|
Daha önce "yalnızlığın fotoğrafı" diye ilan etmiştim ya bu fotoğrafı. Yanılmışım meğer. Meğer bu fotoğraftaki hiçbir şey yalnız değilmiş SUZİNAZ. Bugün bir kere daha dikkatli dikkatli baktım. Yok, hayır değil. Bu değil, "yalnızlığın resmi". Ben yine üzgün, ben yine rakipsiz yalnızlık konusunda SUZİNAZ. Belki kendime ilan etmiştim onu da arkadaş, böylece ikimiz olacaktık. İki yalnız olarak anılacaktık. Olmadı be SUZİNAZ, olamadı. Şu TAŞ bank kadar olamadım. Güneşi var, denizi var, kendi gibi taş kaldırım. Ben kendimi şanslı sanırdım. Bende de senden hatıralar... Ellerim şaşkın şu anda. Her zaman çabucak bulduğum harfler nerelere gidiyor şaşkınlıktan! Her zaman kelimelerden kaçarken ben, şimdi iki heceye MUHTAÇ bekliyor. Yine başaramadım SUZİNAZ, yine büründüm siyah elbiseme. Yine kaçıyorum, sevmiyorum yağmurları. Yine gördükçe rahatsız oluyorum seni hatırlatanları. Bir taş bank bile benden mesutsa, bir taş bank bile bu kadar arkadaşla çevrili ise... Sen bu işe ne dersin ey SUZİNAZ!? Doğan güneş, batan güneş, uçan bir kuş, solan güller, biten günler, geçen dünler... Ne dersin bu işe?... Hayat bu sanırım SUZİNAZ!... Cevabını bekliyorum... SEN DE YAZ!
=========================
SUSMA,
NE DESEM DE SANA
SUSMA,
GÖZLERİNLE KONUŞSANA
HADİ,
YİNE FISILDA SEVDİĞİNİ
ASLINDA
SENİN İÇİN NE ANLAMA GELDİĞİMİ.
SUSMA,
SEN SUSUNCA GÖNÜL KALIR DERMANSIZ,
SUSMA,
SEN SUSARSAN İNAN ÖMÜR ANLAMSIZ,
SUSMA,
VARDIR DİYECEĞİN ELBET KALBİNDEN
SUSMA,
BİL Kİ, ÖLECEĞİM HASRETİNDEN.
yazan: doğan telkesen |