www.benimblog.com/ballarbalinibuldum/



BALLAR BALINI BULDUM




SEÇME AYETLER



<BALLAR BALINI BULDUM-2>
BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


BALLAR BALINI BULDUM-2
Benim hakkımda
Dini site.

Son yazılarım
Menü
Arkadaşlarım

    DİĞER SİTELERİM




    TAVSİYE SİTELER






















    150x200.gif










     Arkadaşına tavsiye et!









    weblogs




    Web Site Visitor Counter


    8 sayfadan 1 . sayfa
    SAYFAYI GERİ ÇEVİR | SAYFAYI İLERİ ÇEVİR
    22/11/2008 - 99 isimde ki müthiş sırlar!

            99 isimde ki müthiş sırlar!

     

    Allah'ın 99 ismini zikretmek insanın gündelik hayatını değiştiriyor. Akademisyenler bu görüşü doğruluyor.


    Akademisyenler ve doktorlar bu konuda hemfikir. Mesela sabırsız biri 'Ya Sabır' çekerek sabırlı olmayı başarabilir. Peki hangi ismi, günde kaç kez ve hangi halimiz için zikretmemiz gerekir? Zaman'dan Dilek Güray konunun uzmanlarına sordu...

    Her ismin kainatta bir karşılığı var

    Prof. Dr. Abdulaziz Hatip (Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi): Bazı müfessirlere göre "Âdem'e öğretilen isimler" de Esmâ-i Hüsnâ'dır. Yani bu mübarek isimlerin her biri kâinattaki bir fennin, bir ilim dalının hakikat ve temelini teşkil eder. Meselâ, hukuk ve adalet ilmi Adl ismine, iktisat ilmi Rezzak ismine dayanır. Böylece Hz. Adem'e, bütün ilmî ve fennî kemâlât, inkişaf ve terakkilerin özü, çekirdeği ve yeteneği tevdi edilmiştir. Adem neslinin geliştirdiği bütün maddî ve kevnî terakkiler, bu ilk öğretimin güzel meyveleridir. Meleklere karşı insan nev'i olarak bize üstünlük kazandıran da budur.

    Genç ve diri kalmak için El-Hayy...
    Dr. Ender Saraç (Ayurveda uzmanı): Dünya gezegeninde her şey sonuçta bu 99 ismin tecellisidir. İnsanlarda bu esmaların tecellilerini farklı şekillerde görüyoruz. İnsanlar kendi üzerlerinde hangi esmaların tecellilerini görmek istiyorlarsa onu vird edinebilirler. Ama bazı esmalar kokteyl halinde zikredilebilir. Bu da sinerjik bir etki bırakır. Mesela 'Er-Rahman Er-Rahim, Ya Fettah Ya Rezzak beraber çekilebilir. Bir de benim çok sevdiğim bir anti ageng esması var. El-Hayy... Genç ve diri kalmak için çekilebilir.

    İnsanoğlu, bu isimlere muhtaçtır
    Süleyman Sargın (Kürsü sayfası editörü): İnsan Esmâ-i İlahiye ile devamlı bir münasebet içindedir. Onun Esmâ-i İlahiye'ye dayanarak, kendisinde hâkim olan ismi vird edinip her gün çekmesi, o insanın dualarının kabulüne ve mânevî terakki adına ilerlemesine vesile olabilir. İnsan, Allah'ın sıfatlarını bildiren isimlere muhtaçtır. Kişi, çeşitli durumlarda vaziyetine en münasip olan bir ismiyle Rabb'ine niyazda bulunmak ister. Bu isimlerin olmaması halinde insanın O'nunla irtibatı eksik kalır.

     

     

     http://www.haberdem.com/haber/24141/99-isimde-ki-muthis-sirlar.html




    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    31/10/2008 - İSLAM'DA EVLİLİK

     

     

    İslam'da Evlilik

    İslam Dini, her sahada olduğu gibi evlilik konusunda da ince eleyip sık dokumaktadır.

    Aile yapısı ne kadar sağlam olursa, toplum o denli sağlam ve sağlıklı olur.

     Sağlam ve sağlıklı, huzurlu ve mutlu, kalıcı ve sürekli, tutarlı ve dengeli bir toplum hedefleyen İslam, bu toplumu oluşturan ailelerin kuruluşunda izlenecek yolu, çok açık bir biçimde ortaya koymuştur.

