Nedir şu yalakalardan çektiğimiz be kardeşim...Her yerde onlar..Meydanları Caddeleri onlar doldurmuşlar. sizin için bile yalakalık yapmaktan geri kalmıyorlar..
Lütfen adınızı büyük harflerle ve Türkçe karakter kullnmadan yazmaya özen gösterin.
Script
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir garip Orhan Veli’yim;
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı’na oturmuşum,
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:
“İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
Edalı’m,
Senin yüzünden bu halim.”
“İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
Sevdalı’m,
Boynuna vebalim!”
İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu,
Tarifsiz kederler içindeyim.
Tabii ki Bu değil !!!
Bu çanakkale'deki Sembolik Truva Atıdır.
Truva Atı (Trojan Horse yada kısaca Trojan ) Nedir ?
Eğlenceli yada faydalı bir program gibi gözüken, ancak maksadı hedef sisteme zarar vermek olan programlardır. Bilmeyen yoktur: eskiden başımızda programlarımızı yokeden Truva Atları vardı şimdi ise aynı işi yapabilen ama uzaktan kontrol edilebilen Truva Atları var. Evet doğru "Uzaktan Kontrol Edilebilen Truva Atları"
En yaygın baş belaları "Back Orifice, kısaca BO) " ve "NetBus"
Her iki Truva Atı, yukarıda anlatıldığı yolla sisteme girmektedir. Kendi başlarına sisteme dokunmazlar. Ancak sisteme girdikten sonra Windows kayıtlarında değişiklik yaparak her Windows oturumunda kendilerini çalışır hale getirirler. Her iki Truva Atını uzaktan kontrol edebilmek için aynı adı taşıyan programlar mevcuttur.
Şöyle düşünelim:
Siz internet bağlantısı olan masum bir bilgisayar kullanıcısısınız. Akşamları internete bağlanıp şöyle bir gezintiye çıkıyorsunuz. Bilgisayarın karşısında çayınızı içerken E-Mektuplarınızı kontrol ediyor, arkadaşlarınızla sohbet ediyorsunuz. Her ne şekilde olursa olsun yukarıda anlatılan Truva Atları sisteminize bulaşmış olsun. Eğer önleyici programlarınız yoksa, söz konusu Truva Atlarını kontrol eden programı olan herkes sisteminize girebilir. Burada Truva Atı, bilgisayarınızı bir tür server haline sokar ve internet üzerinden gelen komutları sizin bilgisayarınızda uygulayıp sonucunu hizmet ettiği karşı tarafa iletir. Eğer dikkatli bir kullanıcı değilseniz tüm bunlardan HABERİNİZ BİLE OLMAZ!
Truva Atına, kontrol programlarıyla gönderilen komutlardan en önemlileri şunlardır:
-Klasör içeriğine bakma, Klasör yaratma/silme
-Dosya arama, dosya silme, dosya içeriğine bakma
-Bilgisayarınızı hizmetçi hale getirme (sabit diskinizde gezinebilir, dosya çekebilir)
-Windows oturumunu kapatma, windowsu kilitleme
-Windows kayıtlarına erişme, kayıt silme, kayıt yaratma
-Sistem bilgisini alma, zuladaki şifreleri alma
-Dosya gönderme, dosya alma
Görüldüğü üzere Truva Atı, telefon hattının diğer ucundaki sahibi için yukarıdaki komutları sizin bilgisayarınızda uygulayabilmektedir. Elbette ki siz masumca internete bağlıyken.
Truva Atlarının tesbiti ve yok edilmesine geçmeden evvel "Bütün bunlar nasıl olabilir ?" sorusuna cevap arayalım. Bildiğiniz gibi (bilmiyorsanız açıklıyorum) bir çok programcı, masum programlarına "Arka Kapı (Back Door)" tabir edilen kodlar ilave ederler. Kullanıcılar bunları bilmezler. Ancak gerektiğinde programcı tarafından kullanılırlar. Mesela şifre korumalı bir program satın aldığınızı düşünün. Program bir ara çalışmaz oldu ve teknik destek istediniz. Programcı sizin şifrenize ihtiyaç duymadan programını çalıştırabilmesi için programa bir parametre ile kendini tanıtır. Program, içerdiği rutin icabı, çalıştıranın kendi programcısı olduğunu anlar ve hata analiz prosedürünü çalıştırır. Böylece programcı hataları bulur, onarır ve programı çalışır hale getirir. Siz bu prosedürü bilmiyordunuz bile. Bu çok basit bir Arka Kapı. Elbetteki kötü niyetli değil, sadece uzman olmayan kişilerin ulaşmasını engellemek amacıyla yapılmış bir prosedür.
