| |
28/1/2008
-
Bal ve balın faydaları
|
Bal
Bal arısının çiçek nektarlarından topladığı özsu içindeki sakkarozun, arının midesinde değişme ile husule gelen madde.
Bir kovanda bulunan üç cins arıdan işçi arılar petekleri bal ile doldururlar ve gözlerinin üstüne bal mumu ile örterler . Son baharda kovandan alınan peteklerdeki bal, ya ısıtılarak (eritilmiş bal), veya sıkılarak ya hutda santrüfüj ile(süzme bal) elde edilir.
Açık sarıdan kırmızımsı sarıya kadar değişen renkte, kendine has özel kokuda, tatlı lezzetli, koyu şurup kıvamında bir sıvıdır. Taze iken şeffaf olduğu halde zamanla içinde glikoz kristalleri teşekkül ederek yoğun bir hâl alır.

Balın faydaları
%62-83 kadarşeker ihtivâ eder. Bunun yanında bir miktar sakkaraoz ile dekstrin de vardır.
İhtiva ettiği maddelerden ve vitaminlerden dolayı besliyici olarak kullanılır. Bilhassa çocuklarda yumuşatıcı bir tesiri vardır. Mideyi ve gözleri kuvvetlendirir, balgamı keser, boğaz ağrılarına iyi gelir.
Bal bütün hastalıkların ilâcıdır. Hadîs_i şerifte"Ölümden başka herderde şifadır","Üç şey bedeni besler: Güzel koku, yumuşak kumaştan güzel elbise ve bal yemek." buyuruldu. Balda 70 Peygamber duası vardır.

-Bel ağrıları için petekli baldan 100 gr. erimiş iç yağı ile bir havanda döğülüp bele sarılırsa ve böyle üç gün devam edilirse ağrıdan eser kalmaz.
-Akıl ve fikre fevkalâde kuvvet verir.
-Kalp çarpıntılarını önler.
-Ilık suda şerbet yapılıp içilirse kuvvetli müshil tesiri yapar.
-Kanı temizler, deveranı kolaylaşştırır.
-Mideye ferahlık verir. Halbuki şeker mideyi kazındırı.
-Sıcak içilirse yedi dakikada kana karışır. Soğuk içilirse yirmi dakikada kana karışır.
-Hazım için kat'idevadır. Karbonat lüzum yoktur. Karbonat mide için zararlıdır.
-Kansızlar için kan deposudur.
-Kemik hastalığı için katî devadır.
-Asabı bozulanların uykusuzları asâbını teskin eder.
-Süt ile bal bol sulandırılıp içilirse şeritleri öldürür.
-Ilık bir beze sürülüp boğaza sarılırsa boğaz ve gırtlak ağrıları derhal kesilir.
Bir miktar bal sirke ile karıştırılıp ağız çalkalanırsa ağızda koku kalmaz.
Karın ağrılarını keser.
-Bal arısının iğnesi romatizmaya devadır. Romatizmalı uzvu arasıra iğneletmek faydalıdır.
-Yatağını ıslatan çocuklara bal yedirilmektedir. Islatma kesilir.
-Kaynatılmış olan ada çayına biraz sirke biraz da bal karıştırılarak gargara edilirse boğaz anjinini tedavi eder. Bademcikler iyi olur.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
28/1/2008
-
Kangurular
|
CEPLİ KANGURULAR
"Hiç hayvanda cep olur mu?" diyebilirsiniz. Fakat, gerçekten de kangurunun karnında "kese" denilen ve yavru kangurunun beslenmesinin, korunmasının ve gelişmesinin sağlandığı bir bölüm bulunur.
Cebin içinden kafasını çıkarmış yavrunun çok sevimli ve şefkat uyandıran bir görüntüsü vardır. Bu yavru, o cebe henüz 1 cm. iken annesinin rahmini terk ederek, yani daha hiçbir organı gelişimini tamamlamadan, 3 dakikalık bir yolculuk sonucunda ulaşır.
Annesinin kesesinin içinde dört farklı meme bulunur. Bu memelerden birisinde, kıvamı ve ısısıyla kendisi için
Çocuklar, burada kendi kendinize sormanız gereken bazı sorular var: Öncelikle, 1 cm boyundaki kanguru yavrusu, bu dört memeden hangisini seçeceğini nereden bilecektir? Anne kanguru dört memesinin her birine bu kadar farklı özellikteki sütleri nasıl yerleştirmiştir? Dahası, yeni doğan yavrunun emdiği süt diğer memelerden gelen sütlere göre daha sıcaktır. İçerdiği besinler de daha farklıdır. Peki, anne kanguru bu meme içindeki sütü nasıl ısıtmıştır? Her yavrunun ihtiyacı olan farklı besinleri sütün içine nasıl yerleştirmiştir?
Sakın unutmayın, bunların hiçbirini yapan aslında anne kanguru değildir. Anne kangurunun, kesesinin içindeki sütlerin farklı olduğundan haberi bile yoktur. Memelerinden birinin içindeki sütün sıcaklığını hesaplayabilmesi mümkün değildir. Her süte farklı özellik vermeyi ise kendisi hiç beceremez. O hangi sütün içinde hangi besinin olduğunu da hiçbir zaman bilemez. O sadece Allah'ın kendisine emrettiği şekilde yaşayan bir kangurudur. Yavrusunun ihtiyaçları da kendisini yaratan Allah tarafından düşünülmüştür. Sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimiz, en uygun yapıdaki sütleri, yavrular için en uygun yere yani annelerinin karnına yerleştirmiştir.
Kanguru yavrusu 6,5 ayı özel kesesinden hiç çıkmadan geçirir. Ardından yaklaşık 8 ayı hem kesenin içinde, hem de dışarıda dönüşümlü olarak geçirdikten sonra, sürekli dışarıda kalmaya başlar.
Bu arada, daha birinci yavru cepten çıkmadan, ona yeni bir kardeş tırmana tırmana gelir. Her ikisi aynı cepte ve kesinlikle birbirine zarar vermeden uzun bir süre yaşar. Her yavru kendi yaşına göre besinler içeren sütün bulunduğu memeyi emer. Peki her kardeş kendisinin emmesi gereken memenin hangisi olduğunu nereden bilir. Cevap çok açıktır: Allah'ın ilhamıyla, öğretmesiyle.