    Kadın olsun erkek olsun eş seçimi, mü'minlerin en çok dikkat etmeleri gereken hususların başında gelmektedir

    Herşeyden önce yüce Allah'ı razı etme konusunda, bu durum çok açık bir şekilde kendisini gösterecektir

    Böyle bir aile ortamında filizlenip yeşerecek çocuklar da toplumda örnek insanlar olacaklardır

    Kur'an'ı Kerim, sağlam prensipler ve temeller üzerine bina edilecek bir evliliğin, hayırlara vesile olacağını bildirmiş, bunun için aynı davaya inanan insanların bir araya gelmelerini istemiştir

    (Müşrik kadın) hoşunuza gitse dahi, mü'min bir câriye, müşrik (hür) bir kadından iyidir

    (Müşrik erkek) hoşunuıa gitse dahi, mü'min bir köle,müşrik bir adamdan iyidir.ALLAH (c) ise izniyle cennete ve mağfrete çağrıyor Yuvanın huzur, uyum, mutluluk ve karşılıklı

     güvene dayanan prensipler üzerine bina edilmesi için, bu yuvada din unsurunun ön planda olması gerekir

    Oysa zenginlik, güzellik, soy-sop gibi unsurlar, hem geçici hem de insanın kibrini artırdığı için, huzursuzluğun temel nedeni sayılmaktadır Peygamber (Kütüb-i Sitte ve İmamı Ahmed'in Müsned'i ile İslam Fıkıh Ansiklopedisi)Diğer birhadisi şerifte de Rasulullah (s.a.v)

    "Kadınları güzellikleri için nikahlamayınız, olur ki güzellikleri ahlakça düşmelerine sebep olur

    Kadınları dindarlıktan dolayı nikahlayın" (İslam Fıkıhı Ansiklopedisi 9 14)

    Kur'an ve Sünnet'in ortaya koyduğu esaslardan anlaşılacağı gibi, sağlıklı bir İslam toplumurıun oluşabilmesi
    için,mü'min erkek ve kadınların

    birbiriyle evlenmeleri esastır.

    Erkek veya kadından birinin, mücadeleci ve davetçi bir Müslüman, diğerinin ise bunun zıddı olması, o mücadeleci Müslüman için en büyük zulüm, İslami esaslara vurulmuş çok büyük bir darbe ve İslami hareketi daha başında iken akamete uğratmaktır Her ne olursa olsun, yeter ki evlilik olayı vukubulsun amacıyla evliliğin yapılmasını, İslam hoş görmemektedir Aksi halde Müslüman, kendi tekerinin önüne kendisi taş koyacak ve kendi kendisini

    ALLAH (c.c) yolundan alıkoyacaktır Çünkü, evlilik olayı başka bir şeye benzemiyor ki, beğenmediğin zaman bozup yeniden iyisini yapasın Hiç kimse eşi geçimsiz, kendisini beğenmişin biridir diye, ailesine gidip 'kusura bakmayın bu iyi çıkmadı, bana varsa daha iyi birini verin diye talepte bulunamayacağı için, işi baştan sağlam tutmak en iyisidir.


    Müminler, içinde yaşadıkları toplumun değer yargılarını değil, İslami değer yargılarını esas almalıdırlar Bir evlilik olayında, toplumun değer ölçülerine göre değil, ALLAH (c
    .c) ve Rasulünün ortaya koyduğu değer ölçülerine göre hareket esas olmalıdırc Sapıkların ise Müslüman olmaları şöyle dursun, ALLAH (c.c) ve Râsulü'ne savaş açan kafirler olduğu gerçeğini, Kur'an bize bildirmektedirKim Allah'a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur Bu uyarıdan hemen sonra gelen ayette, Hz Zeyneb binti Cahş'ın evliliğindeki olumsuz durumlar ortaya konulmakta, uymaları gereken kurallar bildirilmektedir Heva ve heveslerine uymuyor diye, ALLAH (c.c) ve Rasulû nün hükümlerini gözardı edenlerin, Müslüman olmaları mümkün değildirHele bu özelliklere sahip olanların tevhidi görüşte olup olmadıklarını araştırmayanlar, kendi ateşlerini ellerine alarak cehennemin yolunu tutmuşlardır İslami esasların bir bölümünü alıp bir bölümünü bırakanların ise, müşrik olduklarını Kuran'ı Kerim bildirmektedir.

     


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    31/10/2008 - Cuma Gününün Önemi ve Fazileti

     

    Cuma Gününün Önemi ve
     
    Fazileti
     

     

    Bu yazida  Cuma'nin en hayirli gun oldugunu, Adem (a.s.)'in yaradilisi, cennete girisi ve cennetten cikarilisinin Cuma gunu oldugunu, guzelce abdest alip Cuma'ya gelen hutbeyi guzelce dinlerse, bir haftalik gunahlarinin bagislanacagini, hutbe esnasinda baska seylerle mesgul olmanin hos olmadigini, Cuma'yi terk edenlerin kalplerinin muhurlenecegini, akil balig olan herkese Cuma gunu boy abdesti almanin gerekliligini, Cuma'ya giderken temiz elbiseler ve kokular surunerek gitmenin iyi olacagini, Cuma icin camiye erken gidenlerin buyuk bas hayvan kurban etmis gibi sevap kazanacaklarini, meleklerin de hutbeyi dinlemek uzere cemaatin arasina katilacagini, Cuma gunu icabet saatinde dua edenin duasinin hemen kabul edilecegini, bu faziletli gunde cok salevat getirmenin gerektigini ogrenecegiz.

     

    "Ey iman edenler! Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun. Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir. Ve Cuma namazi kilinip bittiginde yeryuzune serbestce dagilin ve Allah'in lutfundan rizkinizi aramaya devam edin ve Allah'i namaz disinda da daima gundemde tutun ki mutluluga erisebilesiniz." (Cuma: 62/9-10)

     

    Ebu Hureyre radiyallahu anh'den rivayet edildigine gore Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

     

    "Uzerine gunes dogan en hayirli gun cuma gunudur. Adem o gun yaratildi, o gun cennete konuldu ve yine o gun cennetten cikarildi."

     

    "Bir kimse guzelce abdest alarak cuma namazina gelir, hutbeyi ses cikarmadan dinlerse, iki cuma arasindaki ve fazla olarak uc gunluk daha gunahlari bagislanir."

     

    "Buyuk gunahlardan kacinildigi surece, bes vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarinda gecen gunahlara keffaret olur."

     

    "Bazi kimseler cuma namazlarini terketmekten ya vazgecerler veya Allah Teala onlarin kalplerini muhurler de gafillerden olurlar."

     

    * Cuma hutbesi aynen namaz gibidir. Namazda nasil baska seylerle mesgul olmak namazin bozulmasina veya sevabinin azalmasina sebep olursa, hutbe esnasinda da cakil taslariyla, tesbihle veya baska seylerle mesgul olup hutbeyi dinlememek ecrin azalmasina sevabin yok olmasina sebep olabilir.

     

    * Muslumanlarin her hafta bulusup ibadet etmesi gerekir. Haftalik Muslumanlarin mesaj alma gununden istifade etmesi ve bu gunu kacirmamasi ve boylece manevi bir cokuntuye ugramamasi icin boyle bir tehdit getirilmistir. Degilse Cuma'yi kucumsedigi ve inkar ettigi icin kilmayan kafir oldugundan dinden cikmis olur. Hataen Cuma'ya gitmeyenler tevbe ve istigfara devam edip Cuma namazina devam etmelidirler.

     

    Ibni Omer radiyallahu anhuma'dan rivayet edildigine gore Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

     

    "Biriniz cuma namazina gidecegi zaman boy abdesti alsin."

     

    Ebu Said el–Hudri radiyallahu anh'den rivayet edildigine gore Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

     

    "Her balig olan kimseye cuma gunu boy abdesti almak gereklidir."

     

    Semure radiyallahu anh'den rivayet edildigine gore Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

     

    "Her kim cuma gunu abdest alirsa ne iyi eder; hele boy abdesti alirsa, o daha iyidir."

     

    * Cuma gunu mu'minlerin haftalik bayramlari oldugu, bu munasebetle de camiye tertemiz gusul abdesti alarak temiz kiyafet ve kokularla gitmenin gerekli oldugu vurgulanmaktadir. Terli ve pis kokulu vaziyette Cuma'ya gelip muminleri rahatsiz etmektense namazdan once dus alip tertemiz elbiseleri giyinip gelmek her yonden uygun ve sevabi bol bir harekettir.

