<ÇAĞDAŞ İNSAN-SAĞLIK-3>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti


ÇAĞDAŞ SAĞLIK SİTESİ-3

Hakkımda





Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler

<%Kategorilerim%>

ARKADAŞLARIM


DİĞER SİTELERİM


SAĞLIK SİTESİ-1

SAĞLIK SİTESİ-2

ŞİFALI BİTKİLER-1

ŞİFALI BİTKİLER-2

ŞİFALI BİTKİLER

NEFİS VE LEZİZ YEMEKLER

LEZİZ YEMEKLER

AKTİF YEMEKLER

NEFİS YEMEKLER

 TRAFİK CANAVARI

YEŞİLAYCIYIZ-1

YEŞİLAYCIYIZ-2

 ÇAĞDAŞ BİLİM-1

 ÇAĞDAŞ BİLİM-2

AY DOĞDU-1

AY DOĞDU-2

 ÇAĞDAŞ SİTE-1

 ÇAĞDAŞ SİTE-2

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-1

ÇAĞDAŞ ŞİİRLER-2

İLGİNÇ VİDEOLAR-1

İLGİNÇ VİDEOLAR-2

İLGİNÇ VİDEOLAR-3

FUTBOL DÜNYASI

GALATASARAY-1

GALATASARAY-2

G.S-FORUM

ERKAMIN SİTESİ-1

ERKAMIN SİTESİ-2

KURTLAR VADİSİ-1

KURTLAR VADİSİ-2

İLGİNÇ RESİMLER

RESİMLER VE GİFLER

SATRANÇ DÜNYASI

HAYVANLAR ALEMİ

YAŞAMA SEVİNCİ

ERZİNCAN-1

ERZİNCAN-2

ERZİNCAN-3





ISTANBUL





ANKET
SİTEMİ NASIL BULDUNUZ?
SÜPER DÜZEYDE
ÇOK İYİ DÜZEYDE
İYİ DÜZEYDE
ORTA DÜZEYDE
ZAYIF DÜZEYDE


ANKET
SİZCE SİGARAMI DAHA ZARARLI? YOKSA İÇKİMİ DAHA ZARARLI?
HER İKİSİDE AYNI ORANDA ZARARLI
SİGARA DAHA ZARARLI
SİGARA DAHA ZARARLI
FİKRİM YOK




 Arkadaşına tavsiye et!











weblogs


free counters

free counters





Amazing Counters

Gazlı içecekten böcek çıktı.

 

Gazlı içecekten böcek çıktı.




Adana'da bir kişinin iftar için aldığı gazlı içecek şişesinden böcek çıktı.



Kapalı şişedeki böceği, bilir kişi nezaretinde noterden onaylatan kişi, yasal süreç başlattığını bildirdi.

Adana'da bir mühendislik firmasında işçi olarak çalışan Eser Erduru, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık bir hafta önce iş çıkışı iftar için marketten 1,5 litrelik bir gazlı içecek alarak evine gittiğini söyledi.

Evde yemeğe oturdukları sırada açmak için eline aldığı gazlı içeceğin içerisinde böcek türü bir şey gördüğünü belirten Erduru, ''Ben ve evde bulunanlar büyük şaşkınlık yaşadık. Ünlü bir firmanın ürününde böyle bir şeyle karşılaşacağımızı düşünmezdim. Böceği görenler bu markayı içmekten vazgeçiyor'' dedi.

Böceği bilirkişi nezaretinde noterden tasdik ettirdiğini de anlatan Erduru, hakkını aramak için yasal süreç başlattığını da bildirdi.

Bilirkişi huzurunda noterden onaylanan tespit tutanağında ise gazlı içecek şişesinin kapağının hiç açılmadığı ve içerisinde hamam böceğine benzer bir böceğin görüldüğü belirtiliyor.

Şişe içerisindeki böceğin insan sağlığına zararlı olabileceğinin de belirtildiği tutanakta, şişenin içerisinde olması gereken gazlı içeceğin bulunduğu, şişenin sert bir şekilde şişik olduğu ifade ediliyor.

Öte yandan üretici firmanın üst düzey bir yöneticisi, üretim bandında milyonda bir de olsa bu tür durumların yaşanabileceğini belirtti.

http://www.aa.com.tr/tr/gazli-icecekten-bocek-cikti-2.html


Tarih: 08:14, 19/9/2009
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Hayat kurtaran temel ilk yardım bilgileri...

Hayat kurtaran temel ilk yardım bilgileri...

GÖZLEM

EMİN BİR YER ARA:Amaç kendimizin ve hasta veya yaralının biran önce tehlikeli bölgeden uzaklaştırılmasıdır.İlk yardıma başlayabileceğimiz güvenli bir yere taşınır.Taşıma yapılırken sakin davranılmalı,mümkünse sağlam tarafından tutularak taşınmalıdır.

SORULARINIZA YANIT VERİYORMU?

Sorulan sorulara yanıt veriyorsa hastayı yan yatırın.Hava yolu,solunum,nabızı gözlemleyin,kanama varmı kontrol edin.
Yanıt vermiyorsa:

A .(AİRWAY) Hava YOLUNU AÇ

-Ağızdaki tıkanıklığı temizleyin,açın.

-Hastayı sırt üstü yatırın.

-Hava yolunu açmak için alını geriye,çeneyi öne çekin.

-Çeneyi destekleyin.

-Profosyonel yardım çağırın.(112 veya 155 no'lu Telefon dan)

B.(BREATHİNG) SOLUNUM

Hasta soluyorsa uygun pozisyonda yatırın.

Hasta solumuyorsa ağızdan ağıza iki yavaş ve tam soluk verin.Verdiğiniz soluk rahatça gidiyorsa hastanın solunumunun dönüp dönmediğini kontrol edin.Solunum geriye dönmediyse suni solunuma devam edin.

C.(CIRCULATION) DOLAŞIM

Nabzı kontrol edin.Nabzı atıyorsa solunum desteğine devam edin;kendiliğinden solunum başlarsa uygun pozisyonda yatırın.

Nabız atmıyorsa yetkili bir kurstan kalp masajı eğitimi almış iseniz kalp masajı yapın.Tek kişi iseniz 15 kalp masajı/2 soluk;İki kişi iseniz 5 kalp masajı/1 soluk olmak üzere profosyonel yardım gelinceye kadar masaja devam edin. Her 1 dakikada bir kalp atımının dönüp dönmediğini kontrol edin.

Not:Kalp masajı canlı insanlarda kesinlikle uygulanamaz.

http://www.diyadinnet.com/SaglikBilgisi-203&Saglik=a--b--c-hayat-kurtaran-temel-ilk-yard%C4%B1m-bilgileri

 


Tarih: 02:17, 11/9/2009
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Domuz Gribi

 

DOMUZ GRİBİ NEDİR?

Domuz Gribi, İnfluenza A virüsünün neden olduğu ve domuzlarda salgınlara neden olan bir solunum hastalığıdır. Domuzlardan insanlara bulaşabilmektedir.
Belirtileri nelerdir?
Belirtiler normal insan gribi belirtilerine benzer ve

* Ateş,
* Öksürük,
* Boğaz ağrısı,
* Burun akıntısı,
* Vücut ağrıları,
* Baş ağrısı,
* Titreme halsizlik bazı vakalarda kusma ve ishal bildirilmiştir

Geçmişte zatürre ve solunum yetmezliği gibi ciddi hastalık ve ölümlere neden olduğu bildirilmiştir.

İnsandan insana nasıl bulaşır?

