BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti




AlsahBlog

Tanıtım

AlsahBlog


Baglantılarım

» Ana Sayfa
» Profil
» Arşiv
» Arkadaşlarım

YAĞMA SOFRASI

YAĞMA SOFRASI

TEVFİK FİKRET
______________________________________________

SAİT MADEN'İN TEVFİK FİKRET'İ
______________________________________________

Tevfik Fikret'in sağlığında yönetimi ele geçirenler, ülkeyi yemekteydiler. Bunu gören Tevfik Fikret, "Han-ı Yağma" (Yağma Sofrası) adlı ünlü şiirini yazarak onları yerdi.

Bugün, yönetimi ele geçirenler ise, ülkeyi hem yiyorlar, hem satıyorlar, hem de bölmeye çalışarak iç savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar; çok daha açması bir durumdayız.

Değerli sanatçı Sait Maden, Tevfik Fikret'in (Yağma Sofrası) şiirini bugüne uyarlamış.

Tevfik Fikret'in, Sait Maden'ce bugüne uyarlanan şiirini aşağıya alıyoruz:

YAĞMA SOFRASI

(Hân-ı yağma)

Bu memleket, efendiler, satılmak üzre tam hazır;

Huzurunuzda titreyen şu milletin sapır sapır,

Şu ıstıraplı milletin -ki ölmede ağır ağır-

Bütün hayatıdır, satın çekinmeden şakır şakır.



Satın efendiler satın, bütün bu memleket sizin,

Haraç mezat satın hemen, gerekmiyor izin mizin.



Evet bütün sizin ne varsa ortalıkta, vay ki vay:

Hasep, nesep, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray,

Bütün sizin efendiler, bu gök, deniz, bu yıldız, ay,

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay.



Bu milletin malı deniz, yemezseniz domuzsunuz

Kalın bir ense, şiş göbek, ne muhteşem olursunuz!



Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar,

Tıkınmanın övüncü var, iç etmenin kıvancı var;

Bu memleket, bu sofra hep sizinle etti iftihar;

Sizin bütün tekel mekel, sizin bütün dolar molar.



Satın efendiler satın, vatan ilel-ebet sizin

Apar topar satın hemen, gerekmiyor izin mizin.



Verir zavallı memleket, verir bütün hayâlini,

Vücûdunu, hayâtını, ümidini, ayalini,

Zeminini, semâsını, cenubunu, şimalini;

Hemen satın, düşünmeyin haramını, helâlini.



Bu milletin malı deniz, yemezseniz domuzsunuz

Kalın bir ense, şiş göbek, ne muhteşem olursunuz!



Bu hortumun gelir sonu, kapıştırın gider ayak,

Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak,

Bugün söğüşlemek kolay, hazır bütün köşe bucak,

Alıp satın, çalıp satın avuç avuç, bucak bucak!



Satın efendiler satın, bütün bu memleket sizin,

Haraç mezat satın hemen, gerekmiyor izin mizin!

TEVFİK FİKRET

Bugüne uyarlayan:
SAİT MADEN
Yiyin, Efendiler Yiyin!
Yazar kenan cebi
Perşembe, 15 Eylül 2005
Av. Kenan Çebi



Geçmiş ile gelecek arasında sanki kutsal bir bağ var! Yıllar, hatta yüzyıllar önce söylenmiş bir söz, yazılmış bir şiir sanki bugünü anlatır... Ortaokul, Lise çağlarımızda İstanbul gazeteleri hafta da iki gün gemi ile gelirdi. Birinde 3 günlük diğerinde ise 4 günlük gazeteleri almak için gazetecinin kapısında bekleşirdik. Yine bir gün acele ile çarşıya gideceğiz, bir arkadaşımızın babaannesi bize “çocuklar ne acele ediyorsunuz, istediğiniz gazete ise ben size istediğiniz kadar vereyim!” demişti de çok gülmüştük... Zaman zaman bu olayı hatırlarım... Gerçekten bazen isimleri ve de yeri değiştirin olayların akışı hemen hemen aynı! Boşuna mı demişler “Tarih tekerrürden ibaret!”
Geçen hafta Türkiye Barolar Birliği’nin Adli Yıl Açılış törenleri için Ankara da iken kitapçıya gittim. Bizim ‘Sakallı Celal’in yazarı Orhan Karaveli’nin ‘Tevfik Fikret ve Haluk Gerçeği’ isimli kitabını aldım ve bu hafta sonu onu okudum. Üstad Karaveli her zaman olduğu gibi yine harikalar yaratmış! Tevfik Fikret’i tüm yönleri ile ve de günümüz Türkçe’sine çevrilerek sadeleştirilmiş şiirleriyle bize yeniden tanıtmış! Zevk ile okudum, sizde okuyun derim... Özellikle Mehmet Akif ve Tevfik Fikret atışmasını duru Türkçe ile bir kez daha okuyup düşünmek de fayda var! Sanki bugünlerdeki bazı davranışları orada bulmak mümkün...



Ediplerimiz hele gayetle bayağı mahlukat,
Halkı aydınlatacak öyle mi bunlar; heyhat
Kimi garbın yalnız fuhşuna gönüllü simsar;
Kimi İran malı der, köhne alır hurda satar.
Eski divanlarımız(şiir kitapları) dopdolu oğlanla şarap
Biradan,fahişeden başka nedir şir-i şebap(gençlik şiirleri)
Serseri...hiçbirinin mesleği yok, meşrebi yok.
Filozof hepsi, fakat birçoğunun mektebi yok
Şimdi Allah’a söver, sonra biraz bol para ver,
Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder!?! (1)




Bunlar Mehmet Akif’in ‘Süleymaniye Kürsüsünde’ başlıklı şiirinden Tevfik Fikret için yazdıklarından sadece bir bölüm... Ya Tevfik Fikret’in Mehmet Akif’e yazdıkları?! Tarih-i Kadime Zeyl (Eski Çağlar Tarihine Ek) başlıklı şiirinde şöyle diyor Tevfik Fikret:



Bana anlatma o güzel dini
Bilirim ben de senin bildiğini
...............................................
Anladım çünkü hakikat başka,
Başka yoldan varılırmış hakka
Saydığın harikalar,mucizeler
Birer zeka büyüsüdür ki insan
Sürekli açıyor sırlarını;
Mucize gösterenler unutmuş yarını
Aldatan ve aldanan o İsa, Musa
Köhne bir tılsımlı yalandır asa,
İnsanın böyle sapmaları var;
Putunu kendi yapar, kendi tapar
....................................................
Peygamberlere göstermem ilgi
Bir örümcek götürür Hakka beni... (2)




Tevfik Fikret aydınlanmanın şairidir. Birçokları ‘Dili ağır Osmanlıcadır, anlaşılamaz’ deyip unutturmaya çalışırlar, Tevfik Fikret’i. Atatürk’ün belki de en çok önemsediği üç şairden biridir. (Namık Kemal, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp) Neden unutturulmak istendiğine gelince; aşağıdaki satırlar bunun cevabı olsa gerek!..

Verir zavallı memleket, verir ne varsa: malını,
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini,
Olanca rahatını, gönlünün tüm sevincini,
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini...


Yiyin efendiler yiyin; bu iştah sofrası sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin! (3)



(1,2,3) Orhan Karaveli, Tevfik Fikret ve Haluk Gerçeği, Pergamon Yayanları

şiirler Orhan Karaveli tarafından sadeleştirilmiştir

 

 

Eleştirilerime küfürlerle karşılık veren Öztürk adındaki bu vahiyci, söz konusu yanıtında, az-çok kültürlü her insanın bilmesi gereken şeylerden de habersiz olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Mehmet Akif gibi şeriat uğruna Kendi milletini fedaya hazır bir kimseyi: "Anadolu hümanizminin güçlü temsilcilerinden biri" olarak göstermesi ve onun: "Şimdi Allah'a söver, sonra biraz bol para der. Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder" şeklindeki satırlarını bana doğrultması, bunun kanıtlarından biridir. Şu bakımdan ki, Mehmet Akif bu satırları Tevfik Fikret aleyhine yazmış ve yazmasının sebebi de Tevfik Fikret'in Robert Kollej'de edebiyat öğretmenliği yapması ve bir de ona "Molla sırat" lakabını takmasıdır. Kuşkusuz ki Tevfik Fikret ona bu adı takmakta çok haklıydı. Çünkü Mehmet Akif, Türkseverliğiyle değil, Arap severliğiyle, Türkün çıkarlarına bağlılığıyla değil (Türk çıkarlarının aleyhine de olsa) şeriat çıkarlarına bağlılığıyla, ve öte yandan "Şeriat ve Arap" uğruna her şeyi, her değeri feda ederliğiyle tanınmış bir kimseydi. Arap-Türk ilişkilerinin yüzlerce yıl geriye giden olumsuz bilançosundan ve Arab'ın Türk'e karşı ihanet ve cinayet niteliğindeki oyunlarından haberli olmasına rağmen: "Türk hümanizminin güçlü temsilcisi" olmak şöyle dursun fakat Arap/Türk ayniyetine inanmıştı. Böyle olduğu içindir ki Tevfik Fikret gibi Türkseverlik, dürüstlük, fazilet ve idealizm örneği bir kimse onu "Molla sırat" diye çağırırdı. Ve işte Tevfik Fikret'in bu çağrısına çok kızdığı içindir ki Mehmet Akif onu "Bol para ver" diyen ya da "Zangoçluk" eden bir kimse gibi gösterip çatardı. Oysa Tevfik Fikret, hayatı boyunca ne "Bol para ver" demiş ve ne de "zangoçluk" etmiştir. Robert Kollej'de Türk edebiyatı öğretmenliği yapmıştır ve ama bu okulun öğretim programı arasında Türk aleyhtarlığı ve Türk düşmanlığı yer almamıştır. Ama buna karşılık Mehmet Akif, Kuran'ı Türkçe'ye çevirmemek ve Atatürk devrimlerini protesto etmek amacıyla Türkiye'yi terk ederek Mısır'a göç etmiş, orada Mısır paşalarının kâşanelerinde yıllarını geçiriş ve Raşit Rıza ve benzerleri gibi Türk düşmanı Arap yazarlarıyla yarenlik etmiştir. Ve işte vahiycimiz, böyle bir kimseyi başına taç etmeyi, ve onun şiirleriyle bana saldırmayı kendisi için mutluluk sebebi bilmiştir.

Öner Yağcı
Tevfik Fikret

“Tevfik Fikret'in Tarih-i Kadim'i yok mu, işte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır..."

Mustafa Kemal Atatürk


Toprağımızın aydınlanma, özgürleşme, insan olma, çağdaş olma destanının onurlarından, ustalarındandır Tevfik Fikret.

Anadolu insanının aydınlanmasına, özgürleşmesine, umudunu sürdürmesine, bağnazlığı aşıp hoşgörüyle, sevgiyle buluşmasına katkılarıyla, öncülükleriyle unutamadığımız ölümsüz bilge Nasrettin Hoca'nın; "örse çekiç vuran biziz" diyen Yunus Emre'nin; "Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır" diyen Köroğlu'nun; "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal'ın; "ferman padişahın dağlar bizimdir" diyen Dadaloğlu'nun; kısacası, halkın vicdanı, sesi, çığlığı, başkaldırısı olan tüm halk ozanlarının mirasçısı olan Fikret, düşünceleri, eylemleri, şiirleri, mücadeleci yaşamıyla bu mirası yaşadığı döneme ve sonrasına taşımayı ustalıkla başarmıştır.

Fikret'in, yaşadığı dönem Osmanlı'sındaki düşünceleri, eylemleri, şiirleri, aydın davranışıyla; Kurtuluş Savaşımızın, bağımsızlığımızın, Cumhuriyetimizin mimarı, önderi Mustafa Kemal'in hazırlayıcısı olduğunu söylersek yanlış bir düşünce öne sürmüş olmayız. Fikret; Cumhuriyet'in demokratikleştirilmesi, çağdaşlaştırılması, insanının özgürleşmesi, aydınlanması kavgasının, "memleketimden insan manzaraları"nın büyük ozanı Nâzım Hikmet'in; "gözyaşını gülmeceye çevirerek" ömrünü bu demokratikleşme, özgürleşme, aydınlanma savaşıma adayan çağımızın Nasrettin Hocası Aziz Nesin'in; habercisi, öncülüdür demek de yanlış olmayacaktır. Toprağımızın bu simge adlarını söylemek, Cumhuriyet dönemindeki tüm aydınlık, özgürlük arayışının, "Köy Enstitüleri" aydınlığının, "40 Kuşağı" aydınlığının, "68 patlaması"nın Fikret'e bağlandığını da belirlemek anlamına gelmektedir.

Kısacası Fikret, toprağımızda yüzyıllardan beri süren bir kavganın bayrağını Osmanlı'nın yıkılış döneminde devralıp onurla taşıyan ve kendisinden sonraki tüm kavga insanlarına, özellikle Cumhuriyet aydınlarına aktarmayı başaran bir büyük öncü aydındır.

Etkisi, gücü, sevdasıyla bir destan kahramanıdır da diyebiliriz Tevfik Fikret'e.

Aydınlanmamızın büyük öncüsü, düşün ve mücadele insanı, bu büyük şairi anlayabilmenin yolu, onu, düşüncelerini, şiirini ve eylemini var eden toplumsal yapının koşullarıyla birlikte yaşamının ve sanatının irdelenmesinden geçtiği için, yaşadığı 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Osmanlı toplumuna kısaca da olsa bir göz atmamız gerekiyor.

19. yüzyıl Osmanlı toplumu, yağma ve ganimet ekonomisinin çökmesi, vergi gelirlerinin azalması, Batı’nın gelişmesinin, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin arkasında kalmasıyla sarsılıyordu.

18. yüzyılın ortalarında başlayan "kapitülasyonlar"dan yararlanarak ülke ekonomisini ele geçiren yabancı burjuvazi ile onlarla işbirliği yapan yerli gayrimüslim ticaret burjuvazisi ve yeni doğmaya başlayan İslam Türk burjuvazisinin ekonomi politikaları bu sarsıntının yıkıma doğru sürmesine yol açıyordu.

Ülkenin doğal kaynaklarına el koyan, haciz eden, bunları işleten, ülkenin ekonomisini ve maliyesini denetleyen bir uluslararası şirket olan ve Osmanlı’nın tüm borçlarının birleştirerek sermayesinin temelleri oluşturulan, devleti ezmek için kurulan bir kumpas olan mali korporasyon, "Düyun-ı Umumiye" yani devlet borçları; demiryollarını, limanları, madenleri, telefonu, bankacılığı, birçok malın ticaretini, bazı tarım işletmelerini ele geçirmişti.

Ülkenin geleceğini "Düyun-ı Umumiye" belirliyordu. Osmanlı, emperyalist devletlerin açık pazarı, hammadde üreticisi haline gelmişti. Kısacası, 19. yüzyılın sonlarında ülke soyulmuş, borçlandırılmış, çürütülmüştü ve "Batılılaşma" pahalı satın alınmıştı. Toplum her bakımdan çöküyordu, çaresizdi, yakınıyordu, kurtuluş umudu arıyordu.

İşte, Tevfik Fikret bu arayışın doğurduğu bir umuttur; sömürülen, baskı altında bulunan, yoksul, cehalet, gerilik içindeki bir ülkenin düşünen ve yargılayan; kimi zaman karamsar, kimi zaman umutlu, coşkulu, zaman zaman küskün, ama her zaman başkaldırıcı insanı, aydını, şairidir.

Fikret, "karanlıkların şiiri" denilebilecek, "baskı yönetiminin yaman yergisi, o hiçbir ışık süzülmeyen karanlık geriliğin öfkeyle yerden yere çalınışı" olarak tanımlanan; "Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı muannid" (Sarmış yine ufuklarını bir inatçı sis) dizeleriyle başlayan, 3 Mart 1902'de yazdığı, "Tanin"in ilk sayısında 1908'de yayımlanan ünlü "Sis" şiirinde divan edebiyatı şairlerince yüzyıllardır övülen, "ey zulümler alanı" dediği İstanbul'u yerden yere vurdu.

Baskının, adaletsizliğin, eşitsizliğin, zorbalığın, yoksunluğun şehri İstanbul ona göre, "faciayı süsleyen şatafatlı sahne"; "şatafatın gösterişin beşiği, mezarı"; "Doğu’nun eski, çekici kraliçesi"; "göğsünde kanlı sevgileri tiksinmeden besleyip büyüten"; "köhne Bizans"tı, "koca bunak büyücü"ydü. "Dökülen tüm gözyaşlarına karşı duygusuz", "bin kocadan arta kalan bakire dul", bir "dünya orospusu"ydu. "Katil kuleleri, zindanlı sarayları, kibirli sütunları, şanlı dua yapıları, doğruluğun sözlerini taşıyan minareleri, çatısı çökük medreseleri" ile İstanbul, "yükselme kapısına çıkan yol, ayak öpme"ydi, "silahlanmış korku"ydu, "mahkemelerden sürekli sürülen hak"tı, "vicdanlara kadar uzanan meraklı kulak"tı, "tiksinilen, aşağılanan ulusal çabalar"dı, "kılıç ve kalem"di, "iki siyasal mahkûm"du. Kısacası Fikret'in lanetler yağdırdığı bir "payitaht"tı ve bu şiir onun şiir anlayışının, şiir-yaşam, şiir-düşünce bileşkesinin tipik bir örneğiydi.

Fikret'in düşünce dünyasının izleri, kendi tarihsellikleri içinde bazı şiirlerine bakılınca apaçık görülür.

Özellikle 28 Nisan 1905'te yazdığı destansı şiir "Târih-i Kadîm"(Eski Çağ Tarihi) Fikret'in yaşam anlayışını, felsefesini apaçık ortaya koyan bir bildirgedir sanki.

1908'de Selanik'te devrim hazırlıkları hızlanmıştı ve Tevfik Fikret, İttihat ve Terakki yönetiminin isteği üzerine "Millet Şarkısı"nı yazdı. Bu şiirinde toplumsal çöküntünün, hastalığın birlikte, "kardeşlikle" çözülmesini istedi ve "Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol;/Ey hak yaşa, ey sevgili millet, yaşa... Var ol!" dedi. Ünlü, "Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa/hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;/Göz yumma, güneşten ne kadar ışığı kararsa/sönmez sonsuza dek, her gecenin gündüzü vardır." dörtlüğünün de yer aldığı bu şiirin ona özgü bir başkaldırı çığlığı içermemesi olmazdı:

"Yeter olsun, artık bu devlete de, yasalara da;/Artık yeter olsun bu alçak zulüm ve cehalet..."

İki gün sonra gerçekleşecek Meşrutiyet devriminin habercisi olan bu şiir elden ele dolaştı ve Yeni Anayasa ile sis dağılmaya başladı. Fikret, Meşrutiyetten sonra, "Hayır, hayır, sana dönük değil bu lanetler" dizeleriyle başlayan "Rücu"(Geri Alış)'yu yazdı ve İstanbul'a savurduğu lanetleri geri aldı, milletin hayatını acıya boğan, aşağılayan, çamurlayan tüm pisliklerin bir çevreye ait olduğunu söyledi. "Açıldı gözlerimiz pırıl pırıl bir sabaha" diyerek, devrimi gerçekleştiren "yüce ve şerefli yenilikçiler"i, "açık alınlar"ı, "temiz vicdanlar"ı, "yiğit, aslan yürekli insanlar"ı uyarmayı da ihmal etmedi:

"Doğru at adımlarını;/Düşün; bugünkü adımlar hazırlıyor yarını!"

Bir devrimci birikimin sonucu olan İkinci Meşrutiyet eyleminden sonra Fikret "Tanin"de yazmaya başladı, bir süre sonra ayrıldı. Kendisine Maarif Vekilliği önerilse de reddetti, 1909 başında Galatasaray Sultanisi müdürlüğüne getirildi, ayrılıp yeniden döndü, ertesi yıl tümüyle ayrıldı. 13 Nisan 1909'daki 31 Mart gerici kalkışmasına karşı durdu. Fikret'in, ayaklananların sultaniyi yıkacakları haberini alınca "Sultani'yi yıkmak için önce beni yıkmak lazımdır," diyerek okulun önünde ayakta dikilmesi, bir söylentiye göre kendisini okulun demir kapısına zincirlemesi de onun devrimci kimliğine uygun bir davranıştır.

Bir süre sonra İttihat ve Terakki'nin ipliği pazara çıkmaya başladı. Yönetim, gerilemenin, kargaşanın, çöküşün asıl nedenlerinin ekonomik ve mali çöküntü olduğunu göremeyip yüzeysel önlemleri yeterli görmekteydi. Halkı "Düyun-ı Umumiye"den, kölelikten, kurtarmak, tarım reformuyla köylüyü kalkındırıp ağaların zorbalığından kurtarmak gibi devrimci hareketlere girişmemekte, saltanatı, ağalığı ortadan kaldırmak gibi devrimci değişikliklere gitmemekteydi. Yerli- yabancı sermayenin sömürüsü altında olan işçiler, küçük esnaf, zor koşullar altındaydı. Hasan Fehmi ve Ahmet Samim gibi iki gazeteci öldürüldü ve özgürlük âşığı Fikret yönetimle kavgaya başlayıp yine "Aşiyan"a çekildi.

Onun bu dönemde yazdığı hemen her şiiri, İttihat ve Terakki yönetimine karşı bir tavır, bir başkaldırı, bir eleştiriydi; bir özgürlük ve eşitlik arayışı çığlığıydı.

"Bir uğursuz dönem yine çiğnendi yeminler;/Çiğnendi yazık ulusun yüksek umudu,/ Kaanun diye topraklara sürtüldü alınlar;/Kaanun, kaanun diye kaanun tepelendi.../Boşuna çığlıklar yine, boşuna bu inilti!" dizeleriyle başlayan ve "Millet yaşamaz, hakka özlemle solurken,/Sussun diye vicdanına yumruklar inerse;/Millet yaşamaz, yüce meclisi aşağılanırken,/Aldatıp korkutmayla titrer ve sinerse;/Millet yaşamaz, onun toplumu boğulurken!" dizeleriyle süren; "Düşsün sana, zorbalığa, kapılıp eğilen baş, / Kopsun, seni bir hak diye alkışlayan eller!" dizeleriyle biten "Doksan Beşe Doğru" (1912) bu şiirlerin ünlülerindendi.

Bu şiirden iki gün sonra yazılan ve "umut" çağrısıyla biten "Rubabın Cevabı" (Sazın Cevabı); "Yazık!.. Hep yanılgı mı bu ulusun yazgısı?" dizesiyle başlayan "Revzen-i Mahlu" (Tahttan İndirilmişin Penceresi); uygarlığın, felsefenin, sanatın ne gereği var diyenlere bir şamar gibi patlayan ve ilkelliğin, haydutluğun, bilgisizliğin alçalışın, yoksulluğun ne gereği var, diye haykırarak "kulluğun ne gereği?" diye soran "Gerçek her Zaman Gerçektir"; "ünlü "Yiyin efendiler yiyin" dizelerinin de yer aldığı "Han-ı Yağma" (Yağma Sofrası); "Tarih-i Kadim"i eleştiren Mehmet Akif Ersoy'a karşılık olarak yazdığı "Tarih-i Kadim'e Zeyl" (Ek); Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle yazdığı, dinin savaşa edilmesine, savaşa karşı uyarılarla dolu "Kutsal Sancak Önünde"; Savaş karşıtlığıyla dolu "Harb-ı Mukaddes" (Kutsal Savaş) Fikret'in bu döneminin ürünleri oldu.

Döneminin yalnız adamı ve usanmaz devrimcisi olan Fikret'in devrimciliğinin özünün bir yanı Osmanlı toplumunun adaletsiz ve baskıcı yapısında, yönetiminde, bunalımında, bunalıma çare arayışlarında, yenileşme çabalarında, yıkılışında ise öteki yanı da kendi iç yapısında, kendi yaşantısında, kişiliğindedir.

Toplumsal durumla kişiliğin bütünleşmesinin, yani çelişkilerin birikiminin ürünüdür Fikret.

Halk gibidir o da, ağlar halkla birlikte.

Kimi zaman, "... Evet, sabah olacaktır, sabah olur / geceler sürmez kıyamete kadar..." dizelerine yer veren "Sabah Olursa" şiirinde de görüldüğü gibi umutla dolu olurken, kimi zaman da amansız bir karamsarlığın ve umutsuzluğun egemenliğine girmiş olduğu görülür. Fikret'in.

Ceyhun Atuf Kansu , O, "Karabaskı yönetiminin özgür çocuğudur," diyor.

Düşünsel olarak edebiyattan ümmet uygarlığını söküp atan ve laik bir toplumun özlemini haykıran, saltanata, hilafete karşı olan Fikret'in önemli özelliklerinden biri de "gençlik" kavramı ilk kez bilinçli olarak edebiyata katmasıdır. "...Yarınlar senin; senin bu devrim bu yenilik/Her şey senin değil mi zaten, sen ey gençlik..." dizelerinin yer aldığı "Ferda"(Yarın) şiiri bu düşünüşün en somut, en anlamlı örneğidir. "Halûk'un Vedaı", "Halûk'un Bayramı", "Sabah Olursa", "Millet Şarkısı", "Promete" gibi şiirleri, gençliğe seslenen, gençliğe güvenen şiirlerdir ve Mustafa Kemal Atatürk'ün "Bursa Nutku", "Gençliğe Hitabe"si gibi yarının sahiplerine görevlerini anımsatan bildirilerdir sanki.

Tarihe devrimci, diyalektik bir bakış açısı; ileri bir özgürlük anlayışı, kulluğa karşı kardeşlik, donmuş düşünceler yerine aklın ışığı, bilimsel düşünüş, dinsel bir dünya yerine insancı bir dünya anlayışı, ütopik sosyalizm, materyalizm düşünüşleri de Fikret''in şiirlerinde görülen düşün dünyasının temellerindendir.

Fikret'in düşünce ve inanç dünyası da laiklik temeli üzerinde yükseliyordu. "...Yeter artık bu pislik, yeter bu karanlık/Bu topraklar da adam olmalı, adam/Alınlardan akıl fışkırmalı, alınlardan aydınlık/Örümcekli kafa kalmamalı, işkence bitmeli, hak yerini bulmalı/Ne kadar çok gülerse halkın yüzü/O kadar çok açar insanlığın gülü..." dizelerinin yer aldığı "Bir Güfte" adlı şiirindeki kararlılık, coşku, bu düşüncesinin örneklerindendir.

Fikret, eşit yurttaşlardan, milliyetlerden oluşan bir toplum özlüyordu. Milletler arasına kin sokan milliyetçiliklere, Türkçülük akımlarına, ırkçılıklara; insanlar arasına ayrılıklar sokan din farklılıklarına karşı çıkıyor, bunun için de ırkçı ve dinci bağnazlarca milliyetsizlik ve vatansızlıkla, dinsizlikle, din düşmanlığıyla suçlanıyordu.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Tevfik Fikret'le ilgili düşünceleri ve ondan etkilenişiyle ilgili olarak şunlar söylenebilir (Kaynak: Mustafa Baydar, "Anılarda Fikret ve Atatürk", "Varlık", 15 Aralık 1967, sayı 708; aktaran Mehmet Bayrak, "Tevfik Fikret ve Devrim", s.88-97):

Tevfik Fikret'in ölümünden üç yıl sonra Mustafa Kemal, Aşiyan'a çıkarken manej hocası Emin Bey'e, "Ben inkılâp ruhunu ondan aldım. Ziyaret edeceğim yerlerin başında elbette ki Aşiyan gelir," der. Aşiyan'a çıkılır ve bu önemli ziyaret şu cümleyle noktalanır:

"Tavaf-ı tahatturunda bulunmakla mübahi perestişkâran-ı Fikret. (Anma ziyaretinde bulunmakla övünerek, Fikret'e tapanlar.) 19 Ağustos 1918, Pazartesi, Mustafa Kemal, Süleyman Nazif, Faik Ali (imzalar)."...

Mustafa Kemal bir vapur gezisinde gençlere Fikret'e olan hayranlığını anlatır:

"Onu biz mektep sıralarında okurduk. Ondaki heybet,, ondaki vakur ahenk hiçbir şairimizde yok." Sonra da "en sevdiğim şiiridir," diyerek "Ferda"yı okur...

Çankaya'da konunun edebiyat olduğu bir sofrada bulunanlardan biri Fikret'in iyi şair olmadığını söyler. Atatürk, "Efendim, efendim, anlamadım, ne dediniz? Fikret büyük bir şair değil miydi? 'Milyonla barındırdığın ecdad arasından/Kaç nasiye vardır çıkacak pak ü dırahşan.' O, karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğru götürmeye çalışan Fikret bu feryadı koparırken sizler nerelerdeydiniz? Niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? Ben Fikret'e yetişemedim, onun sohbetinden istifade edemedim. Kendimi bedbaht sayarım. Fakat onun bütün eserlerini okudum, birçoğu da ezberimdedir. O hem büyük şair, hem de büyük insandır. Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım."

Yine bir Çankaya sofrasında Fikret üzerine konuşulur. Atatürk birdenbire gürler:

"Siz Fikret'i konuşacak adamlar değilsiniz. O kimdir biliyor musunuz? Onu iyi tanıyanlar benim bugün ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir."...

Elazığ Halkevinin salonunda Fikret'in şiirleri ardı ardına okunur. Atatürk, "Başka hangi şair böyle güzel ve inkılâpçı şiirler yazmıştır?" der ve çevresindekilere "Fikret'in inkılâpçı bir şair olduğunu, zamanının haksızlığı ve geriliği ile mücadele ettiğini" söyler...

Gençlere, "Biz bu memleketi, muasır medeniyet seviyesine çıkarmak gayesiyle onu bütün geriliklerden kurtarmak için çırpınıyoruz. Gençler! Sorarım size, bu milletin ve memleketin şan ve şerefle medeni dünya milletleri arasında yaşayabilmesi için lazım gelen her şeyi yazan düşünen ve hayatını bu uğurda feda eden kimdir?" diye soran Atatürk'e gençler, "Hâmit", "Namık Kemal", "Ziya Gökalp" diye karşılık verirler. Atatürk, "Hayır, bilemediniz," der ve ekler:

"Fikret be çocuklar. Fikret be çocuklar. Fikret be çocuklar..." Sonra da sırasıyla "Ferda"yı ve "Sis"i ezbere okuyup bu şiirlerin tahlillerini yapar...

Fikret'in öğrencisi olmuş birine Atatürk, "Tevfik Fikret'in Tarih-i Kadim'i yok mu, işte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır," der.

Atatürk'ün böylesine sevdiği Fikret'e bağlılığı birçok düşüncesinde, sözünde de ortaya çıkar. Fikret'in "Zafer, biraz da hasar ister", dizesi, Atatürk'ün "Bağımsızlık kanla canla kazanılır," sözünün esin kaynağı değil midir? Fikret'in birçok şiirindeki barışçı düşünüşü Atatürk'ün "Yurtta barış, cihanda barış" sözünde yoğunlaşmış olarak görürüz. Fikret'in "Haktadır, kaktır en büyük kuvvet" dizesiyle Atatürk'ün "Hak, gücün kat kat üstündedir." Sözü; Fikret'in, "Uğraş didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır/Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır" dizeleriyle Atatürk'ün, "Hayatta tek bir şeye ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak" sözü aynı temelde yükselir.

Enver Ziya Karal, "Atatürk ve Devrim" adlı yapıtında Atatürk'ün kendisi üzerinde en çok etki yapmış olan kişinin Tevfik Fikret olduğunu söylediğini" anlatıyor.

Tevfik Fikret'i sevmeyenler, onu düşman belleyenler; onun insancıl düşüncelerine karşı olan, ırkçı ve dinci bağnazlardır; aydınlığın, özgürlüğün, ilerlemenin, laikliğin düşmanı olanlardır.

Tevfik Fikret'i sevmek, insanı, insancıllığı sevmek; özgürlükten, aydınlıktan, laiklikten yana olmaktır.

Şükran sana Tevfik Fikret...

www.ileri2000.org



Saat ve Tarih: 02:02 , 12/10/2006 Bulundugu yer: Siir
Yorum Yaz

<- geri | ileri ->