<YAŞAMA SEVİNCİ>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti


YAŞAMA SEVİNCİ

Tanıtım

Engelli engelsiz herekese açık.




Baglantılarım

* Ana Sayfa
* Profil
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* T.SAKATLAR DERNEĞİ
* ENGELLİLER BİZ-FORUM
* ENGELLİLER BİZ
* ENGELLİLER İÇİN OTOMOBİL
* T.BEDENSEL ENGELLİLER SPOR FEDERASYONU
* ENGELLİLER EVLENİYOR
* ENGELLİ VE SPOR



ISTANBUL





Image Hosted by ImageShack.us

DİĞER SİTELERİM


SAĞLIK SİTESİ-1

SAĞLIK SİTESİ-2

SAĞLIK SİTESİ-3

ŞİFALI BİTKİLER-1

ŞİFALI BİTKİLER-2

ŞİFALI BİTKİLER

YEŞİLAYCIYIZ-1

YEŞİLAYCIYIZ-2

 TRAFİK CANAVARI

LEZİZ YEMEKLER

NEFİS VE LEZİZ YEMEKLER

AKTİF YEMEKLER

NEFİS YEMEKLER

 ÇAĞDAŞ BİLİM-1

 ÇAĞDAŞ BİLİM-2

AY DOĞDU-1

AY DOĞDU-2

FUTBOL DÜNYASI

GALATASARAY-1

GALATASARAY-2

G.S-FORUM

 ÇAĞDAŞ SİTE-1

 ÇAĞDAŞ SİTE-2

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-1

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-2

İLGİNÇ VİDEOLAR-1

İLGİNÇ VİDEOLAR-2

İLGİNÇ VİDEOLAR-3

ERKAMIN SİTESİ-1

ERKAMIN SİTESİ-2

KURTLAR VADİSİ-1

KURTLAR VADİSİ-2

İLGİNÇ RESİMLER

RESİMLER VE GİFLER

SATRANÇ DÜNYASI

ERZİNCAN-1

ERZİNCAN-2

ERZİNCAN-3







counter
counter

free counters







track traffic







Ayakları Olmayan Annenin Yürek Burkan Dramı

 

Ayakları olmayan annenin yürek burkan dramı
Zonguldak'ta iki ayağı da olmayan Sevim Sarısoy, 9 yaşındaki oğluyla birlikte kaldığı prefabrik evde yaşama savaşı veriyor.
Zonguldak'ta iki ayağı da olmayan Sevim Sarısoy, 9 yaşındaki oğluyla birlikte kaldığı prefabrik evde yaşama savaşı veriyor.

Tren kazası sonucunda 10 yaşında 2 bacağı da kesilen Sevim Sarısoy (45), ayrıldığı eşinden olan ilköğretim okulu 2. sınıf öğrencisi 9 yaşındaki oğlu Emre'ye bakıyor. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'ndan 3 ayda bir 700 YTL yardım alan Sevim Sarısoy, engelliler için bir takside çalışarak kendi ihtiyaçlarını karşılamak istiyor. Hayatta kendilerine sahip çıkacak kimsenin bulunmadığını anlatan Sarısoy, "10 yaşında tren kazası geçirdim ve ağabeyimin kucağından düştüm. İsteyerek bilerek olmamış bir şey

ama o zaman her şeyim bitti. Ayaklarımın diz ortalarından aşağısı yok. Ben bir yaşındayken babam ölmüş. Annemde 1994 senesinde hayatını kaybetti. Ailem yok. Çocuğumun babası ile evlendik. Onunla da büyük problemler yaşadık, ayrıldık" dedi.

Kendisi ile engeline rağmen evlenen ve daha sonra boşandığı eşi A.S. tarafından oğlu Emre'nin kaçırıldığını da ileri süren Sevim Sarısoy, kısa bir süre de olsa evlat acısını tattığını sözlerine ekledi. Oğlunun eski eşi tarafından yurt dışına götürülmeden bulunduğunu belirten Anne Sarısoy, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Boşandıktan sonra, çocuğum kaçırıldı. O an sadece çocuğumu düşündüm. Çocuğuma kavuşmak için bir merdiven vardı. O merdiveni aştım, param yoktu bir taksiciden yardım istedim. Polis Merkezi'ne gittim, bana savcı ve polisler yardım etti. Polisler eski eşimi İstanbul'da yakaladı. Eski eşim çocuğumu yurt dışına getirecekti ve bir daha çocuğumu hiç göremeyecektim."

3 ayda bir aldığı özürlü maaşı ile geçinmeye çalıştığını dile getiren engelli anne Sarısoy, ekonomik yetersizlik nedeniyle soba ve yakacak bulamamaları nedeniyle kış aylarında elektrikli sobayla ısındıklarını ve bununda yüklü miktarda elektrik faturası getirdiğini söyledi. Bin TL'yi aşan elektrik faturası için Zonguldak Valiliği'ne müracaat eden Sarısoy, faturanın ödenmesi talebinin kabul edilmemesi üzerine yardımsever vatandaşların yardımıyla oğlu ile birlikte Ankara'ya kadar gitti. Yetkililerin görüşme

talebine olumsuz yanıt verdiği Sevim Sarısoy, "Annem babamdan kalan bir mal varlığım yok. 3 ayda bir aldığım özürlü maaşım var. Bu parayla evime gelen elektrik faturasını bile ödeyemiyorum. Bacaklarım olmadığı için kışın elektrik sobası yakmak zorundaydım. Karda kışta dışarıda kömür odun alacak halde değilim, zaten param da yok. Bu elektrik faturasıyla uzun zamandır mücadele ediyorum " dedi.



"OĞLUM BAŞBAKAN OLACAK"

Ankara'da Başbakan ile görüşemeyince tüm dünyasının karardığını anlatan Anne Sevim Sarısoy, eli boş olarak Zonguldak'a dönmek için tekrar taksiye bindiğinde oğlunun 'Anne ben başbakan olacağım. Tüm özürlüleri karşıma alıp dinleyeceğim' diyerek kendisini teselli ettiğini ifade etti. Oğlunun büyüyünce başbakan olacağına inandığını vurgulayan Sarısoy, kendisini taksiye mahkum etmeyecek bir engelli aracının olmasını da çok istediğini sözlerine ekledi. Devlete ve hayırseverlere yardım çağrısında bulunan

Sarısoy "Oğlumun okuluna, yada başka bir yere gideceğim zaman sorunlar yaşıyorum. Anneler Günü hediyesi olarak engelli arabası isterdim. 3 ayda aldığım maaşımın yarısını taksiye veriyorum. Artık dışarı çıkıp dolaşmak, çocuğumu parka getirmek istiyorum. Bunları yapabilmek için de bir iş istiyorum. Engelli aracı olduğu zaman işime giderim, çalışırım. O zaman engelli maaşımı bile almam" diye konuştu. 4 duvar arasında sıkışan ve her işini elleriyle yapan engelli anne, kalan zamanını derslerine yardım ettiği

oğluyla geçiriyor. Hayırsever bir komutanın hediye ettiği bilgisayar ile hayata bağlanan Emre ise "Büyüyünce Başbakan olacağım. Bütün engellilerle görüşeceğim" dedi.

Engelli anne ve oğlu 2 odalı prefabrik evlerinin penceresinden, kendilerine yardım elini uzatacak hayırsever vatandaşların yolunu gözlüyor.
http://www.medya73.com/

Saat ve Tarih: 11:57 , 10/5/2009 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Kollar Yok, Ayaklar Yok, Sorun Yok

 

Kollar Yok, Ayaklar Yok, Sorun Yok

Böyle bir dezavantajla hayata gelen Vujicic bunu avantaja çevirmeyi başarmış. Öyle ki her şeye sahip ama mutsuz insanlar bile onu dinleyerek moral bulubiliyor.

İŞTE NICK'İN HAYATINDAN OLAĞANÜSTÜ KARELER

Avustralyalı, şimdi 26 yaşında ve bir yaşam gurusu. Dünyanın dört bir yanını gezip "moral konferansları" veriyor. Yüzlerce insan onu dinlemek için bu konferanslara akın ediyor.

"Hayatın Daha Büyük Amacı" adlı DVD'si ise satış listelerinin en üstünde ve rekorlar kırıyor.

"Kollar Yok, Ayaklar Yok, Sorun Yok" adlı kitabını yayına hazırladı ve yayınevi şimdiden best-seller olacağı açıklamasını yaptı.

Tetra-amelia adlı bir sorun nedeniyla dünyaya böyle gelen Nick Vujicic, büyük zorluklar yaşadı. Okulda alay konusu oldu. Bu alaylar o kadar şiddetlendi ki henüz 8 yaşındayken intiharı denedi. Ama 12 yaşında, dünyayı daha iyi anlamaya başladıkça, aslında herkesin bir sorunu olduğu gerçeğini anladı. Dahası üniversite bitirdi ve iyi bir finans planlama uzmanı oldu.

Henüz çocuk yaşta, başkaları için umut olabileceğini anlayan Nick Vujicic, "Hayatın her şeye rağmen yaşanmaya değer" olduğunu etrafındakilere anlatmaya başladı. O kadar başarılı oldu ki, sayesinde pek çok insan hayata yeniden bağlanmayı başardı.

Bugün Nick Vujicic'in, dünyanın dört bir yanından binlerce hayranı var.



 





http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=385573


Saat ve Tarih: 12:39 , 9/5/2009 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Değneklerle dans hayat akışının simgesi oldu

Değneklerle dans hayat akışının simgesi oldu

Visa'nın yeni reklam kampanyasındaki engelli gencin, değnekleri ile yaptığı dans gerçek hayatın içinden geliyor.

Visa’nın yeni reklam kampanyası gösterime girdi. Visa Europe’un, 2008 yılında "Hayatın Akışı" fikrinden yola çıkarak yarattığı kampanyanın yeni reklam filmi gösterime girdi.  

Reklamda, kendini ifade etmek için geliştirdiği “Bill Shannon Tekniği” ile yer alan Shannon, koltuk değnekleri ile yaptığı özel hareket ve danslarıyla “Hayatın akışı için Visa ” mesajını görsel olarak ifade ediyor.

Reklamla ilgili değerlendirmelerde bulunan Visa Europe Marka Yönetimi Başkan Yardımcısı Colin Clarke, “Bu reklam, ‘Hayatın akışı için Visa’ temasıyla, tüketicilerin günlük hayatlarının akışının Visa ile nasıl kolaylaştığını yansıtıyor. "Hayatın Akışı" fikrinden yola çıkarak hazırladığımız bu reklam sayesinde marka bilinirliğimizin daha da artacağını düşünüyoruz“ dedi. 

Reklamın Türkiye versiyonunda, Visa payWave temassız kartların ‘En hızlı ödeme yöntemi’ olduğunun da vurgulandığını belirten Visa Europe Türkiye Ülke Direktörü Nur Öztin Kurak ise, “Hayatın Akışı için Visa” temasını Bill Shannon’un performansı ile birleştiren yeni reklam filmimiz, Türkiye’de Visa payWave’e dikkat çekiyor. Bu reklam filminin ‘Ödemenin en hızlı yolu’ olan Visa payWave temassız kartlarına olan ilgiyi artıracağına ve böylelikle kullanımının yaygınlaşacağına inanıyoruz” dedi.

Hayatın akışı için Visa

Reklamın başında Shannon, alışverişin yoğun olduğu bir sokakta, bir mağazadan diğerine girerek, ceket, şapka ve kahve gibi birçok ürün satın alıyor. Reklam, Visa payWave teknolojisine de odaklanıyor ve temassız teknolojilerin ‘en hızlı ödeme yöntemi’ olduğunu vurguluyor.


Bill Shannon Hakkında

İki taraflı kalça eklemi bozukluğu olan performans sanatçısı Bill Shannon, kendini ifade etmek için koltuk değneklerini kullanarak özel hareket ve danslardan oluşan “Bill Shannon Tekniği”ni geliştirdi. Bill hakkında daha fazla bilgiye www.whatiswhat.com web sitesinden ulaşılabilir.

http://www.haberturk.com/ekonomi/haber/138201-Degneklerle-dans-hayat-akisinin-simgesi-oldu.aspx


Saat ve Tarih: 05:57 , 4/5/2009 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

ALS hastalığına yakalanıp engelli olan Sedat Balkanlı'yı kaybettik.

 

 

ALS hastalığına yakalanıp engelli olan Sedat Balkanlı'yı kaybettik.

Altın Kafa’ Sedat Balkanlı’yı ebedi yolculuğuna uğurladık

Yakalandığı ALS hastalığından kurtulamayarak önceki gece vefat eden, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin eski milli oyuncusunun cenaze töreninde futbol dünyası bir araya geldi

12 yıldır sürdürdüğü yaşam mücadelesinde yenik düşen Sedat Balkanlı, dün toprağa verildi. Kariyerinde Galatasaray ve Fenerbahçe formalarını da giyen, 1997 yılında milyonda bir görülen ALS’ye (Amiyotrofik Lateral Skleroz - tedavisi olmayan ilerleyici sinir hastalığı) yakalanan eski milli futbolcu önceki gece hayatını kaybetmişti.

1965 doğumlu olan Sedat, futbola Gaziosmanpaşa’nın alt yapısında başladı. Beşiktaş, Trabzon ve Bolu peşinde idi ama genç yıldız adayını Konya kaptı. Yeşil-Beyazlılar, Sedat’a bir maçtan sonra rakip takımın formasını giydirip gizlice bir arabaya bindirerek kaçırdı ve imza attırdı. Ertesi yıl Bursaspor’a geçti. 1994-95 sezonunda Galatasaray’a transfer oldu. Burada hepsi kafayla olmak üzere 8 gol attı. 1996’da Fenerbahçe’ye transfer oldu.

Hawking’in hastalığı

Türkiye’de Fenerbahçeli Sedat Balkanlı’nın hastalanmasıyla daha fazla bilinir hale gelen ALS, Steven Hawking’in de uzun yıllardır mücadele ettiği bir hastalık.

- ALS yani Amyotrophic Lateral Sclerosis, ilk kez 1874 yılında tanımlandı. İlerleyici bir sinir sistemi hastalığı olan ALS motor sinirleri etkileyerek felce neden oluyor.



Milli Takım’a da seçilen ve Norveç maçında bir gol atan Sedat, sarı-lacivertli formayı giydiği dönemde amansız hastalığa yakalandı. Amerika’da yapılan araştırmalar sonucunda Balkanlı’nın milyonda bir görülen ALS hastalığının pençesine düştüğü ortaya çıktı. Futbola da veda eden Sedat için 29 Kasım 1997’de yabancılar ile yerliler karması Saracoğlu Stadı’nda bir maç yaptı.

Ünlü bilim adamı Stephen Hawking’in de yakalandığı ve tedavi imkanı olmayan bu rahatsızlık nedeniyle Sedat’ın önce konuşması, sonra yürümesi, ardından da gözleri hariç tüm organları çalışmaz duruma geldi ve suni solunum cihazına bağlandı. Büyük bir fedakarlıkla eşine sarılan Şükran Hanım, onu 12 yıldır bir an yalnız bırakmadı. 2002’de ‘Yılın Annesi’ seçilen Şükran Balkanlı, eşi ile alfabe yardımı ile iletişim kurabiliyordu. Sedat, ‘2 yıl yaşarsın’ diyen doktorlara inat ALS ile savaşını tam 12 yıl sürdürdü. Evinde televizyonun karşısında tek çalışan organı gözlerini ekrandan ayırmıyor, dünyaya bu ekran sayesinde bağlanıyordu.

Gaziosmanpaşa Belediyesi, 2005 yılında yapılan spor tesislerine onun adını verdi.

Sedat’ın naaşı dün Gaziosmanpaşa Merkez Camisi’nde ikindi vakti kılınan cenaze namazını müteakip toprağa verildi.

Sedat Balkanlı’yı son yolculuğunda, onun gibi ALS hastası ve ALS-MNR Derneği Başkanı olan eski futbolcu İsmail Gökçek ve kimi dernek üyeleri de yalnız bırakmadı. Futbol Federasyonu ile birlikte çok sayıda kulüp, başsağlığı mesajları yayınladı.

İlçenin sembolüydü

GAZİOSMANPAŞA Belediye Başkanı Erhan Erol, ‘İlçe halkı için Sedat Balkanlı’nın ayrı bir yeri var. O bizim sembolümüzdü. Futbol dünyamız örnek alınacak eşsiz bir sporcuyu kaybetti’ dedi.

http://www.stargazete.com/spor/kalbimizdesin-haber-185462.htm


Saat ve Tarih: 07:49 , 1/5/2009 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

ABD'NİN ESKİ ENGELLİ BAŞKANI FRANKLİN D.ROOSEVELT

ABD'NİN ESKİ ENGELLİ BAŞKANI FRANKLİN D.ROOSEVELT

Görevde kalış süresi
4 Mart 1933 – 12 Nisan 1945
Yardımcı John N. Garner (1933-1941)
Henry A. Wallace (
1941-1945)
Harry S. Truman (1945)
Önce gelen Herbert Hoover
Sonra gelen Harry S Truman

Doğum

30 Ocak 1882
Hyde Park, New York
Ölüm 12 Nisan 1945
Siyasi parti Demokrat
Eşi Eleanor Roosevelt

Franklin Delano Roosevelt, (d. 30 Ocak 1882 – ö. 12 Nisan 1945) Amerika Birleşik Devletleri'nin 32. başkanı olup en uzun süreyle görevde kalmış olan başkanıdır. ABD halkı tarafından kısaca isminin baş harfleri olan FDR şeklinde anılır. Başkanlığa 4 kez seçilmiştir. ABD tarihinde Roosevelt'in dışında 2 kezden fazla seçilmiş olan hiçbir başkan yoktur. Daha sonraları ABD yasaları değiştirildiği için yürürlükteki yasalara göre bundan sonra da hiçbir başkanın 2 kezden fazla seçilmesi mümkün değildir.

Franklin D. Roosevelt ABD'nin New York eyaletinin çok eski ve zengin bir ailesi olan Roosevelt ailesinin bir üyesi olarak dünyaya geldi. Roosevelt ailesi daha 17. yüzyılda Kuzey Amerika'da henüz İngiliz kolonileri kurulmamış iken Hollanda'dan gelerek New York bölgesinde yerleşmiş bir ailedir. ABD'nin 26. Başkanı olan Theodore Roosevelt de aynı ailedendir ve Theodore Roosevelt, Franklin D. Roosevelt'in eşi (aynı zamanda kuzeni olan) Eleanor Roosevelt'in amcasıdır. Roosevelt I. Dünya Savaşı sırasında Deniz Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde sivil olarak görev yaptı. 1920 yılında ABD Başkan Yardımcılığına adaylığını koydu ama seçimi kazanamadı.

1921 yılında Franklin Roosevelt o dönemde çok büyük salgın halinde olan çocuk felcine yakalandı. Hastalığı yenmesine karşılık bacaklarına gelen felç yüzünden yaşamının geri kalan bölümünde bir daha yürüyemedi. ABD tarihinde özürlü olan tek başkandır. Tekerlekli sandalyesiz bir yerden bir yere gidemiyordu ama ayağa kalkması ve ayakta durup konuşma yapması mümkün oluyordu. 1928 yılında New York eyaletine vali seçilmeyi başardı. 4 yıl valilik yaptıktan sonra da 1932 seçimlerinde ABD'nin 32. Başkanı olarak seçildi.

Roosevelt çok zor bir dönemde başkanlığa gelmişti. Roosevelt işbaşına geldiğinde ABD 1929'dan beri Büyük Buhran adı verilen tarihinin en büyük ekonomik çöküntüsü yaşamaktaydı. Nüfusun % 25'i işsizdi. 2 milyon Amerikalı evsiz barksız kalmıştı. Roosevelt Yeni Düzen (New Deal) adıyla anılan çok yönlü bir yeniden yapılanma programı geliştirdi ve 1930'ların sonuna doğru ABD ekonomisi tekrar rayına oturup, hızla büyümeğe başladı.

1939 yılında II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Roosevelt'in başkanlığındaki ABD önce tarafsız kaldı. Ancak Japonya'nın Büyük Okyanusda ABD'ye ait olan Pearl Harbor limanına saldırmasıyla ABD birden kendini II. Dünya Savaşı'nın içinde buldu. Franklin Roosevelt savaşın hemen hemen tamamında ABD'nin başkanı olarak görev yaptı. İttifak devletlerine Almanya, İtalya ve Japonya'na karşı liderlik etti. 1945'te savaşın son yılında müttefiklerin üstünlük sağlamağa başladığı bir dönemde aniden hastalanarak görev başında öldü. Yerini o zamanki başkan yardımcısı olan Harry S. Truman aldı.

Franklin Roosevelt halen ABD halkının gelmiş geçmiş başkanlar içinde en çok sevdiği 4 başkandan biridir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Franklin_D._Roosevelt


Saat ve Tarih: 09:21 , 29/4/2009 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Engelli Avrupa masa tenisi şampiyonu Kübra’nın öyküsü

Engelli Avrupa masa tenisi şampiyonu Kübra’nın öyküsü

14 yaşındaki Kübra , Doğan Çağlar Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulu 7’nci sınıf öğrencisi. 4 yaşındayken , annesinin yanında tarlada oynarken çamur olan el ve ayaklarını annesinin izin vermemesine rağmen derede yıkamak istemiş. Yerde kopmuş duran şehirlerarası elektrik kablosuyla oynamak isteyince de iki ayağı dizi altından ve sağ kolunun tamamı hastanede kesilmiş.

Milli Takım’ a gidiş

2007 yılının Ocak ayında masa tenisine başlayan Kübra , ciddi bir antrenman programı ile süratla ilerleme göstermiş. Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı’nın ( TESYEV ) Ankara Doğan Çağlar Ortopedik Engelliler Okulu’na gönderdiği tenis masası ve raketlerle çalışmalarını hızlandırmış .


Mayıs 2007 ‘de Çankırı’da yapılan Türkiye Bedensel Engelliler Masa Tenisi Ferdi Şampiyonası’nda kendi klasmanında Türkiye Şampiyonu, açık turnuvada ise Türkiye 3’ üncüsü olmuş. Daha sonra da Kübra’ya Milli Takım’ın yolu açılmış.

Dr. Engin Avcı

Kübra şöyle diyor : “Hayatımda tanımaktan onur duyduğum Dr. Engin Avcı, bütün takım oyuncularıyla olduğu gibi, birebir benimle de ilgilendi. Ancak kullandığım protezlerin bana göre olmadığını , daha iyi bir protezle çok daha başarılı olabileceğimi söyledi.”

TESYEV’den büyük destek

“2007 Eylül’ünde Almanya’daki Uluslararası Açık Turnuva’ ya katılıp döndüm. Daha sonra İstanbul’a gittim. Çünkü Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı( TESYEV) tarafından yaptırılan protezlerimin provası vardı. Bu arada Ekim 2007’de Slovenya’da Avrupa Şampiyonası’nda ülkemizi temsil ettim. Neslihan Kavas ablam ve Ümran Ertiş arkadaşım ile birlikte 10. klasmanda (bu klasman engele göre tespit edilir) bayanlarda takım üçüncüsü olduk. Yeni protezimle daha iyi hareket edebiliyor, gösterilen teknikleri daha çabuk bir şekilde yapabiliyorum.”

Yolun açık olsun

Kübra henüz 14 yaşında. Şimdiden anlaşılıyor ki bu azimle ve verilen destekle kendisi 2012 Londra Paralimpikleri’nde ülkemizi temsil edecek. Biz de hem Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı ‘ na (TESYEV) hem de Dr. Engin Avcı’ya teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Atlas Jet’den cevap yok

11 Şubat 2008 tarihinde bu sütunlarda Atlas Jet’le İstanbul’dan Bodrum’a uçan ve uçtuğuna pişman olan dostumuz Dr. Ahmet Bayer’den aldığımız maili yayınlamıştık. Kısaca Atlas Jet , Dr. Ahmet Bayer’in akülü tekerlekli sandalyesinin , uçağın küçük olması nedeni ile bagaja sığmadığını öne sürerek ilk uçakla ulaştıracağını söylemişti. Defalarca telefon edilmesine rağmen sandalyeyi göndermediler. İstanbul’da bıraktığı yardımcısının ise 77 YTL’lik biletinin 67 YTL’ sini iade ettiler , konu Atlas Jet için kapandı. Daha sonra Dr. Ahmet Bayer’in sandalyesi Türk Hava Yolları’nın bir uçağı ile kendisine ulaştırıldı. Ve hem de engelli ile birlikte gitmediği için sandalyeye 450 YTL kargo ücreti ödenerek.

Vurdum duymazlar

O günde yazmıştık, bugünde tekrar edelim. Atlas Jet hala aynı vurdum duymazlığa ve saygısızlığa devam ediyor. Hiç değilse bir özür dileyip durumu açıklasalardı. Onun için engelli vatandaşlarımız bu hava yolları ile uçarken dikkatli olmak zorundalar. Aksi halde gittikleri yerde sandalyeleri kendilerini beklemiyor olabilir.

http://www.tsd.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=5542


Saat ve Tarih: 05:35 , 12/4/2009 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Stephen Hawking

   Stephen Hawking

Stephen William Hawking (d. 8 Ocak 1942, Oxford) İngiliz evrenbilimci

Hawking sekiz yaşındayken, kuzey Londra'dan 20 mil uzaktaki St Albans'a gitti. Onbir yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti.

Babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik okumaya başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi.

Hawking daha sonra Kozmoloji (Evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge'e gitti. O zamanlar Oxford'da evren bilimi üzerine çalışma yoktu. Cambridge'de danışman olarak Fred Hoyle'u istemesine karşın Dennis Sciama atanmıştı. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College'de profesör asistanı oldu. 1973'de Astronomi Enstitüsünden ayrıldıktan sonra Hawking Uygulamalı matematik ve Kuramsal fizik bölümüne geçti. 1979'dan sonra matematik bölümünde Lucasian profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlemento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669'da Isaac Newton'a verilmişti.

Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein'ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının Big Bang'le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı'nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucuda karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olmadığıydı. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.

Stephen Hawking 1960'ların başında tedavisi olmayan Amyotrofik lateral skleroz hastalığına yakalandı. 21 yaşındayken Charcot (ALS) hastalığı tanısı kondu. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking'i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti. Ünlü bilim adamı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim adamları arasında dünyada en çok tanınan isimdir. Kitapları, 40 dile çevrildi; evrenle ilgili çılgın teorik bilgilerini popüler hale getirmek için gereken maddi bağımsızlığı sağlayacak ve Cambridge Üniversitesi'ndeki uygulamalı matematik ve teorik fizik laboratuvarını geliştirecek kadar da sattı. Hawking, hastalığıyla gizemli bir kişilik oluşturmaktadır. Son kitabı “Ceviz Kabuğundaki Evren”de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmiş, bu önerisiyle de ilahiyat profesörü Y. Nuri Öztürk tarafından Dabbetü’l–Arz yani kıyameti haber veren yaratık olarak nitelendirilmişti. Bir fenomen haline gelen ve milyonlarca satan “Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere” kitabı, Hawking'e asıl şöhreti getirmişti. İlk kitabının yayımlanmasından bu yana gerçekleşen önemli buluşların ardındaki sırrı açığa çıkaran “Ceviz Kabuğundaki Evren”, “Zamanın Kısa Tarihi”nin bir devamı sayılabilir. Yeni kitabıyla yazar, bizleri çoğu kez gerçeklerin kurmacadan daha şaşırtıcı olduğu teorik fiziğin en üst noktalarına çıkarıyor ve evrenin temel ilkelerine dair anlaşılır yorumlarda bulunuyor. Görelilik kuramından zaman yolculuğuna, süper kütle çekiminden süpersimetriye, kuantum teorisinden M-Kuramı’na ve bütünsel beyin algılanımına kadar evrenin bilinen en kışkırtıcı sırlarına kapı aralayan kitap, Einstein’in “Genel Görelelik Kuramı” ile Richard Feynman'ın çoklu geçmiş düşüncesini birleştirerek evrende olup bitenleri tanımlayabilecek eksiksiz ve tek bir teori geliştirmeye çalışıyor. Okur, kitabı bir bilimsel eser olarak algılayabileceği gibi, rahatlıkla bir bilim–kurgu romanı gibi de değerlendirebilir. Hawking'in “karmaşık önermeleri günlük yaşamdan çekip aldığı analojilerle resmetme becerisi” buna imkan tanımaktadır.

Stephen Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmektedir. 12 onur derecesi almıştır. 1982'de CBE ile ödüllendirilmiş, bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society'nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi (N.A.S.) ) üyesidir.

Eserleri

Onun birçok kitabından bazıları:

  • The Large Scale Structure of Spacetime, 1973
  • General Relativity: An Einstein Centenary Survey, 1979
  • Superspace and Supergravity, 1981
  • A brief history of time
  • Black Holes and Baby Universes and Other Essays

TÜRKÇE'YE ÇEVRİLMİŞ ESERLERİ

Evrene Açılan Gizli Anahtar(2008) (Lucy ve Stephen Hawking) Çeviz kabuğundaki evren


Saat ve Tarih: 07:41 , 23/3/2009 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

YÜRÜME ENGELLİ SANATÇI MURAT GÖĞEBAKAN

YÜRÜME ENGELLİ SANATÇI MURAT GÖĞEBAKAN

Murat Göğebakan (d. 9 Ekim 1968, Adana) Türk rock müzik sanatçısı.

Murat Göğebakan, 9 Ekim 1968 tarihinde Adana'da doğdu. 5 yaşına kadar Almanya'da yaşadı. Daha sonra ilk, orta ve lise öğrenimini tamamlamak üzere tekrar Adana'ya döndü ve öğrenimini bu şehirde tamamladı. Ardından 1986 yılında Hacettepe Üniversitesi devlet konservatuarına girdi, tamamladığı üniversite eğitiminden sonra da Çukurova Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak yer aldı. Bu yıllarda dergah eğitimi aldı, gitar dersleri verdi ve bar çalışmaları yaptı. 1995 yılına kadar Adana'da yaşadı ve bu esnada bir evlilik yaptı. Bülent isminde çocuğu olan Göğebakan 1994 yılında eşinden ayrıldı.

Prestij Müzik'lı yıllar(1997). Türk müziğinin en önemli isimleri bu şirket altında toplanır. Mahsun Kırmızıgül'den, Mustafa Sandal'a, Mustafa Sandal'dan Özcan Deniz'e, Alişan'a, Zerrin Özer'e, Seda Sayan'a kadar... Bu kadar starın arasında, rock müzik deyince akla Haluk Levent'ten başkasının gelmediği dönemde, yepyeni bir isim çıkıyordu müzik piyasasına: Murat Göğebakan.

Zorluklarla çıkardığı Ben Sana Aşık Oldum albümü, her yerde dinlenir olur. Klip çekilen Ben Sana Aşık Oldum, Kara Gözlüm ve Öyle ki Hasretimsin isimli parçalar kısa sürede herkesin diline takılır...Bu yılın sonlarına doğru Grup çağrışa adlı orkestrayla çalışmaya başlar.Grup üyeleri( Davulda Nazmi Sunal,Bass Murat Özgün,Gitar Hakan Cumhur,Klavye GÜneş Ünal). İlk albümüyle büyük başarı yakalayan Murat Göğebakan, artık tüm Türkiye tarafından tanınmış önemli bir isim olur..

Büyük ses getiren albüm(1998), beraberinde ödüller de getirir. Sanatçı yeni yılın ilk günleriyle KRAL TV'den "En İyi Çıkış Yapan Erkek Şarkıcı" ödülünü alır, hem de Alişan, Feridun Düzağaç, Rober Hatemo, Metin Arolat gibi isimleri geride bırakarak. Bütün bunlardan sonra artık paylaşılamaz biri haline gelir.

Sanatın ve sanatçının dostu (!) Hilmi ve Hasan Topaloğlu, Murat Göğebakan'ı kendi müzik şirketine katmak için yarışa girer. Sonuçta Hasan Topaloğlu ve Cengiz Kurtoğlu'nun prodüktörlüğünü yaptığı Sindoma Müzik'ten "Sen Rahatına Bak" isimli albüm piyasaya çıkar. Bu kadar gürültü patırtının içinde çıkan albüm ilki kadar ses getirmese de, yine beğeni toplar. Albümde Ömer Faruk sorak yönetmenliğinde klip çekilen Unutur muyum Seni ve Kara Sevda isimli parçalar kötü olmayan bir satış grafiğinin ortaya çıkmasını sağlar.

Murat Göğebakan(2005) bu sefer kendi sahibi olduğu şirketten çıkararır albümünü. Farklı bir aranjör ve farklı bir grupla. Albüme "Sana Olan Aşkım Şahit" adı verilir. İlk klip te yine bu parçaya çekilir ve dinleyenleri tarafından beğenilir. Ardından eşiyle beraber çekilen "Gözleri Deniz Kokan Yarim" klibiyle sanatçı çıkışını devam ettirir. Yine aynı yıl içerisinde sanatçı "Hasan'dan Olma, Hatice'den Doğma Murat Göğebakan" isimli bir biyografi kitabı çıkarır. Kitapta hayatının bilinmeyen yönlerini ortaya koyar, merak edilen pek çok konuya açıklık getirir. Her zaman olduğu gibi birçok konser de veren Murat Göğebakan, mutevazı kişiliğiliyle herkesin sevgi ve saygısını kazanmış bir isim halini alır.Türk insanın kalbine adeta taht kurar

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Murat_G%C3%B6%C4%9Febakan" adresinden alındı.


Saat ve Tarih: 05:26 , 20/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

YÜRÜME ENGELLİ SANATÇI MURAT GÖĞEBAKAN-VİDEO


Saat ve Tarih: 04:52 , 20/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

YÜRÜME ENGELLİ SANATÇI EDİP AKBAYRAM

YÜRÜME ENGELLİ SANATÇI EDİP AKBAYRAM

Doğum:29 Aralık 1950-GAZİANTEP

Müzik Türü: Özgün Müzik, Anadolu Pop Müziği, Anadolu Rock Müziği

Henüz 9 aylıkken çocuk felcine yakalandı. Daha sonraları Adana'ya yerleşti gaziantep şahinbey atatürk lisesinden mezun oldu ve kendi orkestrasını kurdu.

1968 yılında liseyi bitirip İstanbul'a geldi. Lisede kurdukları orkestrada Pir Sultan Abdal'ın, Karacaoğlan'ın deyişleri üzerine yaptıkları besteleri çalıp söylemişlerdi. İlk plağını da lise yıllarında yaptı: "Kendim ettim kendim buldum". İlk plağını çıkardığı grubun adı Siyah Örümcekler'di. Plakta zaten "Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası" ve "Edip Akbayram ve Siyah Örümcekler" başlıkları altında iki farklı baskıyla çıktı.

1972 yılında Aşık Veysel'in bir şiirinden esinlenerek gerçekleştirdiği ilk bestesi olan "Kükredi Çimenler" ile, Günaydın Gazetesi'nin yeniden düzenlemeye başladığı Altın Mikrofon yarışmasıyla yurtçapında üne kavuşur. "Aldırma Gönül" ve "Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz" adlı şarkılarıyla satış rekorları kıran ve altın plak kazanan sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından verilen 250 kadar ödülü mevcuttur.

1974'te Dostlar Orkestrası'nı kurdu ve Anadolu rock müziğinin önde gelen isimlerinden biri oldu. 1981-1988 yılları arasında bestelerinin TRT'de çalınması yasaklandı.

1979 yılında Ayten hanımla evlenen sanatçının bu evliliğinden Ozan adında bir oğlu ve Türkü adında bir kızı var.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Edip_Akbayram


Saat ve Tarih: 04:43 , 20/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Lokman Ayva görme engelli milletvekili

Lokman Ayva görme engelli milletvekili

   1966 yılında Konya’nın Doğanhisar ilçesi, Başköy kasabasında doğdu. 11 yaşında, 23 Nisan akşamı başlayan bir hastalıkla, menenjit sonrası gözlerini kaybetti. Bu sebepten dolayı eğitimine 5 yıl ara vermek mecburiyetinde kaldı. 5 yıllık süreçte herhangi bir şeyle uğraşmayan, hayalleri olmayan Lokman Ayva, amcasının tavsiyesiyle radyo dinlemeye başlar. Ankara Radyosu’nu dinlediği bir gün körler için ‘‘kabartma okuma yazma kursu’’ olduğunu öğrenir ve nasıl faydalanacağı hususunda radyoya bir yazı yazar. Cevabı yine radyoda duyar. 1982 yılında Ankara Körler Ortaokulu'nun kursundadır. İlk gün kursun yatılı olmasından şikayet eden arkadaşlarına hayretle bakar, o evden, kendi deyimiyle F tipi cezaevinden kurtulduğu için çok mutludur. Okula gelene kadar babası, Lokman Ayva’nın bir şeyler yapabileceğine pek inanmaz. Babası, Körler Ortaokulunun kör müdür yardımcısını ve bir İngilizce öğretmenini görünce oğlunun da İngilizce öğretmeni olmasını gönülden arzu eder ve bundan böyle daha büyük bir şevkle çocuğunu okutur. 1985 yılında kursu birincilikle bitiren Ayva ortaokula alınır.

    Lokman Ayva’nın babası bir devlet kurumunda odacılık yaparken, oğlunu başkalarından hep saklar. Böyle bir psikolojide yetişen Ayva, yabancı kişilerle konuşurken hep kekeler. Lokman Ayva, Körler ortaokulunda özgüvenini iyice geliştirir. Öğretmenlerin kendi hayatlarından bahsetmeleri, onu derinden etkiler. Bir gün rehberlik servisine gittiğinde, heyecandan yine kekeler. Rehber öğretmenleri, bunun üzerine “madem zorlanıyorsun o hâlde bu problemin üstüne üstüne gidelim” derler. Bunun üzerine tiyatroda çalışır ve hocalarının manevî desteğini alır. Olumsuz psikolojisini yıkar ve kör olduktan sonra hiç tatmadığı başarma duygusunu orada tatmaya başlar. Lokman Ayva, okul yıllarını hatırladığında bir başarı öyküsünü hiç unutamaz: “Orta birde fen bilgisinde 10 kişi 2 aldı, bir ben 5 aldım. Öğretmenimiz, herkese çay ısmarladı ve Lokman’ın çayı 2 şekerli olsun dedi. Bu benim gerçekten çok hoşuma gitmişti. Bu duygular, benim okulu birincilikle bitirmeme sebep olmuştur”.
     Lokman Ayva, geliştirdiği bu özgüvenle çok azimli çalışır. 1985-1987 yılları arasında Konya Gazi Lisesi'nde sürdürdüğü lise hayatını, 1987-1988 döneminde Ankara Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi’nde tamamlar. 1988-1993 döneminde Boğaziçi Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra, 1993-96 yılları arasında da Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Bölümü'nde Yüksek Lisansını yapar.

Yurt İçi Sosyal Faaliyetleri

      Lokman Ayva, üniversite eğitimi ile birlikte çeşitli şekillerde iş hayatını da sürdürür. Ancak, kendisi örgütlü kör hareketinin içerisinde yönetici konumlarda bulunmak ve özürlülerin sosyal sorunlarıyla ilgilenmekle ün yapar. “Karanlıktan Aydınlığa Adım” Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği ve Başyazarlığı, radyo-program yapımcılığı ve bilgisayar öğretmenliği yapar, özel olarak İngilizce ders verir. 1994 yılında, Türkiye’de ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oluşturulan, Özürlüler Koordinasyon Merkezi’nin kurucu başkanlığını yapar ve bu görevi 1995 yılı sonuna kadar sürdürür. 1996-2000 yılları arasında MEB Sarıyer Şükran Ülgezen Anadolu Meslek Lisesinde İngilizce Öğretmenliği yapar. 2001 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Merkezi Yöneticiliğine getirilir. Sıkıntı içerisinde yaşayan özürlü insanlarımızın yaşadığı problemleri en aza indirgemek isteyen ve onlara müreffeh bir hayat sunma yönünde çaba sarf eden Lokman Ayva, başkanlığını yaptığı Beyaz Ay Derneği bünyesinde engelli insanlarımızın sahip oldukları engelli psikolojilerini yıkarak, normal bir insan gibi hayata adaptasyonları noktasında yoğun çalışmalar sarf etmektedir. Türkiye'nin ilk körler için bilgisayar laboratuvarı ve Özürlüler Kampı, üniversiteye hazırlık için kaset-dergiler, Bilgi Bankası, sesli trafik ışıkları vs. onun eseridir. Beyaz Ay Derneği Genel Başkanı, Fiziksel Engelliler Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve Türkiye Körler Federasyonu Genel Kurul Üyeliği sıfatıyla resmî ve gayri resmî kurumlara yapmış olduğu ziyaretlerle engelli insanlarımızın sorunlarını üst makamlara taşır ve gündemde tutmaya çalışır.

Yurt Dışı Sosyal Faaliyetleri

    1985 yılında Türkiye sakat gençliğini temsilen, Milli Eğitim Bakanlığı aracılığı ile Avrupa Konseyi toplantılarına katılır. 1992 yılında ABD’nin Baltimore şehrinde körlerin “bilgisayar kullanmaları ve faydalanmaları“ konusunda, Milli Körler Federasyonunun misafiri olarak araştırmalar yapar. 2000 yılında Romanya’nın Neptün şehrinde yapılan “Özürlülerle İlgili Bölgesel Projeler” Kongresine katılır. 2002 yılı Ocak ayında Almanya’ da özürlülerle ilgili çalışmalar yapar.



Aldığı Ödüller

     Bir mülakatta, “sosyal ve fiziksel sistemler, belirli bir insan tipine göre ayarlanmış. İşte bu bakış açısını değiştirmek için, ya sistem içinde olacaksınız ya da açıyı genişleteceksiniz. Bizler de sistem içinde olamayacağımıza göre açıyı genişletmemiz lâzım” diyen Lokman Ayva bu uğurda çok çaba sarf eder ve toplumun özürlülere daha hoşgörülü bakması yönünde bilimsel, sosyal ve siyasî faaliyetlerde bulunur. Engellilerin sorunlarına yönelik etkin çalışmaları sebebiyle çok sayıda başarı ödülüne layık görülür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir:



1.) Junior Chamber 2000 Türkiye’nin en başarılı 10 genci yarışmasında birincilik.

2.) Özel Eğitime Muhtaç Çocukları Koruma Derneği – Hizmet Ödülü.

3.) Fiziksel Engelliler Vakfı – Hizmet Ödülü.

4.) İstanbul Sessizler Spor Klubü – Hizmet Ödülü.

5.) Fazilet Partisi 18 Nisan 1999 seçimleri başarılı çalışmalar plaketi.

6.) Hür Medya Haber Yorum Dergisinin Yılın Başarılı Adamı Ödülü.

7.) İstinye Rotary Klubü hizmet ödülü



Siyasî Faaliyetleri

      Lokman Ayva, 18 Nisan 1999 Genel Seçiminde İstanbul 3. bölgeden Fazilet Partisi’nden milletvekili adayı olur, ancak az bir farkla seçilemez. Lokman Ayva, daha sonra 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimine İstanbul'da 3. bölgeden katılır ve AK Parti İstanbul Milletvekili olarak seçilir. AK Parti kurucularından olan Lokman Ayva, partinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi ve Özürlüler Koordinasyon Merkezi’nin başkanı, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesidir. Böylece, 3 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte Türk siyasî tarihinde ilk defa görme engelli bir kişi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girme şansını elde etmiştir.

     Milletvekili olduktan sonra TBMM’de yapılacak törende ‘yemin metnini’ nasıl okuyacağını Meclis Genel Sekreterliği’ne soran Lokman Ayva’ya, “Şimdiye kadar hiç böyle bir ihtiyaç olmamıştı. Maalesef öyle bir metin elimizde yok” cevabını alır. İyi bir hafızaya sahip olan Lokman Ayva, buna rağmen kabartma bir metin hazırlatılmasını talep eder ve yemin töreninde de kabartma metninden yeminini okur. TBMM kürsüsüne, hafif dokunuşlarla yönünü belirlemesini sağlayan beyaz, zarif bastonunun yardımıyla çıkan İstanbul Milletvekili Lokman Ayva o gün, Türk siyasi tarihine yeni bir sayfa ekler. İlk kez bir milletvekili, yemini kabartma metinden okur. Ağzından çıkan her sözcük, 11 yaşında gözlerini kaybetmiş, minicik bir radyonun yardımıyla renkli dünyaya açılan tüm kapıları zorlayıp açmayı başarmış, sonrasında da engel tanımamış gencecik bir adamın yukarıya, hep yukarıya doğru tırmanan, daha da tırmanacak gibi görünen başarı öyküsünün de bir özetidir aslında.

    1999 yılında evlenen Lokman Ayva’nın iki erkek çocuğu var. Kitap dinlemek, tiyatro oyunu, şiir ve makale yazmak, satranç oynamak, bilgisayar programlarının kullanım rehberlerini çözmek, belgesel ve haber programları izlemek, ud ve bağlama çalmak gibi hobi ve uğraşılarla zaman geçirmekten hoşlanan Lokman Ayva çok iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesinde Arapça bilmektedir.

http://www.getem.boun.edu.tr/lokmanayva.asp


Saat ve Tarih: 04:58 , 16/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

ENGELLİLERİN SORUNLARI

ENGELLİLERİN SORUNLARI

Özürlüler Yasası, Engelli Vatandaşların Önüne Yeni Ufuklar Açtı Ama Mevzuatın Azizliği Sonucu Garip Sorunların Bir Kısmı Yine Aşılamadı. Yasaya Göre, Bir Engellinin Sol Ayağı Sakatsa, Alacağı Engelli Otomobiline Vergi Muafiyeti Var, Oysa Sağ Ayağı Sakat Olan Engelliye Bu Muafiyet Hakkı Tanınmıyor.

Özürlüler Yasası, engelli vatandaşların önüne yeni ufuklar açtı ama mevzuatın azizliği sonucu garip sorunların bir kısmı yine aşılamadı. Yasaya göre, bir engellinin sol ayağı sakatsa, alacağı engelli otomobiline vergi muafiyeti var, oysa sağ ayağı sakat olan engelliye bu muafiyet hakkı tanınmıyor.

AK Parti'nin görme engelli milletvekili Lokman Ayva, çözülemeyen ilginç sorunlarını paylaştı. Ayva, yasaya göre engellinin sol ayağının sakat olması halinde otomobil vergi muafiyetinden yararlanabildiğini, ancak sağ ayağından sakat olması halinde bu haktan yararlanamadığını söyledi.

Özel yapım engelli otomobillerinin ithal olanlarının KDV'den muaf tutulmasına karşın yerlilerin bundan yararlanamadığını belirten Ayva, "Adamın elinde sakatlık var vergi muafiyeti yok, ayağında sakatlık var, o zaman var. Körlere, zihinsel özürlülere vergi muafiyeti var otomobilde, sağır dilsizlere yok. Sözgelimi bir engelli vatandaş özel otomobiline eşiyle biniyor, gezmeye gidiyor. Dönüşte rahatsızlanıyor. Aracı eşi kullanamıyor. Mevzuat bunu da yasaklıyor" diye dert yandı.

Ayva, yasadaki gariplikleri saymaya devam ediyor. Örneğin ailenizden birisinin engelli otomobili size miras kaldıysa başınız fena halde dertte demektir. Aracınızın vergili değeri 40 milyarsa ve siz engelliyseniz bunu 16 milyara mal ediyorsunuz. Ama engelli yakınınız ölünce, vergi yükü tekrar biniyor. Ya bir engelliye satacaksınız, ya da fiyatından daha yüksek vergisini ödemek zorundasınız.

Engellilerin bu mevzuat aksaklıklarına karşın otomobil sevdası katlanarak artıyor. Beyaz Ay Derneği de engellilerin otomobillendirilmesi için bir kampanya başlattı.

Beyaz Ay Derneği Ankara Şube Başkanı İrem Sarp, bu tür yasaların hem özürlü vatandaşların hem de Türkiye'nin imajı açısından önemli olduğunu belirterek, kampanyanın büyük bir toplantıyla tanıtılacağını ve burada engellilerin otomobil edinme konusunda yaşadığı sorunların ele alınacağını söyledi.

(YZE-ÖK-Y)

(İhlas Haber Ajansı) 11.04.2008 10:31


Saat ve Tarih: 04:52 , 16/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

ENGELİNE TAKILMIYOR, AHŞAP EV MALZEMELERİ ÜRETEREK AİLESİNİ GEÇİNDİRİYOR

ENGELİNE TAKILMIYOR, AHŞAP EV MALZEMELERİ ÜRETEREK AİLESİNİ GEÇİNDİRİYOR

Tekerlekli Sandalyeye Mahkum Yaşamasına Rağmen Bir Köşeye Çekilmeyen Zonguldaklı Engelli, Evinin Önüne Kurduğu Atölyede Tahta Kaşık, Oklava, Sarımsak Dibeği, Yufka Merdanesi, Baston, Et ve Ekmek Kesme Tahtası Gibi Ahşap Ev Malzemeleri Üretiyor.

Zonguldak'ın Devrek ilçesine bağlı Eğerci beldesi Aksu köyünde yaşayan İşyar Akkaya(44), tekerlekli sandalye üstünde evinin yanına kurduğu küçük atölyesinde 14 yıldır tahta mutfak eşyaları yaparak 1'i yatılı lisede eğitim görmek üzere 2 çocuğunu okutuyor. "Çalışmak bana iyi geliyor. Akrabalarım ve kardeşlerimin ormandan getirdiği ağaçları işleyerek çeşitli eşyalar yapıyorum. Aileme katkıda bulunuyorum" diyen Akkaya, yılda 400 civarında eşya sattığını, yetkililerin atölye cihazı temini konusunda yardımcı olmaları halinde daha güzel şeyler yapabileceğini belirtiyor.

Akkaya, sabah kahvaltısını yaptıktan sonra eşi veya çocuklarının yardımıyla evinin yanındaki atölyeye geliyor. Atölyede akşama kadar ter akıtan İşyar Akkaya, ürettiği malzemeleri komşularına, Almanya'dan gelen gurbetçilere, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde yaşayan tanıdıklarına ve gelen siparişleri satarak eve katkıda bulunuyor. Tekirdağ'ın Malkara ilçesindeki maden ocağında beline taş düşmesi sonucu omurilik felci geçiren Akkaya, hastane ve fizik rehabilitasyon merkezinde süren 4 aylık tedavisinde gelişme görülmemesi üzerine evine gönderildiğini ifade etti.

Belden aşağısı tutmadığı için 14 yıldır tekerlekli sandalyeye mahkum yaşayan İşyar Akkaya, yaşadıklarını şöyle anlattı: "1994 yılında iş kazası sonucu omurilik felci oldum ve 14 yıldır tekerlekli sandalyede yaşıyorum. Sağlığın değerini engelli olmadan önce bilmek lazım. 4 sene önce küçük ağaçtan kaşık yapmaya başladım. Yılda 300-400 tane satıyorum. Köylere yazın Almancılar geliyor. İstanbul'da oturan tanıdıklara falan gönderiyoruz. Ekmek parası için aileye katkı oluyor."

Zonguldak'ın merkezine 100 kilometre uzakta bulunan Aksu köyünde yaşayan İşyar Akkaya, şu an her çeşit tahta kaşık, patates karıştırmaya kürek, oklava, baston, yufka çevirmek için kürek, yufka merdanesi, ekmek tahtası, et doğrama tahtası ve sarımsak dövmek için kullanılan dibek yapıyor. 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü nedeniyle kendisi gibi engelli olan vatandaşlara meşgul olacakları iş yapmalarını tavsiye eden Akkaya, "Engellilerden imkanı olanlar elinden geleni yapsınlar. Herkes ağaç işi yapamaz da evde boncuk ve süs işi yapsınlar. Benim köyüm orman köyü olduğu için ben bunları yapabiliyorum. Ama şehirdekiler boncuk ve diğer ev eşyası yapabilirler. Her işi devletten beklememek lazım. Allah bundan aşağı etmesin" diye konuşuyor.

İŞ KAZASI HEM SAKAT BIRAKTI HEM DE SOSYAL YARDIMLARDAN ETTİ

İş kazası sonrası sakat kalmasının yanı sıra tazminat gibi bir çok sosyal yardımlardan mahrum kaldığını dile getiren Akkaya, şunları söyledi: "1987 yılında Tekirdağ'ın Malkara İlçesi'nde Salih Sakarya Madencilik'te çalışmaya başladım. 27 Ekim 1994 tarihinde yeraltında çalışırken iş kazası geçirdim ve sakat kaldım. Bununla ilgili tazminat gibi hiçbir sosyal hakkımı alamadım. 10 senedir mahkeme sürüyor, hiçbir gelişme yok. 14 yıldır tekerlekli sandalyede yaşıyorum, tuvalet ihtiyacımı sonda takarak ve bez bağlayarak giderebiliyorum. Bakıma muhtacım; ama Allah'a şükür elim tutuyor. Bu işe küçük bir kaşıkla başladım. Bir tane yapayım derken işi büyüttük. Çalışmak bana iyi geliyor, stresimi alıyor. Ben yetkililerden ve özellikle TBMM Başkanı Köksal Toptan'dan aile bütçesine katkı sağlamak için kaşık makinesi ve torna makinesi istiyorum."

Zonguldak'ta çalışan Mevlüt Akkaya isimli engelli de, "Sayın Köksal Toptan ve İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'dan ilçe ve beldelerdeki engelliler için atölye açılması konusunda yardımcı olmasını istiyoruz. Bu engellileri ayağa kaldırmak istiyoruz. Engelli, beyin özürlü değil, fiziksel özürlüdür. İşyar'ın her türlü sosyal alanda çalışması ve birikimi çok güzeldir. İnsanlar bu atölyeyi görünce çok şaşırıyor ve 'sen engellisin, vay be sen bunu nasıl yaparsın' diyorlar. Hayır, niye yapamam, sağlam yapar da ben niye yapamayacağım?" diyor.

Her gün eşini atölyesine getirip götüren ve 14 yıldır bakımını yapan eşi Havva Akkaya, "Eşimin belden aşağısı tutmuyor. Felç geçirdi. Malul aylığı var onunla idare ediyoruz. Eşim bu el sanatıyla aileye bir katkı yapıyor. Çocuklara okul harçlığı sağlıyor." şeklinde konuşuyor. (CİHAN)

(Cihan Haber Ajansı) 02.12.2008 12:29

http://www.haberler.com/engeline-takilmiyor-ahsap-ev-malzemeleri-ureterek-haberi/


Saat ve Tarih: 04:49 , 16/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

HALE BACAKOĞLU, MEB'İN İLK ENGELLİ KADIN DAİRE BAŞKANI

 

HALE BACAKOĞLU, MEB'İN İLK ENGELLİ KADIN DAİRE BAŞKANI

Tek Kanallı Yıllarda Hemen Herkesi Ekran Başına Toplayan Banko Yarışmasının Rekortmen Görmeyen Kızı Hale Bacakoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı'nda Mevzuatın Değiştirilmesini Sağlayıp İlk Engelli Kadın Daire Başkanı Oldu.

 
Tek kanallı yıllarda hemen herkesi ekran başına toplayan Banko yarışmasının rekortmen görmeyen kızı Hale Bacakoğlu,
Milli Eğitim Bakanlığı’nda mevzuatın değiştirilmesini sağlayıp ilk engelli kadın daire başkanı oldu.

Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nde Özel Eğitimden Sorumlu Daire Başkanlığı’na atanan Bacakoğlu, özellikle görme engellilerin eğitiminine yönelik önemli adımlar attı.

HALE Bacakoğlu (44), 1988’deki Banko yarışması başarısından tam 16 yıl sonra engellilerin eğitimine yönelik karar vermede en üst düzeydeki koltuğa oturdu. Son iki yıldır kaynaştırma eğitimi ve erken eğitime yönelik birçok karar alan Bacakoğlu, görme engellilerin kullandığı Braille alfabesi ile yazılan kitap sayısını arttırdı. Bacakoğlu, üç-altı yaş arasında engelli çocuklara okul öncesi eğitim kurumlarının kapısını açtığı gibi, engellilerin normal çocuklarla aynı sınıfta olduğu kaynaştırma eğitimini hem eğitimcilere, hem de velilere kabul ettirdi.

Görme engelli milletvekili Lokman Ayva’nın Milli Eğitim Bakanı Bakan Hüseyin Çelik’e tavsiyesi ile göreve başlayan Hale Bacakoğlu, iki yıldır Ankara’da ailesinden uzakta tek başına yaşıyor.

Teşekkür ediyorlar

Göreve gelir gelmez, Avrupa Birliği fonlarının desteğiyle engelli çocuklara yönelik önemli projelere imza attı. İlk olarak ilköğretim ve lisede okuyan görme engellilere yönelik kitaplardaki konuların güncellenmesi talimatını verdi. Bacakoğlu, şunları söyledi:

"Tüm çocuklar ve yetişkinler toplumsal hayata eşit oranda katılabilmeli. Engelliler her alanda diğerleriyle bütünleşebilmeli. Bu nedenle kaynaştırma eğitimi şart. Engelli çocukların toplumla bütünleşmesi erken dönemde adaptasyonla mümkün. Normal çocuklar da engelli yaşıtlarıyla ne kadar erken dönemde karşılaşırsa o kadar iyi. İlerki yıllar için tecrübe kazanırlar. Bu nedenle normal sınıflarda görme engelliler de olmalı. Aslında çocuklar birbiriyle sorun yaşamıyor, aileler sorun yaratıyor, olayı büyütüyor. Okul yöneticilerinde, öğretmenlerde bilgi ve deneyim eksikliği var. Engellisin diye kenara itilenler oluyor. Ben de böyle engellerle karşılaştım. Bazı okul müdürleriyle bizzat konuşuyorum. Geçmişte engelli çocukları diğerleriyle okutmaya karşı çıkan okul yöneticileri şimdi bana teşekkür ediyor."

80’lerin efsanevi yarışmacısıydı

Hale Bacakoğlu, sağlıklı bir çocuk olarak doğmuştu. Gözlerini lise 2’nci sınıfta retina yırtılması nedeniyle kaybetti. İstanbul Bahariye İlkokulu ve ardından Erenköy Kız Lisesi’nde okudu. Gözlerini kaybedince, lise son sınıfı dışardan bitirdi. ÖSS’ye hazırlanmada en büyük desteği kardeşinden aldı. Bu arada Emirgan’daki Altı Nokta Körler Okulu’nda bağımsız hareket etme, el becerilerini kullanma gibi birçok eğitim aldı. Hocası Naim Çavuş’un büyük desteğiyle hızla ilerledi. İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü kazandığında, görsel dersleri başaramayacağı gerekçesiyle okuldan uzaklaştırılmak istendi. Fakülte Yönetim Kurulu kararıyla bölümde kaldı.

Üniversite son sınıf öğrencisiyken katıldığı Banko yarışmasıyla onu tüm Türkiye tanıdı. Yarışma öncesi ailesinin, sonrasında ise dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın desteğiyle yurtdışında tedavi çabaları sonuç vermedi. Mezun olunca üniversitede kalması için hocaları teklif getirdi. 1994’te master, daha sonra da doktoraya başladı. 2003’te görme engelli çocukların eğitim imkánlarından yararlanması için Parıltı Derneği’ni kurdu ve Başkanlığını üstlendi. Dernekteki çabasını gören zamanın milletvekili Lokman Ayva’nın teklifini önce reddetti. Ailesinden ayrılmak istemiyordu. Sonra ikna edildi. Dernekte verdiği mücadeleyi şimdi bakanlıkta üst düzey müdürlük koltuğunda veriyor.

12.12.2008 07:30 

 http://www.haberler.com/hale-bacakoglu-meb-in-ilk-engelli-kadin-daire-haberi/


Saat ve Tarih: 04:43 , 16/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

GÖRME ENGELLİ İÇİŞLERİ BAKANI

GÖRME ENGELLİ  İÇİŞLERİ BAKANI

David Blunkett 6 Haziran 1947′de İngiltere’nin Sheffield şehrinde doğdu. Doğuştan görme özürlüydü. 4 yaşında yatılı olarak Sheffield Körler Okuluna verildi. İlk öğrenimini bu okulda tamamladı. Kendisini Braille yazıyla okuma yazma konusunda oldukça iyi düzeyde yetiştirdi. Öğretmenleri onun bir piyano akortçusu olmasını istiyordu. Spora karşı ilgisi vardı. Yapabileceği bütün spor etkinliklerine aktif olarak katıldı. 12 yaşında Royal Normal College For The Blind (Kraliyet Körler Kolejine) girdi. Bu okulu bitirdikten sonra doğduğu şehir olan Shefield’e geri döndü ve gündüzleri çalışarak akşamları eğitimini sürdürdü.Bu sırada ekonomi, politika ve ekonomi tarihi üzerinde A derecesinde sertifikalar aldı. Daha sonra Sheffield Üniversite’sinin Siyasi Teoriler ve Kurumlar Bölümünü kazandı ve onur derecesiyle mezun oldu. Üniversite eğitimi sırasında onu istediği yerlere götürüp getirmek için Ruby adlı bir rehber köpek yetiştirildi.Üniversiteden sonra Barnsley College of Technology (Barnsley Teknoloji Koleji)nde sağlık,, güvenlik ve ulusal sertifika kurslarına katılarak endüstriyel ve siyasi ilişkiler konusunda eğitim aldı. 12 yaşında babasını bir iş kazasında kaybetti. Çalıştığı şirket bu iş kazası nedeniyle ödemesi gereken tazminatı iki yıl geciktirdiği için ailece önemli bir maddi sıkıntı yaşadılar. Babasının bir iş kazasında ölümü ve karşılaştığı sorunlar onu çok etkiledi.

Bu olayın etkisiyle, David Blunkett‘ın dünyayı daha iyi yaşanabilir hale getirmek için üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirme konusunda ant içtiği söylenmektedir. David Blunkett 16 yaşında üniversitedeyken İngiltere İşçi Partisine girdi.İlk siyasi kariyerini genç yaşta yerel idarelerde çalışarak gerçekleştirdi. 1973-1977 yılları arasında Güney Yorkshire ilçesi konseyine seçildi. 1970-1988 yılları arasında Sheffield şehir konseyi üyeliği ve başkanlığı görevlerini yürüttü.1976-1980 yılları arasında Sosyal Hizmetler komitesi başkanlığı yaptı. 1983′de İşçi Partisi Ulusal Yürütme Komitesine seçildi ve bir yıl sonra bu komitenin başkanlığına getirildi. David Blunkett 1987 yılında İngiltere parlamentosuna milletvekili olarak girdi. 1988-1992 yılları arasında gölge kabinede sağlık bakanı olarak görev yaptı.Bu arada yerel idarede parti sözcüsüydü. 1994′ten 1997′de kazanılan genel seçimlere kadar gölge bakan olarak Eğitim Ve İstihdam Bakanlığı yaptı. Genel seçimlerde İşçi Partisinin iktidara gelmesi üzerine İngiltere hükümet kabinesinde ilk defa görme özürlü bir Eğitim ve İstihdam bakanı olarak atandı. Eğitim konusu Başbakan Tony Blair’in öncelikli hedeflerinden biriydi.

David Blunkett sınıflardaki öğrenci sayısının düşürülmesini, başarılı olan öğretmenlere ilave ücret ödenmesini sağladı. Özürlülerle ilgili okulların ödeneklerinde önemli artış sağlayarak eğitimde fırsat eşitliğinin gerçekleştirilmesine önemli katkıda bulundu. Özürlü öğrencilerin genel okullarda eğitim görmeleri önündeki engellerin tamamen kaldırılması için yeni yasal düzenlemelerin gerçekleşmesini sağladı. Özürlü haklarını insan haklarının bir parçası olarak görüyordu. Bu nedenle özürlü haklarının geliştirilmesiyle ilgili önemli projeleri hayata geçirdi. Ayrımcı uygulamalara son verilmesi yönünde etkin girişimlerde bulundu.
2001 yılındaki Genel seçimlerden sonra David Blunkett İçişleri Bakanlığına atandı. Bakanlığı, İngiltere’de illegal yollardan gelen göçmen sorununun en yüksek düzeye çıktığı bir döneme rastlamaktadır. Bu konudaki yasal boşlukları kapatarak, göçmenlerin ingilizce öğrenmelerini zorunlu hale getirmek, yaşadıkları toplumla kaynaşmalarını sağlamak gibi tedbirlerle sorunun çözümünde önemli bir gelişme kaydetti. Ayrıca 11 Eylül terör olayından sonra İngiltere’ye giren ve teröristlerle bağlantılı olduklarından şüphe edilen yabancıların göz altına alınmasını sağlayan yasal düzenlemelerin yapılmasını gerçekleştirdi. Polis teşkilatında reform, sokak suçlarıyla ve uluslararası terörle mücadele gibi konularda başarılı projeleri hayata geçirdi. Zorunlu ulusal kimlik kartı uygulamasını başlatarak sağladığı yenilikler nedeniyle Büyük Blunkett olarak anılmaya hak kazandı. İçişleri Bakanlığı sırasında üzerinde durduğu konuların başında,yasaların etkin uygulanması, ulusal güvenlik, suçların azaltılması, ırkçılığın önlenmesi, sivil hakların geliştirilmesi gibi konular vardı. David Blunkett’ın uzmanlık alanları Eğitim, istihdam ve ekonomi konularıdır. Bu konularda yüksek derecelerde ulusal sertifikalara sahiptir.

İşçi Partisi Ulusal Komite başkanı olarak 1993 ile 1994 yılları arasında bir süre parti başkanı olarak da çalışmıştır. İşçi partisinde en çok sevilen aktif siyasetçilerden biridir. David Blunkett, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de gözdesi olmuştur. Potansiyel bir parti lideri adayıdır. Kendisiyle yapılan bir mülakatta “İngiltere kör bir başbakana hazır olmalıdır” diyerek espri yapmıştır. Politikacıların çoğunda eksik olan ikna edici, keskin, duygusal bir zekâya sahiptir.David Blunkett meclis toplantılarına, en son köpeği olan Lusy adlı rehber köpekle katılmakta ve kendi seçim bölgesi dahil her yere onunla birlikte seyahat etmektedir. Teddy, Offa, Ruby, Lusy, Saidie adlarında kullandığı rehber köpekler onun yaşamında önemli bir yere sahiptir.

Yürümekten, deniz yolculuğundan,müzik ve şiirden hoşlanan David Blunkett üç erkek çocuk babasıdır. 1990′da eşinden ayrılmıştır.

David Blunkett Sivil toplum örgütlerinde çalışmayı da ihmal etmemiştir. Ulusal Öğretmenler Derneği, Kamu Hizmetleri Sendikası gibi örgütlerde aktif çalışmalar yürütmüştür. İngiltere’de onun görme özürlü oluşu bakanlık yapıp yapamayacağı konusunda önemli sayılabilecek bir tereddüt ve tartışma yaratmamıştır. Toplantılar sırasında braille yazıyla ve sesli kayıt cihazlarıyla not almakta ve yazılı konuşmalarını braille yazıdan okuyarak yapmaktadır. Parlamentodaki gün boyunca süren uzun toplantılardan, oturumlardan sonra elinde düzinelerce kasetlerle eve dönmekte ve akşamları bunlar üzerinde çalışmaktadır. Ayrıca David Blunkett güçlü bir hafızaya sahiptir. Bir defasında parlamentoda muhalefet sözcüsünün kendisine yönelttiği 11 soruya hiç not tutmadan tek tek cevap verdiği söylenmektedir.

David Blunkett görme eksikliğini diğer duyularını daha etkin kullanarak, alternatif teknikler geliştirerek ve teknolojik olanaklardan yararlanarak telâfi etmeyi başaran bir kişidir.

Türkçe’ye çeviren: Halil Köseler

http://www.selimkerim.com/korluk/?page_id=22


Saat ve Tarih: 03:08 , 15/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

TİMURLENK EMİR (Aksak-Engelli Timur Emir)

TİMURLENK EMİR  (Aksak-Engelli Timur Emir)

Emir Timur veya Timur Han (8 Nisan 1336, Şehr-i Sebz, Türkistan - 19 Mart 1405, Otrar), Timurlu İmparatorluğunun kurucusudur. Sultan Uluğ Bey'in büyükbabasıdır.

Babası Türk Barlas boyu reislerinden Emir Turagay, annesi Tigin Hatundur. Moğol olmadığı için han ünvanı yerine emir ünvanını kullanırdı. 1336 senesinde Maveraünnehir’de Semerkand’la Belh arasında Keş(diğer adıyla Şehr-i Sebz) kasabasında doğdu. Timur, babasının vefâtından sonra emirler arasında geçimsizlikler yüzünden memlekette anarşinin hâkim olması üzerine siyâsete karıştı. Mâveraünnehir Hâkimi Emir Hüseyin ile birlikte Doğu Türkistan Hükümdarı Tuğluk Timur’a karşı mücadele verdiler.

Askeri yaşamı

Timur Han, 1360'ta Maveraünnehirde önemli bir üne sahip oldu. Çağatay Hanlığında önemli bir başarı kazandı ve kendi imparatorluğunu kurdu.

1369’da, Emir Hüseyin ile arası açılan Timur, onun ölümünden sonra Mâverâünnehir’e tek başına hâkim oldu ve Semerkand’a gelerek tahta çıktı. Timur, yedi senede İran’ı hâkimiyeti altına aldı. Azerbaycan, Irak-ı Acem ve Irak-ı Arab’ı ele geçirdi. Yine 1371 ve 1379 yıllarında yaptığı seferlerle Harezm’i kendine bağladı. Timur, 1389’a kadar beş sefer yaparak Uygurları itaat altına aldı. Mülteci Altınordu Prensi Toktamış’a yardım edip, destekleyerek Altınordu hükümdarı yaptı. Toktamış Han, Emir Timur'a ihânet edince, 1390 ve 1391’de onu iki kere mağlup etti. İtil Irmağı doğusuna hâkim oldu.

Daha sonra Hindistan üzerine de sefer açıp, 1399’da Kuzey Hindistan’ı zaptetti. Yaptığı bütün savaşları kazanan Emir Timur, 1400'de Ermenistan ve Gürcistanı,1401-1402’de Suriye’yi aldı. Halep ve Şam'ı da aldıktan sonra Memlüklüleri bozguna uğrattı ve 1401 Haziranında Bağdat'ı ele geçirdi.Daha sonra Yıldırım Bayezid ile yaptığı 1402 Ankara Savaşı sonunda bazı Osmanlı topraklarını hâkimiyeti altına aldı ve Osmanlıda 12 yıl sürecek Fetret Devri'nin başlamasına neden oldu. Böylece Çin’e ve Delhi’ye kadar bütün Asya’yı, Irak, Suriye ve İzmir’e kadar Anadolu’yu aldı. 200.000 kişilik bir ordunun başında Çin’e sefere giderken Şubat 1405’te Sir Derya yakınlarındaki Otrar'da öldü.

Timur, pek çok medrese ve kütüphane yaptırdı. Bilhassa Semerkant şehrini imar etti. Burada pek çok sanat eserleri yaptırarak, Semerkant'ı örnek ve zengin bir şehir hâline getirdi. Tüzükât-ı Tîmûr adıyla yasalar çıkardı ve kendi tarihini kendi yazdı. Çağatay dilinde yazdığı bu kitaplar Farsça'ya ve Avrupa dillerine de tercüme edildi. Avrupa edebiyatında kendisine geniş yer verilmiş, 16. yüzyıldan itibaren hakkında pek çok eser neşredilmiştir. Bu eserlerin pek çoğunda Timur'dan iyi kalpli ve büyük hükümdar olarak bahsedilmektedir. Osmanlı hükümdarı I. Bayezid ile harp ettiği için bazı Osmanlı tarihçileri onu kötülemektedir. Ancak Timur, Ankara Savaşı'ndan sonra Hıristiyan şövalyelerini İzmir’den uzaklaştırmıştır.

Timur öncesinde Türkistan Türklüğü göçebeydi. Timur, Mâverâünnehr’i şehirleştirdi. Obaları iskan etti. Su kanalları inşasıyla toplumu tarıma geçirdi. Büyük şehirleri ticâret yollarına bağladı. Fetihleriyle âlimleri, sanatkarları Orta Asya’ya topladı.Ayrıca Timur bizzat komuta ettiği hiç bir savaşı kaybetmemiştir.

Timur, Teftazani gibi âlimleri meclisinde bulundurur, nasihatlerini dinlerdi.

Zamânında Fadlullah-ı Hurûfî tarafından kurulan ve "Hurûfîlik" adı verilen fırka mensupları yayılmaya başladı. Kendisini tanrı îlân ederek bütün dinleri reddeden, Fadlullah’ı, oğlu Miranşah’a emir vererek 1393’te öldürttü. Tekkelerini dağıttı. İslâm ülkelerindeki bu kişilerin çoğunu uzaklaştırdı.

Mezarının açılması

19 Haziran 1941'de Sovyet antropolog Mikhail Gerasimov, Timur'un bedenini inceledi. Ancak Timur'un mezarını açmadan önce protestolarla karşılaşmıştı ve mezarın lanetli olduğuna dair geniş bir inanış vardı. Anıt mezarında her kim olursa olsun Timur'un mezarını deşerse ülkesine savaş şeytanlarının dolacağını söyleyen bir yazı vardı. Gerasimov mezarı açtıktan 3 gün sonra 22 Haziran 1941'de Nazi Almanyası Sovyetler Birliğine savaş ilan etti.

Ek okuma


http://tr.wikipedia.org/wiki/Timur


Saat ve Tarih: 02:57 , 15/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Engelliler için çağrı hizmeti

Engelliler için çağrı hizmeti

YAPI Kredi, işitme engelli müşterilerine çağrı merkezi hizmeti sunuyor

YAPI Kredi, işitme engelli müşterilerine çağrı merkezi hizmeti sunuyor.
Yapı Kredi"den yapılan yazılı açıklamada, bankanın, işitme engelli müşterilerinin telefonla alamadığı çağrı merkezi hizmetlerini, "online chat" sayesinde 7 gün 24 saat verdiği belirtildi. Açıklamada, Yapı Kredi internet şubesi üzerinden verilen ve "bankacılık sektöründe bir ilk" olan hizmetten, bireysel ve kurumsal olmak üzere yaklaşık 500 müşterinin düzenli bir şekilde yararlandığı kaydedildi. Açıklamada, online chat hizmetinde müşterilerin, şube veya çağrı merkezine yönlendirilmeden, kayıp-çalıntı kart bildirimi, kart kapama, manyetik hasar nedeniyle yeni kart talebi, kredi kartı bilgi güncelleme ve benzeri işlemlerin tamamını gerçekleştirebildikleri vurgulandı.

Kaynak: Hürriyet Gazetesi
http://www.ozurlulergazetesi.com/news_detail.php?id=8522&uniq_id=1229619736

Saat ve Tarih: 03:23 , 14/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Ludwig van Beethoven

Ludwig van Beethoven

Ludwig van Beethoven (16 Aralık 1770-26 Mart 1827) Alman klasik müzik bestecisi.

Ludwig van Beethoven 1770 yılında Bonn’da mütevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İlk müzik öğretmeni babasıdır. Alkolik bir müzisyen olan babasının Beethooven’a piyano eğitiminde çok sert ve acımasız davrandığı bilinir. Mutsuz bir çocukluk geçiren Beethoven, küçük yaşlarda ailesinin geçimine katkıda bulunmak için kilisede piyano çalarak çalışmaya başlamıştır.

1792 yılında Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalışmaya başladı. Joseph Haydn kısa sürede Beethoven’ın üstün yeteneğini fark etti ve her konuda ona destek oldu. Beethoven, başlarda besteci olarak değil piyanist olarak adını duyurdu. Daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkiledi.

Beethoven’ın dokuz senfonisi, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece bir opera, Fidelio, bestelemiştir. İlk senfonisini 1800 yılında yapmıştır. 3. senfonisini, Eroica olarak da bilinir, Napolyon’a Avrupa’ya demokrasi getirdiği için adamıştır. Ancak daha sonra Napolyon kendini İmparator ilan ettiğinde bu adamayı geri almıştır. 9. senfoni ise en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği marşı da olan en çarpıcı senfonisidir.

Beethoven çok titiz çalışan bir müzisyendi. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedeydi. Beethoven, Haydn ve Mozart’tan devraldığı prensipleri geliştirdi, daha uzun besteler yazdı ve daha tutkulu, dramatik eserler oluşturdu. Özellikle Op. 109 piyano sonatıyla Klasik müziğin Romantik Dönemini başlatmıştır.

Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. Hatta hepimizin çok iyi bildiği 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir.

1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak ölmüştür ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ludwig_van_Beethoven


Saat ve Tarih: 03:20 , 14/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Metin Şentürk'ün görme umudu

Metin Şentürk'ün görme umudu

 

Metin Şentürk, göz tansiyonu sorunu giderilirse az da olsa görebileceğini söyledi

Şentürk, "Bununla ilgili perşembe günü bir ameliyat olacaktım. Televizyon programım olduğu için Temmuz ya da Eylül'e erteledik." dedi.
Bazı tetkikler için eşi Fulya Şentürk ile ABD'ye giden Metin Şentürk, saat 12.30'da İstanbul'a döndü. Şentürk, Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, göz tansiyonu ile ilgili ciddi sorunu olduğunu belirterek, ''Bununla ilgili perşembe günü bir ameliyat olacaktım. Televizyon programım olduğu için Temmuz ya da Eylül'e erteledik. Doktorlar, ışığı gördüğüm için onu birazcık daha ilerletebilme ihtimalleri olduğunu söylüyorlar. Tam anlamıyla şu göz tansiyonunu bir yenelim ondan sonra ufak da olsa göreceğim galiba sizi'' dedi.
Futbol'daki artan şiddet olaylarının hatırlatılması üzerine ünlü sanatçı, ''Keşke olmasa. Bu değerlendirilecek bir şey değil. Futbol centilmenliğine hiç yakışmıyor'' karşılığını verdi.
Metin Şentürk, siyasete hangi partiden gireceği yönündeki kararını bu hafta içinde ya da hafta sonunda veya önümüzdeki hafta vereceğini söyledi. Hangi partiyi tercih edeceği sorusuna Şentürk, ''Hangi parti olduğu önemli değil. Benim Türkiye'de engellilerden sorumlu bir bakanlık kurulması mücadelem var. Bu fikri en güzel kimlerle gerçekleştireceğimize bakacağız'' şeklinde konuştu.

Kaynak: (CİHAN)

http://www.ozurlulergazetesi.com/news_detail.php?id=1848

Saat ve Tarih: 03:13 , 14/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

Türkiye'de bir ilk.. Ahmet, ‘fibula’sıyla yürüyecek !..

 

Türkiye'de bir ilk..

Ahmet, ‘fibula’sıyla yürüyecek !..

Türkiye’de ilk kez uygulanan bir yöntem, kalça kemiğinin üçte biri alınan Ahmet’i yürütecek. Boşalan yere büyüme kıkırdağıyla birlikte nakledilen fibula kemiği, kalça kemiğinin şeklini alacak.

Kemik kanseri nedeniyle uyluk kemiğinin üçte biri kalça eklemiyle birlikte alınan dört yaşındaki Ahmet Yasin Kayabaş, Türkiye’de ilk kez uygulanan bir yöntemle yürüme şansına kavuştu. Yasin’in diz altındaki fibula kemiği ‘büyüme kıkırdağı’yla birlikte alınarak, kalçaya nakledildi. Fibula kemiği, yeni konulduğu yerde de büyümesini sürdürerek zamanla oradaki kemiğin şeklini alacak ve küçük çocuk bacağını kaybetmeden yeniden yürüyebilecek.

Ahmet Yasin’i ayağa kaldıran, İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Ortapedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Harzem Özger’in verdiği bilgiye göre insan vücudunun kol, bacak, omurga gibi bir bölgesinde kötü huylu bir tümör oluştuğu zaman tümörlü alanın geniş ve temiz sınırlarla çıkarılması gerekiyor. Tümörlü alanın çıkarılmasıyla o bölgede büyük bir kemik boşluğu, eklem ve oynak uzuv, adale ve örtü kaybı meydana geliyor. Küçük çocuklarda ise sıklıkla kemiklerin uzamasını sağlayan bölgelerin kaybı ortaya çıkıyor. Omuz ekleminin içine kadar veya kalça ekleminin içine kadar giren bir tümör olması durumunda kemik bütün eklemle beraber çıkarılıyor. Çocuklarda büyümeyi sağlayan hatlarda da kayıp meydana geldiği için normalde o bölge uzayamıyor.

Eskiden kesilip atılırdı

Eskiden kötü huylu tümörlerden kurtulmak için o bölge kesilip atılırken, şimdi farklı yaklaşımlarla tedavi yürütülüyor. Prof. Dr. Özger, yeni uygulamaları şöyle anlattı:

“Mesela ayakta bir tümör var. Bacak dizin üstünden bir yerde kesilip atılıyordu. Bu değişti. Son 20 yılda bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de değişti ve bugün artık uzvu feda etmek yerine tümörü geniş sınırlarla çıkartarak uzvu korumak ve yeniden kullanılır hale getirmek için çalışıyoruz. Bu alana ’uzuv kurtarıcı cerrahi’ deniliyor. İşte biz bu boşlukları doldurmak, uzvu yeniden kullanılır hale getirmek için tamir ediyoruz. Protez kullanmanın avantajı hasta tarafından hemen kullanılması, dezavantajıysa zaman içerisinde aşınma ve eskimesi. Bu nedenle en iyi tedavi yöntemi, insanın kendi vücudundan alınan kemiği ve adaleyi kullanmak. Oluşan boşluğa nakledilen kemik ve adale aynen yaşamını sürdürebiliyor. Bir kalbi, bir böbreği nakleder gibi kemiği, adaleyi ve örtü dokusunu naklediyoruz.”

Küçük Ahmet Yasin vakasında da çocuğun kalça kemiğinin üçte birlik üst bölümü çıkarıldı. Prof. Dr. Özger, Türkiye’de bir ilk olan yöntemi anlatırken şu bilgileri verdi:

“Çıkarılan bölümün yerine büyüme noktasıyla birlikte alınan fibula kemiğini mikro cerrahi transplantasyon yöntemiyle naklettik. Bu küçük kemik nakledildiği yerde kalça kemiğinin başını ve şeklini alacak. Kıkırdak zamanla gelişerek eklemi oluşturucak. Bacaktan büyüme yeteneğiyle birlikte nakledilen parça, kalıbın içinde istediğiniz şekle gelecek. Nakledilen bölüm tıpkı bir kemiğin kırılması gibi iki ay gibi kısa sürede kaynayarak iki yılda yerine konulan kemiğin kalınlığı, boyu ve şeklini almaya başlayacak. Nakillerde dizin alt arka kısmında bulunan ince uzun fibula kemiğini kullandık. Alt ve üst bölümleri bulundukları yerde önemli görevler yapan bu kemiğin ortadaki bölümü rahatlıkla alınabiliyor.

Alınan parçayla fibula kemiğinde oluşan boşluğun hiçbir önemi yok. Çünkü bu kemiğin özellikle alt sekiz santimetresini ayak bileği oluşturuyor. Onun üstündeki bölümü olduğu gibi alarak kullandık. Ameliyat yedi-sekiz saat sürdü. Fibula kemiğini bugüne kadar 100’e yakın ameliyatta kullandık ancak büyüme eklemiyle birlikte naklinin ilk kez yapıldı. Bu Türkiye’de bir ilk. Dünyada da zaten iki benzer vaka var.”

Dünyada da örneği çok az

İstanbul Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Topalan’sa ameliyat sırasında onkoloji grubunun tümörü çıkarmasıyla oluşacak boşluğu tamamlamanın kendi işleri olduğunu vurguladı:

“Dünyada da çok az sayıda yapılmış bir teknik uygulandı. Çocuğun uyluk kemiği kalça eklemine giren başıyla birlikte çıkarıldı. Buraya bacağın ince uzun kemiğini büyüme kıkırdağıyla birlikte alıp naklettik. Büyüme kıkırdağı, damarıyla birlikte mikro cerrahi yöntemle transfer edildiği yerde büyüme potansiyelini sürdürecek, çocukla birlikte büyüyecek ve zamanla modelize olarak orijinal kemik başı halini alacak. Yasin’in bacağını kurtarmanın başka bir yolu yoktu. Bu tür bir ameliyat daha önce omuz için yapıldı ancak kalçada ilk kez uygulandı. Çok zor olan bu ameliyat teknik olarak başarılı geçti ancak neticesi uzun vadede görülecek.”

Nakledilen kemiğin yeni yerinde şekillenme süresinin kalça için en az beş yıl, omuz için de iki yıl sürdüğü belirtildi.

 

http://www.haberalemi.net/59953_Turkiyede-IlkAhmet-Fibula-siyla-Yuruyecek.htm

 


Saat ve Tarih: 03:08 , 14/12/2008 Bulundugu yer:
Yorumlar (0) | Yorum Yaz | Baglantı

<- SAYFAYI GERİ ÇEVİR | SAYFAYI İLERİ ÇEVİR ->