<ÇAĞDAŞ İNSAN-SAĞLIK>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


ÇAĞDAŞ SAĞLIK SİTESİ

Hakkımda





Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler

<%Kategorilerim%>

ARKADAŞLARIM


DİĞER SİTELERİM


SAĞLIK SİTESİ-1

SAĞLIK SİTESİ-2

LEZİZ YEMEKLER

AKTİF YEMEKLER

 TRAFİK CANAVARI

YEŞİLAYCIYIZ-1

YEŞİLAYCIYIZ-2

 ÇAĞDAŞ BİLİM

AY DOĞDU-1

AY DOĞDU-2

 ÇAĞDAŞ SİTE-1

 ÇAĞDAŞ SİTE-2

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-1

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-2

İLGİNÇ VİDEOLAR-1

İLGİNÇ VİDEOLAR-2

GALATASARAY-1

GALATASARAY-2

G.S-FORUM

ERKAMIN SİTESİ-1

ERKAMIN SİTESİ-2

KURTLAR VADİSİ-1

KURTLAR VADİSİ-2

İLGİNÇ RESİMLER

SATRANÇ DÜNYASI











 Arkadaşına tavsiye et!









weblogs




Amazing Counters

Tıpta müthiş buluş

 

Tıpta müthiş buluş

Bilim adamları, beyin hücrelerinin yenilenmesinin mümkün olmaması nedeniyle beyin ve omurilik hasarlarında karşılaşılan çaresizliği giderecek bir yol buldu.
....................

Boston Çocuk Hastanesi doktoru Jigang He, fare beyninde hasar görmüş olan sinir hücrelerinin kendilerini yeniden üretmesini sağlayan yönteme imza attı. Doktor Jiang'in bu çalışmayla ilgili kaleme aldığı makalesi, önde gelen bilim dergilerinden Science'da yayımlandı.

Çalışma sırasında, sinir hücresinin gelişmesini engelleyen bir protein bloke edildi ve bunun, hasarlı "optik sinirlerin" yerine yeni hücrelerin gelişmesini teşvik ettiği belirlendi.

Kol ve bacaklardaki sinir lifleri tahrip olduktan sonra kendisini yenileyebildiği halde, beyin ve omurilikteki sinir hücreleri bunu başaramıyor. Çalışmaya katılan, Genentech Inc. firmasından ilaç ve biyoteknolojiden sorumlu başkan yardımcısı Marc Tessier-Lavigne de açıklamasında, "omurilik zedelenmelerinde hasta genellikle iyileşemiyor" derken, bu çalışmanın hedefinin, bunun nedenini ortaya koymak olduğunu belirtti.

Çalışma sırasında, PTEN ve TSC1 adlı proteinler bloke edildi ve söz konusu hücrelerin (axon) hızla kendini yenilediği görüldü.

Verilen bilgiye göre ekip, şimdi bu proteinleri bloke edecek bir ilaç üretmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

http://www.haberprogram.com/h/2008/11/06/37928-Tipta-muthis-bulus.php


Tarih: 10:33, 7/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Limon Kanserden Koruyor

 

Limon Kanserden Koruyor

Şeker ve şekerden yapılmış gıdalar, kanseri tetikliyor ve kanserli hücreyi besliyor. Memesinde fibrokisti olan kişilerde kafein ve çikolata, fibrokistlerin çoğalmasına neden olabiliyor.

Limonun içeriğindeki ellagic asit nedeniyle meme kanserinden koruyucu, bu hastalığın ilerlemesinde ise durdurucu etkiye sahip olduğu bazı hayvan çalışmalarında görülmüş. Uzmanlar, limondaki bu etkinin böğürtlen yapraklarında da bulunduğunu söylüyor.



Tarih: 10:31, 7/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Addison (Böbreküstü Bezi Yetmezliği)

Addison (Böbreküstü Bezi Yetmezliği)
     Böbreküstü bezi yetmezliği böbreküstü bezlerinin işlevlerinde yavaşlamayı anlatan bir terimdir. Bu durumda aldosteron, kortizol, cinsel hormonlar, adrenalin ve noradrenalin gibi hormonların üretimi yetersiz kalır. Bazen bu hormonlardan bazısındaki eksiklikle bazısındaki artış birlikte görülür, ama bu tür olgulara çok ender rastlanır. Çeşitli böbreküstü bezi hormonlarının ana maddesi kolesteroldür. Bu ana madde bir dizi kimyasal tepkime sonucunda hormona dönüşür. Kimyasal tepkimeler için gerekli enzimlerden birinin eksikliği, bütün üretim zincirinin durmasına ve son ürünün, yani hormonun yapılamamasına yol açar.

     Olguların büyük bölümünde hastalık böbreküstü bezi kabuğunun her üç katmanına da yerleştiğinden böbreküstü bezi yetmezliği genel bir hormon eksikliği olarak ortaya çıkar.

     Nedenleri :

     Olguların yüzde 70-80 ine Koch basilinin etken olduğu böbreküstü bezi veremi yol açar. Hastalık belirtilerinin görülebildiği ilerlemiş olgularda böbreküstü bezleri belli bir biçimden yoksun, san-gri renkli ve peynirimsi yapıda iki torbacık halini almıştır. Hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için veremin yol açtığı doku yıkımına bağlı bu yapı bozulmalarının böbreküstü bezlerinin yüzde 90 ma yayılması gerekir. Bundan da anlaşılacağı gibi böbreküstü bezlerinin yedek üretim kapasitesi çok geniştir. Bez dokusunun yaklaşık yüzde l0u sağlam kaldığı sürece yetmezlik belirtileri yalnız vücudun yüksek düzeyde hormona gereksinim duyduğu anlarda ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda böbreküstü bezleri organizmanın birden artan hormon gereksinimini karşılayamaz.

     Böbreküstü bezlerinde verem akciğerlerdeki enfeksiyonu izleyen ikincil bir odak olarak belirir. Veremin yanı sıra kronik enfeksiyon hastalıkları, frengi, böbreküstü bezi tümörleri, bu doku hücrelerini yaygın yıkıma uğratan kloroform ve salvarsan gibi zehirli maddeler ve böbreküstü bezlerini besleyen damarların tıkanması da böbreküstü bezi yetmezliğine yol açabilir.

     Bazen sorun başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Bu durumlarda hastalığın kökeni vücudun daha yukarısında yer alan merkezlerdir. Örneğin, etken beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve hipofiz bezini adrenokortikotrop hormon (ACTH) salgılamaya iten serbestleştirici faktör eksikliği olabilir. Hipofizin ACTH salgılayamaması böbreküstü bezlerinde doku gerilemesine yol açar ve böbreküstü bezi yetmezliğiyle sonuçlanır.

     Belirtileri :

     Addison hastalığı ya da hipoadrenalizm adıyla bilinen böbreküstü bezi yetmezliğinin ilk belirtisi aşırı yorgunluktur. Hasta bitkinlik duyar ve ilerlemiş olgularda yataktan kalkıp yürüyecek gücü kendinde bulamaz. Gittikçe zayıflar. Tansiyonu sürekli düşük kalır. Hastalığın bütün bunlardan daha tipik belirtisi ise deri renginin koyulaşmasıdır (melanodermi). Deri özellikle yüz, el ve kollarda koyu, bronz bir renk alır. Elin üstündeki deri koyulaşarak pembemsi avuç içiyle belirgin bir karşıtlık oluşturur. Meme başları ve varsa yara izleri siyaha çalan koyu kahverengiye döner. Dişetleri, yanaklar ve üreme organların-da koyu renkli lekeler belirir. Erkeklerde cinsel güçsüzlük, kadınlarda adet düzensizlikleriyle birlikte özellikle koltukaltı ve dış üreme organları çevresinde kil dökülmesi hastalığın öbür belirtileridir


Tarih: 10:16, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Alerjik Kontak Dermatit , Alerjik Sorunlar

Alerjik Kontak Dermatit , Alerjik Sorunlar
     Kontak dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer bölgelerinde de olabilir.