Domuz Gribinin A/(H1N1), mevsimsel gribin bulaştığı gibi bulaşmakta olduğu düşünülmektedir. Kişiden kişiye genellikle öksürme, hapşırma gibi solunum yoluyla bulaşır. Bazen de hasta insanların ağız ve burunlarına temas etme yoluyla da bulaştığı bildirilmiştir. Hasta bir kişinin öksürüğü ya da hapşırığından çıkan damlacıkların masa gibi bir yüzeye temas etmesinin ardından başka bir kişinin bu masaya elle dokunması, ardından ellerini yıkamadan gözlerine, ağzına veya burnuna dokunması sonucu hastalık kişiden kişiye geçebilir. Hasta kişi, hastalık belirtileri görülmeden 1 gün önceden başlayarak; hastalandıktan sonraki 7 gün ve daha fazla gün boyunca bulaştırıcıdır. Bu da kişinin domuz gribi hastalığına yakalandığını daha henüz öğrenmemişken bulaştırıcı olduğunu göstermektedir. Çocuklar, özellikle küçük çocuklar, potansiyel olarak daha uzun süre bulaşıcı olabilir.


Hastalığa yakalanmamak için ne yapmak gerekir?

İnsanlar için geliştirilmiş bir aşısı henüz yoktur. Hastalıktan korunmak için rutin önlemleri uygulamak gerekir. Bu önlemler:

* Öksürdüğünüzde ya da hapşırdığınızda ağzınızı ve burnunuzu bir kağıt mendille kapatınız. Kullandığınız mendili hemen çöpe atınız.
* Öksürdükten veya hapşırdıktan sonra ellerinizi bol su ve sabunla yıkayınız. En az 15 ila 20 saniye yıkama önerilir. Alkolle temizleme de tercih edilebilir.
* Ağzınıza, burnunuza ve gözlerinize dokunmaktan kaçının. Çünkü virüs ellerinizle başka kişilerle tokalaşma yoluyla da bulaşabilmektedir.
* Hasta kişilerle yakın temastan kaçının.
* Genel sağlığınıza dikkat ediniz.
* İyi uyuyun, fiziksel aktivitelerde bulunun, stresten kaçının, bol sıvı alın ve iyi beslenin
* Bu hastalıkla kontamine olmuş olabilecek yüzeylere temas etmekten kaçının.

Seyahat eden kişilere DSÖ neler tavsiye etmektedir?

DSÖ uluslararası seyahatlerin kısıtlanmasını tavsiye etmemektedir. Her zaman olduğu gibi hasta olan kişilerin uluslararası yapacakları seyahatleri ertelemeleri ve uluslararası seyahat dönüşü hastalık belirtileri görülen kişilerin ise sağlık kurumlarına başvurmaları konularına dikkat etmeleri istenmektedir. Seyahat eden kişilere enfekte olma tehlikesine karşın kalabalık ve kapalı mekânlardan uzak durmaları ve akut solunum yolları enfeksiyonları olan insanlarla yakın temastan kaçınmaları tavsiye edilmektedir. Hasta olan kişilerle temastan sonra ve bu kişilerin bulundukları ortamlarla temastan sonra ellerin yıkanması hastalık riskini azaltacaktır. Ayrıca hasta insanlar hastalığın yayılmasını önleyici uygun davranışlar sergilemeye davet edilmektedir(Sağlıklı insanlardan uzak durmak, elleri yıkamak ve öksürükle/hapşırıkla bulaşmayı engellemek için kâğıt mendil ve maske kullanmak).

Tedavisi var mı?

Oseltamivir veya zanamivir kullanımı domuz gribinin önlenmesinde CDC tarafından tavsiye edilmektedir. İlaç kullanımı hastalığın seyrini hafifletmekte ve daha hızlı bir iyileşmeyi sağlayabilmektedir. Bunun yanı sıra ciddi komplikasyonların da gelişmesi engellenmiş olur. Antiviral ilaçlara, semptomların görülmeye başlamasından itibaren ilk 2 gün içinde başlanması gerekir.

Çocuklarda acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:

* Hızlı nefes alma ya da solunum güçlüğü
* Mavimsi cilt rengi
* Yeterince sıvı alamama
* Uyanamama ya da uyaranlara cevap verememe
* huzursuzluk
* Grip benzeri semptomlara ek olarak ateş ve şiddetli öksürük
* döküntü

Yetişkinlerde acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:

* Solunum güçlüğü veya nefes darlığı
* Göğüs ya da karın içinde ağrı veya basınç
* Ani baş dönmesi
* Konfüzyon
* Şiddetli bulantı ve kusma 

http://www.saglik.gov.tr/


Tarih: 11:35, 6/5/2009
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Yüz naklinden sonra yeni yüzü ile basının karşısına çıktı

Yüz naklinden sonra yeni yüzü ile basının karşısına çıktı 

6 yıl önce kocasının açtığı ateşle yaralanan, burnunu, yanaklarını, damağını ve bir gözünü kaybeden Connie Culp, yemek yiyemiyor, koku alamıyor ve hatta konuşamıyordu. Bugün ise bunların hepsini yapabiliyor.

2008'in Aralık ayında ABD’nin Ohio eyaletindeki Cleveland kliniğinde yapılan operasyonda bir kadın donörden alınan yüzün yüzde 80’i Culp'a nakledildi.

ABD’de ilk tüm yüz nakli hastası Connie Culp, operasyondan aylar sonra, ilk kez 'yeni yüzüyle' basının karşısına çıktı. Culp, hem doktorlarına hem de yüz naklini mümkün kılan bağış için minnettardı.

 

46 yaşındaki kadın, tam yüz nakli ameliyatı geçiren ABD'de ilk, dünyada ise dördüncü kişi. Toplamda 30 ameliyat geçiren Connie Culp, ayrıca bugüne kadar yapılmış en karmaşık yüz nakli operasyonu geçiren kişi.

Doktorları da hastanın durumundan memnun.

Culp, şimdi yanık ve benzeri nedenlerden dolayı halkın arasına çıkamayan hastalar için çalışmayı amaçlıyor:

"Birilerinin görüntüsünde bir bozulma varsa ve sizin kadar güzel görünmüyorlarsa, onlara önyargılı davranmayın. çünkü gerçekte başlarına ne geldiğini asla bilemezsiniz"

NAKİLLER:

Dünyada ilk kısmi yüz nakli 2005 yılında Fransa'da yapılmış ve yüzü köpeği tarafından parçalanan İsabelle Dinoire'ye kısmi yüz nakli yapılmıştı. Daha sonra bir ayının saldırısına uğrayan Çinli çiftçi ve genetik durumu nedeniyle biçimsiz bir yüze sahip olan Avrupalı bir kişiye de yüz nakli yapılmıştı.

http://www.stargazete.com/yasam/yeni-yuzu-ile-basinin-karsisina-cikti-haber-186592.htm


Tarih: 05:06, 6/5/2009
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

SU

                      SU
Su ile ilgili yazmak istediklerimi ayrı bir başlık altında toplamayı uygun buldum. Çünkü, su insan sağlığı ve metabolizması için öylesine önemlidirki, yerini hiç bir içecek dolduramaz. Suyun önemini daha iyi vurgulayabilmek için, ben ona “beyaz kan” diyorum. İnsanın yemek yemeden bir kaç hafta yaşaması mümkündür. Su içmeden ise, ancak bir kaç gün yaşayabilir.

Yapılan araştırmalar, kadınların erkeklere göre daha az su tükettiklerini göstermiştir. Halbuki, bayanlar bir bilseler ciltteki kırışıklıkların oluşumunda ve artmasının arkasında az su içmenin yattığını... Yeterli oranda su içenlerde yaşlanma daha yavaştır. Cildin taze ve canlı görünmesinde vücudun ihtiyacı olan yeterli suyun alınması çok önemlidir. Günde en az bir buçuk litre su içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Susayınca su içilir diye bir kural yoktur. İster susayınız ister susamayınız, gün boyu en az bir buçuk litre su içmeyi ihmal etmeyiniz. Hele gece yatağa giderken içeceğiniz bir bardak suyun hikmeti saymakla bitmez... Normal kilosu olanlar, fazla kilosu olanlara göre vücutlarında daha fazla su tutarlar. Normal kilonun üzerine çıkıldıkça vücut daha az su içerir.

Kabızlık şikâyetine karşı her öğünde sofradan kalkmadan önce en son olarak iki bardak su içme alışkanlığını edinmek, kabızlığın çözümünde önemli bir destekleyicidir. Vücudumuzun önemli yüzdesi su içermektedir. Bu yüzde oranı yağ dokusuna bağlıdır. Vücut ne kadar yağlı ise, su da o oranda daha az olacaktır. Kısaca, şişman bir insan fazla yağ içerdiğinden, zayıf bir insana göre vücudunda daha az su bulunur.

Değerli okuyucu, susuzluğunuzu ancak ve ancak sadece su ile gideriniz. Suyun yerini hiç bir şey dolduramaz. Bazı insanlar, susuzluklarını daha sağlıklıdır düşüncesi ile bitkisel çay veya taze sıkılmış meyve suları ile gidermeye çalışırlar. Bu yanlış bir uygulamadır. Vücudunuzu meyve suyu ile yıkayabilir misiniz? Öyle ise, susadığınızda da susuzluğunuzu sadece ve sadece su ile gideriniz.

Tırnak sağlığı, büyük oranda yeterli su alıp almadığımıza bağlıdır. Saçlara canlılık ve parlaklık veren yine vücudumuzun ihtiyacı olan suyu dengeli olarak alıp almadığımıza bağlıdır.
Saçlara parlaklık ve canlılık veren krem veya benzeri destekleyiciler kısa çözümler getirmektedir. Günlük ihtiyacımız olan en az birbuçuk litre suyu tüketmediğimiz taktirde saçların parlaklığı veya canlı görüntüsü kalıcı değildir.

İdrara çıktığınızda idrarınızın rengi koyulaşmış (koyu sarıya doğru) ise biliniz ki, vücudunuz susuz kalıyor ve böbreğiniz zorlanıyor demektir. Rengi açılana kadar gün içerisinde su içiniz. Eğer, bir-iki gün içerisinde rengi halâ açılmıyorsa, mutlaka hekiminize danışınız.

Selülit oluşumunu hızlandıran birinci sıradaki etken, az su tüketilmesidir. Normal tüketilmesi gerekenden ne kadar az su içilirse, selülit oluşumu da o kadar hızlı olur. Böbreğin sağlıklı çalışması, yeterli miktarda su almamıza bağlıdır.

Bazı insanlar, günde yedi-sekiz bardak çay veya nescafe içtiklerinden vücutlarına bu yolla yeterli su aldıklarını sanırlar. Gerek kahve ve gerekse de çay, diüretik özelliği olan etkin maddeler içerdiklerinden, idrar yoluyla vücudumuzdan fazla su atılmasına neden olurlar. Bu nedenle, fazla çay veya kahve içenlerin ayrıca su içmeleri gereklidir.
Susama duygusunu beklemeden en az birbuçuk litre suyu, gün içerisinde içmek gerekir.

Vücudumuzdan toksinlerin atılabilmesi, gün içerisinde yeterli ölçüde su tüketmemize bağlıdır. Organlarımızın rahat çalışabilmesi için gün boyu vücudumuzun ihtiyacı olan en az bir buçuk litre suyu tüketmemiz gerekir. Yeterli derecede su içilmesi kanın daha rahat akışını sağlar. Kanın rahat akması demek, kalbimizin de rahat çalışması demektir. Yeterli ölçüde suyun vücuda alınması kalbin yükünü hafifletir. Bu sayede kandaki oksijen daha hızlı bir şekilde tüm vücuda dağılır. Oksijen dağılımı ne kadar başarılı ise organlar, dokular ve onları meydana getiren hücreler de o kadar rahat ve sağlıklı çalışır.

Vücudumuzun ihtiyacı olan oksijeni bir tek havadan almayız. Hücrelerimiz tıpkı bir elektroliz reaksiyonunda olduğu gibi suyun moleküler yapısında bulunan oksijeni de kullanmaktadır.
Anadolu’nun bazı yörelerinde bebekler, “su” demedikçe su vermezler. Allah’ım, ne büyük bir cehalet ve batıl inanç!... Kısaca, bu bir vahşettir.

Değerli okuyucu, dünyamızdaki tüm suların %98 i tuzlu sudur. Geriye kalan %2 nin, %97 si donmuş halde bulunmaktadır. Bize ancak %2 nin %3 ü içebileceğimiz ve kullanabileceğimiz su olarak geriye kalmaktadır. Bu da, içtiğimiz suyun hiçte öyle bol olmadığını, daha doğrusu onun ne kadar az olduğunu göstermeye yeterlidir.

İnsanoğlu gün geçtikçe artan bir hızla çevreyi kirletmekte su kaynaklarımızın kirlenmesine neden olmaktadır. Unutmayınız ki, bu tabiata verilen bir cezadır. Tabiata verilen her ceza insanın kendisine geri döner. Eğer, tabiatı cezalandırırsanız tabiat da sizi cezalandırır. Eğer, kullandığınız bir pili toprağa atarsanız, zamanla pilin içerdiği zehirli ağır metaller, yağmurlarında yardımıyla sızarak kaynak sularına karışıp, yemek masanızın üzerinde içilmek için sizi bekleyen bardaktaki suyun içerisinde tekrar size geri dönecektir.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu.Bitkilerle gelen sağlık

Tarih: 09:48, 31/12/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Kulaklar neden çınlar?

 

Kulaklar neden çınlar?

Endüstriyel gürültü, yangın alarmları, trafik gürültüsü ve yüksek sesle müzik dinleme gibi çevresel etkenlerin kulak çınlaması rahatsızlığının en sık rastlanan nedenleri arasında yer aldığı bildirildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Güçlü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kulak çınlamasının çoğu zaman kişilerin normal hayatlarını etkileyecek boyutlara ulaşabildiğini söyledi.

Kulak çınlamasının birçok olası nedeni bulunduğunu, küçük bir kulak kirinin dahi geçici bir süre çınlama yapabileceğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Güçlü, bunun yanında enfeksiyon, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi, orta kulaktaki kemiklerin eklem yerlerinin sertleşmesi, baş, boyun bölgesindeki damar genişlemeleri, denge ve işitmeyi sağlayan sinirde kaynaklanan bir tümörün bu rahatsızlığa yol açabileceğini vurguladı.

Yrd. Doç. Dr. Güçlü, her durum için tedavinin çok farklı olduğunu, yüksek ya da düşük tansiyon, şeker hastalığı, tiroid problemleri, baş ve boyun bölgesine gelen darbeler, bazı romatizma ilaçları ile antibiyotikler, sakinleştirici ilaçlar ve aspirinin de kulak çınlamasını ortaya çıkarabildiğini söyledi.

Bu tip rahatsızlıkların teşhis ve tedavisinde uzmanlaşmış bir doktora kontrol olmak ve kulak çınlamasının gerçek nedenini bulmanın önemli olduğuna işaret eden Yrd. Doç. Dr. Güçlü, şöyle konuştu:

''Kulak çınlaması, çoğunlukla işitme sinirlerinin uçlarında meydana gelen hasarlardan dolayı gelişir. Bu sinir uçlarında meydana gelecek bir hasar, işitme kaybı ve çınlamaya yol açar. Yüksek ses kulak çınlamasının en sık rastlanan nedenidir. Birçok insan endüstriyel gürültünün, yangın alarmlarının, yüksek sesle müzik dinlemenin ne kadar zararlı olduğundan ya habersiz ya da bunları umursamıyor. Stereo kulaklıklarla yüksek sesle müzik dinlemek riski daha da fazlalaştırıyor.''

Yrd. Doç. Dr. Güçlü, her şeyden önce işitme sisteminin vücudun en hassas ve kırılgan sistemi olduğunu belirterek, kulak çınlamasından korunmanın yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:

''Kan basıncı sürekli kontrol ettirilmelidir. Tuz alımı kısıtlanmalıdır. Sinir sistemine uyarıcı etkisi olan kahve, kola ve sigara tüketimi azaltılmalıdır. Günlük egzersizler yapılmalıdır. Çok yorulmaktan kaçınılmalıdır. Sesten endişelenilmemelidir, kulak çınlaması insanların sağır olmasına ya da aklını kaybetmesine neden olmaz. Bu nedenle, sesler rahatsız edici, ama önemsiz bir gerçek olarak kabul edilmeli, olabildiğince yok sayılmasının öğrenilmesi gerekir. Sinirlilik ve gerginlik en aza indirilmeli, stresi kontrol altına alınmalıdır.''


Tarih: 08:33, 19/12/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Tıpta müthiş buluş

 

Tıpta müthiş buluş

Bilim adamları, beyin hücrelerinin yenilenmesinin mümkün olmaması nedeniyle beyin ve omurilik hasarlarında karşılaşılan çaresizliği giderecek bir yol buldu.
....................

Boston Çocuk Hastanesi doktoru Jigang He, fare beyninde hasar görmüş olan sinir hücrelerinin kendilerini yeniden üretmesini sağlayan yönteme imza attı. Doktor Jiang'in bu çalışmayla ilgili kaleme aldığı makalesi, önde gelen bilim dergilerinden Science'da yayımlandı.

Çalışma sırasında, sinir hücresinin gelişmesini engelleyen bir protein bloke edildi ve bunun, hasarlı "optik sinirlerin" yerine yeni hücrelerin gelişmesini teşvik ettiği belirlendi.

Kol ve bacaklardaki sinir lifleri tahrip olduktan sonra kendisini yenileyebildiği halde, beyin ve omurilikteki sinir hücreleri bunu başaramıyor. Çalışmaya katılan, Genentech Inc. firmasından ilaç ve biyoteknolojiden sorumlu başkan yardımcısı Marc Tessier-Lavigne de açıklamasında, "omurilik zedelenmelerinde hasta genellikle iyileşemiyor" derken, bu çalışmanın hedefinin, bunun nedenini ortaya koymak olduğunu belirtti.

Çalışma sırasında, PTEN ve TSC1 adlı proteinler bloke edildi ve söz konusu hücrelerin (axon) hızla kendini yenilediği görüldü.

Verilen bilgiye göre ekip, şimdi bu proteinleri bloke edecek bir ilaç üretmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

http://www.haberprogram.com/h/2008/11/06/37928-Tipta-muthis-bulus.php


Tarih: 10:33, 7/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Limon Kanserden Koruyor

 

Limon Kanserden Koruyor

Şeker ve şekerden yapılmış gıdalar, kanseri tetikliyor ve kanserli hücreyi besliyor. Memesinde fibrokisti olan kişilerde kafein ve çikolata, fibrokistlerin çoğalmasına neden olabiliyor.

Limonun içeriğindeki ellagic asit nedeniyle meme kanserinden koruyucu, bu hastalığın ilerlemesinde ise durdurucu etkiye sahip olduğu bazı hayvan çalışmalarında görülmüş. Uzmanlar, limondaki bu etkinin böğürtlen yapraklarında da bulunduğunu söylüyor.



Tarih: 10:31, 7/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Addison (Böbreküstü Bezi Yetmezliği)

Addison (Böbreküstü Bezi Yetmezliği)
     Böbreküstü bezi yetmezliği böbreküstü bezlerinin işlevlerinde yavaşlamayı anlatan bir terimdir. Bu durumda aldosteron, kortizol, cinsel hormonlar, adrenalin ve noradrenalin gibi hormonların üretimi yetersiz kalır. Bazen bu hormonlardan bazısındaki eksiklikle bazısındaki artış birlikte görülür, ama bu tür olgulara çok ender rastlanır. Çeşitli böbreküstü bezi hormonlarının ana maddesi kolesteroldür. Bu ana madde bir dizi kimyasal tepkime sonucunda hormona dönüşür. Kimyasal tepkimeler için gerekli enzimlerden birinin eksikliği, bütün üretim zincirinin durmasına ve son ürünün, yani hormonun yapılamamasına yol açar.

     Olguların büyük bölümünde hastalık böbreküstü bezi kabuğunun her üç katmanına da yerleştiğinden böbreküstü bezi yetmezliği genel bir hormon eksikliği olarak ortaya çıkar.

     Nedenleri :

     Olguların yüzde 70-80 ine Koch basilinin etken olduğu böbreküstü bezi veremi yol açar. Hastalık belirtilerinin görülebildiği ilerlemiş olgularda böbreküstü bezleri belli bir biçimden yoksun, san-gri renkli ve peynirimsi yapıda iki torbacık halini almıştır. Hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için veremin yol açtığı doku yıkımına bağlı bu yapı bozulmalarının böbreküstü bezlerinin yüzde 90 ma yayılması gerekir. Bundan da anlaşılacağı gibi böbreküstü bezlerinin yedek üretim kapasitesi çok geniştir. Bez dokusunun yaklaşık yüzde l0u sağlam kaldığı sürece yetmezlik belirtileri yalnız vücudun yüksek düzeyde hormona gereksinim duyduğu anlarda ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda böbreküstü bezleri organizmanın birden artan hormon gereksinimini karşılayamaz.

     Böbreküstü bezlerinde verem akciğerlerdeki enfeksiyonu izleyen ikincil bir odak olarak belirir. Veremin yanı sıra kronik enfeksiyon hastalıkları, frengi, böbreküstü bezi tümörleri, bu doku hücrelerini yaygın yıkıma uğratan kloroform ve salvarsan gibi zehirli maddeler ve böbreküstü bezlerini besleyen damarların tıkanması da böbreküstü bezi yetmezliğine yol açabilir.

     Bazen sorun başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Bu durumlarda hastalığın kökeni vücudun daha yukarısında yer alan merkezlerdir. Örneğin, etken beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve hipofiz bezini adrenokortikotrop hormon (ACTH) salgılamaya iten serbestleştirici faktör eksikliği olabilir. Hipofizin ACTH salgılayamaması böbreküstü bezlerinde doku gerilemesine yol açar ve böbreküstü bezi yetmezliğiyle sonuçlanır.

     Belirtileri :

     Addison hastalığı ya da hipoadrenalizm adıyla bilinen böbreküstü bezi yetmezliğinin ilk belirtisi aşırı yorgunluktur. Hasta bitkinlik duyar ve ilerlemiş olgularda yataktan kalkıp yürüyecek gücü kendinde bulamaz. Gittikçe zayıflar. Tansiyonu sürekli düşük kalır. Hastalığın bütün bunlardan daha tipik belirtisi ise deri renginin koyulaşmasıdır (melanodermi). Deri özellikle yüz, el ve kollarda koyu, bronz bir renk alır. Elin üstündeki deri koyulaşarak pembemsi avuç içiyle belirgin bir karşıtlık oluşturur. Meme başları ve varsa yara izleri siyaha çalan koyu kahverengiye döner. Dişetleri, yanaklar ve üreme organların-da koyu renkli lekeler belirir. Erkeklerde cinsel güçsüzlük, kadınlarda adet düzensizlikleriyle birlikte özellikle koltukaltı ve dış üreme organları çevresinde kil dökülmesi hastalığın öbür belirtileridir


Tarih: 10:16, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Alerjik Kontak Dermatit , Alerjik Sorunlar

Alerjik Kontak Dermatit , Alerjik Sorunlar
     Kontak dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer bölgelerinde de olabilir.

     Kimlerde Olur?

     Genetik yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde daha sıktır.

      En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?

     Zehirli duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir. Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin yapımında kullanılır.

     Diğer bazı bitkiler, metaller, kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık 3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.

     Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?


     Nikel, krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye başlanmıştır.

     Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir. Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda nikel vardır).

     Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?


     Saç boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.

     Hipoalerjenik ürünleri kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.

     Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?


     Antibiyotikli kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.

Tarih: 10:15, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Alzheimer (AH)

Alzheimer (AH)

     Bunama ya da demans, günlük yaşamın her zamanki gibi sürdürülmesini engelleyen ilerleyici, kronik bir beyin hastalığıdır.

     Demans, beyin kabuğuna ilişkin üst düzey işlevlerin genel olarak bozulmasıdır. Bunlar, kişinin çevreyi farkındalığı ( bilinci ) bozulmaksızın, bellek, günlük yaşamın gereksinimleriyle başa çıkabilme yeteneği, algı ve devinime ilişkin işlevler, koşullara uygun düşen toplumsal davranışın korunabilmesi ve duygusal tepkilerin kontrolünde bozulma şeklinde sıralanabilir. Büyük çoğunlukla geri dönüşsüz ve ilerleyici bir durumdur. "

     Alzheimer Hastalığı ( AH ) en yaygın demans türlerinden biridir. Bir başka deyişle, sanayileşmiş ülkelerde en sık görülen demanstır ve nüfusun yaşlanmasına paralel olarak giderek de artmaktadır.

     Alzheimer Hastalığının ilerleyişi genellikle çok yavaştır ve olguların çoğunda bellek problemleriyle kendini gösteren bir preklinik evre ortaya konabilir. Alzheimer Hastalığı yaşla birlikte artar, ancak daha gençleri, hatta elli yaşları içindekileri de tutabilir. Bu nedenle, sadece çok yaşlıların hastalığıdır diye düşünmemek gerekir.

     Alzheimer Hastalığındaki 3 Evre : Üç farklı evre gözlenebilir. Bunlar özel bir takım " problemlerle " nitelenir. Bazıları evreye özgüyken, bir kısmı ortaya hiç çıkmayabilir. Evreler arasında uzun yıllar geçebilir.

     Evre 1 :

      Hafif ve genellikle ihmal edilen belirtiler :
  1. Bellek kaybı ( genellikle yakın geçmişteki olaylara ilişkin ) ;
  2. Günün tarihini hatırlama güçlüğü ( zaman dezoryantasyonu ) ;
  3. Bilinen mekanları tanıma güçlüğü, örneğin evdedir fakat nerede olduğunu karıştırabilir ( mekan dezoryantasyonu ).
  4. Karar verme güçlüğü ( inisiyatif kaybı ).
  5. Kelime bulma güçlüğü. Bu ilk belirtiler nedeniyle, kişi ürkmüş, utanmış ya da kederli durumda olabilir.
      Evre 2 :
  1. Belirgin bellek problemleri ( örn. aile üyelerinin isimlerini unutur );
  2. Kendine yeterliğin azalması ( örn. yıkanma, giyinme gibi işlevlerde yardım gerekir );
  3. Çevrede kaybolma ;
  4. Konuşma bozukluğunda artma;
  5. Hallusinasyonlar.
     Evre 3 :
  1. Yardım edildiği halde beslenmede güçlük;
  2. Arkadaşları ve aile üyelerini tanımada güçlük ;
  3. Yürüme güçlükleri ( hasta yatağa bağımlı durumda mı ? );
  4. İdrar ve/veya gaita kaçırma ;
  5. Belirgin düzeyde davranış bozuklukları.

Tarih: 10:14, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Amfizem

Amfizem 
      Solunum yetmezliğine yol açan en yaygın kronik akciğer hastalıklarından biridir.

      Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) gerilip genişlemesiyle beliren bir hastalıktır. Bu genişleme hava, keseciklerini birbirinden ayıran ince duvarların yırtılmasına ve dolayısıyla akciğerlerde esneklik kaybına yol açar. Sonuçta akciğerlere hava girişi ve hava keseciklerinde kan gazları (oksijen-karbon dioksit) dengesi bozulur, İlerlemiş amfizem olgularında akciğerler genişlemiş, solmuş ve kurumuştur.Esneklikleri kalmadığından bir yastık gibidirler. Göğüs kafesi açıldığında, akciğerler sönmez, çünkü esneklik kaybı nedeniyle içlerinde hava kalır.

      Nedenleri :

      Akciğer amfizemi kronik bronşit, astım, akciğer veremi gibi hastalıklar sonucunda gelişebilir. Özellikle ileri yaşlarda, akciğerlerde yaygın bağdoku artışı esnekliğin yitirilmesine ve amfızeme yol açabilir. Birçok araştırma amfizeme kalıtsal bir yatkınlık olabileceğini göstermiştir. Ama bu hastalığın bilinen en önemli nedeni sigara alışkanlığıdır. Amfizem oluşumuna yol açan başlıca ,etkenler şunlardır: Küçük bronş dallarının tıkanması sonucunda içerideki havanın dışarı atılamaması, hava keseciklerinin aşırı gerilmesiyle akciğer esnekliğinin yitirilmesi, keseciklerde biriken hava kabarcıklarının etkisiyle kesecikler arası duvarların yırtılması, hava keseciklerinde kanın oksijen alabilmesi için gerekli yüzeyin azalması ve dolaşım direncinin artmasıyla akciğer damarlarında lezyonlar oluşması. Son olarak değinilen etken, uzun erimde solunum yetmezliğine yol açarak sağ kalbin yükünü artırır ve kalp yetmezliğine neden olur. Kronik amfizemde soluk alırken göğüs sürekli genişler. Akciğerler aşırı gerilmiştir. Soluk verdikten sonra akciğerlerde kalan hava miktarı artmış, zorlu soluk alıp vermede akciğere girip çıkan hava miktarı azalmıştır.

      Belirtileri :

      Hastalık sessiz ilerler ve ancak ileri ev­relerinde belirti verir. İlk belirti nefes darlığıdır; başlangıçta hareket sırasında, ama daha sonra dinlenirken de gözlenir.İleri evrelerde solunum yüzeyselleşir. Soluk alınırken göğüs kafesini genişle­ten hareket ancak yardımcı solunum kaslarıyla yapılabilir. Buna "dikine" solunum denir, çünkü soluk alırken göğsün enine çapı artmaz, dikine bir hareket görülür. Soluk alma kısa, verme ise uzun sürer. Nefes darlığının yanında bazen az miktarda koyu kıvamlı balgamlı öksürük görülür. Amfizeme kronik bronşit eklenmişse balgam daha çok ve irinlidir. Hastanın tipik bir dış görünüşü vardır: Göğüs kafesinin ön-arka çapı genişlemiş, "fıçı göğüs" denen yapı gelişmiştir. Köprücük kemikleri üzerindeki çukur bölgeler akciğer tepesinin genişlemesiyle kabarık görünür. Deri ve mukozalar mavimsi bir renk alır. Morarma deri ve mukozalann altındaki kılcal damarlarda iyi oksijenlenmemiş hemoglobin bulunmasına bağlıdır. Dokuların yetersiz oksijenlenmesi genel bir düşkünlüğe, iştah ve kilo kaybına yol açar


Tarih: 10:12, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS)

Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS)

     Amyotrofik lateral skleroz (ALS), Motor Nöron Hastalığı olarak da bilinmektedir. Omurilik ve beyin sapındaki sinir hücrelerinin (motor nöronlar) kaybından kaynaklanmaktadır. Bu kayıplar kaslarda kuvvet kaybı ve incelmeye neden olmaktadır. ALS de piramidal yol adı verilen bölümde de hasar meydana gelmektedir. Hastanın entellektüel fonksiyonlarında (zihinsel fonksiyonlar ve bellek) azalma meydana gelmez, bunama hastaların sadece %5 inde görülür.

     Hastalık ilerleyici ve yayılıcıdır. Kas zayıflığına duyu kaybı eşlik etmez. Kas zayıflığı genelde el, ayak, yutak veya dilde başlayabilir. Hastalarda konuşma ve yutma güçlüğü meydana gelebilir. İlerlemiş olgularda solunum güçlüğü meydana gelebilir. Hasta el ve ayaklarında seğirmeler tarif eder.

     Hastalık 3-5 yılda ölümle sonuçlanabilir. İlerlemiş hastalarda solunum yetmezliği veya ağır bir zatüre ya da asfiksi sonucu ölüm meydana gelebilir


Tarih: 10:11, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Anemi

ANEMİ (KANSIZLIK)
     Anemi (kansızlık) pekçok farklı şekilde tanımlanabilen kan rahatsızlığı olarak bilinmektedir. Bu kan rahatsızlığını kırmızı kan hücrelerinin fonksiyonlarında ve sayısındaki anormallik şeklinde ifade edebiliriz. Kırmızı kan hücreleriniz kırmızı rengini hemoglobinden alır, demir içeriği zengin protein oksijeni ciğerlerden vücudun diğer bölgelerine taşır. Anemi kırmızı kan hücrelerinin sayısını azalttığında ya da hücrelerin taşıyabileceği hemoglobin miktarını azalttığında vücudunuzun dokuları oksijenden yoksun kalır. Oksijen eksikliği tipik anemia türleri bulgularını üretir.Bu anemi bulguları: güçsüzlük, aşırı yorgunluk, solgun bir ten, nefes darlığı, düsensiz kalp atışıdır. Hatta çok şiddetli anemi felç, kalp krizi ve kalp tıkanıklığına da yol açabilmektedir. Demir eksikliği gibi bazı anemi türleri doğrudan kendileri rahatsızlığı yaratırken bazı anemilerde ise ardında dalak büyümesi ya da anti kanser ilaçlarının alımıyla sonuçlanan hemolitik anemia gibi bir hastalık yatmaktadır. Bazı anemi hastalıkları kolayca tedavi edilebilirken bazıları ise kronik ve hayatı tehdit edicidir. Sağda sağlıklı yapıdaki kan hücrelerini görüyorsunuz. Aynı biçimde ve büyüklükteki kırmızı kan hücreleri normal bir büyüme ve hemoglobin üretimini oluşturuyor.

     Demir Eksikliği Anemisi :

     Tanım olarak düşük miktarda demire bağlı olarak kanın kırmızı hücrelerindeki azalmadır. Kansızlığın en sık görülen şekli budur. Demir, kanda oksijen taşıyan pigment olan hemoglobinin önemli bir parçasıdır.

     Demir eksikliğinin nedenleri :

       1-Diyette az miktarda alınma,
     2-Vücut tarafından az miktarda emilimi
     3-Kronik kanamalar (ağır adet kanaması dahil)

     Örneğin: burun kanamaları, hemoroid, mide yada barsak ülseri, polip, gastroenterial kanser gibi … Çocuklarda kurşun zehirlenmesi sonucunda da demir eksikliği anemisi görülür. Vücutta ve kemik iliğindeki demir depolarının harcanması sonucu kansızlık yavaş yavaş gelişir. Genellikle kadınlarda demir depoları daha azdır.

     Yüksek risk grubu içerisinde doğurganlık çağında olan ve adet dönemi nedeniyle kan kaybı olan kadınlar, demir ihtiyacı artmış gebe veya emziren kadınlar, çocuklar ve diyetinde yeterli oranda demir bulunmayan kişiler bulunmaktadır. Kan kaybına bağlı risk faktörü arasında peptik ülser, barsak kanseri, rahim kanseri, uzun dönem aspirin kullanımı sayılmaktadır.

     Demire bağlı aneminin kendine özel bulgular nelerdir ?

      1-Yiyecek dışındaki şeylere istek. Örneğin: toprak, buz, kireç taşı, nişasta gibi…
     2-Ağız kenarında ve tırnaklarda çatlaklar
     3-Tırnaklarda biçimsizlik: kaşık biçimi almaları gibi…
     4-Tahriş olmuş dil

     Günlük demir gereksinimi ve kaybı ne kadardır?

     Günlük demir gereksinimi 1-3 mgr. kadardır. Bunun % 5-10 duedenum ve proksimal ince barsaktan emilir. Günlük kayıp 1 mgr dır. Ter, dışkı, idrar, dökülen hücreler ile kaybedilir. Gereksinim bebeklik, hamilelik, ağır hastalık ve emzirme dönemlerinde artar.

     Hangi besinler demir açısından zengindir?

     Kırmızı et, karaciğer, balık, kuru üzüm ve yumurta sarısı demir açısından zengin gıdalardır. Un, ekmek ve tahıllar demir ile zenginleştirilmiş olabilir.

     Demir eksikliği anemisi düşünülen hastalarda yapılması gereken başlıca tetkikler neler olmalıdır?

     Tam kan sayımı, serum demiri, serum demiri bağlama kapasitesi, transferin saturasyonu, serum ferritin düzeyi, dışkıda gizli kan ve periferik yaymadır. Tam kan sayımında düşük hemoglobin ve hematokrit değeri, kanda düşük ferritin düzeyi, kanda total bağlama kapasitesi ve kan kaybını değerlendirmek açısından dışkıda gizli kan görülebilir


Tarih: 10:10, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Anevrizma (Baloncuk)

Anevrizma (Baloncuk)
     Halk arasında baloncuk olarak bilinen anevrizma denince, genel olarak, temiz kan taşıyan damarlara (arter) ait genişlemeler anlaşılır. Anevrizmalar aort damarı gibi çok geniş damarlarda oluşabildiği gibi, küçük ve orta boy damarlarda da teşekkül ederler. Bu bölümde konu edilen, ani kanamalarla bazen çok dramatik sonuçlar veren beyin anevrizmalarıdır.

Anevrizmalar yapı itibarı ile damar duvarının doğuştan zayıf olduğu noktalarda, genellikle de damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşur. Damar duvarının zayıf olduğu noktada damar içi basınç (tansiyon) nedeniyle her kalp atımında damar duvarı zayıf noktadan dışarı doğru bombeleşerek baloncuk oluşur. Baloncuk duvarı basınca dayanamadığı anda da patlar, patlama ya kendiliğinden olur ya da eforla oluşur. Örn. öksürme, ıkınma, cinsel temas gibi basınç artmasına neden olan aksiyonlar...

      Anevrizma kimlerde oluşur :

      1 - Damar duvarındaki yetersizlikler (Doğumsal)
      2 - Damar duvarındaki Arteriosklerotik veya hipertansif değişiklikler.
      3 - Travmatik (darp veya kaza sonucu kafa yaralanmaları)
      4 - Enfeksiyona bağlı


      Risk Faktörleri :

      1 - Hipertansiyon
      2 - Sigara kullanımı
      3 - Oral Kontraseptifler (Doğum kontrol ilaçları)
      4 - Alkol (Şüpheli)
      5 - Kokain


      Anevrizmanın beyinde oluştuğu yerler:


      Beyni besleyen damarlar, beyin tabanında birleşerek willis poligonu adı verilen damar ağını meydana getirirler. Anevrizmalar genellikle bu willis poligonunda oluşur.
Anevrizması olan insanların büyük bir bölümünün hiçbir şikayeti yoktur. Ancak bazen migren tarzında ya da spesifik olmayan baş ağrıları olabilir. Ayrıca anevrizmanın büyük olduğu durumlarda kitle etkisi nedeniyle beyinde komşuluk yaptığı sinirlerle ilgili belirtiler görülebilir. Koku ve görme duyularındaki bozulmalar gibi


Tarih: 10:08, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Anhidroz

Anhidroz
     Ter salgısının yokluğu ya da azlığı. Ter bezlerinin anormal gelişimleri sonucu doğuştan bir eksiklik olarak ortaya çıkabileceği gibi, deri enfeksiyonları, şeker hastalığı da bu duruma yol açabilir.

      İklimi ılımlı olan bölgelerde anhidroz çok önemli değildir. Ancak sıcak memleketlerde vücudun yeterince sıcaklık kaybedememesine yol açıp zarar verebilir. Bu durumda, öğle vakti ağırlaşan baş ağrısı, yorgunluk, iştah kaybı, kusma ve sık işeme dikkati çeker.

      Ter bezlerinin boşaltım kanalının, derideki keratin cisimleri tarafından tıkanması da bir tür anhidroza yol açabilir.

Tarih: 10:06, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ankilozan Spondilit (AS)

Ankilozan Spondilit (AS)

     Ankilozan; eklemlerin birleşmesi, hareket kabiliyetini yitirmesi demek.. Spondilit ise omurga iltihabı anlamına geliyor. Ankilozan spondilit; özellikle omurgaları tutan, ağrılı, ilerleyici, süreğen yani kronik bir romatizmal hastalıktır. Esasen omurgayı etkilemekle beraber, diğer eklemleri, kiriş ve tendon denilen kasların kemiklere yapıştığı bölüm olan yerleri de etkiler.
Hatta nadiren göz, akciğer ve kalbi de etkiler

     Omurgamız, yirmidört omurdan ve bunlar arasındaki 110 eklemden oluşur. Omurga da üç bölümden meydana gelir:

     1- Boyun omuru: Yedi omurdan meydana gelir. En hareketli omurlardır.
     2- Sırt omuru: Oniki omurdan meydana gelir. İki yandan kaburga kemiikleriyle birleşir.
     3- Bel omuru: Beş omurdan meydana gelir. Alt kısmı sakrum kemiği ve leğen kemiği içinde yuvalanmıştır. Sakrum ve leğen kemikleri arasında her iki yanda yer alan eklemlere sakroiliak eklem denir.

     Ankilozan spondilit nasıl oluşuyor?
     Söz konusu bu eklemlerde ve çevresindeki kasların kemiklere bağlandığı uç kısımlarda, yani tendon ve kirişlerde iltihaplanmanın başlaması ankilozan spondilitin de başlangıcını oluşturur.

     Ankilozan spondilit kimlerde görülür?
     Bu kronik romatizmal rahatsızlığın görülme ihtimali binde birdir. Bazen kadınlarda da görülmekle beraber erkeklerde daha sıktır. Bu rahatsızlığın hissedilmeye başladığı yaş ise ortalama 20-25 tir. Tabii daha erken veya daha geç de görülebilir.

     Ankilozan spondilit ile ilişkili diğer hastalıklar :
     Ankilozan spondilit, spondilartropati denilen omurga tutulumu ile seyreden hastalık grubundadır. Diğerleri;
     * Psöryatik artrit ; sedef hastalığı ile beraber giden eklem romatizması
     * Enteropatik artrit ;  bağırsak iltihabı ile beraber seyreden eklem romatizması
     * Reaktif artrit ;  viral veya bakteriyel enfeksiyonlardan sonra görülen eklem romatizması
     Bu durumlar, ankilozan spondilit ile beraber, ya da daha önce görülebilir.

     Ankilozan spondilitin belirtileri :
     Ankilozan spondilitin tipik belirtilerinden bilinen bazıları şunlardır:

     a) Haftalar veya aylar içinde yavaş yavaş artan bel ağrıları,
     b) Sabah sertliği ve ağrısı, gün içerisinde azalır,
     c) Bu şikayetlerin üç aydan daha uzun zamandır devam etmesi,
     d) Hareket ve egzersizle şikayetlerin azalması, dinlenmeyle artması, özellikle geceleri dinlenmeye geçildiğinde ve sabah kalkıldığında ağrıların daha şiddetli ve net bir şekilde ortaya çıkması,
     e) Özellikle erken evrelerde, yani ağrının başladığı dönemlerde kilo kaybı,
     f) Sürekli yorgunluk hissi,
     g) Gece terlemeleri ve ateş,

     Bazen de belde böylesi ağrı yerine baldırlarda gezici ağrılar olabilir.
Kimi vakalarda bu rahatsızlık topukta yaşanan ağrıyla, kiminde ise göğüs ağrısıyla başlar.
Burada bel ağrısı, mekanik bel ağrılarının tam aksine gelişir. Örneğin bel fıtığı olan bir hastanın ağrısı belini hareket ettirmediği zaman hafifler. Ama belli hareketleri yapmaya kalkıştığında beli şiddetle ağrır.
Ankilozan spondilit başlangıcındaki kişinin ağrısı ise belini hareket ettirmediği zaman artar. Yürüdüğünde, hareket ettiğinde ağrıları azalır. Çünkü bel fıtığında sorun eklemler arasındaki diskte iken ankilozan spondilitte sorun eklemlerin elastikiyetini sağlayan yapının da kemikleşmesidir.

     Ankilozan spondilit ile kireçlenme (osteoartrit) arasındaki fark nedir?
     Her ikisi de eklemleri ilgilendiren rahatsızlık olmakla birlikte, ikis de birbirinden tamamıyla farklıdır. Kireçlenmenin tıbbi tarifi spondilozdur . Bu omurganın aşınmasıyla ilgili bir hastalıkıt ve yaşlanmayla beraber hemen hemen herkesin yaşayabileceği bir sorundur. İltihabi durum belirgin değildir.
Ankilozan spondilit ise, omurga ve eklemlerdeki iltihaplanmanın ardından yeni kemikleşmenin oluşumu ve bu kemiksi yapıların eklemlerin birbirine yapışmasına ve kaynamasına neden olan bir durumdur. Herkeste görülmez, binde bir görülen bir hastalıktır. Kireçlenmenin aksine yaşlılarda değil daha çok gençlerde görülür

     Diğer eklemleri etkiler mi?
     Vücut bir bütün olduğuna göre, bel omurları ve ekemlerdeki bu deformasyon sistematik olarak vücuttaki bütün eklemleri etkileyecektir.Çünkü vücuttaki bütün eklemler birbirlerine hassas bir orantı ile irtibatlıdır. Ancak ankilozan spondilit, genelilikle kalçada,dizlerde, ve ayak bileklerinde ağrı ve şişliğe neden olabilir.Birçok durumda tedavi sonrası şişlik kalır. Dolayısıyla kalça ekleminin sertleşmesi ve öne eğik bir durumda kalmasının önüne geçebilmek için germe egzersizleri önemlidir.

    Ankilozan spondilitte topuk ağrısı neden olur?

     Topuk kemiği iki ayrı yerde ağrıya neden olabilir. Topuklarda yaşanan ağrılar sıklıkla ayak tabanında, topuktan 3cm kadar uzak olan bölgede görülür. Bu duruma plantar fasiit denir. Bu bölgedeki şikayet haftalar boyu devam edebilir.

     Daha az sıklıkla aşil tendonunun kemiğe bağlandığı yerde olabilir. Giyilen ayakkabının durumuna göre basınç bile ağrıyı arttırabilir.

     Diğer organları etkiler mi?
     Evet. Ankilozan spondilit bazen gözleri, akciğerleri ve kalbi etkileyebilir. Ama bunlar hayati tehdit edici özellikte değildir.

    *  Gözü nasıl etkiler?
Ankilozan spondilit, iriste ve uveada yani irisin gözün dış duvarına tutunduğu yerde iltihaba neden olabiliyor. Hastaların %40 ını etkileyebilir. İrit ya da uveit denilen bu durumda ilk belirti görüşün hafif bulanıklaşmasıdır. Ama asıl belirti kanlanmış gözlerle beraber keskin bir göz ağrısıdır. Kalıcı olmaması için erken teşhis ve tedavi önemlidir.

     * Kalbi nasıl etkiler?
Ankilozan spondilitin kalbi etkilemesi nadiren olmakla birlikte bazı vakalarda görülen bir durumdur. Bu yüzden birçok vakada hafif şiddette yaşanan tutulum çok kez tespit bile edilmez. Ankilozan spondilit aort kapağının sızmasına yol açabilir ve elektriksel iletimi etkileyebilir. Ancak bu problemler hasta tarafından şikayet olarak hissedilmez.

     *Akciğerleri nasıl etkiler?
Ankilozan spondilit kişide direk olarak akciğer enfeksiyonuna neden olmaz. Ama kaburga eklemlerini ve kaburgalararası kasları etkilediğinden nefes almak, hapşırmak, öksürmek veya esnemek ağrılı olabilir. Kendini iyi takip eden vir kişi diğer ağrılarla birlikte yaşadığı bu değişikliği hissedebilir.
Sonuçta akciğer tamamiyle havalanmaz. Ankilozan spondilitin geç evrelerinde göğüs kafesi pek genişleyemez ve akciğerlere hava girişi zorlanır. Bu nefes alamayacağınız anlamına gelmez. Diyafram kası çalışmaya devam eder ve midemiz nefes aldıkça hareket etmeye başlar. Ağır yemekler ve sıkı giysiler nefes alırken daha çok çaba harcamanıza neden olabilir. Bu yüzden ağır yemekler ve sıkı giysilerden kaçınmakta fayda var.
Sigara içmemek de çok önemlidir. Çünkü sigara hem nefes almayı zorlaştırır hem de ciddi akciğer enfeksiyonlarına zemin oluşturabilir.

     Ankilozan spondilit herkeste aynı mıdır?
     Her insanın büyüdüğü çevre, bulunduğu ortam nasıl ki farklılıklar gösteriyorsa, her insanın bağışıklık sistemi, çocuklukta yaşadığı bazı rahatsızlıklar, aileden gelen kalıtımsal özellikler vs.. hepsi farklıdır. Dolayısıyla ankilozan spondilit olan hastalar da birbirinin kopyası olamaz.
Yani herkesin ankilozan spondiliti kendine özgüdür. Herkes aynı bölgede benzer şikayetlerden bahsederken kimisi bu sıkıntıyı en üst derecede yaşar, kimis ise hafif derecede yaşar. Hatta beli hergeçen gün iki büklüm olmasına rağmen ağrı şikayeti olmayanlar da olabilir.
Şu bir gerçek ki ankilozan spondiliti olanlar ne kadar hareket ederse, hastalık o kadar yavaş ilerler. Çünkü bol hareket, o bölgede meydana gelecek olan kaynamayı geciktirmekte veya mümkün mertebe engellemektedir.
Kırılan kolu kaynaması için nasıl alçıya alınıp hareketsiz bırakılırsa, kemiğin kaynamaması için de hareket etmek, eklemi oynatmak gerekir.

     Ankilozan spondilit genetik midir?
     Hastalığın genetik olup olmadığı konusunda da kesin bir bilgi yoktur. Ancak ankilozan spondilit olan bir anne ya da babanın çocuğuna HLA-B27 genini iletmesi ihtimali %50 dir. Bu ciddi bir oran olmakla birlikte bu geni taşıyan herkeste hastalığa çıkacak anlamına gelmemelidir. Çünkü bu gene sahip olmak ayrı bir olaydır, bu gene sahip olup da ankilozan spondilit olmak ayrıdır. Buna göre ankilozan spondilit hastası bir kişinin, çocuğunun da ankilozan spondilit olma ihtimali %10-20 kadardır.

Tarih: 10:05, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Apandist

Apandist

     Karnın sağ alt bölümünde apandis (apendiks) denen kalın bağırsağın uzantısı bulunur. Solucan şeklinde ve hareket kabiliyeti olan apandisin içinden herhangi bir besin geçmez. Uzunluğu çocuklarda biraz daha fazladır. Yaklaşık 9-10 cm uzunluğundadır fakat bundan daha az ya da daha fazla olabilir. Yerleştiği yer bazı kişilerde farklılık gösterebilir. Bu durum apandis rahatsızlığı olanlarda tanı koymayı zorlaştırır.

     Apendiksin (apandisin) çoğunlukla dışkı veya daha az bir ihtimalle safra taşı, tümör ya da barsak kurudyla tıkanması sonucu iltihaplanmasına apandisit denir. Apandisin vücuttaki fonksiyonu henüz bilinmemektedir. Sadece lenf dokusu bakımdan zengin bir yapıdır. Yine de apandisin iltihaplanması sonucu yırtılıp karın bölgesinde yayılmasıyla, ciddi problemler ortaya çıkar. Tedavi edilmediğinde tehlikeli bir hastalık olan apandisit, karın zarının iltihaplanmasına yol açabilir.


Tarih: 10:04, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Aplastik Anemi (AA)

Aplastik Anemi (AA)
     Aplastik anemi (AA) tek bir hastalık değildir, kemik iliğinin her üç kan hücresini-eritrosit, lökostit, trbombositler- de üretememesiyle oluşan bir grup yakın ilişkili hastalıktır. AA çok sık rastlanan bir hastalık değildir. AA� nin tam nedeni bilinmemekle beraber kimyasal ve radyasyona maruz kalma gibi durumlarla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bazı AA vakalarının kalıtsal ve bazılarının da viral enfeksiyonlar nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.

     Semptomlar :

     AA hastalarında her üç han hücresinin de oranı normalden çok düşüktür. Bu durum itibariyle çeşitli semptomlar ortaya çıkar:
     Eritrosit  eksikliğinden kaynaklanan :
halsizlik
     
     Trombosit eksikliğinden kaynaklanan:
sık görülen kanamalar
    
     Lökosit eksikliğinden kaynaklanan: sık sık enfeksiyona yakalanma
     

Tarih: 10:03, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Astım

Astım
Solunum güçlüğüne neden olan bir solunum sistemi hastalığıdır. Burada zorluk, soluk almada değil, soluk vermededir ve nedeni de akciğerlerdeki ufak hava borularının daralmasıdır. Sonuçta, hasta, ciğerlerinden gerektiği kadar hava çıkaramadığı, buna karşılık normal hava alabildiği için, akciğerler şişer.
Nöbetler bir saat kadar sürebilir ve status asthmaticus denen durumda , bu krizlerin günlerce sürdüğü görülür. Astıma, çocuklarda da, erişkenlerde olduğu kadar sık rastlanır.


N e d e n i :  Astımın nedenleri olarak, allerji, akciğer hastalığı ve ruhsal olaylar gösterilir. Hastalar, genellikle nöbeti başlatan etkeni tanırlar. Bunlar, ev hayvanlarının tüyleri veya yün lifleri, kuştüyü vb. gibi maddeler olabilir. Toz ve özellikle içinde ufak bir kurt olan Dermatophagoides culinae bulunan ev tozları, nöbete neden olabilir. Astımın nedeni, genellikle birden fazla etkenin bir araya gelmesine bağlı olduğundan, astıma karşı bağışıklık sağlama çabaları etkisiz kalmaktadır. psikolojik unsurlar, tek başına astıma neden olmamakla beraber, ruhsal sıkıntılar, özellikle endişe, çaresizlik duyguları bir nöbeti başlatabilir.Astımda enfeksiyon çok önemlidir. Birçok kişide, astım şiddetli bir enfeksiyon sonrası ilk olarak blirmiştir. Astımlıların çoğunda, sonradan kronikleşen, tekrarlayan bronşit nöbetleri görülür.


B e l i r t i l e r i :  Genellikle geceleri gelen, solunum güçlüğü nöbetleri. Hasta, oturmak gereğini duyar ve nöbet kısa veya uzun süreli olabilir. Solunum zorluğu arttıkça, öksürük krizleri de belirir ve hastayı çok rahatsız eder. Çocuklar nöbet sırasında kusabilirler.Hastada dikkat çeken, sesli solunum, öksürük ve endişe halidir.

Tarih: 10:02, 1/11/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

<- ÖNCEKİ SAYFA | SONRAKİ SAYFA ->



from on .