Protestan misyonerlerin, Hıristiyanlık inancı ile değil de siyasi bir iman ile kandırmalarının karşısındayım. Bunlar bildiğim kadarıyla İsa'nın düşmanıdır. Çünkü İsa buyruklara iman etti. Yani yalan söylemiyor ve çalmıyordu. Oysa bunlar yalan söylüyor, kandırıyor, diğerlerinin akidelerini karalıyor, büyük mali kapasite ile güçleniyor. Bu mali güce de aralarında Amerika ve Kanada hükümetlerinin de bulunduğu bir dizi hükümetin ödediği ve vergi iadesi olarak tabir edilen bağışlar yoluyla ulaşmaktadır. Ben bir insanın istediği dini seçmesinden yanayım. Ancak yaşlı bir adamın karısıyla beraber bir çocukla dalga geçmesine, dinini değiştirmek için onun çocuksu cehaletini kullanmasına ve dahası onu Müslümanlara karşı sürdürdükleri Haçlı savaşında kullanmasına karşıyım.
İyi ve Kötü Misyonerlik Hakkında Yazdığını Biliyorum
İyi misyonerlikten kastım din adamları oluyor ve dinlerinde inandıklarının hak olmasını seviyor ve hayrın tüm insanlara yayılması için çalışıyor. Bunlar inanç olarak her ne kadar bize ters düşseler de saygıyı hakediyor. Çünkü açıklar, kelimelerle oynamıyor, insanları kandırmıyor ve gerçekleri saptırmıyorlar. Onlara karşı düşmanca tavır almaktansa kendileriyle tartışmalıyız. Çünkü dinimiz fikri denklik açısından zayıf değildir.
Kötü misyonerliğe gelince bu misyonerliğin gizli siyasi hatta bazen daha öte bir gündemi bulunmaktadır. Evanjelist misyonerliğin kötü elemanları İslam hakkında yalanlar türetmektedir. Örneğin meşhur Baptist bir vaiz hala Müslümanların ay tanrısı Hubel'e taptıklarını ve ona 'Allah' ismini verdiklerini söylemeye devam etmektedir.
Bu şahısların, dünya çapında büyük projeleri olan örgütlerle bağları bulunuyor. Onların imanı kendilerine İsa'nın ikinci kere ortaya çıkması için olayların meydana gelmesi gerektiğini söylemektedir. Bu felaketler kendiliğinden meydana gelmezse bu kehanetleri; özellikle de Kutsal Kitap'ta yer alan ve insanların 'armageddon' ya da 'dünyanın sonu' olarak bildiği olayları gerçekleştirmek için gizlice çalıştıklarını görürüz.
Bu İyi ve Kötü Gruplar Arasındaki Farkı Nasıl Bilebiliriz?
Orada büyük kısmı insani yardım ve gönüllü çalışma adı altında İslam Dünyası'na karşı savaşan 800 bin Baptist ve Evanjelist yenilikçi kötü misyoner bulunmaktadır. Bunlar, iki hedefle siyasi çevrelerce uluslararası boyutta çok güçle desteklenmektedir. İlk hedef, truva atı olması için en çok sayıda Müslümanın Hıristiyanlaştırması, ikinci hedef ise içeriden vurulması için Doğu kiliselerine nüfuz edilmesidir. Bu nedenle de tuzaklarına düşen kimselerden –eğer doğulu bir Hıristiyan ise- kiliselerini terketmelerini istememektedirler, aksine onlara kiliselerinde kalmalarını ve daha başkalarını da tuzaklarına düşürmelerini nasiha etmektedirler. Bu esnada Müslümanlardan Hıristiyanlaştırdıklarını da Allah'ın düşmanları diye vasıflandırdıkları Müslümanlara karşı basın organlarında sürdürdükleri psikolojik savaşta kullanmaktadırlar.
Bunların Müslümanlara Tesir Etmesinden Korkuyor musun?
Ben bunların, Müslümanlardan dinlerinde cahil olanları kullanmasından korkuyorum. Çünkü bunlar peygamber kıssalarıyla oynuyor. Ayetleri kesmek ya da kapsamı dışında kullanmak ve kelimeleri harfiyen açıklamak suretiyle Kur'an'ın manalarını bozuyor. Bunu bilmeyen sapar.
Onları hafife almamak lazım. Çünkü misyonerlik çalışmaları aracılığıyla Irak Kürdistan'ında ve Afrika'nın kuzeyinde çalışmalarının meyvelerini bol bol topladılar. Brezilya'da da durum aynı gidişatta. Katolik olan bu ülkede geçen yüzyılın başına kadar yenilikçi Evanjelistler yoktu. 1 yüzyıl ve 9 sene sonra yenilikçi misyonerler kiliselerine 50 milyon Brezilyalı kazandırdı. Çin ve Hindistan'da da aynı şekilde milyonlarcasını kazandırdılar. Nijerya'da küçümsenmeyecek derecede popüler güce sahipler. Kanada'da her yıl on binlerce Katolik ve Anglikan kazanıyorlar. İslam dünyasında ise Hıristiyanlaştırma çalışmalarında iki bölge dışında ciddi sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Kilisedeki yıllarımda misyonerlerin büyüklerinden, Irak'ın Kürdistan bölgesi ile Afrika'nın kuzeyindeki Amazig bölgelerinde insanların arap-Müslümanlarla aralarında etnik sorunlar bulunması nedeniyle Hıristiyanlığı kabul ettiklerini duyuyordum.
Siyasi Gündemi Olduğunu Söylediğin Kötü Misyonerlik Olgusu İle Nasıl Mücadele Edilebilir?
Ne yazık ki orada İslami akideye karşı koymak için uzman onbinlerce elektronik site bulunmaktadır. Bunu Müslümanları zihinsel tartışmalara sokup imanlarını zayıflatıp yoketmek için yapıyorlar. Bu sitelerdeki insanlar Müslümanların konuştuğu tüm dillerde konuşuyor. Oysa Kur'an-ı Kerim'in Amazig diline sadece birkaç hafta kadar önce çevrildiğini görüyoruz.
Bunlar örgütlenmiş durumdalar ve siyasi gayeleri olup bu örgütleri siyasi hedefleri için direk kullanan ülkelerden maddi, manevi, diplomatik açılardan çok büyük boyutta destek görüyorlar. Sanırım başta tüm mezheplerden Hıristiyanlarla yenilikçi Evanjelistleri birbirinden ayırıyorlar. İki taraf arasındaki fark ne kadar da büyük! İlki bir din sahibi ve onu doğru görüyor. Diğerlerinden, kendi dinine muhalefet ettikleri için nefret etmiyor. Doğulu Hıristiyanların bu kötü misyonerlere karşı daha etkin olması söz konusu olabilir. Çünkü onlar bu kötü misyonerleri yıkma mantığında kullanılacak yöntemleri daha iyi bilmektedir. Yenilikçi Evanjelist, hayattaki görevini misyonerlik ve Armageddon'a iman etmeleri için insanları avlamakta sınırlı görmektedir. Bunun için de logolarının 'haç' değil 'balık' olduğu görürüz. Karşı taraftakilerin saflarına sızma hedefini gerçekleştirmek için tahrik, nefret yayma ve karalama gibi kirli yöntemleri kullanmakta tereddüt etmezler.
Geleneksel Hıristiyanlar ve Müslümanlar Evanjelist örfünde Hıristiyanlaştırılması ve Rab tarafından seçilenler –iddialarına göre- arasına katılmaları için avlanması gereken tek taraf olarak görülmektedir.
Özellikle batıdaki Müslümanlar arasında yayılan kötü misyonerliğe karşı bir umut görüyor musunuz?
Onlar insanları aldatıyor ve ihtiyaçlarını kullanıyorlar. Ya da zor görünen oysa gerçekte cevapları çok kolay olan tartışmalarla düşüncelerini dağıtıyorlar. Sürekli tekrarladıkları bir soru var. O da Muhammed (sav)'ın kan akması taraftarı olduğu sözleridir. Buna Kur'an-ı Kerim'den ve peygamberin (sav) siretinden hikâyeleri delil olarak getiriyorlar. Cahil Müslüman da doğruluğu şüpheli bu bilgiye inanıyor çünkü aklı kapalı. Oysa doğru cevabı araştırsa Allah Resulü'nün tüm savaşlarının savunma savaşı olduğunu, savaşı teşvik eden Kur'an ayetlerinin de Müslümanların dinlerine zafer getirmekte gevşeklik gösterdikleri koşullarla ilgili anlık teşvikler olduğunu ve savaşa teşvik eden ayetleri, eğer Müslümanlara saldıranlar barışa yanaşırsa bunu kabul etmeye davet eden ayetlerin izlediğini görürdü.
Kafaları Karışanları Kötü Misyonerliğin Elinden Kurtarmak İçin Ne Yapmalı?
Farkındalık bilinci yayılarak ve Müslümanların konuştuğu tüm dillerde internet siteleri kurup misyonerlerin kullandıkları aldatma yöntemlerini açıklama yoluyla olabilir. Örneğin ben Montreal'de bir kütüphane-cafetarya açmayı planlıyorum. Orada öğrencilere ücretsiz servis yapılacak. İslam hakkında tartışma için bir sahası olacak. Burada İslami gerçek kitaplar ücretsiz olarak incelebilecek. Bu kütüphane-cafeteryada gelenlerin Allah Resulü'nün hayatını, gönderilme hikâyesini konu alan filmler izlemesi de mümkün olabilir. Kütüphanede İslami eğitim broşürleri de bedava dağıtılacak. Bu fikri tek başıma uygulamaya çalışıyorum. Bu noktada girişim ruhuna ihtiyacımız var. Kendisini İslam'ın elçisi sayan her iltizam sahibi Müslüman'ın birşey yapmaya kalkması gerekir. Eğer niyetinde sadıksa şüphesiz başarılı olacaktır.
Pratik olarak tasarıyı uygulamaya başladın mı?
Bu projenin sorumluluğunu yüklenecek kurumun yasal evraklarını düzenliyorum. Ancak Allah için olan inşallah gelişecektir.
Timeturk olarak bize vakit ayırdığınız size teşekkür, ediyoruz?
Asıl ben size teşekkür ederim. Hakikatlerin insanlar arasında yaygınlaşmasını sağladığınız için…
TIME TURK
http://www.medya73.com/kanadali-misyoner-melissa-kokkinis-neden-islami-secti-haberi-82314.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Bir Meksikalı'dan İslam'ı öğrenmek...
Saat ve Tarih
05:29
,
27/8/2009
Bir Meksikalı'dan İslam'ı öğrenmek...
Meksikalı bir genç internette tanıştığı Türklerle karşılıklı içki içiyor... Sonra o Türkler bu genci Türkiye'ye davet ediyor... Sonrası mı okuyun ve "İslam ve iman"ı fark edin...
Resmi adı Carlos Alberto Reyes Salcedo. Amerikan filmlerinde gördüğümüz her Meksikalı kadar asi ve her Meksika dizisinde olduğu gibi karizmatik… Olağandışı ama bir gün internette tanıştığı Türk arkadaşları onun imana ermesine neden oldu. Üstelik kendileri dahi henüz iman etmemişken… Meksikalı Osman ile hidayete erme öyküsü üzerine bir söyleşi yaptık…
İslam’la nasıl tanıştın? Nasıl Müslüman oldun?
(Gülüyor) Ben Türkiye’ye geldiğimden bu yana çok anlattım bu hikâyeyi. Ondan gülüyorum. Önce şunu söylemeliyim. Siz burada yaşadığınız için burada olanları fark etmiyorsunuz. Bu ezanları, camileri, insanları görmüyorsunuz. Bunlar insana her an gerçekleri hatırlatıyor. Ben ateisttim. Katoliklik orada geçerli din ama buna inanmıyordum. Yaşıtlarım gibi internette chat yapıyordum. Bu chat’ler sırasında 2-3 Türk arkadaş buldum. Onlar çok ibadet etmeyen sadece Müslüman olan Türklerdi. Eğleniyorduk, webcam’den karşılıklı bira içiyorduk. Ama onlarda benim hiç alışkın olmadığım bir tavırla misafir etme arzusu vardı.
Nasıl bir tavır?
‘Gel İstanbul’a seni gezdirelim’ diyorlardı. Onların bu dostça tavırları beni çok etkiledi. Çok samimi olunca ‘Nesiniz siz’ dedim. ‘Müslümanız’ dediler. ‘Müslüman’ terörist demekti benim için! Ama terörist gibi değillerdi. Aksine çok samimi ve iyiydiler. Ben de Müslümanlık hakkında araştırmalar yaptım. Fıtratımızda olduğundan sanırım, kalbim araştırdıkça ısındı. İnternette ‘Meksika’da Müslüman, İslam’ vs. gibi şeyler yazıp bir İspanyol bir cemaat buldum. Onların bir mescidine gittim. Sadece bakmak için. Orayı gördükten sonra özellikle benim için her şey değişmişti. Bozuk gözlerime gözlük taktım sanki. Korktum, ‘Ne oluyor’ dedim. Çünkü fiziksel bir değişim hissediyordum. Kalbim beni sürekli uyarıyordu sanki. Nihayetinde onlara Müslüman olmak istediğimi ve tek bir Allah’a inandığımı söyledim. Onlar da bana sen zaten Müslüman olmuşsun dediler(gülüyor)
Tüm bunlar kendi içinde yaşadığın bir süreçti o halde?
Evet. Yani fıtratımızda Müslümanlık var. Onu bulmak zor değil. Söylediğim şeye belki inanmazsınız ama ben çocukluktan bu yana ‘Allah ve Mekke kelimelerini biliyordum. Nasıl ‘Paris’ denince ‘Eyfel’ deriz, aynı onun gibi Müslüman denince ‘Allah’ derdim.
Bir yerden mi duydun…
Yo hiç bir yerden... Müslümanlıkla ilgili bir şeyleri duyamam zaten televizyonlardan. Sadece kalben bunu biliyordum. Bu çok güzel bir şeydi. Kelime olarak vardı bunlar benim zihnimde. Müslümanlığımın ilk zamanlarında gerçekten hiç bir şey bilmiyordum. Ama samimi olarak çok inanmış ve bağlanmıştım. Bir dua ettiğimde anında olduğunu fark ediyordum. Müslüman olmayanların yüzünü... siz nasıl diyorsunuz ‘monster?
Canavar mı?!
Evet. Sanki canavar, hayvan sureti gibi görüyordum.
Ailen nasıl karşıladı Müslüman olmanı? Nasıl söyledin mesela…
Gittim ve birden ‘Ben Müslüman oldum’ dedim.
Nasıl yani birden başına dikilip söyledin mi?
Evet(gülüyor) Ben söylemeyi planlamıyordum aslında. Nasıl sarhoş olunca, siz belki bilemezsiniz ama, hani kontrol onda değildir ya onun gibiydim. Birden ve nasıl tepki vereceklerini bilmeden ‘Evet ben Müslüman oldum baba’ dedim. ‘Bizim için fark etmez, her şeyi kabul ediyoruz, sen mutlu ol’ dediler. Sonraları bendeki değişimi görüp korktular. Namaz kılıyordum, Oruç tutuyordum. Onlar da ‘Seni kim böyle ikna etti’ dediler. Müslüman olmak gerçekten kolay değil. Özellikle Meksika gibi bir yerde… Zor dönemlerdi. Çok şükür atlattık. Allah gerçekten var ve bu insana sabır veriyor.
Türkiye’ye nasıl geldin peki?
Hani o benim Türk arkadaşlarım var ya, onlarla konuştum. ‘Ben Müslüman oldum, siz bana neden tüm bunları açıklıkla anlatmadınız’ diye sitem ettim. Kur’an okumayı öğrendim. O kadar heyecanlıydım ki herkese okuyordum. Onlar da ‘Dur, dur’ diyorlardı, bıkıyorlardı(gülüyor) Bu arada diğer cemaatin bazı yanlışlarını görüp korktum. Çünkü bana ‘Üniversiteyi bırak, sadece burada kal’ dediler. Ekmek yapıp satıyorduk orada. Ancak okulu bırakmak istemiyordum. Allah için yaptım ve yapardım da ama onlar birkaç ekmeğin kalmasına bile razı olmuyorlardı. Çok daha fazla çalışmamı istiyorlardı. Ekmekleri satamayınca onlarla bozuştuk(gülüyor) Ama ben ne yapayım? Tüm ekmekleri satmamı istediler ama satamadım. Yine de Allah razı olsun, Müslüman kardeşlerim onlar benim ve her şeyi onlardan öğrendim.
Ne okuyordun orada?
8 yıl konservatuar okudum. Orkestralarda şeflik yaptım, bestelerim var. Şu an ünlü olduğunu söyleyebileceğim bir grupta basgitar çaldım.
Hangi grup?
Bilmemeniz daha iyi. Yani boş verin. Bakarsınız internetten. Beni de onlar gibi bilmeyin. Şahitlik etmeyin. Zaten kısa zaman sonra okulu maddi sorunlardan ötürü bırakmak zorunda kaldım. Tekrar devlet okuluna kayıt yaptırdım. Orası da 7 yıl daha okumamı istedi. Buna gerek yok dedim. 7 yıl çok fazla ve Allah bize ‘Dünyada ne okul okudunuz’ diye sormayacak. 7 yılımı o okula vermek istemedim.
Peki, o cemaatten ayrılıp yalnız kalınca ne yaptın? Başka bir mescit mi buldun?
Sizin bir atasözünüz var. “İnsan hata yapa yapa öğrenir” diyorsunuz. Onun gibi işte bir hata yapmıştım ama devam etmeye kararlıydım. İlk işim eve seccade almak oldu(gülüyor) İnternetten seccade aradım. Bursalı bir Müslüman’la tanıştım. Meksika’da yaşıyordu. Türk halıları satıyordu. Gidip onunla tanıştım. Seccade ve namaz malzemeleri aldım. Arkadaş olduk ve Türklere ve Türkiye’ye olan sevgimden söz ettim. Bana bir Türkçe kursu buldu. Orada Türkçe öğrenmeye başladım. Allah dualarımı kabul etti geçen Ramazan’da Türkiye’ye geldim. Sınavlara çalışmaya başladın.
Ne sınavları?
Üniversite sınavları. Burada üniversite okumak istedim. Buraya geldiğimden beri ben kendimi kendi ülkemde hissediyorum. Orada İslamiyet yaşanamaz. Ondan oraya dönmek istemiyordum. Çok şükür burada sınava girdim ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği’ni kazandım. İlahiyat okumak istedim ama puanım yetişmedi. Her işte bir hayır vardır tabi. Bir de Türkçe öğrenmek istediğim o zaman Türk dizileri izlemiştim.
Hangi dizileri izledin?
‘Gülbeyaz’ diye bir dizi. Onlardan öğrenmiştim az çok. Meğer o Karadeniz şivesiymiş! Sonradan öğrendim(gülüyor) Şimdi orada zorluk çekmeyeceğim (gülüyor) Üniversiteyi babam için okuyorum. Önceden bu Carlos babasına çok asilik ediyormuş. Şimdi Osman babasının gönlünü yapmaya çalışıyor. Bana kalsa hafız olmak istiyordum. Ama önce babama bir meslek vermeliyim.
Latin Amerika’da yoldan geçen herhangi bir adam ‘İslam’ hakkında ne bilir?
Onların bildikleri maalesef sadece 11 Eylül ve Usame Bin Ladin! Teröriste benzer bir havamız var maalesef. Orada bu yöndeki cehalet çok büyük ama bunun sorumlusu biziz. Kardeşlik duygusu maalesef yok. Orada zaten belli bir yaşa kadar Katolik olmak zorundasınız. Reşit olana dek din değiştiremezsiniz. Ama etkilenen ve Müslüman olmaya çalışan, buna rağmen ona İslam’ı anlatacak adam bulamayan birçok insan var. Geçen ay buraya bir arkadaş geldi Meksika’dan. 54 yaşında ve 49 yaşında İslamiyet’i bulmuş. Düşünün, hayatının çoğu günah içinde geçmiş. Allah emrederse biz şu Boğaz’dan geçebiliriz. Ve hiç bir şey olmaz. Allah istedi biz de çok şükür Müslüman olduk. Meksika’da Müslümanlık ırktan kaynaklanan bir durum gibi görülür. Yani bir Meksikalının veya İngiliz’in Müslüman olmasına gerek yoktur(gülüyor) Oysa Cat Stevens gibi bir adamı görmüyorlar. Onun doğuştan Müslüman olan bir insandan daha samimi olabileceğini anlamıyorlar. Ama bakın ona artık herkes Yusuf diyor. Çünkü adını ve şöhretini bir yere bırakacak kadar samimi.
Müslüman olmadan önceki hayatın nasıldı?
Karanlık. Oldukça karanlık. O yüzden size üzülüyorum. Burada bir çöküşün başlangıcı sayılabilecek bazı şeyler var. Ahlaki çöküş. Siz Batı’ya benzemeyin. Bu şekilde devam ederse kıymetli şeylerinizi kaybedersiniz bizim gibi. Meksika’ya bakın. Artık dünyanın en tehlikeli şehri artık… Hırsızlık, cinayet, kaçakçılık…
Türkiye’de Ramazan nasıl geçiyor?
Çok güzel. Ben Teravih’e gidiyorum her gün. 80 yaşındaki amcalar benle namaza geliyor. Bu çok güzel bir şey vallahi! Meksika’da insanlar kendi ninelerine dahi güvenmiyorlar. Dün teravihten çıktıktan sonra yaşlıca bir teyzeye rastladım. Teyze yanıma gelip ‘Selamünaleyküm’ dedi. ‘Aleykümselam’ dedim. Hayatımın en hoş anıydı. Hiç tanımadığınız biri yanınıza gelip din kardeşi olduğunuz için size selam veriyor. Ne güzel şey! Teyzeye dua ettim hemen orada. Allah ondan razı olsun.
“İNANIYORUM, BABAM DA MÜSLÜMAN OLACAK”
Ailen etkilendi mi Müslüman olmandan? Onların da aklına geldi mi sorular?
Kız kardeşim İslam’a çok yakın. Benim takke takmamı çok seviyor. ‘Yakışıklı oldun’ diyor. Daha 10 yaşında ama bir insan kötü bir şey yapınca ‘O Katolik, yapar’ diyor. Evde Kur’an-ı Kerim’i bilgisayardan dinlerken ‘Elhamdülillah dedi’ diye takip ediyor. Benden duyduklarını uyguluyor. Meksika’ya gittiğimde sadece bana göstermek için başörtüsü takıyor. Onu birkaç sefer Cuma Namazına ve bir kez bayram namazına götürdüm. Bizimle namaz kıldı. Müslüman çocuklarıyla oynadı. İnşallah büyünce onu buraya getirmek burada yetiştirmek istiyorum.
Ailen bu duruma bir şey demez mi, izin verecekler mi?
Bizde izin yok sizinki gibi(gülüyor) Biraz büyüsün benimle buraya gelmek isteyecektir. Babam da inşallah Şubat ayında Türkiye’ye gelecek. Oysa Türkiye’ye gelirken babam teknolojisi olmayan, çok geri bir ülkeye geldiğimi sanıyor, üzülüyordu. Öyle güzel anlattım ki gelmek istiyor. Ve inanıyorum ki Ezan sesini duyunca Müslüman olacak. Annem değil ama ikisini İslam’a yakın hissediyorum. Babam arada sakal bırakıyor mesela. ‘Bak Müslüman’a benzedim mi?’ diyor. Bunları görünce mutlu oluyorum ben. Onlara İslam’ı doğru anlatabildiğim için. Etkileyebildiğim için…
Sen adını değiştirmeyi düşündün mü?
Beni Müslüman yapan İmam ‘Osman olsun adın’ dedi. O zaman ‘Osman’ kimdir bilmiyordum tabi(gülüyor) Sonradan öğrendim. Ama çok sevdim. Fenerbahçeli arkadaşlarım Carlos demekten çok hoşlanıyorlar hâlâ ama kızıyorum ben.
Carlos ne demek peki?
Müslüman olmadan önce, içki içen, ailesini üzen, kötü alışkanlıkları olan adam demek(gülüyor) Benim için başka anlamı yok.
Biz Meksikalıları Pembe dizilerden tanıyoruz…
Marimar felan değil mi? Biliyorum onları ben de(gülüyor)
Evet. Peki, neden herkesin adı o kadar uzun?
Bizim aynı Arap ismi gibi ‘İbn’ var. İspanyalılar Meksika’yı fethedince onlara da Endülüs’ten gelen bir adetlerini aktarmışlar. Mesela benim adım ‘Carlos Alberto Reyes Salcedo’ Babamın adı Alberto ve onun oğlu olarak adını alıyorum. Sonra da onun soyadını ve ardından annemin soyadını. İsim olarak da Carlos demişler(gülüyor)
Gerçek Hayat
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
‘MESİH BENİ İSLAMA ÇAĞIRDI’
Saat ve Tarih
02:04
,
13/8/2009

‘MESİH BENİ İSLAMA ÇAĞIRDI’
Geçtiğimiz günler gazeteler bir haberle çalkalandı ve yankılandı. Gazetelere düşen bir habere göre, İsrail’de her yıl en azından 100 kadar Yahudi İslamiyeti seçiyor. İsrail’de günlük olarak çıkan Maariv Gazetesi’nin yaptığı araştırma okuyanları ve duyanları şoke etti. Gazeteye göre, yüzlerce Yahudi dinlerini bırakıp Müslüman oluyor. İsrail mahkemelerinin verileri, son iki yılda 250 Yahudi’nin Müslüman olma talebiyle mahkemelere başvurduğunu gösteriyor. Başvuranlar nüfus cüzdanlarında yazan Yahudi ibaresini İslam’a çevirmek istiyor. Gazetenin haberine göre, Yahudiler arasında artan ‘Müslüman olma’ olgusu son beş yılda gözle görülür biçimde arttı ve yaygınlaştı.
Neden? İslamiyet muzaffer ve galip bir din olduğu için mi? Kestirmeden hayır. Zahiri olarak böyle bir durum yok. Bununla birlikte, İslamiyet yenik göründüğünde dahi o muzafferdir. Zira, İslamiyetin değerleri yenilmez. Sadece onun mensupları yenilir. O da muvakkaten ve yenilenmek için. Bediüzzaman, ‘kimse Risale-i Nuru yenemez’ derken işte bu gerçeğe işaret ediyor ve bu gerçeğin köklerine ve aslına vurguda bulunuyordu. Moğollar zaferlerinin zirvesindeyken Müslüman oldular. Müslümanların yenilgiden yenilgiye koştukları 19’uncu asırda Senusiler Afrika’da milyonları İslam’a kazandırdılar. Dolayısıyla İslamiyetin dışındaki bir terkiple günümüzdeki ruhi boşlukları doldurmak tek kelime ile imkansız. Yahudiler de Hıristiyanlar da, aynı bozulmamış berrak kaynağa muhtaçlar. Bir gün muhakkak fevc fevc yani grup grup İslamiyete dahalet edecekler. Zira aradıklarını onda bulacaklar. İslamiyet beşeriyet için son reçetedir ve güneş Batı’dan tulu edene kadar bu reçete geçerliliğini ve salahiyetini muhafaza edecektir. Yahudiler gibi Hıristiyanlar da birer ikişer Müslüman oluyorlar. Biz efalimizle İslamiyetin değerlerini izhar etsek ve gerçek manada ona ayna ve ayine olabilsek belki de bütün beşeriyet kısa zamanda İslamiyetle şereflenecektir. Lakin bizim kötü örnekliğimiz ve usve-i hasene olamamamız İslamiyetin yayılmasını da muvakkaten perdeliyor ve engelliyor. Son sevindirici bir gelişme ‘İsevi Müslümanlar’ bağlamında, siyah bir Amerikalı rahibenin Müslüman olması ve onun ötesinde hizmet verdiği kilisede beş vakit namaz kılmasıdır. Rahibe ve arkadaşları, kilisenin bir bölümünü mescid haline getirmişler ve oraya yaygılar ve kilimler sermişler ve topluca ve ferdi olarak orada beş vakit namazlarını eda ediyorlar. Homes Reden, bu hususta insanı çarpan bir ifade kullanıyor: Beni İslamiyete çeken Mesih oldu veya Mesih beni İslamiyete çekti ve çağırdı. Sanki onun rehberliğinde ve onun delaletiyle İslamiyete girdim.
Gerçekten de rahibenin serüveni inanılır gibi değil. Al Arabiya Kanalı’nın söz konusu siyah rahibe Homes Reden’le konuşması insanın tüylerini diken diken ediyor. Hemen bir ahirzaman müjdesiyle daha karşılaştığınızı anlıyorsunuz. 25 yıldır rahibelik yapan Reden annesini kaybediyor ve hüzünlü ve kederli bir atmosfere giriyor. Sonra da teselli bulmak için çocuklukta öğrenmiş olduğu bazı İslami şiarları/ritüelleri ve ibadetleri yerine getirmeye başlıyor. Bununla teselli buluyor. Keder kapısı hidayet kapısına dönüşüyor. ‘Bir sevdiğimi kaybederken ebedi saadetimi ve sevincimi kazandım’ diyor. Reden’in durumu tam da bir ilahide dile getirilen durum gibi: Dermân arardım derdime. Derdim bana dermân imiş. Burhân arardım kendime. Aslım bana burhân imiş.
İslamiyetin cezbesine kapılıyor ve kuvvetli bir gücün kendisine çektiğini ve direnemediğini ifade ediyor. Bunu şöyle izah ediyor: “Kuvvetli bir biçimde kanaat getirdim ki, İslamiyete beni çeken ve ona çağıran ve ikna eden ve rehber olup önüme düşen bizzat Mesih’in kendisiydi...” Hâlâ içinde bulunduğu durumu izah edemediğini ve bazen de şaşırdığını söylüyor. Gerçekten de Homes Reden’in hikayesi ibretlik bir hikaye. Binlercesi gibi. Daha önce de ABD’de benzerleri yaşanmıştı. Yine o benzerleri gibi Reden de bir İsevi asıllı Müslüman olduğunu söylüyor.
Gerçekten de Mesih nasıl taraftarlarını ve tabilerini İslamiyete çağırmasın ki? Zaten kendisi de İslam peygamberleri silsilesinden birisi. Muhammed Ataurrahim’in yazdığı gibi o bir İslam Peygamberi. Peygamberimiz, peygamberleri; şeriatları ayrı dinleri bir veya anaları ayrı babaları bir kardeşlere benzetmiştir. Bu yönüyle, Hazreti İsa diğer peygamberlerden de ayrılıyor. İlk bi’setinde Hazreti Musa’nın şeriatına tabi olan ve o şeriatı manevi nefesiyle tadil ve tashih eden Hazreti İsa, ikinci gelişinde ise İslam şeriatına tabi olacaktır. Dolayısıyla hadis tabiriyle ifade edecek olursak, hem ana hem de baba yoluyla bir; Hazreti Peygamberimizin öz kardeşi (şeriat olarak tabii) olacaktır. Diğerlerinin şeriatı ayrı iken Hazreti İsa’nın şeriatı da aynı olacak. Homes Reden’in tek üzüntüsü eskisi gibi çocukları vaftiz edememesi ve bu görevin elinden alınmasıymış
(Haber için bak:
http://www.alarabiya.net/articles/2009/07/29/80196.html).
http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=14796
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Her Yıl 100 Yahudi, İslamiyet'e Geçiyor !
Saat ve Tarih
11:24
,
23/7/2009

Her Yıl 100 Yahudi, İslamiyet'e Geçiyor !
İsrail'de yayın yapan Maariv gazetesine göre onlarca İsrailli hristiyanlığı seçerken 2009 yılı içinde 100'e yakın Yahudi İslam'a geçti.
Maariv dünkü haberinde, 2005-2007 yılları arası 306 kız öğrencinin dinlerini değiştirmek için İsrail Adalet Bakanlığı'na başvurduklarını,306 kız öğrenciden 249'unun İslam'a, 48'nin ise Hristiyanlığa geçmek istediklerini yazdı.
Gazete, Adalet Bakanlığından 2008 yılında dinini İslam olarak değiştirmek isteyen kız öğrenci sayısının had safhaya ulaştığı, dinini İslam olarak değiştirmek isteyen erkek öğrenci sayısının 112, Hristiyanlığa geçmek isteyen erkek öğrenci sayısının ise yaklaşık 26 olduğu açıklaması geldi.
Adalet Bakanlığından yapılan açıklamanın ilk bölümüne göre dinini değiştirmek isteyen Yahudi 32 erkek öğrenciden 15'i İslam dinine 15'i ise Hristiyanlığa geçti.
YAHUDİLİĞE GEÇİŞ AZALDI İSLAM'A GEÇİŞ YÜKSELİŞTE
Maariv Gazetesinin açıklamasına göre ise son zamanlarda Yahudiliğ'e geçen kişi sayısı azaldı. 2005 yılında 820 kişi 2006'da 589 kişi,2007 'de 556 kişi geçen yıl da 767 kişi Yahudiliğ'e geçti.
İSLAM'I SEÇİŞ KATLANARAK ÇOĞALIYOR
Yediot Ahronot gazetesi ise, İsrail nufus idaresinin açıklamış olduğu rakamlar geçmiş yıllarda Müslümanlığı tercih edenlerin sayısını ikiye katlamış olduğunu yazıyor.
2003'te 40, 2004'te 27, 2008'de 33 Yahudi, Müslümalığı seçmişti.
Yediot Ahronot'un haberine göre, İslam'ı seçenlerin sayısındaki dikkate değer artış İslam dini hakkındaki araştırmların sayısını da arttırıyor. İnsanların İslam dini hakkındaki meraklarını körükleyip onları araştırmaya itiyor.
Bir çok Hristiyan ve Yahudi kadın Müslüman erkeklerle evlenmekte bir sakınca görmüyor.
İslam'ı tercih edenlerin içinde kadınların erkeklere oranla büyük bir üstünlüğü var ama geçmiş yıllardaki Müslümanlığı tercih eden erkeklerin sayısına oranlar bir artış söz konusu.
Yine aynı kurumun yaptığı diğer bir istatistikte Müslümanlık'tan yahudiliğe geçenlerin sayısının her geçen yılla beraber büyük bir düşüş yaşadığını gösteriyor. 2009 yılında Yahudiliğe geçen müslümanların sayısı 7.
YAHUDİLER'İN İSLAM'A GEÇMESİNE KARŞI İSRAİL BASKI UYGULUYOR
Yediot Ahronot'a göre, İsrail'deki Din işleri ve İç işleri Bakanlığı yetkilileri İslam'ı tercih eden Yahudiler üzerinde çok sıkı bir baskı uyguluyorlar.
Örneğin İslam'ı tercih eden İsrail vatandaşına Müslüman olduktan sonra Yahudiliğe tekrar geri dönmesi için üzerimde çok sıkı bir baskı kurdu. Yeni Müslüman olan İsrailli psikiyatri kliniğe tedavi olmak için gönderildi. Din değiştirenlerin özellikle beyninin yıkanmış olduğunu aklı başında bir insanın Yahudilik'ten başka bir seçeneği olamayacağı dile getiren makamların baskısına rağmen yeni Müslüman genç yine de hiç bir şeyin kararını değiştiremeyeceğini söylüyor.
http://www.haberalemi.net/110372_Her-Yil-100-Yahudi,-Islamiyet-e-Geciyor-!.htm
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
KONYALI PAPAZ MÜSLÜMAN OLDU.
Saat ve Tarih
08:18
,
18/7/2009

KONYALI PAPAZ MÜSLÜMAN OLDU.
Konyalı papaz,antik Yunanca olan Yuhanna İncili-14 16-17 ve 26.sözlerde Faraklitos-Faraklit ismini görünce hidayete eriyor. Faraklit’in Arapça karşılığı Ahmet ve Muhammed isimleridir. Bu isimlerin anlamı tesellici,öğütçü ve Allah’ı çok çok övendir.
Faraklit ismi Barnabas İncilinde de geçmektedir.
Günümüz İncillerinde Faraklit yerine “Kutsal Ruh” ve “Gerçeğin Ruhu” ismi yazılmaktadır.
“Ben de Baba’dan dileyeceğim, O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir yardımcı, Gerçeğin Ruhu’nu(Faraklit-Muhammded) verecek”
(YUHANNA-14 16-17.SÖZLER)
“Ama Baba’nın benim adımla göndereceği Yardımcı,Kutsal Ruh(Faraklit-Muhammed),size her şeyi öğretecek,bütün söylediklerimi size hatırlatacak.
(YUHANNA-14 26.SÖZLER)
Hakka Yürüyüş Dergisi küçüklüğünden itibaren yetiştirildiği katı Presbiteryen geleneğini terk edip Müslüman olan eski bir misyoner papaz ile yaptığı çarpıcı röportaj.
Andreas Palaylogos şimdiki adıyla Abdullah Palazoğlu , onu önemli kılan şey sade bir hristiyan iken İslam'ı seçmesi değil. Yüksek rütbeli bir hristiyan din adamı iken Müslüman olması şüphesiz.
Küçüklüğünden itibaren yetiştirildiği katı Presbiteryen geleneğini terk edip Müslüman olan Abdullah ile Konya ofisimizde bir röportaj gerçekleştirdik.
6 Ocak 2004 tarihinde Konya Selçuklu müftülüğüne gidip Müslüman oluyor Andreas , sonrada Abdullah yapıyor ismini. T.C.U (Texas Christian Univercity) ' da hrsitiyan teolojisi okuması için Roma tarafından kendisine burs veriliyor, burada ''Thelogy Faculte'' bölümünde okuyor 6 yıllık üniversiteden önce hrsitiyan'lık üzerine ön eğitim alıyor üniversiteden sonra 2 yıl Vatikan'da zorunlu eğitime tabi tutuluyor, daha sonra 2 yılda Yunanistan Agios Oros (Kutsal Dağ) 'da bir eğitimden daha geçiriliyor burada tam bir ruhban ve keşiş olarak eğitiliyor. Burada yetiştirilenler ise dünyanın çeşitli yerlerine misyoner temsilcisi olarak atanıyor. Daha sonra İstanbul Güngören Protestan kilisesinde bir eğitime tabi tutuluyor. Buradan Konya'ya gönderiliyor görevi ise ev kiliselerini organize etmek . Bu dönem içinde vesilelerle Müslüman oluyor Abdullah Palazoğlu , işte onu İslama götüren yolu bize anlatmasını istedik Abdullah'dan . Kendisiyle yaptığımız röportajı etkilenerek okuyacağınızı tahmin ediyoruz.
Hakk'a Yürüyüş Dergisi (HY) :
İlk önce röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için size teşekkür ediyoruz. Bize kendinizi kısaca tanıtırmısınız?
Abdullah :
1973 doğumluyum Ermeni kolejini bitirdikten sonra bursla T.C.U (Texas Christian Univercity- Thelogy Faculty) Fortword , Texas Amerikaya gittim . Daha sonra yine Amerika da 2 yıl staj yaptım , ardından 2 yıl Vatikan ve 2 yıl Yunanistan'da eğitim aldım ve Türkiye'ye geldim . Türkiye'de çeşitli resmi ve ev kiliselerinde görev yaptım. Yüksek Papaz ( High Priest) rütbesinden , 6 Ocak 2004'te istifa edip Müslüman oldum ve Andreas olan adımı Abdullah yaptım.
HY :
Sade bir hristiyan olmak ve yaşamak varken din adamlığını seçmenizdeki gaye nedir. Bir arayış diyebilirmiyiz buna .
Abdullah:
Bunu ben seçmedim , zaman ve şartlar doğrultusunda bana gelen teklifleri değerlendirdim ve o zaman bunun doğru olacağını düşündüm. Okudugum Ermeni kolejinde yetenekli görülen öğrencileri bu yönde çalışmaya teşvik etmek için verilen burslar ve telkinlerle bu duruma geldim ve Teoloji okumaya başladım sonrada Hristiyan bir din adamı oldum.
HY:
Hristiyan bir din adamı iken Müslümanlığa ve Müslümanlara bakış açınız neydi öğrenebilirmiyiz?
Abdullah :
Müslüman kardeşlerim bana o zamanlar , potansiyel terörist, fundemantalist, fanatik ve kökten dinci imajı veriyorlardı, hatta insanlıkları konusunda bile önyargı ile yaklaşıyordum. Bunun nedeni aldığımız önyargılı eğitimdi şüphesiz.
HY:
Peki nasıl Müslüman oldunuz. ?
Abdullah :
Konya'da bir gazetenin Konya il temsilcisi olan arkadaşımın iddiası ve benim bu iddiayı ciddi bir şekilde araştırmaya kalkışmam benim islam'la şereflenmeme sebeb oldu. Arkadaşımın iddiası şuydu ; Tevrat, Zebur ve İncil'de Peygamber efendimizin geleceği 114 yerde yazılı olduğuydu. Bunun kanıtı ise Bediüzzaman 'ın 19. uncu mektubu, diğer adıyla Mucizat-ı Ahmediyye idi. Yaklaşık 2 yıl süren çok ciddi ve derin bir araştırmadan sonra gördüm ki arkadaşım doğru söylüyor , şimdiki hristiyan teologlarının ısrarla üstünü örttüğü ve reddettikleri Muhammed (sav), kendi kutsal kitablarında müjdeleniyordu, bu beni hem dehşete hem şaşkınlığa düşürdü, bunun üzerine istifamı vermeyi ve İslam'la şereflenmeyi uygun gördüm.
HY:
Müslüman olduktan sonra çevrenizin tepkisi ne oldu olumlu ve olumsuz olarak.
Abdullah:
Amerika'dan ve İtalya'dan gelen heyetlerin çok ciddi, maddi, manevi ve psikolojik baskılarına maruz kaldım, bu yüzden mide kanaması geçirdim saçlarım ağardı ve döküldü , halada dökülüyor. Din kardeşlerimle ise ilk başta kabullenmeme sıkıntısı yaşadım. Çevremi kaybettim ve en sonunda elimde küçük bir çanta dolusu elbiseyle kalakaldım.
HY:
Misyonerliğe bakış açınız nedir?
Abdullah:
Benim o zamanki mezhebim ilk eğitim aldığım sistemde misyonerlikten ziyade ruhbanlık vardı , keşiş yetiştirmeye yönelikti. Mezhepsel nedenlerden dolayı bugünkü manada misyonerliğe zaten karşıydık., bu çalışmaları şiddetle reddederdik. Çünkü hristiyanlık bütün dünyada duyulmuş bir dindir. Merak eden gelir kilisede öğrenir, sokaklarda İncil dağıtmak Hristiyanlığı ayağa düşürmek yani aşağılamak anlamına gelir, bu yüzden bu tür çalışmaları doğru bulmuyorum.
HY:
Türkiyede misyonerlik faaliyetleri nasıl yürütülüyor, bu konuda bilgi verebilirmisiniz?
Abdullah:
Şu anki durumlarını bilmiyorum , ama benim zamanımda çok disiplinli , sistemli ve düzenli bir çalışma şekli vardı. Bir hiyerarşi içinde hareket edilir ve bu işler için ciddi manada fonlar aktarılırdı. Türkiyenin hemen hemen bütün bölgelerine ulaşılmış durumda , hatta mütedeyyin olarak bilinen Konya'da bile bir çok apartman kilise mevcuttur. Buralarda genelde üniversite öğrencileri Hristiyanlık propagandasına tabi tutulurlar. Hristiyan misyonerleri bu bölgelerde işi şansa bırakmaz ve profesyonel manada insan ilişkileri dersleri almış uzman teologlar tarafından faaliyetleri sürdürülür. Özellikle kendini henüz bulamamış fıtratını ortaya koyamamış genç kesim bu işe tevessül etmektedir.
HY:
Müslüman coğrafyada devam eden işgal, tecavüz ve beraberinde gelen mücadele hakkında görüşleriniz nelerdir?
Abdullah:
En çok üzüldüğüm konulardan birisi bu hatta bazen sinirleniyorum bu yüzden , Filistin'e , Afganistan'a ama en çokta Çeçenistan'a gidip rus domuzuyla savaşmayı istediğim çok anlar oluyor. Hatta bu konuyu ciddi manada düşünüyorum , hristiyan bir din adamı iken bütün mesaimi bu yolda harcadım insanlara hristiyanlığı anlattım gayret ettim , ama şimdi bu gayretin daha fazlasını İslam yolunda Allah rızası için yapmalıyımki samimiyetimi ortaya koyabileyim , bende bu uğurda verebileceğim en iyi şeyin canım olduğunu düşünüyorum ve ŞEHİD OLMAK İSTİYORUM. Afganistanda'ki , Filistindeki, Çeçenistandaki, Iraktaki kardeşlerimden kendimi ayrı görmüyorum, bu kardeşlerimle omuz omuza vermeyi ve zulme dur diyebilmeyi istiyorum.İnşaAllah Allahu Teala bana bu fırsatı verir diye de ümit ediyorum.
HY:
Bundan sonraki hedefleriniz nedir?
Abdullah:
Aslında tek kelimeyle hizmet, yani Allah yolunda , Allah rizası için İslama ve Müslümanlara elimden geldiğince ve gücüm yettiğince hizmet etmek istiyorum.
HY:
Son olarak bizlere ve dergi okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?
Abdullah:
Sizlere ve kardeşlerime acizane tavsiyem şudur ki DİNİNİZE SAHİP ÇIKIN . İnsanca yaşamanın ve insanca bir yol tutmanın en güzel yolu İslam'dır ben bunu gördüm . Elinizdeki bu altın fırsatı geri tepmeyin ve davanıza sıkı sıkı sarılın .
HY:
Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için dergimiz ve okuyucularımız adına size teşekkür ediyoruz .
Abdullah:
Bende size teşekkür ediyorum ve buradan tüm okuyucularınıza selamlarımı iletiyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun.
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
ABD 'nin Ünlü 'Paparazzi 'si Müslüman Oldu
Saat ve Tarih
04:58
,
5/5/2009

ABD 'nin Ünlü 'Paparazzi 'si Müslüman Oldu
Amerika'daki ünlülerin özel fotoğrafçısı ya da başka bir ifadeyle'paparazzi'si Nicole Queenn,müslüman oldu.Queen'in kareleri en çok okunan dergilerinin vazgeçilmeziydi.
Ancak bir gece YouTube'da İslam'ı anlatan videolar sayesinde Müslümanlığı kabul etti. Teksaslı fotoğrafçı Nicole, hayat hikâyesini anlattı.
Amerikalı ünlülerin fotoğrafçısı Nicole Queen, uyuşturucu bağımlısı genç bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi uyuşturucu sattığı için tutuklanıp 30 yıl hüküm giydiğinde henüz 4,5 yaşındadır. Sonra abisiyle birlikte annesinin kuzenine evlatlık olarak verilir. Evlatlık verildiği ailenin yanında çok zor günler geçiren Queen'in anneannesinden öğrendiği bir alışkanlığı vardır. Her pazar otobüse binerek kiliseye gider. Bu durum 17 yaşına kadar devam eder. 17'sine geldiğinde bir apartman dairesi kiralayıp tek başına yaşamaya başlar. Hem okur hem de çalışıp kirasını öder. Bir fotoğraf stüdyosunda makyöz olarak iş hayatına atılan Queen, bir süre sonra fotoğraf çekmeye başlar. Sonra menajerlik yapar. Amerika'nın değişik kentlerine gidip fotoğraf stüdyoları kurar. Tam beş yıl şehir şehir dolaşır. Yorulduğunu farkettiğinde Dallas'a geri döner. Burada kendisine bir stüdyo açarak meşhur W otelindeki Ghost Bar'da ünlülerin katıldığı davetlerde işini yapmaya devam eder.
"Hayatta tek kişi umurumdaydı: BEN"
Queen'in fotoğrafçılığını yaptığı ünlüler arasında Justin Timberlake, Owen Wilson ve Kate Hudson gibi dünyaca ünlü isimler var. Onlarla birlikte birçok ünlü sporcu ve pop starın da fotoğraflarını çekme imkanı bulur. Zamanla sadece burada değil, ünlülerin gittiği diğer eğlence merkezlerinde de fotoğraflar çeker ve bunlar her hafta hem Dallas'taki gazetelerde hem de People ve Paper City gibi dergilerde yayınlanır. Dünyaca tanınan Vogue dergisinde yayınlanınca Queen'in ünü daha da artar. Çevresi genişler. "Her istediğim partiye girebilirdim ve her gittiğim partide muhakkak bir arkadaşla karşılaşırdım. Aşırı seksi, dekolte kıyafetler giyiyor ve bir ton makyaj yapıyordum. Çok popülerdim. Çoğu zaman hayranlarımla karşılaşıyordum. Benimle fotoğraf çekiliyor ve bunları myspace ya da facebookta yayınlıyorlardı. İçtim, eğlendim... Hayatta tek bir kişi umurumdaydı: BEN." diyen Queen, zaman içerisinde içinin sıkıldığını, yaptığı işin hayatını ve özellikle de ruhunu yıpratmaya başladığını fark eder. Queen, o günleri için 'Fena bir hayat tarzı bu.' diyor.
Bir gün Justin Timberlake ile gittiği partide kalabalıklar etraflarını sarar. O zamanki halini şöyle anlatıyor; "Magazincilerin flaşları patlıyordu, üç poz çekip makineyi boynumdan indirdim. Artık devam edemeyecektim. Kendimi çok kötü hissettim. İnsanların çığlıkları, flaş patlamaları, etten duvar ören bodyguardların hali, bağırıp duran menajerler... Justin Timberlake'in normal bir yaşam tarzı sürememesinin sebeplerinden biri de benim. 'Hayatımda güzel olan nedir' diye merak etmeye başladım. Etrafımdakilere iyilik olarak ne yapıyordum ki? Hiçbir şey... Sadece eğlenen ve içen insanların resmini çekiyordum. Wow! İşte bu da benim Amerika'ya katkımdı; dünyayı daha materyalist ve boş bir yer yapmak için!"
"İslam'ı YouTube'dan öğrendim"
O geceden sonra kim olduğunu, hayatta neler yaptığını, dünyaya niye geldiğini sorgulamaya başlamış Queen. Gece kulüplerinin yüksek sesli müziği, eğlenen insanların çığlıkları sürekli kulağında yankılanır, uykuları kaçar. İşte bu sırada kendine bir soru sorar: "Allah'a hayatını açıklamak zorunda kaldığında ne diyeceksin? Aman Allah'ım ne diyebilirim ki: mmm, üzgünüm Allah'ım ama çok meşgulüm, içki içmekten ve insanlarla takılmaktan Seni düşünmeye hiç ayıracak vaktim olmadı. Başkalarına yardım edecek vaktim de..."
Böyle düşündüğü dönemde bir arkadaşı, youtube'da bazı videoları seyretmesini tavsiye eder. Bu, Müslüman olan Teksaslı bir papazın, Yusuf Estes'in videosudur. Estes, artık sabahları uyandığında hayatın daha anlamlı hale geldiğini söyler. Queen'e göre "Ah, söyledikleri kulağa ne kadar hoş geliyor." Artık gece işten geldikten sonra internete girip güneş doğana kadar araştırma yapmaktadır. İslamiyet'i kabul eden insanları dinler. Bunlardan biri de Yusuf İslam'dır. "Yusuf İslam'ın Müslüman olmasının sebepleri benim sebeplerimle aynıydı. Aman Allah'ım sonunda aradığımı bulabildim!" diyen Queen, şöyle devam ediyor: "Hatırlıyorum, bir arkadaşım (şimdiki eşim) bana o zaman şöyle demişti: 'Seni çekici ve hoş bulan insanlar kim ki? Ne tip insanlar onlar? Onlar aynı senin gibi tipler, hayatta sadece kendini düşünen ve başka bir idealleri olmayan insanlar'. Bu sözler çok acıydı. İçimi parçaladı. Fakat arkadaşım geçiş dönemimde benim en büyük destekçim oldu. Bir gün evime yakın bir camide yeni Müslüman olanlara verilen derse katılmak istedim. Üstüme giyecek uygun bir kıyafet bulmak için dolabıma baktım. İyi şanslar! İşte o gün delirdim. Dekolte ve seksî kıyafetler ve dar kot pantolonlardan başka bir şey yoktu. Ağlamaya başladım. Nasıl bir hayatım vardı? Kıyafetlerimin çoğunu büyük bir utançla atmaya başladım. Sonra da 2007'nin nisan ayında şehadet getirip Müslüman oldum. "
"Eski arkadaşlarıma gelince..."
Queen, Müslüman olduktan sonra gittiği işlerde ve mekanlarda daha seçici davranır. Eski arkadaşlarıyla irtibatı kesmez ama mesela onlarla artık bara gitmez. Evlenir. Eşinin ailesiyle tanışmaya Ürdün'e gittiğinde başını örter. Başörtülü olarak toplumda gezmek onu çok rahatlatır. Dallas'a döndüğünde de başını açmaz.
Queen fotoğrafçılığa devam ediyor. Ama kendi deyimiyle 'daha temiz işlerde' çalışıyor. Eskisi gibi kulüplerde ya da çılgın partilere gitmiyor. Şimdi daha çok vakıf toplantılarında ve düğünlerde fotoğraf çekiyor. Ayrıca Müslüman Amerikan Derneği ve İslamiyeti Kabul Eden Hanımlar organizasyonlarında faal olarak çalışıyor. Bazen okullara gidip İslamiyet'i anlatıyor.
Nicole Queen: "Çok mutlu bir evliliğim var. Allah'ın rahmetiyle ailemize yeni bir fert katılması için ümit ediyoruz. Arkadaşlarımızla akşam yemeklerine gidiyoruz. Eşimle göl kenarında piknik yaparken güneşin batışını seyrediyoruz. Eşimin iş yerinin davetlerine katılıyoruz. Eski gece partilerinin ve bencil insanların muhabbetlerinin yerini işte bunlar aldı. Bence çok güzel bir değiş tokuş."
Zaman
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Yaşar Alptekin'le Ramazan ve Oruç'a dair..
Saat ve Tarih
12:40
,
4/5/2009
Yaşar Alptekin'le Ramazan ve Oruç'a dair..
'Keşke Ramazan'dan sonra da herkes birbirine gülümsese' diyen Yaşar Alptekin'in Ramazan ve oruç'a dair düşünceleri...
İlk orucunuzu hatırlıyor musunuz?
İlk orucumu çocukken tutmuştum. Yaşımı tam hatırlamıyorum. Ramazan'ın başında, ortasında, sonunda birer gün oruç tutmuştum. Namaz kılmaya başlamadan önce tam Ramazan orucu hiç tutmadım.
Ramazan davulcusu benim için çok önemliydi. Sesin giderek yaklaşması inanılmaz hoşuma giderdi. Bütün manileri ezberlemiştim. Sanat camiasının içine girdiğim zaman zaten çok olmayan duygularım iyice koptu. Ne zaman ki namaz kılmaya başladım, oruç da tutmak istedim ama ilk Ramazan ayında tutamam, açlığa dayanamam diye korkuyordum. İlk gün tuttum, bir şey olmadı. 2-3 derken Ramazan'ın sonuna geldik. Bittiğini bile anlamadım.
Oruç tutmak ruh dünyanızı nasıl etkiliyor?
Oruçlu olduğum zaman ibadete daha çok yöneliyorum. Manevi duygularım daha çok kabarıyor. Yoksul, yardıma muhtaç insanlara daha farklı yaklaşıyorum. Gönül gözünüz açılıyor.
Oruç tutmanın sizin için manası nedir?
Oruç, aç kalmaktan ibaret değildir; bütün azaların tatile girmesidir. Geçen Ramazan'da motorumla trafikte gidiyordum. Trafik sıkışıktı. İki arabanın sahibi yolda durmuş, bariz bir şekilde küfürleşiyordu. İçime yediremedim. Gittim yanlarına. Amca bir daha oruç tutma dedim. Sana yanlış öğretmişler. Sen zannediyor musun ki, oruç aç kalmaktan ibarettir. Oruç, kötü söz, kötü göz gibi her şeyden kendini muhafaza etmektir. İftar saati yaklaşınca trafikte yaşanan gerginliği anlamıyorum. Herkes birbirinin yol hakkını gasp etmeye çalışıyor. Oysa bu kul hakkıdır. Orucunu 5 dakika sonra açsan ne olur? Veya arabada aç, suyla hurmayla. İlla dayalı döşeli bir sofrada olmamak zorunda mısın ilk lokmayı alırken?
Oruç tutmak çalışma temponuzu etkiliyor mu?
Hayır. Hayata karşı daha bağlı hissediyorum kendimi. Yoksulun fakirin çektiği sıkıntıyı çekiyorum. Açlığın ne demek olduğunu anlıyorum.
Ramazan'da özel âdetleriniz var mı?
Eyüpsultan benim için çok önemli bir yerdir. Orası beni hep çağırır. Bazen sahuru orada yapmak nasip oluyor. Sahuru genelde arkadaş toplantılarında yapıyorum. İftarı davetlerde yapıyorum. Eskiden daha çok aile ziyaretlerimiz vardı ama şimdi hizmet niyetiyle nereye çağırılırsam gidiyorum. Gün içinde yapmam gereken şeyleri bitirdiğim an ya Aziz Mahmut Hüdai, ya Yahya Efendi ya da Eyüp Sultan hazretlerindeyim. Bu üç sacayağında gidip gelir, dua ederim. Bunun yanında Eyüp'te Zal Mahmut Camii, Topkapı'da Takkeci İbrahim Camii gibi herkesin rağbet göstermediği, gizli kalmış camilere de boş bırakmayalım diye giderim.
Sosyal hayatın içinde Ramazan neşesine dair neler gözlemliyorsunuz?
Geçmiş Ramazanlarla şimdiki Ramazanlar arasında çok fark var. Düşününce tüylerim diken diken oluyor. O Ramazanların ruhu boşaltıldı. Ramazan'da eskiden sahurlara kadar süren çok güzel sohbetler varmış. Sosyal hayatta bir canlanma var; ama o bir makyaj ve görüntüden ibaret bence. Eskiden olduğu gibi oruç tutma ruhu yok.
Ramazan'dan sonra hiç değişmese dediğiniz durumlar var mı?
Ramazan'da herkesin birbirine selam vermesi 'hayırlı Ramazanlar, Allah kabul etsin, iyi akşamlar' demesi ne kadar güzel. Keşke insanlar her zaman birbirine böyle güler yüzlü davransa.
Zaman
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Meksika'da Ramazan öncesi gelen hidayet
Saat ve Tarih
12:30
,
4/5/2009
Meksika'da Ramazan öncesi gelen hidayet
Meksika asıllı Monica Aparicio, Ramazan öncesi gördüğü bir rüya sonunda İslam’ı seçiyor. Rüyasında Kur’an okuduğunu söyleyen Monica, “Allahu Ekber” deyip uyandığını söylüyor.
Monica Aparicio, Meksika’da Müslüman olanlardan. Ramazan öncesi gördüğü bir rüya sonucu İslam’ı benimseyen Monica Aparicio, hidayete giden yoldaki hayat hikâyesini şöyle anlatıyor:
“Bildiğiniz gibi Meksika’dakilerin % 90’ından fazlası Katolik. Ben aslında geleneksel bir Meksika ailesinde, dedem ve babaannem tarafından yetiştirildim. Çocukluğumdan itibaren beni Hıristiyan olarak yetiştirdiler ve bu dinin doğruluğuna inandırdılar. Okulda da bunu öğrettiler ve etrafımda her şey Hıristiyanlıkla alakalıydı. Herhangi bir diğer din veya inançla alakalı bir bağlantı ortamının olmaması utanç verici idi. Hıristiyanlıkta sadece inanırlar ama doğru mu yanlış mı düşünmezler.
Katolik bir ailede geçen çocukluk yılları
Çocukken çok iyi hatırlıyorum dedem ve babaannem beni her Pazar kiliseye götürürdü. O zaman bir Katolik olarak hiçbir şey anlamazdık ama sadece dinlerdik. Kilisede şöyle bir durum olurdu: Papaz konuşurdu ama doğru mu yanlış mı konuşuyor diye İncil’e bile bakıp kontrol etmezdik. Kimse gerçekten ne düşündüğüyle alakalı bir görüş belirtemiyordu. Duydukları her şey doğrudur düşüncesiyle insanlar bunları alıp, hayatlarına uyarlıyorlardı. Bu olaylar her hafta sonu, Pazarlar birbirleri takip ettikçe devam edip duruyordu. Ben Meksika’nın güneyinden olmama rağmen, on yaşında Meksika’nın kuzeyine taşındığımızı hatırlıyorum, Amerikan sınırına yakın bir yere.
Müslüman eşle tanışma
23 yaşıma geldiğimde, eşimle karşılaştım. Eşim Müslüman’dı. Ailem, tamam iyi bir çocuğa benziyor dedi ve evlenmeme izin verdiler. Üç yıl sonra kızıma hamile kaldım. Eşimle evlendiğimde birbirimize bir söz vermiştik. Benim ona verdiğim söz, çocuğumuzun Müslüman olacağıydı. Benim için eşim o kadar iyi ve hoş bir insandı ki; gelecekte çocuklarımın da Müslüman olmasında bir problem olmayacağını düşündüm. Eşim çok etkileyici bir insandı. Bunun benim açımdan bir problem olmayacağını düşündüm ama ben de ondan ikinci, üçüncü veya dördüncü bir eşle karşıma çıkmamasını istiyordum. Bu konuyu hiç dert etme diye benim gönlümü alıyordu.
Çocuğum Hıristiyan mı, Müslüman mı olacak?
Çocuğumu kucağıma aldığım an, onun bana tanrıdan gelen en büyük hediye olduğunu düşündüm. Bu çocuğu kendi inancıma göre büyütmem gerek, doğru yolda yetiştirmem gerek diye düşündüm. Ama doğru yolun ne olduğunu hiç bilmiyordum. Hıristiyanlık mıydı? Eşim gece ve gündüz işteyken, ne dediğini anlasam da, anlamasam da çocuğuma İncil’den bölümler okuyup öylece mi yetiştirecektim.
Tanrı kim?
Etrafta Hıristiyan olarak yetiştirildiğini bildiğim biri vardı ve o benden bu konuyla alakalı eşimin de ailesinin haberi olmadan haç ve İncil getirip takıldığımız konularla alakalı her şey için, bir gün St. Antonio’dan, bir gün St. Teresa’dan, bir gün Meryem Ana’dan yardım isteyebileceğimizi söyledi. Sorunlarımıza yardım alacağımız aziz kalmayınca, o arkadaşıma artık tanrıdan bir şeyler istemeliyiz dedim. Tamam dedi. Şimdi tanrı kim? “Seni ve beni yaratan ve ebedi olandır” dedim. O kelimeler üzerine duraksadı ve düşünmeye başladı. Bu açıklamayı yaptıktan sonra tekrar haçımı getirdim ve haça bakıyordum. O da haça baktı. Bu kim diye sordu. Bu tanrı dedim. Peki, biraz önce tanrı ebedidir demiştim. Bu nasıl haç nasıl ebedi olabilir diye sordu arkadaşım.
Tüm hayatım boyunca bu gerçeği fark edememişim. Bu tanrı nerden geliyor diye sordu. Meryem anadan geliyor dedim. O zaman doğrulmuş dedi. Ama tanrının ebedi olduğunu, hiç doğmadığını ve ölmeyeceğini söylemiştin bana. Bu çok çelişik bir durumdu. Benim Hıristiyanlığımı paramparça etti. Ve ona, buna nasıl inanabilirim dedim. Eğer sadece tanrı elinde güç bulunduransa, neden Meryem anadan, rahip ve meleklerden yardım istiyorsun diye sordu. Benim yetiştirildiğim inanç sisteminde düşünmem gereken bir konuydu bu. Meksika’da tamama yakınımız Katolik’tir ve Katoliklikte tekrardan din üzerinde düşünme ve fikir yürütme yoktur.
Hidayet sancıları
O zaman yardıma ihtiyacımın olduğunu anladım ve birinin bana yardım etmesi gerekiyordu, boğuluyordum. Katolik kilisesine gittim. Bir rahibeyle irtibata geçtim. Üç gün kilisedekilerle görüştüm. Saatlerce sorular soruyordum. En sonunda bana söyledikleri onların doğrularına kesinlikle inanmam gerektiği ve bunların tanrının emirleri olduğu idi. Hıristiyanlığa inanmalısın çünkü o haktır dediler. Kanıtlayın dedim, bir delil gösterin. İncil delildir dediler. Bazı kısımlarında çelişkiler olduğunu söyledim onlara. Bana bunların orijinalini verin dedim. Bunlara nasıl inanabilirim dedim. Bu senin dinin ve inanmak zorundasın dediler. “Peki dedim ve bana hiçbir faydalarının olmadığını görerek oradan ayrıldım.
Benim Hıristiyanlığımda tümden huzur bulmama imkân yok diye düşündüm o zaman. Ve artık bitmiştir dedim. Hiç doğru gelen bir tarafı kalmamıştı benim için. Ondan sonra içimdeki boşluğu çok daha fazla hissettim. Sonra tanrıya yalvarmaya başladım. Tanrım, lütfen kimin peşinden gitmem gerek, bana yardımcı ol. Beni, doğru olan hangisiyse ona yönelt.
Hıristiyanlık mı yoksa İslam mı? Benim fikrime göre İslam’da hiçbir gelişme yoktu. Çünkü Müslümanların hareketlerine baktığınız zaman onların daha iyi olduklarını söyleyemiyorsunuz. Dürüst konuşmak gerekirse başörtülü bir kadın görüyorsunuz, yarıya kadar başını örtmüş ve suratında bir kilo makyaj var. Birçok Müslüman kadının giyim şekli gelenek veya süsten dolayıydı. İçlerindeki imandan dolayı bir şeyler yaptıklarını söyleyemiyorsunuz. Müslüman erkekler ise Meksika’daki, Amerika’daki veya dünyanın herhangi bir yerindekiler gibi. Hiç farklı gelmiyordu. “Belki de onlar haklı” dedirtecek bir halleri yoktu. İçimde doğru yolu bulmaya ihtiyacım vardı. Kızıma doğru cevaplar vermek zorundaydım. Hıristiyanlığa inanan biri olarak yetiştirilmiştim ancak hep dua ediyordum. Tanrım beni doğru yola ilet diye.
Rüyayla gelen ilahi yardım
Yaklaşık üç Ramazan önce, Ramazan ayından birkaç gece önce bir rüya gördüm. Bu hayatımı tümden değiştiren bir rüya idi. Kendimi beyaz bir başörtüsü ve elbise içinde gördüm. Kendi kendime bir Müslüman gibi bakıyordum rüyamda. Küçük odamızda ve her iki yanımda iki tane kızım var vaziyette gördüm. Elimden tutmuşlar ve aynı benim gibi giyinmişlerdi.
Allah’a secde ediyorduk ve Arapça konuşuyordum rüyamda. Kur’an’dan bir bölüm okuyorduk. Çok etkilendim. Tanrıya ibadet etmenin en doğru şeklinin bu olduğunu düşündüm ve sağ tarafımda o anda küçük bir oda gördüm. Şeytanı gördüm. Odadan içeriye giremiyordu ve sadece orada dikilip durmuştu. Ateş saçan gözlerini ve kara suratını gördüm. Bana “Müslüman olma, İslam’a inanma. Hıristiyan veya her ne olmak istiyorsan ol” diyordu İspanyolca olarak. Ancak o anda “Euzubillahi mineş şeytanirracim” dedim, Arapça o cümle nasıl ağzımdan çıktı anlamadım. Ve birden rüzgârın esip gitmesi gibi, kaybolup gitti. İçinden korkmamam gerektiğini düşündüm. İki kızıma sıkıca sarıldım. Allah’a ibadete devam ediyorduk, secdeden kalkıyorduk. Defalarca Allahu ekber diyorduk. Secdelerden birinde “Subhane Rabbiyel ala” derken, kapıda “Allahu ekber” diye bir ses duydum, uyandım ve kendime geldiğimde “Allahu ekber” dedim.
Yüzde yüz emindim ki Allah soruma cevap vermişti. Doğru yolun, tek doğru yolun İslam olduğunu bildirmişti. Allah’a şimdi şükrediyorum, beni Müslüman yaptı. Bu ebedi ateşe gidişe engel olan İslam dini. Bir yıl değil, on, yüz, bin yıl değil, sonu yok bu ebedi ateşin.
İnşallah çocuklarımı gerçek Müslümanlar olarak yetiştiririm, çünkü onları çok seviyorum. Rüyadan sonra evimde örtünmeme vesile olabilecek ve varsa buldum, kapandım. O günden bugüne ve inşallah öleceğim güne kadar hep doğru yol üzerinde olmayı istiyorum.
Eşimin annesine o zaman nasıl Müslüman olabileceğimi sordum. Lütfen bana anlat dedim. Şahadet getirmemi sağladı ve üç gün sonra Ramazan geldiğinde hiç uyanmak istemediğim bir rüyada gibiydim. Oruç tutmaya da başladım o zaman.
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Ælfwine Mischler Müslüman olmuş bir Amerikalı
Saat ve Tarih
12:09
,
4/5/2009

Ælfwine Mischler Müslüman olmuş bir Amerikalı. Dilbilimci ve İngilizce Öğretmeni.
Dostlarla ve yalnız Ramazan
Ælfwine Mischler'in iki Ramazan hatırası. Birini dostlarıyla, diğerini de yalnız geçiriyor ve farkı keşfediyor.
Benim ilk iki Ramazanım çok farklıydı ve bunların ikisini de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Dostlarla ilk Ramazanım
İlk Ramazanım 1982 yazındaydı. Tez konum üzerinde çalışıyordum. Güz dönemi sonunda iki yıldır yaşadığım apartman dairesinden taşınıp, iki tane yatak odasının olduğu bir daireye, beş Malezyalı arkadaşımla taşınmıştım. Böylelikle ilk Ramazanım diğer Müslüman topluluklarıyla iç içe geçti ve çok farklı bir Ramazan yaşamama vesile oldu. O yaz ev arkadaşlarımdan çok şey öğrendim. Çok kitap okuyarak değil ama onların tecrübelerinden ve özellikle de cömertliklerinden çok şey öğrenmiştim.
Diğer Müslümanlarla birlikte olmanın mutluluğu
Ramazandan önce bile sabah namazını beraber kıldık, evde olduğumuz zamanlarda da akşamları beraber namaz kıldık. Beraber sahur yapıp, beraber orucumuzu açtık.
Güney Illinois'te yazlar çok sıcaktır-gün içinde yaklaşık 40°C- ama oturma odamızda klimamız vardı ve hafta içi çalıştığım ofisteki klimada sayesinde sıcaktan rahatsız olmuyordum.
Elimin altında sorularıma cevap verecek diğer Müslümanlar bulunması çok rahatlık verici bir durumdu. Orucun ikinci gününde iftara sadece birkaç saat kalmıştı ki, adet dönemimin başladığını fark ettim. Ev arkadaşım Şida, gülerek "Kulübe sen de katıl" dedi.
Orucumu bozmam mı gerekiyor şimdi? diye sordum. Benim için bir hayal kırıklığıydı ve daha sonra tekrardan oruç tutmam gerekecekti. Ama evet, öyle yapmam gerekiyordu.
İlk önce sahurda, iftardan kalanları bitirdik. Ama bir gün Ubeyde, benim diğer ev arkadaşım, Ballı ceviz yemeğini keşfetti. Neden ve nasıl olduğunu bilmiyorum ama geleneksel bir Malezya yemeğine benzeyen bu yiyecekten her sahurda yemeye devam ettik ve 23 yıl sonra bile ne zaman tahıl ve gevrek tarzı şeyler görsem Ubeyde aklıma gelir.
Bir gün ev arkadaşlarımdan biri ertesi güne kahvaltıya Malezyalı diğer ablaları davet ettiğini söyledi. "Sabah saat üçte misafir mi çağırıyorsunuz? diye sordum.
"Hayır, öğlenden sonraki iftar için dediler." "O zaman iftar deyin de ne demek istediğinizi anlayayım" dedim. "Kahvaltı benim için sabah vaktindedir."
Diğer yeni Müslüman olanlar ya da gayri Müslimlere bu kahvaltı ve orucun açıldığı vakit anlamında kullanılan breakfast kelimesi iyice anlatılmalıdır, yoksa sabah saat 8'de kahvaltıya davet edildiklerini zannedebilirler.
İlk Ramazan bayramı coşkusu
Ramazan bayramından birkaç gün önce neredeyse tüm günümü süslü kurabiyelerimden yaparak geçirdim. Çok işim vardı. Kurabiyelerimi ev arkadaşlarım beğenmediği zamanki hayal kırıklığımı tahmin edemezsiniz. Benim öğrendiklerime göre Malezyalılar çok sade ve az şekerli kurabiyeler tercih ediyor, bol şekerli çay içiyorlar.
Ama bugün Ramazan bayramından önce, çocuklarım ve ben bizi ziyarete gelen akrabalar için onlarca kurabiye hazırlıyoruz ama çok zaman alan o süslü kurabiyelerden değil.
O yıl sadece bir ya da iki kez Teravih namazı için camiye gittim. İmam, 20 rekât namaz kıldırınca çok yoruldum ve konsantre olmakta zorlandım.
Ama o Ramazanın sonuna yaklaştığımızda, o Ramazandan bir şeyler kazanıp kazanmadığımı sordum kendime.
Ramazanın son gecesinde yatsı namazını kılmak için camiye gittim ve namazdan sonra sessiz bir şekilde vakit geçirdim. Bu şekilde sessiz ve sakin bir şekilde vakit geçirebileceğim başka bir yer yoktu. O gün ablalardan da kimse yoktu. İmam bana "kardeşim bu gece teravih namazı yok" dedi. "Biliyorum ama biraz yalnız kalmak istiyorum" diye cevap verdim.
O Ramazan yeterince vakit ayırmamama rağmen, tümden mutlu bir anı oldu benim için. Bayramda diğer Müslümanlarla çok mutlu vakit geçirdik, namazlarla, ev ziyaretleriyle... Ve oruçla geçen bir ayı tamamlamanın mutluluğunu hissettim.
İkinci Ramazanımda yalnızdım
İlk Ramazanımın aksine, ikinci Ramazanım çok sıkıntılı geçti. Büyük bir şehirde tek başıma yaşıyordum ve hiç dostum yoktu. Geç saatlere kadar çalışıyordum ve akşam boş bir daireye yorgun argın gidiyordum. Evden çok uzakta olmamasına rağmen, arabam olmadığı için camiye gidemiyordum. Gece geç vakitte de otobüsle ya da yürüyerek dışarıda olmak pek güvenli olmuyordu.
Orucumu tuttum ama ilk Ramazandaki kadar kolay olmadı. Yalnız başıma sahura kalkmak hiç de hoş değildi. Oruç tutmak da daha zor gibi geliyordu. O zaman, bu zorluğun sebebi olarak düşünmüyordum ama Ramazandan altı ay önce geçirdiğim mononükleoz hastalığı bunun sebebi olabilirdi.
Tüm gün işteydim ve yüzde yüz eski sağlığım yoktu. Hastalandıktan ancak bir sene sonra kendimi iyi hissetmeye başladım.
Yaşadığım bölgede çok sayıda Müslüman olmasına rağmen yalnız bir Ramazandı benim için. Yaşa ve öğren. Kimseye tavsiye etmem.
Bayram namazına camiye gittim ama yabancı yüzler içinde kendimi yalnız hissediyordum.
İlk Ramazanımda birçok mutlu hatıram olmasına rağmen, ikinci Ramazanımla alakalı mutsuz bir ay var aklımda. Sadece hafta sonlarında bile olsa, yeni Müslüman olanlara diğer Müslümanlarla beraber Ramazanı paylaşmaları için gayret göstermelerini tavsiye ediyorum.
Diğer Müslümanlarla beraber iftar etmek topluluk bağlarını kuvvetlendirirken, beraberlik ruhunu da canlı tutuyor.
M. Hasan Uncular / TİMETURK
http://www.timeturk.com/Dostlarla-ve-yalniz-Ramazan-24993-haberi.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Yunan asıllı muhtedi Halid Paschalis'in unutamadığı ilk Ramazan.
Saat ve Tarih
11:40
,
3/5/2009

Yunan asıllı muhtedi Halid Paschalis'in unutamadığı ilk Ramazan.
Unutulmayan ilk Ramazan
İlk Ramazanı hiç unutamadığını ifade eden Yunan asıllı muhtedi Halid Paschalis, 'Ramazan'da sıhhat buldum' diyor.
Şaban ayının (Hicri ayların 8.sidir) son günleriydi ve Müslüman arkadaşlarımla oruç ve Ramazanla alakalı konuşuyordum. Zaten daha önceden orucun önemi ve faydalarıyla alakalı çok şey okumuştum. Oruç tutmanın nasıl bir şey olduğunu tatmak istiyordum.
Bir ay aç ve susuz nasıl kalınır?
Açıkçası çok merak ediyordum. Bir ay boyunca gün boyu aç ve susuz kalmanın zor olabileceğini düşünüyordum. Ben iyi dostum bana nasıl oruç tutulabileceğini ve gün boyu bunun nasıl sürdürülebileceğiyle alakalı tavsiyede bulundu.
Nihayet Ramazan geldi. Sahur için erken katlığımı hatırlıyorum. Arkadaşımın çok su içmemi tavsiye ettiğini hatırlıyorum. Sahuru yaptıktan sonra sabah namazı kıldım. Bunun nasıl bir şey olduğunu izah etmem mümkün değil. Gerçekten de namazı hissederek yaşıyordum ve muhteşem bir histi bu.
Oruçla gelen sıhhat
Ondan sonraki gün üniversiteye gittim. Diğer öğrencilerin yemek yiyip, su içmelerini gördüğümde açlık ve susuzluk hisseder miyim diye merak ediyordum. Neyse ki kendime güveniyordum ve oruca devam ettim. Elhamdulillah gün boyunca açlık veya susuzluk hissetmedim. Düşündüğüm kadar zor olmadı. Aslında kendimi daha da iyi hissettim ve midem daha da rahatlamıştı.
İlerleyen günlerde tıbbi çalışmalarımın yanı sıra İslam araştırmalarına başladım. Kuran ve hadis okuyordum. Arkadaşlarımla konuşuyordum. İslami bilgilerimi geliştirmem benim için büyük bir fırsattı.
Annem, oruç tutmamdan hoşnut değildi ve bana zararının olacağını ve bırakmam gerektiğini söylüyordu. Elhamdulillah yanılmıştı. Ramazandan önce midemle alakalı bir rahatsızlığım vardı ve tedavim yeni bitmişti.
Müslümanlar o kadar da az değilmiş
Yaşadığım toplumdaki çok sayıda Müslüman'la tanışma fırsatı bana Ramazanın sağladığı en büyük fırsatlardan biriydi.
Daha önce hiç bilmediğim öğrencilerle tanıştım ve aralarına yeni bir Müslüman olarak katılmamdan dolayı oldukça mutluydular. Beraber iftar ettik ve günlerce farklı konularla alakalı konuştuk. Ne kadar muhteşem bir şeydi bu.
Ramazanın sonuna gelindikçe oruç tutmaya alıştım ve bunun daha sonra özleyeceğim bir şey olduğuna inanıyordum. Bayramdan bir gece önce kendimi apayrı bir insan olarak hissettim, daha da iyi bir insan.
Bir sonraki gün çok erken kalkıp Bayram Namazı için camiye gittim. Daha önce hiç görmediğim kadar kalabalıktı ve Müslümanların benim tahmin ettiğimden daha da kalabalık olduklarını fark ettim. Namaz bitti ve arkadaşlarımla üniversitenin kafeteryasında kahvaltı yapmaya gittik. O zaman bana ne kadar garip gelmişti.
Ramazan bir daha başladıktan sonra bugün ikinci Ramazanımda hala o ilk Ramazanımı özlüyorum. İlk Ramazanım gerçekten de unutulamayacak bir anıdır benim için.
M. Hasan UNCULAR / TIMETURK
http://www.timeturk.com/Unutulmayan-ilk-Ramazanim-24315-haberi.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Ramazan ayında İslam
Saat ve Tarih
11:20
,
3/5/2009

Ramazan ayında İslam'ı seçen ABD'li yazar.
ABD'li bayan yazarın Ramazan hatırası
Ramazan ayında İslam'ı seçen ABD'li yazar ve öğretmen Cemile Kolocotronis'in dilinden ilk oruç hikâyesi.
Altı çocuk annesi, yazar ve öğretmen olan Cemile Kolocotronis aslen St.Lois'li. Hidayet bulmadan önce, bir dönem Lüteriyen Kız Okulu'na devam eden Cemile, 23 yaşında Müslüman oldu. Eşi ve kendisi Milwaukee'de yaşıyor. Eşi aynı şehirde İslami bir okulun müdürlüğünü yapıyor. Cemile yarım gün öğretmenlik yapıp, Amerikalı Müslümanların hayatlarıyla ilgili kitaplar yazıyor. En son kitabının adı "Echoes", yani "Yankılar". Velud bir yazar olan Cemile'nin daha onlarca kitabı Amerikalı Müslümanlar arasında kapış kapış satılıyor.
Ve Cemile İslam yolundaki anılarını anlatmaya başlıyor: 1980 yazıydı yüksek lisans konum olan doğu dinleriyle ilgili bir çalışma yapıyordum. İlk rastladığım Müslüman'la konuşana kadar, dört yıldır ara ara İslam'la ilgili bilgiler ediniyordum. Kur'an'ı okudum, Cuma namazlarını seyrettim. Ama İslam'ı kabul etmeye hazır değildim.
Temmuz ayında gelen Ramazan
O yıl Ramazan ayı Temmuz'a denk gelmişti. Üç erkek kardeş, bizim kasabada Ramazan boyunca mescit olarak kullanmak üzere, küçük bir ev kiralamıştı. Bu kardeşlerin okulda öğrenci olduklarını biliyordum ve bazen yanlarına kısa ziyaretlere gidiyordum. Müslüman olmaya henüz hazır değildim ama çok merak ediyordum.
31 Temmuz gecesi çok sıcak ve nemli bir geceydi. Uyuyamamıştım. Önce Konfüçyüs'çülükle ilgili bir kitap okudum. Bu benim ödev konularımdan birisiydi. Hâlâ uyuyamamıştım. Yatakta namaz kılmaya çalıştım. Sonra sanki birden bire bir şimşek çarpması gibi bir şey oldu bana ve namaz kılamayacak bir halde olduğumu anladım. Temiz olmadığımı fark ettim. Daha önceden abdestle ilgili bazı şeyler anlatmışlardı bana. Bana aptalca ve gereksiz bir şey gibi geliyordu. Basit bir namaz için niye kalkıp temizlenmek gerekiyordu?
İlk İslam kıpırtıları
Yataktan kalkığım gibi banyonun yolunu tuttum. Keşke daha dikkatli olsaydım. Hatırladığım kadarıyla abdest aldım. Çocukluktan hatırladığım şekliyle ibadet etmeye başladım. Boynumu eğip, ellerimi birleştirmiştim. Tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorum ama yol gösterilmesi gereken coşkun bir dilek gibi bir şeydi.

Cemile Kolocotranis'in İslam ile ilgili yayımlanmış birçok kitabı bulunuyor.
Daha sonra hala uyku tutmaz bir vaziyetteyken oturdum ve bizim rahibe bir mektup yazdım. Mektupta ona, Müslüman olmam gerektiğinden bahsettim.
İlk Şahadet şerbeti
O üç kardeşin oruç hazırlığı için erken kalkmaları gerektiğini biliyordum. Sessiz sokaklardan geçip, sabah saat 4'e doğru küçük mescide vardım. Sahurlarını yeni bitirmişlerdi ve sabah namazını kılmışlardı. Bana neden oraya geldiğimi sordular. Onlara mektubu gösterdim.
"Allahu Ekber" dediler. Bana nasıl düzgün bir şekilde abdest alacağımı gösterdiler ve kardeşlerden biri olan Adil, bana şahadet getirtti. Açıkça söylemek gerekirse çok heyecanlıydım.
Acaba İslam'dan döner miyim?
Birkaç saat sonra nihayet uyudum. Öğlenden sonra okul kampusu etrafında yürüdüm ve ne yaptığımı düşünmeye başladım. Kendime bir sene vakit tanıdım. Sürekli fikrimi değiştirebilirdim.
Cemile hanım eşi, çocukları, gelini ve torunuyla....
O kardeşler bana her gün oruç tutmak zorunda olmadığımı anlattı. İlk Ramazanımda, Ramazan'ın bitmesine on gün varken, dört gün oruç tuttum. O günler, sıcak ve uzun Ağustos ayına denk geldi. Ama bir şekilde oruç tutmayı başardım.
Ramazan'ın 19. gecesi çok özel
Bir sonraki Ramazan, benim tamamen oruç tuttuğum ilk Ramazan'dı. İki ablayla beraber bir ev kiraladık ve her sabah beraber sahur yaptık, akşamları da iftarımızı açtık. Namaz kıldık. Gecelerin büyük bir bölümünü ibadetle geçirdim. İş yerleri ve okullar arasında geçiyordu vaktim ve hala bekârdım. Hayatımın en huzurlu ve güzel Ramazanıydı.
Ramazanlarda her yıl son on günde cami daha da kalabalıklaşıyor. Ama benim özel günlerim 19. geceden, yani Müslüman olduğum geceden sonra başlıyor.
M. Hasan Uncular / TIMETURK
http://www.timeturk.com/ABDli-bayan-yazarin-Ramazan-hatirasi-25514-haberi.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
3 yıl önce İslam'ı seçen Romanyalı Lana
Saat ve Tarih
10:44
,
3/5/2009
3 yıl önce İslam'ı seçen Romanyalı Lana
Romanyalı Lana'nın Ramazan günlüğü
3 yıl önce İslam'ı seçen Romanyalı Lana'nın günlüğünden ilk Ramazan hatıraları. Lana ilk hislerini sizlerle paylaşıyor
İslam'ı seçen Romanyalı Lana kendi günlüğünden bize ilk Ramazanını şöyle anlatıyor:
Eylül 24-30, 2006: Ramazan'daki kutsallık
Ramazan'dan iki gün geçti bile. Hiçbir şey yapmadığınız ve çok dolu dolu vakit geçirdiğiniz zamanların olması harika bir şey.
Hiçbir şey olmadan huzurlu bir Ramazan geçireceğimi düşünüyordum. Günümü evde geçirip, kocamı bekleyip iftarı eşimle yapmayı planlıyordum. Ama Allah zor bir imtihana tabi tuttu beni. Bana bir iş nasip etti, Elhamdülillah benim ilk gerçek işim.
Zor sınavda sabah saat 8'den öğlenden sonra 3'e kadar çalışıp aynı zamanda oruç tutacaktım. Bu imkânsız değildi. Ama benim ilk orucum ve ilk gerçek işim aynı zamana denk gelmişti. Oruç tutabilecek miydim? İslam'a yeni girmiş biri için güzel bir soru bu. Kalbimin derinliklerinden bunu yapabileceğimi biliyordum. Hem işimi güzel yapıp hem de Allah rızası için oruç tutabilirdim.
Ramazan'ın ilk iki günüyle kıyaslandığında programım değişecekti. İlk gün kocamla sabah saat 4'e kadar uyanık kalıp sabah namazını kılabildim. Eşimin gece vakti saat 1.30'dan gelmesini bekledim. Sonra, Ramazan'ın ilk günü olduğunu hatırlatacak açık bir yer var mı diye yürüyüşe çıktık. Bazı yerler açıktı, bazıları kapalı ve eve dönüp televizyon seyrettik. İlk gün ikindi vaktine doğru geçen bir baş ağrısı oldu.
İkinci günümde kira işlemleri için gerekli bazı formları almak için iş yerine gittim. Tekrar eve geldim ve öğlenden sonra eşimle birlikte kısa bir yürüyüşe çıktık. Banyomuzun tamiri için ustalar geldiğinden dolayı tekrar eve geldik. İşçiler hala evde olduğundan dolayı bir bardak suyla iftarımızı yaptık.
İftardan bir saat sonra nihayet bir açık büfe bulduk ve sadece Ramazan'da yiyebileceğimiz o gelensel Arap yemeklerinden yedik. Arap yemeklerinin fanatiği olmadığımı itiraf edeyim. İtalyan tarzı yemekler, makarna ve pizzayı daha da tercih ederim ama Ramazan'da farklı yemeklerin denenmesini tavsiye ederim.
Ramazan'ın 2. gününde başım ağrımadı ve büyük bir problem yaşamadım. Elhamdülillah nasıl da güzel bir şekilde işlerimi hallettim. Kanepede yatan tembel biri olduğuma inanmıyorum ve zamanın geçeceğine inanıyorum. Hayır, güneşin altında dışarıya çıkarım ve oyalanırım.
Asıl büyük imtihan yarın. Sabah 7'de kalkıp 8'de işte olmam lazım. Yarın benim iş günüm ve Ramazan'ın üçüncü günü olacak.
Herkese iyi sahurlar!
Ekim. 1-7, 2006: Yeni İlginç Duygular
İşteki ilk günümde sabah saat 7'de kalktım, giyinip işe hazırlandım. Ne kadar komik, bazı şeyler nasıl da değişiyor. Bugüne kadar ben uyurken, kocam işe gitmek için evden çıkarken beni öperdi. Şimdi o uyuyor ve ben onu yanaklarından öpüp işe gidiyorum.
Yarın ilginç bir deneyim olacak. Çünkü eşim yarın izinli ve benim işten gelmemi bekliyor olacak. Onun şansından Ramazandayız yoksa ondan ben işten gelmeden önce yemek yapmasını isteyecektim!
Bu iki günde oruç tuttuğumu hissedip zorlanmamama vesile olan sırrı keşfettim: Meşgulüm.
Ne kadar aktif olursam vakit o kadar çabuk geçiyor ve daha hızlı düşünüyorum. İş yerinde evraklarla meşgul olduğundan dolayı vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyorum.
Evde çalışmadan oruç tuttuğum bir günü hatırlıyorum. İftar olana kadar dakikaları saydım. Evde bir o yana bir bu yana geziniyordum, televizyon seyrediyordum ve vakit çok yavaş ilerliyordu.
Şimdi iş yerinde oruç tutmak artık problem değil. İşten başka bir şey yapmaya vaktim olmuyor. Elhamdülillah ilk Ramazanımı rahat geçirme gücünü verdi Mevla.
Ekim 8-14, 2006: Uykulu ama uyanık
Ramazan ayı içinde olan birçok olaydan dolayı daha da yoğunlaşıyor.
İşim her gün aynı: saat 2.30'da bitiyor, eve geliyorum ve iftar vaktine kadar kendimi meşgul edecek bir şeyler buluyorum.
Geçen hafta tuhaf bir şey olmuştu. İşten gelip, uyumak için oturma odasındaki kanepeye gittim. Uykulu değildim, kendimi yorgun hissetmiyordum ama gözlerimi açamıyordum.
Kocam bana hep kanepenin insanların uykusunu getirdiğini söylerdi, bana şaka gibi gelirdi. Ama belki de gerçektir. Bu "sihirli" gibi kanepe sizi rahatlatıyor ve televizyonun önünde bir kütük gibi uyutuyor.
Uyumayı ve iftarı kaçırmayı düşünmüyordum. Uyanık kalmak için kendimle mücadele ettim. İftara doğru uyanık kaldığımı hissettim.
Her gece farklı bir Ramazan çadırında geçirdiğim zaman mı yoksa o "sihirli" kanepem mi suçluydu? Ama her neyse bu hafta çok yorucu oldu!
Bundan, sabahtan akşama kadar tuttuğum orucu suçlamıyorum, artık alıştım.
İş yerinde geçirdiğim saatlerde de oruç tuttuğumu hissetmiyorum. Bu ya sahurda dışarıda geçirdiğim o güzel zamandan ya da benim "sihirli" kanepemden dolayı.
Her ne şekilde ve nasıl olursa olsun, yüce Allah'ı hatırlayıp O'na şükretmeye vakit bulmalıyım. Dua veya Kur'an'ın orijinalini okuyacak Arapça bilmiyorum. Ama hangi dili kullanırsam kullanayım, Rahman olan Allah'ın beni duyduğuna eminim. Farklı durumlarda, farklı şeyler için, kendi yolumda ve hissettiğim şekliyle ibadet ediyorum. Ama her şeyden fazla, yaratılışımdan dolayı Allah'a şükretmeliyim.
Ekim 15-21, 2006: Ramazan'ın Son Birkaç Günü Final
Sevgili günlüğüm, seni ihmal etmeye devam ediyorum. Ramazan deneyimlerimle seni ne zaman güncelleyeceğimi bilmiyorum.
Aslında, seninle Ramazanın son haftasını ve Şevval ayının başında tuttuğum dört gün orucu da paylaşmam gerek.
Ramazan'ın son haftası yavaş geçti. "Sihirli" kanepemden kaçtığımı hatırlıyorum. Gözlerimi açık tutmak için ne gerekiyorsa yapacaktım. Kocam bana işten geldikten sonra biraz kestirmemi söyledi ama bunu çok az yaptım. Öğlenden sonrayı uyuyarak geçirmenin bir vakit kaybı olduğunu düşünüyorum.
Bunun ötesinde günün belirli vakitlerinde vücudum zaten uykudaydı. Saate dikkat etmiyorum ama gece uyumayı tercih ediyorum. Ne diyeyim, Avrupa'da büyürken öğlenden sonra uyuma alışkanlığım olmadı.
Ramazan'ın 3. haftası olmasına rağmen "sihirli" kanepem beni cezbetti. Birkaç dakika uyukladım, tekrar uyandım, uyudum, uyandım. Ramazan'ın 4. ve sonuncu haftasında "sihirli" kanepeme gömülmekten kaçındım. İşteki olaylar beni sıkıntıya sokuyordu ve işten sonra uyanık kalıyordum ama "sihirli" kanepemin Ramazan'ın 3. haftasındaki gibi etkisi kalmamıştı.
Elhamdülillah bir ay boyunca oruç tutup Ramazan'ı geçirdim. Bazı özel sebeplerden dolayı kaçırdığım günler için ve Sünnete uygun hareket etme adına Şevval ayında da altı gün oruç tutmayı düşündüm. Elhamdülillah ikisi hafta sonunda olmak üzere altı gün oruç tuttum.
Milyarlarca insanla aynı anı hissetmek
Benim tüm Ramazan deneyimimle alakalı ne düşünüyorsun? Milyarlarca insanın seninle aynı anda oruç tuttuğunu bilmek muhteşem bir şey, aynı kurallara uymak, sadece her bireyin Ramazanda hissettikleri biraz farklı. Elhamdülillah kusmadım veya başka bir rahatsızlığım da olmadı. Bir Hıristiyan arkadaşım Müslümanlara saygı duyduğundan bir gün oruç tutmaya karar vermiş ama bütün bir öğlenden sonra kusmuş. Daha fazla dayanamamış ve sonra bir kahve içmiş.
Kendi gücüm karşısında çok etkilendim, belki de Allah'a olan inancım bana yardımcı oldu. O'nu daha yeni bulmuştum ve O'na saygısızlık etmek istemiyordum. Ramazan orucunun ecri Allah'a aittir. Diğer ibadetlerde kulun kıyamet günü amelleri tartılır ama Ramazan orucunun sevabı Allah'a kalmıştır.
Son iki günde de oruç tutmadıkça tam mutlu olmayacağım. Bir günden fazla oruç tuttuğum ilk deneyim olmasına rağmen iyiydi. İnşallah önümüzdeki Ramazan Kur'an okumak için daha çok vakit ayırırım.
M. Hasan Uncular / TİMETURK
http://www.timeturk.com/Romanyali-Lananin-Ramazan-gunlugu-25192-haberi.html
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
Eric Abidal İslam'ı seçti.Bilal adını aldı.
Saat ve Tarih
09:22
,
3/5/2009

Eric Abidal İslam'ı seçti.Bilal adını aldı.
İspanyol devi Barcelona’ya transfer olan ünlü Fransız oyuncu Eric Abidal Müslüman oldu ve “Bilal” adını aldı.
Geçtiğimiz ay İspanyol devi Barcelona’ya transfer olan ünlü Fransız oyuncu Eric Abidal, İslam’ı seçti. Müslüman olduktan sonra “Bilal” ismini seçen Abidal, küçük yaştan beri İslam’a büyük ilgi duyduğunu söyledi.
Cezayirli Müslüman bir kadınla evlenmesinin İslam’ı seçmesinde hiçbir etkisinin olmadığını ifade eden Eric Abidal, küçük yaşlarda büyüdüğü mahallede bulunan Müslümanların kendisi üzerinden büyük etki bıraktığını açıkladı. Eric Abidal (Bilal) transfer olduğu İspanya’daki İslam’ın kadim izlerinin de kendisini çok etkilediği kaydetti.
11 Temmuz 1979 Fransa Lyon doğumlu olan Bilal Abidal, geçtiğimiz ay dört yıl için 15 milyon euro karşılığında Barcelona’ya imza attı
Abidal 2004 yılında Lille’den Lyon’a geldi ve burada üç kez Fransa ligi şampiyonluğu yaşadı.
http://www.gazeten.com/eric-abidal-islam%E2%80%99i-secti-bilal-adini-aldi/
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
MUHAMMED ESAD (Leopold Weiss)
Saat ve Tarih
08:51
,
1/5/2009

MUHAMMED ESAD (Leopold Weiss)
Araştırmacı, gazete yazarı. Eskiden Avusturyada, şimdi Polonyada olan Lwov şehrinde 1900 yılında doğdu.
Tahsil hayâtından sonra gazeteciliğe başlayan Esad, çeşitli yerlerde muhabir ve muharrir olarak çalıştı. 22 yaşında iken bir gazete muhabiri olarak, Arap memleketlerini ziyâret etti. Gittiği yerlerdeki Müslümanlarla teması netîcesinde İslâm dînine hayrân olarak, onu kabul ettiğini söyledi.
Bütün İslâm devletlerini bu arada Hindistan ve Afganistanı da ziyâret ederek, intibâlarını dünyânın en büyük gazetelerinden biri olan Frankfurter Zeitungda neşretti. Bir müddet bu gazetenin neşriyât müdürlüğünde bulunan Esad, Pakistan bağımsızlığa kavuşunca oraya dâvet edildi. Pakistanda dînî tedrisâtın kurulmasında yardımcı olarak bu ülkeye gitti.
Daha sonra da Pakistanı temsil için Birleşmiş Milletler merkezine gönderildi. İslâm Yol Kavşağında, Mekkeye Giden Yol adlı iki eseri vardır. Kendisi Müslüman oluşunu şöyle anlatır:
“Ben koyu bir katolik âileden gelmiştim. Çocukluk hayâtım boyunca bana Müslümanların dinsiz oludğu, şeytana taptığı telkin olunmuştu. Müslümanlarla temas edince, bu sözlerin doğru olmadığını görerek, İslâm dînini incelemeye karar verdim. Bu hususta yazılı birçok kitap edindim. Bunları dikkatle incelemeye başlayınca, bu dînin ne kadar temiz, ne kadar derin bir din olduğunu hayretle gördüm.
Fakat kendileriyle temas ettiğim bâzı Müslümanların hareket tarzı, benim okuduğum Müslümanlık esaslarına uymuyordu. Müslümanlık, her şeyden evvel temizlik, açık kalplilik, kardeşlik, merhamet, doğruluk, acıma, sulh ve selâmet telkin ediyor ve biz Hıristiyanların inandığı “insanların dâimâ günahkar olduğu” akîdesini reddediyor, bunun aksine, “Hayatta, kimseye zarar vermemek ve günah işlememek şartıyla zekv alınız” diyordu. Halbuki, ben bu kâidelere uymayan pis ve yalancı Müslümanlara da rastladım. Bu işi daha ziyâde kurcalamak için tercübe maksadıyla kendimi bir Müslüman yerine koydum ve kitaplarda okuduğum esaslara ayak uydurarak, İslâm âlemini incelemeye
başladım. Şunun farkına vardım ki, İslâm âleminin gittikçe bozulması, zayıflaması, âdetâ inhitâta (çökmeye) uğramasının en büyük sebebi Müslümanların dinlerine, gittikçe ilgisiz kalmalarıdır. Müslümanlar, tam Müslüman oldukları müddetçe, dâimâ yükselmişler, Müslümanlığı bırakmaya başlayınca, aşağılara düşmüşlerdir. Halbuki bir memleketin, bir milletin, bir kitlenin yükselmesi ve yücelmesi için ne lâzımsa, Müslümanlıkta mevcuttur. Bütün medeniyet esasları onda vardır. İslâm dîni, hem çok derin, hem de çok pratiktir. Koyduğu esaslar, tam mantıkî ve herkes tarafından anlaşılabilen, içinde tabiata uymayan tek bir unsur bile bulunmayan kâidelerdir. İçinde lüzumsuz hiçbir şey yoktur.
Diğer din kitaplarında bulunan anlaşılmaz yerler, mugâlatalar (yanıltmacalar), mantığa sığmayan mistik hususlar, İslâm dîninde yoktur. Bu hususları ben bütün Müslümanlarla tartıştım ve onları; “Niçin bu güzel dîninize daha fazla bağlanmıyorsunuz, niçin ona iki elle sarılmıyorsunuz?” diye azarladım.
Nihâyet 1926 senesinde Afganistanda bir vâli ile bu hususlar üzerinde görüşürken, O bana; “Siz Müslüman olmuşsunuz da haberiniz yok. Zîrâ, ancak hakîkî bir Müslüman İslâmiyyeti sizin gibi müdâfaa eder.” dedi. Vâlinin bu sözü üzerine beynimde bir şimşek çaktı. Eve döndüğüm zaman derin derin düşünceye daldım ve kendi kendime; “Evet, ben artık Müslüman oldum.” dedim. Derhal “Kelime-i Şehâdet” getirdim. O târihten beri Müslümanım.”
Muhammed Esad doğru yolun büyük âlimlerini tanıyamadığı onların eserlerinden istifâde etmediği için Peygamber efendimiz ve Onun şanlı Eshâbının yolundan ayrıldı. Zamânımızdaki mezhepsizler kendisini büyük âlim tanıtmak gayretindedirler.
http://www.bibilgi.com/MUHAMMED-ESAD-(Leopold-Weiss)
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı
<-
|