     Kimlerde Olur?

     Genetik yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde daha sıktır.

      En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?

     Zehirli duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir. Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin yapımında kullanılır.

     Diğer bazı bitkiler, metaller, kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık 3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.

     Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?


     Nikel, krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye başlanmıştır.

     Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir. Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda nikel vardır).

     Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?


     Saç boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.

     Hipoalerjenik ürünleri kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.

     Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?


     Antibiyotikli kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.

Tarih: 10:15, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Alzheimer (AH)

Alzheimer (AH)

     Bunama ya da demans, günlük yaşamın her zamanki gibi sürdürülmesini engelleyen ilerleyici, kronik bir beyin hastalığıdır.

     Demans, beyin kabuğuna ilişkin üst düzey işlevlerin genel olarak bozulmasıdır. Bunlar, kişinin çevreyi farkındalığı ( bilinci ) bozulmaksızın, bellek, günlük yaşamın gereksinimleriyle başa çıkabilme yeteneği, algı ve devinime ilişkin işlevler, koşullara uygun düşen toplumsal davranışın korunabilmesi ve duygusal tepkilerin kontrolünde bozulma şeklinde sıralanabilir. Büyük çoğunlukla geri dönüşsüz ve ilerleyici bir durumdur. "

     Alzheimer Hastalığı ( AH ) en yaygın demans türlerinden biridir. Bir başka deyişle, sanayileşmiş ülkelerde en sık görülen demanstır ve nüfusun yaşlanmasına paralel olarak giderek de artmaktadır.

     Alzheimer Hastalığının ilerleyişi genellikle çok yavaştır ve olguların çoğunda bellek problemleriyle kendini gösteren bir preklinik evre ortaya konabilir. Alzheimer Hastalığı yaşla birlikte artar, ancak daha gençleri, hatta elli yaşları içindekileri de tutabilir. Bu nedenle, sadece çok yaşlıların hastalığıdır diye düşünmemek gerekir.

     Alzheimer Hastalığındaki 3 Evre : Üç farklı evre gözlenebilir. Bunlar özel bir takım " problemlerle " nitelenir. Bazıları evreye özgüyken, bir kısmı ortaya hiç çıkmayabilir. Evreler arasında uzun yıllar geçebilir.

     Evre 1 :

      Hafif ve genellikle ihmal edilen belirtiler :
  1. Bellek kaybı ( genellikle yakın geçmişteki olaylara ilişkin ) ;
  2. Günün tarihini hatırlama güçlüğü ( zaman dezoryantasyonu ) ;
  3. Bilinen mekanları tanıma güçlüğü, örneğin evdedir fakat nerede olduğunu karıştırabilir ( mekan dezoryantasyonu ).
  4. Karar verme güçlüğü ( inisiyatif kaybı ).
  5. Kelime bulma güçlüğü. Bu ilk belirtiler nedeniyle, kişi ürkmüş, utanmış ya da kederli durumda olabilir.
      Evre 2 :
  1. Belirgin bellek problemleri ( örn. aile üyelerinin isimlerini unutur );
  2. Kendine yeterliğin azalması ( örn. yıkanma, giyinme gibi işlevlerde yardım gerekir );
  3. Çevrede kaybolma ;
  4. Konuşma bozukluğunda artma;
  5. Hallusinasyonlar.
     Evre 3 :
  1. Yardım edildiği halde beslenmede güçlük;
  2. Arkadaşları ve aile üyelerini tanımada güçlük ;
  3. Yürüme güçlükleri ( hasta yatağa bağımlı durumda mı ? );
  4. İdrar ve/veya gaita kaçırma ;
  5. Belirgin düzeyde davranış bozuklukları.

Tarih: 10:14, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Amfizem

Amfizem 
      Solunum yetmezliğine yol açan en yaygın kronik akciğer hastalıklarından biridir.

      Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) gerilip genişlemesiyle beliren bir hastalıktır. Bu genişleme hava, keseciklerini birbirinden ayıran ince duvarların yırtılmasına ve dolayısıyla akciğerlerde esneklik kaybına yol açar. Sonuçta akciğerlere hava girişi ve hava keseciklerinde kan gazları (oksijen-karbon dioksit) dengesi bozulur, İlerlemiş amfizem olgularında akciğerler genişlemiş, solmuş ve kurumuştur.Esneklikleri kalmadığından bir yastık gibidirler. Göğüs kafesi açıldığında, akciğerler sönmez, çünkü esneklik kaybı nedeniyle içlerinde hava kalır.

      Nedenleri :

      Akciğer amfizemi kronik bronşit, astım, akciğer veremi gibi hastalıklar sonucunda gelişebilir. Özellikle ileri yaşlarda, akciğerlerde yaygın bağdoku artışı esnekliğin yitirilmesine ve amfızeme yol açabilir. Birçok araştırma amfizeme kalıtsal bir yatkınlık olabileceğini göstermiştir. Ama bu hastalığın bilinen en önemli nedeni sigara alışkanlığıdır. Amfizem oluşumuna yol açan başlıca ,etkenler şunlardır: Küçük bronş dallarının tıkanması sonucunda içerideki havanın dışarı atılamaması, hava keseciklerinin aşırı gerilmesiyle akciğer esnekliğinin yitirilmesi, keseciklerde biriken hava kabarcıklarının etkisiyle kesecikler arası duvarların yırtılması, hava keseciklerinde kanın oksijen alabilmesi için gerekli yüzeyin azalması ve dolaşım direncinin artmasıyla akciğer damarlarında lezyonlar oluşması. Son olarak değinilen etken, uzun erimde solunum yetmezliğine yol açarak sağ kalbin yükünü artırır ve kalp yetmezliğine neden olur. Kronik amfizemde soluk alırken göğüs sürekli genişler. Akciğerler aşırı gerilmiştir. Soluk verdikten sonra akciğerlerde kalan hava miktarı artmış, zorlu soluk alıp vermede akciğere girip çıkan hava miktarı azalmıştır.

      Belirtileri :

      Hastalık sessiz ilerler ve ancak ileri ev­relerinde belirti verir. İlk belirti nefes darlığıdır; başlangıçta hareket sırasında, ama daha sonra dinlenirken de gözlenir.İleri evrelerde solunum yüzeyselleşir. Soluk alınırken göğüs kafesini genişle­ten hareket ancak yardımcı solunum kaslarıyla yapılabilir. Buna "dikine" solunum denir, çünkü soluk alırken göğsün enine çapı artmaz, dikine bir hareket görülür. Soluk alma kısa, verme ise uzun sürer. Nefes darlığının yanında bazen az miktarda koyu kıvamlı balgamlı öksürük görülür. Amfizeme kronik bronşit eklenmişse balgam daha çok ve irinlidir. Hastanın tipik bir dış görünüşü vardır: Göğüs kafesinin ön-arka çapı genişlemiş, "fıçı göğüs" denen yapı gelişmiştir. Köprücük kemikleri üzerindeki çukur bölgeler akciğer tepesinin genişlemesiyle kabarık görünür. Deri ve mukozalar mavimsi bir renk alır. Morarma deri ve mukozalann altındaki kılcal damarlarda iyi oksijenlenmemiş hemoglobin bulunmasına bağlıdır. Dokuların yetersiz oksijenlenmesi genel bir düşkünlüğe, iştah ve kilo kaybına yol açar


Tarih: 10:12, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS)

Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS)

     Amyotrofik lateral skleroz (ALS), Motor Nöron Hastalığı olarak da bilinmektedir. Omurilik ve beyin sapındaki sinir hücrelerinin (motor nöronlar) kaybından kaynaklanmaktadır. Bu kayıplar kaslarda kuvvet kaybı ve incelmeye neden olmaktadır. ALS de piramidal yol adı verilen bölümde de hasar meydana gelmektedir. Hastanın entellektüel fonksiyonlarında (zihinsel fonksiyonlar ve bellek) azalma meydana gelmez, bunama hastaların sadece %5 inde görülür.

     Hastalık ilerleyici ve yayılıcıdır. Kas zayıflığına duyu kaybı eşlik etmez. Kas zayıflığı genelde el, ayak, yutak veya dilde başlayabilir. Hastalarda konuşma ve yutma güçlüğü meydana gelebilir. İlerlemiş olgularda solunum güçlüğü meydana gelebilir. Hasta el ve ayaklarında seğirmeler tarif eder.

     Hastalık 3-5 yılda ölümle sonuçlanabilir. İlerlemiş hastalarda solunum yetmezliği veya ağır bir zatüre ya da asfiksi sonucu ölüm meydana gelebilir


Tarih: 10:11, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Anemi

ANEMİ (KANSIZLIK)
     Anemi (kansızlık) pekçok farklı şekilde tanımlanabilen kan rahatsızlığı olarak bilinmektedir. Bu kan rahatsızlığını kırmızı kan hücrelerinin fonksiyonlarında ve sayısındaki anormallik şeklinde ifade edebiliriz. Kırmızı kan hücreleriniz kırmızı rengini hemoglobinden alır, demir içeriği zengin protein oksijeni ciğerlerden vücudun diğer bölgelerine taşır. Anemi kırmızı kan hücrelerinin sayısını azalttığında ya da hücrelerin taşıyabileceği hemoglobin miktarını azalttığında vücudunuzun dokuları oksijenden yoksun kalır. Oksijen eksikliği tipik anemia türleri bulgularını üretir.Bu anemi bulguları: güçsüzlük, aşırı yorgunluk, solgun bir ten, nefes darlığı, düsensiz kalp atışıdır. Hatta çok şiddetli anemi felç, kalp krizi ve kalp tıkanıklığına da yol açabilmektedir. Demir eksikliği gibi bazı anemi türleri doğrudan kendileri rahatsızlığı yaratırken bazı anemilerde ise ardında dalak büyümesi ya da anti kanser ilaçlarının alımıyla sonuçlanan hemolitik anemia gibi bir hastalık yatmaktadır. Bazı anemi hastalıkları kolayca tedavi edilebilirken bazıları ise kronik ve hayatı tehdit edicidir. Sağda sağlıklı yapıdaki kan hücrelerini görüyorsunuz. Aynı biçimde ve büyüklükteki kırmızı kan hücreleri normal bir büyüme ve hemoglobin üretimini oluşturuyor.

     Demir Eksikliği Anemisi :

     Tanım olarak düşük miktarda demire bağlı olarak kanın kırmızı hücrelerindeki azalmadır. Kansızlığın en sık görülen şekli budur. Demir, kanda oksijen taşıyan pigment olan hemoglobinin önemli bir parçasıdır.

     Demir eksikliğinin nedenleri :

       1-Diyette az miktarda alınma,
     2-Vücut tarafından az miktarda emilimi
     3-Kronik kanamalar (ağır adet kanaması dahil)

     Örneğin: burun kanamaları, hemoroid, mide yada barsak ülseri, polip, gastroenterial kanser gibi … Çocuklarda kurşun zehirlenmesi sonucunda da demir eksikliği anemisi görülür. Vücutta ve kemik iliğindeki demir depolarının harcanması sonucu kansızlık yavaş yavaş gelişir. Genellikle kadınlarda demir depoları daha azdır.

     Yüksek risk grubu içerisinde doğurganlık çağında olan ve adet dönemi nedeniyle kan kaybı olan kadınlar, demir ihtiyacı artmış gebe veya emziren kadınlar, çocuklar ve diyetinde yeterli oranda demir bulunmayan kişiler bulunmaktadır. Kan kaybına bağlı risk faktörü arasında peptik ülser, barsak kanseri, rahim kanseri, uzun dönem aspirin kullanımı sayılmaktadır.

     Demire bağlı aneminin kendine özel bulgular nelerdir ?

      1-Yiyecek dışındaki şeylere istek. Örneğin: toprak, buz, kireç taşı, nişasta gibi…
     2-Ağız kenarında ve tırnaklarda çatlaklar
     3-Tırnaklarda biçimsizlik: kaşık biçimi almaları gibi…
     4-Tahriş olmuş dil

     Günlük demir gereksinimi ve kaybı ne kadardır?

     Günlük demir gereksinimi 1-3 mgr. kadardır. Bunun % 5-10 duedenum ve proksimal ince barsaktan emilir. Günlük kayıp 1 mgr dır. Ter, dışkı, idrar, dökülen hücreler ile kaybedilir. Gereksinim bebeklik, hamilelik, ağır hastalık ve emzirme dönemlerinde artar.

     Hangi besinler demir açısından zengindir?

     Kırmızı et, karaciğer, balık, kuru üzüm ve yumurta sarısı demir açısından zengin gıdalardır. Un, ekmek ve tahıllar demir ile zenginleştirilmiş olabilir.

     Demir eksikliği anemisi düşünülen hastalarda yapılması gereken başlıca tetkikler neler olmalıdır?

     Tam kan sayımı, serum demiri, serum demiri bağlama kapasitesi, transferin saturasyonu, serum ferritin düzeyi, dışkıda gizli kan ve periferik yaymadır. Tam kan sayımında düşük hemoglobin ve hematokrit değeri, kanda düşük ferritin düzeyi, kanda total bağlama kapasitesi ve kan kaybını değerlendirmek açısından dışkıda gizli kan görülebilir


Tarih: 10:10, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Anevrizma (Baloncuk)

Anevrizma (Baloncuk)
     Halk arasında baloncuk olarak bilinen anevrizma denince, genel olarak, temiz kan taşıyan damarlara (arter) ait genişlemeler anlaşılır. Anevrizmalar aort damarı gibi çok geniş damarlarda oluşabildiği gibi, küçük ve orta boy damarlarda da teşekkül ederler. Bu bölümde konu edilen, ani kanamalarla bazen çok dramatik sonuçlar veren beyin anevrizmalarıdır.

Anevrizmalar yapı itibarı ile damar duvarının doğuştan zayıf olduğu noktalarda, genellikle de damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşur. Damar duvarının zayıf olduğu noktada damar içi basınç (tansiyon) nedeniyle her kalp atımında damar duvarı zayıf noktadan dışarı doğru bombeleşerek baloncuk oluşur. Baloncuk duvarı basınca dayanamadığı anda da patlar, patlama ya kendiliğinden olur ya da eforla oluşur. Örn. öksürme, ıkınma, cinsel temas gibi basınç artmasına neden olan aksiyonlar...

      Anevrizma kimlerde oluşur :

      1 - Damar duvarındaki yetersizlikler (Doğumsal)
      2 - Damar duvarındaki Arteriosklerotik veya hipertansif değişiklikler.
      3 - Travmatik (darp veya kaza sonucu kafa yaralanmaları)
      4 - Enfeksiyona bağlı


      Risk Faktörleri :

      1 - Hipertansiyon
      2 - Sigara kullanımı
      3 - Oral Kontraseptifler (Doğum kontrol ilaçları)
      4 - Alkol (Şüpheli)
      5 - Kokain


      Anevrizmanın beyinde oluştuğu yerler:


      Beyni besleyen damarlar, beyin tabanında birleşerek willis poligonu adı verilen damar ağını meydana getirirler. Anevrizmalar genellikle bu willis poligonunda oluşur.
Anevrizması olan insanların büyük bir bölümünün hiçbir şikayeti yoktur. Ancak bazen migren tarzında ya da spesifik olmayan baş ağrıları olabilir. Ayrıca anevrizmanın büyük olduğu durumlarda kitle etkisi nedeniyle beyinde komşuluk yaptığı sinirlerle ilgili belirtiler görülebilir. Koku ve görme duyularındaki bozulmalar gibi


Tarih: 10:08, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Anhidroz

Anhidroz
     Ter salgısının yokluğu ya da azlığı. Ter bezlerinin anormal gelişimleri sonucu doğuştan bir eksiklik olarak ortaya çıkabileceği gibi, deri enfeksiyonları, şeker hastalığı da bu duruma yol açabilir.

      İklimi ılımlı olan bölgelerde anhidroz çok önemli değildir. Ancak sıcak memleketlerde vücudun yeterince sıcaklık kaybedememesine yol açıp zarar verebilir. Bu durumda, öğle vakti ağırlaşan baş ağrısı, yorgunluk, iştah kaybı, kusma ve sık işeme dikkati çeker.

      Ter bezlerinin boşaltım kanalının, derideki keratin cisimleri tarafından tıkanması da bir tür anhidroza yol açabilir.

Tarih: 10:06, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ankilozan Spondilit (AS)

Ankilozan Spondilit (AS)

     Ankilozan; eklemlerin birleşmesi, hareket kabiliyetini yitirmesi demek.. Spondilit ise omurga iltihabı anlamına geliyor. Ankilozan spondilit; özellikle omurgaları tutan, ağrılı, ilerleyici, süreğen yani kronik bir romatizmal hastalıktır. Esasen omurgayı etkilemekle beraber, diğer eklemleri, kiriş ve tendon denilen kasların kemiklere yapıştığı bölüm olan yerleri de etkiler.
Hatta nadiren göz, akciğer ve kalbi de etkiler

     Omurgamız, yirmidört omurdan ve bunlar arasındaki 110 eklemden oluşur. Omurga da üç bölümden meydana gelir:

     1- Boyun omuru: Yedi omurdan meydana gelir. En hareketli omurlardır.
     2- Sırt omuru: Oniki omurdan meydana gelir. İki yandan kaburga kemiikleriyle birleşir.
     3- Bel omuru: Beş omurdan meydana gelir. Alt kısmı sakrum kemiği ve leğen kemiği içinde yuvalanmıştır. Sakrum ve leğen kemikleri arasında her iki yanda yer alan eklemlere sakroiliak eklem denir.

     Ankilozan spondilit nasıl oluşuyor?
     Söz konusu bu eklemlerde ve çevresindeki kasların kemiklere bağlandığı uç kısımlarda, yani tendon ve kirişlerde iltihaplanmanın başlaması ankilozan spondilitin de başlangıcını oluşturur.

     Ankilozan spondilit kimlerde görülür?
     Bu kronik romatizmal rahatsızlığın görülme ihtimali binde birdir. Bazen kadınlarda da görülmekle beraber erkeklerde daha sıktır. Bu rahatsızlığın hissedilmeye başladığı yaş ise ortalama 20-25 tir. Tabii daha erken veya daha geç de görülebilir.

     Ankilozan spondilit ile ilişkili diğer hastalıklar :
     Ankilozan spondilit, spondilartropati denilen omurga tutulumu ile seyreden hastalık grubundadır. Diğerleri;
     * Psöryatik artrit ; sedef hastalığı ile beraber giden eklem romatizması
     * Enteropatik artrit ;  bağırsak iltihabı ile beraber seyreden eklem romatizması
     * Reaktif artrit ;  viral veya bakteriyel enfeksiyonlardan sonra görülen eklem romatizması
     Bu durumlar, ankilozan spondilit ile beraber, ya da daha önce görülebilir.

     Ankilozan spondilitin belirtileri :
     Ankilozan spondilitin tipik belirtilerinden bilinen bazıları şunlardır:

     a) Haftalar veya aylar içinde yavaş yavaş artan bel ağrıları,
     b) Sabah sertliği ve ağrısı, gün içerisinde azalır,
     c) Bu şikayetlerin üç aydan daha uzun zamandır devam etmesi,
     d) Hareket ve egzersizle şikayetlerin azalması, dinlenmeyle artması, özellikle geceleri dinlenmeye geçildiğinde ve sabah kalkıldığında ağrıların daha şiddetli ve net bir şekilde ortaya çıkması,
     e) Özellikle erken evrelerde, yani ağrının başladığı dönemlerde kilo kaybı,
     f) Sürekli yorgunluk hissi,
     g) Gece terlemeleri ve ateş,

     Bazen de belde böylesi ağrı yerine baldırlarda gezici ağrılar olabilir.
Kimi vakalarda bu rahatsızlık topukta yaşanan ağrıyla, kiminde ise göğüs ağrısıyla başlar.
Burada bel ağrısı, mekanik bel ağrılarının tam aksine gelişir. Örneğin bel fıtığı olan bir hastanın ağrısı belini hareket ettirmediği zaman hafifler. Ama belli hareketleri yapmaya kalkıştığında beli şiddetle ağrır.
Ankilozan spondilit başlangıcındaki kişinin ağrısı ise belini hareket ettirmediği zaman artar. Yürüdüğünde, hareket ettiğinde ağrıları azalır. Çünkü bel fıtığında sorun eklemler arasındaki diskte iken ankilozan spondilitte sorun eklemlerin elastikiyetini sağlayan yapının da kemikleşmesidir.

     Ankilozan spondilit ile kireçlenme (osteoartrit) arasındaki fark nedir?
     Her ikisi de eklemleri ilgilendiren rahatsızlık olmakla birlikte, ikis de birbirinden tamamıyla farklıdır. Kireçlenmenin tıbbi tarifi spondilozdur . Bu omurganın aşınmasıyla ilgili bir hastalıkıt ve yaşlanmayla beraber hemen hemen herkesin yaşayabileceği bir sorundur. İltihabi durum belirgin değildir.
Ankilozan spondilit ise, omurga ve eklemlerdeki iltihaplanmanın ardından yeni kemikleşmenin oluşumu ve bu kemiksi yapıların eklemlerin birbirine yapışmasına ve kaynamasına neden olan bir durumdur. Herkeste görülmez, binde bir görülen bir hastalıktır. Kireçlenmenin aksine yaşlılarda değil daha çok gençlerde görülür

     Diğer eklemleri etkiler mi?
     Vücut bir bütün olduğuna göre, bel omurları ve ekemlerdeki bu deformasyon sistematik olarak vücuttaki bütün eklemleri etkileyecektir.Çünkü vücuttaki bütün eklemler birbirlerine hassas bir orantı ile irtibatlıdır. Ancak ankilozan spondilit, genelilikle kalçada,dizlerde, ve ayak bileklerinde ağrı ve şişliğe neden olabilir.Birçok durumda tedavi sonrası şişlik kalır. Dolayısıyla kalça ekleminin sertleşmesi ve öne eğik bir durumda kalmasının önüne geçebilmek için germe egzersizleri önemlidir.

    Ankilozan spondilitte topuk ağrısı neden olur?

     Topuk kemiği iki ayrı yerde ağrıya neden olabilir. Topuklarda yaşanan ağrılar sıklıkla ayak tabanında, topuktan 3cm kadar uzak olan bölgede görülür. Bu duruma plantar fasiit denir. Bu bölgedeki şikayet haftalar boyu devam edebilir.

     Daha az sıklıkla aşil tendonunun kemiğe bağlandığı yerde olabilir. Giyilen ayakkabının durumuna göre basınç bile ağrıyı arttırabilir.

     Diğer organları etkiler mi?
     Evet. Ankilozan spondilit bazen gözleri, akciğerleri ve kalbi etkileyebilir. Ama bunlar hayati tehdit edici özellikte değildir.

    *  Gözü nasıl etkiler?
Ankilozan spondilit, iriste ve uveada yani irisin gözün dış duvarına tutunduğu yerde iltihaba neden olabiliyor. Hastaların %40 ını etkileyebilir. İrit ya da uveit denilen bu durumda ilk belirti görüşün hafif bulanıklaşmasıdır. Ama asıl belirti kanlanmış gözlerle beraber keskin bir göz ağrısıdır. Kalıcı olmaması için erken teşhis ve tedavi önemlidir.

     * Kalbi nasıl etkiler?
Ankilozan spondilitin kalbi etkilemesi nadiren olmakla birlikte bazı vakalarda görülen bir durumdur. Bu yüzden birçok vakada hafif şiddette yaşanan tutulum çok kez tespit bile edilmez. Ankilozan spondilit aort kapağının sızmasına yol açabilir ve elektriksel iletimi etkileyebilir. Ancak bu problemler hasta tarafından şikayet olarak hissedilmez.

     *Akciğerleri nasıl etkiler?
Ankilozan spondilit kişide direk olarak akciğer enfeksiyonuna neden olmaz. Ama kaburga eklemlerini ve kaburgalararası kasları etkilediğinden nefes almak, hapşırmak, öksürmek veya esnemek ağrılı olabilir. Kendini iyi takip eden vir kişi diğer ağrılarla birlikte yaşadığı bu değişikliği hissedebilir.
Sonuçta akciğer tamamiyle havalanmaz. Ankilozan spondilitin geç evrelerinde göğüs kafesi pek genişleyemez ve akciğerlere hava girişi zorlanır. Bu nefes alamayacağınız anlamına gelmez. Diyafram kası çalışmaya devam eder ve midemiz nefes aldıkça hareket etmeye başlar. Ağır yemekler ve sıkı giysiler nefes alırken daha çok çaba harcamanıza neden olabilir. Bu yüzden ağır yemekler ve sıkı giysilerden kaçınmakta fayda var.
Sigara içmemek de çok önemlidir. Çünkü sigara hem nefes almayı zorlaştırır hem de ciddi akciğer enfeksiyonlarına zemin oluşturabilir.

     Ankilozan spondilit herkeste aynı mıdır?
     Her insanın büyüdüğü çevre, bulunduğu ortam nasıl ki farklılıklar gösteriyorsa, her insanın bağışıklık sistemi, çocuklukta yaşadığı bazı rahatsızlıklar, aileden gelen kalıtımsal özellikler vs.. hepsi farklıdır. Dolayısıyla ankilozan spondilit olan hastalar da birbirinin kopyası olamaz.
Yani herkesin ankilozan spondiliti kendine özgüdür. Herkes aynı bölgede benzer şikayetlerden bahsederken kimisi bu sıkıntıyı en üst derecede yaşar, kimis ise hafif derecede yaşar. Hatta beli hergeçen gün iki büklüm olmasına rağmen ağrı şikayeti olmayanlar da olabilir.
Şu bir gerçek ki ankilozan spondiliti olanlar ne kadar hareket ederse, hastalık o kadar yavaş ilerler. Çünkü bol hareket, o bölgede meydana gelecek olan kaynamayı geciktirmekte veya mümkün mertebe engellemektedir.
Kırılan kolu kaynaması için nasıl alçıya alınıp hareketsiz bırakılırsa, kemiğin kaynamaması için de hareket etmek, eklemi oynatmak gerekir.

     Ankilozan spondilit genetik midir?
     Hastalığın genetik olup olmadığı konusunda da kesin bir bilgi yoktur. Ancak ankilozan spondilit olan bir anne ya da babanın çocuğuna HLA-B27 genini iletmesi ihtimali %50 dir. Bu ciddi bir oran olmakla birlikte bu geni taşıyan herkeste hastalığa çıkacak anlamına gelmemelidir. Çünkü bu gene sahip olmak ayrı bir olaydır, bu gene sahip olup da ankilozan spondilit olmak ayrıdır. Buna göre ankilozan spondilit hastası bir kişinin, çocuğunun da ankilozan spondilit olma ihtimali %10-20 kadardır.

Tarih: 10:05, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Apandist

Apandist

     Karnın sağ alt bölümünde apandis (apendiks) denen kalın bağırsağın uzantısı bulunur. Solucan şeklinde ve hareket kabiliyeti olan apandisin içinden herhangi bir besin geçmez. Uzunluğu çocuklarda biraz daha fazladır. Yaklaşık 9-10 cm uzunluğundadır fakat bundan daha az ya da daha fazla olabilir. Yerleştiği yer bazı kişilerde farklılık gösterebilir. Bu durum apandis rahatsızlığı olanlarda tanı koymayı zorlaştırır.

     Apendiksin (apandisin) çoğunlukla dışkı veya daha az bir ihtimalle safra taşı, tümör ya da barsak kurudyla tıkanması sonucu iltihaplanmasına apandisit denir. Apandisin vücuttaki fonksiyonu henüz bilinmemektedir. Sadece lenf dokusu bakımdan zengin bir yapıdır. Yine de apandisin iltihaplanması sonucu yırtılıp karın bölgesinde yayılmasıyla, ciddi problemler ortaya çıkar. Tedavi edilmediğinde tehlikeli bir hastalık olan apandisit, karın zarının iltihaplanmasına yol açabilir.


Tarih: 10:04, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Aplastik Anemi (AA)

Aplastik Anemi (AA)
     Aplastik anemi (AA) tek bir hastalık değildir, kemik iliğinin her üç kan hücresini-eritrosit, lökostit, trbombositler- de üretememesiyle oluşan bir grup yakın ilişkili hastalıktır. AA çok sık rastlanan bir hastalık değildir. AA� nin tam nedeni bilinmemekle beraber kimyasal ve radyasyona maruz kalma gibi durumlarla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bazı AA vakalarının kalıtsal ve bazılarının da viral enfeksiyonlar nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.

     Semptomlar :

     AA hastalarında her üç han hücresinin de oranı normalden çok düşüktür. Bu durum itibariyle çeşitli semptomlar ortaya çıkar:
     Eritrosit  eksikliğinden kaynaklanan :
halsizlik
     
     Trombosit eksikliğinden kaynaklanan:
sık görülen kanamalar
    
     Lökosit eksikliğinden kaynaklanan: sık sık enfeksiyona yakalanma
     

Tarih: 10:03, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Astım

Astım
Solunum güçlüğüne neden olan bir solunum sistemi hastalığıdır. Burada zorluk, soluk almada değil, soluk vermededir ve nedeni de akciğerlerdeki ufak hava borularının daralmasıdır. Sonuçta, hasta, ciğerlerinden gerektiği kadar hava çıkaramadığı, buna karşılık normal hava alabildiği için, akciğerler şişer.
Nöbetler bir saat kadar sürebilir ve status asthmaticus denen durumda , bu krizlerin günlerce sürdüğü görülür. Astıma, çocuklarda da, erişkenlerde olduğu kadar sık rastlanır.


N e d e n i :  Astımın nedenleri olarak, allerji, akciğer hastalığı ve ruhsal olaylar gösterilir. Hastalar, genellikle nöbeti başlatan etkeni tanırlar. Bunlar, ev hayvanlarının tüyleri veya yün lifleri, kuştüyü vb. gibi maddeler olabilir. Toz ve özellikle içinde ufak bir kurt olan Dermatophagoides culinae bulunan ev tozları, nöbete neden olabilir. Astımın nedeni, genellikle birden fazla etkenin bir araya gelmesine bağlı olduğundan, astıma karşı bağışıklık sağlama çabaları etkisiz kalmaktadır. psikolojik unsurlar, tek başına astıma neden olmamakla beraber, ruhsal sıkıntılar, özellikle endişe, çaresizlik duyguları bir nöbeti başlatabilir.Astımda enfeksiyon çok önemlidir. Birçok kişide, astım şiddetli bir enfeksiyon sonrası ilk olarak blirmiştir. Astımlıların çoğunda, sonradan kronikleşen, tekrarlayan bronşit nöbetleri görülür.


B e l i r t i l e r i :  Genellikle geceleri gelen, solunum güçlüğü nöbetleri. Hasta, oturmak gereğini duyar ve nöbet kısa veya uzun süreli olabilir. Solunum zorluğu arttıkça, öksürük krizleri de belirir ve hastayı çok rahatsız eder. Çocuklar nöbet sırasında kusabilirler.Hastada dikkat çeken, sesli solunum, öksürük ve endişe halidir.

Tarih: 10:02, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Azosperm

Azosperm

     Erkekte sperm hücrelerinin üretiminde sayısal azlık (oligosperm), hareket azlığı (astenosperm) veya yokluğu (azosperm), hücrelerin kümelenmeleri (aglütinasyon) gibi nedenler tek başına olabileceği gibi bütün bu faktörler bir arada bulunabilir. Bazen, sperm hücresi, sperm kanallarının tıkalı olması nedeniyle dışarı çıkamaz (tıkanıklığa bağlı azospermi) veya hücre yapımının olmayışı ile ilgili olan yapısal azospermi görülebilir.

     Sperm sayı ve kalitesini etkileyen nedenler:

     Sperm yapımı ve olgunlaşmasına ait problemler, erkek kısırlığı nedenleri arasında en geniş grubu oluşturur. Sperm hücreleri, yeterli sayı, şekil veya hareket özelliklerinde olmamaları nedeniyle yumurtayı döllemeyebilirler.

Spermatogenez (sperm yapım ve olgunlaşması) üzerine olumsuz etkisi olan birkaç faktör vardır.

     - Bazı enfeksiyon hastalıkları üreme organlarını etkileyerek testislerde sperm yapımını bozabilirler. Ergenlik çağından sonra geçirilen kabakulak hastalığının %25 oranında infertiliteye sebep olması en iyi bilinen örnektir.
     - Hormonal eksiklikler: Sperm yapımını sağlayan FSH ve LH hormonlarındaki düzensizlikler en sık görülen şeklidir.
     - İmmünolojik bozukluklar: Bazı erkekler, kendi spermlerine karşı antikorlar oluşturarak, sperm hareketlerinin bozulmasına veya aglütinasyonlara (spermlerin başlarından veya kuyruklarından yapışarak hareket yeteneğini kaybetmesi) neden olabilirler.
     - Varikosel:Testisler skrotum adı verilen torba yapıları içinde bulunurlar. Skrotumdaki venlerin varisleşmesi (varikosel) de sperm kalitesini bozabilir. Varikosel, erkek hastalarda %21-41 oranında görülür. Benzer bir durum bacaklarda damarların genişlemesi ile olan varislere benzer. Testiste olduğunda varikosel adını alır. İleri derecelerde ağrıya neden olabilir.
     - Çevresel faktörler ve hayat tarzı sperm kalitesini etkileyebilir. Çalışma ortamındaki uçucu gazlar (boya, mobilya, akü sanayi), radyasyona maruz kalma ve bazı kanser tedavileri de geçici veya kalıcı olarak sperm yapımını durdurabilir.
     - Genetik olarak bazı erkeklerin Y kromozomunda bulunan gen değişiklikleri, sperm hücrelerinin azlığı veya yokluğuna neden olabilir. Sperm kanallarında tıkanıklıklar: Sperm kanallarındaki tıkanıklıklar, spermin geçişine kısmen veya tamamen (oligospermi, azospermi) engel olabilir. Bu durum doğuştan olabileceği gibi daha sonra oluşan enfeksiyonlara ve ameliyat yan etkilerine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.


Tarih: 10:02, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Basur (Hemoroid)

Basur (Hemoroid)
     Beslenme ve sağlık önlemleriyle denetim altında tutulabilen, yaygın bir hastalıktır. Basur, anüs (makat) bölgesindeki toplardamarlann varis gibi genişlemesidir. Hastalığm birincil ve ikincil olmak üzere başlıca iki biçimi vardır.

     İkincil Basurlar: İkincil basurlar, kapıtoplardamarı düzeyinde kan akımının engellenmesi sonucunda gelişir; örneğin karaciğerde siroz hastalığı böyle bir gelişmeye yolaçabilir. Bu durumda ikincil basurlar, kan akımım düzenleyici bir işlev üstlenerek kapı toplardamarındaki kanın, alt anatoplardamara ulaşmasını sağlar.

     Birincil Basurlar: Birincil basurlar, ikincillerden daha sık görülür ve makat bölgesi toplardamar ağının gerçek bir hastalığını oluşturur. Genellikle 25-50 yaş grubunda yaygındır.

     Hastalık nedenlerinin başında, geçirilmiş toplardamar iltihapları gibi çeşitli edinilmiş toplardamar bozuklukları gelir. Damar duvarının doğumsal zayıflığı da önemli bir etkendir; bu etken basurların kalıtsal özelliğini ve genellikle başka toplardamar hastalıklarıyla birlikte görülmesini açıklar.

     Bacaklarda varis ve erbezi toplardamarlannın genişlemesi olan varikosel bu tür hastalıklara örnektir. Bazen toplardamarlardaki zayıflığı ortaya çıkaracak ya da artıracak koşullar da bulunabilir. Kronik kabızlık, hareketsiz yaşamak, günün önemli bir bölümünü oturarak geçirmek, aşın alkol almak, çok miktarda baharatlı ve acı yiyecek yemek, aşırı beslenmek, ardarda gebelikler ve makat bölgesini zedeleyebilecek bisiklet, motosiklet, binicilik gibi sporlar yapmak, basur oluşumunu kolaylaştırabilir.

     Basur Tipleri :

     Basurlar, klinik açıdan dış ve iç olmak üzere ikiye aynlır : Dış basurlar, makatın kapanmasını sağlayan büzgen kasın hemen altındaki toplardamarların genişlemesiyle oluşur; iç basurlar ise büzgen kasın hemen üzerindeki toplardamarların genişlemesi sonucudur.

     İç basurlar, büzgen kasın üzerinde bulunduklanndan görülemez. Her iki tip de yumuşak, mavimsi renkte, parmakla bastırınca içleri boşalan küçük yumrular (meme) biçimindedir. Tanı konan olguların büyük bölümünde, iç ve dış basurlara birlikte rastlanır. Yalnız bir tipin bulunması durumunda, bu daha büyük bir olasılıkla iç basurdur.

     İç basurlar, sürekli dışkı geçişine bağlı olarak dışarıya sarkar, büzgen kasın dışına fırlar ve kanayarak kansızlık ya da iltihaplanma gibi sonuçlara neden olur.

     Olguların çoğunda hastalar, makat bölgesinde dolgunluk ve yanma duygusundan yakınırlar; bazen makatta şiddetli kaşıntı da görülür. Dışkının kanla sıvanmış olduğunu ya da dışkılama sırasında birkaç damla açık kırmızı renkli taze kan geldiğini belirten hastalar da vardır. Bu durum, dışkının sürtünmesi ve zedeleyici etkisinden ötürü, birkaç basur memesinin yırtılmasına bağlıdır.

     Komplikasyonlar :

     Kanama, basurun en sık görülen komplikasyonudur. Hastaların bir bölümünde ilk belirti olarak ortaya çıkar ve hekime başvurmalarına neden olur. Basurun kanama dışında birçok başka komplikasyonu da vardır. Bunların en önemlisi çok kolay iltihaplanmalarıdır. Genişlemiş toplardamarlarda iltihap (flebit) oluşumu çok yaygındır, îltihaplanan basur memeleri gerginleşir, şişer, genişler, çok ağrı verir ve yalancı bir dışkılama duygusu uyandırır. Dışkılamayla ağrı daha da artar aynca ateş yükselebilir.

     Böyle ağrılı bir basur nöbetinin gelişimi, iki yol izleyebilir. Birincisi, iltihabın bir hafta içinde kaybolması ve belli bir aradan sonra sürecin yeniden başlamasıdır, îkinci olasılık ise iltihabın gittikçe ilerlemesidir. Bu durumda içinde irin ve kan bulunan apseler oluşur; daha sonra apseler dışanya açılarak, makat fistülleri ve ülserlerine neden olur.

     Basur kanamaları, az miktarda da olsa uzun sürmesi ve yinelemesi nedeniyle kansızlığa yolaçabilir. Sık sık basurla birlikte görülen bir sorun da makatta çatlakların oluşmasıdır. İç basurların iki önemli komplikasyonundan biri, mukoza sarkması (fırlaması), öbürü mukoza boğulmasıdır.

     İç basur, aşağı doğru sarkarak, anüsten çıkma eğilimi gösterir. Böylece düzbağırsak (rektum) mukozası sarkar. Basurların boğulması ise iltihaplar nedeniyle zedelenen büzgen kasın aşırı kasılarak sarkmış basur memelerini sıkıca sarmasının sonucudur. Boğulan basur memeleri sertleşir, morarır, şiddetle ağrır; şişme ve kasılma sürerse yerlerinden koparak kanamayla düşer ve yerlerinde yaralar (ülserler) oluşur.

     Basurda önemli bir sorun da pıhtılaşmadır (tromboz). Memelerin içindeki kanın pıhtılaşmasının ardından burada nedbe dokusu oluşur. Nedbeleşme kendiliğinden bir iyileşme biçimidir, ama her zaman iyi sonuçlanmaz.

Tarih: 10:00, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Behçet hastalığı

Behçet hastalığı

     İlk olarak 1937 yılında Türk doktor Hulusi Behçet tarafından tanımlanan bu hastalık; vücudun bazı bölgelerinde iltihaplanma şeklinde kendini belli eden müzmin ve kesin tedavisi olmayan bir rahatsızlıktır. Belirtilerini ilk kez Hulusi Behçet tanımladığından onun soyadı ile adlandırılır.

     Vücudun her yerini etkileyebilen bir hastalıktır. Başta ağız ve kasık bölgesinde “aft” adı verilen yaralar olmak üzere; eklemlerde, göz, beyin, kalp damarlarında tekrarlayan iltihaba neden olur. Behçetin belirtileri, ataklar şeklinde ve farklı organlarda görülür. Bağışıklık sistemini ilgilendiren bir hastalıktır.

     Behçet, bulaşıcı bir hastalık değildir.

     BEHÇET HASTALIĞI KİMLERDE GÖRÜLÜR?

     Behçet hastalığı çoğunlukla 20-40 yaş arasında ortaya çıkmakla birlikte; akdeniz, ortadoğu ve uzakdoğu ülkelerinde daha fazla görülür. Özellikle bizim ülkemizde yaklaşık her 300 kişiden birinde bu hastalık vardır. Erkeklerde görülme sıklığı kadınlara nazaran biraz daha fazladır. Bu hastalık ipek yolu üzerindeki ülkelerde daha çok görüldüğü için ipek yolu hastalığı da denir.

     BEHÇET HASTALIĞININ NEDENLERİ

     Günümüzde behçet hastalığının nedeni ya da nedenleri bilinmemektedir. Yalnız bazı mikropların ve kalıtsal faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında neden olduğu düşünülmektedir. Bu kalıtsal faktörler arasında bazı genleri taşımanın bu hastalığa eğilimi arttırdığı düşünülmektedir. Ağız bölgesine yerleşen bazı mikroplarla, uçuk virüsünün bu hastalıkta etkili olduğundan şüpheleniliyor. Bu mikropların iltihaba neden olduğu için hastalığın bulgularının görülmesine sebep olmaktadırlar. Fakat henüz bu faktörler kesin olarak ispatlanamamıştır.

     BEHÇET HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

     Behçette, her hastada aynı bulgular gözlenmez. Şiddeti ve belirtileri her hastada farklı olsada hastanın bazı şikayetleri, bu hastalığın belirtileri olarak kabul edilmektedir.

     Ağızda çıkan yaralar behçet hastalarının çok büyük bir kısmında görülmektedir. Hastalığın ilk habercisi olarak kabul edilir ve diğer bulgulardan önce görülür. Tekrarlama zamanı farklıdır. İyileştiğinde iz bırakmaz. Bu yaralara aft yaraları denir.
Genital bölgede de yaralar ortaya çıkar. Sivilce şeklinde ortaya çıkan bu kırmızı yaralar daha kötü bir hal alır. Ağız yaralarının aksine iyileştiğinde iz bırakırlar.

     Behçet hastalığı gözdeki damarlarda iltihaplanmaya neden olur. Hastaların yarısında görülür. Gözde kanlanma, bulanık görme ve hatta görme kaybıyla kendini belli eder. Her iki gözü birden etkileyebilir.

     Ayrıca deride yaralar görülür. Bunlar kasık bölgesinde, yüzde, sırtta iltihaplı ve etrafı kırmızı, sert şekildedir. Bacaklarda görülenler daha koyudur ve iyileşince koyu bir iz bırakırlar.
Eklemlerde ağrı ve iltihaba neden olur. Diz, ayak ve el bileğinde, dirsekte şişlik görülür.

     Bunlardan başka kan damarlarında iltihap oluşur. Beyin damarlarında olursa şiddetli baş ağrısı yapar. İltihap sonucu tıkanan damarda kanama görülebilir. Tehlikeli bir durumdur. Bacaklarda görülen tıkanıklık sonucu da şişlik ve ağrı meydana gelir. Akciğerde ve böbrekteki iltihaplanmalar sonucu ciddi sağlık sorunları görülür.


Tarih: 09:59, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

BEL FITIĞI

Tedavinin Sonucu

Cerrahi Tedavi

Cerrahi Tedavi

                 BEL FITIĞI

Nöroşirürji uzmanı doktor kesin olarak ameliyata karar vermiş ise, artık ameliyatı geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme neticesinde, hele kanal da darsa bazen felce kadar giden telafisi imkânsız problemler ortaya çıkabilmektedir. Buna karşılık zamanında yapılan, uygun ve yeterli bir cerrahi müdahale hastayı ömür boyu rahat ettirebilmektedir.

Mutlak surette ameliyat gereken hastalarda operasyonun hiçbir safhasında dokulara çıplak gözle müdahale etmeyip, ciltten itibaren görüntüyü büyüten mikroteknik ile çalışmakta yarar vardır. Çünkü binlerce yıl evvel Hipokrat tarafından söylenmiş bir tedavi prensibi olan "Öncelikle hastaya zarar vermeyiniz" sözü bugün de geçerlidir. Bel fıtığı operasyonlarında dar ve derin bir sahada, üstelik sinir kökleri gibi çok hassas yapıların çevresinde cerrahi girişim sürdürüldüğü için görüntüyü büyüterek çalışmanın yanında sahanın iyi aydınlatılması da önem arzeder. Bunun için ekibin lideri olan cerrah önceden bütün tedbirleri almalıdır.

Böyle olunca sinir elemanları ve çevre dokular görüntü alanına büyütülmüş ve mükemmel bir şekilde aydınlatılmış olarak gelmekte, ciltten itibaren kontrollü gidildiği için lüzumsuz kanamalar olmamakta, daha emniyetli, temiz ve estetik, dokuları daha iyi koruyan, hatta ameliyat sonrası dönemde dikiş aldırmaya dahi gerek kalmayan, hasta için kolaylıklar arzeden bir cerrahi ortaya çıkmaktadır. Böyle bir cerrahi girişim sonrasında hastaların günlük normal aktivitelerine kavuşmaları da daha kısa sürede olmaktadır.

Ameliyatın, senelerce beraber çalışmış ve spinal cerrahi konusunda spesifik hale gelmiş tecrübeli bir cerrah, asistan doktor, anestezi uzmanı doktor, hemşire ve teknisyenden oluşan aynı ekip tarafından yapılmasında büyük yarar vardır. Çünkü binlerce ameliyat tecrübesini beraberce yaşayan deneyimli ekiplerde muazzam bir uyum ve tecrübe birikimi ortaya çıkmaktadır. Bu da elde edilen yüz güldürücü sonuçlara yansımaktadır. Hatta asistansta bile uzman doktor tercih edilmelidir.

Ameliyat esnasında hasta normalde yüzükoyun yatmış (prone) pozisyonda bulunmaktadır. Ancak bazı hastalar vardır ki çeşitli nedenlerden dolayı bu pozisyonda yatamayacak durumdadırlar. Böyle hastaların operasyonları yan yatar pozisyonda gerçekleştirilmektedir.

Cerrahinin gayesi, sinir elemanları üzerindeki basıyı ortadan kaldırmak, hastanın şikâyetlerini gidermek ve düşmüş olan hayat kalitesini yükseltmektir.

Bugüne kadar ciltten müdahale şeklinde (perkütan) farklı pekçok metod denenmiştir. Değişik metodlar üzerinde de halen çalışılmaktadır. Bu tarz yaklaşımlar konusunda önümüzdeki yıllarda önemli gelişmeler beklenmektedir.

Disk, endoskopik teknikle de boşaltılabilmektedir. Ayrıca mikrocerrahi teknik ile endoskopik tekniği birleştiren mikroendoskopik teknik de giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.



Fıtıklaşmış disk mikroendoskopik teknik kullanılarak da boşaltılabilir.

 

Nöroşirürji uzmanı doktor kesin olarak ameliyata karar vermiş ise, artık ameliyatı geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme neticesinde, hele kanal da darsa bazen felce kadar giden telafisi imkânsız problemler ortaya çıkabilmektedir. Buna karşılık zamanında yapılan, uygun ve yeterli bir cerrahi müdahale hastayı ömür boyu rahat ettirebilmektedir.

Mutlak surette ameliyat gereken hastalarda operasyonun hiçbir safhasında dokulara çıplak gözle müdahale etmeyip, ciltten itibaren görüntüyü büyüten mikroteknik ile çalışmakta yarar vardır. Çünkü binlerce yıl evvel Hipokrat tarafından söylenmiş bir tedavi prensibi olan "Öncelikle hastaya zarar vermeyiniz" sözü bugün de geçerlidir. Bel fıtığı operasyonlarında dar ve derin bir sahada, üstelik sinir kökleri gibi çok hassas yapıların çevresinde cerrahi girişim sürdürüldüğü için görüntüyü büyüterek çalışmanın yanında sahanın iyi aydınlatılması da önem arzeder. Bunun için ekibin lideri olan cerrah önceden bütün tedbirleri almalıdır.

Böyle olunca sinir elemanları ve çevre dokular görüntü alanına büyütülmüş ve mükemmel bir şekilde aydınlatılmış olarak gelmekte, ciltten itibaren kontrollü gidildiği için lüzumsuz kanamalar olmamakta, daha emniyetli, temiz ve estetik, dokuları daha iyi koruyan, hatta ameliyat sonrası dönemde dikiş aldırmaya dahi gerek kalmayan, hasta için kolaylıklar arzeden bir cerrahi ortaya çıkmaktadır. Böyle bir cerrahi girişim sonrasında hastaların günlük normal aktivitelerine kavuşmaları da daha kısa sürede olmaktadır.

Ameliyatın, senelerce beraber çalışmış ve spinal cerrahi konusunda spesifik hale gelmiş tecrübeli bir cerrah, asistan doktor, anestezi uzmanı doktor, hemşire ve teknisyenden oluşan aynı ekip tarafından yapılmasında büyük yarar vardır. Çünkü binlerce ameliyat tecrübesini beraberce yaşayan deneyimli ekiplerde muazzam bir uyum ve tecrübe birikimi ortaya çıkmaktadır. Bu da elde edilen yüz güldürücü sonuçlara yansımaktadır. Hatta asistansta bile uzman doktor tercih edilmelidir.

Ameliyat esnasında hasta normalde yüzükoyun yatmış (prone) pozisyonda bulunmaktadır. Ancak bazı hastalar vardır ki çeşitli nedenlerden dolayı bu pozisyonda yatamayacak durumdadırlar. Böyle hastaların operasyonları yan yatar pozisyonda gerçekleştirilmektedir.

Cerrahinin gayesi, sinir elemanları üzerindeki basıyı ortadan kaldırmak, hastanın şikâyetlerini gidermek ve düşmüş olan hayat kalitesini yükseltmektir.

Bugüne kadar ciltten müdahale şeklinde (perkütan) farklı pekçok metod denenmiştir. Değişik metodlar üzerinde de halen çalışılmaktadır. Bu tarz yaklaşımlar konusunda önümüzdeki yıllarda önemli gelişmeler beklenmektedir.

Disk, endoskopik teknikle de boşaltılabilmektedir. Ayrıca mikrocerrahi teknik ile endoskopik tekniği birleştiren mikroendoskopik teknik de giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.



Fıtıklaşmış disk mikroendoskopik teknik kullanılarak da boşaltılabilir.

 

Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu konservatif tedavi dediğimiz ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Fakat cerrahi lüzumluysa bunu da geciktirmemek gerekir, çünkü günümüzde uygun ve yeterli bir teknikle ameliyat edilen hastalarda başarı oranı % 95 civarındadır. Doğru hasta, doğru zamanda, doğru teknikle, doğru ekip tarafından, doğru âlet ve cihazlar kullanılarak ameliyat edilirse başarı şansı yükselmektedir. Cerrahın dikkat ve deneyimi, ciltten itibaren dokulara çıplak gözle müdahale edilmemesi, aydınlatmanın iyi olması, gerektiğinde spinal veya epidural anestezi kullanılarak genel anestezinin devre dışı bırakılması elde edilen yüz güldürücü sonuçların oranını artırırken, komplikasyonları da giderek azaltmaktadır. Ameliyat yerindeki yüzeyel veya derin dokuların iltihabı, yapışıklıklar, epidural nedbe dokusu teşekkülü, dura mater denilen kalın zarın zedelenmesi gibi nisbeten basit komplikasyonların yanında sinir elemanlarının, komşu yapıların, iç organların, büyük damarların zarar görmesi gibi önemli komplikasyonlar ve diğer birtakım istenmeyen olaylar tıpta en ileri düzeydeki merkezler dahil tüm dünyada görülebilmektedir. Anesteziye ait komplikasyonları da unutmamak gerekir. Ancak uygulanan üstün teknik ve elde edilen muazzam deneyimle beraber gerektiğinde genel anestezinin devre dışı bırakılabiliyor olması komplikasyonları en alt seviyeye indirgemektedir. Bütün bunlara rağmen her türlü risk hâlâ sıfırlanabilmiş değildir. Bilim sürekli gelişiyor. Birçok olumlu şey yapılmış olmasına karşılık daha katedilecek çok yolumuz vardır.

http://www.belfitigi.com/


Tarih: 09:53, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Botulizm

Botulizm

      Pek sık rastlanmayan , ama tehlikeli , besin kökenli zehirlenme. Clostridium botulinum adlı bakterinin bedene girmesi sonucunda ortaya çıkan botülizmin nedeni, konserveler, özellikle de mikroorganizmanın dirençli sporları normal pişirme yöntemleri sırasında ölmediklerinden, evde yapılan konservelerdir. Bakteri bedende enfeksiyona yol açmamakla birlikte , ürettiği güçlü toksin gözlerde uyum felci , ağız kuruluğu gibi ilk belirtilerden sonra , ishal ve kusmaya neden olur ; kalp ve akciğerlerde felce yol açarak hastayı ölüme sürükleyebilir.


Tarih: 09:52, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Böbrek iltihabı (Nefrit)

Böbrek iltihabı (Nefrit)