 |
AMERİKALI MİLYONER
Amerikalı milyoner bir bayan, genç ve yakışıklı avukatı çağırır ve der ki:
-Artık yetmiş yaşına geldim ve biliyorum ki artık bu dünyada misafirim. Bugün yarın demeye kalmaz ruhu teslim ederiz. Onun içindir ki sana vasiyetimi yazdırmak istiyorum
Avukatı da;
- Tabi hanımefendi, diyerek hemen kağıt ve kaleme sarılır.
Kadın başlar saymaya...
- Benim bildiğin gibi hiç kimsem yok bugüne kadar hep tek başıma mücadele ettim ve çalışmaktan ince işlere bile zamanım olmadı.. Kendimi bildim bileli iş hayatının içindeyim.Sadece iki dileğim olacak.Biliyorsun servetimin tamamı 100 milyon dolar. Bana öldüğümde 99 milyon dolar harcanarak öyle görkemli bir cenaze töreni hazırlansın ve yapılsın ki; bütün ülke bunugünlerce konuşulsun der.
Avukat:
- Evet efendim anladım, der ve "İkinci dileğiniz ne" diye sorar.
Yaşlı ve zengin kadın biraz utanarak biraz da sıkılarak genç ve yakışıklı avukatına,:
- Bugüne kadar hiç kimseyle beraber olmadım ve hala bakireyim, Dediğim gibi bugün yarın göçüp gideceğim bu fani dünyadan.Bu zevki tatmadan ayrılmak istemiyorum ve benimle iş tutmayı kabul edecek kişiye de geri kalan 1 milyon doları vereceğim der.
Avukatın gözleri açılır ve:
- Anladım efendim, diyerek kendisine bu konuda yardımcı olabileceğini söyler.
Genç avukat akşam eve geldiğinde kara kara düşünmektedir.Karısı bir şeyler olduğunu anlamıştır ve konuyu avukatın açmasını bekler.En sonunda adam karısına açılır ve o günkü yaşlı milyonerle aralarında geçen konuşmayı anlatır.Eşi de 1 milyon dolara bu işi yapacak birilerini bulabileceğini söyler ve bunu problem yapmamasını söyler....
Avukat en sonunda ağzındaki baklayı çıkarır ve:
- Hayatım biliyorsun bugünlerde benim de işlerim pek yolunda gitmiyor ve 1 milyon dolar da çok iyi para hani diyorum eğer sen de kabul edersen bir kereden bir şey olmaz.Hemi htiyarın hayrını alırız hem de iyi bir para kazanmış oluruz ne dersin diye sorar...
Genç kadın biraz düşündükten sonra;
- Haklısın hayatım zaten yolun sonuna gelmiş durumda hem 1milyon dolar da çok iyi para bence bir mahsuru yok der.
Genç avukat gelişmelerden son derece memnun ve sabahı zor ederdoğru yaşlı milyonerin yanına...
- Efendim, Eğer sizin için de bir sakıncası yoksa 1 milyon dolarlık vasiyetinizi yerine getirmek için talibim..
Zaten milyoner bakirenin arayıp da bulamadığı bir olay
-Peki o zaman yarın sabah saat 10:00 da malikaneye gelirsin ve bu işi bitiririz der.
Akşam avukat son derece neşeli evine gider ve eşine milyonerbakireyi razı ettiğini ertesi gün bu iş için saat on'da evine gideceğini söyler..
Eşi de;
- Peki o zaman yarın seni ben bırakırım tahmini yarım saat sürse ben seni 10:30 gibi yine oradan alırım, diyerek
anlaşırlar.
Aynen planlandığı gibi ertesi sabah kadın avukatı malikaneye10 da bırakır ve gider..10:30 civarında evin önüne gelir ve beklemeye başlar.Evde hiç kıpırtı yok.. Neyse, der kadın 5-10 dakika uzayabilir önemli değil diye düşünür...Saat 11'e doğru artık dayanamaz ve başlar dıt dıt kornaya basmaya evden hala ses yok.Birkaç dakika sonra tekrar dıt dıt... Gene çıt yok.Artık kadın iyice sinirlenmeye başlar ve hiç aralıksız kornaya basar.
Daaaaaattttttt !!!!! daaaatttttt...!!!!!!
Derken pencereden yarı çıplak vaziyet de genç avukat çıkar veeşine seslenir :
- Sevgilim sen bugün git benim ne zaman geleceğim belli değil.Kadın fikrini değiştirdi Cenazemi belediye kaldırsın diyoooor.....
TUVALET KAĞIDI
Yaşlı bir kadın kedi maması almak için markete gider. Üç kutu alıp kasaya götürür. Kasadaki kız ; -Üzgünüm bayan ama bunları alabilmeniz için kediniz olduğunu kanıtlamanız gerekir. Bir çok yaşlı insan bunları kendileri yemek için aldıklarından kediniz olduğuna inanmadan size bunları satma yetkimiz yok.' der.
Bunun üzerine yaşlı bayan eve gidip kedisini alır ve markete getirir.Market bunun üzerine kadına kedi mamasını satar.Ertesi gün yine yaşlı kadın üç kutu köpek maması almaya kalkar.Kasiyer yine kadından köpeği olduğuna dair bir kanıt ister.
-Çünkü yaşlı insanlar bazen de köpek maması yemektedirler.
Bunun üzerine kadın yine evine döner köpeğini alıp markete gelir ve mamaları alır.Ertesi gün yine yaşlı bayan markete gelir bu sefer elinde bir kutu vardır. Kasiyere gider ve elini içine sokmasını söyler. Kasiyer korkarak;
- Hayır, içinde beni ısıracak bir yılan olabilir.
Yaşlı kadın;
- İnanın, kutunun içinde size zarar verebilecek hiç bişi yok.Lütfen elinizi kutunun içine sokun.
Bunun üzerine kasiyer elini kutuya sokar ve sonra elini koklayarak ;
-Bu şey sanki bok gibi kokuyor der
Yaşlı kadın devam eder;
- Evet ööle. Şimdi lütfen üç rulo tuvalet kağıdı alabilir miyim
İŞ GÖRÜŞMESİ
Adamın biri işbaşvurusunda bulunmuş. Göruşmeye cağırmışlar; görüşme sonuna doğru ortalama bi tip olan adama yönetici sormuş;
-Peki beklentilerin ne? seni ne tatmin eder?
Arkadaş saymaya baslamış;
-Öncelikli olarak bir araba istiyorum, ayrica şu anda bulunduğum dairenin kirasi biraz fazla onu da şirketin karşılamasi iyi olur, maaş olarak da 2000$ dan aşaği calışmam..."
yonetici, dinler ve;
-Biz sana son model bir Cherokee ve Tarabya'da bi villa verecegiz, ayrica bizim bu pozisyonumuz icin planladigimiz maas 5000$'di" demis.
Bizim elemanin gozleri firlamis;
-Saka yapiyorsunuz" demis.
Yonetici yapistirmis;
-Önce siz baslattiniz..."
ERKEKLER MELEKTİR
Birgün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düşürür. "Aman tanrım" diye bağırdığında bir peri belirir ve "Ne diye bağırıyorsun?" der.Ormancı baltasını suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler. Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir. "Baltan bu muydu?" diye sorar. Ormancı "hayır" diye cevaplar. Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. "Baltan bu muydu?". Ormancı yine "hayır" diye cevaplar. Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. "Baltan bu muydu ?" Ormancı "evet" der. Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir. Ormancı mutlu bir şekilde evine döner. Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düşer. Ormancı "Aman tanrım" diye bağırır. Peri yine belirir ve sorar: "Ne diye bağırıyorsun ? "Ormancı "karım suya düştü" der. Peri suya dalar ve Jennifer Lopez ile birlikte geri döner. "Senin karın bu mu?" diye sorar. Ormancı "evet" der. Peri sinirlenmiştir, "Yalan söylüyorsun, gerçek bu değil"der. Ormancı "özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin,ona da hayır deseydim karımla dönecek ve her
üçünü de bana verecektin. Ben fakir bir adamım ve
üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim. Jennifer Lopez'e evet dememin sebebi budur...
Bu hikayeden alınacak ders :Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni vardır ve bu başkalarının yararı içindir.
Kendileri için birsey istiyorlarsa ekmek çarp-sın-dır!!!!:)))
MÜŞTERİ HER ZAMAN HAKLIMI
Tüketici haklari konusunda Müsteri her zaman hakli mi? sorusunu irdelerken çesitli ülkelerdeki mahkemelik olaylari arastirmislar ve bulduklari belgelerden birisi.
Olay gerçek...
WorldPerfect (Bilmeyenler için yaziyorum, bilgisayari -elektrikli- daktilo gibi yapan bir programin yapimcisi)...
Bu Sirketin müsteriye yardim hattinda banda alinmis bir telefon konusmasini okuyacaksiniz.
Bu konusma sonrasi WorldPerfect gorevlisi isinden kovuluyor.Kovulan gorevli WorldPerfecti kendisini "Gerekçesiz" isten çikardigi için mahkemeye veriyor.
Iste bu konusmanin desifresi.
-WorldPerfect yardim hatti, buyrun, nasil yardimci olabilirim.
-WorldPerfect`te bir sorun oldu.
-Nasil bir sorun?
-Yazi yaziyordum, birden bütün kelimeler gitti.
-Gitti mi?
-Yokoldu!
-Ekranda su anda ne görüyorsunuz?
-Hic bir sey.
-Hic bir sey mi?
-Yazdigim hiç bir şey ekrana çikmiyor.
-Hala WorldPerfect programinda misiniz yoksa programdan çikitiniz mi?
-Bunu nereden bileyim.
-Ekranda bir "C" harfi görüyormusunuz?
-Bir "hece" mi..
-Bosverin. Ekranda yanip sönen bir çizgi var mi?
-Söyledim ya hiç bir sey yazmiyor.
-Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
-Monitor ne?
-Ekrani olan yer, televizyon gibi... Çalistiginizi gösteren kücük bir lamba var mi?
-Bilmiyorum.
-Monitorün arkasina bakin, oraya bir elektrik kablosu giriyor olmasi
lazim. Görebiliyor musunuz?
-Evet.
-Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektrige baglimi bana soyleyin.
-Bagli.
-Harika. Monitorün arkasina bakinca bagli olan tek kablo mu gördünüz,
yoksa iki tane mi?
-Görmedim.
-Tekrar bakar misiniz, ikinci bir kablonunda bagli olmasi lazim.
-Evet buldum.
-Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bagli mi diye bakin.
-Kabloya ulasamiyorum.
-Ulasmayin, bagli mi diye bakabilir misiniz?
-Olmuyor.
-Bir seyden destek alip egilip bilgisayarin arkasina baksaniz...
-Egilmek dert degil, karanlik oldugu için bakamiyorum.
-Karanlik?
-Ofisin isiklari kapali, pencereden gelen isik yetmiyor.
-Ofisin isiklarini yakin.
-Yanmaz.
-Neden?
-Elektrikler kesik.
-Elektrikler mi kesik. Tanrim..! (kisa bir sessizlik) Bilgisayarin
kutusu, kitaplari herseyi
duruyor mu?
-Evet dolapta.
-Simdi bilgisayari sökün, aynen aldiginizdaki gibi paketleyin ve
aldiginiz dükkana iade edin.
-Durum bu kadar kötü mü?
-Korkarim öyle!
-Peki tamam. Onlara ne diyecegim?
-"Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalim" diyin
AYAKKABICI
Ayakkabıcı,yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken,sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi.Okullar kapanmak üzere olduğundan,spor ayakkabılara rağbet fazlaydı.Gerçi mallar lüks sayılmazdı;ama küçük bir dükkan için yeterliydi.Onların en güzelini ön tarafa koyunca,çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı.Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı.Hem de güçlükle.Adam ona bir kez daha göz attı.Üstündeki pantolonun sol kısmı,dizinin alt kısmından sonra boştu.Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.Çocuğun baktığı ayakkabılar,sanki onu kendinden geçirmişti.Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye atıldı adam.Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak.Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler.
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
-Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek.
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı.Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
-Babam haklıymış!dedi.Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! demişti.
GEÇ KALMAYIN
Daha henüz 18 yaşındaydı ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapatmıştı kendini...Sokağa çıkmıyordu. Annesi, bir de kendisi. O kadardı bütün hayatı. Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrin önünden geçti, tam bir CD satan dükkânı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu, geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar.Hani,ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte.İçeri girdi. Kız,gülümseyerek koştu ona;
-Size nasıl yardım edebilirim? diye.
Nasıl bir gülümsemeydi o.Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı. Kekeledi, geveledi, sonra "Evet!" diyebildi. Rastgele birini işaret ederek;
Evet, şu CD'yi bana sarar mısınız?
dedi. Kız CD'yi aldı, içeri gitti, az sonra paketle geri geldi. Gençkızdan aldı paketi, çıktı dükkündan, evine döndü. Paketi açmadan dolabına attı. Ertesi sabah gene gitti aynı dükkâna.Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba gene açmadan.Günler hep alınıp,sardırılan CD'lerle geçti. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda.Annesi;
-Git konuş oğlum, ne var bunda?" dedi.
Ertesi sabah,bütün cesaretini topladı, erkenden dükkâna gitti. bir CD seçti. Kız gülerek aldı CD'yi, arkaya gitti paketlemeye.Kız içerdeyken bir kâğıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz?" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi,notu kasanın yanınakoydu gizlice. Sonra,paketini alıp kaçtı gene dükkândan.İki gün sonra evin telefonu çaldı.Anne açtı telefonu. Dükkândaki tezgahtar kızdı arayan. Delikanlıyı istedi, notunu yeni bulmuştu da. Anne ağlıyordu.
-Duymadınız mı. Dün kaybettik oğlumu.
Cenazeden birkaç gün sonra anne, oğlunun odasına girebildi sonunda. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı,oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı. İçinde bir CD vardı, bir de minik not.
"Merhaba, sizi öyle tatlı buldum ki, daha yakından tanımak istiyorum. Bir akşam birlikte çıkalım mı?Sevgiler... Jacelyn "
Anne, bir paketi daha açtı, onda da bir CD ve bir not vardı:
"Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık.
Sevgiler...Jacelyn "
LÜTFEN SEVDİĞİNİZİ BELLİ ETMEKTE VE SÖYLEMEKTE GEÇ KALMAYIN! :((((
GERÇEK HIRSIZLIK OLAYLARI
TAKSIDE BAGAJLARA DİKKAT
Insanlar taksiye bindigi zaman cantasini hemen yanina koyar ya.Bunu
bilen uyanik taksiciler soyle bir olay gerceklestiriyorlar. Bahsettigim
bayan yorgun argin bir taksiye biniyor ve cantasini sag yanina koyuyor.Bir nefesleniim falan derken sofore gidecekleri istikameti
soyluyor ve cantasindan selpak almak uzere sag yanina donuyor ki canta yok! Once bir araniyor bakiyor yere,saga-sola canta yok!
Taksiciye soyluyor "cantam ile bindim fakat cantam simdi yok cek kenara" diye.Taksici gayet piskin "ne biliim teyze ben senin
cantani, unutmussundur bir yerde inmek mi istiyorsun" diyor.
Ama kadin uyanik "Hayir" diyor devam et."Herhalde unuttum biryerde.Inecegim yerde ben sana evden parani oderim".
Yol uzerinde bir karakolun onunden gecerken,isiklarda duruyorlar.
(Kadin taksiyi o istikametten goturuyor!)
Tam karakolun onunde aciyor kadin kapiyi memuru cagiriyor.
Taksiyi kenara cektirip bir cirpida anlatiyor olayi.Meger polisler bu tur
olaylari biliyormus.Polis memuru taksiciye hemen "bagaji aç" diyor. Bagaji bir aciyorlar ki bagajda bir adam!!!!Binen musterinin sag ve soltarafina bagajdan dogru,cok özenle yapilmis,farkedilmeyen delikler aciyorlar ve hooop cekiyorlar cantayi bagaja!! Canta cok buyukse cekemiyorsa icine dalip cuzdani telefonu falan aliyorlar!
------------------------------------------------------------------------------
Arsız hırsız
Kari-koca gece evlerine donduklerinde koridorda bir adamla karsilasirlar. Bir anlik saskinliktan sonra yabanci adam bayana donerek
"Madem bu geceyi kocanla gecirecektin,niye beni cagirdin?" diye hisimla
sorar ve kizginligini belirten bazi hareketlerle evden bir anda cikar.
Tabi kari-koca bu olaya bir anlam veremez baslangicta fakat erkek,
karisina bu olaydan oturu bir hayli kizar ve hatta onu bosayacagini
soyler.Aradan bir kac gun gectikten sonra Karakol'a cagirilan kari-koca,
yakalanan suclu ile yuzlestirilir ve olayin aslinda bir hirsizlik oldugu
anlasilir.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Rol kesen hırsız
2- Yine kari-koca evlerine donduklerinde evin icinde bir yabanci
gorurler, bu kisi gayet sik bir takim elbise giymis ve elinde telsiz olan
birisidir. Karsilasma aninda yabanci, evsahiplerine "Evinize hirsiz
girdigi yolunda komsulariniz tarafindan ihbar aldik, ben sivil polisim,
evi kontrol etmeye geldim" der ve devam eder, "Beyefendi asagida sokagin kosesinde ekip otomuz var, vakit kaybetmeden siz ekip otosuna gidip sikayet dilekcesi doldurun." der ve erkek hizla asagiya iner.
Yabanci "Hanimefendi siz de ziynet esyasi veya paraniz varsa onlari
kontrol edin" der, bayan hemen altinlarinin bulundugu yere gider ve
sevincle "neyse hala yerinde duruyorlar" demesiyle; yabanci bayanin
kafasina agir bir seyle vurur. Yabanci da bayanin cikardigi yerden altin,
para, v.s.leri alip hemen kacar. Koca ekip otosunu bulamayip evine
geldiginde karisinin baygin, altinlarin da calinmis oldugunu gorur
KAHVE TANELERİ
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş. Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı "Olur" demiş çekine çekine.
Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.
-Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana demiş oğluna.
Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş.Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış.Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.
Yemek masasında üç tabak duruyormuş.Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.
Sonra oğluna dönüp sormuş:
-Ne görüyorsun?
Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.
-Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.
Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:
-Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler,pörsütürler.
Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler
de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden
uzaklaşırlar.Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise,şartlar ne olursa
olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.
-Asıl ders bu değil!" dedi baba.
Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.
-Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak.İkisinde de bir tat yok.
Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı.
"İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü."Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici.Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi.Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını,kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.Kahve taneleri gibi olabileceğiniz bir yaşam geçirmeniz dileklerimizle
PARDON YA
Adam evine telefon açar, telefonu yabancı bir bayan açar. Adam karşıdaki sesi duyunca şaşırır
- "Sen kimsin?" Kız cevaplar:
- "Evin hizmetçisiyim."
- "Iyi de bizim hizmetçimiz yok ki!"
- "Evin hanımı beni bu sabah işe aldı."
- "Ya. Öyle mi? Ben de evin beyiyim. Hanımı cağırır mısın?"
- "Hanımınız şu an yatak odasında kocası sandığım bir adamla beraber." Adam şaşırır, sinirlenerek,
- "Elli bin dolar kazanmak istermisin?" Kız,
- "Tabii ki isterim.Kim istemez..."
- "O zaman çekmeçedeki silahı al, yukarı çıkıp o cadı ile o sümsük herifi vur!" Once ayak sesleri duyulur, sonra iki el silah sesi. Hizmetçi telefona geri gelir:
- "Öldürdüm efendim, cesetleri ne yapayım?" Adam,
- "Cesetleri havuza at." Kadın duraklar:
- "Ama burada havuz yok ki?" Adam bir süre düşünür ve cevap verir:
- "Orasi 112 43 44 değil mi?
- "Hayır!!!!!
- "Pardon! Yanlış numarayı aramışım!!!!!"
ÖLMEYEN SEVGİ
Genç adam kollarında bir buket çiçek, sahile koşarak geldi. Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı.Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı.Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller.Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler. Buram buram sevgi kokuyor,aşk kokuyor en önemlisi deözlem ve hasret kokuyordu güller. Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi,"Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse,onunla buluşacağını hayal etse kalbi hep böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerinde rağmen ikisi de sevgisinden hiç birşey kaybetmemişti.Onları hiç birşey ayıramazdı... Ne hasret,ne ayrılık, ne de ölüm.Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o,sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Oysa o, her zaman kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü. Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti.Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizin de sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonra da gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari, onu bekletmemeliydi. Ama
alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hâlâ yaşlı idi.Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?İşte az sonra sevdiği gelecek, ona
sarılacak, kucaklaşacaklardı.Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki, sevdiğine kavuşmak için can atıyordu.Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp,uçuşan martılara.Ne kadar güzel dansediyorlardı havada.Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok. Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu.
İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı ? O zaman neden gelmemişti yine ? Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır! Hayır, olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı.Onsuz hayat yaşanmazdı ki...
O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi.Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu.Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı.Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.Artık bıkmıştı.Yine sevgilisi geldi aklına.Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı.Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi. Sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu.Gözlerinden bir damla yaş daha güllerin üzerine damladı. Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı.Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu.Genç adam ayağa kalktı, sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı...
ORKİD
Üç mahkum cezaevi yolundadir. Her birine, hapiste geçirecekleri günler
için bir eşya getirilmesine izin verilmistir. Otobuste, biri diğerine doner ve sorar:
- Eeee sen ne getirdin ?
Diger mahkum bir boya kutusu cikarir ve bununla her seyi boyayabilecegini soyler. Ikinci mahkum bir deste iskambil kağıdı çikarir.
"Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kagit oyunu
oynayabilirim." Ucuncu mahkuma merakla sorarlar:
- Sen ne getirdin ? Adi Temel olan ucuncu mahkum bir kutu cikarir ve
gulerek:
- Bu orkidleri getirdim. der. Diger iki mahkumun kafasi karismistir.
Merakla sorarlar: "Bunlarla ne yapabilirsin ki?" Temel siritir ve elindeki
kutuyu gostererek,
- Kutuda yazdigina gore, bunlarla ata binebilir, Yuzmeye gidebilir, hatta
paten kayabilirmisim.
İNEK ,BEYGİR ,EŞŞEK
Dağda özgürce yaşayan bir inek, bir beygir, bir eşek, dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve beş yıl sonra buluşmaya karar verdiler. Her biri başka yöne yola çıktılar.
Beş yıl sonra buluşma yerine önce inek ile beygir geldi.
İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüşlerdi.
Beygir sordu:
-Nedir bu halin inek?..
İnek iç çekerek anlattı:
-Bu insanlar merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha varmış, onu yanıma koyup çifte koştular, aç bıraktılar.
Canımı zor kurtardım be kardeş.
Sonra beygir anlattı:
-Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime
bindiler. O indi öbürü bindi, o indi öbürü bindi. Binmedikleri zamanlar zincire vurdular.Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğimde arkama kocaman bir araba bağladılar, bu sefer birçoğunu birden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım yaa inek kardeş
Ve uzaktan eşek gözüktü.Eşek; ıslık çala çala, taşlara tekme ata ata geldi. Mutluydu,şişmanlamıştı, tüyleri parlıyordu, gözlerinin içi gülüyordu, üzerinde
lacivert takımlar vardı.İnek ile beygir, "Nedir bu halin,neler oldu" diye merakla sordular, eşek anlattı.
-Bir memlekete vardım, birisi bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de
yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, duyan benim
yanıma koştu, duyan koştu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım.
-Sonra?
-Sonra beni başkan seçtiler.
-Yani sen başkan mı oldun?.
-Evet.Bir şey yapmama gerek kalmıyordu, ben bağırdıkça onlar Memleket
yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım.
-Pekiii.Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?.
Eşek yanıtladı:
-Anladılar anlamasına da iş işten geçmişti..."
BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ
-Suudi Arabistan'da bir kadın kocasına kahve yapmazsa bu boşanma nedenidir.
-Bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.
-Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor. Sizi gizliyor.Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamamalarını sağlıyor.
-Sivrisineğin kulağımıza işkence gibi gelen vızıltı sesi onun saniyede 500 kez kanat çırpması yüzünden oluşur.
-Hiçbir kağıt parçası 7 defadan fazla ikiye katlanamaz!!
-Dişçiler diş fırçalarının tuvaletten en az iki metre uzakta tutulmasını tavsiye ediyorlar, sıçrama nedeniyle havaya karışan partiküllerden fırçanızın korunması için!!
-Kupa papazı bıyıksız olan tek papazdır!!
-Üzerinde bar kodu bulunan ilk ürün Wrigley's marka sakızdı.
-Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir!!
-Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar!
-Evinizdeki toz parçacıklarının büyük çoğunluğu ölmüş deri dokusudur.
-İnci sirkeye konulursa erir.
-Meşe ağaçları elli yaşından önce palamut vermez.
-Bir fare bir deveye oranla daha uzun süre susuzluğa dayanabilir.
-İnsan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır; aksi halde kendi kendini sindirir.
-Bir bardak taze şampanyanın içine bir kuru üzüm atarsanız, üzüm asansör gibi bardağın altından üstüne üstünden altına sürekli dolaşır.
-Eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese,onun tadını anlayamayız.
-Erkek peygamber devesi dişinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.
-Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.
-Lübnan'da dişi bir hayvanla cinsel ilişkiye girmek serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktır.
-McDonalds'ın karının yüzde 40'ı çocuk menüsü satışından gelir.
-Her insanın dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır.
-Tarihi film Ben Hur'da çekim ekibinin fark etmediği kırmızı bir otomobil görünür.
-Her gün doğan çocukların ortalama 12'si yanlış anne babaya verilmektedir.
-Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.
-1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı.
-Çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. Onların kalbine ve sinir sistemine zarar verir.
-Yarım kilo kadar çikolata küçük bir köpeği öldürebilir.
-Bir çok ruj çeşidi balık pulu içerir.
-Katil balinalar köpekbalıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak onları öldürür.
-Donald Duck çizgi filmleri Finlandiya'da yasaklanmıştır. Nedeni kahramanların don giymemesidir.
-Ketçap 1830'lu yıllarda ilaç olarak satılırdı.
ALINGAN HIRSIZ
Çin’de bir üniversitede oldukça ilginç gerçek bir olay …
Kızın biri bir gün yeni aldığı bisikletiyle okula geliyor ve okulun
bahçesindeki bisiklet parkına henüz kilit almadığı için öylece
bırakıyor,derslerin bitiminde okul çıkışı bisikletinin yerinde olmadığını görüyor ve çok sinirleniyor..
Ertesi gün sabah okula geldiğinde bisikletini üzerinde bir notla bir
gün önce bıraktığı yerde buluyor.Üzerindeki notta "Çok özür dilerim ama bisikletine gerçekten çok ihtiyacım vardı aldıktan 2 saat sonra geri getirdim ama sanırım çıkışına yetişemedim çok üzgünüm anlayışın için teşekkürler."
Kız doğruca bir bisikletçiye gidiyor ve 5 tane kilit alarak okula
dönüyor.. bisikleti iyice kilitleyip 5 farklı anahtarla derse giriyor
ve olayı arkadaşlarına anlatıyor..
Ders bitimi okul çıkışında 5 kilit taktığını anlattığı arkadaşlarıyla
beraber bisikletini almaya gittiğinde şok oluyor..
Bisikletin üzerinde 10 kilit ve birde not var: Eğer acil ihtiyacım
olduğu halde ben kullanamayacaksam sen hiç kullanamayacaksın
HOŞGÖRÜ
Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış.. Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve.. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış.
İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış...
Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş... Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş..
İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.."
Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi?
Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın.. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş..Her birimizin kendine has kusurları vardır. Hepimiz birer çatlak testiyiz.. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır. Hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren.. Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.. Dışlarındaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün.
ROMÖRK
Adamın birinin dişi eşşegi kızana gelmiş..Eşşek bu dururmu kızana gelince başlarmış geceleri anırmaya.Komşular demişlerki adama:
- "Tepeköyde bol erkek eşşek var git orada çifleştir."
Adam atmış eşşeği traktörün römorguna çıkmış tepe köye çifleştirmiş eşşegi.Yalnız adama demişlerki:
- "Eger tutarsa eşşek ot yer tutmassa çamura yatar ozaman yine getirir yine çifleştiririz."
Adam tutmuş köyünün yolunu...Sabah olunca ilk işi eşşege bakmak olmuş, bakmış eşşek çamurda yatıyo doğru tepeköye tekrar..Öteki sabah yine bakmış eşşeğe "çamurda mı yatıyo yoksa otluyo mu" diye ..Eşşek yine çamurda:)adam atmış eşşeği römorga yine:)Bu böyle 1_2 ay sürmüş adam artık bıkkın bir şekilde hanımına sormuş :
- "Hanım baksana bizim eşşek yine çamurda mı yatıyo..yoksa artık tuttu da ot mu yiyooo??"
Kadın:
- "Hayır bey çamurda yatmıyoo.."
Adam:
- "Eee hele şükür be o zaman ot yiyooo tuttu tuttu"
diye bagırır!hanımı:
- "Hayır hayır bey hemen sevinme eşşek römörga çıkmış seni bekliyoooo:)"
AŞKA AYIP OLUYOR
Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.
Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.
Peki bu neden böyle oluyor?
Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.
Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.
Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.
Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı.
Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci.
Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.
Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor.
Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.
Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor.
İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.
Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!
EN ÇOK ZAYIFLATAN 10 YİYECEK
Esmer pirinç: B Vitamini deposu olması sayesinde proteinleri, yağları parçalıyor, hazmı kolaylaştırıyor.
Greyfurt: Metabolizmayı hızlandırıyor, vücut durencini artırıyor.
Kırmızı üzüm: Dolaşım sistemini temizliyor. İçerdiği lif, vitamin ve mineraller sayesine kolesterolün düşmesine yardımcı oluyor.
Salatalık: Lif zengini olması sayesinde tokluk hissi veriyor. Ayrıca sağlıklı bir su deposu.
Nar: Hormonları dengeliyor. Bu sayede kilonuzu kontrol etmeniz daha kolaylaşıyor. Ayrıca güçlü bir antioksidan.
Adzuki fasulyesi: (Küçük kırmızı fasulye) Fasulyeler arasında en az yağ oranına sahip. Vücutta daha fazla suyu tutuyor.
Brokoli: Lif ve C vitamini deposu. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor. Karaciğere iyi geliyor. Hazma yardımcı oluyor.
Elma: Hafif tatlı, bağırsakları harekete geçiriyor.
Kiraz: Yumuşak bir müshil etkisi yapıyor ve kilo kaybına neden oluyor.
Yulaf: Tok ve şişkinlik hissi veriyor. Bir kase lapası vücutta üç kase su tutmayı sağlıyor.
NERDEN ANLADIN
Yaşlı ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki 3 oglu varmiş.Birgün amansiz bir hastalikla yatağa düşen yasli adam verasetini açiklamak için ogullarini yanina çagirmis.
-Oğullarım benim vaktim geldi artik, ecel kapıda,ben ölünce tabi ki
mallarımın hepsi sizin ve siz çok zekisiniz ama siz mallarımı bölüşeceksiniz diye birbirinize düşmemeniz için sehrin kadısına gidin.
o kadıya benim selamımı söyleyin o size mırasınızı bölüştürür.
Ve adam ölür oğulları da babasının isteği üzerine kadıya gitmek için yola düşerler,tabi yeşillik yerlerden,gölden,yağmurdan,çamurdan falan
geçerler.Derken önlerine bi adam çıkar ve bizim 3 biradere sorar;
-Efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gördünüz mü? der.
Büyük kardeş sorar;
-Tek gözü kör müydü
adam "evet" der.
ortanca kardeş sorar;
-kuyruğu kesikmiydi
adam "evet" der
küçük kardes sorar;
-bir ayagi topalmiydi
adam ona da "evet"der.
Bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama biz senin deveni görmedik derler.Adam birden sinirlenir.
-Aaa nasIl olur hem bütün özelliklerini bildiniz hem de görmedik diyorsunuz. bende sizinle beraber gidecem ve gittiginiz yerdeki kadıya sizi şikayet edecegim" der.
biraderlerde "olur gel" derler. ve sonunda kadının yanına varırlar, huzuruna çıkarlar.
3 birader der ki;
-Efendim bizim babamız vefat etmeden önce miras bölüşmemiz için
size gelmemizi söylemişti. biz de bu yüzden geldik. kadı devesini kaybeden adama döner ve;
-sen niye geldin. der
adam da :
-efendim ben devemi kaybettim,yolda bunlari gördüm. onlara devemi gördünüz mü dedim onlarda devemin bütün özelliklerini bildikleri halde görmedik dediler.ben bunlardan şüpheliyim der.
kadi biraderlere döner ve sorar:
- sen nerden bildin tek gözünün kör oldugunu.
- efendim, yolda gelirken yeşillik yerden geçtik,baktim ki yeşilliklerin hep bi tarafindan yenilmis öbür tarafina yanaşmamis bile tek gözünün kör oldugunu oradan anladim.
- peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik olduğunu.
- efendim, yolda gelirken deve pisligi gördüm. devenin pislikleri hep dağınık düşmüş halbuki kuyruğu olsaydı hep toplu düşerdi oradan bildim kuyruğunun olmadığını.
- peki sen nerden bildin bi ayağının topal olduğunu.
- efendim, gelirken gölden geldik baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir de yarim ayak izi var.Tek ayağının topal olduğunu oradan anladım.
Kadi devesini kaybeden adama döner ve
-Kardeşim bunlar senin deveni görmemişler.
Kadı o adami gönderir ve düşünür "ulan bunlar benden zeki ben bunlara nasıl miras bölüştüreceğim. neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim sonrada kapı arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar"diye düşünür ve bizim 3 biraderi evine götürür hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir yemek gelir ve kadı.
-Siz yemeğinizi yiyin ben bi yere varip gelecegim" der ve kapi arkasina geçer
büyük kardes der ki;
- yaa kuzu çok iyiymişte, keske köpek emmeseydi.
kadışaşırır.
ortanca kardes der ki;
-yaa şarap iyiymişte, keşke mezar toprağından yapmasalardı.
kadı iyice şaşırır...
küçük kardes de der ki;
-yaa kadı ; iyiymişte, keske **** olmasaydı...
Kadı bu lafi duyar duymaz gelenlerin zeki oldugunu düşünerek hemen araştırmaya gider.Kuzuyu aldigi adama
-Bu kuzu ne emdi" diye sorar.
adamda "kuzunun annesi öldüydü ben de kapinin önünde yatan köpeğe emzirttim" der.daha sonra şarabı aldığı adama gider ve "bu şarabın toprağı nerden" diye sorar. adamda
"valla bizim burada en güzel toprak
mezarlikta var, ben de mezar topragindan yaptim" der.
kadi "ulan bunlar ikisinide bildi" diye düşünerekten
annesinin yanina gider ve "anne ben ibne miyim " diye sorar. annesi de
"oğlum hatırlamazsın sen küçükken ormanda sana oduncu tecavüz etmişti" der.
kadi bu saskinliklar içinde bizim 3 biraderin yaninagider ve baslar
sormaya.
büyük kardeşe,
-söyle bakalim kuzunun köpek emdigini nerden bildin.
-nerden olacak.bak kuzunun budunun bu kenarinda yag olmaz. ama köpegi emdiği için burada yağ var.
Ortanca kardeşe;
-söyle bakalim sarabin mezar toprağından oldugunu nerden bildin.
-Nerden olacak içiyorum,içiyorum zevk yerine keder veriyor.
Küçük kardeşe sorar;
-Söyle bakalım sen benim ibne olduğumu nerden bildin.
-Nerden olacak, ibne olmasan girişe
GALATASARAY BAYRAĞI ASMAZDIN:))
« geri :: ileri »
|
 |