BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
Benimblog.com satilikir / is for sale: info@anahaber.com




AlsahBlog

Tanıtım

AlsahBlog


Baglantılarım

» Ana Sayfa
» Profil
» Arşiv
» Arkadaşlarım

Edebiyat Dünyası Yasta: Erdal Özün Ölümü Üzerine Yazılanlar'dan Seçmeler 1

Edebiyat dünyası yasta
Erdal Öz yaşamını yitirdi
______________________________________________________

Usta yazar Erdal Öz, kanser tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Kitaplarında 68 kuşağının öğrenci liderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan ile o dönemi anlatan Öz, Deniz'lerin ölüm yıldönümünde sevenlerini yasa boğdu.

Cumhuriyet 07.05.2006
USTA YAZARIN ÖLÜMÜ SEVENLERİNİ YASA BOĞDU. ÖZ, SALI GÜNÜ UĞURLANACAK

Erdal Öz'ü kaybettik
Bir süredir Amerikan Hastanesi'nde kanser tedavisi gören Erdal Öz, kitaplarında anlattığı 68 kuşağının gençlik önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilişlerinin 34. yıldönümünde yaşama gözlerini yumdu.

EVRİM KAYA

Usta yazar-edebiyatçı Erdal Öz 'ü dün yitirdik. ''Gülünün Solduğu Akşam'' , ''Denizler Anlatıyor'' gibi kitaplarında 68 kuşağının gençlik önderleri Deniz Gezmiş , Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan ile o dönemi anlatan Öz, Deniz'lerin idam edilişlerinin 34. yılında sevenlerini yasa boğdu. Öz, son olarak gazetemizin 22 Nisan 2006 tarihli sayısında yayımlanan ''Kendi Gecesinde'' adlı öyküsüyle sevenleriyle buluşmuştu.

Sıvas'ın Yıldızeli ilçesinde 26 Mart 1935 tarihinde doğan Öz, devlet memuru olan babasıyla birlikte Türkiye'nin değişik yerlerini dolaştı.

Erdal Öz, ortaokulu Antalya'da, liseyi Tokat'ta bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde başladığı hukuk eğitimini Ankara Hukuk Fakültesi'nde tamamladı.

İstanbul'da üniversite çevresindeki arkadaşlarıyla birlikte ''A Dergisi'' ni çıkardı. İlk öykü kitabı ''Yorgunlar'' 'ı (1960) ''A Dergisi Yayınları'' arasında yayımladı. Sonra ilk romanı ''Odalarda'' (1960) Varlık Yayınları'ndan çıktı.


12 MART'TA TUTUKLANDI

12 Mart askeri darbesiyle birlikte gelen baskıcı yönetimde siyasal görüşlerinden dolayı tutuklandı. O dönemin izlerini taşıyan kitaplar yazdı.

''Yaralısın'' adlı romanı, önce 1973'te Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı, sonra 1974'te kitap olarak çıktı. Bu roman Macaristan'da, Almanya'da, Hollanda'da, Suriye'de ve Makedonya'da da basıldı.

1975 Orhan Kemal Roman Ödülü'nü aldı. ''Kanayan'' (1973) adlı öykü kitabı, ''Deniz Gezmiş Anlatıyor'' (1976) adlı anı kitabı, aynı konunun genişletilerek işlendiği ''Gülünün Solduğu Akşam'' (1986) adlı anı kitabı, ''Havada Kar Sesi Var'' (1987) adlı öykü kitabı, ''Allı Turnam'' (1976) adlı gezi izlenimleri ve ''Odalarda'' (1995) adlı yeniden elden geçirilmiş romanı, ''Sular Ne Güzelse'' (1997) adlı öykü kitabı çıktı. Bu kitapla 1998 ''Sait Faik Öykü Ödülü'' nü aldı.

1975-1981 yılları arasında Arkadaş Kitaplar adlı çocuk edebiyatı dizisini yönetti. 1981 yılında Can Yayınları'nı kurdu. Çocuklar için de iki kitap yazdı: ''Kırmızı Balon'' (1990) ve ''Alçacıktan Kar Yağar'' (1982). Son öykü kitabı da ''Cam Kırıkları'' (2001) Sedat Simavi Öykü Ödülü'ne değer görüldü.

Öz, İstanbul'daki Amerikan Hastanesi'nde bir süredir kanser tedavisi görüyordu. Hastaneden yapılan açıklamada, Öz'ün dün 17.15'te yaşamını yitirdiği belirtildi.


ŞİLE'DE TOPRAĞA VERİLECEK

Öz'ün cenazesi salı günü Teşvikiye Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından Şile Kızılcaköy'deki aile mezarlığında toprağa verilecek.

Cumhuriyet 07.05.2006

 

Cumhuriyet 08.05.2006
6 Mayıs gecesi yaşamını yitiren Erdal Öz'ün cenazesi yarın toprağa verilecek

Yaşama hep 'eylemci' baktı
_____________________________________________________________________

Kültür Servisi - Usta yazar ve yayıncı Erdal Öz' ün 6 Mayıs gecesi kanser tedavisi gördüğü hastanede yaşama veda edişi, düşünce, kültür ve sanat dünyasında büyük üzüntü yarattı. Erdal Öz, yarın Teşvikiye Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından Şile Kızılcaköy'deki aile mezarlığına son yolculuğuna uğurlanacak. Erdal Öz'ü, içinde yer aldığı a kuşağı'ndan arkadaşları ile diğer yazın ve düşünce insanları şu sözcüklerle uğurladılar...


Doğan Hızlan


Erdal Öz hem benim sevdiğim bir yazar hem de yarım yüzyıllık arkadaşım; öyle olunca insanın edebi ve kişisel üzüntüsü birbirine karışıyor, büsbütün üzülüyor. Biz, 50 kuşağının içinde daima birbirini seven, destek olan bir kuşağın temsilcileriydik. Edebiyat dışında bir yayıncılık serüveni oldu, çok iyi bir yayınevi kurdu, bu yayınevi 25. yılına geldi. Siyasal ve toplumsal olayların da içinde yer aldı. Bütün bunlar içinde düşünüyorum... Bütün bu hastalığı boyunca olayların seyrini de izledim, bu da zorlu ve üzücüydü. Erdal Öz kişiliği ve yaptıklarıyla yaşayacak.


Enver Ercan (TYS Başkanı)


Biz onun kitaplarından aldığımız yazınsal hazzın yanı sıra siyasal gerilimin en üst düzeyde olduğu kimi dönemlerin arka planını ve içyüzünü de öğrendik. Ayrıca o 25 yıl önce kurduğu Can Yayınları'nda edebiyatımızın önde gelen yazarlarını titiz bir yayıncılık anlayışıyla okurla buluştururken pek çok yeni yazarı da edebiyatımıza kazandırdı. Onu 25 yıldır tanıyorum. İlişkilerinde her zaman sıcak, duyarlı ve destekleyiciydi. Bir ağabeyimizi yitirdik.


Adnan Özyalçıner


Erdal Öz , yazar olarak edebiyatımıza yenilik getirmiş bir yazardı. 1950 kuşağı yazarları arasında hem siyasal iktidarlara hem de edebiyatın iktidarına başkaldırmış yazarlardandı. Gerçekçilikteki basmakalıpçılığa karşı çıkarak alışılmış, tekdüze bir anlatımdan, gerçekliği daha derinlemesine daha boyutlu bir anlatıma taşıdı. Onun öykü ve romanlarındaki ilginçlik ve sürükleyicilik, konudan çok anlatıma dayalıdır. Onun öykü ve romanları son 50 yıllık tarihsel sürecimizi anı ve belgelere dayandırılarak yansıtır. Erdal Öz, hem yayıncı hem yazar olarak edebiyatımıza çok önemli ve değerli katkılarda bulunmuştur. Başımız sağ olsun.


Hulki Aktunç


Erdal Öz , bir edebiyatçı olarak başladı, bir öykücü olarak başladı, bir eylemci olarak sürdürdü. Bu çok önemli, çünkü ilk yapıtlarına baktığımız zaman 'Odalarda' gibi daha içe kapanık bir şeymiş gibi görünür, fakat daha sonra son derece doğrudan bir eylemci olarak hayata baktı. Daha sonraki yapıtları, hepsi bir eylem adamının yazdığı yapıtlardır. Öte yandan bir yayıncı olarak eylemci... Can Yayınları bizim ülkemizin öykücülüğü için müthiş bir damar oluşturdu, onu destekledi. Türk öykücülüğünün son dönemdeki çağlayan gibi akışı, biraz da Erdal Öz'ün işidir. Destekledi, bastı ve yaydı. Tabii çok üzgünüm.


Ahmet Oktay


Erdal Öz' ü erken kaybettik. Gerek yazar, gerek yayımcı olarak edebiyatımıza katkıları çoktur. Özellikle genç yazarların ilk kitaplarını basarak hem onlara cesaret vermiş hem de başka yayımcılara örnek oluşturmuştur. Üzgünüm.


Ali Uğur


Türk edebiyatının ve yayıncılığının usta ismi Erdal Öz için kitap ve kitapçılık bir yaşam tarzıydı. Ankara Sergi Kitabevi, Cem Yayınevi, Arkadaş Çocuk Kitapları, daha sonra Can Yayınları buna örnektir. 'Kanayan', 'Yaralısın' ve 'Deniz Gezmiş Anlatıyor' adlı kitaplarını ilk kez Cem Yayınevi'nde birlikte yayımladık. Deniz Gezmiş 'in ölüm yıldönümü gibi anlamlı bir günde aramızdan ayrılan Erdal Öz'ü saygıyla anıyorum.


Kemal Özer


''Ölüm'' le yan yana düşünemediğim bir sanatçı Erdal Öz . Sanat dünyamız kadar, yazmaya birlikte başladığımız bir arkadaş çevresi için daha da geçerli bu. Öğrenci olduğumuz ve ''a'' dergisini birlikte çıkardığımız yıllarda bir araya gelmemizi, Onat Kutlar 'ı yitirdiğimizde ''Biz bir ağacın dalları gibiydik'' diye anmıştım. Bizi bir araya getiren, ''yazma tutkusu'' ydu. Hepimiz birer olanaktık o zaman. Bu olanağın nasıl kullanıldığı, neleri vaat edip neleri gerçekleştirdiği, ulaşılan sanatçı kimliğinde yanıtını buluyor. Erdal Öz'ün ulaştığı sanatçı kimliğinde ilk söylenecek, yaşadığı topluma ve çağa tanıklık eden bir anlayışla öykü sanatına kattıkları. Onun özellikle dil kullanımı ve anlatım sağlamlığı, ele aldığı konular ve onları işleyişi, hemen akla gelen ve üzerinde ilk ağızda durulması gerekenler. Başarılı bir yayıncılık yaşamının onu daha verimli olmaktan alıkoyup koymadığını, bir yazar olarak ulaşacağı daha büyük başarılara engel olup olmadığını da sormadan edemiyorum şu an, ölümünün duyurduğu büyük üzüntüyle birlikte.


Konur Ertop


Erdal Öz , 1950'lerin sonunda öykü dünyasına 'özlü öykücüler' diye adlandırılan küçük grup içinde girdi. Bu öykücüler Sait Faik 'ten yararlanmış, ama onun son döneminde geliştirdiği bakış açısını daha da ileriye götürmüşlerdi. Erdal Öz'ün öykücülüğü aldığı ödüllerle de kanıtlandı. Birkaç yayınevi deneyiminden sonra Can Yayınları'yla doruğa ulaşan çalışmaları Homeros 'tan başlayarak Latin Amerika romancılarını, günümüz klasiklerini ve en son deneyci yapıtları en iyi çevirilerle edebiyat dünyamıza sundu. Yerli yazarlarımız onun yayınlarında farklı kuşakları, farklı dizileri oluşturdu. Benim çok eski arkadaşım, yaşıtımdı. Yine de onun kendisinden hizmet beklenen bir çağda erken ölümüne dikkat çekmek istiyorum. Üzüntümü eski ''a'' dergisi arkadaşlarımızla ve edebiyatseverlerle paylaşıyorum.


Orhan Duru


Erdal Öz , benim kuşak öykücülerin arasında önde gelenlerden birisi ve başlıcasıdır. Yayıncılık hayatında da son derece başarılı olmuştur. Ölümünün Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm tarihine rastlaması da ayrı bir anlam taşıyor. Bu arada Sait Faik Ödülü'nü paylaşmış olmamız da bana onur vermiştir.


Ataol Behramoğlu


Ankara'da, Bursa'da başlayan, İstanbul'da süren 45 yıllık bir arkadaşlık, dostluk... Sevgili Erdal Öz , sadece yazar kimliğiyle değil, dostluğuyla da sıcacık bir insandı. Onun kadar güzel fıkra anlatan bir başkasını tanımıyorum. Duygulu, akıllı, çağından ve ülkesinden sorumlu aydın, hüzünlenmeyi bildiği kadar kahkahalarla gülmeyi de bilen seçkin yazar, yayıncı Sevgili Erdal Öz, onu tanımış olanların ve okurlarının belleğinde yaşamayı sürdürecek.


Demir Özlü


Hastanede olduğunu bilmiyordum. 13 Nisan tarihinde Can Yayınları'nın 20. yılı dolayısıyla kendisinin ve Celal Üster 'in imzasıyla bir mektup almıştım. İmzalar orijinal olduğu için çok iyi olduğunu sanıyordum. Gerçekten de bu yayınevini yaratan, Erdal'ın edebiyatçılığı ile edebiyat bilgisi ve sezgisidir. 1953'ten beri tanıyorum. ''a'' dergisini önce o kurmuştu. Yaşamın her alanında arkadaşlığımız vardı. ''Odalarda'' adlı romanı, çok genç yaşta yazılmış, şaşırtıcı ölçüde başarılı varoluşçu bir romandı. Çok iyi öyküler de yazdı. 1971'de Ankara'da avukat olarak gittiğim ''Yıldırım Bölge'' mi nedir orada, kendisini ziyaret etmiştim. Biraz ötede, başka bir koğuşta da Sevgi (Soysal) tutukluydu. Yakındaki bir barakada da henüz 23 yaşında olan Deniz Gezmiş ve arkadaşları. Nereden çıkıyor bu amansız kanser hastalığı? Elbette çoğu yaşanan, sanatçılara ve kültür adamlarına yaşatılan hayattan. Sen ülkenin yazarını hapishane hapishane süründür, 23 yaşındaki çocukları idam et. Sonra da bu övünülecek insanlar, kültür, sanat adamları, yazarlar normal bir yaşam sürsünler. Dünyaca tanınsınlar. Yeryüzünün kültür kentlerini ilgi görerek ziyaret etsinler. Asıl düşünülecek bu. Çok üzgünüm. Hayır, gidenler geri gelmiyor.


Vecdi Sayar (PEN Uluslararası Yazarlar Birliği Türkiye Başkanı)


Erdal , edebiyatımıza çok yönlü katkıları olmuş bir yazar ve yakın bir dostumdu. Ankara'da Sergi Kitabevi, 70'li yıllarda Ankara'nın kültür sanat ortamının merkezi sayılırdı. Daha sonra da Can Yayınevi'yle edebiyat ortamımıza önemli değerler kattı. Erdal, öyküleri ve romanlarıyla edebiyatımızda unutulmaz izler bıraktı. Ölümünün 6 Mayıs'a rastlamasını son derece anlamlı buluyorum.

 

Güller zamanında yola çıktı...
____________________________________________________________________

Mayıs, gül mevsimidir. Erdal Öz, Deniz, Yusuf ve Hüseyin güller zamanında üstelik aynı günde yola çıktılar... Ondan ayrılmış olduğumuza karar vermek hata olur. Erdal’a ölüm yakışmadı. Bizler de yakıştırmayacağız...

8 Mayıs 2006 Pazartesi

KONUK YAZAR / FÜRUZAN

Ölüm kime yakışır sorusu geldi aklıma. Sert hatta soran kişiyi suçlayıcı bir soru bu biliyorum. Bu sorunun zihnimde ilk belirmesi Erdal’ın ikinci ameliyatının yapıldığı gün hastanede eşi Samiye Öz ile oturup doktorun sonuçları bildireceği ana kadar beklediğimiz uzun süre içinde çıktı ortaya. 19.00’a doğru doktor geldi. Açık renk gözleri olduğunu düşünüyorum şimdi. Saatlerce süren bir çalışmanın, hastasını sevmiş bir doktorun çabasının soldurduğu bakışlarında Samiye ile birlikte hep iyi olacağına inandığımız sonuçları dinledik.

'Hayatı sakınmasız yaşadı’
Evet, Erdal ile ölümü bir arada düşünmeye onu tanıyanlardan biri olarak hiç yanaşmadım. Yıllarca yayıncımdı. İmza günleri ve konuşmalar için birlikte çıktığımız yolculuklarda öylesine özenli, esprili bir arkadaşlığı vardı ki, kimi zamanlar aniden ortaya çıkıveren coşup taşmalarının ona özgü, bezemeden uzak, yalansız yanlarından biri olduğunu öğrenmiştim.

Kitaplarının yeni basımlarından birindeki desenleri geçenlerde gördüğümde, “Sen ciddi ciddi resim yapan birisin. Üstelik el - ayak çizimleri hatasız yapılması en güç anatomi konularıdır...” dediğimde gülüvermişti. Hayatı sakınmasız yaşıyordu. 1970’lerin tutuklularından biri olarak geçirdiği günleri ve Deniz’leri anlattığı bir gün ikimiz de ağlamıştık. Ardından gülüp “Onlar yıllar yıllar sonra bile bu ülkenin tarihindeki yerlerinde silinmeden duracaklardır” dedim. “Bu durumdan kuşku bile duymuyorum” demişti.

Çok onurlu bir politik duruşu oldu daima. Çok güzel şiir okurdu. Çok şiiri ezberinden okurdu. Çok güzel şarkı söylerdi. Türk musikisinin seçkin şarkılarını bilirdi. Çok iyi fıkra anlatırdı. Çok dostu olan bir insandı. Çok iyi bir yayıncıydı. Çok içten gülerdi.

Has edebiyata bağlıydı
Onun ve sevgili arkadaşım Samiye’nin evinde gerçekten sevgi dolu zamanların içinde çok kez ağırlandım, unutamam. Günler boyu telefonla sağlığının nasıl olduğunu öğrenebilmek için haberler alırken hep ayağa kalkacağını ve yeniden yayınevindeki masasının başına geçeceği günlere doğru yol alacağını umdum. Edebiyatla ilgili tartışmalarımızı, değerlendirmelerimizi yaptığımız günleri yeniden düşünüyorum da; nasıl da has edebiyata bağlıydı ve savunurdu...

Bir kitabın öyküsü
Erdal’ın edebiyatçı olarak çok değerli bulduğu metinlere karşı gösterdiği duyarlığı, dikkati de unutamam. “Kuşatma” adlı öyküler kitabım yeniden basımlarının biri için dizgiye girdiğinde beni telefonla arayarak, “Kitabın içindeki 'Gül Mevsimidir’i ayrı bir kitap yapmalıyız. Olağanüstü bir öykü. Sen bilirim kitaplarında değişiklik yapmazsın. Fakat bunu kabul et. Bu öykünün güzellemeye ihtiyacı yok, elbette biliyorum. Fakat kesinlikle ayrı bir kitap olmalı. Haydi dediğime gel Füruzan. Dizgiyi durduruyorum, kararını ver, yarın hemen görüşelim” demişti.

Saatlerce bir edebiyatçının öteki yazar arkadaşına gösterdiği bu içtenliğin örneklerine hemen hemen hiç rastlanmadığını da anımsayınca bu kez Öz’ün yaklaşımının seçkinliğinin nasıl da önemli olduğunu düşünmüştüm. O tarihten sonra “Gül Mevsimidir” bir uzun öykü olarak kitaplaşıp onun övgü dolu konuşmasıyla yayımlanmaktadır. Bu etik ve estetik yaklaşımının sağlamlığı onun karakterinin etkileyici yanlarından biridir. Mayıs gül mevsimidir. Erdal Öz, Deniz, Yusuf ve Hüseyin güller zamanında üstelik aynı günde yola çıktılar. Deniz, Yusuf ve Hüseyin asıldığında arkadaşlarımızla çok ağır bir acı duymuştuk.

Kendisine bir öykümü adadığım bir arkadaşım, “Bak aynı gün 'Parasız Yatılı’ Sait Faik Öykü Ödülü’nü aldı. Bu umut için bir işarettir. Artık kendine gel. Hayat güzel ve doğru olanı korumak istiyor” demişti. Öz de bu düşüncelerin yanındaydı hep. Demek ki sağlam bir damarın akışı sürmekte.

Ölüm yakışmadı...
Erdal’a ölüm yakışmadı. Ondan ayrılmış olduğumuza karar vermek hata olur. Kitaplarında bir edebiyatçı duyarlılığı ve güzel Türkçesiyle yazdıkları, bizlerle konuşmayı kesmediğinin açık kanıtıdır.

Bu yaz, ne yolculuklar yapabilirdik. Sen, Samiye ve ben... Ne çok konuyu deşip konuşup, güler üzülürdük.

Erdal’a ölüm yakışmadı.
Bizler de yakıştırmayacağız...

Bugün uğurluyoruz
Akciğer kanserine yenik düşerek 6 Mayıs’ta aramızdan ayrılan Can Yayınları’nın kurucusu yazar Erdal Öz (71), bugün 11.00’de Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde düzenlenecek anma toplantısının ardından Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazından sonra Şile Kızılcaköy Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Erdal Öz, sonsuzluğa uğurlandı
____________________________________________________________________

Türk Edebiyatı’nın usta isimlerinden yazar Erdal Öz, son yolculuğuna uğurlandı. Erdal Öz, uzun süreden bu yana tedavi gördüğü akciğer kanserine yenik düşerek, 6 Mayıs 2006 Cumartesi günü, 71 yaşında hayata veda etmişti.

NTV Güncelleme: 12:32 TSİ 10 Mayıs 2006 Çarşamba

İSTANBUL - Can Yayınları’nın kurucusu, yazar Erdal Öz’ün sevenleri, dostları ve okurları bu sabah Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde yazar için toplandı. Çetin Tüzüner, Celal Üster, Pınar Kür, Ahmet Altan, Seçkin Selvi, Oya Baydar, oğlu Can, İlyas Salman, Hacı Tonak, Orhan Pamuk, Tahsin Yücel, Yaşar Kemal gibi, Öz’ü yakından tanıyanlar, kürsüye gelerek O’nu anlattılar. Yeni Melek’teki törenin ardından cenaze Teşvikiye Camii’ne getirildi ve Öz’ün cenaze namazı kılındı. Erdal Öz’ün cenazesi Şile Kızılcaköy’deki aile mezarlığına defnedildi.

YENİ MELEK’TEKİ TÖRENDE ÖZ İÇİN KONUŞULANLAR
Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner, insan hayatındaki acı günlerden birini yaşadıklarını belirterek, Öz’ün gerek yayıncı, gerek yazar olarak güzel işler başardığını söyledi. Öz’e, Türkiye Yayıncılar Birliği’nin “Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü”nü verdiğini de hatırlatan Tüzüner, “Erdal Öz, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik yaptığı mücadelede pek çok kez hapse girdi. Ama düşüncelerinden asla taviz vermedi” dedi.

Pınar Kür de Öz ile 30 yıllık bir dostlukları bulunduğunu ve bu dostluğun hiç bitmediğini dile getirerek, “Nesli tükenen bir yayıncıydı. Yayınevine gelen bütün yerli eserleri tanınmamış da olsalar, hepsini mutlaka okurdu. Onun için çok satmak ön planda değildi” diye konuştu.

Ahmet Altan, bu anları ‘hayatının en insafsız dakikaları’ olarak hatırlayacağını belirterek, Öz ile uzun yıllar dostluk, zaman zaman da çılgınca kavga ettiklerini, ayrıca birbirlerinin başarılarına içtenlikle sevindiklerini anlattı. “Erdal Öz, benim hayatımda çok önemli yeri olan bir adam. İlk kitabımı kimse basmazken, o bastı. Bütün yazarlar ölür. Birazdan onu edebiyatımızın sonsuzluğuna emanet edeceğiz. Orada onu en büyük şaheserlerinden biri olan ‘Odalarda’nın yazarı olarak karşılayacaklar.”

Oya Baydar da “Bir dostumuz, hem de kendi kuşağımızdan bir dostumuz, bu dünyadan kopup giderken, içimizden bir parça koparıp gidiyor, biraz daha yalnızlaşıyoruz. Ondan bende 3 şey kaldı. Çocuksu heyecanı, insan acılarına dönük vicdanı ve namusu. Hep namuslu kaldı. Fikir namusunu, iş namusunu korudu” dedi.

Erdal Öz’ün oğlu Can Öz ise babasıyla ilgili bir konuşma yapmanın, babası olmadan bir anlamı olmadığını ifade ederek, “O 6 Mayıs günü var ya... Onu anmak için bundan sonra o günleri onun kutlayacağı gibi kutlayalım. O otururdu, ‘içelim’ derdi. Fıkralar anlatırdı. Hepimiz onu 6 mayıslarda böyle analım istiyorum” diye konuştu.

İlyas Salman da Erdal Öz’ün tüm kitaplarını okuduğunu belirterek, “Erdal Öz’ün anlatmak istediği bir tek şey vardı, devrimciler de korkarlar... Onu saygıyla anıyorum” dedi.

Erdal Öz ve aynı zamanda Deniz Gezmiş’in hapishane arkadaşı Hacı Tonak ise Öz’ün bir yazar ve yayıncı olmaktan çok farklı, büyük bir dost olduğunu anlatarak, “Ölüm kaçınılmaz, ama belki Erdal Öz gibi yaşamak ve ölmek gerekir. Onun ölümüyle, direnç sahibi insanların sayısının azaldığına üzülüyorum” diye konuştu.

Yazar Orhan Pamuk, Erdal Öz’ün anılarını anlattığı konuşmasında, onu hep gülerek hatırlayacağını söyledi.

Yazar Yaşar Kemal ise “Erdal büyük bir yazardı. Onunla neredeyse hep beraberdik. Erdal bir devrimciydi. Kendi içinde çok namuslu bir insandı. Lekesiz bir insandı ve lekesiz olmak zordur” dedi.

Erdal Öz
1935’te Sivas’ın Yıldızeli İlçesi’nde dünyaya gelen Erdal Öz, liseyi Tokat’ta bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladığı hukuk eğitimini, Ankara Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

İstanbul’da üniversite çevresindeki arkadaşlarıyla birlikte “A” dergisini çıkardı. İlk öykü kitabı ‘Yorgunlar’ı 1960 yılında yayımladı. 12 Mart muhtırasıyla birlikte siyasal görüşleri nedeniyle tutuklandı.

1976’da “Deniz Gezmiş Anlatıyor” isimli anı kitabı ve aynı konunun genişletilerek işlendiği 1986’da yayımlanan “Gülünün Solduğu Akşam” yazarın ilgi çeken kitapları arasında yer alıyor.

Erdal Öz ile Söyleşi: ‘Edebiyatın tek okulu ustalardır’

ORHAN KEMAL, SAİT FAİK, SEDAT SİMAVİ ÖDÜLLERİ SAHİBİ

1975’te “Yaralısın” adlı romanıyla Orhan Kemal Roman Ödülü’nü aldı. 1998’de de “Sular Ne Güzelse” öykü kitabıyla Sait Faik Öykü Ödülü’nü kazandı. ‘Cam Kırıkları’ adlı romanı da 2001 yılında Sedat Simavi Öykü Ödülü’ne değer görüldü.

1981 yılında Can Yayınları’nı kuran Erdal Öz, cezaevi anılarından oluşan son kitabı, “Defterimde Kuş Sesleri”ni 2003 yılında yayımladı.

Erdal Öz ile Söyleşi: ‘Edebiyatın tek okulu ustalardır’
____________________________________________________________________


Öykülerinizde şiirsel bir dil var. Şiiri öyküde devam ettiriyorsunuz sanki...

Benim hayatımdan şiir hiç çıkmadı. Sadece yazan olmadım, okuyan ve değerlendiren oldum. Şiirsiz edebiyatı düşünemiyorum. Yalnız bizim kuşağın Türkçesi güzeldir. Çünkü biz Ataç'ın tedrisinden geçtik, onun dergâhından geldik. Çok etkiledi bizi Ataç. Sadece bizi değil, bütün Türk dilini etkiledi. Bugün yazılan, konuşulan Türkçe'ye baktığımız zaman, müthiş bir arınma ve güzelleşme görürsünüz. Belki televizyonların Türkçe'yi son zamanlarda sbozduğunu söyleyebilirsiniz ama şimdilerde TV spikerleri de çok temiz ve güzel bir Türkçe kullanıyorlar. Ama çeviri filmler için aynı şeyi söylemek zor. Orada kullanılan Türkçe çok kötü. “Hayret bir şey”, “kahretsin... Yok bunlar Türkçe'de. Ama bir bakıyorsunuz bütün halkın diline dolanmış durumda. Türk Dil Kurumu'nun son dönemlerde uzatma, inceltme işaretlerini kaldırması da yanlış telaffuzlara neden oluyor.

Sizin romanlarınızda ve öykülerinizde öne çıkan güncel bir politik tavır da var. Bu seçiminizin nedeni nedir?

Ben yaşadıklarımı edebiyatımda uzatan bir yazarım. Yaşadıklarımdan yola çıkıyorum. Zaten edebiyatın kaynağı da yaşantılardır. Yaşantı derken, bunun içine tabii ustaların yazdığı eserler de girer. Romanıyla Dostoyevski bana birçok şey yaşattıysa, o da benim yaşadıklarım arasındadır. Bedenimden geçmemiştir ama tanık olduğum olaylardır bazen. Benim önümde dövülen, işkence edilen birini ben yaşamımdan silemem. Tabii bu yaşantılardan yola çıkarken ben, birtakım politik eylemlerin ya da olayların içinde oldum. Deniz Gezmiş'lerin idamına karşı çıkarken, güvenlik güçleri bunu bir tür örgütlenme olarak gördüler, ki bir örgütlenmedir. İdamlara karşı 22 bin imzanın toplanması ilk sivil toplum tepkisidir bence. Çok kızdılar ve bizi hapse attılar bunun için. Gösterilen neden de, uçak kaçırma olayıdır. Kaldı ki böyle bir şeyle hiç ilgisi yoktu, sadece o imzalara kızmışlardı. Hapishaneyi yaşadım, işkenceyi gördüm, tutuklularla birlikte oldum, olayların insani ve politik boyutlarını yakından yaşadım. Bu ister istemez benim edebiyatıma ve yazacaklarıma yansıyacaktı ve yansıdı da. Ama ben hiçbir zaman parti edebiyatı yapmadım. Yani katı olmadım. Sovyetlerde yapılan Toplumcu Gerçekçiliği uygulamadım. Hep insanı ele aldım. İnsandır edebiyatın ana kaynağı ve amacı.

Dostoyevski'nin romanında okuduğum da benim için bir yaşantıdır, dediniz. Burada başka bir edebiyat anlayışı da giriyor araya, eserlerden yola çıkıp bir eser yaratmak gibi. Ama sizin yaptığınız bu değil.

Edebiyatın okulu yok. Edebiyat fakülteleri, edebiyatın kuramlarını, teknik yönünü öğretir. Edebiyatın uzmanları çıkar oradan. Ama edebiyatçı da çıkar. İlle edebiyat fakültesini okuduğu için edebiyatçı olmamıştır ama. Bir Nezihe Meriç, edebiyat fakültesinde okuduğu için edebiyatçı olmamıştır. Edebiyatçı olduğu için edebiyatçı olmuştur. Tek okul, usta yazarların yapıtlarıdır. Bunu ben genç yazarlara sık sık söylerim. Öykü yazıyorsanız, o türün ana yurtlarından biri de Amerika'dır. Sadece Hemingway'i okuyarak yazmamalı ama, orada bu türün başka büyük ustaları da var. Poe var, O. Henry var, Steinbeck sonra gelir. Ömer Seyfettin'i bilmeden Türk edebiyatında öyküye girmemeliyiz. Çünkü kazançlarımız olacak ustalar onlar. Edebiyatın da bir çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemi vardır. Kötü bir ustanın yanına girerseniz, ancak onun kadar kötü bir usta olabilirsiniz. Ve zaman kaybıdır bu. Bu açıdan ustaları okumak yazarın okuludur. Şimdi ben, Dostoyevski'nin Karamazof Kardeşler'ini, Raskolnikof'unu okuyup, onları arkadaşedindikten sonra, ellerinin üzerine iğne soksam kıpkırmızı bir kan çıkar. Ama birtakım sentetik yazarlar var ki, neresine iğne batırsanız su çıkıyor. İnsan eskizini almış ama yaşatamamış. Edebiyat yaşananlardan yola çıkılarak yazılan ama yeniden yaşatan bir yaratıdır. Beni okurken ona yapıştıysanız, ben sizi yaşatıyorum demektir. Tabii burada ben çok usta işi bir öyküden söz ediyorum. Bunu ben ne kadar başardım bilmiyorum ama ustalarda gördüm bunu. Galiba son iki kitabımla bunu biraz becerdim gibi geliyor bana.

Cam Kırıkları ile bu yıl Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü aldınız. Ödüller üzerine düşünceleriniz?

Ödüller bir yazar için sevindirici bir şey tabii. Biraz daha ilgi odağı oluyor o kitap. İnsan ödül kazanmak için kitap yazmıyor, o sonradan verilen bir şey. Türkiye'deki ödül çokluğu aslında ürpertiyor insanı. Daha önce 1975'te Yaralısın'a Orhan Kemal Ödülü'nü, 1997'de Sular Ne Güzelse'ye Sait Faik Ödülü'nü verdiler. Bir de hiç beklemiyordum, Sedat Simavi Ödülü'nü verdiler son kitabıma. Sevindim tabii. Ödül, ödül verilenle, gerçekten iyi bir buluşma sağlıyorsa önem kazanıyor. Nobel ödüllerinde de gördüğümüz gibi öylesine politik ve olmadık insanlara veriliyor ki, yazarı hiç etkilemiyor. Kitap satışını bile etkilemiyor. Bir Marquez aldığı zaman ödülü gerçekten büyük bir yazar olduğu için alıyor ama öyle isimler var ki niçin ödül verildiğini hiç anlayamıyorsunuz. Kitaplarını çevirip yayınlıyoruz Nobel aldı diye, onun kaç gömlek üstünde yazarlarımızın olduğunu görüyoruz.

(İhsan Yılmaz'ın Ocak 2002'de yayınlanan Hürriyet Gösteri dergisine yaptığı söyleşiden alınmıştır.)

 

anasasyfaya dön

anasiteye dön

 


Saat ve Tarih: 04:15 , 12/10/2006
Yorum Yaz

<- geri | ileri ->