     

    Selman radiyallahu anh'den rivayet edildigine gore Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

    "Bir kimse cuma gunu boy abdesti alarak elinden geldigince temizlenir, sacini sakalini yaglayip tarar veya evindeki guzel kokudan surundukten sonra camiye gider, fakat orada yan yana oturan iki kimsenin arasini acmaz, sonra Allah Teala'nin kendisine takdir ettigi kadar namaz kilar, daha sonra sesini cikarmadan imami dinlerse, o cumadan oteki cumaya kadar olan gunahlari bagislanir."

     

    Ebu Hureyre radiyallahu anh'den rivayet edildigine gore Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

     

    "Bir kimse cuma gunu cunuplukten temizleniyormus gibi boy abdesti aldiktan sonra erkenden cuma namazina giderse bir deve kurban etmis gibi sevap kazanir. Ikinci saatte giderse bir inek, ucuncu saatte giderse boynuzlu bir koc kurban etmis gibi sevap kazanir. Dorduncu saatte giderse bir tavuk, besinci saatte giderse bir yumurta sadaka vermis gibi sevap elde eder. Imam minbere cikinca melekler hutbeyi dinlemek uzere toplulugun arasina katilir."

     

    * Cuma gunu Cuma namazi icin camiye toplanma saatinin her zamana ve bolgeye gore ilk vakitlerinden baslayarak imamin hutbeye cikisina kadarki zaman dilimlerinden bahseden bu hadiste Rasulullah'in "Cunublukten dolayi alinan boy abdesti gibi" demesinden de kisinin o gun gonlunu her turlu dis etkilerden koruyup tam bir huzur ve guven icinde Cuma'yi kilabilmesi icin esiyle beraber olduktan sonra boy abdesti almasini uygun gordugu ve bunu da ustun edebi ve nezaketi sebebiyle ancak bu sekilde ima ettigi de anlasilabilir.

     

    1158. Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh'den rivayet edildigine gore Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem cuma gununden soz ederek soyle buyurdu:

     

    "Cuma gununde bir zaman vardir ki, sayet bir musluman namaz kilarken o vakte rastlar da Allah'tan bir sey isterse, Allah ona dilegini mutlaka verir."

     


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    31/10/2008 - Orucun vücuda zarar verdigi söyleniyor. Dinimiz zararlı şeyi emreder mi?

     
     
     
    Sual: Orucun vücuda zarar verdigi söyleniyor. Dinimiz zararlı şeyi emreder mi?

     

    CEVAP

     
    Allahu teala, insanlara zararli olan bir seyi emretmez. Tip uzmanlari diyor ki:
    Oruclu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonlari kana daha kolaylikla karismaktadir. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hucreler uzerinde de gostermektedir. Boylece bu hormonlar, kansere karsi bir cesit kalkan rolunu oynamakta, yani kanser hucrelerinin cogalmasini onlemektedir.
     

             Oruc tutan bunye, adeta bakima girer, ic organlari saran yaglar erir, vucudun zindeligi artar, direnme gucu kazanir, mide, bobrek, seker, kalb ve karaciger hastaliklarina karsi mukavemet kazanir.

     

             Cesitli vazifeleri bulunan karaciger, sindirimle de vazifelidir. Oruc muddetince, 3-5 saat istirahat eder, gida depolama isine bir muddet ara vermis olur. Bu arada, korunma sistemini guclendirici globulinleri hazirlar. Midedeki kaslar ve salgi ifraz eden hucreler, oruc muddetince birkac saat dinlenir. Kan hacmi de azaldigi icin tansiyon duserek kalb rahatlar. Bilhassa yuksek tansiyonlular icin oruc, bir ilac gibi faydalidir.

     

                Gida artiklari iyi yakilmayinca, damarlari yipratir. Yakilmayan yaglar, damarlari daraltir, damar sertligi denilen rahatsizliga sebep olur. Aksama dogru vucutta gida hemen hic kalmaz. Yani butun gidalar yakilmis olur. Bu bakimdan bilhassa "damar sertligi" olanlarin baska aylarda da oruc tutmalari tavsiye edilir. Oruc muddetince vucudun diger organlarinda da dinlenme olur. Az yemek ve oruc tutmak, vucudun sihhati icin cok onemlidir. Zekat, malin kiridir. Zekat veren, malini kirden korudugu gibi, oruc tutan da vucudun zekatini odemis, hastaliklardan onu korumus olur. Peygamber efendimiz , (Her seyin bir zekati vardir. Vucudun zekati ise oructur) buyurmustur. Oruc tutmakta sabir da vardir. Hadis-i serifte, (Temizlik imanin yarisi, oruc da sabrin yarisidir) buyuruldu. (Muslim)

     

             Oruc sihhat getirir. Hadis-i serifte, (Oruc tutan sihhatli olur) buyuruldu. (Taberani)

    Hastaliklarin ekserisi cok yemekten ileri gelir. Hadis-i serifte buyuruldu ki: (Cok yiyip icmek hastaliklarin basidir.) [Dare Kutni]

     

             Cok yiyende acima hissi azalir. Arzulari artar, harama dalar. Gayri mesrû arzulari harekete geciren yollari tikamak gerekir. Aclik seytanin yolunu tikar. Hadis-i serifte, (Seytan, damardaki kan gibi, vucutta dolasir, aclik ile yolunu daraltin) buyuruldu. (Ihya)

     

             Ramazanda oruclu iken olmek cok iyidir. Hadis-i serifte buyuruldu ki:

    (Oruclu iken olene, kiyamete kadar oruc tutmus gibi sevap yazilir.) [Deylemi]

     

             Oruc tutana verilecek sevabin muayyen bir olcusu yoktur. Oruclunun durumuna gore, cok sevap verilecektir. Mesela akilli ise daha cok sevap alir. Hadis-i serifte buyuruldu ki:

     

    (Oruc tutan, namaz kilan kimse, mukafatini kiyamette akli kadar alir.) [Hatib]

     

                Baskalari oruc yerken oruc tutmak daha sevaptir. Hadis-i serifte buyuruldu ki:

     

    (Oruclunun yaninda orucsuzlar yiyip icerse, melekler, orucluya dua eder.) [Tirmizi]


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    31/10/2008 - İftar Vermenin Fazileti‏

    Sual: İftar vermenin fazileti nedir? Iftar veremeyen fakir, iftar verme sevabina kavusmak icin ne yapmalidir?

     

    CEVAP

     

    Yolda giderken bir orucluya bir hurma veya bir zeytin verilse de, iftar verme sevabina kavusulur. Hadis-i serifte buyuruldu ki:

     

    (Ramazanda bir misafire oruc actirana, Sirat koprusunu gecmek kolaylasir.) [V.Necat]

     

    Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir orucluya iftar verirse gunahlari affolur. O oruclunun sevabi kadar ona sevab verilir) buyurunca, Eshab-i kiramdan bazilari, bir orucluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadiklarini soylediler. Onlara cevaben buyurdu ki: (Bir hurma ile iftar verene de, yalniz su ile oruc actirana da, biraz sut ikram edene de bu sevab verilir.) [Beyheki]

     

    Peygamber efendimiz, (Ramazan ayinda bir orucluyu su ile iftar ettiren, anasindan dogdugu gunku gibi gunahsiz olur) buyurunca, Eshab-i kiram, "Su az ve kiymetli iken mi?" diye sual etti. Onlara cevaben buyurdu ki: (Isterse nehir kenarinda versin, aynidir.) [V.Necat]

     

    Yemek yedirmeyi nimet bilmelidir!

     

    Yemek yedirmek cok sevaptir. Hele orucluya yedirmek daha cok sevaptir. Oruc tutanin sevabi kadar sevab alir, oruclunun sevabindan eksilme olmaz. Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:

     

    (Bir orucluya iftar veren, ayni ecre kavusur.) [Beyheki]

     

    (Allah indinde amellerin en kiymetlisi, bir muminin sikintisini gidererek, borcunu odeyerek veya karnini doyurarak onu sevindirmektir. ) [Isfehani]

     

    (Amellerin en faziletlisi, bir muminin aybini ortmek, karnini doyurmak ve bir ihtiyacini karsilamak suretiyle onu sevindirmektir. ) [Taberani]

     

    (Allah, yemek yediren comertle meleklerine ovunur.) [I.Gazali ]

    (Misafir, sofrada bulundugu muddetce, melekler, ev sahibine dua eder.) [Taberani]

     

    (Kiyamette Allahu teala, kimine, "Bana nicin yemek vermedin?" diye sorar. O da, "Sen alemlerin Rabbisin. Sana nasil yemek verebilirdim" der. Allahu teala da, "Ac olan bir arkadasina yemek vermedin. Eger verseydin, bana yemek vermis gibi sevab alirdin" buyurur.) [Muslim]

     

    (Cennette oyle guzel koskler vardir ki, bunlar, tatli konusan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kilanlar icindir.) [Tirmizi]

     

    (Arkadasina, sevdigi yemegi verenin gunahlari affolur.) [Bezzar]

     

    Dost ve arkadaslara yemek yedirmek, sadaka vermekten efdaldir. Hz.Ali buyurdu ki:

    (Dostlara yedirdigim bir ekmek, fakirlere verdigim bes ekmekten daha kiymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, kole azad etmekten daha makbuldur.)

     

    (O beni yemege cagirmiyor. Onu niye cagirayim) dememelidir! Yemege cagirirken de, yemege giderken de yalniz Allah rizasini dusunmelidir!

    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    31/10/2008 - RAMAZAN FIRSATTIR !

    RAMAZAN FIRSATTIR!

     

    Ramazan ayi bereketiyle geldi. Bilmem hissediyor musunuz oradan da?! Dunyevi islerimizin bile rayina girmeye basladigini goruyoruz... Ahirete yatirim yapmaya niyet ediliyor   her gece. Cocuklar sahur ruyalari goruyorlar, buyukler iftari duayla aciyor bir hevesle ibadete kosuyorlar. Her yer farkli bir ruhaniyatla icice. Sevgiler daha bir temelleniyor. Nimetler birazcik mahrumiyetle daha bir lezzetleniyor. Bir yudum suya hasret dudaklar duayla percinleniyor, ey ki butun gunlerimiz boyle ola!

     

    Testere filmini izleyenleriniz bir cirpida hatirlayacaklar! Kahramanimiz serinin ikinci filminde yaptiklarinin amacini anlatiyor. Insanlari kendi istekleriyle gelmedikleri bir "oyun"a surukluyor. Belli bir surede belli seyleri yapmalarini bekliyor. Yapabilirlerse kurtuluyorlar, yapamazlarsa kendi elleriyle oluyorlar! Kahramanimiz teorik olarak adam oldurmuyor ama oyunu kuralina gore oynamayanlari n sonu hep olum oluyor. Testere bana bazi seyler ilham etti. Cok ilginc bir ifade vardi hatrimda kalan: "Biliyor musun, insanlar ictikleri sudan, yedikleri yemeklerden lezzet almiyorlar. Cunku hic sinanmadilar! Ve bu benim icimi acitiyor."

     

    Nimete sukur, yoklukta kendini hissettiriyor. Yoklukta var oluyor vicdan! Nefs, yoktan kahroluyor. Oluyor, olduruyoruz. Bir oyun oynuyoruz. Kendi istegimizle falan da gelmedik. Bir kurali var bu oyunun. Ve bir sahibi. Kurallari o koymus, kurallari hatirlatan kasetler dinletiliyor her daim. Bu site gibi, yanibasinizdaki arkadasiniz, her asrin basindaki kutlu insanlar ve her devirde gelen peygamberler gibi... Bir cok hatirlatici gonderiyor. Ama hatirlamakta fayda var, oyun sahibimiz "testere"deki biraz acimasiz adam gibi de degil, cok merhametli, cok sefkatli!! Biz defalarca hata yapsak da bizi kendi halimize birakmiyor. Bizi bize birakmiyor. Komsumuzu, is arkadasimizi, esimizi imdadimiza kosturuyor.   Oruc tutsan, namaz kilsan, Kur'ana sarilsan, hayati dogru algilasan, kul olsan diyenler O'ndan gelen mesajlar sadece. Soyleyen ne esiniz, ne oglunuz, ne patronunuz! Size O sesleniyor. Aracilar gonderiyor imdadiniza. Sizi seviyor, sizi tutuyor. Sizi birakmiyor. Yonelelim diye. Unutmayalim diye. Bir kez daha kapiya donelim diye. Efendisinden kacmis bir kole olarak affimizi talep edelim diye...

     

    Haydi!

     

    Efendisinden benim gibi defalarca kacmis olanlar...

     

    Uyarilari hep kulak ardi etmis olan benim gibiler...

     

    Namaz var,

     

    kurtulus var.

     

    Secdeye kapanma ve ağlama zamanıdır.

     


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    31/10/2008 - Sakatat Yemek Caiz midir?

    Sakatat Yemek Caiz midir?

    SORU: Iskembe, karaciger, dalak gibi, hayvanlarin sakatatlarinin yenmesi(ornek:kokorec) bir mahzur var midir?

     

    CEVAP: Hepsi caizdir.Ama sart olarak hayvan sakatatlarinin pisliklerinden arindirilmasi icin cok iyi temizlenmesi ve kaynatilmasi gerekir. Eger temizlenmeden kaynatilirsa pislik etin icine nufus edeceginden dolayi temizlik saglanmis olmaz. Bu sebeple mumkunse 3 kere suda iyice temizleyerek sonra da suda kaynatilarak etlerin temizlenmesi gerekir.

     

    Buna ek olarak bu tip yiyecekler agizda kotu koku yapabileceginden dolayi, bunlari yedikten sonra gerekirse bu koku gidene kadar beklemeli veya bu kokuyu giderici cozumler bulunca insanlarla muhatap olmaliyiz.Aksi halde helal bir yiyecek yedigimiz halde etrafimizdaki insanlari rahatsiz edecegimizden dolayi kul hakki sucunu islemis oluruz.

     

    Afiyet olsun...



    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    31/10/2008 - Peygamberimiz (sav)'in Şemail-i Şerifi-1

    Peygamberimiz (sav)'in Şemail-i Şerifi


    Kuran ayetlerinin yanı sıra sahabelerden aktarılan açıklamalarda da Peygamberimiz (sav)'le ilgili pek çok bilgi verilmektedir. Peygamberimiz (sav)'in ailesiyle ve çevresindeki müminlerle olan ilişkisi, günlük hayatından detaylar, dış görünümü, görenleri hayran bırakan heybeti (hürmetle beraber şiddetli heyecan hissini veren hali, azameti), sevdiği yiyecekler, giyimi ve gülüşü gibi pek çok detay İslam alimleri tarafından "şemail" kelimesiyle ifade edilir. Şemail kelimesi "şimal"den türemiştir. Bu kelime "karakter, huy, hal, hareket, davranış ve tavır" gibi anlamlar taşır. Şemail kelimesi ilk başlarda daha geniş anlamlar içerse de, zaman içinde özelleşmiş ve Peygamber Efendimiz (sav)'in nasıl bir yaşam sürdüğü ile ilgili detayları ve kişisel özelliklerini ifade eden bir terime dönüşmüştür.

    Rabbimizin alemlere üstün kıldığı bu seçkin kulunun karakterine ve görünüşüne dair aktarılan her bir detay, aynı zamanda onun üstün ahlakının da bir yansımasıdır. Peygamber Efendimiz (sav)'in şemailinin anlatıldığı bu bölümün hazırlanmasındaki amaç ise, onun çeşitli kaynaklarda aktarılan güzel özelliklerini inceleyip, yaşamından günümüze öğütler çıkarmaktır.

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ GÜZELLİKLERİ

    Peygamber Efendimiz (sav)'in Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah'ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimiz (sav)'le aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah'ın Resulünü birçok yönüyle tanıtmışlardır. Bazı sahabeler onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN DIŞ GÖRÜNÜMÜ VE GÜZELLİĞİ

    Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:

    "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı... Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi... İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi..."66

    Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

    "Resulullah Efendimizin boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. Teni de ne duru beyaz, ne de koyu esmerdi. Saçları ise ne düz, ne de kıvırcık idi. Kırk yaşına geldiğinde, Allah Teala O'nu peygamber olarak gönderdi. Peygamber olduktan sonra, Mekke'de 10 sene, Medine'de de 10 yıl kaldı ve 60 yaşlarında vefat etti. Bu fani hayata veda ettiklerinde, saçında ve sakalında 20 tel ak saç yoktu."67

    "Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler."68


    Hz. Ali (ra)'nin, Peygamber Efendimiz (sav)'in beden ve ahlak güzelliğini, davranış mükemmelliğini,
    insanların ona duyduğu sevgi ve hürmeti anlattığı hilye-i şerif.

    Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

    "Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı."69

    Bera b. Azib (ra) anlatıyor:

    "… Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim. Omuzlarını döğen saçları vardı. İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu."70

    Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir.
    (Maide Suresi, 55)

    O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur.
    (Haşr Suresi, 22)
           

    Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor:

    "Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'i anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi:

    "Peygamber Efendimiz (sav), ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah'ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun."71

    Hz. Hasan (ra) naklediyor:

    "Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz (sav)'in rengi, ezher'ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı.

    Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti..."72

    Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.

    (Nisa Suresi, 80)

           

    Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

    "Hazreti Peygamber, gümüşten yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı idi."73

    "Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi."74

    "Allah Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü… Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi… Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı… Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı… Omuzları genişti… Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha yumuşaktı."75

    Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.'
    Allah işitendir, bilendir.

    (Tevbe Suresi, 144)

           

    Peygamber Efendimiz (sav)'in hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimiz(sav)'i tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan kocasına, onu şöyle tarif etmiştir:

    "Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi."76

    Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz (sav) olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi.

    Peygamberİmİz (sav)'İn Şemaİlİ

    Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa Peygamber Efendimiz (sav)'in anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye" başlığı altında gerçekleşmiştir:

    "… Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mubarek cildi ise ipekten yumuşak idi.

    Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi.

    Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi,

    O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve, nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi. Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak, büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi…

    Alem-i bekaya (geride kalanların dünyasını) rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmaya başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz var idi.

    Havassı (duyular) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi.

    Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.

    Sahi (cömert, eliaçık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi. Ahd ü va'dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi.

    Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi)."77


    Hz. Ali (ra)'nin, Peygamber Efendimiz (sav)'in üstün ahlakını, insanları hayran bırakan, güzelliğini,
    davranışlarındaki kusursuzluğu anlattığı hikmetli sözlere yer veren bir başka hilye-i şerif.


    PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)'İN NÜBÜVVET (PEYGAMBERLİK) MÜHRÜ

    Allah, Hz. Muhammed (sav)'i alemler üzerine seçmiş ve onun "peygamberlerin sonuncusu" (Ahzab Suresi, 40) olduğunu bildirmiştir. Ondan sonra hiçbir peygamber gönderilmeyecektir ve Kuran insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen en son kitaptır. Allah, Peygamber Efendimiz(sav)'in bu eşsiz özelliğini onun mübarek vücudunda bir izle tecelli ettirmiştir.

    İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimiz'in kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete "nübüvvet mührü" ismi verilir. Peygamberimiz (sav)'in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)'inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)'den şöyle nakletmiştir:

    "… Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet'ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bunun istisnasını teşkil etmektedir. Zira Onun peygamberlik beni, (sağ elinde değil) kürek kemikleri arasındadır. Peygamberimiz bu durum sorulunca: "Kürek kemiklerim arasında bulunan bu ben, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…"78 demiştir.

    Cabir b. Semüre (ra) anlatıyor:

    "Ben Resulullah Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan nübüvvet mührünü gördüm. O, güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızımtırak bir yumru idi."79

    Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:

    "Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'in vasıflarını anlatırken, Resulullah'ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:

    "Kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü vardı. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur" derdi.80

    Ebu Nadre (ra) anlatıyor:

    "Ashabdan Ebu Said el-Hudri'ye Resulullah Efendimizin peygamberlik mührünün nasıl bir şey olduğunu sordum. Mübarek sırtlarında gül tomurcuğu gibi bir et parçası olduğunu söyledi."81

    "İki küreği arasında peygamberlik mührü yer alıyordu. Bu mühür sağ omzuna daha yakındı."82

    Muhammed b. Müsenna, Muhammed b. Hazm, Şu'be Simak (ra)'dan:

    "Cabir İbn-i Semure'nin şöyle dediğini duydum: Resulullah (sav)'in sırtında mühür gördüm: güvercin yumurtası gibi idi."83

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN SAÇI

    Peygamber Efendimiz (sav)'in saçının uzunluğu ile ilgili farklı tarifler vardır. Tarifler arasında böyle bir farklılık olması ise doğaldır, çünkü bu bilgileri aktaranlar Peygamber Efendimiz (sav)'i farklı zamanlarda gördükleri için, saçının uzunluğu da farklı olmuş olabilir. Ancak bu tariflerden anlaşılan Peygamberimiz (sav) saçını en kısa kulağı hizasında, en fazla ise omuzlarına kadar uzatmıştır.


    Yorumlar ( 0 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


    30/10/2008 - Peygamberimiz (sav)'in Şemail-i Şerifi-2



    Şu halde Allah'a, O'nun Resûlü'ne ve indirdiğimiz nur (Kur'an)a iman edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

    (Tegabün Suresi, 8)