Delikler sadece yazılımlarda değil, bilgisayar entegrelerinde de olabilmektedir. Mesela bir zamanların en yaygın ev bilgisayarı olan Commodore 64'ün en alt ekran satırı haricinde normalde kimsenin ulaşamadığı bir satırının da olduğunu üreticileri bile bilmiyordu. Bir grup programcı, bilgisayar entegresindeki delikten faydalanarak bu satırı kullanmayı başardı.
İşte bazı hacker tabir edilen ve sistem hakkında son derece yüksek bilgiye sahip kişiler, Windowsun ağ bağlantılarındaki Arka Kapılarını ve eksiklerini (hole,delik) tesbit etmişler ve yukarıda anlattığımız Truva Atı programlarını ve Truva Atlarını uzaktan kontrol etmeye yarayan programları bu deliklere göre yazmışlardır.
BO ve NetBus Truva Atlarının Tesbiti ve Yok Edilmesi
UYARI:
Windows kayıt düzenleyicisi (Registry Editor) kullanımı ile ilgili deneyiminiz yoksa yardım alın!
Ayrıca herhangi bir hataya karşı Windows klasöründeki USER.DAT ve SYSTEM.DAT dosyalarını
ayrı bir klasöre kopyalayın. Yapacağınız işlemler bu dosyalarda gerçekleşecektir.
BO Truva Atının Tesbiti
1. Başlat/Çalıştır'dan Kayıt Düzenleyicisini çalıştırın (REGEDIT yazıp Enter'e basın).
2. HKEY_LOCAL_MACHINESoftwareMicrosoftWindowsCurrentVersion anahtarını açın.
3. Bu anahtarda iken Run, RunOnce, RunOnceEX, RunServices, RunServicesOnce alt tuşlarına
tek tek bakarak aşağıdakine benzer değerleri arayın.
".EXE" satırını gördüyseniz sisteminizde BO Truva Atı var demektir.
Bu program, her windows oturumunda çalışması gereken diğer programlarla birlikte çalıştırılır.
Dolayısıyla diğer satırlara dokunmadan, yukarıdaki adı içeren satırı silin.
4. Bilgisayarınızı yeniden başlatın.
5. Windows gezginiyle WindowsSystem klasörüne bakın. Burada 122 kBayt uzunluğunda adı
olmayan bir dosya göreceksiniz. Silin! Aynı klasörde WINDLL.DLL dosyasını bulun ve
önyargısız silin. Her iki dosya da BO Truva Atı dosyalarıdır.
Tebrikler, BO Truva Atından kurtuldunuz, şimdi bilgisayarınızı yeniden başlatın.
Truva Atı dosyaları farklı isimlerde olabilir. Emin olmak için, Başlat/Bul/Dosyalar ve Klasörler sekmesini seçin. Konum olarak Windows klasörünü belirtin ve Gelişmiş sekmesine geçin. İçerdiği Metin kutusuna "bofile" yazarak aramaya başlayın. Bulunan dosyalar BO Truva Atı dosyalarıdır.
Dosya isimlerini biryere not edin ve yukarıdaki kayıt anahtarında bu isimleri bulun ve o anahtarı silin. Ayrıca dosyaları da silmeyi unutmayın.
NetBus Truva Atının Tesbiti
1. Başlat/Çalıştır'dan Kayıt Düzenleyicisini çalıştırın (REGEDIT yazıp Enter'e basın).
2. HKEY_LOCAL_MACHINESoftwareMicrosoftWindowsCurrentVersion anahtarını açın.
3. Bu anahtarda iken Run, RunOnce, RunOnceEX, RunServices, RunServicesOnce alt tuşlarına
tek tek bakarak aşağıdakine benzer değerleri arayın.
"PATCH.EXE" satırını gördüyseniz sisteminizde NetBus Truva Atı var demektir.
Bu program, her windows oturumunda çalışması gereken diğer programlarla birlikte çalıştırılır.
Dolayısıyla diğer satırlara dokunmadan, yukarıdaki adı içeren satırı silin.
4. Bilgisayarınızı yeniden başlatın.
5. Windows gezginiyle Windows çekmecesine bakın. Burada 4?? kBayt uzunluğunda "PATCH.EXE"
dosyasını göreceksiniz. Silin! Tebrikler, NetBus Truva Atından kurtuldunuz.
6. Bilgisayarınızı yeniden başlatın.
ŞİMDİ BÜTÜN İNTERNET ŞİFRELERİNİZİ DEĞİŞTİRİN!
İnternete bağlanmanızı sağlayan şifrelerinizi ve diğer tüm önemli internet şifrelerinizi değiştirmeyi de unutmayın, zira birileri! bu şifreleri kullanıyor olabilir.
Sisteminiz Saldırılardan (ŞİMDİLİK) Nasıl Korunabilir ?
Eğer Windows95 kullanıyorsanız tercihiniz Windows98'e geçmek olsun. Windows98'in Windows95'e göre daha güvenli olduğu açık. Pekçok delik kapatılmış. Ancak dışarıda biryerlerde pek çok hacker olduğunu unutmamak gerekir!
Hali hazırda Windows95 kullanıyorsanız öncelikle Windows Sockets programlarını güncelleyin. Microsoft'un sitesinden Windows95 için WinSock2.2 'yi indirip kurun. İnternete bağlıyken tüm haberleşme portlarını kontrol altında tutabilen FireWall yada benzeri bir program kullanın.
KAYNAĞINI BİLMEDİĞİNİZ PROGRAMLARI SİSTEMİNİZDE ÇALIŞTIRMAYIN!
ŞÜPHELİ SİTELERDEN PROGRAM İNDİRMEYİN!
Hakkında sayfalarca yazı yazılan, tartışılan webloglar çağımızın uğraşısı konumunda. Yine de Türkiye'de internet kullanıcısı olan bir çok insanın blog hakkında hiç bir fikri olmadığı bildirgeç'te yapılan bir anket sonucunda ortaya çıktı. O halde bir bakalım, neymiş şu blog denen meret. Blog kelimesinin özünde web-log vardır. Webloglara kısaca internette seyir defteri tutmak denebilir. Kelime anlamı olaraksa, genellikle ters kronolojik sırada (en yeni en üstte olacak şekilde) sıralandırılmış, tek bir sayfa üzerinde bir çok yazı gösterme esasına dayanan internet uygulamasıdır. ilerleyen senelerde "we" düşmüş, sadece "blog" olarak kullanılmaya başlanmıştır. Blog yazan kişilere de "blogger" denilmektedir. Bir yazı yazıp gönderme işlemine de kısaca "bloglama" deniyor. 1997 yılından beri var olan bu uygulama, tasarımcı ve programcıların ilginç internet sitelerinin linklerini unutmamak için kendi sayfalarına yazmalarıyla başladı. 1999 yılında ortaya çıkan pek çok blog-yayınlama (blog publishing) aracıyla birlikte bloglama, programcılar arasındaki bir aktivite olmaktan çıkıp, en az bilgisayar kullanma becerisine sahip olan bir insanın bile anlayacağı kadar basit hale indirgendi. Daha önce bir yazıda blogların ne kadar çoğaldığını anlatmıştım. Technorati'nin 7,8 milyon blogu indekslediği, günde 30.000 - 40.000 blogun yaratıldığı düşünülürse, bloglar bu yüzyıla damgasını vuracak bir olay olmaya doğru gidiyor. Çünkü format çok basit; sıklıkla güncellenen, tek sayfa üstünde ters kronolojik yazılar. Hangi konuda yazarlarsa yazsınlar, pek çok insan için bloglar kişisel dışavurum aracı haline geldi. Herhangi bir editoryal düzenleme görmeden, insanların içinden geldiği gibi, kendi düşüncelerini özgürce anlattıkları ortamlar oldu. Şu sıralar bloggerların da birer medya üyesi olduğu, her blogun kendi başına bir yayın aracı vazifesi gördüğü görüşü ortalıkta geziyor. Politika, günlük hayat, spor, teknoloji, müzik, yemek hatta dantel, hamburger gibi her konuda pek çok bloga rastlamak olası. Hatta bir çok büyük şirket CEO'sunun ya da şirketlerin kendi blogları olmaya başladı. Insanları bir site tasarlamaktansa blog açmaya yönelten nedir peki? Bir site açmak için en başta domain ve host gibi teknik konulara para ödemek gerekiyor. Iş siteyi açmakla da bitmiyor, yazılarınızı yayınlayabilmek için temel bir program yazmanız, sitenize gelen insanların yazdıklarınız hakkında görüş bildirebilmesi için ayrı bir yorum sistemi kurmanız, görüntüsü içinse tasarım yapmanız gerekiyor. Blog sitelerinin güzelliği, sizi bu dertlerden kurtarmaları. Bir çok blog servisi hosting konusunda para talep etmeden, seçtiğiniz bir isimle sizi kendi alan adları altında host ediyor [http://xxx.blogspot.com, http://xxx.livejournal.com]. Kurmuş oldukları otomatik yazı gönderme sistemleri sayesinde sizi programla, daha önceden hazırlamış oldukları şablonlarla da tasarım derdinden kurtarıyor. Bu şablonlar (hazır tasarımlar) istediğiniz zaman bir başkasıyla değiştirebileceğiniz şekilde hazırlanmış oluyor. Hatta üzerlerinde kendiniz oynayıp basit değişiklikler yapabilirsiniz. Eğer canınız tamamen kendi yaptığınız bir dizaynı kullanmak istersen, buna izin veren blog siteleri de mevcut. Birçok blog sitesinde hazır olarak gelen yorum sistemleri sayesinde de yazdıklarınız hakkında diğer insanların görüşlerini kolayca öğrenip, geribildirim alabiliyorsunuz. Yazılarınıza kimlerin link verdiğini gösteren trackback sistemleri bile var. Insanlar blog sitelerinde genellikle tek başlarına yazsalar da, bir kaç insanın toplanıp beraberce yazdığı siteler de mevcut. Daha çok birbirini tanıyan ya da ortak bir özellikleri olan (yemek, şehir hikayeleri blogları gibi) insanların, ortak paydada toplanması olarak görebiliriz bunu. Bu tür bloglara community blog deniyor. Community blogları sayesinde insanlar internette sosyalleşme olanağı buluyor, kendilerini bir yere ait hissediyorlar. Yorum fasilitesi sayesinde aynı şeylerle ilgilenen insanlar tanışma ve tartışma olanağı da buluyor. Türkiye'de bloglarla ilgilenen insanları bir araya toplamak için kurulmuş bir de site bulunuyor, ve büyük bir hızla yoluna devam ediyor. Uzun zamandan beri bu işle uğraşan ve blog dünyasında tanınan isimler bloglarından kitap çıkartmayı düşünür hale geldiler. Gazetelerde köşe yazarı olan kişilerin dahi insanlara daha hızlı ve çok ulaşabilmek adına blog siteleri var. internetteki hızlı link dolaşımı sayesinde daha önce hiç görmediğiniz insanların hayatları ve görüşleri hakkında bilgi sahibi olabiliyor, birçok konuya farklı açıdan bakan yorumlara erişebiliyorsunuz. Aynı şekilde kendi sesinizi de dünyaya duyurmuş ve bunu bir e-mail atma basitliğinde gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Türkiye'de bloglama genellikle online günlük tutma olarak görülse de, blog özünde kendiniz için tuttuğunuz notlar ve diğer insanların okumasını istediğiniz yazılardır. Bunlar insandan insana değişebilir; hayat, spor, çiçekçilik, biyoloji veya nanoteknoloji, seçim size kalmış.
BLOG NEDİR BÖLÜM 2
Blog nedir öğrenip, kendinize uygun olan sistemi seçtiniz ve blogunuzu açtınız. Peki insanların sizi okumasını sağlamak için neler yapmak lazım?
1. Amacınızı belirleyin: Blogunuzu ne için kullanacağınızı belirleyin. Politika hakkında yazılar, arkadaşlarla bağı koparmama, fotoğraf yayınlama, profosyonel görüş bildirme veya dolaptaki çürük yumurtalar. Blogunuzu her ne amaçla kullanmak istiyorsanız, blog sağlayıcınızın isteklerinize yeterince cevap verip veremediğini araştırın. Kimse yarım yamalak siteleri gezmekten hoşlanmaz.
2. Okuyucularınızı tanıyın: Eğer blogunuzu arkadaş arasında gizli tutmuyorsanız (ki bu bile yeterince güvenli bir yol sayılmaz), yazarken bir kez daha düşünmeniz gerekebilir. Internette kimin neyi okuduğunun tam olarak takibi yapılamadığı için yazı dilinizde biraz insaflı olmanız gerekebilir. Kimse patronu hakkında kötü sözler söylediği bir yazının onun eline geçmesini istemez.
3. Gerçekçi olun: Artık insanlar marketing numaraları ve spam tacirleri görmekten bıktı. Yazdığınız yazıları tekrardan gözden geçirin, unutmayın bu site sizi yansıtıyor ve yanlış tanınmak istemezsiniz.
4. Sitenizi sık sık güncelleyin: Hiç kimse ayda bir güncellenen bir siteye hergün bakmaz. Kendinize belli güncelleme günleri seçip, o günlerde blogunuza ilgi gösterebilirsiniz. Böylece bir gelen insan, bir daha geldiğind yeni yazılarla karşılaşır ve sitenizi takip etmeye devam eder.
5. Blogunuzu halka tanıtın : Blogunuzun bir “ping”i olduğundan emin olun. Index sitelerine yeni bir yazı gönderdiğinizi haber veren bir sistemdir ve genellikle bu sizin yapmanız gereken birşey değildir, blog servisleri kendileri hallederler. Ne olduğunu fazla da bilmeniz gerekmeyen birşey olmasına rağmen http://pingomatic.com/ adresinden pingleriniz olup olmadığını kontrol edin.
6. Kaynaklarınıza link verin: Kimse kendi hikayesinin habersiz kullanılmasından hoşlanmaz.
7. Diğer bloglara link verin.
8. Sevdiğiniz konular hakkında yazmaya çalışın: Webloglar, fikirlerinizi güçlü olarak sunabileceğiniz yerlerdir. Yazdığınız konu hakkında ne kadar çok bilginiz varsa o kadar eğlenceli ve ilnigç yazılar ortaya çıkartırsınız.
9. Sabırlı olun: herşeyi yaptığınız halde yine de sitenizde çok az insan geziniyor olabilir. Unutmayın, internet kocaman bir ortam ve farkedilmek için herkesin zamana ihtiyacı var.
Blog, İngilizcedeki "web" ve "log" kelimelerinin birleşmesinden oluşan weblog kavramının zamanla yaygınlaşmış ve kısaltılmıştır adıdır. Türkçede açıkgünlük, ağ günlüğü, günce, e-günlük gibi bazı isimler önerilse de, kelimenin yaygın kabul görmüş bir karşılığı henüz bulunmamaktadır. Blog, genellikle güncelden eskiye doğru sıralanmış yazı ve yorumların yayınlandığı, web tabanlı bir yayını belirtir. Çoğunlukla her gönderinin sonunda yazarın adı ve gönderi zamanı belirtilir. Yayıncının seçimine göre yazılara yorum yapılabilir. Yorumlar blog kültürünün çok önemli bir dinamiği ve yapıtaşıdır. Yorum mekanizması ile Yazar ve okuyucular arasında sürekli bir iletişim sağlanır.Blogcuların kendilerine has bir kültürü vardır. Yapıları birbirine benzer, üzerlerindeki yazışma ve konuşmaların tarzları birbirlerine benzer. İlk ağ günlükleri manüel olarak yazılıp güncellenirken, bugün bu iş için özel yazılmış yazılımlar kullanılmaktadır. Kişisel Türkçe bloglarda en fazla rastlanan türdür. Bu tür bloglar çok fazla deneyimi olmayan kişilerin bile kullanabileceği ve sayfalarını düzenleyebileceği yapıdadır ve daha çok günlük olarak kullanılırlar. Kişilerin günlük yaşamda yaşadıkları olayları, karşılaştıkları durumları okurlarıyla paylaşmasını sağlar.
Temasal Sadece belirli bir alanda yazılan gönderilerin yer aldığı bloglardır. Belirli bir konuda uzman kişilerin yazdığı ve düzenlediği bloglardır. Pazarlama, yemek, İnternet, tasarım, fotoğraf ve bilgisayar dilleri gibi konularda odaklanmış Türkçe bloglar bulunmaktadır.
Toplumsal
Üyelik sistemine sahip olan ve bu üyelerin yazdıkları gönderilerden meydana gelen bloglardır. Kendi içlerinde bir kültürleri vardır. ________________kısa kısa________________
Blog, Weblog yani Internet Günlüğü kelimesinin kısaltılmışıdır. Fikirlerinizi, düşüncelerinizi kolayca herkese ulaştırabilirsiniz. Seyahat Blog'u yaratıp, seyahatte çektiğiniz resimlere yorum yazabilirsiniz. Fikir Blog'u yaratıp, politika, sanat, tarih, teknoloji'den veya ne isterseniz ondan bahsedebilirsiniz. Iş Blog'u veya Ürün Blog'u yaratıp, işiniz veya ürünleriniz hakkında bilgi verebilirsiniz. Yaşam Blog'u yaratıp, hayatınızdan kesitlerden bahsedebilirsiniz. ________________kısa kısa________________ Blog nedir? Blog sözcüğü, internet üzerinde günlük tutmak anlamında kullanılan weblog teriminden geliyor. Bu şekilde kısa yazı paylaşım alanlarına girilen metinlere 'blog', yapılan eyleme ise 'bloglama' adı veriliyor. Blogger kimdir? Hayatın içinden ilgi duydukları şeyleri birkaç cümle ile internetteki diğer kullanıcılarla paylaşanlara blogger deniyor.
Yukardaki sitelerden birine gidin. Oradan bir video seçin ve sağ tarafındaki "Source" Yazan Kodları Kopyalayın. Sonra da Blogunuza geri dönün. Kaynak HTML kodlamasını seçip, Kopyaladığınız Kodu Buraya Yapıştırın. Sonra da Blogunuzu yayınlayın. Blogunuzun içinde video izleyebilirsiniz artık..
Sevgili sibel benim en vefalı öğrencimdir. Neden mi ? 1988 yılından beri her 24 Kasım Öğretmenler günü nerde olursa olsun Beni arar ve Öğretmenler günümü en iyi dilekleriyle kutlar. Ben1993 yılında emekli oldum.ama 24 kasımda ya telefonla arar veya eve kadar gelir. Bu benim için de mutluluk verici bir gün olur. Bu güzel ve vefakar kızımı ben de çok seviyorum. Şu anda Manisa Celal Bayar Üniversitesi Son Sınıfta ve Önümüzdeki Haziran ayı içinde mezuniyetinde
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra altımda sarsıldı demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum,gurbeti gönlümde duya duya,
Ulukışla yolundan orta anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı,ilk ayrılık.
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek toros dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen,dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgarların saçına,
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik,her tarafta ıssızlık,
Yalınız arabacının dudağında bir ıslık.
Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar.
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu,
Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince,
Son yokuş noktasında düzlüğe çevrilince.
Nihayetsiz bir ova sararttı benzimizi,
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine,
Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine,
Ne civarda bir köy var, ne bir köyün hayali,
Sonun ademdir diyor insana yolun hali.
Ara sıra geçiyor bir atlı, iki yayan,
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdayan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmışım, kalmışım yaylının şiltesine.
Bir sarsıntı..uyandım uzun süren uykudan,
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu.
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri,
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya,
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı,
Her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide bir ayet gibi derinleştiler,
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı.
Fani bir iz bırakmış burada yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı,
Bu dört mısra değildi, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilerle uğraşırken baş başa
Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa:
On yıl var ayrıyım kına dağından
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben
Altında da bir tarih: sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka isim görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş
Ne hudut kaldı bu gün, ne askerlik ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan gördüğün şan yetişir yarına...
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı, buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri,
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz , gitgide,
İki dağ arasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden,
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümdeki arazi örtüldü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu.
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü,
Kar değil gökyüzünden yağan beyaz bir ölümdü..
Gönlümde can verirken köye varmak emeli,
Arabacı haykırdı: "İşte araplı beli "
Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana,
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime Çökerken Ağır Uyku Sisleri
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu Akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor.
Gönlümü çekse de yarimin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir yaprak misali
Rüzgarın önüne katılmışım ben
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım:
Garibim namıma kerem diyorlar
Aslımı el almış harem diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı şeyhoğlu satılmışım ben
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey maraşlı şeyhoğlu, evliyalar adağı,
Bahtına lanet olsun aşamadınsa bu dağı.
Az değil senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna, kurduna...
Arabamız tutarken erciyes'in yolunu:
"Hancı, dedim ,bildin mi maraşlı şeyhoğlu'nu? "
Gözleri uzun uzun burkulu kaldı bende,
Dedi:
- Hana sağ indi, ölü çıktı geçende.
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü maraşlının yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti, işte o günden beri,
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim.
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Hey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar.
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları...