<ÇAĞDAŞ ŞİİRLER>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


13/11/2008 - YA GAZİ OL… YA ŞEHİT

YA GAZİ OL… YA ŞEHİT

Haydi, yavrum, ben seni bugün için doğurdum:
Hamurunu yiğitlik duygusuyla yoğurdum:
Türk evlâdı odur ki yurdu olan toprağı
Ana ırzı bilerek yâd ayağı bastırtmaz;
Bir yabancı bayrağı
Ezan sesi duyulan hiçbir yere astırtmaz.

Git evladım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım.

Haydi, oğlum, haydi git;
Ya gazi ol ya şehit.

Haydi yavrum! Köyüne, nişanlına vedâ et;
Sabanını, tarlanı, her şeyini fedâ et;
O silaha sarıl ki böyle günde bir erkek
Bir dualı demirden başka bir şey kullanmaz;
Bunu tutan bir bilek
Köleliğin uğursuz zincirine uzanmaz.

Git evladım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım.


Haydi, oğlum, haydi git;
Ya gazi ol ya şehit.

Haydi yavrum! Kendine sen de: “Yiğit er” dedir;
Büyüdüğün gaziler ocağına can getir;
O Cenkleri kazan ki senin büyük Kür adın
Yedi iklim, dört bucak içerisine ün salsın;
Beş yüz yıllık ecdadın
Kabirlerde titreyen kemikleri öç alsın.

Git evlâdım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım.


Haydi, oğlum, haydi git;
Ya gazi ol ya şehit.

Haydi yavrum! Bugünde dertli ninen ağlasın;
Ayrılığın oduyla yüreğini dağlasın;
O yaşları saçsın ki senin arslan göğsünde
Benim kan gözyaşım düşman için kin olsun;
Kara yerin yüzünde
Ayağının bastığı dağlar, beller leş dolsun.
Git evlâdım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım.


Haydi, oğlum, haydi git;
Ya gazi ol ya şehit.


Mehmet Emin YURDAKUL


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


13/11/2008 - Akıtma gözünden yaşını Anne!

 

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Oğlun Şehit... çatma kaşını Anne

Metin ol da dik tut başını Anne

Gel; öp... kokla... mezar taşımı Anne

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Olsa da bu dünyada gönlün ezik

Eğilme kimseye tut başını dik!

Bu duygular bize tanıdık bildik

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Ölüm vaktin gelsin kavuşacağız

Albayrak altında buluşacağız

Mahşerde birleşip sarılacağız

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Bitmedi soysuzlar ona yanarırm

Dökülen bunca masum kana, yanarım

Öldüğüme değil, sana yanarım

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Bizler bedeni olmayan diriyiz

Şanlı Peygamlerin Askerleriyiz

Kanımızla vatanın vergileriyiz

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Ya devlet başa ya kuzgun leşe

Vermeyiz kimseye vatanı beleşe

Hele hele üç beş soysuz gebeşe

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Siyasiler çıkar adlı oyunda

Oyunlar oynandı hep bizim kanda

Babam, gardaşlarım, yarim bir yanda

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Oyunlar oynanıyor kanımızda

Feryatlar kopar yürek kapımızda

Cenazede olurlar yanımızda

Akıtma gözünden yaşını Anne!

Sen Şehit Anasısın gurur duy Anne

Bugün bizim için hem şölen hem toy Anne

Türk; tarihe yön veren o asil soy Anne

Akıtma gözünden yaşını Anne!


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - YAŞ 35

YAŞ 35

 

 

Yaş otuz beş yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

 

Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz
Ya gözler altındaki mor halkalar
Neden öyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar

 

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

 

Hayâl meyâl şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir,
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

 

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

 

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar
Nerden çıktı bu cenaze Ölen kim
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.

 

Neylersin ölüm herkesin başında,
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misâli o musalla taşında.

                         

CAHİT SITKI TARANCI

 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - İSTANBUL'A KAR YAĞIYOR

İSTANBUL'A KAR YAĞIYOR.

 

 

İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
KAR YAĞIYOR ERİK AĞACINA
KAR YAĞIYOR KUMRULARIN ÜSTÜNE
DAĞ ZORBASI GİBİ HAİN VE UMARSIZCA
ERİK AĞACI ÖKSÜZ KUMRULAR EVSİZ KALIYOR
BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN
BİRBEN ACIYORUM KUMRULARIN HALİNE

İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
ANSIZIN BİR KEDİ GEÇİYOR PENCEREMİN ÖNÜNDEN
SÖYLENE SÖYLENE SİNİRLİ VE ISLAK BİR KEDİ
BELLİKİ ANSIZIN YAKALANDI BİR ÇATININ TEPESİNDE
VE MUHTEMELEN UYKUNUN EN TATLI YERİNDE
BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN
BİRBEN ACIYORUM HALİNE

İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
SEN MUHTEMELEN ENDERİN UYKULARDA
BEN PENCEREMİN ÖNÜNDE
İSTANBULA KAR YAĞIYOR KAR YAĞIYOR PENCEREME
O SEBEPSİZ GİDİŞİN GELİYOR GÖZLERİMİN ÖNÜNE
KAR CAMDAN GEÇİYOR TEN’DEN GEÇİYOR
USULCA DOLUYOR YÜREĞİME

VE BİR ÇİÇEK YEŞERİYOR KENDİLİĞİNDEN
DONMUŞ KALBİMİN ORTA YERİNDE
UZUN KIŞ GECELERİNDE YİTİRDİM SENİ
ÖLDÜNMÜ KALDINMI HABERİN GELMEZ
BİLMEMKİ BİR TANEM NERDESİN ŞİMDİ
HER YAĞAN KAR’DA KAYBEDENLER OLUR HEP
KİMİLERİ YUVALARINI KİMİLERİ RÜYALARINI
KİMİLERİDE SEVDALARINI
İSTANBULA KARYAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE

 

Naki Kızıldağ


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - KIRMIZI ARABA

 

KIRMIZI ARABA 

Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

Ne kadar zalim esse de rüzgar
Ne kadar belini bükse de ekmek parası
Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

Onun Cevahir’i vardır
Cevahir altı yaşındadır
Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır

Bir pazar sabahı
Tutar babası Süleyman; Cevahir'in elinden
Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman
Çıkarlar gezmeye İstanbul’u inadına
Bir yol düşünür Süleyman
Ulan bu bahtı kapalı kentte
Yürümek de parayla değildir elbette
Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle
Canından özgü Cevahirine
Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar
Para da vardır cepte

Yürürler İstanbul şehrinin kalbine
Önce Nerimanın naylon terliği alınır bir seyyardan
Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir’e

Anlatır işçi baba Süleyman
İş ararken adım adım arşınladığı sokakları
Bak Cevahir işte şu Yeni Cami
Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur
Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır
Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır
Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür
Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır

O pazar günü
Kara bıyıklı işçi Süleyman
Karısı can yoldaşı Neriman
Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir
Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan

Ve birden mumun alevi söner
İstanbul’un yalanı biter
Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir’in gözü
Bir oyuncakçı vitrininde
Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya
Döner karabıyıklı dağ gibi babası Süleyman’a
Bana şu kırmızı arabayı alsana baba
Alsana be Süleyman
Canına can parçana
Bir oyuncak araba almayacaksan eğer
Yuh olsun sana
Nasıl olsa babası onu çok sevmektedir
İşin belası küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir

Bir vitrindeki kırmızı arabaya bakar Süleyman
Bir karısı Neriman’a
Sonra takılır gözleri Cevahirin gözlerindeki umuda inadına
Ulan alt tarafı bir oyuncak araba
Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman
Alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman
Bakarsın cepteki son gazoz parasına
Cevahir’in o kocaman umuduna
Yakışır şu kırmızı araba

Bırakır karısı Neriman’la Cevahir’i dışarda
Girer iflah etmez bir umutla dükkana
Sorar dağ gibi Süleyman
Usta şu vitrindeki nazlı gelin
Şu zalımın ışıltısı
Şu bahtımın kara yıldızı
Şu İstanbul ağrısı
Şu Cevahir’in çakmak çakmak gözleri
Şu kırmızı araba kaç para
Bir Süleyman’a bakar adam bir arabaya
Çok para der hemşerim yani çok para
Süleyman cebinde bir gazoz parası
Yıkılmış bir dağ artığı
Bir tufan sonrası perişanlığı
Döner kapıya çıkmak için dışarı
Oğlu Cevahir
Kırmızı arabayla getirecek
Babasını beklemektedir
Nasıl olsa babası ordan
O kırmızı arabayla çıkacaktır
Nasıl olsa
Kara bıyıklı dağ gibi
İşçi Süleyman babasıdır
Yani Cevahir’in gözünde o
Dünyanın en güçlü
Dünyanın en zengin
Dünyanın en büyük adamıdır
Süleyman

Ama Süleyman
Eli boş çıkar dükkandan
Sorar Cevahir hani baba
Hani kırmızı araba
Sorar hesabı bulutlar dağa
Nasıl desin Süleyman
Nasıl desin adam yüreği
Ben onu sana alamadım
Benim ona param yetmedi diye
Başlar ağlamaya Cevahir
Başlar bulutlar ağlamaya
Yanar yerin yedi arzı
Ve güvercinlerin kalbi başlar kanamaya
Ulan istanbul yanar içine Süleyman’
ın
Sorar Cevahir
Hani baba hani kırmızı araba
Martıları gösterir Süleyman
Bak ne güzel uçuyor
Cevahir martılar havada
Boş ver kırmızı arabayı
Baksana martılara
Bakmaz martılara Cevahir
Bakar yangın gibi arabaya
Ama bak der Süleyman
Ne güzel uçuyor martılar havada
Cevahir bir çocuktur küçük yüreğinde yer çoktur
Takılır gözü martılara
Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler
Evet der ne güzel uçuyor martılar havada
Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı

Unutur gider dalar gözleri martılara
Cevahir unutur unutmasına ya
Kara bıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman
Ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı
Her gece döşeğine yattığında
Uyumak için gözlerini kapadığında
Demir lokma gibi
Bir kırmızı araba takılıt durur kursağına
Bütün ömrü boyunca

İşte bu
Kara bıyıklı Süleyman’
ı
n hikayesidir
Ve herkesin bir yerine
Birgün bir Süleyman acısı değmiştir

İBRAHİM SADRİ


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - ŞEHİDİME

ŞEHİDİME

 

Şairim diyor ya!
Şehidimin son örtüsü.
Sıra sıra dizilmiş saflar
Şehidimi Bayrağıma sarmışlar
Şehadetten önce,
Ali'ydin,Mehmet'din
Bu vatan için
Rengi kanım olan
Ayyıldızlı bayrağım için
Can verdin.
Kıyamete kadar,
Gönderde dalgalansın diye.
Kanımdan olan
Hür yaşasın diye..
Can verdin..
Edirne dedin,
Kars dedin.
Bir karış da olsa,
Benim vatanım dedin.
Gün oldu,
Yavan ekmek yedin,
Katık niyetine,
Kahpe bir kurşun yedin...

Ayşemin yariydin
Fatma halamın
Biricik oğluydun.
Şimdi şehit oldun!!!

Nerde bir şehit yakını görsem,
Bir hançer saplanır yüreğime
Ödenmiş bedel gelir aklıma
Vatan için...
Ayyıldızlı bayrak için..
Başı dik bir millet için..
Ödenen bedel gelir aklıma..
Bedeli ödenmiştir.........
Ödenen bedel nedir?
Bilirmisin Gülüm?.
Kan'dır, Can'dır be gülüm..
Ödenen bedel Umutlardır.
Ödenen bedel Gelecektir.
 

Münür Öztürk 


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - Sol yanım acıyor anne

 

 

SOL YANIM ACIYOR ANNE

Merhaba anne,
Yine ben geldim.
Merak etme okuldan çıktımda geldim.
Annelerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
Ali "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder" demişti de
Onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen,
Sağ elimde sarımsak, sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne sağım neresi, solum neresi
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu
Şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde
Şuram acıyor işte şuram demiştim de
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum
Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de her gün acıyor anne her gün.
Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Bende ağladım,
Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi.
Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
Bugün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim.
Babam "Ben bilmem ki kızım" dedi.
Bari okula sen götür dedim.
"kızım, iş" dedi.
Bende banane dedim, ağladım.
"kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne.
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep "annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor.
Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uff babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını,
Çiçeklerini kim koparıyor.
İzin verme anne ne olur toprağına el sürdürme.
Eve gidince aklıma geliyor bide bunun için ağlıyorum anne. >>
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama banane kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi, nasıl anlatacağım anne.
Senin adın geçince sol yanım acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne. >>
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim,
Anne çook...


(Bedirhan Gökçe'nin Şiir Albumünden)


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - BAYRAMLAR BAYRAM OLA

 

BAYRAMLAR BAYRAM OLA

 

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Aylar, yıllar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..

 

ABDURRAHİM KARAKOÇ


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - SESSİZ GEMİ

 

                                                                          SESSİZ GEMİ

            Artık demir alma günü gelmişse zamandan,

            Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

                Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

                   Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

                                Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,

                                Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

               Bîçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

             Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

                                Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;

                                Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

                   Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

                  Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

                                        

                                       YAHYA KEMAL BEYATLI


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - BAYRAM BAYRAM OLUR MU?

 

BAYRAM BAYRAM OLUR MU?

 

BOĞAZIMDA BİR DÜĞÜM, YÜREK KORDAYIM.
AYRILIK YETTİ ARTIK,İNAN ZORDAYIM.
EL ALEM BAYRAM EDER, BENSE DARDAYIM.
GELECEK BAYRAM BEKLE ORDAYIM.

KULAĞIM KAPIDA GELEN OLUR MU?
HALİN NEDİR DİYE SORAN OLUR MU?
GURBET ELDE BAYRAM, BAYRAM OLUR MU ?

BURALARDA YALNIZ NESİN KİMSİNDİR ?
TELEFON ÇALIŞTA UMUT SENSİNDİR.
TESELLİ VERECEK, SENİN SESİNDİR.
DÖNÜŞ PEK YAKINDA KARAR KESİNDİR.

KULAĞIM KAPIDA GELEN OLUR MU ?
HALİN NEDİR DİYE SORAN OLUR MU?
GURBET ELLERDE BAYRAM, BAYRAM OLUR MU ?

 

EMİN NADİR.


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - YETİMLER ÜZÜLMESİN

 

YETİMLER ÜZÜLMESİN
 
Yetimlik olur yaman
Ona dokunma aman

Bir başkadır dünyası
Çok hassastır yapısı

Yaşı daha küçüktür
Sözü bölük pörçüktür

Sorsan sıkılır hemen
Vursan yıkılır hemen

Gözleri buğulanır
Hemencecik sulanır

Yaralıdır hep eli
Tutulur bazen dili

Kalbi hemen kırılır
Sanma kolay sarılır

Ona buna yanaşmaz
Garip durur konuşmaz

Her an boynu büküktür
Elbisesi söküktür

Der ki babam olsaydı
Bana cici alsaydı

Dertlerini diyemez
Yeni şeyler giyemez

Biri babacığım der
Onun içi cız eder

Sevgiden mahrum yaşar
Bu hayata hep şaşar

Canı çekse yiyemez
Bunu alın diyemez

İstese arsız derler
Üstelik hırsız derler

Yetimsin de üzülür
Gözünden yaş süzülür

Hâlinden hep sezilir
Hor görülür ezilir

Mahzundur onda gözler
Dertlerini hep gizler

Sıkıntıdan tırnak yer
Acıyı kalbe gömer

Öne eğer başını
Tutamaz gözyaşını

Hep suçlu gibi durur
Gelen giden hep vurur

Alıngan olur her an
Yetime dokunma aman

Verseler şunu bunu
Avutamaz hiç onu

Artık hayattan bıkar
Üf demen onu yıkar

Kötülenir, horlanır
Yapma diye zorlanır

Kırık kolu kanadı
Yaramazdır hep adı

Gelen giden takılır
Bazen itip kakılır

Anlaşılmaz feryadı
Sevgidir tek muradı

Onu kimse anlamaz
Anlayan dayanamaz

Yetimler üzülmesin
Sinmesin, büzülmesin

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - NEREDESİN EY GÜL!

 

NEREDESİN EY GÜL!

 

Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
Herkes, hep bir agızdan: gül!
Ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, gögüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumus gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmis çenelerin
Ağarmıs dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin
Ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

 

EDİP CANSEVER.


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - BU GÖL DİNLEDİ HEP BENİ.

 

BU GÖL DİNLEDİ HEP BENİ.

 

 

TUTMAK İSTİYORUM GÖLÜ

 

TAM AVUÇLARIMDA

 

TATMAK SEVGİ VE ŞEFKATİ

 

VE SONRA İÇMEK KANA KANA

 

KURUDU ÇOKTAN GÖZÜMÜN YAŞI

 

VURSAM KAYALARA BU BAŞI

 

BU GÖL DİNLEDİ HEP BENİ

 

NEDEN HALA TAŞMADI

 

 NAZİRE DEDEMAN


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - AH BU DAĞLAR

 

AH BU DAĞLAR

 
Sıra sıra dağlar kalpleri dağlar
Yücelerden akan şelâle çağlar
Topraktan fışkıran bir lâle ağlar
Dağlar düğüm olmuş yolları bağlar

Gurbet elden düştüm sıla yoluna
Bir bilezik taktım yârin koluna
Her dağın ardında bir dağ buluna
Dağlar düğüm olmuş yolları bağlar

Gide gide bitmez uzar menzilim
Dünyânın elinde çalan bir zilim
Hasretler dokudum oldu bir kilim
Dağlar düğüm olmuş yolları bağlar

Günler geçip gider ardı ardına
Kaderin vurdum tek telli sazına
Kışlar döner çölün susuz yazına
Dağlar düğüm olmuş yolları bağlar

Kelimeler büyür ruh ambarında
Pişer hepsi bir bir hasret harında
Yollar aydınlanır gönül farında
Dağlar düğüm olmuş yolları bağlar

Timur İlikan (Balıkesir)


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - SERÇE

 

 

   SERÇE

Cıvıl cıvıl ötüyordu,
Küçücük bir kuştu serçe.
Bir gün,balta sesi duydu,
Kaygılandı,sustu serçe.

Kestiler çam ağacını,
Dağıttılar yuvasını.
Kararttılar dünyasını,
Can havliyle uçtu serçe.

Şaşırdı hep pusulayı,
Aşıp geçti düz ovayı.
Artık,terk etti sılayı,
Gurbet ele düştü serçe.

Acıktı,toprağı eşti,
Böceklerle cilveleşti.
Yedi,içti,güzelleşti,
Bir kuşla buluştu serçe.

Muhtaç oldu bir ağaca,
Hep aradı uça uça.
Sığmadı ele avuca,
Hasretle tutuştu serçe.

Kanat çarptı deli dolu,
Şehirlere düştü yolu.
Kat kat bina sağı solu,
Çatılardan uçtu serçe.

Geldi,pencereme kondu,
Kanadı cama dokundu.
Bir şaire şarkı sundu,
Cıvıl cıvıl coştu serçe.

ZEKİ ÇALAR

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - KUŞLAR

 

 

                             KUŞLAR

Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Güneşin doğduğu yerden güneşle birlikte doğmak
Kafdağı'nın arkasındaki Zümrüdü Anka olmak
Kanat açmak gökyüzüne
Sevdaların ülkesine
Kuşlar
Kanatlarımı kırdılar,
Umutlarımı vurdular,
Ninnileri susturdular,
Yüreğimi dağladılar,
Varamadım hasretine,
Sevdaların ülkesine...
Kuşlar...

 

Ömer Karaoğlu nun bir ezgisinin sözleri

     

Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - DOLUNAY DOLUNAY BAKMA

 

DOLUNAY DOLUNAY BAKMA

Ay doğmuş gibi sanki gözbebeklerinde
Dolunay dolunay bakma bana öyle
Gonca gibi açtın kalbimin eteklerinde
Dolunay dolunay bakma bana öyle..

Saçlarında dalgalanır rüzgarın fısıltısı
Berrak sesin kulağımda ırmağın şırıltısı
Gözlerinde temiz bir aşkın saf pırıltısı
Dolunay dolunay bakma bana öyle..

Seni ne kadar sevsem yinede az olur
Sen olmazsan mevsimler hep güz olur
Her bakışın bende silinmez bir iz olur
Dolunay dolunay bakma bana öyle..

Ne zaman görsem seni böyle karşımda
Bir sevda bulutu gelir durur başımda
Seni sayıklarım hep uykumda düşümde
Dolunay dolunay bakma bana öyle..

Güller rengini vermiş o gonca yüzüne
Şeker bal tat vermiş kelimene sözüne
Bakışlarında rastladım sevdanın izine
Dolunay dolunay bakma bana öyle

Bir anda geldin doğdun karanlık geceme
Bin bir anlam yükledin harfime heceme
Seni görmez ölürsem inan gider gücüme
Dolunay dolunay bakma bana öyle..

Esad Eşref


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE

    

   ÇANAKKALE  ŞEHİDLERİNE

Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyâda eşi ?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"

Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken hüsran;
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

M.AKİF ERSOY


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - KARA TREN

 

       KARA TREN

 

Gözüm yolda gönlüm darda
Ya kendin gel yada haber yolla
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişsin trene halini unutup

Kara tren gecikir belki hiç gelmez
Dağlarda salınırda derdimi bilmez
Dumanın savurur halimi görmez
Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez

Yara bende derman sende
Ya kendin gel yada bana gel de
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişsin trene halini unutup


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


9/7/2008 - KÖYÜMÜN YAĞMURLARI

 

KÖYÜMÜN YAĞMURLARI

 

Eğer ölürsem buralarda

Eğer benim için ağlayan biri varsa baş ucumda

 

Eğer ölürsem buralarda

Vasiyetimdir beni götürsünler doğduğum topraklara

 

Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar

Baş ucumda biten yediverenleri ah aşıklar koklasınlar...


Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


Benim hakkımda


< ŞİİR SİTESİ

Son yazılarım
Menü

ARKADAŞLARIM
Baglantılar


    DİĞER SİTELERİM


    ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-1

    LEZİZ YEMEKLER

    AKTİF YEMEKLER

     TRAFİK CANAVARI

    SAĞLIK SİTESİ-1

    SAĞLIK SİTESİ-2

    SAĞLIK SİTESİ-3

    YEŞİLAYCIYIZ-1

    YEŞİLAYCIYIZ-2

     ÇAĞDAŞ BİLİM

    AY DOĞDU-1

    AY DOĞDU-2

     ÇAĞDAŞ SİTE-1

     ÇAĞDAŞ SİTE-2

    İLGİNÇ VİDEOLAR-1

    İLGİNÇ VİDEOLAR-2

    GALATASARAY-1

    GALATASARAY-2

    G.S-FORUM

    ERKAMIN SİTESİ-1

    ERKAMIN SİTESİ-2

    KURTLAR VADİSİ-1

    KURTLAR VADİSİ-2

    İLGİNÇ RESİMLER

    SATRANÇ DÜNYASI












     Arkadaşına tavsiye et!









    2 sayfadan 1 . sayfa
    SAYFAYI GERİ ÇEVİR | SAYFAYI İLERİ ÇEVİR



    @