BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
haberler gazeteler


Debba Ana Sayfa | Profil | Arşiv | Arkadaşlarım
ojf

Annelik, kadınların beyinlerini değiştiriyor22/7/2007
Annelik, kadınların beyinlerini değiştiriyor
Hamilelik ve annelik, dişinin beyin yapısını değiştiriyor ve anneleri bebeklerine karşı daha duyarlı hale getiriyor. Üreme ve doğum sonucunda, dişi memelinin beyninde, davranışlarını ve yeteneklerini geliştiren bir değişim yaşanıyor. Annelik davranışları aslında evrimde dişinin başarı şansını artırıyor. 40 yaşından sonra anne olanların, uzun yaşama şansı daha çok.

Anne olarak doğulmaz, anne olunur. İnsanlardan farelere ve maymunlara kadar dişi memeliler, hamilelikleri döneminde ve anneliklerinin başlangıcında temel yapısal değişimlerle karşı karşıya kalıyor.

Daha önce yalnızca kendi gereksinimlerine ve yaşamına yönelik olarak gelişen dişinin organizması, hamilelikle birlikte kendi yavrusunun bakımı ve ihtiyaçları doğrultusunda gelişim gösteriyor.

Yeni araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme döneminde son derece yoğun olarak yaşanan hormonal dalgalanmaların dişinin beyin yapısını değiştirdiğini, bazı bölgelerde nöronların büyüklüğünü değiştirdiğini ve diğer bölgelerdeki nöronları da yapısal değişimlere uğrattığını ortaya koyuyor.

Bazı bölgeler yuva yapmak, yavrularını temizlemek, onları daha büyüklerden korumak için düzenlenirken, düşünce, kontrol hafızası, öğrenme, korku ve strese karşı korunma gibi bazı bölgeler de yeniden yapılandırılıyor.

Hamilelik hormonu ve çocuk arzusu

Hormonların beyinde yol açtığı değişim yalnız annenin yavrusunu korumasına ve bakımına yönelik değil, aynı zamanda anneye yavrusuna daha iyi yaşam koşulları sağlayabilmesi için yeni yetenekler de kazandırıyor. Hatta beyindeki bu yeni donanımlar anne fare yaşlanana kadar sürüyor. Bütün araştırmalar yalnızca dişi fareler üzerinde yapılsa da, insanda da aynı özelliklerin söz konusu olduğu üzerinde duruluyor.

Memelilerin büyük çoğunluğunda annelik davranışları beynin aynı bölgeleri tarafından kontrol ediliyor.

50 yıl kadar önce bilim dünyası şunu keşfetti: Hamilelik hormonları, dişinin yavrusu için duyduğu arzuyu körüklüyor. 1940’larda Yale Üniversitesi’nden Frank A. Beach, dişi üreme hormonları olan östrojen ve progesteronun farelerde, hamsterlarda, kedilerde ve köpeklerde kızgınlık ve cinsellik gibi tepkileri düzenlediğini keşfetti.

Bunun ardından, Rutgers Üniversitesi’nde Hayvan Davranışları Enstitüsü’nden Daniel Lehrman ve Jay Rosenblatt, aynı hormonların farelerde annelik davranışları için de gerekli olduğunu ortaya koydu.

1984 yılında Robert Bridges, hamilelik döneminde östrojen ve progesteron salgılanmasının arttığını belirledi. Aslında, hormonlar kadar sinir sistemini etkileyen diğer kimyasalların da annelik davranışları üzerinde etkisi var. Örneğin, beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve acıyı dindirici özelliği olan endorfin salgılanması, hamilelik döneminde özellikle de doğumun hemen öncesinde artıyor.

Geç anne olanlar geç yaşlanıyor

Massachusetts Medical School’dan Craig Ferris, manyetik rezonanslı (MRI) görüntüleme tekniklerinden yararlandı ve anne farelerin beyinsel aktivitelerindeki değişimleri belirledi. Buna göre, süt veren annelerin beyinlerinde ödüllendirme ile ilişkili bölümde hareket daha da hızlanıyor. Bilim dünyasına göre bunun yorumu şu: Annenin bebeğini emzirmesine karşılık anneye verilen bir ödül, bir nimet!..

Güney Carolina Tıp Fakültesi’nden Jeffrey Lorberbaum, yine MRI tekniğini kullanarak, bebeklerinin ağlamasını duyan annelerin beyinlerini inceledi. Kadınların beyinlerindeki aktivite, farelerin beyinlerindeki aktivitenin aynısı oldu. Hipotalamus’un aynı bölgesi ve prefrontal ve orbifrontal bölgeler aydınlandı.

Anneler üzerinde yapılan araştırmalar, başka ilginç bulguları da ortaya çıkardı. Örneğin 40 yaş ve üzerinde hamile kalan ve çocuk doğuran annelerin, daha küçük yaşlarda hamilelik geçiren kadınlara kıyasla, uzun yaşama şansları daha yüksek. Bilim dünyası, bu bulguyu, 40’larında anne olan kadınların daha yavaş bir hızda yaşlanmalarına bağlıyor.

Baba beyinleri ne durumda?

Peki ya çocuk sahibi olmak, babaların beyinlerini nasıl etkiliyor? Kadınlarda olduğu gibi onlarda da bir değişim meydana geliyor mu? Yavrularına bakan babalar, bu durumdan dolayı beyinsel açıdan kazançlı çıkıyor mu? Bilim dünyası, elbette babaların durumunu da araştırıyor. Bunu için, küçük bir Brezilya maymun türü olan marmoset’ler inceleniyor. Marmosetler, monogam bir yaşam sürüyor ve yavrularının bakımını erkek ve dişi birlikte üstleniyor. Bugüne kadar elde edilen bulgular şunu gösterdi: Baba marmoset, yiyecek bulma konusunda, baba olmayan erkek bir marmosetten daha başarılı.

Her yere yetişen mucize kadının sırrı da annelik mi?

Nasıl oluyor da, anneler aynı anda birkaç işi birden yapabiliyor? Kadının annelikle birlikte kazandığı o geleneksel hünerin sırrı ne? Bilim dünyası, bir yandan da bunu çözmeye çalışıyor. Belki de anne beyninde meydana gelen değişimler, kadına, ortaya çıkan bir dizi yeni isteği karşılamada o hassas dengeyi kurduruyor: Çocuk bakımı, çalışma yaşamı, sosyal aktiviteler, ev işleri.... Doğrusu, bilim henüz bu sorunun yanıtını bilmiyor. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, beynin yapısı ve aktiviteleri gerektiğinde değişebiliyor. Regensburg Üniversitesi’nden Arne May ve meslektaşları, havaya 3 topu atıp düşmeden tutmasını öğrenen kadın beyinlerinde, algılama ile ilgili bölgenin değişim gösterdiğini belirlediler.

(Bulundugu yer: dellenme)
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Erkekler kadınlardan ne ister22/7/2007
Erkekler kadınlardan ne ister

İlişkinizin daha iyi yürümesi için farklı yaş ve meslekten erkeklerle, ilişkileri hakkında yapılan araştırma sonucunda genel olarak ortaya çıkan sonuçlara bakmak ister misiniz?

İşte erkeklerin ağzından ne istedikleri:

� Mum ışığı eşliğinde yenilen romantik akşam yemekleri sizin için! Bu tarz sürprizlerinizden hoşlanmıyor değiliz ve eşlik ediyoruz, ancak bizler birlikte yemek hazırlamaktan ya da ocak başı gibi daha rahat edebildiğimiz, kanıksadığımız lezzetleri tadabileceğimiz mekanlardan daha büyük keyif alıyoruz. Buna fasıl gecelerini ya da özel temalı eğlenceli geceleri de ekleyebiliriz.

� Erkeklerin bir araya geldiklerinde sadece seksten ve spordan bahsettikleri artık bir şehir efsanesi halini aldı... Oysa doğru değil! Bir araya geldiğimizde sizlerden hiçbir farkımız yok. Konuştuğumuz konularsa iş, kazanç, teknoloji, gelecek planlarımız, şaşıracaksınız belki ama izlediğimiz film ve diziler, arkadaşlarımızın nerede ve ne yaptıklarıyla sınırlı.

� Arabayla, motosikletle, otobüsle ya da uçakla... Ulaşım tarzının hiçbir önemi yok! Bizler seyahat programına hakim olmayı severiz. Kabul edin, sütün aksiliklerimize rağmen tatilde keyifliyizdir. İnisiyatifi bize bırakın...

� Evimizde kaldığınızda gömleğimizi ya da tişörtümüzü giymeniz çok hoşumuza gider ama sizi bütün gün onunla görmek bize hiç ama hiç seksi gelmez!

� Önemli soruları keyifli anlarımızda sormanızda fayda var! Maçtan önce, içkiliyken ya da yatmadan önce değil!

� Kabul edin! Mutlaka erkek erkeğe geçireceğimiz zamanlar da olmalı. Halı saha maçları, lig karşılaşmaları, kulüp toplantıları, turnuvalar, araba bakımı yaptırmak gibi... Tüm bunlara iştirak etmek için erkek dünyasına yakın durmanız ve surat asmamanız gerekiyor. Tercih sizin!

� Hasta olduğumuzda kadınlardan daha çok acı çekiyor ve daha fazla ilgiye muhtaç oluyoruz. Bu tıbbi olarak da kanıtlanmış bir olgu. Bu nedenle hastalandığımızda bize şefkat gösterin lütfen!

� Birkaç işi aynı anda yapacak kadar pratik olamayabiliriz. Bu nedenle en sevdiğimiz futbol programını izlerken bizimle konuşmanız dahi rahatsız edici olabilir. Ve sırası gelmişken! Tuttuğumuz takım yenildiğinde birkaç gün surat asabilir ve kendimize gelemeyebiliriz. Bu konuda asla yorum yapmayın!
Sabah seksi çok hoşumuza gidiyor. Güne daha zinde başlamış oluyoruz.

� Ereksiyon olamayan bir erkeğe söylenmemesi gereken sözler var! Endişelenme, hiç önemli değil. Herkesin başına gelebilir, Büyük ihtimalle stresli ve yorgunsun ya da Sana sanmak bile bana yeter gibi... Bu bizler için fiziksel olduğu kadar bir kişilik sorunudur.

� Bizi en çok heyecanlandıran sizi heyecanlandırmaktır!

� Annemizi arayıp sormamız, ona sizin de saygı duymanızı beklememiz, fikirlerini almamız, sizi ikinci planda tuttuğumuzu düşündürtmesin. Her erkek annesine saygı duyar ama eşiyle var olduğunu bilir! Bizler; bizi seven kadının annemizi de seveceğine inanmak isteriz o kadar.

� Alışveriş söz konusu olduğu zaman, sabrımız maksimum 40 dakika sürer. Fazlası işkenceye dönüşür.

� Çoğu erkek oral seks yapmaktan hoşlanır. Kokunun hiç ama hiç önemi yok. Rahat olun!

� Daha zayıf olmanız konusunda takıntılı olan bizler değil, aslında sizlersiniz! Zayıf kadınlardan hoşlanan erkekler olsa da büyük çoğunluğu balıketi ve canlı kadınlardan hoşlanır.

� �Erkeklerin görsel bir zekası vardır inancı büyük bir önyargı. Görselliğe önem iliğimiz doğru, ancak bu ayaklarımızı tamamıyla yerden kesiyor da değil! Belki inanmayacaksınız ama mankenler birçok eğe çekici gelmez. Sadece birer renktirler o kadar...
� Erkekler sorun getiren kadınlardan hoşlanmazlar genellemesini şöyle değiştirmekte fayda var; Erkekler sorun atan kadınlardan hoşlanmazlar! Aradaki farka ya da o ince çizgiye lütfen dikkat edin. Tam tersi bizler, sorunlarınıza çözüm üretmekten keyif alırız. Çünkü bu kendimizi işe yarıyor hissetmemize neden olur. Tabii ki ortada gerçekten mantıklı ve geçerli bir sorun varsa!

� Ne düşünüyorsun?, Ne oldu? ya da �Neden aramadın? gibi sorular mümkünse sadece acil durumlarda sorulsun! İşin gerçeği; bu tarz sorgulamalar bizim için bir kabustur.

� Emin olun her an seks yapmayı düşünmüyoruz! çoğu zaman bu dilimizde olan, öyle olduğunun farz edilmesinden fazlasıyla hoşnut olduğumuz bir kavram. Aslına bakarsanız bizi sekse karşı zaafımızı kullanarak elinde tutmaya çalışan kadınlara da saygı duymuyoruz. Onlarla sadece iyi zaman geçiriyoruz o kadar. İster inanın ister inanmayın, bazen sıcak bir kucaklama ya da öpücüğe seks kadar ihtiyacımız olur. Biz duygusal ihtiyaçlarını dile getiremeyecek kadar gururluyuz o kadar.

� Eski sevgililerimizi birçoğumuz anımsamayız bile. Önemli olan devam eden ya da gelecekteki olası ilişkilerimizdir. Eski aşklarımızı gündeme getiren ve tekrar hatırlamamıza neden olan aslında sizlerseniz. Bu da gayet tehlikeli! İşi inada bindirebiliriz...

� Erkeğin kalbine giden yol mideden geçtiği kadar bizi güldürebilmekten de geçer. Birçoğumuz çocuk ruhlu olduğumuzu kabul ederiz... Siz de bunu artık kabul etseniz çok iyi olur!

� İlişkilerimizin ciddileşmesi ya da evlilik kararı almamız; aslında nasıl bir anne olacağınızı zihnimizde şekillendirmemizle gerçekleşir. Birçoğumuz da iyi ya da kötü kendi annemizi rol model olarak alırız.
(Bulundugu yer: dellenme)
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

-Sorular ve Cevaplar-22/7/2007
İyi Seks'i Nasıl Elde Edebilirim?

Bu konuda kesin kurallar yoktur. Zaten seksten bahsedildiğinde herhangi bir kuralın olmaması gerekir. Önemli olan yaptığınızla kendinizi iyi hissetmeniz. Kendinizi iyi hissetmeniz de, sekten çok daha önemlidir. Tüm tedirginliklerin ortadan kalmış olması lazım. Tedirginlik derken, hamile kalma veya hastalık kapma olasılığı konusundaki önlemleri almanız yeterli olacaktır.

Ne Zaman Cinsel İlişkiye Girmeliyim?

Ne zaman seks yaptığınız hiç önemli değildir. Önemli olan hem kendinizin hem de eşinizin seks yapacağınız zamanda rahat olmasıdır. Bazı kişiler sabahleyin, bazıları öğleden sonra, bazıları ise akşamları seks yapmayı tercih ederler. Ne zaman seks yaptığınızdan öte, seks yaparken nasıl vakit geçirdiğiniz daha önemlidir. İlk kez seks yapacaksanız; kendinize yeterince zaman verin, örneğin; tüm hafta sonunu birlikte geçirmek gibi. Uyumaya da zaman ayırmayı ihmal etmeyin!

Seks Yapmadan Evvel Birşey Yiyip İçmeli miyiz?

Ağır bir yemek yemekten kaçının, zira bu uykunuzu getirebilir. Hafif yiyin ve çok fazla alkol almayın.

Nerede Seks Yapmalıyız?

Bu önemli bir soru. İkinizin 48 saat süre ile yalnız kalabileceğiniz bir yer bulması zor olabilir. Yatak en iyi yerdir. Birbirinizin vücudunu tanımak için efor ve zaman harcayın. En önemlisi de bu değil mi zaten?

Ne Yapmalıyım?

Onun, sizin nelerden hoşlandığınızı bilmesini beklemeyin. Bilemez zaten. Ona söyleyin, ona gösterin. Örneğin, elini olması gerektiği yere siz alıp götürün, ondan bu bölgeyi bulmasını beklemeyin. Yavaş yavaş ilerleme kaydedin. Eğer bu eşinizin ilk deneyimi ise; o, tedirginlik veya rahatsızlık hissedebilir. Bunu, ancak sabır, duygusallık ve anlayışla aşabilir. Bunun için de zamana ihtiyacınız olabilir.

Acı Verecek Mi?

Bakire kadınların çoğu acıyacak korkusunu yaşar. Çok az sayıdaki kadınlar için gerçekten acı verici olabilir. Eğer eşiniz sabırlı olursa, kaygan/yağlı madde kullanırsanız veya eşiniz ilk etapta eliyle zarı açarsa fazla acı hissedilmeyecektir. Bu arada sizin de ona ne zaman acı hisettiğinizi söylemeniz lazım.

Hangi Pozisyonda Olmalıyım?

Çoğu kadın, yeni eşiyle seks yaparken üstte olmayı tercih eder. Böylece kontrolü kendi elinde tutabilir. Bazıları ise kontrolü eşlerine verip altta olmayı tercih ederler. Sizin için en uygunu ne ise, onu seçin.

İkimizde Aynı Anda Orgazm Olabilecek iyiz?

Bunu dert etmeyin. Kadınların çoğu, penis vajinanın içindeyken orgazm olmazlar. Sadece birbirinize bu konuda dürüst olun yeter.

Ben yatakta iyi miyim?

Yatakta iyi olabilmek zaman isteyen birşeydir. Uygun seçilmiş bir eş, anlayış ve pratik, herkesi iyi sevişebilen biri haline getirebilir.

(Bulundugu yer: dellenme)
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

Dünya alternatifsiz değil, D-8 var16/6/2007

“Su” medeniyetinin “Ateş” medeniyeti karşısındaki asil duruşu: D-8
 
10. Yıldönümünde D-8

HAZIRLAYAN: İSLAM ARSLAN
arslanislam@hotmail.com

D-8… Developing Eight… Yani kalkınmakta olan 8 ülke… Türkiye’nin girişimiyle 15 Haziran 1997’de Çırağan Sarayı’nda ilk zirvesini yaparak dünya için yeni bir sayfa açan D-8 şimdi 10 yaşında.. Türkiye, Bangladeş, Endonezya, İran, Malezya, Mısır, Nijerya ve Pakistan’dan oluşan D-8 Grubu’nun temeli Erbakan başkanlığında yapılan 22 Ekim 1996 tarihli Kalkınma İşbirliği Konferansı’nda atıldı.

 

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra içine girdiği hiçbir oluşumda D-8’deki gibi bir konuma asla erişememişti. Bu çok önemli bir aşamaydı. D–8, finansal olarak parası ile dünyayı haraca bağlayan ve hiçbir şekilde rakip kabul etmeyen bir küresel güce karşı kurulmuştu. D-8, ‘Dünya böyle yönetilemez’ çıkışıydı. Bu anlamda bir kırılma noktasıydı.

ERBAKAN: BU DÜNYA BÖYLE YÜRÜMEZ

9 Aralık 1996’da Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan 54. Hükümetin Başbakanı ve Refah Partisi Genel Başkanı olarak TBMM kürsüsünden tüm dünyaya şöyle sesleniyordu:

“D-8 Projesi, çok önemli bir projedir. Bunu, bugün, bütün bu 8 ülkenin devlet başkanları büyük bir ilgiyle bekledikleri gibi, bu projeyi, şimdi, Amerika da, Fransa da, İngiltere de, Almanya da bekliyor. Bakınız, önemli olan şudur: Efendim, bu gelişmiş ülkelerin karşısına kiminle çıkacaksınız; Bangladeş’le mi, Mısır’la mı?.. 800 milyon insanla çıkıyoruz. 800 milyon insan… Bunların karşısına biz hakla çıkıyoruz. Hak… Hak… Çünkü bugün dünyada hakikaten büyük haksızlıklar var. En büyük güç, haklı olmaktır. Bugün, şu Birleşmiş Milletler Teşkilatında 5 ülkenin veto hakkı var; bu bir çelişki değil mi… Bu, elli sene öncenin dünyası; bu dünya böyle yürümez.”

HAKK’I ÜSTÜN TUTANLAR EN HAYIRLI ADIMI ATACAKLAR

“Şimdi, bütün dünyanın hepsi haklı bir dünya istiyor; herkes elli yıl sonra dünyayı yeniden kurmak istiyor. Bu, herkesin temennisidir… Ondan dolayıdır ki, o sizin çok küçük gördüğünüz, o 800 milyon insan, evet, Hakk’ı üstün tuttuğu için, bütün insanlığa en büyük hayırlı adımı atacaktır. İşte, şartlar öyle gelişmiştir ki, Batı ülkeleri de, bu gerginlikten, bu sunî mücadeleden bir sonuç çıkmayacağını idrak edecek noktaya gelmişlerdir; adım adım yeni bir dünya kuruluyor ve bu yeni dünyada da, elbette, en önemli noktada Türkiye bulunuyor; çünkü Türkiye, dünyanın merkezindedir. Türkiye, bu başlattığımız ekonomik kalkınmasını yaptığı zaman, herkesin saygınlıkla bakacağı bir ülke noktasına geliyor. Tek kelimeyle, yeniden büyük Türkiye kurulmaktadır. Görüldüğü gibi, artık, Batılı ülkeler bize geldikleri zaman, eski kırık plağı çalamıyorlar, onları, daha baştan susturuyoruz; geldiklerinde alışmışlar yıllardan beri  ‘Efendim, sizde insan hakları, sizde bilmem Kürt meselesi…’ Biz de Kürt meselesi filan yok. Bir terör var, onu da siz kışkırtıyorsunuz. Hadise budur.”

KÜRESEL SİYONİZMİN ALTERNATİFİ

Refah-Yol Hükümetinin Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın liderlik yaptığı ve küresel sömürü düzenine esaslı bir eleştiri yaparak “İslâm Birliği” davasını tekrar gündeme getiren D-8, İslâm ülkeleri arasında ekonomik ve teknolojik birliktelik gibi son derece stratejik konuları gündemine almıştı. Küresel siyonizmin alternatifi olabilecek bir yapı olan D-8; İslâm ülkeleri arasındaki gümrükleri kaldırmayı ve kendi aralarında son derece işlevsel bir pazar kurmayı öngörüyordu.

Erbakan, Asya ile Avrupa arasında yer alan ve dünyanın en jeostratejik konumuna sahip ülkesi Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikeleri D-8’i aktif hale getirerek atlatabileceğini ve böylelikle İslâm dünyasının bu tarz birliktelikler için yapılan tüm hamlelerde olduğu gibi birbirlerine kısa zamanda kenetleneceğini, mıknatıslanacağını savunuyordu. Siyasi hayatının başından beri İslâm Ortak Pazarı, İslâm NATO’su ve İslâm Birliği’ni savunan Erbakan bütün bunlar için ömrü boyunca pek çok çaba içine girdi. Ama bu düşüncelerini en kapsamlı bir biçimde D-8’ler ile yaptı. Başbakanlığı döneminde D-8 ülkelerine yaptığı iki ziyaret turuyla normal şartlarda bir araya gelmeleri çevresel şartlardan dolayı pek de mümkün olmayan 8 ülkeyi kısa zamanda bir araya toplamayı başardı. Ve Batı dünyasının karşısına yani G-8’in karşısında güçlü bir alternatif blokla, D-8’le çıktı.

Refah-Yol Hükümeti; 28 Şubat 1997’deki postmodern darbe ile gönderilirken dikkatli gözler; darbenin ABD ve içerdeki yandaşları tarafından ayarlanmış bir kumpas olduğunu ve hükümetin tek yıkılma sebebinin dünya siyasetini dönüştürme çabasında olan D-8 projesi olduğunu ifade etmişlerdi.

D-8’İN 6 İLKESİ...

D-8’lerin bayrağında 6 yıldız, 6 temel ilkeyi sembolize ediyor.

1. Savaş değil, barış
2. Çatışma değil, diyalog
3. Çifte standart değil, adalet
4. Üstünlük değil, eşitlik
5. Sömürü değil, işbirliği
6. Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi…

D-8’in amacı

 D-8’in amacı, üye ülkeler arasındaki ticareti ve işbirliğini artırmak. Büyük bir ekonomik potansiyeli, çeşitli kaynakları, geniş bir nüfus ve coğrafi alanı temsil eden 8 ülke arasında ticaret ilişkilerinde yeni fırsatlar oluşturmak ve çeşitlendirmek, uluslararası düzeyde karar alma sürecine katılımı artırmak, daha iyi hayat şartları sağlamak, somut ortak projeler etrafında ekonomik işbirliğini geliştirmek ve gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki durumlarını güçlendirmek. D-8, kurucu üyelerinin kompozisyonunun da yansıttığı gibi, bölgesel olmaktan çok küresel bir kuruluştur. Üyelik, grubun hedeflerini, ilkelerini benimseyen ve ortak bağları paylaşan diğer gelişmekte olan ülkelere de açıktır.
 
D-8 TEORİSYENİ DR. ÇELİKDOĞAN:
 
D-8’e gereken ilgi gösterilmiyor

“Erbakan’ın D-8 teorisyenleri takımındaki en önemli kişilerden biri” Başbakanlığını yaptığı Refah-Yol Hükümeti’nde Başdanışmanı da olan Dr. Sedat Çelikdoğan’dı. Dr. Çelikdoğan aynı zamanda Milli Görüş Lideri’nin İstanbul Teknik Üniversitesi’nden asistanıydı. D-8 projesinin icracılarından olan Dr. Çelikdoğan, Türk Silahlı Kuvvetlerine verdiği ve günümüzde pek bilinmeyen 2 saatlik brifingi ile son derece önemli stratejiler açıklamıştı… Brifingde anlattıklarından dolayı dönemin Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı’nın da heyecanlanarak tebrik ettiği Dr. Çelikdoğan ile D-8’ler üzerine yaptığımız sohbette “Refah-Yol sonrası D-8’e gereken ilginin gösterilmemesinden” şikâyet ediyor.

Çelikdoğan sorularımızı cevaplandırdı:

- D-8’e Refah-Yol Hükümeti sonrası geçen 10 yılda gelen hükümetlerin ilgisi nasıl oldu?

- D-8 oluşumunu Batı istemedi. Türkiye’deki iktidarlar Batı dünyasına da muhtaç olunca D-8 ile ilgilenmediler. IMF ve Dünya Bankası ve diğer siyasi birliktelikleri önemsediler. Bunlar D-8 faaliyetlerini en düşük seviyeye indirdiler. Ama D-8 dosyasını kapatmadılar. Bu da olumlu manada şunu gösteriyor. D-8, lazım olabilir diye düşünüyorlar. Batı dünyası bundan hoşlanmadığı için ağırlık da vermediler. Yapılabilecek çok şey vardı. Bunlar da yapılamadı tabii. Şimdiki çalışmalar en alt düzeyde bürokratlarla yürütülüyor. 

- Peki diğer hükümetlerle AK Parti iktidarının yaklaşımı arasında fark var mı?

- Şimdiki hükümet diğerlerine göre biraz daha üst seviyede konuya baktı ve daha anlayışlı hareket etti. İlgisini devam ettirdi. Kendileri AB ile olsun ABD ile olsun ekonomik ilişkileri sürdürdükleri için onlar da yine alt seviyede yürütmeyi tercih ettiler.

- Türkiye’den başka bir ülke D-8’in lokomotifi olabilir mi?

- Teorik olarak olabilir. Örneğin Malezya ve İran olabilir. Ama Türkiye ve İran gibi köklü ülkeler bu işi daha iyi yapar.

- Bundan sonrası için neler düşünüyorsunuz?

- Biliyorsunuz 1996’da kurulan D-8, Refah Partisi’nin yani Erbakan Hocamın projesiydi. Bunu şu anda da Saadet Partisi temsil ediyor. Zaten en çok da onlar savunuyor. Diğer partiler sadece Batı’yla iş yaptıklarından D-8’i görmezden geliyor. Ama merak etmeyin Batı’yla belli bir çatışma noktasına geldiğimizde D-8 işimize yarayacak. O zaman her görüşten kişi D-8’in önemini anlayacak. Dolayısıyla bizim şu anki hükümet de dahil tüm siyasilere tavsiyemiz, D-8’in önemini kavrasınlar ve gereken ilgiyi göstersinler. Çünkü işimize çok yarayacak.

“D-8 bütün dünyanın yararınadır”

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve ESAM İstanbul Şube Başkanı Doç. Dr. Mustafa Şentop, D-8 ittifakının insanlık için zaruri olduğunu belirtiyor:

“D-8 ittifakı, ilk kez, emperyalist güçlerin karar mekanizmaları dışında oluşturulmuş bir ittifaktır. Dünyanın yaklaşık üçte birini teşkil eden, zengin ama zenginliklerini kullanamayan, ekonomik ve teknolojik bakımdan geri ama geniş ve güçlü bir pazar olması hasebiyle tüketimden kaynaklanan büyük bir güce sahip Müslümanların yaşadığı dünyada, gerektiğinde birlikte hareket etme, dünyanın ekonomik ve siyasi hayatında sözü dinlenir bir aktör olma maksadıyla yola çıkılmıştır.”

KONUYLA İLGİLİ DİĞER HABERLER:

D-8'in 10. yılı bugün kutlanıyor

Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından temeli atılan D-8 teşkilatının 10. kuruluş yıldönümü bugün Çırağan Sarayı'nda düzenlenecek programla kutlanacak. Programa, Milli Görüş lideri Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, D-8 üye ülkelerinden yöneticiler, Türkiye'deki büyükelçiler ve temsilciler katılacak. D-8'in kuruluş yıldönümü sebebiyle basın toplantısı düzenleyen SP Genel Sekreteri Arif Ersoy, D-8'in öneminin gün geçtikçe daha iyi anlaşıldığını söyledi.

ABD, PKK'YI DESTEKLİYOR

Vakit'e konuşan SP Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu da, Türkiye'nin yıllardır dost ve müttefik bildiği Amerika'nın PKK'yı ileri teknolojiyle desteklerken, Türkiye'nin mesafeli durduğu D-8 üyesi İran'ın, PKK ile mücadele ettiğine dikkat çekti. Karamollaoğlu, Amerika'nın Irak'tan sonraki hedefinin İran olduğunu da dile getirdi.

28 Şubat’ın sebebi D-8!

Refah-Yol Hükümetinin Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan D-8’i istemeyen G-8 Grubu, 28 Şubat'ı yaparak Refah-Yol’u yıktı. Eski İstihbaratçı Bülent Orakoğlu, 10. yıldönümünü kutlamaya hazırlanan D-8’lerle ve 28 Şubat darbesiyle ilgili şok açıklamalar yaptı. Yeni Aktüel dergisine röportaj veren Emniyet İstihbarat Dairesi'nin eski Başkanı Bülent Orakoğlu, “28 Şubat neden postmodern kaldı?” şeklindeki soruya “28 Şubat darbesinin temel nedeni ise o dönemde Necmettin Erbakan'ın G-8 ülkelerine alternatif olarak İslâm ülkelerinden D-8'i oluşturmasıdır” diye cevap verdi.

Orakoğlu; “Fiili bir darbe olamazdı çünkü Milli Güvenlik Kurulu anayasa üstü birtakım yetkilerle donatılmıştı. 1982 Anayasası askeri bir anayasadır. Çeşitli şekillerde tamamına yakını değiştirilmiştir ama yine de sivil bir anayasa özlemi var. Nedeni de, öyle bir hazırlanmış ki özü ve ruhu yok edilemiyor. Bu halka güvenmemektir. Bunun için yetkileri MGK'ya verdiler. 28 Şubat darbesinin temel nedeni ise o dönemde Necmettin Erbakan'ın G-8 ülkelerine alternatif olarak İslâm ülkelerinden D-8'i oluşturmasıdır. Bu ciddi rahatsızlık oluşturdu” dedi.

D-8 İMZALAYAN LİDERLERİ ALAŞAĞI EDİLDİ

Muhabirin “28 Şubat'ın arkasında G-8 mi var?” şeklindeki sorusuna karşılık Bülent Orakoğlu, “Evet. Fakir ülkeler olmasına karşın rahatsızlık oluşturdu. D-8'e imza atanlar dört ülkede ihtilalle yönetimden uzaklaştırıldı. İki ülkede, imza atanlara suikast düzenlendi. İkisi ekonomik darbelerle uzaklaştırıldı ve bir sene içinde hepsi iktidardan aşağı edildi” diyerek Türkiye’de Erbakan ve Refah-Yol Hükümeti, dünyada ise D-8’e destek veren ülkelerin o günkü yönetimlerinin ve yöneticilerinin çeşitli şekillerde cezalandırıldığına dikkat çekti.

0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

çok karanlıksın çok10/6/2007
Kararlı adımlar .
0 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı