BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


Alsah Blokları - E

• 12/7/2007 - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Başbakan Tarikatlarla AB Arasına Sıkışmıştır”

 

-''REST AB'YE DEĞİL, TBMM'YE ÇEKİLMİŞTİR''-

 

CHP Genel Başkanı Baykal, en kritik zamanda, İlerleme Raporu'nun açıklanmasına 20 gün kala içeriği boş bir gerilimin şekillendiğini, Başbakan'ın ''Türkiye AB'ye mecbur değildir'' diyerek rest çektiğini belirterek şunları söyledi:

 

''Bu, Sayın Başbakan'ın içinde bulunduğu sıkıntıyı yansıtan bir söylemdir. Türkiye-AB ilişkilerinde böyle bir değerlendirme yapmayı gerekli kılacak bir tablo yoktur. Geride bıraktığımız dönemlerde alınmış olan kararlar, Türkiye'nin gösterdiği esneklikler dikkate alındığı zaman, bu noktada TBMM'de kabul edilmiş olan Ceza Kanunu'nun yürürlük ve yürütme maddelerini de sonuçlandırın talebi karşısında rest çekilmesinin hiçbir haklı temeli ve nedeni yoktur. İki maddenin içeriğinde Türkiye-AB ilişkilerini etkileyecek birşey mi var? Onun dışındaki maddeleri TBMM kabul etti, benimsedi zaten. Bu anlamda Sayın Başbakan'ın çektiği rest, AB'ye değil, TBMM'ye çekilmiş bir resttir. TBMM o kanunları kabul etmiştir. Sonuçlandırma iradesi AKP yönetimince bize ifade edilmiştir. Yani Ceza Kanunu'nun çıkması konusundaki talebin Türkiye'nin bağımsızlığına yönelik bir tehdit olduğunu mu  söylüyor Sayın Başbakan?  Başbakan, yanlış zamanda, yanlış bir konuda, yanlış bir üslubun içine girmiştir.''

 

TCK'yi erteleme ve geciktirmenin Türkiye'nin AB'ye karşı elini ve pazarlık gücünü zayıflatacağını, bunun Türkiye'nin yararına olmadığını açıklayan Baykal, ertelemenin Türkiye-AB ilişkileri konusunda olumsuzluklara davet çıkarma anlamına geleceğini ifade etti. 

 

-''CHP'NİN SESİNE KULAK VERSİN...''-

 

CHP Genel Başkanı Baykal uydudan ulusal, bölgesel ve yerel televizyon kanallarıyla haber ajanslarına da iletilen basın toplantısında, temel sorunların ele alındığı her konuda  CHP’nin sesine kulak verilmesini isteyerek şunları söyledi; ''Sayın Başbakan kendi çevresindeki çeşitli

 

örgütlü çevrelerin telkinlerine kendisini kaptırmaktan kurtulsun, CHP'nin sesine kulak versin.Öyle anlaşılıyor ki Sayın Başbakan tarikatlarla AB arasında sıkışmıştır. Siyasetçiler böylesıkışma durumlarında ülkenin geleceğini gözeterek doğru, cesaretli karar almak durumundadırlar. Sayın Başbakan bu sıkışmanın çok fazla etkisi altındadır. Buna kendisini gereğinden fazla kaptırmıştır. Ülkeyi yönetmek bu küçük baskıları aşmak demektir. Başbakan'ın bunu aşacak cesareti hızla göstermesine ihtiyaç vardır. Yoksa, Sayın Başbakan'ın parti içi konforu Türkiye'nin ulusal yararlarını tehdit edebilir. Derhal kendi etrafındaki dar çevrenin telkinlerini aşarak Türkiye'nin tarihi doğrultusunda ulusal yararlarını, dünyanın gidişatını görmesi ve onun gerektiği doğrultuda karar alması lazım.''

 

CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN 18 EYLÜL 2004 CUMARTESİ GÜNÜ SAAT 10.00’DA TCK TASARISI İLE İLGİLİ OLARAK YAPTIĞI BASIN TOPLANTISI METNİ...

 

SAAT 11.00’DE TOPLANACAK TBMM TATİLE SOKULMAMALIDIR.

 

Değerli arkadaşlarım, bugün önemli bir gün. Türkiye’nin önümüzdeki dönem açısından tarihi bir karar fırsatını değerlendirmesi gereken son gün. Bu açıdan bir büyük sorumluluk duygusu içinde, bu saatte bu toplantıyı yapma gereğini duyduk. Çünkü bugün saat 11:00’de TBMM tekrar toplanacak. TBMM’nin toplanacak olması bir büyük fırsat oluşturuyor. TBMM tatile sokulmamalıdır ve önümüzdeki TCK ile ilgili en son çalışmayı hızla tamamlayarak büyük tartışmalara yol açmış olan, önümüzdeki dönemde daha da büyük sıkıntılar yaratacağı anlaşılan bir yanlış durumu derhal düzeltmelidir.

 

Bu açıdan TBMM’nin tatile girmemesini ve son iki maddesi de ele alınarak TCK ile ilgili çalışmaların tamamlanmasını ve TCK’nın en kısa süre içinde tamamlanmasını önermek için bu toplantıyı rica ettim.

 

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi TCK ile ilgili uzun süredir sürdürülen çalışmalar en son aşamasında meclisin bir olağanüstü toplantısıyla noktalanmıştı ve TBMM TCK ile ilgili çalışmaları sonuçlandırmak için hızlı bir çalışma temposu içine sokulmuştu. CHP olarak bizde buna önemli katkı yaptık. Konunun büyük önemini çok iyi biliyoruz. Bu açıdan bu kanunun bir an önce çıkmasını sağlamak amacıyla etkin bir katkıyı gerçekleştirdik ve TCK son iki maddesi hariç tamamlandı. Fakat  Sayın Başbakan’ın ani bir kararıyla TCK’nın yürürlüğe girmesi engellendi.

 

KANUNUN ŞİMDİ, YA DA DAHA SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ ARASINDA FARK YOKTUR DEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

 

Tabi bu Ceza Kanununu bir an önce yürürlüğe koymak için Meclis olağanüstü toplantıya çağrılmıştı. Bu anlayış içinde parlamento tam bir uyum, uzlaşma ve işbirliği yaklaşımı sergileyerek TCK’nın hızla sonuçlandırılması için etkin bir çaba sergilemişti. Gelinen noktada maalesef Sayın Başbakanın aldığı kararla TBMM’nin bu emeği, bu çabası sonuçlandırılmamıştır.

 

Bu konuyu basit bir zamanla anlayışı ile ele almak, değerlendirmek çok yanıltıcı olur. Kanunun şimdi yada kısa bir süre sonra yürürlüğe girmesi arasında bir fark yoktur diye düşünmek kesinlikle mümkün değildir.

 

Gerçekten de konunun birden bire boyut değiştirdiğine, bir zamanlama konusu olarak düşünülen bu kararın Türkiye’nin AB ile ilişkilerini derinden etkilemeye başladığına tanık olduk. Dün tanık olduğumuz gibi Sayın Başbakan, AB ile restleşme noktasına geldi.

 

Bütün bunlar nereden kaynaklandı? Bütün bunlar hükümetin, TBMM’nin, ilgili kuruluşların, bütün toplumun katılımla, destekle sonuçlandırmayı istediği bir kanunun yürürlüğe sokulmak istenmesiyle ilgili bir görüş ayrılığından kaynaklandı. Bu konu birden bire Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde belirleyici bir konu haline dönüştü.

 

ANLAMSIZ BİR DAYATMA, DİRETME, BAŞBAKANIN KİŞİSEL MÜDAHALESİ KONUYU ÇOK İLERİ BOYUTLARA ÇEKMEYE BAŞLAMIŞTIR.

 

Bundan sonrası içinde bu konunun daha da ileri gerginlikle yol açmasından kaygı duyuyoruz ve bu sorunun mutlaka zamanında, zemininde çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Anlamsız bir dayatma, diretme, Başbakanın kişisel müdahalesi konuyu çok ileri boyutlara çekmeye başlamıştır. Bu çok tehlikeli bir gelişme ortaya koyuyor. Bunun bir an önce noktalanmasına Türkiye’nin yararı vardır.

 

YAPAY BİR BİÇİMDE ZİNA SORUNU ETRAFINDA, BİR BÜYÜK GERİLİM OLUŞTURULMAK İSTENMİŞTİR.

 

Değerli arkadaşlarım, ortadaki sorun nedir? Yani TCK ile ilgili tartışma nereden kaynaklanıyor? Bu tartışmayı birden bire Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde bir belirleyici konu haline nedir? Bütün bunları çok doğru bir şekilde değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Önce şu noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Ortada parlamentonun ciddi bir ihtilaf içinde olduğu sorun yoktur. Yani parlamentoda bugüne kadar hazırlanmış olan tasarı bugünkü şekliyle bir kabul görerek kabul aşamasına gelmiştir. Bununla ilgili ciddi bir sorun, ciddi bir sıkıntı yaşanmamıştır. Yapay bir biçimde zina sorunu etrafında bir büyük gerilim oluşturmak istenmiştir. Bu gerilimin ciddi bir temeli de, kimseye de yararı yoktur.

 

Bütün bunlar artık netleşmiştir. Gelinen noktada hükümetin yeni bir sağduyulu değerlendirme yapmasına ihtiyaç vardır. maalesef dün alınmış olan erteleme kararı hem Türkiye’de siyasi uzlaşma ortamını hem de Türkiye’nin AB ile ilişkilerini ciddi şekilde sarsmıştır. Bunun altında ne yatıyor? Niçin bu karar alındı? Yani kazanılmak istenen zaman TCK’da yeni önemli değişlikler yapılması için mi değerlendirilecek? Yoksa var olan tasarı bir süre sonra aynen mi kabul edilecek?

 

AKP’nin bazı sözcülerine kulak verirseniz, onlar, yapılmış olan mutabakatın aynen geçerli olduğunu ve bu tasarının hiçbir değişikliğe tabi tutulmadan önümüzdeki günlerde aynen yürürlüğe konulacağını ifade ediyorlar. Söz konusu olan Ceza Kanunun içeriği ile ilgili bir yeni arayış yaklaşımını yansıtmıyor. Var olan tasarının bir süre sonra gerçekleştirileceği bize ifade ediliyor.

 

TASARI BİR SÜRE SONRA YASALAŞTIRILACAKSA SORUYORUZ, NEDEN ŞİMDİ DEĞİL DE BİR SÜRE SONRA?

 

Var olan tasarı bir süre sonra gerçekleştirilecekse, yasalaştırılacaksa soruyoruz, niçin şimdi değil de bir süre sonra gerçekleştirilecek? Niçin şimdi kabul edilmiyor? Yarım saat ya da bir saat içinde TBMM’nin sonuçlandırabileceği iki maddeyi niçin şimdi çıkarmayı uygun görmüyoruz? Bu direnişin altında Ceza Kanunun konuşulmuş ve oluşturulmuş olan bugünkü içeriğini değiştirmeye yönelik bir yaklaşım mı var?

 

Bazı AKP yetkilileri böyle bir yaklaşımın söz konusu olmadığını, kesinlikle bugünkü şekliyle yasasının  bir süre sonra kabul edileceğini ifade ediyorlar. O zaman bu gecikmenin anlamı nedir?

 

Türkiye-AB ilişkileri açısından fevkalade önemli olan ilerleme raporunun  yayınlanmasından 20 gün önce aynen geçirileceği bize taahhüt edilen bir Ceza Kanunu Tasarısının yürürlüğe konulmamasının altında ne yatıyor olabilir.

 

AKP’nin, “bu kanun aynen böyle geçecek, bunun içine zina girmeyecek, diğer maddelerle ilgili bir ihtilaf söz konusu değil, onları uzlaşarak birlikte kabul ettik, bir mutabakatla oluşturduk, bu mutabakat aynen geçerli olmaya devam ediyor” deyişini ciddiye alacak olursak o zaman bu gecikmenin anlamı nedir? Niçin gecikme oluyor. Bu gecikmenin hangi haklı gerekçesi olabilir. Bu gecikme hiç kuşku yok, açıkça görülüyor ki, Türkiye-AB ilişkilerine olumsuz yansımalar getirecektir.

 

AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu temsilcisi ve bunun basın sözcüsü dün yaptığı açıklamalarla 6 Ekimden önce Ceza Kanununun gerçekleştirilmemesi halinde ilerleme raporuna bunun olumsuz yansıyacağını söylemişlerdir. İlerleme raporunun 17 Aralıkta alınacak karar açısından büyük önemi olduğunu çok iyi biliyoruz.

 

TÜRKİYE’NİN DURDUK YERDE, KENDİ KENDİSİNE BİR SORUN YARATMAYI TERCİH ETMESİNİN HANGİ HAKLI NEDENİ VARDIR?

 

Yani Türkiye’nin durduk yerden, kendi kendisine bir sorun yaratmayı tercih etmesinin hangi haklı nedeni vardır? bunu hiçbirimiz anlayabilmiş değiliz. Eğer gerçekten Ceza Kanunu değişmeyecek ise, bu gecikme tamamen anlamsız bir olaydır. Bunun hiçbir makul nedeni yoktur. “Canım o kadar önemli değil” deyip geçiştirmek mümkün değildir. Çünkü önemlidir, Türkiye-AB ilişkileri bakımından zamanın büyük değeri vardır. 20 gün sonra ilerleme raporu yayınlanacak. İlerleme raporundan 20 gün önce Türkiye durduk yerden, işler iyi giderken, AB ile ilişkiler en olumlu noktasına gelmişken anlamsız, gereksiz, içeriksiz, temelsiz, hiçbir değişiklik öngörülmediği söylenen bir tasarıyı, özlenen, beklenen bir tasarıyı yürürlüğe koymaktan niçin vazgeçmiştir? Bunu anlamak mümkün değildir. Bunun haklı bir nedeni, makul bir gerekçesi, kabul edilebilir bir dayanağı yoktur.

 

Uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin geleceğiyle, kaderiyle ilgili bir konuda bu kadar boş, bu kadar temelsiz bir yaklaşımı ortaya koymak mümkün değildir. Bunu gerçekten anlayamıyoruz ve herkesi sorumluluğunu üstlenmeye çağırıyoruz.

 

KORKARIM Kİ, BİR SÜRE SONRA CEZA YASASININ İÇERİĞİNE DE EL ATILMAYA BAŞLANACAKTIR.

 

Bu olay giderek daha büyük bir önem kazanacaktır. Giderek alanını, kapsamını genişletecektir. Şimdi bize bu Ceza Kanunuyla ilgili, “merak etmeyin, hiçbir değişiklik yapılmayacak” diyorlar. Niye diyorlar? Çünkü şu andaki toplumun, çevrenin, uluslararası ortamın ve Türkiye’nin bekleyişi budur. Bu bekleyişi sarsmamak için bize bu konuda güvence veriyorlar. Ama korkarım ki, kaygı duyuyorum ki, bir süre sonra Ceza Kanununun içeriği ile ilgili yeni arayışlar, yeni girişimler, yeniden müzakere önerilerinin ortaya atılması gibi bir durumla karşı karşıya kalacağız, Ceza Kanununun içeriğine de el atılmaya başlanacaktır.

 

Bu durum hem Türkiye’nin içinde, hem Türkiye-AB ilişkilerinde daha ciddi sorunların, sıkıntıların ortaya çıkmasına yol açabilecektir. Bu tehir, bu gecikme, bu anlamsız süre uzatma yeni yeni sorunların üretilmesi, oluşturulması için çok tehlikeli bir ortamın şekillenmesine neden olmuştur.

 

Yanlış yapılmaktadır. Tarihi bir yanlış yapılmaktadır. Çok önemli bir yanlış yapılmaktadır. Buna bir an önce son vermek lazımdır. Bu inadın, bu ısrarın, bu dayatmanın bir anlamı yoktur. Bir an önce görüşülmüş olan Ceza Kanununun son iki maddesinin ele alınması ve sonuçlandırılması zorunluluğu açıkça görülmektedir.

 

Bu konu etrafında tartışmalar başlayınca Sayın Başbakanın üslubu da sertleşmeye başladı. Birden bire AB ile ilişkilerimizde bir yeni üslubun en kritik zamanda, 12’ye 5 kala, ilerleme raporunun hazırlanmasına 20 gün kala, içeriği olmayan, boş bir gerilimin birden bire şekillendiğini gördük. Sayın Başbakan, “Türkiye AB’ye mecbur değildir” diye rest çekiyor.

 

Değerli arkadaşlarım, bu Sayın Başbakanın içinde bulunduğu sıkıntıyı yansıtan bir söylemdir. Türkiye-AB ilişkilerinde böyle bir değerlendirme yapmayı gerekli kılacak bir tablo yoktur. Geride bıraktığımız dönemler, alınmış olan kararlar, Türkiye’nin gösterdiği esneklikler dikkate alındığı zaman bu noktada Türkiye’nin TBMM’ce kabul edilmiş olan Ceza Kanununun henüz kabul edilmemiş olan yürürlük ve yürütme maddelerinin şekillenmesini de sonuçlandırın talebi karşısında, biz AB’ye mecbur değiliz restinin çekilmesinin hiçbir haklı temeli, nedeni yoktur.

 

REST AB’YE DEĞİL TBMM’YE ÇEKİLMİŞTİR.

 

Yani o iki maddenin içeriğinde Türkiye-AB ilişkilerini etkileyecek bir şey mi var? Onun dışındaki maddeleri TBMM kabul etti zaten. TBMM benimsedi onları. Bu anlamda Sayın Başbakanın çektiği rest AB’ye değil TBMM’ye çekilmiş resttir. TBMM o kanunları kabul etmiştir. O kanunları sonuçlandırma iradesi AKP yönetiminde bize ifade edilmiştir. O irade hepimizde vardır. yani Ceza Kanununun çıkması konusundaki bir talebin Türkiye’nin bağımsızlığına yönelik bir tehdit olduğunu mu söylüyor Sayın Başbakan?

Sayın Başbakan, yanlış zamanda yanlış konuda, yanlış bir üslubun içine girmiştir. Şimdi Sayın Başbakan, yanlış zamanda, yanlış bir konu etrafında, yanlış bir muhatapla savaş arıyor. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Zaman yanlıştır, 20 gün sonra rapor yayınlanacak, 40 yıllık Türkiye’nin emeği ile ilgili bir durum söz konusu. Yanlış bir içerikte, nedir içerik? Ceza Kanunu çıksın mı çıkmasın mı? Ceza Kanununu zaten TBMM konuşmuş. Son iki maddesi hariç kabul etmiş. Son iki madde ne? “Bu maddeyi Bakanlar Kurulu yürütür, bu madde falan tarihte yürürlüğe girer.” Bu iki maddeyi yapmamışız. Bu iki maddeyi yapmayacağız diye ısrar etmenin bir milliyetçi şahlanmayı ne ilgisi var anlamak mümkün değildir. Türkiye’nin AB’ye direnç göstermesi gereken çok konu vardı. Bu konuların hepsinde boyun eğdi bu hükümet. Şimdi Ceza Kanunu bütün maddeleriyle görüşüldü, benimsendi, yürürlük maddesine sıra gelince, “Onu konuşmayacağız, buna karışamazsınız” deyip meydan okuma, yanlış bir dava dolayısıyla harekete geçmek demektir.

Muhatabı yanlıştır. AB’ye yönelik olarak bunu söylüyor. Bu Türk toplumunun talebidir. Parlamentonun kararıdır. “O karara ben Başbakan olarak müdahale ederim, tekriri müzakere yaptırırım, yarın değiştirtirim” diyorsanız o ayrı bir olaydır. Onu tabi TBMM’nin de, Türkiye’nin değerlendirmesi ihtiyacı vardır.

Değerli arkadaşlarım, yanlış bir durum, sakıncalı bir tablo. Bunun bir an önce noktalanmasına ihtiyaç var. Bu ısrarın hiçbir yararı yoktur. Burayla bir yere varmak mümkün değildir.

Bakın daha şimdiden bu boş tartışma, bu inatlaşma, Başbakandan kaynaklanan bu kişisel müdahale parlamentonun emeğini, çabasını, uzlaşmasını, gayretini tıkayan, sarsan, bozan bu Başbakanın kişisel müdahalesi Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini de sıkıntıya sokmaya başlamıştır.

AB İLE İLİŞKİLERİMİZ BUNDAN ÇOK OLUMSUZ ETKİLENECEK.

 

Şimdi ne olacaktı? AB ile ilişkilerimiz bundan olumsuz etkilenecektir. İlerleme raporunda bu Ceza Kanununda ele alınmış ola pek çok konunun netleştirilememiş olmasından dolayı herhalde şikayetler ortaya konulacaktır. Bu Ceza Kanununda, kadın-erkek eşitliği bakımından, insan hak ve özgürlükleri bakımından, çağdaş hukukun gereklerini yerine getirme bakımından atılmış önemli adımlar vardır. Bunların bir an önce yürürlüğe girmesi Türkiye’de beklenen demokratik dönüşüm açısından da önem taşımaktadır.

Şimdi bunlarda yürürlüğe girebilmiş değildir. Bu noktada bunun ertelenmesi, bunun geciktirilmesi ilerleme raporunda bir şikayet konusu, bir eleştiri konusu olarak yer alacaktır. İlerleme raporunda yer alacak olan her şikayet, her olumsuz değerlendirme, Türkiye-AB ilişkileri açısından bizim elimizi zayıflatacaktır.

Bugün haksız, anlamsız, gereksiz bir şekilde, bu konudan kaynaklana şikayetler, olumsuzluklar Türkiye’nin 17 Aralıkta alınacak olan kararda, o kararın oluşturulması sırasında daha sorunlarla, sıkıntılarla karşılaşması gibi bir durum ortaya koyacaktır. Türkiye’nin elini zaafa uğratacaktır. Pazarlık gücünü zayıflatacaktır. Bu Türkiye’nin yararına hizmet midir? Anlamsız, içeriği olmayan, zaten kabule dilmiş olan bir konuda gereksiz bir şekilde inat ederek, şikayeti çekeceksiniz, o şikayeti çektiğinizden dolayı eleştiri alacaksınız, o eleştirileri aldıktan sonra Türkiye’nin AB ile kuracağı ilişkilerin tarihi, şartları, süresi, mekanizmaları konusunda olumsuzlukları böylece davet edeceksiniz. Buna gerek yok. Bu yanlış bir karar ve Türkiye’nin doğrudan doğruya kendisine zarar vermekten başka hiçbir sonuç üretmeyecek olan anlamsız bir ısrarı.

“Biz şimdilik bu Ceza Kanununu aynen kabul edip, gerçekleştireceğiz” diyoruz ama bu zaman kazanmaya yöneliktir. Ortalığı teskin etmeye yöneliktir. Biz Ceza Kanunu çıkarmadık. Ceza Kanunu için biz zaman kazandık. Bu zaman içinde bunun içeriğini de müdahale edeceğiz. İçeriğinde de bazı değişiklikler yapacağız. Zinayı sokacağız yada bazı demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili düzenlemeleri değiştireceğiz. Kendi dar çevrelerimizden gelen telkinler doğrultusunda uluslararası hukukun gerektirdiği düzenlemeleri bozacağız. Ona göre yeni bir denge kuracağız diyorsanız o zaman çok daha tehlikeli, çok daha yanlış, Türkiye’yi çok daha büyük sıkıntılara sokacak bir istikamete girmişsiniz demektir.

Önümüzdeki günlerde Türkiye Ceza Kanununun içeriğiyle ilgili bazı yeni maddelerde değişiklikler emrivakisiyle karşı karşıya kalacaksa, bu Türkiye’de çok büyük yeni sorunların çıkması sonucunu ortaya koyacaktır. Yanlış olur. Bu noktada da hükümeti uyarma gereğini duyuyorum.

Böyle bir ihtimalin söz konusu olabileceğini gösteren işaretler vardır. AKP’nin bazı yöneticileri, merak etmeyin aynen bu Ceza Kanunu, bu şekliyle geçecek derken, diğer bazı yetkililer, “zina konusu ele alınacak mı” sorusuna, “yarın deprem olacak mı? ne bileyim ben, her doğan gün yeni şartlar getirir, bakılır gibi” bir tavır sergileyerek değişime açık bir konumda olduklarını ifade etmektedir. Zaten bunun ertelenmiş olması buna yönelik yıpratma, değiştirme çabalarının ortaya çıkması için bir fırsat yaratacaktır ve durum Ceza Kanunu Tasarısının içeriğinin de değişmesiyle belki sonuçlanacak bir noktaya bizi taşıyacaktır. Bunun da yaratacağı ciddi sorunlar, sıkıntılar vardır.

TÜRKİYE AKP’NİN VE BAŞBAKANIN SİYASET ÜSLUBUNDAN KAYNAKLANAN BİR ÖNEMLİ SORUNLA KARŞI KARŞIYADIR.

Velhasıl, Türkiye maalesef bu AKP’nin ve Sayın Başbakanın siyaset  üslubundan kaynaklanan bir önemli sorunla karşı karşıya kalmıştır. Bugüne kadar karşı karşıya bulunduğumuz pek çok sorunda şartların yardımıyla, CHP’nin desteğiyle Türkiye önemli krizlere sürüklenmekten kurtulabilmişti. Şimdi yeni bir sorun tablosuyla karşı karşıyayız. Biz CHP olarak tam bir iyi niyetle, tam bir vatanseverlikle, tam bir Türkiye’yi düşünme anlayışıyla yanlış istikamete girilmekte olduğunu ifade ediyoruz, çıkış yolunu gösteriyoruz, derhal tedbir alınmasını istiyoruz ve bunu da hiçbir siyasi, özel kaygı taşımadan tamamen ulusal duyguların etkisi içinde yapıyoruz. Türkiye’nin yararını düşünerek bunu yapıyoruz.

BAŞBAKAN ÇEVRESİNDEKİ ÇEŞİTLİ ÖRGÜTLÜ ÇEVRELERİN TELKİNLERİNE KENDİSİNİ KAPTIRMAKTAN KURTULSUN.

O nedenle Sayın Başbakan çevresindeki çeşitli örgütlü çevrelerin telkinlerine kendisini kaptırmaktan kurtulsun, CHP’nin sesine kula versin. Nasıl 1 Martta CHP Türkiye’yi çok tehlikeli bir istikamete girmekten alıkoyduysa, şimdi bu noktada da biz gene Türkiye’nin çıkış yolunun nerede olduğunu Sayın Başbakana ve herkese gösteriyoruz, söylüyoruz.

Bunu dikkate alsınlar. Anlamsızdır. Yanlıştır. Gereksizdir. “Canım o kadar büyütmeyelim, olabilir” diyerek geçiştirilecek bir konu değildir. Çok açık bir şekilde size zinciri kuruyorum.

BU YANLIŞ 20 GÜN SONRAKİ RAPORA YANSIYACAK, O RAPOR DA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİNİ SIKINTIYA SOKACAK.

Bu yanlış 20 gün sonraki rapora yansıyacak. 20 gün sonraki rapor Türkiye’nin AB ile ilişkilerini sıkıntıya sokacak. Elini zayıflatacak. Güçleştirecek, yeni ödünler vermek zorunluluğuyla karşı karşıya kalacağız. Hiç icabı yok. En uygun noktadayız şimdi. “Hayır, ben kendi tabanımdan gelen sesi dinleyeceğim” diyorsanız yanlış yaparsınız.

BAŞBAKAN TARİKATLARLA AB ARASINA SIKIŞMIŞTIR.

Sayın Başbakan öyle anlaşılıyor ki, tarikatlarla AB arasında sıkışmıştır. Siyasetçiler böyle sıkışma durumlarında ülkenin yararını, ülkenin geleceğini gözeterek doğru karar almak durumundadırlar. Cesaretli karar almak durumundadırlar. Sayın Başbakanın bu sıkışmanın etkisi altına gerekenden fazla kendisini kaptırdığını görüyorum. Ülkeyi yönetmek bu küçük baskıları aşmak demektir. Başbakanın bu aşacak cesareti hızla göstermesine ihtiyaç vardır. Yoksa Sayın Başbakanın parti içi konforu, Türkiye’nin ulusal yararlarını tehdit edebilir. Bir yanda parti içinde çeşitli çekişmeler, tartışmalar dolayısıyla ortaya çıkan sorunlar, sıkıntılar ve onların gerektirdiği davranış tarzı, öte yanda Türkiye’nin ulusal yararlarının, tarihi çıkarlarının gerektirdiği davranış tarzı. Bu ikisi arasında çelişki olduğu zaman Sayın Başbakanın içinde konumun gereğini yerine getirebilmesi lazımdır. Bu noktada şu ana kadar Sayın Başbakan tehlikeli bir tablo sergilemiştir. Derhal bunu aşması lazımdır. Derhal kendi etrafındaki o dar çevrenin telkinlerini aşarak Türkiye’nin tarihi doğrultusunu, Türkiye’nin ulusal yararlarını, dünyanın gidişatını görmesi ve onun gerektirdiği doğrultuda karar alması lazımdır.

Sayın Başbakanın bu kararı almasına yardımcı olmak için biz elimizden geleni yaptık şu ana kadar. Şu anda da yine en son uyarımızı yapıyoruz. Yarım  saat sonra TBMM toplanacaktır, saat 11:00’de. Bu bir şanstır. Bu bir fırsattır. TBMM’yi dağıtmamak lazımdır. Bir çalışma ortamı yaratarak o yarım saat içinde tamamlanacak olan son iki maddeyi de TBMM’nin bugün ele alıp konuşmasını sağlamak lazımdır.

Bu, Sayın Başbakan için bir çelişki oluşturur kaygısı hiç önem taşımaz. İnsanlar karar alırken bazen çeşitli seçenekler üzerinde dururlar, bu olabilir  ama önemli olan doğruyu kararlaştırmaktır. Olmayacağı deneyip, onun olmayacağını görüp gördükten sonra bırakmaktır. Olmayacağını gördükten sonra ısrar etmek daha büyük bedel ödemeye hazır olmak ülkenin sorunlarını artırır. Başlangıçta yapılan küçük bir yanlışta ısrar çok daha büyük yanlışları beraberinde getirir.

Şimdi küçük bir yanlışla başlanmıştır. “Bir zamanlama işi, 20 gün donra görüşürüz”, ne telaş ediyorsunuz” deniyor. 20 gün sonra görüşemeyiz. 1 Ekimde meclis toplanacak. Meclisin 1 Ekimde başkanı olmayacak, başkan  yardımcıları olmayacak. Bunlar yeninden oluşturulacak, hepsi için adaylık süresi verilecek. Tatile gireceğiz. Ekimin 15’inden önce hiçbir kanun çıkmaz mecliste. Ekimin 7’sinde ilerleme raporu yayınlanacak. Herkes şimdi spekülasyon üzerine spekülasyon yapacak, “niye bunlar gecikti” diye. Her kafadan bir ses çıkacak.

Türkiye’nin AB ile ilişkilerini engellemek isteyen AB içinde pek çok çevre var. Herkes bir bahane arıyor. Bir vesile arıyor. Bir tutmak arıyor. Bir gerekçe arıyor muhalefet edebilmek için. Bundan iyi gerekçe olabilir mi? Bundan iyi tutamak olabilir mi? Herkes bunu giderek abartarak, genişleterek, yaygınlaştırarak, “durun bakalım, bekleyim” havasına girecektir ve Türkiye’nin AB ilişkileri bundan zarar görecektir.

Bakınız daha şimdiden Almanya’nın Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi Genel Başkanı Angela Merkel, Avrupa’daki sağ partilerin genel başkanlarına birer mektup yazarak, “Türkiye’ye özel statü verelim. Gelin yanlış yapmayın” diye mektuplar yazmaya başladı. Her çevreden uyarılar birbiri ardından ifade edilmeye başlandı. Bunlar yanlış oluyor. Bütün bunlar birikecek ve korkuyorum bu 6-7 Ekimdeki ilerleme raporuna olumsuz yansıyacak. Oradaki her olumsuz ifade ilerleme raporuna bakarak karar alacağız diyen AB ülkelerini olumsuz etkileyecek, herkes şart koşma arayışı içine giremeye başlayacak, tarih belki şartlı olarak verilme noktasına gelecek.

Sayın Başbakan bunun sorumluluğunu üstlenebiliyor mu? Türkiye’ye 17 Aralıkta kesin, net, açık, en kısa süre içinde şartsız bir tarih verilmesi söz konusu iken, bu noktadaki ısrarı, dayatması nedeniyle bunun değişmesinin tarihi sorumluluğunu üstlenebiliyor mu Sayın Başbakan? Türkiye’nin AB ile üyelik kurmak konusunda elde ettiği tarihteki iki şans o dönemde yapılan siyasi hatalar nedeniyle israf edilmiştir.

Türkiye’nin eline geçmişte iki kez AB’ye tam üye olarak girme şansı geçmişti, maalesef çeşitli iç siyaset nedenleriyle Türkiye bunu o zaman kullanamamıştı ve bunun sonucunda da bu tarihi fırsat kaybedilmişti. O fırsatı kaybettiği için Türkiye çok ağır bedeller .ödemek zorunda kaldı.

AB’YE MEYDAN OKUMANIN GEREKTİĞİ ÇOK NOKTALARDAN GEÇTİK, BAŞBAKAN HER BİRİSİNDE BOYUN EĞDİ.

Biz 80’li yıllarda AB’ye tam üye olabilirdik. Bunu kullanamadık. Şimdi bu doğrultuda önemli bir adım atma şansı elimize geçti.Tarih alacağız. Bu defa durduk yerden, kendi kendimize, anlamsız, içeriksiz, nedensiz bir sıkıntı yaratıyoruz. Doğrudan Başbakan yaratıyor. Yanlış yapıyor. Bunu birden bire AB’ye meydan okuma gerekçesi yapmaya kalmasının da hiçbir inandırıcı, samimi tarafı yoktur. AB’ye meydan okumanın gerektiği çok noktalardan geçtik, her birisinde boynunu eğdi Başbakan, şimdi Ceza Kanununun son iki maddesini çıkarma konusunda ulusal bir kriz yaratmaya gayret ediyor. Bunun inandırıcı bir tarafı yok.

Umarım bu yanlıştan dönülür. Umarım AB yetkilileri Türkiye’yi doğru değerlendirir. Umarım Sayın Başbakanın bu ısrarı ilerle raporuna olumsuz yansımaz. Umarım 17 Aralıkta alınacak olan karara olumsuz bir yansıma gelmez. Umarım Türkiye bir bedel ödemez. Ama eğer Türkiye Sayın Başkanın bu ısrarı dolayısıyla ciddi bir bedel ödeme durumuna sürüklenecek olursa Sayın Başbakanının bunun altından kalkması mümkün değildir. Çok ağır bir yükün altına girmiştir. Bugün meydan okuduğu AB’ye Bir süre sonra en ağır ödünleri vermek zorunda kalabilir.

ISRARIN BEDELİNİ TÜRKİYE ÖDEYECEKTİR, BAŞBAKAN CHP’NİN SESİNE KULAK VERMELİDİR.

Bu konudaki ısrarın bedelini gene Türkiye ödeyecektir. Sayın Başbakanı CHP’nin sesine kula vermeye çağırıyorum. CHP hiçbir zaman Türkiye’ye yanlış bir şey önermedi. Ne zaman ne söylediysek bilerek, düşünerek, inanarak söyledik ve söylediklerimizin tümünün doğru, haklı olduğu olaylar yaşandıkça daha iyi ortaya çıktı. Bugün geldiğimiz noktada da böyleyiz. Testi kırılmadan uyarıyoruz. İnadı bıraksın Sayın Başbakan, müsaade etsin TBMM çalışsın, götürsün. Bir süre sonra çok daha ağır tutarsızlıkların içine girmek durumunda kalacaktır. Onun bedelini de Türkiye ödeyecektir.

CHP olarak bu konuda, bu saatte fırsat tamamen ortadan kalkmadan bir uyarı yapmayı görev bildik. O nedenle sizden rica ettim. Sizlere teşekkür ediyorum.

Soru- Bu tablo 1997 yılını anımsattı. Bir paralellik var mı?

Deniz BAYKAL- Bir paralellik kuramıyorum ben. Şu açık ki, hükümet çeşitli dinci örgütlerin baskısı altındadır. Bu baskılar bunların kendi dünyalarını, kendi anlayışlarını yansıtmaktadır. Ama Başbakan Türkiye’nin tümünün ve dünyanın koşullarını değerlendirmek durumundadır. Başbakan kendisini o örgütlenmelere teslim ettiği takdirde görevini iyi yapamaz. Bu konuda bir açmazın içine girdiği görüyoruz.

Soru- Sayın Gül sizinle görüşmesini Başbakandan habersiz mi yapmıştır?

Deniz BAYKAL- Onu bilme durumunda değilim. Onu onlardan sormak lazım. Bir şey söyleyemem.


Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Aylık Kültür Sanat Edebiyat Ve Eğitim Dergisi

Son yazılar

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Başbakan Tarikatlarla AB Arasına Sıkışmıştır”
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Başbakan Tarikatlarla AB Arasına Sıkışmıştır”
Başbakan'ın Kastamonu Konuşmasının Tam Metni
Küllerinden doğan bir aşk: Kemeraltı
Edebiyat Dünyası Yasta: Erdal Özün Ölümü Üzerine Yazılanlar'dan Seçmeler 1
Erdal Özün Ölümü Üzerine Yazılanlar'dan Seçmeler 2
Erdal Özün Ölümü Üzerine Yazılanlar'dan Seçmeler 3
YAĞMA SOFRASI
Aydınlanmanın şairi Tevfik Fikret ve Halûk Gerçeği
TARİH'İ KADİM
Erdeme adanmış bir yaşam
TEBLİĞ VE EDEBİYAT
TEBLİĞ VE EDEBİYAT
SABİHA SERTEL'İN "İLERİCİLİK GERİCİLİK KAVGASINDA TEVFİK FİKRET" KİTABI DOLAYISIYLA 1
EDEBİYATTA KASTAMONU 1

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
E'denZ'yeEdebiyat
Esintiler
DersimizEdebiyat2
E-Edebiyat
Çocuk ve Edebiyatı
ŞiirlerŞairler
Güldeste: En Güzel Atatürk Şiirleri/ Seçki
AlsahBloklariIndexi'nden
AliŞahin'inBloknotu'ndan
ÖykülerÖykücüler
YedinciSanat
EdebiyatGündemi
RomanYazıları
Esintiler'den...
TarihVeToplum
ToplumVeTarih
YenidenEdebiyat
SarıYazma
UmudaYolculuk
UzunİnceBirYol
http://www.internet.com.tr/alsah/
YeniDoğanGüneTürkü

Kategoriler

<%Kategorilerim%>

Arkadaşlar

alisahin
oyhanhasan
hayalimge
aysunsay
yakamoz79
ata
Muzaffererdem
Kayıt Güncel Sayfa:2 Toplam:15
Son Sayfa | Sonraki Sayfa
ALSAH (ALİ ŞAHİN) WEB SAYFALARINA HOŞ GELDİNİZ