Kangurular cüsseleriyle de oldukça dikkat çeker; gövdeleri 1,5 m., kuyrukları ise 1 m.'dir. Kanguru ailesi arka ayaklarının büyüklüğü sayesinde 8 metrelik mesafeyi bir anda katedebilir. Hızlı koşarken dengelerini çok güçlü ve iri olan kuyruklarıyla sağlarlar. Peki sizce ayakları tesadüfen mi bu kadar büyüktür? Ya da rahatça sıçramak için çok büyük arka ayaklara ihtiyaçları olduğunu anneleri mi hesaplamıştır? Tabii ki doğru cevap bunların hiçbiri değildir. Hiçbir şey tesadüfen olmamıştır. Herşeyi canlıların ihtiyaçlarına göre yaratan Allah, kanguruyu da diğer tüm canlıları yarattığı gibi en mükemmel şekilde yaratmıştır.
özel hazırlanmış bir süt vardır. Diğer üç memede ise yeni doğmuş bir bebek için değil, yaşı daha ileri bir yavru için hazırlanan süt bulunmaktadır. Bu yavru da birkaç hafta sonra ilk emdiği memeyi bırakacak ve yaşına göre olan memeyi emmeye başlayacaktır. Biraz daha büyüyünce ise bir ötekisine geçiş yapacaktır.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
28/1/2008
-
Yangın
|
Yangın
Yanma olayının meydana gelebilmesi için üç koşulun bir arada olması gerekir.Bunlar, yanıcı madde, ısı ve oksijendir. Yangın üçgenini oluşturan bu üç unsurdan herhangi biri olmazsa veya yeterli miktarda bulunmazsa yanma olayı olmaz.
Örneğin, yeterli oksijen olmayan ortamda tam yanma gerçekleşemez.Her yanma olayına yangın diyemeyiz; alevler ancak kontrol dışına çıkınca yangın denir.
Yangının
İlk aşamasında koku
İkinci aşamasında duman
Üçüncü aşamasında alev görülür.

Yararlanmak amacı ile yakılan ateş dışında oluşan ve denetlenemeyen yanma olayına YANGIN denir.
YANGINLARIN SINIFLANDIRILMASI
Yangının türü yanmakta olan maddeye göre değişir. Bu nedenle yangınları beş sınıfta toplayabiliriz.
A TÜRÜ YANGINLAR :
Yanıcı katı maddeler yangınıdır. (örneğin , odun , kömür, kağıt , ot , dokumalar vb yangınlar) kuru kimyevi toz , karbondioksit ve sulu söndürücüler içeren söndürme cihazları ile söndürülür.
B TÜRÜ YANGINLAR :
Yanıcı sıvı maddeler yangınıdır. (örneğin , benzin benzol , makina yağları , laklar , yağlı boyalar , katran , asfalt vb yangınlar) kuru kimyevi toz ,karbondioksit ve köpük içeren söndürme cihazları ile söndürülür.
C TÜRÜ YANGINLAR :
Yanıcı gaz maddeler yangınıdır. Maddeler (örneğin , metan , porpan , bütan , lpg , asetilen , havagazı , hidrojen vb yangınlar) kuru kimyevi toz , karbondioksit ve haloncarbon içeren söndürme cihazları ile söndürülür.
D TÜRÜ YANGINLAR :
Lityum , sodyum , potasyum , aleminyum , magnezyum , gibi yanabilen hafif ve aktif maddelele , radyaaktif yangındır. Kuru kimyevi toz içeren söndürme cihazları ile söndürülür.
E TÜRÜ YANGINLAR :
Bir yangın sınıfı sayılmamakla beraber , günümüzde hemen hemen her yerde kullanılması ve önemli bir yangın sebebi olması dolayısıyla , elektirik ve elektirikli cihazların yol açtığı yangınlarda bazı standartlarda ayrı bir sınıf olarak gösterilmektedir . Kuru kimyevi toz halocarbon içeren söndürme cihazları ile söndürülür.
SÖNDÜRME PRENSİPLERİ
1.Soğutarak Söndürme
a. Su İle Soğutarak Söndürme: Soğutarak söndürme prensipleri içerisinde en çok kullanılandır. Suyun fiziksel-kimyasal özelliği, yanıcı maddeyi boğar ve yanıcı maddeden ısı alarak yangının sönmesini sağlar.
b. Yanıcı Maddeyi Dağıtma: Yanan maddelerin dağıtılmasıyla yangın nedeni olan yüksek ısı bölünür, bölünen ısı düşer ve yangın yavaş yavaş söner.
Akaryakıt yangınlarında bu tip söndürme uygulanmaz.
2.Havayı Kesme
a. Örtme: Katı maddeler veya kimyasal bileşikler kullanarak yanan madde ile oksijenin kesilmesi olayıdır. Akaryakıt yangınlarında, örtü oluşturan kimyasal bileşikler kullanılmaktadır.
b. Boğma: Yangının oksijenle ilgisinin kesilmesi veya azaltılması olayıdır.
Yanıcı Maddenin Ortadan Kaldırılması:
Yanmakta olan maddelerin ortadan kaldırılması halinde, yanma üçgeni oluşamaz. Bu nedenle de yangın sönmüş olur.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
26/1/2008
-
Eskimolar
|
Eskimoların nüfus ve yerleşimleri
Amerika'nın ve Grönlan'dın artik bölgesinde yaşayan halk.Eskimolar, Amerika kıtasınınkuzey kıyılarında Grönland'da Lobradar, Hudsan köfrezi kıyılarındave Sibirya'da bulunurlar.Günümüzde yaşayan Eskimolar 50.000'den fazla değildir.Sibirya'da 2.000, Alaska'da 25.000 Mackenzie nehri ile kuzey Quuebek arasında 10.000 Eskimo yaşar..
Eskimoların isim şeridi
Eskimo ismi Abnaki yerlilerinden çıkmıştır.Eskimolar ise kendilerine ''İnuit''veya ''Yuit''demektedir
Eskimoların soyları ve şekilleri
Eskimoların Amerikalıyerlilere mi, yoksa Moğol ırkına mı dahil oldukları belli değildir.Moğollara ait oldukları daha fazla zannedilmektedir.Boyları kısa (1.50_1.60 metre) elleri, ayakları çok küçüktür,gövdeleri bacaklarına nazaran daha uzundur.Deri sarıyayakın, açık kahverengi arasıdır.Saçları veya gözleri siyah çekik veya kahverengidir.Sakal ve bıyık çıkmaz veya seyrek çıkar.

Eskimoların günlük yaşayışı
Eskimoların giyinişlerii
Eskimolar elbiselerini avladıkları geyiklerin derilerinden yaparlar.Ayrıca kurt, porsuk postlarıyla da süslenirler.Ayakkabıları da ayıbalığı derisinden yapılır. İyi giyinen Eskimo avcının üzerinde, geyikderisindenyapılır iki ceket, iki kürk başlık, iki deripantolon, iki çoraplabir çift ayakkabı vardır.
Elbiselerin dikilmesi Eskimo kadınlarının işidir. Kadınlar donmuş olan geyik derilerini birer birer elden geçirirler. Üzerinde çatlak yada kusur varmı diye bakarlar.Bir erkeği tam anlamıyla koruyabilecek biçimde giyindirmek için 6_8posta ihtiyaç vardır.

Eskimo'nun içine giyeceği elbise için , çoğunlukla yaşlı hayvanların en uzun tüylü, en ince derileri kullanılır. İç çorapların, tek parmaklı eldivenlerin astarlarıkaraca derisinden, ''mukluk''adı verilan çorap bağlarıda ince geyik bacağı kürkünden yapılır.
Ren geyiğinin bel kemiğinin yanında çıkarılan uzun sinirler, Eskimo terzisinin ipliğidir. Bu iplik ısınınca şişer, iğne deliğine sım sıkı geçer. İğnelerde deriyi kolay delmesi için, üç kenarlı yapılır;kenarlarına testere dişine benzer ince dişler açılmıştır. Bir takım Eskimo elbisesi, aşşağı yukarı beş kilo ağırlığındadır.
Eskimoların yedikleri besinler ve avlanışları
Kışın Eskimolar''komatik ''denilenköpeklerin çektiği kızaklarla ava çıkar.Av uzun sürerse, kendilerine hemen kardan kulübeler yaparak oraya yerleşirler.İlk baharda, yazınuzun günlerde kışa saklamak üzere, bol bolbalık çeşidi hayvan avlarlar.Yazın ırmak, yada deniz kıyılarına göç ederler.Hayvan derilerinden yapılmış çadırlarda otururlar.Son çağlarda kuzey denizlerinde yapılan keşif yolculukları, Eskimolarında az çok uygarlaşmasına yardımcı olmuştur.

Eskimoların dinleri ve inançları
Eskimolar, tabiat kuvvetlerini yöneten ruhların varlığına inanırlar.Onlara taparlar.Eskimo dininin yasakları, boş inançları pek çoktur.Sonyıllarda Beyazlar'ın her konuda etkisi altında kalan Eskimolar, onların dinlerinide benimsemeye başlamıştır.Geri kalmış Eskimo kabileleri ise, ''Anakok''adı verilen şamanların etkisi altında kalmıştır.Anakoklar, doktorluktan büyücülüğe kadar, her işi yaparlar.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
18/6/2007
-
ATATÜRK VE SPOR
|
Atatürk ve spor
Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yükseltmeyi düşünürken, sadece gösteriş için, herhangi bir yarışmada, kazanmak emeliyle, bir spor çizmezler. Esas olan, bütün, her yaştaki Türkler için beden eğitimi sağlamaktadır." Atatürk her alanda olduğu gibi sporda da bilim yolundan ayrılmamayı tavsiye ederken, sporun önemi üzerinde de durmuş ve ona yeni bir benlik kazandırmıştır. "Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar, beden terbiyesinde de kabiliyeti arttırmış ve yükselmiş olan erdemli, kuvvetli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir" sözleriyle de bunu kanıtlamıştır. Ulu önderin Türk sporundaki ilk imzasını izcilikte görmekteyiz. 1915 yılında, "Osmanlı Genç Dernekleri Genel Müfettişliği"ne atanmasından kısa süre sonra bir rapor hazırlayarak zamanın hükümetine sunar. Bu raporunda okullardaki cimnastik saatlerinin arttırılmasını teklif etmektedir. "Açık ve kati söyleyeyim ki, sporda muvaffak olmak için her türlü muavenetten ziyade, bütün milletçe sporun mahiyeti ve kıymeti anlaşılmış olmak ve ona kalben muhabbet ve onu vatani vazife telakki eylemek lazımdır" diyen Ata'ya göre spor, her şeyden önce bir "vatan vazifesi"dir. Nitekim bunu, onun Çanakkale Savaşı ile ilgili bir anısında da görmemiz mümkündür. Şöyle ki: Çanakkale Savaşı sırasında keşif görevine çıkan bir Türk askeri, yakaladığı İngiliz askerini gırtlağından tutup Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına getirir. Paşa, İngiliz askerine, memleketinden kalkıp buralara niçin geldiğini sorduğunda "Spor için" cevabını alır. Mustafa Kemal: "Bizim neferi nasıl buldun?" diye sorar. Esir asker, "Spor bilmiyor" diye cevaplar. Bunun üzerine Mustafa Kemal; "Bana spor nedir? diye sorarlarsa vereceğim cevap şudur: Spor, vatan ve milletin yüksek menfaatlerine tecavüz edenleri gırtlağından yakalayıp memleket ve millet hadimlerinin huzuruna getirebilmek kabiyet-i maddiyesi ve maneviyesidir" demiştir. Türkiye'nin ilk spor teşkilatı olan "Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı" 1922'de İstanbul'da kurulmuştu. Cumhuriyet ilkelerine bağlı olarak kurulun bu ilk spor cemiyetlerinin yöneticileri seçimle belirlenmekte, bu yöneticiler de seçimle her federasyonun (Atletizm, Futbol, Güreş) yöneticilerini seçmekteydiler. İlk İdman Cemiyetleri'nin başkanlığına Ali Sami Yen, asbaşkanlıklara da Burhan Felek ve Ali Seyfi getirilmişti. Atatürk, Türk sporunun bu şekilde düzenlenmesine çok memnun olmuş, "Esas olan, bütün, her yaştakı Türkler için beden terbiyesini sağlamaktır" diyerek, sporda hedefin halkın sağlığı ve toplum sporu olduğuna işaret etmiştir. Daha sonra, bu ittifakın yasal bir kuruluş olan Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'ne dönüştürülmesi 1938 yılında yine Atatürk'ün direktifleriyle olmuştur. 18 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında şu cümlelere rastlıyoruz; "Maarifin vazifelerinden birincisi; çocukların terbiye ve talimi, ikincisi; halkın terbiye ve talimi, üçüncüsü; milli güzidelerin yetiştirilmesi için lazım gelen vasıtaların izhar ve teminidir." Görülüyor ki, Atatürk, çocuklar ve gençler kadar, halkın da eğitilmesini ve spor yapmasını istemektedir. Bu konuyu da hükümet programına alacak kadar ciddi bulmaktadır. Türkler'de sporun geçmişi hayli eski olmasına rağmen, spora modern biçimde eğilinmesi, gereken önem ve değerin verilmesi ancak Cumhuriyet'in ilanından sonra mümkün olmuştur. Bunda Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk'ün çok önemli rolü vardır. Bunun en çarpıcı örneğine birkaç aylık Cumhuriyet Türkiyesi'nde rastlanır. Uzun süren savaşlardan yeni çıkmış, her tarafı yıkık ve Osmanlı döneminden çok ağır dış borç yüklenmiş olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, o yokluklara rağmen bütçesinden spora çok önemli bir pay ayırmıştır. Cumhuriyet'in ilanından iki buçuk ay sonra Bakanlar Kurulu'nun, Atatürk başkanlığında yapılan toplantısında İdman Cemiyetleri İttifakı'nın emrine 17.000 TL verilmiştir. Bu para ile sporcuların, Paris'te yapılacak Olimpiyat Oyunları'na en iyi biçimde hazırlanarak katılmaları sağlanmıştır. Bir altının 10 TL olduğu bir dönemde yapılan 17.000 TL'lık bu yardım, Türkiye Cumhuriyeti devleti için gerçekten büyük bir fedakarlıktır. Nitekim 1924 yılı bütçesine, "Türk sporcularının pek yararlı ve gelecek için umut verici çalışmalarında yardım görecekleri" sözlerinin açık bir kanıtı olarak, spor için Atatürk'ün talimatıyla 50.000 TL ödenek konulmuştur. Yine 1924 yılında yayınlanan Köy Yasası, köylerde "nişan alma, cirit, güreş" gibi köy oyunlarını özendirici hükümlere yer vermiştir. Atatürk, spor yapmaya da spora olan hayranlığı kadar önem vermiştir. İstanbul'a her gelişinde Florya'da denize girdiği, sık sık sandalla açılarak, bol bol kürek çektiği bilinmektedir. Türk sporcusunda yalnız beden kuvveti ve yetenek değil, aynı zamanda iyi ahlak ve zekanın da bulunmasını istemiş ve bu düşüncesini de; "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim" sözleriyle dile getirerek, bir sporcunun nasıl bir insan olması gerektiğini anlatmıştır. "Ata en iyi binen yalnız Türk erkekleri değildir. Türk kadını da bu işi çok iyi bilir" diyen Atatürk'ün sevdiği sporlardan biri de ata binmektir. Savaşlarda sürekli ata binmiş, sonra da fırsat buldukça serbest bir spor olarak yapmıştır. Avrupa parkurlarında "Atatürk'ün Süvarileri" adıyla nam salan Cevat Kula, Saim Polatkan, Cevat Gürkan ve Eyüp Öncü adlı dört subay binicimizden oluşan Türk ekibinin uluslar arası başarıları da Ata'yı çok memnun etmiştir. Sporlar arasında güreşi de çok sevdiği bilinmektedir. Bu nedenle güreşle ilgili anıları çoktur. İtalyanları yenen Milli Güreş Takımımızı Florya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde yemeğe davet etmiş, tek tek kutlamış ve ağır sıklet şampiyonumuz Çoban Mehmet'e "Beni de yener misin" diye takılmıştır. "Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerinde güreşirken görürsünüz" sözü ile güreşi, Türkler'in milli sporu olarak nitelemiştir. "Genç Türk çocukları top oyunlarında herhangi bir milletin çocukları kadar talimli ve alışkın görünmeyebilir. Bundan müteessir olmaya lüzum ve mahal yoktur" demesine rağmen, o günlerde Rusya ile yapılan maçta yenilgi nedenleri konusunda Gündüz Kılıç'ı da sıkı bir sorguya çekmeyi ihmal etmemiştir. 1930 yılında çıkarılan Belediye Yasası, belediyeler "çocuk bahçeleri, spor alanları, yerel ihtiyaçlara uygun stadyumlar yapmak ve işletme" gibi yükümlülükler getirmiştir. 1932 yılında Atatürk'ün talimatıyla kurulmakta olan halkevlerinin yapması gereken çalışmalar arasına spor da eklenir. "Halkevleri Teşkilatının Umumi Esasları"ndan spor ve beden hareketleri, gençlik terbiyesinin ve milli terbiyenin vazgeçilemeyecek aslı ve mühim bir bölümüdür. Bu nedenle "Türk geçliğinde ve Türk halkında spor ve beden hareketlerine sevgi ve alaka uyandırmalı, bunlar bir kitle hareketi, milli bir faaliyet haline getirilmelidir" diyen büyün önder daha o yıllarda, sporu kitle hareketinin de ötesinde bir "milli hareket" olarak düşünmüştür. Böylece O'nun ne kadar ilerici olduğu sporda da gözler önüne serilmektedir. Atatürk yarım asır önce "İstikbal göklerdedir" diyerek havacılığın önemini vurgulamış ve spor dalı olarak da benimsenmesini arzulamıştır. 3 Mayıs 1935 günü kurulan "Türk Kuşu" ulu önderin Türk havacılığına en büyük armağanıdır. Milli mücadeleye başlamak, Misak-ı Milli'yi ilan etmek ve Kuvayı Milliye'yi kurmak amacıyla, Samsun'da Anadolu topraklarına ayak bastığı 19 Mayıs 1919 gününü de TBMM'nin 20 Haziran 1938 tarihinde 3466 sayılı kararı ile "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Atatürk'ün direktifleriyle hazırlanan ve bugün de Türk Spor Örgütü'nün temelini oluşturan 3530 sayılı "Beden Terbiyesi Kanunu" 29 Haziran 1938 günü kabul edilmiştir. Ata'nın hastalığı yüzünden, TBMM'nin 1 Kasım 1938'deki açılışında Başbakan Celal Bayar tarafından okunan nutkunda spor için söylediği son sözleri şöyledir: "Her çeşit spor faaliyetlerini, Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lazımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan çok daha ciddi ve dikkatli davranması, Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır." "Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Yüksek Kurultay'ın kabul ettiği "Beden Terbiyesi Kanunu'nun takibine gecildiğini görmekle memnunum." Atatürk'ün ölümü üzerine dönemin en ünlü günlük spor gazetesi L"Auto (Fransa)'da yayınlanan makale aynen şöyledir: ".....Dünyada ilk defa beden eğitimini zorunlu kılan devlet adamıydı. Söylev ve kağıt üzerinde kalmayan icraatlarıyla, stadyumlar ve spor tesisleri yaptırdı. Döneminde Türkiye'de spor gittikçe artan önem ve değer kazandı."
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
31/3/2007
-
SATRANÇ
|
-Satrançın bağzı faydaları
Kötü alışkanlıklar edinilmesine engel olur.
- Planlı hareket etmenin önemini ve gerekliliğini kavratır.
-Süratli, doğru ve çabuk düşünebilmeye yardımcı olur, olaylara doğru yorumlarla yaklaşabilme yeteneklerini geliştirir.
- Kişiliği ve karekteri olumlu yönde etkiler ve geliştirir.
-"Kendine güven" duygusu aşılar ve bunu geliştirir.
- Kendi güç ve yeteneklerini daha iyi tanıyarak, bireysel güç ve yetenekleri açığa çıkarmaya ve bireysel doğru kararlar alabilmeye yardımcı olur.
- Dikkatini tek konu üzerinde yoğunlaştırabilme alışkanlığı kazandırır.
-Diğer ders konularının daha iyi anlaşılıp kavramasına yardımcı olur. Bilimselliği ön plana alarak araştırmalar yapmaya yönlendirir.
- Konulara karşı şüpheci yaklaşımı benimsetir, onları ezberci zihniyetten arındırır.
- Kişileri düşünen, araştıran, yargılayan varlıklar haline getirir ve yaratıcılıklarında özgür bırakan bir ortam hazırlar.
- Başarıya ancak ve ancak sistemli ve disiplinli bir çalışmayla varılabileceğini gösterir.
- Mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmanın gerekliliğini benimsetir.
- Başarısızlıklar karşısında yılmamayı, başarı için daha da çok çalışmanın gerekli olduğunu öğretir.
- Başarılardan büyük hazlar duyarak daha da başarılı olmaya yönlendirir.
- Yepyeni hedefler göstererek bu yeni hedefler doğrultusunda motivasyon sağlar.
- Kişilerin olumsuz bir yönünü, eksikliğini, veya bir davranış bozukluğunu hızlıca ortaya çıkarır.
- Kurallara uymayı, dostça oynamayı, kaybetmeyi kabullenmeyi, kazananı kutlamayı öğretir.
- Yakın dostluklar kurup daha çok sosyalleşmeye ve sosyal yaşamının zenginleşmesine yardımcı olur.
- Satrancın yararlarını gösteren bütün bu maddeler, Milli Eğitimin de temel amaçlarındandır, Türk Milli Eğitimi’nin öğrenciler tarafından kazanılmasını istediği temel davranışlardır. Bu kadar pozitif etkisi olan bir araç kesinlikle bir 'EĞİTİM ARACI'dır. Yeryüzünde başka hiçbir araç, bu kadar olumlu davranışların hepsini birden bireylere kazandıramaz!
Öyleyse, çocuklarımızın olabildiğince küçük yaştan başlayarak 'Kişilik gelişiminde satrancın pozitif etkilerinden yararlanma’ amaçlanmalı, ocuklarımızın olumlu davranışlar sergilemelerini sağlamaya çalışmalı bu amaç bir 'görev' olarak benimsenmelidir. ç
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
25/3/2007
-
Kitle iletişim araçları
|
22- KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI VE SPOR
İnsanlar güncel olayları, kitle iletişim araçları sayesinde öğrenir ve takip ederler. Bu yüzden günümüzde kitle iletişim araçları, yasama, yürütme ve yargı organları yanında dördüncü bir güç olarak kabul edilmektedir.
İnsanlar aslında iletişimi, haberleşmeyi yüz yüze yaparlar. Ancak zaman geçip toplum her gün biraz daha karmaşık nitelik kazanınca mesajlar yöneltilecek gruplar büyük genişlik kazanır ve yüz yüze haberleşme, iletişim yetersiz hale gelir; kişinin artık bildiği, tanıdığı komşusuna değil, tanımadığı, ilk ilişkiler içinde bulunmadığı diğer insanlara mesajlar yöneltmesi gerekir. Bu olgudan doğan iletişime tali, ikinci türden iletişim, haberleşme denir. işte bu nitelikteki haberleşmenin bazı tekniklerle, belirli bir teknoloji uygulanarak çoğaltılıp güçlendirilerek, çok sayıda kişiyi etkileyecek biçime getirilmesine kitle haberleşmesi (mass communication) adı verilir ve kullanılan araçlara da kitle haberleşme araçları (mass-media) denilir (1, 408).
Kitle iletişim araçları denildiğinde tüm yazılı ve görsel basın (gazete, dergi, radyo, televizyon, film vb. ) anlaşılır. Ancak radyo ve özellikle televizyon her evde bulunduğu ve günümüzün gelişmiş teknolojisi sayesinde çok uzaklardaki olayları bile canlı olarak tüm ayrıntısıyla görüntülü olarak karşımıza getirdiği için en etkili olanlarıdır. Televizyonun bu etkisi spor faaliyetlerine olan ilgiyi de arttırmıştır. Hayatlarında hiç spor yapmamış insanlar bile televizyon sayesinde spor karşılaşmalarına ilgi duymaya başlamışlardır.
Kitle iletişim araçlarının ve yapımcılarının görevleri ise halka haber ve bilgi vermek, eğitime ve eğlenceye katkıda bulunmak olarak sıralanabilir. Ancak hızla gelişen teknolojiye bağlı olarak kitle iletişim araçlarının nitelik ve niceliğinde ortaya çıkan artışlar, bunlar arasındaki rekabeti de arttırmıştır. Sonuçta tiraj kaygısı bilgi verme ve eğitime katkıda bulunma görevini unutturmaya başlamıştır.
Önemsenen, televizyon programlarının ne oranda izleyici topladığı veya gazetenin tirajıdır. Spordaki şiddet öğeleri de, örneğin Hooligan'ların saldırganlıkları, sansasyon haberciliği için iyi malzeme oluşturmaktadır. Spor haberleri başarı ve başarısızlık, kazanmak ve kaybetmek çerçevesinde sunulmaktadır. Spor yıldızları başarı durumunda sınırsızca göklere çıkarılmakta, başarısızlık durumunda ise gaddarca eleştirilmektedir. Atletin kendisini nasıl toparlayacağı ya da eleştirileri nasıl hazmedeceği pek önemsenmemektedir. (3, 185).
Demokrasinin güçlenmesinde, toplumun sosyal ve kültürel bakımdan gelişmesinde basının etkinliği yadsınamaz. Ancak bazı yazarlarımızın da vurguladıkları gibi, basınımız kendi söküğünü dikemeyen durumundadır. Basınımızın ayrılmaz parçasını oluşturan spor basınını durumdan soyutlamak olası değil. Spor basını da, oluşturduğu kendi kurallarının dışına pek çıkamayan, güncel olay ve heyecanların aktarılmasından öte araştırmalara yönelmeyen bir yapıya sahiptir. Spor sayfalarının yöneticileri doyurucu, eğitici bilimsel araştırmalar yerine, ünlü bir iki kulüp başkanından söz etmeyi yeğlemektedirler. Basının yol göstericiliğini kanıtlayan eleştiriler bu nedenle çok yüzeysel kalmakta ve de kişisel hesaplaşmalara dayalı fantezilerden öteye geçmemektedir (4, 75).
Geçmişten günümüze, hem sporun medyaya hem de medyanın spora etkisi görülmektedir. Özellikle sporun tüm dünyada bir sosyal olgu olarak gelmiş olduğu konumda kitle iletişim araçlarının büyük rolü olmuştur. Bugün dünyada 65 ayrı çeşit spor dalı bulunmaktadır. Değişik spor dallarının tanıtılıp yaygınlaştırılması, spor yapma olanağına sahip olmayan çoğunluğun spora ilgi duyması, kitle iletişim araçları sayesinde gerçekleşmiştir. Ancak artık spor medyayı kontrol eder ve yönlendirir duruma gelmiştir. Medya sporun bunca değişik çeşidi, fizyolojisi, anatomisi, antrenman planlaması ve periyotlaması, organizasyon ve yönetimi, psikolojik ve sosyolojik yönü karşısında gerekli uzmanlaşmayı gerçekleştiremediği için geride kalmıştır. Özellikle profesyonel spor, gazetelerin spor sayfalarını ve televizyonların spor programlarını ele geçirmiş durumdadır.
Dünyada, on dokuzuncu yüzyılın başlarında kurallar uygulanarak yapılmaya başlanan modern spor dallarını ilgi ile izleyen seyircilerin, bu karşılaşmalar için yapılan eleştirileri öğrenmek üzere gazeteleri okumaya başlamasıyla, gazeteler spor konusunda bilgili yazarlar aramaya başladılar ve bu suretle de gazetelerde spor yazılarının sütunlar halinde yayınlanmaya başlamasıyla spor yazarlığı gündeme geldi. Bu yüzyılın ortalarından sonra İngiltere’de futbol takımları, Amerika'da Boks, Fransa'da güreş profesyonel olarak düzenlenmeye başlanınca seyirci kapasitesi arttı ve ilgi fazlalaştı. Bu nedenle de spor yazarlığı gelişmeye başladı. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Fransa, İngiltere, Amerika, Almanya, Belçika ve İtalya’da yalnız spor yazan dergiler yayınlanmaya başlamıştır. Yirminci yüzyılın başında bütün dünyada haberler telgrafla, fotoğraflar da mektupla gazete ve dergilere iletiliyordu. Yıllar geçtikçe buna telefonlar ve sinema filmleri eklenmeye başlandı. Birinci dünya savaşından sonra radyolar anında spor sonuçlarını yapıldıkları yerden bildiriyordu. 1935'den sonra fotoğrafları anında ülkeden ülkeye veren makineler kullanıldı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra televizyon spor olaylarını daha çabuk dünyanın dört bir tarafına duyuruyordu. Hele bilgisayarla uydu antenleri ve fakslar sayesinde bütün dünya spor olaylarını görüntüleriyle anında milyonlarca insanın izlemesini sağladı (13, 187).
Türkiye'de kitle iletişim araçlarının sporla tanışması yazılı basın yoluyla ilk defa 1891 yılında yayınlanan eskrim ile ilgili bir yazıyla başlamıştır. Bunu Selanik'te çıkan Asır gazetesinin spora yer vermesi ve 1911'de Tasviri Efkar'da ilk maç yazısı takip etmiştir. 1933'de Haber gazetesi ilk spor sayfasını yapmıştır. 1952'de ise Türk Spor adlı ilk günlük spor gazetesi çıkarılmıştır. 1968 yılında Tercüman gazetesi renkli ve çok imzalı spor ekini yayınladı. Bu tarihlerde spor basını %90' a varan bir oranda futbola yönelikti (4, 193). Bugün ise 35 günlük gazete yayınlanmakta ve her birinde 1-4 arasında değişen spor sayfası yer almaktadır. Günlük spor gazetesi sayısı ise 4'dür. 1997 yılında yapılan bir araştırmada günlük gazetelerin spor sayfalarında futbolun yine ağırlıklı olarak yer aldığı görülmektedir. Sabah gazetesi %56, 47, Cumhuriyet gazetesi %76, 07, Hürriyet gazetesi %60, 5, Akşam gazetesi %72, 88, Zaman gazetesi %55, 88, ve Emek gazetesi %53, 68 oranında spor sayfalarında futbola yer vermişlerdir (11, 28).
Aynı araştırma kadın sporlarının günlük gazetelerde yer alışlarıyla ilgili bilgilerin yer aldığı ilk çalışma olmuştur. Kadınlarla ilgili spor haberlerinin yüzde dağılımları; Sabah gazetesinde %0, 66 yazı, %0, 33 resim, Cumhuriyet gazetesi %0, 45 yazı, %0, 95 resim Akşam gazetesi %0, 14 yazı, %0, 31 resim, Emek gazetesinde %0, 69 yazı %0, 20, resim şeklindedir. Zaman gazetesinde %0, 80 yazı yer alırken resme hiç yer verilmemiştir.
Radyo spor yayıncılığı 1933 de İstanbul’daki Türkiye-İtalya güreş müsabakasının naklen verilmesiyle başlamış, 1934 de Fenerbahçe-Avusturya WAC takımı arasındaki maç telefon aracılığıyla naklen verilmiştir. Radyo spor yayıncılığı 1950’li yıllardan itibaren hızla ilerlemiştir (15, 38). Radyo spor yayınlarında kadın sporlarının yer alışıyla ilgili yapılmış bir çalışmaya rastlanamamıştır.
Televizyon ise Türkiye’de 1968 de yayın hayatına başlamıştır. 1971 Akdeniz Oyunlarıyla televizyonda ilk naklen yayın gerçekleştirilmiş ve bunu takip eden yıllarda ise yurt içi ve yurt dışı spor yayınlarında çok hızlı bir gelişme göstermiştir (15, 39). Televizyondaki spor programlarıyla ilgili yapılan bir araştırmada yine futbol branşının ağırlıkta olduğu görülmektedir. TRT 1 %59, 8, Kanal D %75, ATV %66, Star %86, 7, Show TV %62, Kanal 6%50, 6 oranında spor programlarını futbola ayırmışlardır (5, 51).
Bu araştırmada kadın sporlarının televizyonlarda yer alışıyla ilgili herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Ancak gözlemlere dayanarak TV de kadın sporlarına ayrılan oranın gazetelerde ayrılan orandan pek de farklı olmadığını söyleyebiliriz. Televizyonlar spor programlarında kadın sporculara yer vermek yerine, kadın spikerler kullanmayı ya da fanatik kadın mankenlerle defile arası kulis sohbetleri yapmayı tercih etmektedirler.
Televizyon başlangıçta spor dallarının değişen oyun kurallarını duyurmada, yeni sporları tanıtımda eğitici ve sporu yaygınlaştırıcı bir işlevi yerine getirmekteydi. Ancak sporun büyük bir izleyici kitlesine ulaşmasıyla ortaya çıkan ekonomik boyutu, televizyon spor programlarının, daha fazla reklam alarak daha fazla kazanma amacıyla eğlence yönü ağır basan spor-magazin programlarına dönüşmesine yol açmıştır.
1982-83 yılında televizyonda gösterilen canlı profesyonel şampiyonaların analizini yapan Meier, aşağıdaki tabloyu ortaya çıkarmıştır (9).
|
|
Spor Canlı-yayın süresi
|
Reklam süresi
|
|
|
% (dakika: saniye)
|
% (dakika: saniye)
|
|
Futbol
|
3. 7 (13: 35)
|
21. 2 (76: 35)
|
|
Beyzbol
|
21. 7 (48: 25)
|
6. 6 (14: 38)
|
|
Basketbol
|
27. 4 (48: 00)
|
18. 00 (31: 35)
|
|
Hokey
|
30. 9 (60. 00)
|
17. 00 (30: 30)
|
K. Meier 1984
Tablo 1: Televizyonda gösterilen profesyonel şampiyona oyunları sırasında (1982-83) canlı yayında yer alan reklam sürelerinin kapsamı.
Amerikan toplumunda sporun değişen rollerini incelemek için yapılan bir araştırmada, 1900, 1925, 1950 ve 1975 yıllarında Chicago Tribune’nin spor sayfalarının içeriği analiz edilmiştir. Şubat, Mayıs, Ağustos ve Kasım aylarının ilk 7 günü içerisinde spor sayfalarında yer alan tüm makaleler okunmuştur. Bu makalelerin, reklamlar hariç tüm spor alanının 1900 yılında %9'unu kaplarken 1975 yılında %17 lik bir alan ile yaklaşık iki katına çıktığı görülmüştür.
Makalelerin analizinde;
-Ulusal profesyonel takım sporları ile bölgesel amatör spora ayrılan yer bakımından gözle görünür bir faklılık olduğu
-At yarışlarının yer aldığı alanda önemli bir azalma ve basketbolun yer aldığı alanda gözle görünür bir artış olduğu
-Beyzbola ayrılan yerin 75 yıl boyuncu fazla bir değişiklik göstermediği
-Makalelerin sporcuların kişisel özellikleri ile oynadıkları alanlara odaklandığı
-Makalelerin oyun öncesi ilgi uyandıran içeriklerinin %25 den %10'a düştüğü, içeriklerin daha çok oyun sonuçlarını rapor eder duruma geldiği ve
-Kadınlara yasal olarak spor olanaklarının sağlanması ile spora katılımlarında büyük bir artış olmasına rağmen, kadın sporcuların gazete makalelerinde yer alışlarında sadece %2, 9'luk bir artış olduğu saptanmıştır (8, 151).
Basında, radyoda ve televizyonda kadınlarla ilgili daha az haber yapılıyor olduğunu gösteren pek çok araştırma vardır (1, 6. 10, 12). Salt kadın haberlerini kapsayan yazılı basında bile sporcu bayanların ya spordaki dişilikleri imaj olarak yer alır ya da kadının sporda çok hafife alındığı görülür. Bayanların yaptığı takım sporlarıyla ilgili çok az yorum vardır ve bu yorumlar genelde olumsuzdur. Kadın sporcular duygusal yönleri sorunlu, çelişkilerle dolu olağan dışı insanlar gibi sunulur. Geleneksel kadın tablosu içinde, sporcu kadınlar ailelerine, koçlarına ve ajanslarına bağımlı bir çocuk gibi tasvir edilir (8. 233).
Gazetelerin dikkatini sporla ilgili organizasyonlara çekebilmek için bir hayli yaratıcı olmak gerekir. Çünkü örneğin Almanya'daki gazetelerin spor sayfaları Boris Becker, Steffi Graf gibi meşhur sporcularda, buz hokeyi ve profesyonel futbol gibi alanlarda odaklanmış, hatta sıkışmış durumdadır. Oysa sporun daha nice alanında sürdürülen etkinlikler vardır ve az sayıdaki bazı gazetelerin dışında bunlardan ya hiç ya da ancak kıyıda köşede söz edilir. Sporu hobi olarak ya da sağlıklı yaşam için yapan milyonlarca insan, medyalar tarafından neredeyse yok sayılmaktadır. Bu ise gerçeğin tümüyle yanlış yansıtılması anlamına gelmektedir. Çünkü kitle sporu, Almanya'da artık toplum tarafından iyiden iyiye benimsenmiş olmasına karşın, medyada yeterince işlenmemektedir. Medyaların habercilik açısından daha az cazip gelen spor dallarına ağırlık vermesi gittikçe daha az spor dalının gösterime alınmasına, dolayısıyla, televizyon kurumundan yayın parası alamamasına ve neticede fakirleşmesine neden olmaktadır (3, 184).
Sansasyonel haber peşinde olan spor yazarları ve programcıları, bu haberlerin yaratılmasında çok beceriklidir. Profesyonel sporcuların ve kulüp başkanlarının birbirine karşı demeçler vermelerini sağlayacak akıllıca sorular sorarlar. Seyircinin tepkisini yaratacak görüntüler ve fotoğraflar çekerler. Bu da rekabetin spor alanları dışına çıkmasına neden olur. Medyanın bu taraflı ve saldırgan tutumu seyircinin şiddetine de ortam hazırlar.
Kitle iletişim araçlarının gelinen bu noktada durumunu tekrar gözden geçirmesi ve gücünü, sorumluluklarını bilerek nesnel ölçülerde kullanması gerekir. Sporun eğitim ve sağlık boyutu ısrarla vurgulanmalıdır. Centilmenlik kazanmaktan önde tutulmalıdır.
KAYNAKLAR
1- Dönmezer S. , Sosyoloji, Savaş Yayınları, ANKARA, 1984.
2- Hilliard, D. C. , Media images of male and female professional athletes: An interpretative analysis of magazine articles, Sociology of Sport Journal, 1, 251-262, Human Kinetics, 1984.
3- Hoffner, S. , Spor Medyalar ve Toplum, Çev: Günay Develi, Spor Ahlakı ve Spor Felsefesine Yeni Yaklaşımlar Sempozyumu, İSTANBUL, 1991.
4- Karasüleymanoğlu, A. , Basın Açısından Spor, Yeni boyutlarıyla Spor, Engin Yayınlar, ANKARA, 1986.
5- Karaküçük. S. , Yenel, F. , Yaman, M. , Sporun Topluma Yaygınlaştırılması Bakımından Televizyon Programlarının Etkinliği, Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi, sayı 3, ANKARA 1996.
6- Klein, M. L. , Women in the Dıscourse of sport Reports. International Riview for the sociology of Sport 23, 139-151 Human Kinetics, 1988.
7- Maguire, J. , Globalizasyon, Sport Development and the Media/Sport Production Complex, sport Sci. Rev. 1, 29-47, Berlin, 1993.
8- Mcpherson, B. D. , Curtis J. E. , Loy, J. W, The social Sıgnificance of sport, Human Kinetics Publıshers, 1989.
9- Meier, K. , The Television Broadcast Packaging of Team Sport Championship Games, Sociology of Sport Journal no 1, pp. 263-279, Human Kinetics, 1984.
10- Massner, M. A. , Sports and Male Domination: The female Athlete as Contested Ideological Terrain. Sociology of Sport Journal, 5, 197-211, Human Kinetics, 1988.
11- Öztürk, F. , ince G. Zülkadiroğlu Z. , Şahin M. , Günlük Gazetelerde Sporun Yer Alışı, Spor Bilimleri Dergisi, cilt VII, Sayı 2, ANKARA, 1996.
12- Rintala, J. , Birrell, S. , Fair Treatment of the Active Female: A content , Analysis of Young Athlete Magazine, 1, 231-250, Humen Kinetics, 1988.
13- San, H. , Spor ve Basın, Spor Ahlakı ve Felsefesine Yeni Yaklaşımlar Sempozyumu, İSTANBUL, 1991.
14- Spor Ansiklopedisi, Morpa Kültür Yayınları, Cilt 4, İSTANBUL.
15- Tolay, A. , Sportif Dallar ve Spor Yazarları, TRT Yayın No: 169 ANKARA, 1986.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
18/3/2007
-
Dünyanın Şekli Değişiyor Mu?
|
| Dünyanın Şekli Değişiyor Mu? |
|
|
|
Dünyamızın şeklinin daha çok bir bal kabağına benzediğini söylemek hiç de yanlış olmaz. Dünyanın ortada geniş ve kutuplara doğru daralan bir yapısı var. Ancak Bilim dergisinde yayınlanan bir araştırmada, gezegenin giderek genişlediği iddia edildi. Bu genişleme şu an için büyük değil ama bilimadamları bunun bir başlangıç olabileceğini düşünüyor.
Araştırma, son 25 yıldır yapılan gözlemlere dayanıyor.Bilimadamları 80li yılların başından bu yana uzaydan lazer yardımıyla yaptıkları ölçümler sayesinde dünyanın balkabağı şeklini kaybetmeye başladığını ve daha çok küreye dönüştüğünü belirlemişler.
Bu duruma buzul döneminin bitmesiyle dünya kabuğu üzerindeki yükün kalkmasının yolaçmış olabileceği tahmin ediliyor.
Ama bilim adamlarının aklında başka olasılıklar da var. Bunların başında da okyanus akıntılarının yön değiştirerek ekvatora yönelmeleri geliyor. Diğer bir olasılık da yer kabuğunun altında olduğu bilinen sıvı kütlenin yer değiştirmesi…
Nedeni ne olursa olsun bilimadamlarının kolaylıkla sözedebildikleri bu değişiklikler sıradan vatandaşın kulağına ürkütücü geliyor. Dünyada meydana gelebilecek sürekli bir şekil değişikliğinin ne gibi sonuçları olabileceğine ilişkin sorular ise yanıt bekliyor…
|
Yorumlar (
1
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
16/3/2007
-
50. YIL MARŞI
CUMHURİYETİMİZİN 50. YIL MARŞI
Müjdeler var yurdumun toprağına taşına
Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına
Bu rüzgarla şahlanmış dalga dalga bayrağım
Başka bir tuğ yaraşmaz Türk'un özgür başına.
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
Yılları bir çığ gibi aşarak hafta hafta
Koşuyoruz durmadan kadın-erkek bir safta
Elimizde meşale, ilke ilke Atatürk
Işıklarla donattık ülkeyi her tarafta
Cumhuriyet üzgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
Ayni kandan feyz alir bunca toprak, bunca tas
Kilic tutan bilekler, verdi sabanla savas
Teknigin dev nabzinda her adim, her dakika
Carklarda ayni tempo, yureklerde ayni mars
Cumhuriyet ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu
Biz yurekten bagliyiz elli yildir bu yolda
"Yurtta baris" ilk hedef, "Cihanda sulh" parola
Koparamaz hicbir guc bizi milli birlikten
Ata'mizin izinde kosuyoruz kol kola
Cumhuriyet ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu
Yasasin hur ulusum, soylu gencim, benligim
Yasasin sanli ordum, sarsilmaz guvenligim
Ersin elli yillarim nice mutlu caglara
Ornek olsun cihana devletim, duzenligim
Cumhuriyet ozgurluk, insanca varlik yolu
Ataturk'un cizdigi cagdas uygarlik yolu.
(Bekir Sitki Erdogan)
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
16/3/2007
-
10.YILMARŞI
|
ONUNCUYIL MARŞI
Çıktık açık alınla on yılda her şavaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Ana yurdu dört baştan.
Söz : Behçet Kemal ÇAĞLAR
Faruk Nafız ÇAMLIBEL
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.
Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk'üz bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.
Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya öğrendi, Türklüğü saymasını.
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.
Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz;
Uyduk görüşte bilgiye, gidişte ülkeye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz!
:: Baglantı
|
16/3/2007
-
İSTİKLAL MARŞIMIZ
|
iSTiKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden | |