BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
Benimblog.com satilikir / is for sale: info@anahaber.com




"SEVDİĞİM ŞİİRLER" Ana Sayfa | Profil | Arşiv | Friends
"Yaşamın düzyazısı tüketildiyse,hiç değilse şiirine saygılı olmak gerek..." ~Anton Çehov Dada Verd | 

Rilke - "Gecede İnsanlar"1/1/2000



Gecede İnsanlar

Kalabalık için yaratılmamıştır geceler.
Gece seni ayırır komşundan,
buna aldırmadan gitmemelisin kapısına.
Ve odanda geceleyin ışık yakarsan,
bakmak için insanların yüzüne,
iyi düşünmelisin: Bakmak, ama kime.

Korkunç çirkinleşmiştir insanlar,
yüzlerinden damla damla akan ışıkla,
ve gece toplanmışlarsa bir arada,
sallantıda bir dünyadır gördüğün,
ne varsa karışmıştır birbirine.
Alınlarında sarı bir ışık
bastırmıştır bütün düşünceleri,
şarap kıvılcımlanır bakışlarınd,
ağırlaşmıştır elleri, konuşurlarken
yaptıkları hareketlerden;
Ben,Ben derler boyuna
ve demek isterler ki: Herhangi biri.

Rainer Maria Rilke
 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Eugene Montale - 'Mürekkep Balığı Kemikleri'1/1/2000

 

Mürekkep Balığı Kemikleri (8)

Bilirim en acımasız dudak bükülmesinin
en aldırışsız yüzden geçtiği zamanları:
görünmeyen bir keder belirir bir an için,
sokakta varmaz onun farkına kalabalık.


Göstermeyin boşuna, sözlerim, açık açık,
gizli ısırığı, yürekte esen rüzgârı.
Susmayı bilenindir en haklı neden, varsa,
bir barış şarkısıdır hıçkıran şarkılarsa.

Eugene Montale

Çeviri : Sait Maden


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Victor Hugo - "Veni, Vidi, Vixi"1/1/2000
 Veni, Vidi, Vixi

 

Değilmi ki o derin acılarımla şimdi
Buna destek olacak tek bir kolda yoksunum
Ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum
Ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle
Anlamalıyım artık: yaşadın yeterince!

Değilmi ki ilkbahar kuşatınca her yanı
Doğayı şenlik yerine çevirdiğinde tanrı
Bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum
Değilmi ki gün-gece ışıktan kaçıyorum
Duyarak o en gizli kederi herşeydeki

Değilmi ki ruhumda umudum yenik düştü
Değilmi ki bu güller, kokular mevsiminde
Sevgili kızım benim, içimde, ta derinde
Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var
Mademki öldü kalbim, yaşadım yeterince!

Yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim
Arığım işte orda, burda başak demektim
Yumuşadım gitgide, yaşama gülümsedim
Ve yaşamın o büyük, dipsiz gizi dışında
Dimdik durdum ayakta, kimseye eğilmedim

En iyisiyle yaptım yapabildiklerimi
Ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet götürdüm!
Sonra acılarıma güldüklerini gördüm
Nefretlerine hedef seçildikçe üzüldüm
Anarak çalışıp çektiklerimi

Tek kuşun uçmadığı şu dünya sürgününde
Öyle bezgin, ışıksız, ellerimin üstünde
Diğer tüm kölelerin alayları içinde
Taşıdım ağlamadan al kanlara bulanıp
Koparılmaz zincirden payıma ne düştüyse

Şimdi bakışlarımın ancak yarısı bende
Ötesi darmadağın acılı gömütlerde
Dönüpde baktığım yok çağıran olsa bile
Sersemlik ve sıkıntı yüklü bir uykusuzum
Hiç gözünü kırpmadan kalkmış şafaktan önce

Miskin karanlığımın orta yerinde şimdi
Yanıt vermeye bile gönül indirmiyorum
Canımı sıkıp duran o en günücü ağza
Ulu Tanrım gecenin kapısını aç bana
Ki çekilip gideyim, dönmeyeyim bir daha!

 

Victor Hugo


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Rabindranath Tagore - "Hazineler"1/1/2000

HAZİNELER

O gün gelecek,
yeryüzünü göremeyeceğim gün,
yaşam sessizce uzaklaşacak,
son perdesini de çekecek gözlerime.

Ama yıldızlar yine parlayacak geceleri,
sabah yine olacak,
sevinçleri, acıları dalgalar gibi taşıyacak saatler,
kıyılara vuracak.

Bunu düşündüğümde,
sınırları parçalanıyor zamanın,
dünyanı, eşsiz  hazinelerini görüyorum ölümün ışığında.

Ne özledimse bugüne kadar,
ne elde ettimse, hepsi yokolsun.
Görmediğim, bilmediğim gerçekleri ver bana...

RABINDRANATH TAGORE

Çeviri : Ülkü Tamer


 

 

 

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Reshma Aquil - "Meftun"1/1/2000
Meftun

Gecenin yıldızlı bahçesi çiçek açıp
Sabah çamların arasından süzülünce
Tökezleyerek ineriz merdivenlerden
Kollarımız yastıkların etrafında ağırlaşmış
Parmaklıkları geçeriz tazelenerek
Üzüm asmasındaki çiçek kokularından.

Uykuyla ağırlaşıp
Her zamanki yataklarımıza yığılırız,
Böcekler ve sert döşemeden kurtulup.
Şimdi pervane uğulduyorken
Zihinlerimizi alışkanlıklara iliştirerek.

Ama gün ortasında, alışkanlıklar arasında
Bellekten süzülür içeriye
O serin başlangıç saatlerinin hatırası
Hanımellerinin keskin kokusuyla
Ve guguk kuşunun şarkısıyla,

Biz kararlıyız
Bu gece yine yukarı sıvışmaya
Yıldızların silik hayallere dönüşmesini
Şafakta çiçek açmasını izlemeye.

Reshma Aquil

Çeviren: Nesrin Eruysal

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Gustavo Adolfo Becquer -- "O Kara Kırlangıçlar Dönecek"1/1/2000

O Kara Kırlangıçlar Dönecek

o kara kırlangıçlar dönecek
balkonuna yuvalarını asmaya,
ve oynaşırlarken, kanatları yeniden
çarpacak camlarına;

ama senin güzelliğinle benim mutluluğumu
seyretmek için uçuşlarına ara verenler,
hani adlarımızı da bilenler...
işte onlar... dönmeyecekler!

bahçendeki o gür hanımelleri dönecek
duvarlara tırmanmak için,
ve daha güzel kokularla yeniden
açacaklar akşamleyin;

ama kırağı çalıp da donanlar,
günün gözyaşları gibi, üzerinden
titreyen çiğ tanecikleri dökülenler...
işte onlar... dönmeyecekler!

o yakan sevda sözleri dönecek
kulaklarında çınlayarak;
ve kalbin uyanacak yeniden
o derin uykusundan;

ama tanrının huzurunda diz çökmüş,
sessizce yakaran insanlar gibi,
tıpkı benim seni sevdiğim gibi... hiç kimse
seni bir daha öyle sevmeyecek!

Gustavo Adolfo Becquer

Çeviri: Cevat Çapan
 

 

Dada Verd | 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Cesare Pavese - "Kediler Bilecek Onu"1/1/2000
Kediler Bilecek Onu

Yeniden yağmur düşecek
sokak kaldırımlarına,
hafif bir yağış
bir nefes ya da bir ayak sesi gibi.
Yeniden meltem ve şafak
hafifçe çiçek açacak
ayak izinin altında
tekrar girerken içeri.
Çiçeklerin ve eşiklerin altında
kediler bilecek onu.

Başka günler olacak.
Başka sesler olacak.
Güleceksin yalnızbaşına.
Kediler bilecek onu.
Duyacaksın antika sözcükleri,
yorgun ve boş sözcükleri
geçen günün festivallerinden kalmış
kullanılmamış elbiseler gibi.

Sen de yapacaksın el kol işaretlerini.
yanıtlayacaksın sözcüklerle—
Baharın suratını,
sen de yapacaksın el kol işaretlerini.

Kediler bilecek onu,
baharın yüzünü;
ve hafif yağmuru,
sümbül renkli şafağı,
yırtan birinin kalbini
senin için özlem duymayan bir daha,
acıklı gülümseyiştir onlar
gülersin yalnızbaşına.
Olacak başka günler,
başka sesler ve uyandırılmalar
Katlanacağız şafakta,
Baharın suratına.

Cesare Pavese

Çeviri: Vehbi Taşar

Dada Verd | 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

F.Hölderlin -- "Çocukken"1/1/2000

Çocukken,

Çoğu kez bir Tanrı kurtarırdı beni
Bağırışlarından ve sopalarından insanların,
Sonra oynardım güzelce ve güvenle,
Korudaki çiçeklerle,
Ve havası göklerin
Oynardı benimle.

Ve nasıl sevindirirsen
Yüreklerini bitkilerin,
Sana uzattıklarında
Narin kollarını,
Sevindirirdin yüreğimi öyle,
Baba Helios! ve, Endimion gibi,
Sevgilindim senin,
Kutsal Luna!

Ah, tüm siz sadık
Dost Tanrılar!
Bir bilseydiniz,
Ruhum nasıl severdi sizi!

Elbette o zamanlar seslenemezdim
Size adınızla, ve ne de sizler bana,
Birbirlerine seslendikleri gibi insanların
Sanki birbirlerini tanırmış gibi.

Gene de daha iyi tanırdım sizi,
İnsanları tanıdığımdan,
Etherin dinginliğini anlar,
Ama hiç anlamazdım sözlerini insanların.

Ezgileri eğitti beni
Hışırdayan korunun
Ve sevmeyi
Çiçekler arasında öğrendim.

Tanrıların kollarında büyüdüm ben.

~ F. Hölderlin

Çeviri : Aziz Yardımlı

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MARIA GRECH GANADO -- "PAYIMA DÜŞEN"1/1/2000
Payıma Düşen

Çözemedim anlamını yaşamın,
dağınık melekeler,
bulanık bir zihnin bölünmüşlüğü.
yalnızca duvarların içinde yol aldım
nereye gitsem.

Ne kadar çile kaldı çözülüp açılacak
gittikçe karmaşıklaşırken örgüsü yaşamın
biz yaşlanırken-yerimiz ne kadar dar
sıkıştığımız, dolaşmış ipliklerden
kalanı çözmek için.

Bir labirent sanki ya da Arakne’nin
Athena’ya karşı ölümcül savaşı,
tanrıların işlerinin
bilgisiyle
bir tanrının bilincinin
ağırlığını taşıma cüreti.

Ama bir salyangozu düşünüyorum
evinin altında yol alan - uzun çimenler
arasında, geride bırakarak ipliğini
kendi Bizansımı dokuduğum gibi belki, şarkılarla değil,
gövdemi ada evimde koruyarak.
Kabuklarının içinde saklanıp yavaşça kayarak
yolculuk yapanların yankılarını dinleyerek.

Başladığın yerdir memleketin. Yaşlandıkça
Daha bir yabancılaşır dünya, daha karmaşıklaşır düzeni
Ölümle ve hayatla. *

M.Grech Ganado

Çeviri: Nesrin Eruysal

*Dört Quartet: East Coker: T. S. Eliot



*****************************



Portion

Hardly a life for vision -
a dispersion of faculties
a division of mind often unclear.
I’ve journeyed only inside walls
not always there, or here.

How many skeins left to work through
though the pattern grows more complicated*
as we grow older – how narrow the space
we huddle in, as we unravel
patches left to work through.

I might consider a labyrinth or Arachne
taking up mortal arms against Athena
too daring in her knowledge
of the gods’ exploits to bear the weight
of a god’s consciousness.

But I think of a snail making its way
under its home – making its way
through the tall grass, leaving behind
a thread – perhaps like those I weave
my own Byzantium with, not with songs,
securing my own body to my island home

sliding slowly hiding in shells
listening to echoes of travelling men.

Maria Grech Ganado


*”Home is where one starts from. As we grow older
The world becomes stranger, the pattern more complicated
Of dead and living”.
‘The Four Quartets: East Coker’ T.S. Eliot




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

R.MARIA RILKE --"MUHAMMED’İN YALVARMASI"1/1/2000

Muhammed'in Yalvarması

Gerçi saklandığı o pek yüce olan yere
Girince o bir bakışta tanınan Melek
Dimdik ve görkemli parıltılar salan
Yalvardı bütün iddialardan vazgeçerek
İzin verilsin diye gezgin kalmasına
Eskisi gibi dalgın bir tacir olarak yani
Okumuşluğu yoktu fazla gelirdi O’na
Bilginlere de görmek sözün böylesini
Melekse buyururcasına gösteriyordu
Levhasına yazılmış olanı yalvarana
Gösteriyor ve istiyordu tekrar:
Oku
Okudu O’ da
Öyleki Melek hayrandı
Çoktan okumuş denirdi artık O’na
Yapabilen di O
Kulak veren ve yapandı.

~ R.Maria Rilke


Çeviri:Melahat Togar

 

Dada Verd | 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

R.MARIA RILKE -- "GÜZ"1/1/2000

Güz

Yapraklar düşmede bilinmez nerden
Gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki
Yapraklar düşmede gönülsüz
Ve geceler ağır dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan
Kaymada yalnızlığına

Hepimiz düşmedeyiz.Şu gördüğün el düşüyor
Nereye baksan hep o düşüş
Ama biri var ki bu düşenleri ellerinde tutuyor yumuşak ve sonsuz

~ R.Maria Rilke

Çeviri:


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

R.MARIA RILKE -- "SON PARÇA "1/1/2000
Son Parça

Ölüm büyüktür
Ve biz Onunuz
Gülümsemelerle dudaklarımızda
Yaşamın tam ortasında sanırken kendimizi
Ölüm hıçkırır birden içimizde
Ta içimizde…

Çeviri:Melahat Togar


Dada Verd | 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

STEINN STEINARR -- "YANAN YÜZ"1/1/2000

Yanan Yüz

Sıcak bir yüz yanarak
düşer mavi yağmura
mavi kanatlı günlerden

Aklın nötronunu
patlatır gece
isimsiz bir öykü gibi

Ve neyin çıplaklığıysa o
yiter kendi kıyısızlığında
günler ve geceler boyunca

~ Stein Steinarr

Çeviri: T.Asi Balkar


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ATTILA JÒZSEF -- "TERTEMİZ YÜREK"1/1/2000

Tertemiz Yürek

Ne anam var, ne babam.
Ne yurdum var, ne tanrım.
Ne beşiğim var, ne kefenim.
Ne sevgilim, ne aşkım, ne evim barkım.

Tam üç gün var açım,
komadım ağzıma bir lokma.
Veririm ömrümün yirmi yılını,
gücümü kuvvetimi, varımı yoğumu.

Kim alacak onları? Hiç kimse.
Şeytan isteyecek onları benden.
Bu tertemiz yüreği, bu iyi kalbi
Ne diye çalıp öldürmemeli?

Alacaklar gelip bir gün beni,
koyacaklar kutsal, karanlık toprağa.
Gelecek bir ot uzanacak alacak
şu güzelim yüreğimden gücümü.

~ Attila Jozsef

Çeviri: A.Kadir - Asım Bezirci

 


Dada Verd | 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ANNE SEXTON -- "AUSCHWITZ'DEN SONRA"1/1/2000
Auschwitz'den Sonra


Öfke,
kara bir orak gibi,
kuşatır beni.
Her gün,
bir Nazi
götürürdü, sabah saat 8'de, bir bebeği
ve kahvaltı için hafif ateşte
pişirdi tavasında.

Ve ölüm bakar ilgisiz bir gözle
ve kazır tırnak diplerindeki kiri.

İnsan şeytandır,
Bağırırım avaz avaz.
İnsan bir çiçektir
yakılmamalı,
Bağırırım avaz avaz.
İnsan
çamurlara bulanmış bir kuştur,
Bağırırım avaz avaz.

Ve ölüm bakar ilgisiz bir gözle
ve kaşır kıçını.

İnsan minik pembe ayakları ile,
olağanüstü parmakları ile
bir tapınak değildir
ama bir keneftir.
Bağırırım avaz avaz.
İnsan, bir daha asla bardak kaldırmasın.
İnsan, bir daha asla kitap yazmasın.
İnsan, bir daha asla ayakkabısını giymesin.
İnsan, bir daha asla gözlerini açmasın
bu tatlı Temmuz gecesinde.
Asla.Asla.Asla.Asla.Asla.
Bağırırım avaz avaz bütün bunları.


Yalvarırım Tanrı işitmesin beni.


~ Anne Sexton

Çeviri: T.Asi Balkar

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ATTILA JÒZSEF -- "ANNE"1/1/2000

Anne

Bütün bir hafta, aralıksız
Annemin görüntüsü geçti gözlerimden
Kolunda ağır çamaşır sepeti
Çatı katına tırmanırken

Ve ben yaramaz, delişmen çocuk
Bağırır, tepinirdim yerimde
Bıraksın da koca sepeti
Çatıya beni taşısın diye

O, söylenmeden, bana bakmadan
Çıkar, sererdi çamaşırları
Göz kamaştıran aklıkta çamaşırlar
Sallanır, döner, hışırdarlardı.

Ağlamak için çok geç şimdi;
Annemi uçuşan kır saçlarıyla
Görüyorum gökyüzü sonsuzluğunda
Göğün suyuna katarken çivitini...

~ Attila Jozsef

Çeviri: Ataol Behramoğlu

 


Dada Verd | 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PAUL ELUARD -- "SAVAŞTA ÖLENLER1/1/2000


Savaşta Ölenler
                                             
Her yer tıklım tıklım ölü  
Acı boğacak beni boğacak beni 
Otlar yalnızlıktan kupkuru 
Ama suçlu ben değilim ben değilim 
Katillerle bir olmadım olmayacağım da 
Özgür kalacağım işte böyle bir başıma 
Ve insanoğluna bundan sonra da 
Ne ölüm dokuncak ne dirim. 

~ Paul Eluard

Çeviri : A.Kadir -  Asım Bezirci
 
 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Czeslaw Milosz -- "Düşüş"1/1/2000

Düşüş

Bir insanın ölümü, güçlü bir ulusun düşmesi gibidir:
Geçmişte kalmıştır yiğit orduları, kaptanları, yalvaçları,
Görkemli limanları, denizlerde egemen gemileri,
Ama artık o ulus, kuşatılmış kentleri kurtaramaz,
Antlaşma yapamaz başka uluslarla;
Kentleri boşalmıştır, halkı darmadağın,
Devedikeni kaplamıştır eskiden ekin dolu topraklarını,
Ülküsü unutulmuş, dili yitip gitmiştir:
Bir köy ağzı kalmıştır ta yükseklerde, dağ başlarında.

~ Czeslaw Milosz

Çeviri: Talât Sait Halman

 


Dada Verd | 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MIKNOS RADNOTI - "PAZARTESİ GECESİ"1/1/2000
Pazartesi Gecesi

Görürsün şimdi korkunun sık sık kalbini parmakladığını,
ve bazen dünya yalnız uzak haberlere benzer;
eski ağaçlar çocukluğunu korur senin için
durmadan daha eski zamana ait bir anı gibi.

Şüpheli sabahlar ve kötülüğü sezen geceler arasında
ömrünün yarısını savaşlar arasında yaşadın,
ve bir kere daha şimdi, emir sana doğru parlıyor
kaldırılmış uçlarında süngülerin.

Bazen manzara hâla önünde yükselir rüyâlarda,
şiirinin evinde, özgürlük kokusunun
çayırların üstünde sürüklendiği yerlerde, ve sabahleyin uyandığında,
taşırsın kokuyu senle.

Nadiren, çalışıyorken, yarım oturursun, korkmuş
masanda. Ve yumuşak çamurda yaşıyormuşsun gibidir;
elin, bir kalemle süslenmiş, ağır hareket eder
ve herzaman daha ciddi şekilde.

Dünya başka bir savaşa dönüyor— aç bir bulut
göğün yumuşak mavisini yutar, ve kararırken hava,
genç karın kollarını dolar sana,
ve ağlar.

~Mignos Radnoti
Çeviri: Vehbi Taşar


Dada Verd | 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

TURGUT UYAR ---"TEL CAMBAZI..."1/1/2000

            

TEL CAMBAZININ TEL ÜSTÜNDEKİ DURUMUNU ANLATIR ŞİİRDİR

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

TURGUT UYAR


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MURATHAN MUNGAN ---"GÖÇ YOLLARI "1/1/2000

             

GÖÇ YOLLARI

Söyleyin dağlara rüzgara
Yurdundan sürgün çocuklara
Düşmesin kimse yılgınlığa
Geçit vardır yarınlara

Göç yolları
Göründü bize
Görünür elbet
Göç yolları
Bir gün gelir
Döner tersine
Dönülür elbet

En büyük silah umut etmek
Yadigar kalsın size

Yolverin kanatlı atlara
Sürgünden dönen çocuklara
Ateşler yakın doruklarda
Geçit vardır yarınlara

Dağılsak da göç yollarında
Yarın bizim bütün dünya

                    

MURATHAN MUNGAN


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

KEMALETTİN KAMU ---"GURBET "1/1/2000

GURBET

Gurbet o kadar acı
Ki, ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde

Eriyorum gitgide
Elveda her umide
Gurbet benliğimi de
Bitirdi bir biçimde

Ne arzum ne emelim
Yaralanmış bir el´im
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde

               

KEMALETTİN KAMU


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

K.KAVAFIS ---"YÜREK YOLCULARINA İTHAF OLUNUR"1/1/2000

                  

YÜREK YOLCULARINA İTHAF OLUNUR

Bütün yaptiklarimdan ve bütün söylediklerimden
Kimse anlamaya çalismasin kim oldugumu
Bir engel vardi, bir engel, bütün eylemlerimi
Ve bastan asagi tutumumu degistiren
Hep bir engel vardi tam konusacagim sira
Susturuverirdi beni
En göze çarpmamis davranislarimdan
En kapali sözlerimden, yazdiklarimdan
Yalniz onlardan anlasilabilirim
Ama belki de degmez bunca çabaya
Bunca dikkate, gerçekte kim oldugumu bulmak,
Daha güzel bir toplumda, ilerde
Bir baskasi tipki bana benzeyen
Çikar kuskusuz, yasar özgürce

                      

K.KAVAFIS

Çeviri:Barış Pirhasan(?)


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

INGEBORG BACHMANN ---"GİDİYORUZ, TOZLANMIŞ YÜREKLERİMİZLE "1/1/2000

GİDİYORUZ, TOZLANMIŞ YÜREKLERİMİZLE

Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten
nicedir katılaşmış yüreklerimizle.
Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele,
sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış
inlemeleri duyup yakınamayacak kadar.

Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde.
Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış.
Yalnız arada bilenlere rastlanırmış:
Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye.

Duyuyoruz. Paydos artık ağırdan yürümeye.
İşin sonu da kalmayacak yoksa.
Ve çeviriyoruz gözlerimizi Tanrıya:
Alın terimizin karşılığıdır ayrılık!

INGEBORG BACHMANN

Çeviri: Ahmet Cemal


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CEYHUN A.KANSU--- "DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ "1/1/2000

           

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ 

                        
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Bütün çiçekleri getirin buraya.
Öğrencilerimi getirin buraya, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiçeklere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya.
Son bir ders vereceğim onlara.
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin... Ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin, görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın,
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyorum gönlümde,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yürükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, ağrı eteğinden,
Gücenmesin, bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum,
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan gizli ve sessiz,
O bakımsız ama kokusu eşşiz çiçek,
Kimse bilmeyecek seni, seni kimse bilmeyecek
Seni, beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.

Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Okulun duvarı çöktü, altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya.
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

               

CEYHUN ATUF KANSU
(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

BEHCET AYSAN ---"SEVMEYİ UNUTANLAR İÇİN "1/1/2000

                          

SEVMEYİ UNUTANLAR İÇİN

sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
yalan her şey gibi
aşklarınız da.

yaşamı ölüm
diye anlatıyorlar size
yalanı gerçek diye.

ne leylakların
tomurundan
haberiniz var

ne önünüzden
kara bir tabut
gibi geçen geceden.

sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler
yalan aşklarınız da.

                               

BEHCET AYSAN


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ARTHUR RIMBAUD---"CEHENNEMDE BİR MEVSİM"1/1/2000

               

CEHENNEMDE BİR MEVSİM

Aldanmıyorsam bir zamanlar hayatım,önüne
bütün gönüllerin açıldığı, yoluna bütün şarapların
döküldüğü bir şölendi.
Bir akşamdı dizimi oturttum Güzelliği-Terslik
edecek oldu-İler tutar yerini bırakmadım ben de.
Bayrak açtım adalete karşı.
Aldım başımı kaçtım. Ey büyücüler, size ey
bahtsızlık, ey nefret, hazinem size emanet.
Azmettim, söndürdüm içerimde insan ümidi adına
ne varsa. Bir yırtıcı hayvan amansızlığıyla atıldım
üzerlerine boğayım diye cümle sevinci.
Cellatlara seslendim, ısırayım diye ölürken
mavzerlerin kabzalarını. Seslendim salgınlara,
boğsunlar istedim, kan içinde, kum içinde beni. Tanrı
bildim musibeti. Gırtlağıma kadar battım çamurlara.
Cürümün ayazında kurundum. Hop oturup hop
kaldırdım çılgınlığı.
Bana baharın getirdiği iğrenç bir budala kahkahasıydı.
Derken az önce işte, bir de baktım ki kıkırdamak
üzereyim; aklıma eski şölenin anahtarlarını aramak
geldi, dedim belki de yeniden heveslenirim.
Hayırmış meğer o anahtarın adı-Anlaşıldı ben bir
düşteymişim.
"Sen canavar kalacaksın..." falan filan... atıp
tutmaya başladı başıma bu şirin hasırları ören şeytan.
"Ölümüne sürsün cümle iştahın, bencilliğin, cümle
bağışlanmaz günahın."


Ah, canıma yetti arttı-Kuzum şeytan, ne olur daha
bir öfkesiz bakıver de benden yana ufak tefek, yolda
kalmış alçaklıklar vara dursun, sen ki yazarda tasvir,
öğreticilik vergilerinin yokluğuna vurgunsun, senin için
kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları.

                      

ARTHUR RIMBAUD

Çeviri:İlhan Berk(?)


 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

LORD BYRON---"AUGUSTA'YA MEKTUP"1/1/2000

            

AUGUSTA'YA MEKTUP

-IV-

Tüm hata benimdi ve bunun meyvesi benim,

Dünyaya gözümü açtığım ilk günden beri

Bir savaştı hayatım,ve bana birinci gün

Yolunu şaşırmış alınyazısı verildi;

Zaman zaman bu savaşı acımasız buldum

Silkip atmak istedim bu çamurdan bedeni;

Oysa şimdi yaşamak istiyorum az daha

yalnızca gelecekleri görmek  için başıma .

      

LORD BYRON

Çeviri:Erdoğan-Tozan Alkan


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FRIEDRICH HOLDERLIN---"AYRILIŞ"1/1/2000

 

AYRILIŞ

                                                       

Yüz karasıyla ölürsem,gönlüm öcünü almazsa

Küstahlardan,ruhun

Düşmanlarınca yenilip

Girersem ödlek mezarına,

                                                             

O zaman unut beni,ah o zaman sen de kurtarma

Benim adımı yıkımdan,iyi yürek! O zaman

Kızarsın yüzün, ey beni

Sevmiş olan, fakat ancak o zaman!

                                                                        

Ama  bilmiyor muyum ben? Yazık! Ey seven

Koruyucu ruh,senden uzakken,çeke kopara

Oynarlar hemen yüreğin telleriyle

Ölüm ruhları.

                                                     

Ağarın öyleyse,ey perçemleri gözüpek

Gençliğin! Bugün olsun yarın olacağına,

.......

                                              

.......

... burda,ıssız yol kavşağında,

Ağrının,öldürücü ağrının

Beni aşağlara fırlattığı yerde.

                                                                    

FRIEDRICH HOLDERLIN

Çeviri. A.Turan Oflazoğlu

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

TEVFİK FİKRET---"HALÛK’UN AMENTÜSÜ "1/1/2000

 

                            

HALÛK’UN AMENTÜSÜ

Varlıkları yaratan bir güç var; ulu ve arınmış,
Kutsal ve yüce; ona vicdanla inandım.

Toprak vatanım, insan soyu milletim... İnsan
İnsan olur ancak, bunu iz’anla,inandım.

Şeytan da biziz, cin de, ne şeytan ne melek var;
Dünya dönecek cennete insanla, inandım.

Yaratılışta gelişme evvelden beridir; bu olgunluğa
Tevrat ile, İncil ile, Kur’anla inandım.

İnsanoğlu birbirinin kardeşi... Hülya!
Olsun, ben o hülya’ya da bin canla inandım.

İnsan eti yenmez; bu teselliye içimden
-Bir an için atalarımı unutmakla – inandım.

Kan şiddeti , şiddet kanı besler; bu düşmanlık
Kan ateşidir; sönmeyecek kanla, inandım.

Elbet şu mezar ömrünü bir şıklı mahşer
Tâkip edecektir, buna imanla inandım.

Aklın büyüleyen mûcizeleri önünde
Bâtıl geçecek yerlere hüsranla, inandım.

Karanlık sönecek, doğruluğun ışığı birdenbire
Bir yanardağ gibi patlayacak, inandım.

Kollar ve boyunlar çözülüp bağlanacak hep
Yumruklar, o gürültülü zincirle, inandım.

Bir gün yapacak fen şu siyah toprağı altın;
Her şey olacak bilginin gücüyle... inandım.

                 

TEVFİK FİKRET

Çeviri:Hilmi Haşal


 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

F.HOLDERLIN---"BUNU HİÇ SORMA BANA..."1/1/2000

 

******

Bu dünyanın hoş şeylerini tattım ben,
Gençliğin sevinçleri ne uzun! Ne uzun! Akıp gitti.
Nisan ve Haziran ve Temmuz çok uzakta,
Bir hiçim artık ben,
Yaşamaktan hoşlanmıyorum artık.
Ah, yeşil ağaçların
Bir meyhane levhasındaki gibi
Durduğu şu hoş manzaranın
Önünden geçip gidiyorum.
Çünkü sakin günlerin huzuru
Çok etkiliyor beni.
Bunu hiç sorma bana,
Eğer cevap vereceksem.

F.HOLDERLIN


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FRIEDRICH NİETZSCHE---"YENİ DENİZLERE DOĞRU"1/1/2000

 

YENİ DENİZLERE DOĞRU

                                                                            

Oraya gitmek istiyorum, oraya
Artık güvenim var koluma, kendime
Önümde uzanan açık deniz
Bir gemi taşıyor beni engine.

Her şey pırıl pırıl, daha yeni
Uyur mekânda, zamanda öğle vakti
Yalnız senin gözlerin, ey sonsuz!
Senin bakışın seyreder beni.

FRIEDRICH NİETZSCHE
Çeviri: Selâhattin Batu



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FURUĞ FERRUHZAD---"YERYÜZÜ AYETLERİ"1/1/2000

YERYÜZÜ AYETLERİ

O zaman
Güneş soğudu
Ve bereket topraklardan gitti

Ve çöllerde yeşillikler kurudu
Ve balıklar denizlerde kurudu
Ve toprak
Ölülerini kabul etmez oldu artık.

Bütün solgun pencerelerde gece
Belirsiz bir düşünce gibi
Birikiyor durmadan ve taşıyordu
Ve yollar
Sonlarını karanlığa bıraktılar

Kimse aşkı düşünmez oldu.
Kimse düşünmez oldu yengiyi
Kimse
Hiçbir şey düşünmez oldu artık.

Mağaralarında yalnızlığın
Uyumsuzluk doğdu
Afyon ve esrar kokusuyla kan,
Başsız çocuklar doğdu
Gebe kadınlardan.
Koştular mezarlara sığındılar
Beşikler
Utançlarından.

Kötü günler geldi ve karanlık
Yenilince ekmeğe şaşırtan gücü
Tanrı elçiliğinin
Kaçtılar adanmış topraklardan
Aç ve sefil peygamberler.
İnsanın kaybolmuş kuzuları
Çobanın seslenişini duymaz
oldular
Çöllerin cennetinde.
Aynaların gözlerinde sanki
Tersine yansıyordu renkler
Kıpırtılar, davranışlar, görüntüler

Bir şemsiye gibi tutuşuyordu
Başlarında aşağılık soytarıların
Utanmaz yüzlerin orospuların
Tanrının o kutsal ışık çemberi

Bataklıkları alkolün
Ağulu buharlarıyla buruk
Çekti derin köşelerine
Durgun aydınlar yığınını
Kemirdi aç gözlü fareler
Altın yapraklarını kitapların
Eskimiş raflarda, dolaplarda.

Güneş ölmüştü
Güneş ölmüştü ve yarın
Uslarında küçük çocukların
Yitik, belirsiz bir kavramdı.
Defterlerine sıçrayan kapkara
İri bir mürekkep lekesiyle
Anlatıyordu çocuklar
Tuhaflığını bu eskimiş sözcüğün.

Zavallı halk
Yüreği ölgün, bitmiş, dalgın
Huzursuz ağırlığı altında ölü
gövdesinin
Bir yerden bir yere sürünüyordu
Ve önlenmez cinayet isteği
Durmadan büyüyordu ellerinde.

Kimi zaman ufacık bir kıvılcım
Bu cansız ve sessiz topluluğu
Ta içinden dağıtıyordu birden.
İnsanlar saldırarak birbirlerine
Biri karısının boğazını
Kör bir bıçakla kesiyordu
Bir ana birer birer çocuklarını
Tandırın ateşine atıyordu.

Boğulmuş kendi korkularında
Ürkütücü duygusu suçluluğun
Öldürdü öldürdü kör ruhlarını
Ve çocukları.

Ne zaman bir tutsak asılırken
Darağacının yağlı halatı
Korkudan kasılan gözlerini
Sıkarak dışarıya fırlatsa
Onlar dalardı içlerine
Şehvetle titreyen bir düşünceden
Gerilirdi yaşlı, yorgun sinirleri.

Ama her zaman alanın kıyısında
Bu küçük canileri görürdün
Durmuşlar ve dalgın bakıyorlar
Fıskiyelerden suyun durmaksızın akışına.
Ola ki gene de arkasına
Ezilmiş gözlerinin ve donmuş derinlerde
Yarı canlı bir küçük şey karışık,
Kalmıştır.
Güçsüz bir çırpınışla istiyordu
İnanmayı su sesinin doğruluğuna

Ola ki...
Ola ki.. ama ne sonsuz boşluk...
Güneş ölmüştü
Kim bilebilirdi artık
Yüreklerden kaçan o üzgün
güvercinin
İnanç olduğunu...

Ah tutsağın sesi...
Büyüklüğü senin umutsuzluğunun
Işığa bir küçük yol açmayacak mı
Bu uğursuz gecenin bir köşesinden?
Ah tutsağın sesi...

FURUĞ FERRUHZAD
Çeviri: Onat Kutlar - Celal Hosrovşahi


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HENRI MICHAUX---"ÖLÜM MÜDÜR BU YAKLAŞAN? "1/1/2000

           

BULANTI MI
ÖLÜM MÜDÜR BU YAKLAŞAN?

İndir bayraklarını, kalbim
Yeter çarpıştığımız,
Ömrümü noktala artık.
Ödlek diyemezler bize
Elimizin erdiğince yaşadık.

Ah ruhum,
Gitmek midir niyetin kalmak mı?
Bildir kararını.
Her yanımı yoklayıp durma öyle.
Bir çekip bırakma gövdemi
Söyle kararını.

Sorma bana, hiç hâl kalmadı bende.

Azrail Hazretleri,
Ne küfrettim ne de yaltaklandım zâtınıza
Acıyınız bana, kaç kez yalınayak başıkabak yola çıkmış bu yolcuya
Üstelik ne bir öğretenim oldu, ne param, şan şeref desem uğramadı yanıma.
Gücünüzden suâl olunmaz sizin, ve hiç kimse geçemez sizi tuhaflıkta
Acıyınız daha hendeği atlamadan, size eşkâlini sunan bu kaçığa
Onu havadayken yakalayın
Bırakın, becerebilirse azcık, hazırlasın kendisini, sizin huyunuza suyunuza
Ve n’olur elinden tutuverin biraz zahmet olmazsa.

HENRI MICHAUX
Çeviri: İsmet Özel


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

LO MEN ---"KEMANIN DÖRT TELİ "1/1/2000

KEMANIN DÖRT TELİ

Çocuklukta, gözlerin sonsuz kadar maviydi.
Şimdi gençlik, tek başına bir ardıç kuşunun
Öttüğü bahçedir onlar.
Orta yaşta, fırtınalı bir denizi andıracaklar.
Yaşlılık, karasevdaya döndürecek gözlerini
Yalnız, yapayalnız olacaklar
Perde kapandıktan sonraki sahne gibi.

LO MEN
Çeviri: İsmet Özel



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CHRISTINA ROSETTI---"AĞIT"1/1/2000
AĞIT

Gün gelipte ben ölünce, bir tanem
Ne arkamdan ağıtlar yakılsın
Ne bir servi boy atsın
Ne de yanıbaşımı güller sarsın
Yeşil çimeni sen ol toprağımın
Yağmur tanelerinden ıslak
Sonra da istersen hatırla
İstersen de unut.

Hava kararacak, görmeyeceğim
Yağmur yağacak, hissetmeyeceğim
Bir bülbül sesi yanık,
Ve ben duymayacağım
Arkasında güneş doğmayan
Karanlıkta bir hayal misali
Belki hatırlayacağım
Belki unutacağım.

CHRISTINA GEORGINA ROSETTI
Çeviri:Oktay Eser


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ALEKSANDR BLOK---"GECE. ŞEHİR UYUMUŞ"1/1/2000
GECE. ŞEHİR UYUMUŞ.

* * *

Gece. Şehir uyumuş.
Kocaman pencerenin ardında
Can çekişen bir adam gibi
Sakin, heybetli.

Camın önünde kederli biri
Küsmüş talihine,
Göğsü bağrı açık
Yıldızlarda gözleri.

-Yıldızlar, yıldızlar!
-Nedir kederimin sebebi?

Yıldızlarda gözleri.

-Yıldızlar, yıldızlar!
-Nereden geliyor bu keder?

Ve yıldızlar konuşuyor
Anlatıyorlar her şeyi.

ALEKSANDR BLOK
Çeviri: Melih Cevdet ANDAY - Erol Güney




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

F.PESSOA---"DALGIN VE ÖTESİZ"1/1/2000
DALGIN VE ÖTESİZ

Dalgın ve ötesiz berisiz
Ve de tanımaksızın
Yüzüyorum ölü denizinde
Kendi varlığımın.

Suyu hissettiğimden
Hissediyorum sıkıntıyı...
Görüyorum seni, ey çalkantı,
Hayat-huzursuzluk...
Bana has yelkenler ki...
Çark etmiş dümeni...
İnsan sureti gibi soğuk
Yıldızlı bir gökyüzü.

Gökyüzüyüm ben, rüzgârım...
Gemiyim ve denizim...
Hissediyorum ki ben değilim...
Yadsımak isterim onu.

F.PESSOA
Çeviri : Adnan Özer





(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ENDRE ADY---"BAKIŞINI İÇİMDE SAKLIYORUM"1/1/2000
BAKIŞINI İÇİMDE SAKLIYORUM

Elini tutup çekiyorum
Yaşlanmakta olan elimle
Saklıyorum bakışlarını
Feri sönmüş gözlerimde.

Korkunun kovaladığı bir yaban hayvan gibi
Varıp geldim yamacına
Hep sıkıntı ve ürkü içinde
Bekliyorum seninle aha.

Elini tutup çekiyorum
Yaşlanmakta olan elimle
Saklıyorum bakışlarını
Feri sönmüş gözlerimde.

Neden ve henüz bilmiyorum
Ne güne dek senin kalacağımı
Elini tutuyorum ve işte
İçimde saklıyorum bakışlarını.

ENDRE ADY
Çeviri: Tahsin Saraç


Dada Verd | 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EDWARD E. CUMMINGS---"SEVGİLİM"1/1/2000

SEVGİLİM

sevgilim
kralı karanlık olan
bir ülkedir senin saçların
alnın çiçeklerin bir havalanışı

başın dipdiri bir ormandır senin
uyuyan kuşlarla dolu
oğul oğul ak arıdır memelerin
dalı üstünde gövdenin
gövden nisandır benim için
koltukaltlarında ilkbaharın gelişi

kralların arabasına koşulmuş
ak atlardır kalçaların
ve has bir ozanın mızrap vuruşlarıdır
aralarında her zaman tatlı bir ezgi

sevgilim
başın kutusudur
aklın olan o serin mücevherin
başındaki saç yenilgi bilmeyen
bir yiğittir
omuzlarındaki saçlar
zafer davullarıyla yürüyen bir ordu

düşlerin ağaçlarıdır bacakların
meyvesi unutkanlığın özü

kızıllar giyinmiş satraplardır dudakların
öpüşü kralları birleştiren
bileklerin
kutsaldır
kanının anahtarlarının bekçileri
gümüş vazolardaki çiçeklerdir ayak
bileklerinin üstü

güzelliğinde flütlerin ikilemi

gözlerin aldatışı çanların
günlük kokuları arasından sezilen

EDWARD ESTLIN CUMMINGS
Çeviri : Cevat Çapan


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CZEWLAW MILOSZ---"MUTLU BİR HAYAT"1/1/2000

MUTLU BİR HAYAT

Bereketli hasatların olduğu yıllara rastladı yaşlılığı.
Ne depremler vardı, ne kuraklık, ne de sel baskınları.
Sanki bir düzene girmişti mevsimlerin değişmesi,
Yıldızlar daha parlak, güneş daha güçlüydü.
En uzak illerde bile savaşlar sürmüyordu artık.
Birbirleriyle dost geçinen kuşaklar yetişmişti.
Alay konusu olmaktan çıkmıştı insanın akılcı yanı.

Acı geliyordu ona böyle yenilenmiş bir dünyaya veda etmek.
Utanç ve kıskançlık duyuyordu kuşkusundan,
Yaralı belleği de kendisiyle yok olacak diye mutluydu.

Ölümünden iki gün sonra bir kasırga kavurdu kıyıları.
Yüz yıldır sönmüş duran yanardağlardan dumanlar tüttü.
Lavlar yayıldı ormanlara, bağlara, kasabalara.
Ve savaş başladı adalardaki bir çatışmayla.

CZEWLAW MILOSZ
Çeviri : Cevat Çapan


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FRIEDRICH NİETZSCHE---"YURTSUZ"1/1/2000

YURTSUZ

Dört nala koşan atlar
Uzaklara götürür beni,
Korkmadan, doludizgin.
Gören tanır beni,
Ve tanıyan
Yurtsuz Adam diye seslenir.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey parlak yıldız!

Kimse bana soramaz,
Nerelisin diye.
Asla bağlanmadım bir yere
Ve geçip giden zamana.
Özgürüm kartallar gibi.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey tatlı Mayıs!

Neden inanayım ki?
Bir gün öleceğime,
Kekre ölümü öpeceğime.
Mezara mı düşeyim,
Bir daha içmeyeyim mi
Yaşamın nazenin köpüğünü?
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey renkli düş!

FRIEDRICH NİETZSCHE
Çeviri: Kenan Hanok


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

AHMET HAMDİ TANPINAR---"MAVİ,MAVİYDİ GÖKYÜZÜ"1/1/2000

                 

MAVİ,MAVİYDİ GÖKYÜZÜ

                                  
Mavi, maviydi gökyüzü
Bulutlar beyaz, beyazdı
Boşluğu ve üzüntüsü
İçinde ne garip yazdı...

Garip, güzel, sonra mahzun
Işıkla yağmur beraber,
Bir türkü ki gamlı, uzun,
Ve sen gülünce açan güller.

Beyaz, beyazdı bulutlar,
Gölgeler buğulu, derin;
Ah o hiç dinmeyen rüzgar
Ve uykusu çiçeklerin.

Mor aydınlıkta bir çınar
Veya kestane dibinde;
Mahmur süzülen bakışlar
İkindi saatlerinde...

Birden gülümseyen yüzün
Sabahların aynasında
Ve beni çıldırtan hüzün
İki bakış arasında.

Kim bilir şimdi nerdesin?
Senindir yine akşamlar;
Merdivende ayak sesin
Rıhtım taşında gölgen var.

             

AHMET HAMDİ TANPINAR


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ROBERT FROST---"YOL İKİYE AYRILDI"1/1/2000

           

YOL İKİYE AYRILDI

          
Yol ikiye ayrıldı güze batık ormanda,
Gezemediğim için üzgünüm ikisini de
Bir gezgin gibi tek başına, uzun süre
Durdum, baktım en uzaktaki yola
Bükülüyordu çalılıkların arasında;

Ardından ötekine saptım güzellikten nasipli,
Kim olsa onu seçmez miydi zaten,
Çimenlerle kaplıydı fethedilmekti niyeti;
İşin doğrusu yolların her ikisi de
Gerçekte eşit ölçüde aşınmıştı,

Ve ikisinde de seher eşit uzanırdı
Yapraklara, ayak altında kararmamıştı renkleri
Âh, ilkini bir başka güne bıraktım!
Anlamadan bir yolun başka bir yola kavuştuğunu,
Kararsızdım gidersem dönemem asla geri.

Anlatacağım derin bir âh ile bu durumu
Yıllar yılı her yerde her zaman:
Yol ikiye ayrılmıştı ormanda ve ben--
Daha az katedilmiş olanı seçtim,
Ve bütün ayrımı yaratan da buydu.

ROBERT FROST

Çeviri: T.Asi Balkar

-------

THE ROAD NOT TAKEN

two roads diverged in a yellow wood,
and sorry i could not travel both
and be one traveler, long i stood
and looked down one as far as i could
to where it bent in the undergrowth.

then took the other, as just as fair,
and having perhaps the better claim,
because it was grassy and wanted wear;
though as for that the passing there
had worn them really about the same.

and both that morning equally lay
in leaves no step had trodden black.
oh, i kept the first for another day!
yet knowing how way leads on to way,
i doubted if i should ever come back.

i shall be telling this with a sigh
somewhere ages and ages hence:
two roads diverged in a wood, and i--
i took the one less traveled by,
and that has made all the difference

ROBERT FROST


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

YORGO SEFERIS---"YADSIMA"1/1/2000

                  

YADSIMA

Bir güvercin gibi ak
o gizli kıyıda
susadık öğle üzeri:
ama tuzluydu sular.

Sarı kumların üstüne
adını yazdık onun,
ama bir rüzgâr esti denizden
ve silindi yazılar.

Nasıl bir ruh, bir yürek,
nasıl bir istek ve tutkuyla
yaşadık:yanılmışız!
Değiştirdik öyle yaşamayı.

                 

YORGO SEFERIS

Çeviri : Cevat Çapan

...........

Yalnız kalmak isteseydim, sessizlik
Olurdu aradığım, yoksul ufukta
Bu çizgilerin, bu renklerin, bu suskunluğun
Ruhumu parça parça edeceği umudu değil.

........ (Destansı Öykü'den -IX-)


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

SAİT FAİK ---"KILIÇ BALIĞININ ÖYKÜSÜ"1/1/2000

 

                      

KILIÇ BALIĞININ ÖYKÜSÜ

bu bir kılıç balığının öyküsüdür
yazılmasa da olurdu
ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyordu
sürünün içinde bende vardım
sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum
nedense gitmiyordu kulağımdan; bir türlü
ağ var! sesleri
deniz kızı girmiş düşüme ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir oyana bir bu yana
siz yok musunuz siz; derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığımı dibin
yakamoz içinde bıraktım suları
Ah! aysız gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası
atın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iğ gözlerimde; kılıcımda hüzün
satın beni satın beni
rakı için!

SAİT FAİK ABASIYANIK


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

KONSTANTIN M.SIMONOV---"BEKLE BENİ1/1/2000

 

BEKLE BENİ

 

bekle beni, döneceğim
bütün gücünle bekle.
bekle, sarı yağmurlar
hüzün getirdiğinde.
bekle karda, tipide
bekle, bunaltırken sıcak
bekle, kimseler beklemezken
geçmişi unutarak.
bekle uzak yerlerden
mektup gelmez olduğunda.
bekle, birlikte bekleyenler
beklemekten usandığında.



döneceğim, bekle beni
ve iyilik dileme
artık unutmak gerektiğini
söyleyenlere.
varsın oğlum ve anam
yok olduğuma inansınlar,
varsın, yorulup beklemekten
otursun ateşin başına dostlar
içsinler o acı şaraptan
rahmet dileyerek yitene
bekle. o şaraptan
içmekte acele etme.



bekle beni, döneceğim
tüm ölümlerin inadına.
varsın, beklemeyenler
yorsunlar bunu şansa.
anlamayacak onlar
nasıl ortasında ateşin
kurtardı beni
senin bekleyişin.
nasıl sağ kaldığımı
ikimiz bileceğiz sadece:
başardın beklemeyi sen
kimsenin bekleyemediğince.
     

KONSTANTIN M.SIMONOV

Çeviri: Ataol Behramoğlu



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

R.TAGORE---"OYUN"1/1/2000

OYUN

          

Kurtulduk dostlarım, çalışma korkusundan
Çalışmak oyundur biliriz çünkü
yaşam oyunu
Oyundur, vuruşmak, döğüşmek
yaşam ölüm arası
Oyundur, ışığın gülüşünde parlayan
sonsuz gönül içre
rüzgarda kükreyen
ve kabaran denizde.

R.TAGORE

Çeviri: Gökhan Oflazoğlu

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

METİN ALTIOK---"İZİN VERİN DE"1/1/2000
İZİN VERİN DE
Benim bu dünyada bir yerim olmadı,
Kuytu gövdemi saymazsak eğer.
Gövdem ki varla yok arası,
Hem varlığa, hem yokluğa değer.
Ama yüreğim hiç solmadı.

Bir gül koklayayım izin verin de.

Ben yaşama da, ölüme de inandım;
Tamamlarlar sanırdım eksiklerimi.
Çarşıları hep birlikte gezerdik;
Biri dostumsa, sevgilimdi öteki.
İkisinin adını yanyana andım.

Bir soluk alayım izin verin de.
METİN ALTIOK

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

NECİP FAZIL KISAKÜREK---"BEKLENEN"1/1/2000

 

BEKLENEN

                       

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti  istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

NECİP FAZIL KISAKÜREK 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ÖZDEMİR ASAF---"KELİMELER..."1/1/2000
KELİMELER...
Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
Bulacak sanıyordu yenilikleri.
Her an bir yeni su vardı,
Her yeni suda bir yeni an.
Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu köpüklerle renkler	
Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.
Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.
Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
Hani, eski kelimelerle olmasa
İnsanın ömrünce devam edecek.
Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Anladı,ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
Yeni rüzgarlarla esen yeni korkulara
Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.
Anladı, bütün olmuşlarla olanların
Ve bütün olacakların
O kelimelerin içinde
Kendisine varmadan eskidiğini.
ÖZDEMİR ASAF




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

NAZIM HİKMET---"YAPIYLA YAPICILAR"1/1/2000

YAPIYLA YAPICILAR

 

Yapıcılar türkü söylüyor,

                  yapı türkü söyler gibi yapılmıyor ama.

Bu iş biraz daha zor.

 

Yapıcıların yüreği

             bayram yeri gibi cıvıl cıvıl,

ama yapı yeri bayram yeri değil.

Yapı yeri toz toprak,

çamur, kar.

Yapı yerinde ayağın burkulur,

                            ellerin kanar.

Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli,

                                         her zaman sıcak,

ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak,

ne herkes kahraman,

ne dostlar vefalı her zaman.

 

Türkü söyler gibi yapılmıyor yapı.

Bu iş biraz daha zor.

Zor mor ama

            yapı yükseliyor, yükseliyor.

Saksılar konuldu pencerelere

                               alt katlarında.

İlk balkonlara güneşi taşıyor kuşlar

                               kanatlarında.

Bir yürek çarpıntısı var

her putrelinde, her tuğlasında, her kerpicinde.

Yükseliyor

                 yükseliyor

yükseliyor yapı kanter içinde.

        

NAZIM HİKMET


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EZRA POUND---"ÇAYHANE"1/1/2000
ÇAYHANE
Çayhanedeki kız
		Eskisi gibi güzel değil.
Ağustos yıpratmış onu.
Merdivenlerden öyle ürkek çıkmıyor artık;
Evet, o da orta yaşa gelecek,
Ve bizlere serpiştirdiği gençlik ışığı
		Çöreklerimizi getirirken
Artık serpilmeyecek.
O da orta yaşa gelecek.
EZRA POUND
Çeviri: M.Cevdet Anday


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MURATHAN MUNGAN---"İZİN"1/1/2000

         

İZİN 

              
Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin, derdi Öğretmenim. 
Bunca yıl, bunca yol, bunca hayat ve kitaptan 
sonra bütün kelimelerin altını çiziyorum 

-Öğretmenim, artık izin istiyorum. 

      

MURATHAN MUNGAN


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

GÜLTEN AKIN---"İLKYAZ"1/1/2000

İLKYAZ
 Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya  Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı Bakıp  kapatıyorlar Geceye giriyor türküler ve ince şeyler 
.........................
GÜLTEN AKIN

Dada Verd | 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

AHMET MUHİP DRANAS ---"FAHRİYE ABLA"1/1/2000

 

FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!


Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla.
Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!

        

AHMET MUHİP DRANAS





(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ATİLLA İLHAN ---"SULTAN-I YEGÂH"1/1/2000
 
SULTAN-I YEGÂH

şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
ATİLLA İLHAN

       

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

AHMET HAŞİM ---"MERDİVEN"1/1/2000

 

MERDİVEN

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...  Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...  Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller; Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?  Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...  AHMET HAŞİM


Dada Verd | 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

TURGUT UYAR---"UZAK KADERLER İÇİN"1/1/2000

 

UZAK KADERLER İÇİN
Birgün, bir yağmurla garip garip  -Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-  Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım  Alıp başımı gideceğim.
Asır yirminci asırdır, amenna  Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım  Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi  Uzaklar daha uzaklaşır  Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri  Sımsıcak sevgilere muhtacım. 
Bir gün alıp başımı gideceğim  -Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...-  Belimi bir ılık şal sarsın, mavi  Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız  Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin  Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.
Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm  Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde  Diyarı gurbette kanlı bir aşk  Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde  En uzak beyazlar,  En yakın ikindilerde, duygulu  Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam  İçip içip ağlasam...
Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?  Herkesin derdinden pay isterken.  Uzak kaderlerin suları çağlar simdi  Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.
Birgün, bir parkta otururken, biliyorum  Bir el yağmurla dokunacak omuzuma  Bir çift göz, bir davet, bir kalp  Çoluğu çocuğu terk edeceğim.  Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak 
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak  Toprak ve insan kokularıyla,  Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için  Başımı alıp gideceğim. 
TURGUT UYAR

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

BEHCET NECATİĞİL---"SEVGİLERDE"1/1/2000

 

SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.
                
BEHCET NECATİĞİL



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

AHMET HAMDİ TANPINAR---"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN.."1/1/2000

 

NE İÇİNDEYIM ZAMANIN

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim
Mavi masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

                        

AHMET HAMDİ TANPINAR




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

AHMET HAMDİ TANPINAR---"SELAM OLSUN"1/1/2000

 

SELAM OLSUN

Selam olsun bizden güzel dünyaya
Bahçelerde hala güller açar mı?
Selam olsun sonsuz güneşe, aya
Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına
Günlerin geçişi ardı ardına.
Hasretiz bir kanat şakırtısına
Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,
Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,
Dönmeyen gemiler olduk açıktan,
Adımızı soran, arayan var mı?

                                              

AHMET HAMDİ TANPINAR


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

SABAHATTİN ALİ ---"DAĞLAR"1/1/2000
DAĞLAR
Başım dağ, saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak;
İnsan sohbetleri yasak;
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Yelleri bana gönderin;
Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır
SABAHATTİN ALİ

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MELİH CEVDET ANDAY ---"ANI"1/1/2000
ANI
                       
Bir çift güvercin havalansa 
Yanık yanık koksa karanfil 
Değil bu anılacak şey değil 
Apansız geliyor aklıma 
Neredeyse gün doğacaktı 
Herkes gibi kalkacaktınız 
Belki daha uykunuz da vardı 
Geceniz geliyor aklıma 
Sevdiğim çiçek adları gibi 
Sevdiğim sokak adları gibi 
Bütün sevdiklerimin adları gibi 
Adınız geliyor aklıma 
Rahat döşeklerin utanması bundan 
Öpüşürken bu dalgınlık bundan 
Tel örgünün deliğinde buluşan 
Parmaklarınız geliyor aklıma 
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm 
Kahramanlıklar okudum tarihte 
Çağımıza yakışan vakur, sade 
Davranışınız geliyor aklıma  
Bir çift güvercin havalansa  
Yanık yanık koksa karanfil 
Değil unutulur şey değil 
Çaresiz geliyor aklıma. 
                     
MELİH CEVDET ANDAY


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EMILY DICKINSON---"KALBİM UNUTACAĞIZ ONU"1/1/2000

Kalbim , unutacağız onu,
Bu gece, sen ve ben.
Ben ışığı unutayım,
Onun sıcaklığını sen.
Unuttuğun vakit, söyle bana,
Ola ki düşüncem donar.
Acele et, oyalanırken sen,
Hatırlayabilirim onu tekrar.

Çeviri.:Anıl Meriçelli/Ahmet Necdet


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EMILY DICKINSON---"ÇİÇEĞİMDE GİZLİYORUM KENDİMİ"1/1/2000

Çiçeğimde gizliyorum kendimi,
Göğsünde taşıdığın, habersizce,
Beni de taşıdığından kuşku duymadan-
Ve melekler biliyor ötesini.

Çiçeğimde gizliyorum kendimi.
Vazonda soldukça,
Benim yerime hissediyorsun, kuşku duymadan
Neredeyse bir kimsesizliği.

Çeviri: Dost Körpe


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

J. I.de la CRUZ---"......"1/1/2000

 

 

****                                        

Sen ki ey gül,çayırda kızarıp

kurumlanıyorsun

kıpkırmızı,bürünmüş allara

kır şen ve hoş

ama mutsuz olacaksın

nice güzel olsanda.

                               

Juana Inés de la Cruz

Çev.   : Şadan Karadeniz

                                      


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

R.MARIA RILKE---"İTİRAF"1/1/2000

 

İTİRAF                                                                                                   

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  

İTİRAET, -düşlediğin bir ilkbahardı,

aydınlık ideallerle dolu bir dünya,

o zamanlar yaşamın parıltılar saçan kupasında

gençliğin henüz köpüren iksiri vardı.

                                                                   

Zavallı yüreğim! Sen kaçırdın mutluluğunu,

Kasvetli günler gelmekte,-ve de- geçmekte...

ve şimdi itiraf etmek istemiyor musun sen de,

düşlediğinin bir ilkbahar olduğunu?

                                                    

R.MARIA RILKE

Çev.   :Ahmet Cemal


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

RILKE---"HÖLDERLİN İÇİN"1/1/2000

HÖLDERLİN İÇİN

                                                                                    

Yazılmamıştır mola vermemiz en yakın duraklarda,

gerçekleşen düşlerle yetinmeksizin,sarılır ruh

      yenilerine,

sonsuzluktadır ancak durgun göllere varmak.

Bu dünyada ise düşmeyi sürdürmektir en büyük beceri.

Bir kez başarmış olma duygusunun baskınına uğrayıp,

kanatlanmaktır sezgilerin evreninde,hep daha derinlere.

                                                                                                 

Sana gelince,ey görkemli sihirbaz,senin iktidarına

bırakılmıştı bütün bir yaşamı tek bir imgenin

zorlayıcılığında yoğunlaştırmak,sen dile getirdiğinde,

bir kader gibi kapanırdı dize ve hafifinde bile

bir ölüm vardı,korkmazdın eşiğini aşmaktan,ne var ki,

elinden tutup götürürdü önünden giden Tanrı.

                                                                                      

Sen,ey değişken ruh,hepsinin en değişkeni! Hepsi de

nasıl yerleşmişler bir şiirin sıcaklığına,keyiflerine

bakarak,ve dolayısıyla karşılaştırılamayacak kadar zayıf.

Yalnızca sen ilerlemektesin ay gibi.Ve aşağıda senin

      ancak

vedalarda duyumsadığın,kutsal korkunun

      pençesindeki

manzara,senin gece yanın,aydınlanıp kararmakta.

Senden daha yüce adayanı olmadı,ne de bütüne daha

dokunulmamış,daha eksiksiz geri veren.Ve yine sen,

kutsal bir tutumla,hesabı yapılmamış yıllar bıyunca

oynadın sonsuz mutlulukla,sanki o mutluluk içte

değilmiş,sanki kimsenin olmaksızın,tanrının

      çocuklarınca

terk edilmiş,toprağın yumuşak çimlerinde

      yatıyormuşçasına.

En büyüklerin tutkuyla istedikleri,taş taş üstüne

      koyarak yaptın,

istekte bulunmaksızın: Yükseldi.Ama yıkılışı bile

      yanıltamadı seni.

Nasıl? Varsa böyle bir ölümsüz,

hâlâ kuşkuyla mı bakıyoruz ölümlüye?

Geleceğin mekânındaki

duyguları,geçici olandan

öğrenecek yerde?

                                                                             

R.MARIA RILKE

Çev.   : Ahmet Cemal

 


Dada Verd | 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

KOSTAS VARNALİS--"MEZAR YAZITI"1/1/2000

MEZAR YAZITI

Çocukluğum tatsız geçti ,gençliğim yokluk içinde,

her lokma acı, her yerde yabancı,düşman yabancı yerlerde.

Çıkıp gidemedim bütün yaşam boyu,

yayıldım tüm dünyaya ama sığdım üç karışlık yere.

KOSTAS VARNALİS


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FRIEDRICH HÖLDERLİN---"DİOTİMA"1/1/2000

 

 

DİOTİMA

 

Sen susarak katlanırsın,onlarsa anlamazlar seni

Ey kutsal varlık! Solar gidersin susarak;

Çünkü ah,boşuna ararsın barbarlar

Arasında yakınlarını günışığı içre,

 

Artık varolmayan o ince,büyük ruhları!

Fakat ivecendir zaman.Ama ölümsüz türküm,

Ey Diotima,görecektir o gönü,tanrılardan sonra

Kahramanlarla seni adlandıran,ve sana benzeyen!

 

FRIEDRICH HÖLDERLİN

 

Çeviri . A.Turan Oflazoğlu


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

DAGMAR NICK ---"YALNIZ "1/1/2000

YALNIZ

Biz hepimiz tarifsiz yalnızlıklar içindeyiz,
Çünkü derinliğimiz bilinmez başkasınca,
Duyulmaz sesimiz seslensek de bir dosta,
Büyür içerlere doğru benliğimiz.

Çoktan bırakılmış tanıdıklar gecemizde
Yürürüz bu dar çevrenin ortasından.
Soluk yüzleri düşlerimizde ağaran
Onlar ki kuytu sokaklar gibidir çok zaman
Bilmeyiz sırlarını o kadar geçeriz de.

Başkaları ne halde bilmeyiz hiçbirimiz.
Sayan kim komşusunun dilsiz gözyaşlarını?
Gören kim gecede pencereye dayalı,
Dalgın kendi aleminde sessiz ağladığını?
Biz hepimiz tarifsiz yalnızlıklar içindeyiz.

DAGMAR NICK

Çeviri : Behcet Necatigil


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

BERTOLT BRECHT---"DUYUMSADIĞIN HER ŞEYE "1/1/2000

DUYUMSADIĞIN HER ŞEYE

Duyumsadığın her şeye
En küçük önemi ver.

Söylemişti sensiz yaşayamayacağını
Unutma bunu, yeniden rastlarsan ona
Tanıyacaktır seni.

Bana bir iyilik yap, bu kadar çok sevme beni

Son kez sevildiğimde
Duymamıştım en küçük bir sevinç bile.

BERTOLT BRECHT


 

Dada Verd | 




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CHARLES BAUDELAIRE---"İNSAN VE DENİZ"1/1/2000
İNSAN VE DENİZ
Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;
Deniz aynandır senin, kendini seyredersin
Bakarken, akıp giden dalgaların ardından.
Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.

Haz duyarsın sulardaki aksine dalmaktan;
Gözlerinden, kollarından öpersin; ve kalbin
Kendi derdini duyup avunur çoğu zaman,
O azgın, o vahşi haykırışında denizin.

Kendi âleminizdesinizdir ikiniz de.
Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin;
Sırlarınız daima, daima içinizde;
Ey deniz, nerde senin o iç hazinelerin?

Ama işte gene de binlerce yıldan beri
Cenkleşir durursunuz, duymadan acı, keder;
Ne kadar seversiniz çırpınmayı, ölmeyi,
Ey hırslarına gem vurulamayan kardeşler!
CHARLES BAUDELAIRE
Çeviri : Orhan Veli Kanık




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PAUL ELUARD---"KARARTMA"1/1/2000
KARARTMA
 Kapılar tutulmuş neylersin Neylersin içerde kalmışız Yollar kesilmiş Şehir yenilmiş neylersin Açlıktır başlamış Elde silah kalmamış neylersin Neylersin karanlık bastırmış Sevişmezsin de neylersin.
PAUL ELUARD
Çeviren : Sabahattin Eyüboğlu

Dada Verd | 
  

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PAUL ELUARD---"ASIL ADALET"1/1/2000
ASIL ADALET
İnsanlarda tek sıcak kanun,
üzümden şarap yapmaları,
kömürden ateş yapmaları,
öpücüklerden insan yapmalarıdır.

İnsanlarda tek zorlu kanun,
savaşlara, yoksulluğa karşı
kendilerini ayakta tutmaları,
ölüme karşı yaşamalarıdır.

İnsanlarda tek güzel kanun,
suyu ışık yapmaları,
düşü gerçek yapmaları,
düşmanı kardeş yapmalarıdır.

Hep var olan kanunlardır bunlar,
bir çocukcağzın tâ yüreğinden başlar,
yayılır, genişler, uzar gider
t"a akla kadar.
PAUL ELUARD
Çeviri : A.Kadir


 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CHARLES BAUDELAIRE---"ALIP GÖTÜREN KOKU"1/1/2000

ALIP GÖTÜREN KOKU    (Parfum Exotique)

Gözlerim kapalı, bir sonbahar akşamında;
Sıcak göğsünün kokusunu içime çeker,
Dalarım; gözlerimden mesut kıyılar geçer,
Hep aynı günün ateşi vurur sularına.

Sonra birden görünür baygın, tembel bir ada;
Garip ağaçlar, hoş meyveler verir tabiat;
Erkeklerin biçimli vücutlarında sıhhat
Ve bir safiyet kadınların bakışlarında.

O güzel iklimlere sürükler beni kokun;
Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu;
Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun.

Burnuma kadar gelen hava kokular taşır.
Yemyeşil demirhindilerden gelen bu koku
İçimde gemici şarkılarına karışır.

CHARLES BAUDELAIRE

Çeviri : Orhan Veli Kanık


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

GEORG TRAKL---"GECEYE ŞARKI"1/1/2000
GECEYE ŞARKI
1  Bir nefesin gölgesinden doğma bizler  Dolanıp durmaktayız terk edilmişliklerde  Bizler, yani sonrasızlıkta yitirilenler,  Kurbanlarız, adandıklarımızı bilmezcesine.  Dilenciyiz sanki, yok benim diyebileceğimiz,  Kapalı kapılar önünde birikmiş delileriz.  Körler gibi kulak kabartmışız, içinde  Fısıltılarımızın yitip gittiği sessizliğe.  Hedefi olmayan yolcularız bizler,  Bulutlarız, rüzgârlarda dağılan,  Ya da ölümün soluğunda üşüyen çiçekler,  Yerimizden kopartılmayı beklemekteyiz.    2  Varsın, son acılar da somutlaşsın bende,  Savunmuyorum kendimi, ey karanlık güçler.  En büyük sessizliğin yolu sizlerden geçer,  O yoldan yürürüz en serin gecelere.  Soluğunuzla daha sesli alevlere boğmaktasınız beni,  Sabır! Yıldızlar kora dönüşürken, düşler kaymakta  Bize adlarını söylemekten kaçınan diyarlara,  Oralara ancak feda edersek girebiliriz düşlerimizi.    3  Sen ey kapkara yürek, ey karanlık gece,  Kimdir yansıtan, en kutsal zeminlerinizi,  Ve kötücülüğünüzün son vadilerini?  Acılarımız karşısında donup kalmış maske -  Acılarımız ve hazlarımız karşısında  Taştan bir gülümseme boş maskenin dudaklarında  Bir kaya, bütün ölümlülerin çarpınca kırıldığı,  Üstelik varlığı bize bile kapalı.  Ve sonra dikildiğinde karşımıza bir yabancı düşman,  Alaylarıyla aşağılayarak ölesiye didinmemizi,  O zaman daha bir hüzünlü olur şarkılarımız ezgileri  İçimizde ağlayan ise kalır anlaşılamadan.    4  Sensin, sarhoşluğu geçiren Şarap,  Ben, şimdi güzel danslarla kanamaktayım  Ve taçlandırmak zorundayım acımı çiçeklerle!  Bağrındaki en derin anlamın istediği buysa, ey gece!  Kucağındaki bir arpın telleriyim sanki,  Ve son acılarım uğruna şimdi  Senin karanlık şarkın boğuşmakta yüreğimde,  Beni ölümsüz kılıp, bir şişe çevirmekte.    5  Bu huzur - ey derin huzur!  Yok artık dini bütün çan sesleri,  Sen, ey acıların tatlı anası, sen -  Barışın, sanki ölümün enginliği.  Sar o serin ve sevecen ellerinle,  Sar bütün yaraları -  Böylece içten kanasınlar yalnızca -  Sen, ey  acıların tatlı anası!    6  Bırak, suskunluğum senin şarkın olsun!  Ne ifade edebilir ki fısıldayışları sana,  Hayatın bahçesinden ayrılmış bir yoksulun?  Bırak, hiç adın olmasın iç dünyamda -  Ruhumda oluşmuş, ama düşlerden yoksun,  Artık sesi kalmamış bir çan gibi,  Tatlı gelini acılarımın,  Ve uykularımın sarhoş gelinciği.    7  Toprakta ölüşlerini duydum çiçeklerin,  Ve havuzların sarhoş yakınmalarını,  Bir de çanların söylediği bir şarkıyı,  Gece, ve fısıldayan bir soru;  Ve bir yürek - yaralanmış ölesiye,  Yoksul günlerinin ötesinde.    8  Suskundu karanlık, beni söndürdüğünde,  Gün ortasında ölü bir gölgeydim -  O zaman çıkıp mutlulukların evinden  Yürüdüm gecenin derinliklerine.  Şimdi bir gölge oturmakta yüreğimde,  Bir gölge, hissetmeyen günün çoraklığını -  Ve dikenler gibi sana doğrulup gülümseyen,  Senden, yalnız senden yana, ey gece!    9  Ey gece, acılarımın önündeki dilsiz kapı,  Gör artık bu karanlık yara izinin kanadığını  Ve kabından taşmak üzere olduğunu çektiklerimin!  Ey gece, ben hazırım artık!  Ey gece, unutmuşluğun bahçesi, darmaduman,  Yoksulluğumun dünyaya kapalı ihtişamında,  Salkımlarla, dikenli çelenkler de solmakta,  Gel, ey en yüce zaman!    10  Bir zamanlar gülmüştü içimdeki şeytan.  Ben, bir ışıktım parıltılı bahçelerde,  Oyunlarla dansların eşliğinde,  Bir de aşkın şarabı, başımı uyuşturan.  Bir zamanlar ağlamıştı içimdeki şeytan.  Ben, bir ışıktım sancılı bahçelerde,  Kadere boyun eğişin eşliğinde,  Parıltısıyla, yoksulluğun evini nura boğan.  Şimdi ağlamadığına ve gülmediğine göre o şeytan,  Yitip gitmiş bir gölgeyim bahçelerde  Ve ölüm karası eşliğinde,  Boş gece yarısının  sessizliğiyle dolaşan.    11  Zavallı gülümsemem sana ulaşma çabasında,  Hıçkıran şarkım ise yitip gitmekte karanlıkta.  Artık yolumun sonuna varmak, tek istediğim.  Bırak gireyim senin tapınağına.  Bir zamanlar ki gibi, çılgınca ve dindarca  Ve sessiz bir duayla önünde eğileyim.   12  Geceyarısının derinliğinde, sen  Ölü bir sahilin suskun denizin yanında,  Ölü  bir sahil: Bir daha asla!  Gece yarısının derinliğinde, sen  Gece yarısının derinliğinde, sen  Gökkubbesin, bir zamanlar yıldızının parladığı,  Bir Gökkubbe, artık hiç bir Tanrı'nın çiçek açmadığı.  Gece yarısının derinliğinde, sen  Gece yarısının derinliğinde, sen  Döllenmeden kalansın sıcak bir rahimde,  Ve hiç can bulamamış, öylece!  Gece yarısının derinliğinde, sen
GEORG TRAKL
Çeviri : Ahmet Cemal

Dada Verd | 



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

N. A. NEKRASOV---"BAĞIŞLA"1/1/2000
BAĞIŞLA
Bağışla! Unut o yıkım günlerinin
Hüzünlerini, tasalarını, kızgınlıklarını,
Fırtınaları unut, unut gözyaşlarını,
O kıskançlığın gözdağlarını unut!

Ama aşk yıldızının
Üzerimize sevgiyle doğduğu
Ve bir yol açtığımız günleri coşkuyla,
Kutsa ve anımsa!
NIKOLAY ALEKSEYEVIC NEKRASOV
Çeviri : Arif Berberoğlu



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

OSIP MANDELSTAM---"O İNCECİK OMUZLARIN"1/1/2000
O İNCECİK OMUZLARIN
O incecik omuzların kırbaç altında
                kızarmak için,
kırbaç altında kızarmak ve alev alev yanmak için
   	kuru soğukta.

O çocuk parmakların ütüleri kaldırmak için,
ütüleri kaldırmak ve düğümler atmak için iplere.

Yumuşak tabanların kırık cam üstünde
               yürümek için,
kırık cam üstünde yürümek ve aşmak için
               kanlı kumları.

Ben de yanmak için varım adına dikilmiş kara
                 bir mum gibi,
yanmak için kara bir mum gibi yakarmaktan
  	korkup titreyen.
OSIP MANDELSTAM
Çeviri : Cevat Çapan


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CESAR VALLEJO---"ÂGAPE"1/1/2000
ÂGAPE
            
            Kimse gelmedi bugün bana sorular sormaya;
kimse bir şey istemedi benden bu ikindi.

	Bir tek mezarlık çiçeği görmedim
bütün o neşeli fener alayında.
Affet beni, tanrım: ne kadar az öldüm!

	Herkes, herkes geçip gidiyor bu ikindi
sorular sormadan bana, beni sormadan.

	Bilmiyorum ne unuttular, ellerimde
kalan bu fenalık yabancı bir nesne gibi.

	Kapıya çıkıp,
bağırmak istiyorum herkese:
Aradığınız biri varsa, işte burada!

	Bütün ikindilerinde hayatımın,
anlatamam ne kapılar kapandı yüzüme,
ve ruhum yabancı bir şeyle doldu.

	Kimse gelmedi bugün;
ve çok az öldüm bu ikindi.
CESAR VALLEJO
Çeviri : Erdal Alova



 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

GABRIELA MISTRAL---"DERİN UYKU"1/1/2000
DERİN UYKU
Uyandırmasın kimse
uyuyan bu çocuğu.
Bir zamanlar karnımda
böyle derin uyurdu.

O duru dinlenişten
açtırdım gözlerini,
yaslanıp göğsüme yine
uyuyakaldı şimdi.

Alnındaki damarlar
sanki atmıyor artık.
Minik yengeçler gibi ayakları,
gövdesi pembe bir balık.

Çiğ düşmüş olmalı
ıslak kirpiklerine.
Müzikle sallanıyor
kolları uykusunda.

Dere gibi usulca
akıyor nefesi.
Titriyor gözkapakları
defne yaprağı gibi.

Hiçbir şey söylemeyin
uyanıncaya kadar,
bırakın uyusun böyle,
çevresinde sığınaklar.

Bir sığınaktır çatı,
kapı bir başka sığınak,
kadın olan annesi,
annemiz olan toprak.

Bu sessizlik içinde
belki de öğrenirim
o uykuyu yeniden
nicedir yitirdiğim.

Her yanı duru sevgi,
derin uyku her yanı,
bırakın da kullansın
bu güzel armağanı.
GABRIELA MISTRAL
Çeviri : Ülkü Tamer


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

F. GARCIA LORCA---"ÖLÜ ÇOCUĞA GAZEL"1/1/2000
ÖLÜ ÇOCUĞA GAZEL
Her akşam üzeri bir çocuk ölür,
her akşam üzeri Granada'da.
Her akşamüzeri yerleşir de su
dostlarıyla konuşur baş başa.

Yosundan kanatları var ölülerin.
Bulutlu yel ve duru yel yan yana
süzülen iki sülündür kuleler üstünde,
gündüzse yaralı bir oğlan.

Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi
şarap mağarasında rastlayınca ben sana,
tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde
sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.

Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini
bir su devi yıkılınca dağlara.
Gövden, ellerimin mor gölgesinde,
bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.
FEDERICO GARCIA LORCA
Çeviri : Sait Maden


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

F. GARCIA LORCA---"ATLININ TÜRKÜSÜ"1/1/2000
ATLININ TÜRKÜSÜ
Kurtuba
Uzakta tek başına

Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba'ya

Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında

Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba'ya

Kurtuba
Uzakta tek başına
FEDERICO GARCIA LORCA
Çeviri :M.C.Anday-S.Eyuboğlu

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EZRA POUND---"TAVAN ARASI"1/1/2000
TAVAN ARASI
Gel, bizden iyi olanlara acıyalım.
Gel, dostum, hatırlayalım:
	Zenginlerin uşakları var, dostları yok;
Bizim dostlarımız var, uşaklarımız yok.
Gel, evlilere, bekârlara acıyalım.
Küçük ayaklarla girer şafak,
	Yaldızlı bir Povlova gibi
Ben tutkunun yanındayım.
Yaşamada daha iyisi yok
Bu duru serinlik saatinden,
	Beraber uyanmanın saatinden.
EZRA POUND
Çev.  : Ülkü Tamer



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PHILIPPE SOUPAULT---"ANDRE BRETON'A MEZAR TAŞI"1/1/2000

ANDRE BRETON'A MEZAR TAŞI

Bakışını gördüm
Gözlerini kapattığın zaman
Mahzun olmama izin vermedin
Ve ben bir şey yapmasam bile bol bol ağladım
Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin
Hiç ama hiç
Bir sürü adam çiçekler getirdi
Nutuklar bile söylendi
Ben hiçbir şey söylemedim
Seni düşündüm

PHILIPPE SOUPAULT

çev. : ORHAN VELİ


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

YVES BONNEFOY---"GERÇEK AD"1/1/2000
GERÇEK AD
Sen olan bu şatoya çöl diyeceğim,
Bu sese gece,yüzüne yokluk,
Ve sen bu kısır yeryüzüne düştüğünde
Hiçlik diyeceğim seni taşıyan şimşeğe.

Sevdiğin bir ülkedir ölmek. Geliyorum,
Ama hep karanlık yolların boyunca.
Yok ediyorum biçimini, istediğini ve belleğini,
Acıma bilmeyen düşmanınım ben senin.

Savaş diyeceğim sana ve savaşın
Gözüpekliğiyle davranacağım
Ve ellerime alacağım karanlık, delik deşik yüzünü,
Kalbime, fırtınanın aydınlattığı bu ülkeyi.

Bu koyu ışığın görünebilmesi için
Geceyle sarsılan dövülmüş bir toprak gerek.
Karanlık bir korudan gelir alevlerin coşkusu.
Sözlere bile bir öz gerek,
Bütün türkülerden öte bir kıyı.

Yaşayabilmen için ölümü aşmak gerek,
Akıtılmış kandır en arı varlık.
YVES BONNEFOY

Çeviri : Cevat Çapan


 



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ENDRE ADY---"PARİS'TEN GEÇTİ SONBAHAR"1/1/2000
PARİS'TEN GEÇTİ SONBAHAR

Dün, sessizce geçip gitti Paris'ten sonbahar.
Saint-Michel'e çıkan bir sokağı iniyordu
Yürüyordu sıcaktan uyuklayan ağaçların altında,
	Kararlı, bana doğru geliyordu.

Ağır adımlarla yaklaşıyordum Seine nehrine.
İçimde ölmüş ormanların ateşi şarkı söylüyordu.
Garip bir şarkı, acımasız, kan rengi
	Bana kendi ölümümden söz ediyordu.

Yanıma geldi sonbahar. Bir şeyler söyledi kulağıma
Saint Michel Bulvarı korkudan tir tir titriyordu
Ve yol boyunca şen şakrak yapraklar
	Neşe içinde dans ediyordu.

Bir an sürdü. Umarsamadı yaz, tınmadı bile,
Ve güz gülerek ayrıldı Paris'ten ruh gibi bir anda.
Geçip gitti. Ama bilen kimse yok olan biteni
	O ağır ağaçların altında benden başka.

ENDRE ADY

Çeviren: Özdemir İnce



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FERNANDO PESSOA---"ŞİİRLER"1/1/2000
ŞİİRLER

I
Bir kaçağım ben.
Doğduğum günden başlayıp
el etek çektim kendimden,
kıldım beni bana dönek.

Gerekliyken yorgun düşmek
aynı yerde olmaktan
neden yorgun düşmemek
kendine eşit olmaktan?

Ruhum bende kendini arar
uzaklarda gezerim,
Tanrı yardımcım olsun
ruhum beni asla bulamasın.

Kafeste yaşamaktır biricik olmak,
ben olmaksa hiç olmamak.
Kaçarak yaşayacağım hep - 
İyi ya da kötü böyleyim çünkü ben.


II
Sayısız insan yaşar içimizde,
hissetsem de düşünsem de bilemem
kim düşünür içimde kim hisseder.
Düşünceler ya da hisler için
yalnızca sahneyim ben.

Ruhsa, birden fazla var bende.
B e n' se benden daha fazlası.
Herkes kayıtsız oysa
yaşadığım hayata:
Susturuyorum onları,
kendim konuşurken.

Hislerim, hissetmediklerim -
onlardan doğup da birbiriyle
çelişenler. Farkına varmıyorum
hiçbir şeyin - yalnızca yaşıyorum ben,
olmak istediğime kimsenin bir sözü yok.
FERNANDO PESSOA
Çeviren : Enis Batur

 

 
 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FERNANDO PESSOA---"YOLA ÇIKMAK! YİTİRMEK ÜLKELERİ"1/1/2000
YOLA ÇIKMAK! YİTİRMEK ÜLKELERİ

Yola çıkmak! Yitirmek ülkeleri!
Bir başkası olmak süresiz,
Yalnız görmek için yaşamaktır
Köksüz bir ruhu olmak!

Kimseye ait olmamak, kendime bile!
Durmadan gitmek, sonu olmayan
Bir yokluğun peşinde
Ve ona ulaşma isteği içinde!

Böyle yola çıkmaktır yolculuk.
Ama ben açık bir yol düşünden öte,
Bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
Gerisi sadece gök ve toprak.

FERNANDO PESSOA
           
	


Türkçesi: Cevat ÇAPAN
 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

GABRIELA MISTRAL---"YALNIZ DEĞİLİM BEN"1/1/2000

YALNIZ DEĞİLİM BEN

Çıplak yatıyor gece
dağla deniz arasında.
Ama beşik sallayan ben
yalnız değilim!

Çıplak uzanıyor gök
ve düşüyor ay denize.
Ama seni bağrına basan ben
yalnız değilim!

Çıplak yatıyor dünya
ve ten hüzünlü.
Ama seni sarmalayan ben
yalnız değilim!

GABRIELA MISTRAL

çev.  : İsmail Hakkı Aksoy



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PABLO NERUDA---"UMUTSUZ BİR ŞARKI"1/1/2000

UMUTSUZ BİR ŞARKI

lll

Çamların çokluğu, dalgaların kırılmış uğultusu,
yalnızlık çanı ve ışıkların usul oyunu,
bebek gözlerine düşen alacakaranlık,
yeryüzü kabuğu, sende söyler şarkısını toprak!

Sende şarkı söyler ırmaklar ve üstünde
ruhum arzuladığın gibi ve istediğin yere doğru.
Yol çiz ki bana umut yayının üstünde
bir ok salvosu atayım sayıklamayla.

Sis kemerini görüyorum çevremde,
peşine sessizliğinin düştüğü izlenen saatlerimi,
sana, saydam taş kollarına demir atmıştır
öpücüklerim nemli arzumun yuvasında.

Ah! yankılanan ve ölerek düşen akşamda aşkın
rengini soldurduğu ve katladığı gizem sesin!
Böyle gördüm karanlık saatte tarlalarda
rüzgarın ağzı altında eğildiklerini başakların.

 

PABLO NERUDA

 

çev.  : Sait Maden(?)


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PABLO NERUDA---"BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM "1/1/2000

BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

PABLO NERUDA

Çeviren: Sait Maden



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MNASALKES---"BİR ÇEKİRGE İÇİN"1/1/2000

BİR ÇEKİRGE İÇİN

                         

Yatar,dinlerdim,ağaçların gölgesinde,

Sarı kanatlarının tatlı ezgisini.

Bereketli evleklere konmak yok artık

Artık o kanat türküsü bitti çekirge.

 

MNASALKES

Çeviri: Oktay Rıfat


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

VICTOR HUGO---"BOAZ UYKUDA "1/1/2000
 

BOAZ UYKUDA


Uzanmış uyumuştu Boaz, iş yorgunu;
Bütün gün didinmiş durmuştu harmanında;
Sonra serip her günkü yere yatağını
Uyumuştu Boaz, ölçeklerin yanında.

Epeyce tarlası vardı bu ihtiyarın;
Zengindi, ama hakkı hukuku bilirdi;
Rengi saftı değirmenindeki suların;
Cehennem odu değildi ocağındaki.

Gümüş sakalı Nisan çayına benzerdi;
Ne hasisti, ne de haset vardı içinde;
“Mahsustan düşürün de toplasınlar,» derdi
Ekin devşiren fakir kadınlar görünce.

Hiçbir vakit ayrılmamıştı doğru yoldan;
Fukara babasıydı, gönlü pek ganiydi;
Beyaz harmanisi kadar temiz bir vicdan.
Halka açık ambarları sebil gibiydi.

Babacandı, yakınlarına sıdkı vardı;
İşini bilirdi, eli açık olsa da;
Kadınlar gençlerden çok ona bakarlardı;
Gençler güzel ama olgunun hali başka.

O ki asıına dönmekte olan kişidir,
Geçer yalan dünyadan ebedî dünyaya;
Gencin gözündeki ihtiras ateşidir,
İhtiyarınkinde başka bir nur, bir ziya.

İşte böyle uyuyordu Boaz, gecede,
Ekin tınazları birer mâbede benzer;
Rençberler, üçer beşer, hepsi bir köşede;
Eski zamanlar, eski günlerdi o günler.

İsraillilerin başında bir hakim vardı;
Ömrü çadırlarda geçen adam, toprakta
Devlerin ayak izini görür, korkardı;
Toprak tufan sularıyla ıslaktı hâlâ.

Uyuyordu Boaz, Yakub’un, Yahuda’nın
Uyuduğu gibi, dalla örtülü üstü;
Birdenbire başı üzerinde, semanın
Aralanan kapısından, bir rüya gördü.

Bu rüyada Boaz’ın karnından bir meşe
Çıkıp ta mavi göklere yükseliyordu.
Bu bir nesildi, uzun bir zincir halinde;
Bir kıral doğuyor, bir tanrı ölüyordu.

Ve Boaz şöylece mırıldandı içinden:
“Ben nasıl olur da bu nesle baş olurum?
İhtiyarım; aşağı yukarı yaş seksen;
Ne bir karım var dünyada, ne de bir oğlum.

“Yıllarca koynumda yatan kadın, ey Tanrım
Benim evimdeydi senin evine gitti;
Gitti ama gene beraber sayılırım;
O yarı canlı, bense yarı ölü şimdi.

«Benden bir nesil doğacak! Nasıl olur bu?
Nasılolur da benim çocuklarım olur?
Genç olsam neyse, çünkü insan genç oldu mu
Geceden sıyrılan gün zaferle doludur.

«İhtiyarım, hazan yaprağı gibi kuru;
Karım yok, yalnızım, bir ayağım çukurda;
Belim bükülmüş, Tanrım, mezarıma doğru,
Nasıl eğilirse suya, susuz bir boğa.»

Böyle söylüyordu rüyada, vecd içinde;
Boaz, uykulu gözleri önünde Tanrı.
Ne bilsin çınar gül açtığını dibinde?
Onun da ayak ucunda bir kadın vardı.

O öyle uyurken Rut, Moab’lı bir kadın,
Ayak ucuna uzanmıştı, göğsü üryan;
Kimbilir ne hayr umuyordu bu adamın,
Büyük nuru getirecek uyanışından.

Ne Boaz’ın bu kadından haberi vardı,
Ne de Rut biliyordu Allah’ın emrini.
Etrafı otların hafif kokusu sardı,
Bu fısıltı dalgası Galgala şehrini.*

Muhteşem bir zifafa hazırlıktı gece.
Herhalde görünmez melekler uçuyordu;
Çünkü havadan arasıra ve gizlice
Kanada benzer mavi şeyler geçiyordu.

Boaz’ın nefesi yosunlar üzerinden
Akan suların sesine karışıyordu.
En güzeliydi dünyanın mevsimlerinden;
Tepelerde beyaz zambaklar açıyordu.

Rut dalgındı, Boaz uykuda, otlar kara;
Bir nabızdı sürülerin çıngırak sesi;
Gökten geniş bir rahmet iniyordu arza;
Arslanların suya gittiği saatlerdi.

Jerimadeth* ve Urida her şey rahat, sakin;
Loş semada yıldızlar yanıp sönüyordu;
Karanlığın çiçekleri içinde narin
Bir hilal parlıyor ve Rut düşünüyordu.

Hareketsiz bakıp duvağının altından;
Hangi Tanrı, ebedi yazın hasadında,
Giderken fırlatmış atmıştı bu altından
Orağı bu yıldız dolu gök tarlasına?

VICTOR HUGO


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FRIEDRICH HÖLDERLİN---"RUH HUZURU"1/1/2000
RUH HUZURU
 
İyi bir şeydir insanın uzaktan bakabilmesi hayata,
Ve anlayabilmesi hayatın kendini nasıl algıladığını,
Ayakta kalabilen, atıldıktan sonra tehlikenin kollarına,
Fırtınalarda ve rüzgârlarda yolunu bulabilmiş birisidir.
 
Ama güzelliği tanımış olmaktır daha da iyisi,
Bütün bir hayatın düzeni ve yüceliği olan güzelliği,
Harcanan çabaların zahmeti mutluluğun kaynağı olduğunda,
Ve bilmek, zaman içindeki onca zenginliğin adını.
 
Yeşillenmekte olan ağaç, dallarla örülü zirve,
Gövdenin üstündeki kabuğu saran çiçekler,
Tanrının doğasından gelme bir hayattır hepsi,
Çünkü üzerlerine eğilmiştir göğün bütün rüzgârları.
 
Ama meraklı insanlar kalkıp sorduklarında bana,
Bütün bunları hissedebilme cesaretinin anlamını,
Ne olduğunu kaderin, yücenin ve kazancın, derim ki
O zaman, hem yaşamak, hem de düşünmektir yaşadığını.
 
Eğer doğa yalın ve dingin yaratmışsa birini,
Bu bir uyarıdır insanoğluna neşeyle bakmam için,
Neden? Çünkü korkutur bilgeleri bile açıklık dediğin,
Ancak başkaları da gülüp şakalaşıyorsa tadabilirsin neşeyi.
 
Erkeklerin ciddiyeti, zaferler ve tehlikeler,
Kültürden ve bilinçten kaynaklanmadır bunların hepsi,
Hedef ise tektir: İyilerin en yücesi,
Kendisini varlığıyla ve güzel kalıntılarla belirler.
 
Bir seçkinler topluluğudur sanki bütün bunlar,
Onlardandır ne varsa anlatılmaya değer ve yeni,
Hiçbir zaman kaybolup gitmez eylemlerin gerçeği,
Tıpkı yıldızlar gibi, yaşam da görkem ve neşeyle parlar.
 
Gözüpek eylemlerdir yaşam denilen,
Yüce bir hedef, uyum dolu bir devinimdir,
Atılımlar ve adımlardır, mutluluk kaynağı erdemdir,
Ciddi iştir, ama katıksız gençliktir buna rağmen.
 
Pişmanlık ve geçmiş, bu yaşamda,
Temsilcisidir farklı bir varoluşun, biri yolunu
Açar zaferin, huzurun ve çekilmiş
Ne varsa yüce alanlara;
 
Ötekiyse sürükler işkencelere ve buruk acılara
Yaşamı hafife alanlar yıkılıp gittiklerinde,
Ve imgeyle yüz dönüştüğünde
İyi ve güzel davranamamış birinin yansısına.
 
Bir yanda algınabilirliği canlı varlığın,
Öte yanda kalıcılık, insan eliyle,
Neredeyse bir ikilemdir, biri adanırken yalnızca
Duygulara, ötekinin yolu uzanır acılara ve yaratıcılığa.
 
FRIEDRICH  HÖLDERLİN


Çeviri:
Ahmet CEMAL

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

OSIP MANDELSTAM---"YAŞIYORUZ AMA HİSSETMİYORUZ"1/1/2000
YAŞIYORUZ AMA HİSSETMİYORUZ
 
Yaşıyoruz, ama hissetmiyoruz artık bastığımız toprağı.
On adım öteden duyulmuyor konuştuklarımız.
 
Oysa ne zaman iki çift laf edecek olsa birileri,
Kremlin'in dağcısını* anmadan edemiyorlar.
 
Parmakları kalın tırtıllar gibi
ve ağır kurşun gibi dökülüyor ağzından kelimeleri.
 
Hamamböceği bıyığı sırıtıyor
ve pırıl pırıl çizmelerinin üstleri,
 
İnce boyunlu adamları sarmış çevresini,
bu insan bozuntularının soytarılıklarıyla oyalanıyor.
 
Biri ıslık çalıyor, biri miyavlıyor, biri inliyor,
Yalnız o parmağını bize sallıyarak kükrüyor.
 
İnsan karnına, alnına, şakağına, gözüne
nal fırlatır gibi durmadan emirler yağdırıyor.
 
Bu geniş omuzlu Kafkas Kocası, tatlı bir meyve gibi
dilinin üstünde yuvarlıyor her idam kararını.
 *Joseph Stalin
OSIP MANDELSTAM

Çeviri: 
Cevat ÇAPAN

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

RAFAEL ALBERTI---"SESİM KARADA ÖLÜRSE"1/1/2000
SESİM KARADA ÖLÜRSE
 
Sesim karada ölürse,
alın denize götürün,
kıyıda öylece bırakın.
 
Alın denize götürün,
ak bir savaş gemisine
sesimi kaptan yapın.
Süsleyin sesimi oy
nişanlarıyla gemicilerin:
 
yüreğimin üstüne demir
demirin üstüne yıldız
yıldızın üstüne rüzgâr
rüzgârın üstüne yelken!
 
RAFAEL ALBERTI
 
 
Çeviren : Cevat ÇAPAN

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

JULES SUPERVlELLE---"KÜÇÜK KORU"1/1/2000
 

KÜÇÜK KORU


Fransa’nın küçük bir korusuydum.
Kızıl yaban gelinciklerim vardı;
Talihten yana hiç gülmedi yüzüm,
Ah, kader başıma ne dertler sardı!

Korkum şu ki artık bir hatıradan,
Bir resimden başka bir şey değilim;
Yahut arta kalmış, bir maceradan;
Bir kokuyum belki, bilmem ki neyim?

Ben artık sadece birkaç çocuğun
Birkaç deli kadının aklındayım;
Onlar size daha iyi anlatır
Hikayemi, ben nasıl anlatayım?

Ama nerdeler onlar yeryüzünde;
Gidip bulasınız da sorasınız,
Bilirler ki yalan yoktur sözümde;
Bilirler, değilim asla umutsuz.

Küçük koruyken kayıp koru olmak!
Ah! Ne kadar da güçmüş meğer, Tanrım:
Köklerim her yana salmış dal budak,
Nasıl, nasıl olur da yok olurum?

 

JULES SUPERVlELLE


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EDGAR ALLAN POE---"KUZGUN"1/1/2000
KUZGUN
 
Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
                      Başka kim gelir bu zaman?"
 
Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi,
Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
Işısın istedim şafak çaresini arayarak
Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan,
Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan,
                      Adı artık anılmayan.
 
İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
Yatışsın diye yüreğim  ayağa kalkarak dedim:
"Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
                      Başka kim olur bu zaman?"
 
Kan geldi yüzüme birden  daha fazla çekinmeden
"Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan
Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
                      Kapıyı açtığım zaman.
 
Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan,
Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
                      Yalnız bu sözdü duyulan.
 
Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
İrkilip dedim: "Muhakkak pancurda bir şey olacak;
Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
                      Başkası değil rüzgârdan..."
 
Çırpınarak girdi birden o eski  kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.
Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
                      Kaldı orda oynamadan.
 
Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
 
Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
İlgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
                      Adı "Hiçbir zaman" olan.
 
Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
 
Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
İnsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
                      Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."
 
Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
                      Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."
 
Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
                      Değmeyecek hiçbir zaman!
 
Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
İç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
 
"Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
 
"Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
 
Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
                      Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."
 
Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
                      Kalkmayacak - hiçbir zaman!
 
 EDGAR ALLAN POE
 
Çeviri : Ülkü TAMER

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PAUL VERLAINE---"GREEN (YEŞİL)"1/1/2000
GREEN   (YEŞİL)
İşte yemişler, çiçekler, yapraklar ve dallar!
İşte kalbim, çarpıntısı yalnız senin için!
O bembeyaz ellerin kalbimi kırmasalar!
Bu küçük armağanı dilerim hoş göresin.
Ben geldim işte, çiğlerle bezenmiş olarak;
Alnımda seher yelinin dondurduğu çiğler,
Yorgunluğumu alsam ayak ucunda bırak!
Hayal etsem o tatlı demleri birer birer.
 
Bırak unutayım başımı taze göğsünde!
Hâlâ aklımda lezzeti son öpüşlerinin.
Hayırlı fırtınadan sonra sakin, asude,
Uyusam biraz, madem uzanmış dinlenirsin.
PAUL VERLAINE
            
Çeviri:  
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

LANGSTON HUGHES---"DÜŞLER"1/1/2000
DÜŞLER
Sıkıca sarılın düşlere
Çünkü düşler ölürse
Yaşam kanadı kırık bir kuş olur 
Uçamaz.
Sıkıca sarılın düşlere
Çünkü düşler tükendiğinde 
Yaşam çorak bir tarla olur 
Karda donakalır.
LANGSTON HUGHES
Çeviri: 
Tuğrul Asi BALKAR


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PAUL CELAN---"***"1/1/2000
 

****

 "bizi kimse toprak ve balçıktan tekrar yoğurmayacak
kimse pisliğimizi eleştirmeyecek

bir hiçtik biz
hiçiz, hiç olacağız
kimsenin olmayan...
bir gül olarak kalacağız"

PAUL CELAN


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

YANNIS RITSOS---"BİRDEN"1/1/2000
BİRDEN
Sessiz gece. Sessiz. Ve sen vazgeçtin
beklemekten. Nerdeyse dingindi her yer.
Birden, orada olmayan kişinin o canlı
dokunuşunu duydun yüzünde. Gelecek.
Sonra kendi kendine çarpan pancurların sesi.
İşte rüzgâr da çıktı. Ve biraz ötede
kendi sesinde boğuluyordu deniz.
YANNIS  RITSOS
 
 

Çeviren : Cevat ÇAPAN


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

LANGSTON HUGHES---"BİR ZENCİ KIZIN TÜRKÜSÜ"1/1/2000

BİR ZENCİ KIZIN TÜRKÜSÜ

 

Dixie’de ta güneyde bir yol

(Kalbim yaralı paramparça)

Asmışlar karabiberimi

Dörtyol ağzında bir ağaca

 

Dixie’de ta güneyde bir yol

(Yaralı vücudu havada)

Soruyorum beyaz İsa’dan

Söyle ne fayda var duada

 

Dixie’de ta güneyde bir yol

(Kalbim yaralı paramparça)

Sevda çırçıplak bir gölgedir

Budaklı, çıplak bir ağaçta

LANGSTON HUGHES

 

Çeviri: Melih Cevdet Anday

 


 
 



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

WYSTAN HUGH AUDEN---"ALLA`SEN SÖYLE ..."1/1/2000
ALLA`SEN SÖYLE NEDİR AŞKIN ASLI ASTARI!
 
 Kimine göre ufak bir çocuktur aşk,
      Kimine göre bir kuş,
Kimi der, onun üstünde durur dünya,
       Kimi der, kalp kuruş;
Ama komşuya sordum, nedense yüzüme
       Mânalı mânalı baktı,
Karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın,
        Aşkedecekti tokadı.
 
 Şıpıtık terliğe mi benzer yoksa
     Yoksa kandil çöreğine mi,
Hacıyağına mı benzer dersin kokusu
     Yoksa leylak çiçeğine mi?
Çalı gibi dikenli mi, batar mı eline,
     Andırır mı yoksa pufla yastıkları,
Keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline?
     Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
 
 Tarih kitapları dokundurur geçer
     Köşesinde kenarında,
Hele bir lâfı açılmaya görsün
     Şirket vapurlarında;
Eksik olmaz gazetelerden, bilhassa
      İntihar haberlerinde,
Mâniler düzmüşler gördüm üstüne
     Telefon rehberlerinde.
 
 Aç kurtlar gibi ulur mu dersin
     Bando gibi gümbürder mi yoksa,
Taklit edebilir misin istesen kemençede,
     Ne dersin piyanoda çalınsa;
Çiftetelli gibi coşturur mu herkesi
     Yoksa ağıraksak bir hava mı?
İstediğin zaman kesilir mi sesi?
     Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
 
Bir hâl oldum çardakların altında
      Onu araya araya,
Küçüksu'ya baktım, orada da yok,
      Boşuna çıktım Çamlıca'ya;
Anlamadım gitti bülbülün şarkısını,
      Bir acayip gülün lisanı da;
Benim bildiğim o kümeste değildi
      Ne de yatağın altında.
 
 Aklına esince çıkarabilir mi dilini,
     Başı döner mi asma salıncakta,
At yarışlarında mı geçirir hafta tatilini,
     Usta mı düğüm atmakta,
Millet der peygamber demez mi,
     Para mevzuunda nedir efkârı,
Borç alır borcunu ödemez mi?
     Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
 
 Ona rastladığı zaman duyduğu şeyleri
     Kabil değil unutamazmış insan,
Yolunu gözlerim bacak kadardan beri
     Ama o geçmedi bile yanımdan;
Merdiven dayadım otuz beşine,
     Öğrenemedim gitti bir türlü,
Nemene mahlûktur bu düşerler peşine
     Bunca insan geceli gündüzlü?
 
 
Gelsin ya, nasıl, pat diye gelir mi dersin
     Burnumu karıştırırken tatlı tatlı,
Ya tutar yatakta bastırırsa sabahleyin?
     Talih bu ya, otobüste nasırıma basmalı!
Gelişi yoksa havalardan anlaşılır mı,
     Selâmı efendice mi yoksa gider mi aşırı,
Değiştirir mi dersin bir kalemle hayatımı?
     Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
 
WYSTAN HUGH AUDEN
 
Çeviri: Can YÜCEL

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HALİL CİBRAN ---"İNSAN'IN ŞARKISI "1/1/2000
İNSAN'IN ŞARKISI

Ben çağların başlangıcıyla geldim
Hala üzerindeyim şu kocamış dünyanın
Çağların bitimiyle gene gideceğim
Tükenmez bu yüzden acılar yüreğimde.

Göğün sonsuzluğunda dolaşan bendim
Uçtum üzerinde düşlerdeki bölümün
Gördüm her yönünü kutsal uzayın
Ama tutsak kıldı beni gene yasalar.

Dinledim öğretisini Konfüçyüs'ün
Bilincin gözleri çözüldü Brahma'da
Bilgelik ağacının altında gördüm Buda'yı
Ama yenik kıldı beni gene duygular.

Tanık oldum Babilon'un anlatılmaz yüceliğine
Ramses'i gördüm bir uzak çağa ün veren
Vuruşkan Roma ordularla belirdi
Ama üzgülere boğdu beni gene kurallar.

Neler çektim baskı yöntemlerinde
Zincir vurdular ellerime sömürgeciler
Acımasız zindanlarda açlığı tanıdım
Ama bir güç kaldı gene içimde,bırakmadı beni
Işıyan yeni günle bana umut getiren.

HALİL CİBRAN
  

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ALEKSANDR SERGEYEVIC PUŞKİN ---"O'NA"1/1/2000
O'NA

Anımsıyorum o büyülü ânı
Karşımda beliriverdiğin,
Uçup gidici bir hayal gibi,
Dehası gibi saf güzelliğin.

Bunluklarında ümitsiz hüznün,
Telâşın yorucu tasalarında,
Çınlardı o tatlı ses uzun uzun,
O güzelim çizgiler görünürdü bana.

Yıllar geçti. İsyancı dalgalarında fırtınaların
Dağılıp söndü eski hayaller,
Unuttum tatlı sesini senin
Ve silindi Tanrısal çizgiler.

Issızlıkta, karanlığında tutsaklığın
Sessizce uzayıp gidiyordu günlerim
Tanrısız, esinsiz, gözyaşsız,
Yaşamsız ve sevgisizdim.

Ve bir an geldi, uyandı ruhum:
Ve işte sen yeniden belirdin,
Bir hayal gibi, uçup giden,
Dehası gibi saf güzelliğin.

Ve yürek çarpıyor bir esrimeyle,
Ve yeniden canlanıyorlar onda
Tanrısallık da, esin de,
Yaşam da, gözyaşı da, aşk da.


ALEKSANDR SERGEYEVIC PUŞKİN


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MAHMUD DERVİŞ---"AHMED ZAATAR"1/1/2000
AHMED ZAATAR

Kekikten ve karamış taştan
O eller için
Bu çığlık
Unutulmuş ve yapayalnız
Ahmed için.
Gelip geçen bulutlar
Yurtsuz ve yabancı koydu beni
Ve yalnız dağlar cesaret ediyor
Beni bağrına basmaya
Kıraç bir toprakta.
Doğuyorum yine o eski yaralardan
Sokuluyorum toprağa
Bütün ayrıntılarını görünceye dek
Doğuyorum yine
Denizin taştığı yıl
Kül olmuş kentlerden
Kendimi yapayalnız bulduğum.

Ahmed'di o deniz
Kurşunlar arasından köpük köpük
Bir kamptı öfkeyle büyüyen
Yağan kekikti üstümüze
Ve savaşçılara
Ellerine ayaklarına baktı Ahmed
Unutulmuş trenlerin
Anılarıyla büyüyen
Kimsenin karşılamadığı
Kimsenin el sallamadığı
Yaseminlerle.
Ayakta dikildi yapayalnız
Kendini dinlediği gecelerde
Hakkın hasretini çekerek
Yirmi yıl
Yirmi yıl o yer senin bu yer benim
Dolaştı bir kimliği sora sora
Yalnız yanardağların yanıtladığı.

Ben Arap Ahmet'im
Dedi
Ben kurşunlar
Ben portakallar
Ve düşler.
Benim çadırımdır Tel Zaatar
Anayurt benim
Sürüp giden o yolculuk anayurda
Doğu'dan ta Batı'ya
Bilendi bütün kılıçlar
Ahmed tanımaya başlarken
Ellerini ayaklarını
Süzülen bir yıldız gibi
Bakıp bakıp Hayfa' ya.
Ahmed'di seçilen kurban
Kentler asfalt organlarını
Bırakıp arkalarında
Düştüler peşine Ahmed'in
Öldürmek için.
Doğu'dan ta Batı'ya
Cenaze törenini hazırlıyorlardı.
Giyotinlerden giyotin beğenip.

Ben Arap Ahmed
Gelsin kuşatmacılar!
Benim kal'am gövdem
Gelsin kuşatmacılar!
Ateş hattıyım ben
Kuşatacağım onları
Çünkü göğsüm
Sığınaktır halkıma
Gelsin kuşatma!

Uzanmış suyun karşısına
Küçük ayrıntılar arasında geziniyorum
Derken dağılmaya başlıyorlar
Akşamla birlikte
Yitiyorum
Uzaklardan gelen
Çıngırak seslerinin içinde.
Kanayan yerlerimden
Anlıyorum yaşadığımı.

Ayak bastığım her yol
Kaçınıyor benden
Kaçıyor
Gönül verdiğim her kent
Ceketimi fırlatıyor bana.

Şiirlere sığınıyorum
Düşlere
Anlıyorum çok geçmeden
Düşlerime kadar girmiş bıçaklar.
Bir mum yakıyorum
Kapanmayan yaramdan.
Bu gece
Bütün çakıl taşları soluyor

Ve damarlı.
Uzaklardaki güzel karım
Sessizliğin senin
Eritti bu ölgün geceyi
Banklar ve ağaçlar
Donup kaldı gölgende.
Hatırla beni
Kendimi unutmadan önce.
O kayalar mektubumdur
Yeryüzüne.
Yükseleceğim
Meyve küfelerinden
Denizden
Yükseleceğim yoksulun şarkısından
Onların şarkısından:
Yaşayacağız!
Yaşayacağız! diyen.

Kekikten ve taştan Ahmed
Yükseleceksin
Hayır! diyerek
Derinden esvap yapacak
Kırlardan gelen köylüler
Zalimleri ortadan kaldırmaya.
Bir çiçek olacak yumruğun
Bir bomba
Her gün hayır! demek için kalkan.
Kılıçlardan kesik kesik gövden
Yeniden yapılacak
Doğacak güneşlerden
Ve dalgalarla nikâhlanacak
Giyotin altında
Hayır! diyeceksin
Hayır!

Akan kanımda öleceksen
Yeniden doğmak için
Un çuvallarından.
Geleceğiz ses vermek için sesine
Bizi çağırdığın zaman
Ve ölümün çehresi
Yitip gidecek sözlerimizden.
Eli ölümün
Savurup atacak bizi
Yalın bir yurda doğru
Yasemin bir düşün beklediği.

Kuşlar bana bıraktı şarkılarını
Ve ben koştum
Yürek atışına tarlaların.
Kanımın derinliklerine in
Derinliklerine in
Derinliklerine ekmeğin
Yalın bir yurdumuz olsun
Yasemin bir düşün beklediği.
Her günkü Ahmed
Saf ve Basit Ahmed
Nasıl kaldırdın ayrılıkları
Meyveyle taş arasında
Kurşunla geyik?
Arap Ahmed, diren!
Kuşatma altında gezeceğiz
Ulaşıncaya dek kıyısına
Ekmeğin ve dalgaların.
Öleceğiz düşü uğruna
Bir yurdun
Ve bekleyen yaseminlerin.

Onda Güz'ün eğrileri var.
Kandaki şiirdir Ahmed.
Dağlar gibi kırışık yüzü
Yankısı çağıran seslerin
Birleşen gövdelerin.
Ey tanınmayan Ahmed
Nasıl yaşadın aramızda
Tam yirmi yıl
Hâlâ belli belirsiz yüzün
Hep çizgilerinde dolaştığımız
Tanınmayan yüzün
Ey ormanlar
Alevler kadar gizli Ahmed
Bize yüzünü tanıt
Söyle son sözünü
Dağılacağız sessizlikte
Geri adım atacağız
İşitsin diye ölüler sözlerini
Yaşayanlar
Belki tanır diye çizgilerini.
Ahmed
Ahmed kardeşim
Kahramanca ölümünü bekliyoruz
Ne zaman?
Ne zaman?
Ne zaman?
MAHMUD DERVİŞ


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ERNEST HEMINGWAY---"AYNIDIR BÜTÜN ORDULAR"1/1/2000
               
 
AYNIDIR BÜTÜN ORDULAR

Aynıdır bütün ordular
Namlıdır şöhretleri
Aynı eski gürültüyü çıkarır topçular
Yiğitlik delikanlılara özgüdür
Tümü yorgun gözlerle bakar eski askerlerin
Aynı eski yalanları dinler eski askerler
Her zaman sineklere yem olur ölü gövdeleri


ERNEST  HEMINGWAY
Çeviri: Tuğrul Asi Balkar

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

INGEBORG BACHMANN---"SÜRGÜN"1/1/2000
SÜRGÜN

Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran 
artık hiçbir yerde kaydım yok 
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde 
sayı fazlasıyım altın kentlerde 
ve yeşeren taşra yörelerinde. 

Vazgeçilmişim çoktan 
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım. 

Yalnızca rüzgârla ve zamanla ve sesle 

ben insanlar arasında yaşayamayan 

Ben Almanca diliyle 
çevremde kendime mesken 
edindiğim bu bulutla 
bütün dillerde sürüklenmekteyim. 

Nasıl da kararıyor bulut 
yağmurun tonları da koyulaşmakta 
çok azı yağıyor 

O zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor.

INGEBORG BACHMANN

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

INGEBORG BACHMANN---"ELBET ANLAMI OLABİLİRDİ"1/1/2000

ELBET ANLAMI OLABİLİRDİ

Elbet anlamı olabilirdi: geçip gitmekteyiz dünyadan,
sormamışlar gelirken, çekilmeliyiz şimdi yavaştan.
Ama konuşmamıza karşın, birbirimizi anlamadan
ve karşımızdakinin ellerine bir an bile ulaşamadan,

yıkım bu işte: Çıkamayacağız bu sınavdan.
Denemek bile kalkılmaz bir şey altından,
ve bir çarmıh dikilmiş, kendimizi tanıyamadan,
yalnızlığımızda, silinip gidelim diye dünyadan.

INGEBORG BACHMANN



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

J. PRÉVERT--"BARBARA"1/1/2000

BARBARA

Anımsa Barbara
Yağmur yağıyordu o gün Brest'te durmadan
Yürüyordun gülümseyerek yağmur altında
Şaşkın hayran sırılsıklam
Anımsa Barbara
Siam sokağında rastladım sana
Yağmur yağıyordu Brest'te durmadan
Gülümsüyordun
Gülümsüyordum
Tanımıyordum seni
Sen de beni tanımıyordun

Anımsa gene de anımsa o günü
Unutma
Saçağın altına sığınmış bir adam
Adını ünledi
Barbara
Seğirttin ona doğru yağmur altında
Şaşkın hayran sırılsıklam
Atıldın kollarına
Anımsa bunu Barbara
Sen diyorum diye de bana kızma
Sen diyorum bütün sevdiklerime
Ancak bir kez görmüşsem bile
Sen diyorum bütün sevişenlere
Tanımasam bile

Anımsa Barbara
Unutma
O yumuşak mutlu yağmuru
Mutlu yüzüne yağan
O mutlu kente yağan
Denize yağan
Tersaneye yağan
Quessant gemisine yağan yağmuru

Ah Barbara
Ne hırboluktur savaş
N'oldun şimdi sen
O demir o çelik o kan yağmuru altında
Ya o adam n'oldu seni yürekten
Kucaklayan
Öldü mü kaldı mı n'oldu

Ah Barbara
Yağmur yağıyor Brest'te durmadan
Eskiden nasıl yağıyorsa öyle
Ama artık bildiğin gibi değil bura yok oldu her şey
Yıkık bitik bir yas yağmuru şimdi yağan
Demir çelik kan fırtınası bile değil
İtler gibi kuyruğunu titreten
Bulutlar yalnız bulutlar

Brest'te sular boyunca yitip giden itler
Çürümek için gidiyor uzaklara
Hiçbir şey kalmayan Brest'ten
Çoook uzaklara

Jacques PRÉVERT

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

WILLIAM BLAKE---"ASLA UĞRAŞMA AŞKINI ANLATMAYA"1/1/2000
ASLA UĞRAŞMA AŞKINI ANLATMAYA
Asla uğraşma aşkını anlatmaya,
Aşk varolur yalnızca dile gelmeden;
Nasıl hareket ederse soylu rüzgâr
Sessizce, görünmeden.

Anlattım aşkımı, anlattım aşkımı,
Anlattım ona tüm yüreğimdekileri;
Titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi,
Ah! yanımdan ayrıldı.

Uzaklaştıktan az sonra benden,
Bir gezgin onu elde etti,
Sessizce, görünmeden:
Ah, bu inkâr edilemezdi.
WILLIAM BLAKE

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ZAHRAD---"AYRIM"1/1/2000
AYRIM
Gigo kendine bir gözlük aldı
Neye baksa hep mavi görüyor
Gökleri mavi- denizleri mavi
Sevdiği kızın gözleri mavi
Mavi görüyor hep neye baksa

Etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
Sen diyorsun ki denizler mavidir
			oldum olası
Sen diyorsun ki gökler mavidir 
			oldum olası
Yeni oldu bu diyor - inanmıyor sana

Gigo kendine bir gözlük aldı
Maviyi mavi görüyor artık
ZAHRAD

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HERMANN HESSE---"SİSTE"1/1/2000
  
SİSTE

Ne tuhaf, siste yürümek!
Her çalı, her taş ıssız,
Ağaçlar görmüyor birbirini,
Hepsi de yalnız.

Hayatım aydınlıkken henüz
Dostlarımla doluydu dünya.
Çöktü işte şimdi sis,
Biri yok ortalıkta.

Karanlığı bilmeyen
Bilge değil, olamaz.
İnsanı ayıran her şeyden,
Karanlık: hafif, kaçınılmaz.

Siste yürümek ne tuhaf!
Yalnız olmaktır yaşamak.
Kimse kimseyi tanımaz,
Herkes yalnız.
HERMANN HESSE


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

NERVAL---"FANTAZYA"1/1/2000

FANTAZYA

Bir hava bilirim, dünyalara değişmem:
Bütün Rossini, Mozart, Weber sizin olsun.
Çok eski bir hava, ağır, hazin, muhteşem;
Yalnız ben duyarım onda ne varsa füsun!

Ne zaman o havayı dinliyecek olsam
Ruhum gençleşiverir birden iki asır.
Onüçüncü Louis devridir, vakit akşam!
Batan günle sararmış bir yamaç uzanır.

Camları kızıla çalan renklerle yanar,
Kiremitten bir şato, köşeleri taştan.
Etrafı çepçevre bağlar, bahçeler, parklar;
Bir dere akıyor çiçekler arasından.

Kömür gözlü bir kumral en üst pencerede;
Eskidir geçmiş zaman esvapları eski.
Görmüşlüğüm var bu kadın, ama nerde?
Hatırlıyorum, başka bir hayatta belki!


Gérard De NERVAL


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

SALVATORE QUASIMODO---"GECE BİTTİ"1/1/2000
 
GECE BİTTİ

Gece bitti
Ay eriyor doğan günde
Battı batacak sulara

Bu ovada eylül ne kadar diri
Çayırlar yemyeşil
Bahar toprakları sanki güneyde

Bıraktım eşi dostu
Eski bahçelere gittim gizli gizli
Seni anmak için tek başıma

Sen Ay'dan ötelerde bir yerdesin
Burda gün doğarken
Nal sesleri gelirken kaldırımlardan


SALVATORE QUASIMODO
 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

R.M.RILKE ---"AĞIR SAAT "1/1/2000
AĞIR SAAT

Kim ağlarsa şimdi dünyada bir yerde,
nedensiz ağlarsa dünyada,
bana ağlar.

Kim gülerse şimdi bir yerde geceleyin,
nedensiz gülerse geceleyin,
bana güler.

Kim giderse şimdi dünyada bir yere,
nedensiz giderse dünyada,
bana gider.

Kim ölürse şimdi dünyada bir yerde,
nedensiz ölürse dünyada,
bana bakar.

R.M.RILKE



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Hugo Von Hofmannstal - "Dış Hayatın Baladı"1/1/2000

Dış Hayatın Baladı


Ve büyür çocuklar gözleri derinde,

Her şeyden habersiz, büyür ve ölürler

Ve insanlar yürürler kendi yollarını.


Ve ballanır buruk yemişler

Ve düşerler geceleri, ölü kuşlar gibi

Ve yerde birkaç gün ve çürürler.


Ve rüzgâr eser hep, eser

Ve biz hep dinleriz, neler neler söleriz

Ve duyarız yorgunluğu ve hazzı organlarımızda.


Ve yollar gider tarla, çayır; yer yer köy, kent

Işıklar, fenerler, ağaç, dere

Korkutucu, ölüm değmiş gibi kuru.


Niçin yapılmışlar? Sonra neden

Benzemezler birbirine, neden çok böyle?

Gülmek, ağlamak, sararmak neden değişir boyuna?


Nemize yarar bütün bunlar, bu oyunlar

Biz ki yüce ve sonsuz, yalnızlarız

Ve gideriz öylesine amaçsız!


Nesine yarar bunca şey görmüş olanın bu?

Gene de çok şey söyler "İyi akşamlar!" diyen biri,

Bir söz ki derin anlam ve hüzün sızar içinden


İçi boş peteklerden gömeç ballar akar gibi.


Hugo Von Hofmannstal

 

Çeviri: Behcet Necatigil

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Richard Henry Wilde - "Bir Yaz Gülü Gibidir Hayatım"1/1/2000

Bir Yaz Gülü Gibidir Hayatım

Bir yaz gülü gibidir hayatım,
Sabah göğüne açılan;
Akşamın gölgesi çökmeden üzerine,
Yere düşüp, ölmeye yüz tutan.
Alçakgönüllü yatağında,
Gecenin en hoş çiğleri serpilmiştir;
Sanki, yitirdiklerine ağlayacak;
Ama, kimse benim için gözyaşı dökmeyecek.

Bir sonbahar yaprağı gibidir hayatım,
Ayın solgun ışığında titreyen;
Çelimsizdir dokunuşu, kısadır randevusu,
Huzursuzdur ve hemen son bulur.
Yaprak düşüp yok olmadan,
Yandaki ağaç, gölgesiyle ağlaşacak.
Rüzgarlar, yapraksız ağaca feryat figan edecek;
Ama, kimse benim için iç çekmeyecek.

Bir resim gibidir hayatım,
Bir ayağı, Tampa çölünün kıyısında kalmış;
Yakında, yükselen gelgitlerin döveceği
Ve ardındaki izlerin, kumlardan silineceği.
Sanki, acı verir gibiyse de silinmesi;
Hepsi insanoğlunun izleri.
O yalnız sahilde, denizin çığlığı duyulacak;
Ama, ne yazık ki, kimse bana ağıt yakmayacak!

Richard Henry Wilde

 

Çeviri : Özlem Yaşayanlar

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Kavafis - "Elden Geldiğince"1/1/2000

Elden Geldiğince

 

“Dilediğin gibi kuramıyorsan hayatını

hiç olmazsa şunu dene

elden geldiğince: Rezil etme onu

kalabalığın sürtüşmelerinde

koşuşturmalarda, gevezeliklerde.

Rezil etme onu, sürükleyerek

Dolaştırarak, teşhir ederek öyle,

Yabancı bir yüke dönüşünceye kadar

O gündelik budalalıklarında

İlişkilerin ve alışverişlerin.”

 

Kavafis

 Çev: H. Milas, Ö. İnce

 

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Jacques Prevert - "Bu Sevda"1/1/2000

Bu Sevda

 

Bu sevda
Birdenbire saran içimizi
Bu narin
bu sımsıcak
Bu umutsuz
Sevda
Gün gibi güzel
Ve kabaran deniz gibi
Çalkantılı
Bu sevda
O kadar gerçek
O kadar güzel
O kadar mutlu
O kadar sevinçli
Ve karanlıkta korkudan titreyen bir çocuk gibi
Gülünç
Ve gecenin ortasında sakin bir adam gibi
Kendinden emin
Başkalarının yüreğine korku salan
Benizlerini solduran
Dillerini çözen bu sevda
Gözetlediğimiz için gözetlenen
Yaraladığımız
Ayaklar altına aldığımız
İnkar ettiğimiz unuttuğumuz için
Kovalanmış yaralanmış ayaklar altına alınmış
İnkar edilmiş unutulmuş
Bu kocaman sevda
Gene dipdiri
Gene güneşli
Senin sevdandır bu
Benim sevdamdır
Hep var olan
Durmadan yenilenen
Ve değişmeyendir
Bir bitki kadar gerçek, bir kuş kadar ürkek
Yaz güneşi kadar diri ve sıcaktır
İkimiz de gidebiliriz
Sonra dönüp
Derin uykulara dalabiliriz
Acı çekebiliriz uyanınca
İhtiyarlayabiliriz
Sonra tekrar dalabiliriz uykuya
Ölümü düşleyebiliriz
Oysa
Başucumuzda
Gülerek bakıyor bize
Durmadan tazelenen bu sevda
Ayak diriyor yaşamakta
Arzu kadar diri
Bellek kadar zalim
Pişmanlık kadar budala
Hatırlamak kadar tatlı
Mermer gibi soğuk
Gün gibi güzel
Bir çocuk gibi narin
Bize bakıyor gülümseyerek
Ve hiçbir şey söylemeksizin
Konuşuyor bizimle
Ve ben ürpererek dinliyorum onu
Bağırıyorum
Senin için
Kendim için
Bağırıyorum bizim için
Gitme kal
Dur orda
Ayrılma yerinden
Kal orda
Kımıldama
Gitme
Biz ki sevmiştik birbirimizi
Unuttuk seni
Bari sen unutma bizi
Bir sen varsın yeryüzünde bizim için
Terk etme bizi
Buz bağlamasın yüreklerimiz
Ne kadar uzakta
Ve nerde olursan ol
Duyur bize kendini
Bir çalı dibinde
Hatıralar ormanında
Birdenbire çıkıver karşımıza
Uzat elini bize
Ve kurtar bizi.

 

Jacques Prevert

Çeviri : Orhan Suda


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Rainer Maria Rilke - "İkinci Ağıt"1/1/2000

İkinci Ağıt

 

Her melek korkunçtur.Ve buna karşın, ne acı
Şarkım yine sizlere, ey ruhun neredeyse ölümcül kuşları,
Tanısa da sizleri.Nerede artık Tobias’ın yaşadığı günler,
Parlayanlardan birinin basit bir evin kapısında durduğu?
Biraz kılık değiştirimiş yolculuğa ve artık korkunç olmadığı.
(Merakla dışarıya bakan gencin karşısında bir genç)
O büyük melek, o tehlike getiren şimdi yıldızların ardından
Bir adım inip de aşağılara, çıksaydı şimdi karşımıza
Çarpan kalbimiz parçalardı bizi.Kimsiniz sizler?

İlk kusursuz yaratıklar, hilkatin gözdeleri,
Tüm yaratılanların tan kızılı dağ dorukları,
Çiçekler açan tanrı varlığının çiçek tozları,
Işığın eklemleri, geçitler, merdivenler, tahtlar,
Öçlerden mekanlar, sevinç kalkanları,
Fırtınalı coşkun duyguların kargaşası.Ver herbiri birdenbire, birer
Ayna:Dışarı yansıttıkları kendi güzelliklerini
Geri almaktalar kendi benliklerine

Ya bizler, hissederek eriyip gidiyoruz.Ah,
Her soluk verişte biraz daha eksiliyoruz.Korlaştıkça
Güçsüzleşiyor dumanımız.Söyleyebilir bize biri:
Evet damarlarımdaki kan olmaktasın sen, bu oda, ilkbahar
Dolmakta senle…Neye yarar alıkoyamaz ki bizi,
Onun içinde, onu saran mekanla birlikte yok oluruz.O güzel insanlar da yokolurlar.
Kim alıkoyabilir ki?Durmaksızın görüntüleri
Beliriyor yüzlerinde ve ayrılıyor.Sabah vakti otlardan ayrılan çiğ gibi
Ayrılıyor bizden bizim olan da, sıcak bir yemekten yükselen
Buğu sanki.O gülümseme nerede artık?O bakışlar:
Kalbin yeni, sıcak ve kaybolan dalgası-;
Ne acı:varolmaktayız buna karşın.tat katmadık mı
İçinde eriyip gittiğimiz evrene bizler?Melekler
Yalnızca benliklerinden akıp gidenleri mi
Geri almaktalar, yoksa bazen yanlışlıkla
Bizlerin varlığının bir parçasını da mı?Yoksa bizler de
Karıştık mı onların yüz ifadelerine, yüzlerindeki belirsizlik gibi
Hamile kadınların?Farketmiyorlar bunu girdabında
Kendilerine dönüşlerinin.(Nasıl farketsinler ki zaten)

Sevenler anlayabilseydiler bunu, gece vakti
Büyülenmişçesine söyleşebilirlerdi aralarında.Çünkü herşey görünmekte
Bizi gizlermişçesine.Bak, ağaçlar varolmaktalar; evler ki,
Barındığımız içlerinde, varolmaya devam etmekteler.Yalnızca bizler
Akıp gidiyoruz herşeyin önünde, solurken alıp verilen havaymışcasına.
Herşey birleşmiş adeta bizleri görmezlikten gelmeye.Biraz
Utancıyız onların belki, biraz da dile getirilemez ümitleri.

Sevenler, sizlere, birbirlerine yetenlere
Soruyorum bizleri.Kavrıyorsunuz birbirinizi.Kanıtlarınız var mı?
Bakın, bazen öyle oluyor ki, kenetli ellerim
Hissediyorlar birbirlerini ya da aşınmış yüzüm
Sığınmakta aralarına.Bu hissettirmekte bana biraz
varlığı.Fakat kim cesaret edebilir ki, bu kadarıyla varolmaya?
Fakat sizler, birbirinizin coşkusunda
Büyüyen, biriniz bitkin, diğerine şöyle yalvarıncaya değin:
yeter artık -;Sizler ellerinizle birbirinizin
Daha da zenginleşmektesiniz, bereketli bağbozumları gibi;
Sizlere, güçten düşenlere, diğeriniz güçlendikçe

Sizlere soruyorum bizleri.Biliyorum
Mutlulukla dokunuyorsunuz birbirinize, okşayışlar koruduğu için
Kaybolmadığı için sizlerin, ey şefkatliler, dokunduğunuz yerler;
Hissettiğiniz için dokunarak salt akışı.
Böylece neredeyse sonsuzluğu vaadetmektesiniz birbirinize,
Kucaklaşarak.Fakat ilk bakışların
Korkunçluğuna dayanabilirseniz eğer, penceredeki özleme
Ve ilk birlikte yürüyüşe, bir kez olsun bahçede:
Ey sevenler, sevmekte misiniz hala?Sizler
Birleşince dudak dudağa ve başlayınca karışmaya-:İçki içkiye:
Eyvah, yitirmekte kendilerini içenler bu eylemde.

Hayrete düşürmüyor mu sizi, Attika stellerindeki çekingenlik
İnsan tavırlarının? Sevgi ve veda değil miydi
Omuzlarda hafifçe yüklenen?Sanki bizlerden
Farklı bir özden yapılmışçasına.Elleri hatırlayınız,
Güçle dolu olmasın karşın gövdenin, yumuşakça dokunan.
Kendilerine hakim olanlar biliyorlar:o kadar uzak ki bize
Birbirimize böyle dokunmak; daha güçlü
Dokunurlar bize tanrılar.Fakat bu onların bileceği iş.

Bulabilseydik keşke, saf, sınırlı, dar,
İnsani, bize ait verimli bir toprak parçası
Irmak ve kıyılar arasında.Çünkü aşmakta bizi kendi kalbimiz
Tıpkı onlar gibi.Ve ona artık bakamıyoruz.
Bakamıyoruz kalbimizi yatıştıran görüntülere, daha da ötesi
Tanrısal gövdelere, kendi sınırlarını bulmuş.

 

Rainer Maria Rilke

Çeviri: Süha Ergand

 



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

James Langston Hughes - "Ardella"1/1/2000

Ardella                                                                                                                    

Benzetirdim seni
Yıldızsız bir geceye
O gözlerin olmasaydı senin.
Benzetirdim seni
Düşü yitmiş  bir uykuya
O türkülerin olmasaydı senin.                                                                            

James Langston Hughes
Çeviri: Tuğrul Asi Balkar


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Alfred De Vigny - "Dünyadan Uzak"1/1/2000
 Dünyadan Uzak

Sızlıyorsa yüreğin dünya gailesinden
Yaralı kartalleyin dönüp duran yerlerde
Tutsak kanatlarında taşıyarak benleyin
Yazılı bir dünya, soğuk, ezici hem de;
Eğer ancak kanadıkça yaran atıyorsa
Aşkının ışıtmaz olduğunu görüyorsa
O biricik yıldızının o yitik ufkunu;


Bu tutsak ruhum gibi senin de ruhun sonra
Usanıp o kulluktan, kara, acı, ekmekten
Tutup o kürekleri bırakmışsa bir yana
Eğilmiş ağlıyorsa sulara bakaraktan
Arayarak uzak bir yol sonsuz dalgalarda
Ve korkuyla omuzunda birden farkedip sonra
O damgayı hani o bir demirle vurmuşlar;

Titriyorsa vücudun giz tutkularla eğer
Üzülüyorsa o kötü, kem bakışlardan
Ulu yalnızlıklarda bulmak salt bir yer
Gizlemek güzelliğini tüm o hâyasızlardan;
Kuruyorsa dudağın zehiriyle yalanların
Kızarıyorsa eğer alnın geçerken düşlerinden
Gözü sendeki o pis, o hâyasız yabancının;


Yürü git korkusuzca; şehirleri ko git,
Uzat tut ayaklarını o tozlu yollardan,
İşte uzak kentler, bizim gözümüzle bak git
Yazılı kayaları gibi tutsak insanlığın.
Geniş barınaklardır o tarlalar, ormanlar
Karanlık adalarla çevrili deniz gibi hür.
Yürü elinde çiçekler tarlalar arasından.

Alfred De Vigny

Çeviri: İlhan Berk

 

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Horatius - "Mersin"1/1/2000

Mersin

Acem gösterişini sevmem, çocuk;
Ihlamur çelenklerinden hoşlanmam.
Gel, arama bahçeleri, bize ne
Mevsim sonu gülünden!

Asmanın altındayım, içiyorum.
Gel, soframda kadeh dolduran çocuk,
İkimize de yeter, ağacından
Koptuğu gibi mersin.

Horatius

Çeviri :Okyat Rifat


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Koray Feyiz - Düşler1/1/2000
Düşler

üzülme diyorum kuşlar bir gün dönecek
bir gün umutla rüzgarı alıp terkilerine
dönecek kuşlar, sen de bana döneceksin.
bakacaksın pencerende bir ay çöreği
geceden birikmiş avuçlarında kokusu
özlediğin çiçeklerin, sen de bana döneceksin.
bir gün umutla kuşların terkilerinde
gurbetini getirip bırakacaksın öyle
gözlerimin rıhtımına…demirleyecek takalar;
ele avuca sığmayan sözcüklerim,
yelken açan pupa yelken umuda işte
onlar canımı acıtan yalnızlıklarım,
kalbimin yılkıya bıraktığı aşklar.

dün kumrular sokağından geçtim yine
kuşlar yoktu, ben kuşları hiç unutmadım
sen de arada bir anımsasan diyorum iyi olur.
iyi olur, kuşlar gitgide azaldı çünkü.
ağaçlar sağır, dal yaprak kör.
behçet’in kuşlara yazdığı şiirleri bir anımsa,
kuşları çok severdi behçet…unutma.
orhan gürayman’da severdi yaşarken.

belki bir gün behçet de döner bakarsın
gençliğimizin masalı, bir parmak gökyüzü
sızıyor alnından, boş çerçevenin asılı
olduğu eski bir duvarda oldukça kirli.

resim nerde? ... bizim koğuşta çektirdiğimiz,
nerde hüzne açılan avlusu kalbimizin?
üzülme kuşlar bir gün dönecek,sen de
bana döneceksin, sırt çantanda yağmurlar.

sabrın kestiği ırmak patlamaz kardeş,
denize hasret geçen bir ömür…dahası
yaprağı dalına hasret kalmış bir güz
olmaz asla senin hayatın, senin hayatın…
çocukların içtiği bir pınar gibi…
güz’ü severim bilirsin sapsarı
bir pencerede oturup akşamı beklemek,
takaları…onlar yoktular ancak
bir şiir biliyordum adı “takalar” olan.

herkes bir şeyleri bekler nedense kimi
yitirdiklerini bekler ha babam kimi
deltası olmayı bir ırmağın yaşamınca
düşler yalancıdır oysa düşler…düşler;
kalbimin yılkıya bıraktığı aşklar.

Koray Feyiz

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Carlos Barbarito - Anılarımız Donacak...1/1/2000
Anılarımız donacak...

Anılarımız donacak
üzerine bastığımız toprak kuruyunca.
Dalgalar, Samanyolu, kitaplar, şimşekler
gözümüzün önünde donacak.
Nasıl önleyebiliriz bunu? Nasıl
durdurabiliriz başımıza gelecek olanı?
Neden her sahilde
hava kararırken ölü bir balık
ve galaksiler içinde
artık ne ses ne de ışık veren kara bir galaksi?
Neden sonsuz olmasın
dalgalar arasında yüzme hareketleri,
bahçede gül kokuları,
gölcüklerde ve aynalarda yansımamız?

Carlos Barbarito
Çeviri: Baki Yiğit

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ÖMER HAYYAM - - "TÜM DÖRTLÜKLER -3"1/1/2000


Bu sarayın başı göklerdeydi bir zaman;
Padişahlar girer çıkardı kapısından.
Şimdi duvarında bir kumru: Guguk, diyor.
Guguk, guguk, o şanlı günlerin ardından.


Hayyam bu zamanda vahlanıp durmak boşuna;
Kendi derdine düşmek utanç verir insana.
İyisi mi şarap iç, çalgı dinleyerek
Nerdeyse bir taş düşer senin de sofrana.


Gören göze güzel, çirkin hepsi bir;
Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;
Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;
Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.


Kaderin elinde boynum kıldan ince:
Tüysüz kuşa dönerim ecel gelince,
Yine de toprağımdan testi yapın siz:
Dirilirim içine şarap dökünce.


Yakınırım aynalar gibi felekten;
Bıkmaz alçakları yükseltmekten.
Gözyaşı dolu bir kadeh oldu yüzüm,
Yüreğim kan dolu bir desdi gerçekten.


Yüreğim, kimselerden ihsan dileme;
Bu amansız felekten aman dileme;
Bil ki, derman aradıkça artar derdin:
Derdinle haldaş ol, derman dileme.


Tanrı gülüşünle öfkeni almış senin,
Birinden cennet yapmış, birinden cehennem.
Sen cennetimsin benim, ben senin uslu kulun:
Açılsın kapıları bana cennetimin!


Ey canlar, şarapla buldurun bana beni;
Yakutlara çevirin kehruba çehremi;
Şarapla yıkayın beni öldüğüm zaman
Asmadan bir tabut içinde gömün beni.


Feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca,
Gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne?
Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra
Ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca.


Hayyam, olsa olsa bir çadır senin bedenin,
Can sultanımızın bir süre oturması için;
Ecel hancısı bir başka konak döşeyince
Sultan göçer gider, viran olur çadırın senin.


* * * * *


Şarap içti mi, dilenci sultanlaşır;
Tilki çıkar deliğinden, aslanlaşır;
Yaşlı başlı adam delikanlaşır;
Delikanlı yaşca başca olgunlaşır.


Günahlarım çok olmasına çoktur benim,
Ama dinsizler gibi umutsuz değilim:
Cennet cehennem umrumda değilse de
Ötede hem şarap olacak, hem de sevgilim.


Ey kara cübbeli, senin gündüzün gece;
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar Yaradanın sanatı peşindeler:
Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde


Her gün tövbe eder bozarız biz;
Şanı şerefi de boşarız biz;
Kusur işlersek ayıplamayın:
Sarhoş doğduk, sarhoş yaşarız biz.


Şu sonsuz sayvanı donatan yıldızlar
Akılların aklını durdururlar;
Sen aklından şaşmamaya bak ve bil ki
O tedbirli yıldızlar da yoldan çıkarlar.


Derdin avucundan şarap içmedikçe
Bir yudum su içmiş değilim gönlümce;
Kimsenin tuzuna da ekmek banmadım
Ciğerimi kebap edip yemedikçe.


Daha nice sürsün yalan dolanı ömrün;
Daha nice dert sunsun sakisi ömrün;
Uzatma; kadehindeki son yudum gibi
Bırak dökülsün yere kalanı ömrün.


Her gün şarap cümbüşüne dalanların da
Her gece mihrap önünde kalanların da
Islanmayanı yok, yağmur altında hepsi:
Bir uyanık var, ötekiler hep uykuda.


Unutma, amansız feleğin çarkındasın;
Şarap iç, çünkü ateşten bir dünyadasın;
Madem ki yerin önünde sonunda toprak
Farzet ki üstünde değil altındasın.


Sevgiliyle sabah içmedeyiz, saki;
Biz Nasuh tövbesi bilmeyiz, saki;
Yeter okuduğun Nuh hikayesi
Hemen dolsun huzur kasemiz, saki.


Madem aman vermiyor ecel, saki,
Kadeh boş kalmasın, aman gel, saki;
Şu üç beş günlük dünyada gam yemek
Bizim gönlümüzce iş değil, saki.


Her sabah çiğle bezenir yüzü lalenin;
Yeşillikte bükülür boynu menekşenin;
Ama daha gönlümcedir hali goncenin
Çeker eteğini, derlenir için için.


Şarap sonsuz hayat kaynağıdır, iç;
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
Gamı yakar eritir ateş gibi,
Sağlık sularından şifalıdır, iç.


Açılmışken nasılsa mutluluk gülün
Niçin elinde kadeh yok böyle bir gün?
Şarap iç, can düşmanındır geçen zaman:
Bir daha bu fırsatı bulman ne mümkün?


Gönül, bir düş madem dünya gerçeği
Ne dertlenir, alçaltırsın kendini?
Hoşgör kaderini, gününü gün et:
Yazılan senin için bozulmaz ki.


Sevenlerinden yer yok ben garibe;
Derdine düşenlerle başım dertte;
Sarmışlar seni kum bulutu gibi
Gül yüzünden ışık mı düşer bize.


Yoksula, yoksulluğa yakın ettin beni;
Dertlere, gurbetlere alıştırdın beni;
Yakınların ancak ere bu mertebeye;
Tanrım, ne hizmet gördüm de kayırdın beni?


İnsanlık yaratılalı olgun kişiler
Bulduklarıyla yetinip dert çekmediler
Birbirine girdi gözü doymayanlarsa:
Çok isteme kaderden başın derde girer.


Kim yüreğini uydurduysa aklına
Bir anını yitirmedi bu dünyada;
Ya Tanrı uğruna emek verdi candan
Ya rahatını aradı buldu şarapta.


Ben şarabı eskimiş acı acı severim;
En çok da ramazanda cumaları içerim;
Helal üzümünü ezdim doldurdum küpe:
Ne olur,içinceyedek ekşitme Tanrım.


* * * * *


Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.


Aşk o yüce mimar, beden evimi kurunca
Aşk dersini yazdırdı bana her dersten önce
Sonra bir parça altın koparıp yüreğimden
Air anahtar yaptı mana hazinelerine.


Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
Mor buluttan yere yaseminler düşerken.


Şarap iç, azlık çokluk silinsin kafandan
Kurtul yetmiş iki milletin kaygusundan
Perhize kalkma sakın dokunur diye şarap.
Şarap ki bir dirhemi bin bir derde derman.


Can yoldaşı dostlar çekildi gittiler
Ecel çiğnedi hepsini birer birer
Yan yana oturmuştuk hayat sofrasına
Bizden birkaç kadeh önce sızdı gittiler.


Yokluk suyuyla ekilmiş tohumum benim
Gam ateşiyle tutuşmuş yanar yüreğim
Alındığım toprağa verilmeden önce
dünyanın serseri yelleri önündeyim.


Bu masmavi kubbenin kurulduğu gün
Bu nur Cevza burcuna verildiği gün
Mumun başına bağlanan alev gibi
Bağlandı yüreğime senin aşk gülün.


Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
Kopup dallarından toprak olmadalar her gün.


Mezarda yatanların toz toprak her biri
Zerre zerre dağılıp gitmiş bedenleri
Ne şarap ki bir içen sızmış mahşeredek
İşten güçten habersizler yıllardan beri.


Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?
Ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe?
Aklın yollarıyla ölçüp biçemezsin bunu sen
Mantıkların, kıyasların sökmez senin bu işde.


* * * * *


Bin bir tuzak kurarsın yolum üstüne
Adım atma yakalarım dersin bir de
Bir zerre var mı dünyada yönetmediğin
Neden asi dersin kendi yürüttüğüne?


Bu dünya sırrını söylemez kimseye;
Bİn Mahmud' u bin Ayaz' ı serdi yere;
Şarap iç, dünyaya gelinmez iki kez:
Bir kez giden bir daha gelmez geriye.


Bu dünyaya gelip gitmemizin kazancı nerde?
Ömrümüzün umut ipliği ne oldu, nerde?
Bu feleğin çemberinde nice temiz canlar
Yandı kül oldular, hani dumanları, nerde?


Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin,
Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;
Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen
Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.


Feleğin atı eğerlenip dizginlediği gün
Göklerin yıldızlarla donatıldığı gün
Bize bu nasibi verdi kader divanı
Biz yoktuk kusur paylarımız dağıldığı gün.


Oruç tutup namaz kılmağa kalktım geçende
Dedim belki öyle ererim dileklerime
Yazık ki bir kuru yelle bozuldu abdestim
Bir damla şarapla da orucum gitti güme.


Bak, Saki, yüreğim arındı bütün kaygılardan
Gitti o kükreyen aslanlar, bomboş şimdi orman
Gece yıldız saçarken göklerin şarap kasesi
Benim kadeh boş günümü gün edeceğim zaman.


Senden benden önce kadın erkek niceleri
Şenlendirip süslediler dünya denen yeri
Senin tenin de toprağa karışacak yarın
Senden beslenecek nice insan bedenleri.


Gönlünü hoş tut, sonu gelmez kaygıların
Gök kubbede çatışması bitmez yıldızların
Senin toprağa karışacak bedenlerinse
Tuğla olacak sarayına başkalarının.


Tanrı evrenin canı, evrense tek bir beden
Melekler bu bedenin duyuları hep birden
Yerde gökte canlı, cansız ne varsa birer uzuv:
Budur Tanrı birliği, boştur başka her söylenen

* * * * *


Kader defterimi yeniden yazabilseydim
Kendime gönlümce bir hayat seçerdim;
Bütün dertleri siler atardım dünyamızdan
Sevinçten göklere uçardı düşüncelerim.


Şu senin benim dediğimiz toprak neyimizdir
Birkaç günlük cennetimiz cehennemizdir
Bugün su içtiğin şu testi toprak olunca
Mezarına atılır belki bir gün, kim bilir.


İki günde bir somun geçiyorsa eline
Soğuk suyu da olursa bir kırık testide
Niçin kendinden kötüsüne kul olur insan,
Ne diye girer kendi gibisinin hizmetine?


Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle bir inci ki bu büyük sır delen yok;
Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,
İşin kaynağına giden yolu bulan yok.


Oğul, dünyamızı aydınlatan şarabı sun;
Sevinç gülümüze ay ışığı gibi vursun;
Sular gibi akar gider gençliğin ateşi,
Bir uykudur o senin uyanık mutluluğun.


Dilerim ölünce şarapla yıkanayım
Şarap şiirleriyle talkınlanayım
Mahşer günü arayan olursa beni
Meyhanenin önündeki topraktayım.


Senden benden önce de vardı bu gün bu gece
Felek dönüp durmadaydı hep bu gördüğünce
Usulca bas toptağa, çünkü bastığın yer
Bir güzelin gözbebeğiydi beş on yıl önce.


Yaşamanı akla uydurman gerekir,
Ama bilmezsin akla uygun olan nedir;
Bereket eli çabuktur Zaman Usta'nın,
Başına vura vura sana da öğretir.

Gül mevsimi çimendeyiz su kıyısında
Birkaç nur yüzlü güzel de var aramızda
Şarap sun çünkü sabah erken içenlere
Ne mescit gerekir ne kilise dünyada.


Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi
Neden ölüme mahkum eder hepsini?
Yaptığı güzelse neden kırar atar
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?


* * * * *


Ezel avcısı bir yem koydu oltasına
Bir canlı avladı Adem dedi adına
İyi kötü ne varsa yapan kendisiyken
Tutar suçu yükler kendinden başkasına.


Bu dünyada nedir payıma düşen, hiç
Nedir ömrümün kazancı felekten, hiç
Bir sevinç mumuyum sönüversem hiçim
Bir kadehim kırılsam ne kalır benden hiç.


O yakut dudakları kızıl kızıl yanan nerde?
O güzelim kokusu cana can katan nerde?
Müslümanlara şarap haram edilmiştir derler
İçmene bak, haram işlemeyen müslüman nerde?


Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.


Sonsuz çemberinde bu dipsiz evrenin
Gönül hoşluğuyla iç, geçmeden devrin
Ecel şarabın sunulunca da ah etme:
Sıran gelince içmezlik edemezsin.


İç, şarap iç, Mahmut olmak budur;
Çalgı dinle, Davut olmak budur;
Geçmişi, geleceği düşünme
Gününü gün et, yaşamak budur.


Bu ömür kervanı bir tuhaf gelir gider
Kazancın, yaşamasını bildiğin günler;
Saki, bırak şu yarını düşünenleri
Geçti gidiyor gece, geçmeden şarap ver.


Kimileri laf dünyasında şişinip durmuş;
Kimi güzel ardında koşturmuş;
Perdeler inince anlar her biri, ey Gerçek,
Senden ne uzak, ne uzak yollara vurmuş.


Gönlünce de dönse, bu dünyanın sonu ne?
Okunup bitse de ömür destanının, sonu ne?
Yüz yıl dilediğince yaşadın diyelim,
Bir yüz yıl daha yaşasaydın, donu ne?


Bulut geçti, göz yaşları kaldı çimende
Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?
Bugün bu çimen bizim, yarın kim bilir kim
Gezecek bizim toprağın yeşilliğinde.


* * * * *


Kendi çarkını döndürmeye bak döndükçe dünya;
Keyfinin tahtına çık kadehle dudak dudağa;
Tanrının umrunda mı senin günahın sevabın:
Sen kendi muradını kendi güzelinde ara.


Madem ki sevincin adı kaldı yalnız
Ham şarabı en olgun dost saymalıyız
Keyfin el çekmeğe kalkmasın kadehten
Kadehtir şimdi artık tek tutanağımız.


Kalk, kalk, yeter uyuduğun, saki!
Boş kadehim dolsun, dolsun, saki;
Er geç testi olmadan kafa tasım,
Sen testiden bana şarap sun, saki!


Bu kubbe altındaki bin bir belayı gör;
Dostlar gideli boşalan dünyayı gör;
Tek soluk yitirme kendini bilmeden;
Bırak yarını, dünü, yaşadığın anı gör.


Hayat evini sağlam kurmak istersen,
Günlerini gamsız geçirmek istersen,
Işıl ışıl şaraptan sakın el çekme,
Her gününün tadına varmak istersen.


Gül der ki yüzüm yüzlerden güzelken
Ezer suyumu çıkarırlar bilmem neden.
Bülbül de şöyle der ona sanki içinden:
Bir yıl dert çekmeden var mı bir gün sevinen?


Menekşe mor boyalar sürerken gömleğine,
Seher yeli el atarken gülün eteğine,
Aklı olan gümüş bedenli sevgilisiyle
İçer şarabı, döker kadehi yüreğine.


Boştur dünya saki ve şarap olmayınca,
Irak neylerinin sesi duyulmayınca;
Nesi var nesi yok bu dünyanın bana sor:
Boştur geçen ömrün kadehin dolmayınca.


Kaygılar tasalar sarmasın içini;
Olumsuz düşlere kaptırma kendini;
Ayrılma yarin ve çimenin koynundan
Kara toprak koynuna almadan seni.


Olanların olacağı belliydi çoktan;
İyiyi kötüyü yazmış kaderi yazan;
Ta baştan gereği düşünülmüş her şeyin:
Neden boşuna uğraşır, dertlenir insan?


* * * * *


Madem ben kervansarayda kalıcı değilim,
Şarapsız güzelsiz yaşamak hatadır derim
Dünya muhdes mi kadim mi diye tartışmak boş:
Ben gittikten sonra ha muhdes olmuş ha kadim!


Meyhane rintlerinin sergerdesi benim;
Yersiz sözlerle günaha giren benim;
Gecesini kızıl şaraba kurban eden
Ciğerinin kanıyla dua eden benim.


Dünyada olan biteni ben de görmedeyim;
Haksızlıkları hep baş köşelerde görmedeyim;
Fesuphanallah! Nereye bakarsam bakayım
Kendi mutsuzluğumu her yerde görmedeyim.


Bize şarap ve sevgili, size cami kilise;
Sizler cennetliksiniz, cehennemliğiz bizlerse;
Kader böyleymiş neylersin, kimsenin suçu yok:
Kim ne karışır ezel nakkaşının işine?


Gülün yüzünde çiy incisi nevruzun ne hos!
Yeşillikte gönül aydınlatan yüzün ne hoş!
Dün geçti gitti, hoş değil ondan söz etmemiz:
Hoş tut gönlün, anma dünü, bak bugün ne hoş.


Benim varlığım senin yaptığın bir nakış;
Türlü garip renklerini hep senden almış;
Kendimi düzeltmeğe nasıl varsın elim:
Senden güzelini yapmak bana mı kalmış!


Yetmiş iki ayrı millet, bir o kadar da din!
Tek kaygısı seni sevmek benim milletimin;
Kafirlik müslümanlık neymiş, sevap günah ne?
Maksat sensin, araya dolambaçlar girmesin.


Feleğin çarkı döner, ne tuz bilir ne ekmek
Balık gibi çıplak kor gider bizi felek
Kadınların çıplakları giydiren çıkrığı
Feleğin çarkından daha yararlı demek.


Kalk oyna, ayakların ellerimize uysun
Biz içerken o mavi gözler süzülsün
Yirmi yaşında şarap içmenin tadı yok
Altmışından sonra içeceksin ki değsin


Bu fakir köşede şarap ve çalgı yeter bize
Rahmet umudu, azap korkusu bizim nemize?
Canı, başı sarığı rehine verip vermişiz
Hava, toprak, su ve ateş uğramaz semtimize.


* * * * *


Zahide hurilerle dolu cennet hoş gelir
Onun bana üzümün suyu daha hoş gelir
Onun cenneti veresiye benimki peşin
Ne var ki uzaktan davulun sesi hoş gelir.


Şarap beden gücüdür, can gücüdür bana;
Çözülmedik ne sırları çözdürür bana;
İstemem dünyayı ahreti şarap varken:
Bir damlası iki dünyadan yeğdir bana.


Bülbül ötmeğe başlayınca bahçemizde;
Bir lale gibi açsın şarap elimizde;
Elde kadehle öldü diyecekler bir gün,
Ko desin cahil herifler, ne umrumuzda.


O bilginler ki evrenin özetidirler;
Düşüncelerinin atı göklerde gezer;
İş kavramaya gelince Senin özünü
Şaşkınlıktan Felek gibi başları döner.


Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.


Güzelim can çıkıp gidince bedenimizde
Birkaç kerpiç olacak mezarımızı örten;
Gün gelecek, mezar yapmak için başkasına
Kerpiç dökecekler kalacak toprakla bizden.


Aşıklar meclisinde yer bulmuşuz birlikte;
Dünyanın dertlerinde kurtulmuşuz birlikte;
İçip birer kadeh bu sevincin şarabından
Özgürlüğe ermiş, sarhoş olmuşuz birlikte.


Ömer Hayyam

Çeviri . Sabahattin Eyüboğlu

 

Kaynak : www.dosthane.de


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ÖMER HAYYAM - - "TÜM DÖRTLÜKLER - 2"1/1/2000

Ne mutlu adı sanı bilinmeyene;
İpeklere, kürklere bürünmeyene;
Anka gibi iki dünyadan da geçip
Bu viranede baykuşa dönmeyene.


Yok olmamış varlık var mı bir tek?
Herşey bir gün, dağılıp gidecek.
Öyleyse vara yoğa ne bakarsın?
En iyisi yoku var, varı yok bilmek.


Sevgili, bir başka güzelsin bugün;
Ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün.
Güzeller bayram günleri süslenir:
Seninse bayramları süsler yüzün.


Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik;
Yüzlerce incimiz vardı delinmedik.
Sersemliği yüzünden bilgisizlerin
Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.


Kendimden geçtikçe gelirim kendime,
Alçalırım çıktıkça yüksek yerlere.
En garibi, içmeden sarhoşum da ben,
Ayılırım her kadehi devirdikçe.


Ben içerim, ama sarhoşluk etmem:
Kadehten başka şeye el uzatmam.
Şaraba taparmışım, evet, taparım:
Ama senin gibi kendime tapmam.


Şeyh fahişeye demiş ki: - Utanmaz kadın;
Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?


Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,
Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;
Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;
Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.


Dinle dinsizliğin arası bir tek soluk;
Düşle gerçeğin arası bir tek soluk.
Aldığın her soluğun değerini bil
Bütün yaşamak macerası bir tek soluk.


Bir put demiş ki kendine tapana:
Bilir misin niçin taparsın bana?
Sen kendi güzelliğine vurgunsun:
Ben ayna tutar gibiyim sana.


* * * * *


Biz aşka tapanlarız, müslüman değil;
Cılız karıncalarız, Süleyman değil;
Biz eskiler giyen benzi soluklarız:
Pazarda sırma satan bezirgan değil.


Nerdesin? Sana baş kaldırmışım işte;
Karanlık içindeyim, ışığın nerde?
Cenneti ibadetle kazanacaksam
Senin ne cömertliğin kalır bu işde?


Gerçek erenlere güzel çirkin, hepsi bir;
Sevenler için cennet, cehennem, hepsi bir;
Kendini veren ha ipekli giymiş, ha çul;
Yastığı ha pamuk olmuş ha diken, hepsi bir.


Yıllar günler gibi geçti gider;
Nerde o eski dertler, sevinçler?
Belaya aldırmaz aklı olan:
Be da her şey gibi geçer, der.


Dünyayı allar pullar boyarlar gözünü;
Aklı olan hor görür süsünü püsünü.
Kimler geldi gitti, kimler gelip gidecek:
Al gitmeden alacağını, doyur gönlünü.


Şarap mimarıdır yıkık gönüllerin
Süzülmüş, tertemiz canı üzümlerin.
Neden şer demişler bu hayırlı suya?
Siz bana bu şerden üç dört kase verin.


Aşk bir beladır, ama Tanrıdan gelme;
Halk neden karşı kor Tanrı emrine?
Bize herşeyi yaptıran kendi madem,
Kulu sorguya çekmenin alemi ne?


Dert de neymiş? O mu bizi ağlatacak?
O mu sevinç bayrağımızı yırtacak?
Gelin, atalım şunu gönül yurdundan:
Yoksa içimizde fitne çıkartacak.


Sensiz camide, namazda işim ne?
Seninle buluşma yerim meyhane.
Benim sevmem de böyle, yüce Tanrı:
İstersen kaldır at cehennemine.


Hep bir çember, dolanıp durduğumuz!
Ne önümüz belli, ne sonumuz.
Kim varsa bilen, çıksın söylesin:
Nerden geldik? Nereye gidiyoruz?


* * * * *


Bizi bizden alan şaraba gönül verdik;
Coşup taştık; yerden kopup göklere erdik.
Tenden bedenden soyunuverdik sonunda
Topraktan gelmiştik, yine toprağa girdik.


Tepemizde dönüp duran gökler
Büyücünün fanusu gibidirler:
Güneş bu fanus içinde lamba,
Biz de gelip geçen görüntüler.


Bir rint gördüm, binmiş dünya denen kır ata;
Aldırmıyor dine, islama, şeriata;
Ne hak dinliyor, ne hakikat, ne marifet:
Gelmiş mi böylesi kahraman kainata?



Kimi gizlenir, kimselere görünmezsin;
Kimi renk renk dünyalarda görünür yüzün
Kendi kendinle sevişmek bu seninki:
Çünkü seyreden sen, seyredilen de sensin.


Yüzümde pırıl pırıl sevinç gördüğün gün,
Nice konakları yıkılmıştır gönlümün.
Dalgıçsan dal gözlerimin denizine, bak:
Dibinde mahzun bir deniz kızı görürsün.


Seni kuru sofraların softası seni!
Seni cehenneme kömür olası seni!
Sen mi Hak' tan rahmet dileyeceksin bana?
Hakka akıl öğretmek senin haddine mi?


Önce kendine gel, sonra meyhaneye;
Kalender ol da gir kalenderhaneye.
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur:
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye.


Şarap içip güzel sevmek mi daha iyi,
İki yüzlü softaları dinlemek mi?
Sarhoşla aşık cehenneme gidecekse,
Kimselerin göreceği yoktur cenneti.


En büyük söz Kuran bile
Arada bir okunur besmeleyle.
Kadehteyse öyle bir ayet var ki
Okur insan her zaman, her yerde.


Neylesem bu benim iç kavgalarımla?
Pişmanlığım, kendime düşmanlığımla?
Sen bağışlasan da ben yerim kendimi:
Neylesem bu yüzkaram, bu utancımla?


* * * * *


Kalk sevinç dolduralım garip gönüle
İçelim doğan güne karşı bülbülle
Yırtalım biz de gömleği aşık gülle
Verelim çiçekler gibi ömrü yele.


Aklı olan paraya değer vermez,
Ama parasız dünya da çekilmez;
Eli boş menekşe boynunu büker,
Gül altın kasede gülmezlik etmez.


Bir damla şarap Tus saraylarına bedel,
Keykubad'ın Keykavus'un tahtından güzel
Sabaha karşı aşıkların iniltisi
İki yüzlü softanın ezanından güzel.


Bedenindeki et, kemik, sinir kaldıkça,
Dünyadaki yerini bil, kendinden şaşma.
Düşman Zaloğlu Rüstem olsa ger göğsünü,
Dostun Karun olsa iyilik altında kalma.


Yerin dibinden yıldızlara dek
Ermediğimiz sır kalmadı pek,
Her düğümüçözmüş insanoğlu;
Ecel düğümünü var mı çözecek?


Sevgiyle yuğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin.


Bu evren her gece ne gömlekler diker!
Kimini gelen, kimini giden giyer.
Her gün nice sevinçlerle dolar dünya,
Nice dertler toprağa karışır gider.


Şarap benlik kaygusu bırakmaz sende
Çözülmedik bir düğüm kalmaz beyninde
İblis bir kadeh şarap içmiş olaydı,
Secdeye yatardı Adem'in önünde


Biz hırkadan sonra küpe gelmişiz;
Kıpkızıl şarapla abdest almışız.
Medresede kaybettiğimiz ömrü
Meyhanede aramaktır işimiz.


Şarabı götürüp döksen bir dağa
Dağ sarhoş olur başlar oynamağa.
Ben ne diye tövbe edecekmişim
İçimi tertemiz eden şaraba?


* * * * *


Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden anlar bir dost gelip falı görünce:
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.


Bu gecenin son gece olması da var:
Emret, gül rengi şarabı getirsinler.
Gafil, bir gittin mi bir daha gelmek yok:
Altın değilsin ki gömüp çıkarsınlar.


Medreseden hayır yok, dinle beni;
Vakıf lokması karartır içini.
Git, bir yıkık yerde yoksulca yaşa:
Orası bir padişah eder seni.

Şarap iç, yıkansın, aydınlansın için;
Bu dünya, öbür dünya silinip gitsin!
Gel ömrün yele gitmeden tadına bak
Cana can katan suyun, ıslak ateşisin.


Kendiliğinden var olmuş sanma beni;
Bu kanlı yola ben sokmadım kendimi;
Bir gerçek varlık beni var etmiş olan;
Yoksa kimdim ben, neredeydim, neydim ki.


Dileğin Tanrı dileği değil ki senin;
Muradına ermeyi nasıl beklersin?
Doğru olan Tanrı' nın dilekleriyse
Yanlış demek senin bütün dileklerin.


Ehil insana canım feda olsun;
Ayağı öpülse öperim onun.
Bir de git ehil olmayanla konuş:
Cehennem ne imiş görmüş olursun.


Evren kırıntısı bu güzelim yıldızlar
Gelir giderler, dünyayı bezer dururlar;
Göklerin eteğinde, toprağın koynunda
Doğdukça doğacak daha neler neler var.


Bir nakıştır varlığımız senin çizdiğin,
Şaşılası neler nelerle bezediğin;
Kendimi düzeltmek benim ne haddime:
Beni potadan böyle döken sensin.


Her gün kalkıp meyhaneye gitmedeyim;
Kalenderlerle boş sözler etmedeyim;
Senden bir şey gizlenemez nasıl olsa:
hoş gör de sana gönülden sesleneyim.


* * * * *


Gökleri yarıp darma dağın ettiğin gün,
Pırıl pırıl yıldızları kararttığın gün,
Sen sorguya çekmeden ben soracağım sana:
Ey Tanrı, hangi günahım için beni öldürdün?


Canların canı dost, gel etme, dinle beni.
Küsme Feleğe, değmez, yeme kendini;
Çekil, otur gürültüsüz bir köşeye,
Seyret bu hengamede olan biteni.


Ne güzel gün! Hava ne sıcak, ne serin;
Bir bulut, tozunu siliyor bahçenin;
Bülbül coşmuş, sesleniyor sarı güle:
Şarap iç şarap da yüzüne renk gelsin!


Bu yolun hoş bir yerinde durabilseydik;
Ya da bu yolun ucunu görebilseydik:
O umut da yok bu umut da; hiç değilse
Otlar gibi kesilip yeniden sürebilseydik.


Vefasız dünya diye yakınıp durma;
Dünya elindeyken tadını çıkarsana!
Herkese vefalı olsaydı dünya
Sıra mı gelirdi senin yaşamana?


Dostlar, bir gün, sözleşip bir yerde birleşin;
Oturup sofrasına dünya cennetinin;
Saki doldururken kadehleri cömertçe,
İçin bir kadeh de zavallı Hayyam için!


Daha nice büyük göreceksin kendini?
Hep varlık yokluk mu düşündürecek seni?
Şarap için şarap: Bu ölüm yolculuğunda
Bulamazsın sarhoş uykulardan iyisini.


Hayyam, günahım var diye tasalanma,
Bunun için dertlere düşmek boşuna.
Günah olacak ki Tarı bağışlasın:
Rahmet neye yarar günah olmayınca.


Gün doğarken sabah horozları niçin
Acı acı bağrışırlar, bilir misin?
Tan yerini gösterip derler ki sana:
Bir gecen geçti gidiyor; sen nerdesin?


Ay yırttı kara giysilerini;
Kalk, tam zamanıdır, doldur şarap kaseni.
Keyfine bak, çünkü bu ay, sonsuz yıllarca,
Mezarda upuzun yatar görecek seni.


* * * * *


Saki yüzün Cemşid'in kadehinden güzel;
Uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel;
Işık saçıyor ayağını bastığın toprak,
Bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel.


Tertemiz geldik yokluktan kirlendik;
Sevinçle geldik dünyaya, dertlenik.
Ağladık, sızladık, yandık, yakındık:
Yele verdik ömrü, toz olup gittik.


Dostunu erkekçe seven kişi
Pervane gibi özler ateşi:
Sevip de yanmaktan kaçanların
Masal anlatmaktır bütün işi.


Bahar geldi mi başka şey dinler miyim;
Hele aklın defterini hemen dürerim.
Şarap, sığınağım sensin bahar günü,
Söğüt ağacı, senin de gölgendeyim.


Seni aramaktan dünyanın başı dertte;
Zengine de göründüğün yok, fakire de;
Sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa,
Hep kör müyüz, sen varsın da görünürde.


Ey dörtle yedinin doğurduğu insan,
Dörtle yedidir seni dertlere salan.
Boşuna mı şarap iç diyorum sana:
Bir gittin mi bir gelme yok, inan.


Tanrım, hayır şer kaygısndan kurtar beni;
Kendimden geçir, seninle doldur içimi
Aklım ayıramıyor iyiy kötüden
Sarhoş et bari ne kötü kalsın, ne iyi.


Medresenin sözü vardır, tekkenin hali,
Sözden, halden öteye gider aşkın yolu.
Müftünün, vaizin en iyisini getirsen
Aşkın mahkemesinde tutulur dili.


Gerçek aydınlığa erince can gözüm,
İki dünyayı birden silinmiş gördüm.
Eriyip gittim sanki engin denizlerde:
Ter olup çıktı, denize döndü gönlüm.


Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece;
Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde!
Böyle diyen gönül denize kavuşunca
Baktı kendinden başka şey yok görünürde.


* * * * *


Can o güzel yüzüne vurgun, neyleyim;
Gönül tatlı diline tutkun, neyleyim;
Can da, gönül de sır incileriyle dolu:
Ama dile kilit vurmuşsun, neyleyim.


En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
İyilik seven kötülük edemez zaten.
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.


O kızıl yakutun madeni, başka maden;
O eşsiz incinin sedefi, başka sedef;
Aklın buldukları kuruntu, dedi kodu:
Bizim aşk efsanemizin dili, başka dil.


Meyhanede abdest şarapla alınır ancak;
Mümkün mü kara yazıyı aka çevirmek?
Perdemiz öyleysine yırtılmış ki bizim,
Onarılmaz artık ne kadar yamasak.


Hem sana el değdirmeğe elim varmaz,
Hem sensiz aldığım nefes, nefes olmaz:
Bir garip dert bu, kimseye de açılmaz:
Bir zehir zakkum ki tadına da doyulmaz.


Sır saklamasını bilirsen Hayyam söyler
İnsanoğlu nedir, ne yapar, ne eder:
Dert çamuruyla yuğrulup gelir dünyaya
Yer içer, karın doyurur ve çeker gider.


Putların, Kabenin istediği: Kölelik;
Çanların, ezanın dilediği: Kölelik;
Mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti
Nedir hepsinin özlediği? Kölelik.


Benim canım hep şarabın izindedir,
Kulağım ney ve rubap sesindedir.
Toprağımdan desti yaparlarsa benim
O desti şarap doldurulmak içindir.


Sen nesin, varlık nedir, nerden bileceksin?
Dünyan esen yel üstüne kurulmuş senin.
İki yokluk arasında bir varlık seninki:
Hiçlik ne varsa çevrende, sen de bir hiçsin.


Gül yanaklı sevgiliyi saramaz insan
Yüreğine diken batmadan, vurulmadan.
Kim bir güzelin saçına dokunabilmiş
Tarak gibi diş diş, didik didik olmadan?


* * * * *


Kadeh bir bedendir, içinde can var can;
Candır kadehin bedeninde camlaşan.
Donmuş sudan ateş süzülür sanki:
Erimiş yakut, gönül sırçasından


Kul olup o güzele birden,
Koptuk her bağdan, her tövbeden:
Herkes koyu müslüman döner
Biz putperest döndük Kabeden.


Meyhanede kendini bilenler bulunur;
Bilmeyeni ayırmak da kolay olur.
Yıkılsın bilgisizlik yuvası medrese:
Ordan kendini bilip de çıkan hiç yoktur.


Uğrunda dertlere düştüğüm sevgili
Bir başkasına tutulmuş, o da dertli;
Derdimin dermanı kendi derdinde:
Hekim hasta olunca kime gitmeli?


Gece, gül bahçesinde, araken seni,
Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;
Seni anlatmaya başlayınca güle
Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.


Güçlü olduğuna inandırdın beni;
Bol bol da verdin bana vereceklerini.
Yüz yıl günah işleyip bilmek isterim:
Günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi?


Hem aklın mutluluk peşinde senin,
Hem söylerim, söylerim dinlemezsin;
Aldığın her nefesin kadrini bil
Ot değilsin ki kesildikçe bitesin.


Sen içmiyorsan, içenleri kınama bari;
Bırak aldatmacayı, iki yüzlülükleri;
Şarap içmem diye övünüyorsun, ama,
Yediğin haltlar yanında şarap nedir ki?


Ben bugün beden kafesinde mahpusum;
Yol olma özlemiyle sarhoş olmuşum;
Varlığın ayıbından kurtarırsa beni
Yoksulluğun kulu, kölesi olurum.


Benim yasam artık şarap, çalgı, eğlenti;
Dinim dinsizlik, bıraktım her ibadeti;
Nişanlım dünyaya: Ne çeyiz istersin, dedim:
Çeyizim, senin gamsız yüreğindir, dedi.


* * * * *


Benden Muhammet Mustafa' ya saygı ve selam:
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?


Benden Hayyam' a selam söyleyin demiş peygamber;
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.


Yanlız bilgili olmak değil adam olmak;
Vefalı mı değil mi insan, ona bak.
Yücelerin yücesine yükselirsin
Halka verdiğin sözün eri olarak.


Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helalı karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğimiz su bile haram.


Dünya yıldıramazsın beni ne yapsan;
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan.
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni korkutan.


Yerin üstüne baktım, uykuya dalmışlar;
Altına baktım, çürüyüp toprak olmuşlar.
Yokluk ovasında başka ne var ki zaten:
Daha gelmemişler var, gelip gitmişler var.


Bilge, yüce varlığın seyrine dalar;
Gafil ise onda dostluk düşmanlık arar.
Deniz, deniz olduğu için dalgalanır,
Çöpe sor, hep onun içindir dalgalar.


Ben kendimden geçtikçe kendime gelirim;
Yücelere çıkar, alçalmayı bilirim.
Daha da garibi, varlığın şarabıyla
Ne kadar ayık da olsam, sarhoş gibiyim.


Yüreğinde sıkıntı varsa esrar iç,
Ya da birkaç kadeh gül renkli şarap iç.
Onu içmem, bunu içmem der durursun:
Ahmak herif, git zıkkımın pekini iç.


Adım kötüye çıkarsa çıksın, ben böyleyim;
Bir kerpiçim de olsa, satar şarap içerim.
O da gidince ne yaparsın diyecekler:
Cübbemle sarığım ne güne duruyor, derim.


* * * * *


Kalk, kalk, çalgılara çalgı katalım gitsin;
Adımızı kötüye çıkartalım gitsin.
Sofuluk şişesini çalalım taşa,
Seccadeyi bir kadehe satalım gitsin.


Şarabın adı kötüye çıkmış, kendi hoş,
Hele bir güzelle içersen daha bir hoş;
Harammış şarap, olsun, bana göre hava hoş:
Hem, bana sorarsan, haram olan herşey hoş.


Zaman büktü belimi, ne el tutar ne ayak;
Oysa ne güzel işlerim var yapılacak.
Can kalktı gitmeye; aman dur, diyorum:
Ne yapayım diyor, evin yıkıldı yıkılacak.


Yeryüzünü gül bahçesine çevirmekten
Daha güzeldir bir insanı sevindirmen.
Bin kulu azat edenden daha büyüktür
Bir hür insanı iyilikle kul edebilen.


Can bir şaraptır, insan onun destisi;
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık:
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.


Ah, Tanrı dünyayı yeniden yarataydı,
Yaratırken de beni yanında tutaydı;
Derdim: Ya benim adımı sil defterinden,
Ya da benim dilediğimce yarat dünyayı.


Uyumuşum; rüyamda akıllı bir insan
Dedi: Sevinç gülü açmaz uykuda, uyan;
Ne işin var bu ölüme benzer ülkede?
Kalk, şarap iç, sonsuz uykulara dalmadan.


Tekkede, medresede, maastırda, kilisede,
Bir cennet cehennem kaygısıdır sürüp gitmede.
Oysa yüce varlığın sırlarına eren kişi
Bunların tohumunu uğratmaz düşüncesine


Zaman başımıza bir çorap örmeden,
Gelin dostlar, içelim içebilirken.
O ecel çavuşu dikildi mi tepene
Bir yudum su iç bakalım, içebilirsen.


Ben şarap içiyorum, doğrudur;
Aklı olan da beni haklı bulur:
İçeceğimi biliyordu Tanrı,
İçmezsem Tanrı yanılmış olur.


* * * * *


Dünya hangi gülü bitirdiyse yerden
Kırıp atmış, toprağa gömmüş yeniden.
Su yerine toprağı çekseydi bulut
Sevgili kanları yağardı göklerden.


Gerçeği bilemeyiz madem, ne yapsak boş;
Ömür boyu kuşku içinde kalmak mı hoş?
Aklın varsa kadehi bırakma elden
Bu karanlıkta ha ayık olmuşsun, ha sarhoş.


İnsan yiyeceksiz, giyeceksiz edemez:
Bunlar için didinmene bir şey denmez.
Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış:
Bu güzelim ömrünü satmaya değmez.


Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.


Saki, gökler, denizlerce dolgunum;
İçime sığmaz oldu coşkunluğum;
Ak saçlarımla sarhoş ettin beni,
Kış ortasında bahar bulutuyum!


Dün gece şarap arıyordum şehirde;
Soluk bir gül gördüm bir ocak önünde;
Dedim: Ne yaptın da yakıyorlar seni?
Dedi: Bir kez güleyim dedim çimende.


Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?
Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana.
Bir gününü sevgisiz geçirdinse, yazık:
En boş geçen günün o gündür, inan bana.


Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;
Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;
Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,
Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.


Barış istemiyorsa Felek, işte savaş;
İster serseri deyin bana, ister ayyaş;
İşte şarap, duruyor ortada, kıpkızıl;
İçmeyen taşa çalsın başını, işte taş!


Şarabım, kasem, sevgilim, bir de çimen;
Bırak bana bunları, al cenneti sen.
Cehennemmiş, kuru laf bunlar:
Kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cennetten?


* * * * *


Çekmeyiz aşağılık dünyanın gamını;
Özleriz gül rengi şarabın canını;
Şarap dünyanın kanı, dünya ise kanlımız:
Niçin içmeyelim kanlımızın kanını?


Seccadeye tapanlar eşek değil de nedirler?
Küfelerle riya çamuru yüklenirler gezerler.
İşin kötüsü, din perdesi arkasında bunlar,
Müslüman geçinirken gavurdan beterdirler.


Bu çürük temelli kubbede neyiz ki biz?
Tasta delik arayan karıncalar gibiyiz.
Ne korku, ne umut kapılarını bilen
Şaşkın, gözü bağlı, avanak öküzleriz.


Yıkık bir saray bu dünya dedikleri;
Gece ve gündüz atlarının durak yeri;
Yüz Cemşit' den arda kalmış bir dünya bu:
Yüz Behram kendinin sanmış bu gökleri.


Gelip de eskiyenler, yeni gelenler,
Hepsi gider bugün yarın, birer birer;
Kimselere kalmamış bu eski dünya:
Kimi gitti gider, kimi geldi gider.


Ölüp yok olma korkuların saçma
Yoktan vara yükselen dalda oldukça;
Sevgiye İsa gibi dirilmişsin sen;
Ölüm yok artık sana dünya durdukça.


Ben kendiliğimden var değilim bu varlığımla;
Kendim çıkmış değilim elbet bu karanlık yola;
Bir başka varlıktan gelmiş bendeki varlık:
Ben dediğin kim ola, nerde, ne zaman var ola?


Haksızlık etmekten sakın, hak yoluna gir;
Yediğin ekmeği başkasına da yedir;
Cana kıyma, kimsenin sırtından geçinme,
Seni cennete sokmak benden: Şarap getir!


Ben hangi şarapla sarhoş olursam olurum,
Ateşe, puta, neye taparsam taparım;
Herkes bir türlü görmek istiyor beni
Ben kendimi ne türlü yaparsam yaparım.


Şarap küpü önüne serdik seccademizi;
Şarap yakutuyla adam ettik kendimizi;
Umudumuz, meyhanede yeniden bulmak
Camide, medresede yiten günlerimizi.


* * * * *


Ben çimen Mısrının Yusufuyum, dedi gül;
Dilimden altın, yakut saçılır, dedi gül;
Dedim: Senin Yusuf olduğun nerden belli?
Kana boyanmış gömleğime bak, dedi gül


Ne gündüz oturduk, ne gece uyuduk;
Dünyada Cem'in kadehini aradık durduk.
Öğrenince dünyaları yansıttığını,
Cem' in kadehini yüreğimizde bulduk.


Rintlerin yolunda kendini unut;
Namazın, orucun kökünü kurut;
Öğütlerin iyisini Hayyam'dan işit:
Şarap iç,yol kesme, yoksulları tut.


Bu ucsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,
Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi:
Biri iyinin kötünün aslını bilir,
Öteki ne dünyayı bilir ne kendini.


Şarap güllere çevirsin sabahımızı;
Çalalım yere şan şeref külahımızı;
Nemize gerek bizim uzun dilekler,
Uzun saçlar, çalgılar sarsın havamızı.


Hayyam, şarap iç, sarhoş olmak ne hoş,
Sevgilin de varsa, sarılmak ne hoş;
Er geç sonu yokluk madem bu dünyanın,
Yok say kendini, bak var olmak ne hoş!


Hayyam, bak şu mavi gök nasıl durulmuş;
Açmış çadırı, kesmiş dedikoduyu, susmuş.
Varlığın kadehinde, çünkü, ezel sakisi
Bin Hayyam kabarcığı belirtip yok etmiş.


Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin;
Er geç kuyusunu kazar herkesin.
Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela
Sonunda yok olacak değil misin?


Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;
Erdiğim sırları söylemek elimde değil;
Aklım düşüncenin derin denizlerinden
Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.


Canım şarap, ne güzelsin billur kasende;
Aklı köstekleyen bir büyü var sende.
Biraz içti mi insan açılır yüreği
Döker ortaya nesi varsa içinde.


Ömer Hayyam

 

Çeviri : Sabahattin Eyüboğlu

 

Kaynak : www.dosthane.de




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ÖMER HAYYAM - - "TÜM DÖRTLÜKLER - 1"1/1/2000

Tüm Dörtlükler


Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.


* * * * *


Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.


Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.


Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.


Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.


Derde gama yatkın yüreğime acı;
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
Kızıl kadehi tutan elime acı.


Akıl bu kadehi övdükçe över;
Alnından sevgiyle öptükçe öper;
Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
Hem yapar hem kırıp bin parça eder.


Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.


Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.


Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.


Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?


* * * * *


İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?


Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.


Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmıyan adama akmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!


Bilgenin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek.


Ovada her kızıl lalenin teni
Bir padişahın kanıyla beslendi.
Yerden biten şu mor menekşe yok mu?
Bir güzelin yanağındaki bendi.


Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.


Gül verme istersen, diken yeter bize.
Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
Hırka, tekke, post most olasa da olur,
Kilise çanları bile yeter bize.


Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?


İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!


Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.


* * * * *


Varlığın sırları saklı, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.


Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
Ölenden bir haber bekler insanlar:
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!


Yel eser, umutlar savrulur gider;
Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.


Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?


Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!

Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?


Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;
Senden benden başka düşünen yok, arama!
Vaz geç ötelerden, yorma kendini:
O var sandığın şey yok mu, o yok arama!


Şu serviyle süsen neden dillere destan?
Neden hep onlara benzetilir hür insan?
Birinin on dili var, boşboğazlık etmez,
Ötekinin yüz eli var el açmaz, ondan!


Benim halimden haber sorarsan,
Bir çift sözüm var sana, yürekten:
Sevginle gireceğim toprağa,
Sevginle çıkacağım topraktan.


Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?


* * * * *


Dün geldi: Nedir aradığın? dedi bana:
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gel de düşün, içine iyi bak:
Ben senim, sen ben; aranıp durma boşuna!


Sabah doldu göklere mavi mavi;
Doldur, ışık döker gibi, kaseyi!
Acı olmasına acıdır şarap:
Ama gerçek acıdır demezler mi?


Adam olduysan hesap ver kendine:
Getirdiğin ne? Götüreceğin ne?
Şarap içersem ölürüm diyorsun:
İçsen de öleceksin, içmesen de!


Camiye gittim, ama Allah bilir niye:
Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye.


Kimi dinde imanda buldu yolu
Kimi akıl, bilim yolunu tuttu.
Derken ses geldi karanlıklardan:
Gafiller! Doğru yol ne odur, ne bu!


Her gece aklım dalar gider engine.
Ağlarım, inciler dolar eteğime.
Sevdalıyım, şarap dayanmıyor bana:
Kafam baş aşağı çevrik bir tas mı ne!


Dünya ne verdi sana? Hep dert, hep dert!
Güzel canın da bir gün elbet.
Toprağında yeşillikler bitmeden
Uzan yeşilliğe, gününü gün et.


Şarap sen benim günüm güneşimsin!
Öyle bir dolsun ki seninle içim.
Bir bildik görünce beni sokakta:
Ne o şarap nereye böyle? desin.


Ben ne camiye yararım, ne hayvana!
Bir başka hamur benimki, başka maya.
Yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim:
Ne din umrumda, ne cennet, ne dünya!


Bir kuş gördüm yüce Tus kalesinde,
Keykavus'un kafa tası pençesinde.
Sorup duruyor kafaya: Hani? Nerde?
Adamların, davun dümbeleğin nerde?


* * * * *


Şu testi de benim gibi biriydi;
O da bir güzele vurgun, dertliydi.
Kim bilir, belki boynundaki kulp da
Bir sevgilinin bem beyaz eliydi.


İnciyi isteyen dalgıç olacak;
Varı yoğu dosta verip dalacak.
Canı avucunda, nefesi göğsünde:
Ayağı baş olacak, başı ayak!


Girme şu alçakların hizmetine:
Konma sinek gibi pislik üstüne.
İki günde bir somun ye, ne olur!
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.


Bir taş bulamazsın ki Doğu ovalarında
Küfretmesin bana da, benim zamanıma da
Yüz adım yürü bak, bir dertli insan görürsün:
Bunalmış, otura kalmış yolun kenarında.


Güneş attı göğe sabah kemendini:
Aydınlık padişahı atına bindi.
İçin! için! diye bağırdı dört yana
Canım sabah şarabının müezzini.


Bu kadeh bir bedendir, cana gebe!
Bir yasemindir, erguvana gebe!
Hayır; yanlış; ne odur şarap ne bu:
Bir sudur, bir su ki yangına gebe!


Gökte bir öküz varmış, adı Pervin;
Bir öküz de altındaymış yerin.
Sen asıl iki öküz arasında
Tepişmesine bak şu eşeklerin!


Ne bilginler geldi, neler buldular!
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuya kaldılar.


Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
Bir ışık daha var, ışıklardan başka.
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye:
Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka.


Bir damla şarap ver Çin senin olsun;
Bir yudumu bütün dinlerden üstün.
Söyle, ne var dünyada şaraptan hoş?
O acıya tatlılar feda olsun.


* * * *


Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:
Kuklacı Felek usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.


Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca her bilgi kendilerinde.
Üzülme; eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana "kötü" demelerinde.


Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiç bir şey bildiğim yok.


Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili.


Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?


Varlık yokluk derdini aklından sil;
Bırak öteleri de kendini bil.
Doldur şarabı, geniş bir nefes al:
Kaç nefes alacağın belli değil.


Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helaldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman!


Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!


Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
Kendinden de, dünyasından da geçmeli.
Sevenlerin sofrasına çağrılınca
Ben körüm, ben dilsizim demeli.


Öldürmek de, yaşatmak da senin işin;
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin.
Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat?
Beni böyle yaratan sen değil misin?


* * * * *


Ben kadehten çekmem artık elimi;
Tutmam senin kitabını, minberini.
Sen kuru bir sofrasın, ben yaş bir sapık:
Cehennemde sen mi iyi yanarsın, ben mi?


Eşi dostu verdik birer birer toprağa;
Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.
Sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin:
Sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.


Gözüm, kör değilsen, bunca mezarı gör;
Dünyayı saran yalan dolanları gör;
Krallar, padişahlar çürüyüp gitmiş:
Ela gözlerine kurt dolanları gör!


Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
Her işine güzel demek kolaydı.
Böyle özü doğruluk olaydı?
Evrenin özü doğruluk olaydı?


Duman değil mi dünya mutfağında payın?
Öyleyse ha olmuşsun ha olmamışsın.
Senin zorunsa sermayeden yememek:
Bekle, bekle de başkası yesin yarın.


Bayram geldi; işimiz iştir bu aralık;
Horoz kanı gibi şarap bollaşır artık.
Gel gelelim eşekler de boş gezer şimdi:
Oruç gemi ağızlarından çıkar, yazık!


Hep arar dururdum, dünyaya geleli,
Alın yazısı, cenneti, cehennemi.
Hocam kesti attı, sağlam bilgisiyle:
Alın yazısı, cennet cehennem sende, dedi.


Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin?
Kimselerin kulu kölesi değil misin?
Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?
Keyfine bak: en hoş dünyası olan sensin.


Bahar geldi; başka şey istemem kafamda;
Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.


Tanrı, "cennette şarap içeceksin" der;
Aynı tanrı nasıl şarabı haram eder?
Hamza bir Arab'ın devesini öldürmüş:
Şarabı yalnız ona haram etmiş peygamber.


* * * * *


Nerde yüreği tertemiz uyanık insan?
Nerde güzel düşünceler ardında koşan?
Herkes kendi kafasının kulu kölesi:
Hangi Tanrının kulu, nerde o kahraman?


Kim için bu yerler gökler? Bizim için.
Biz görüş cevheriyiz akıl gözünün
Evren bir yüzük gibiyse çepeçevre
İnsan, taşında bir nakış o yüzüğün.


Yüce varlık bize bir beden verince
Sevmesini öğretti her şeyden önce
Sonra şu delik deşik yüreğimize
Mana incileri sakladı binlerce.


Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.


Vakit geldi, dünya yeşiller giyecek;
Ağaçlara Musa'nın eli değecek,
Kuru tohumlara İsa'nın nefesi;
Gözler açıp buluta çevrilecek.


Gerçek eren içinde kir tutmayandır;
Varlığını korkusuzca hiçe sayandır;
Bu topraklar üstünde en temiz kişi
Sağlığında toprak kesilmiş olandır.


Ey can, sana aklı niçin vermiş veren?
Kendini bil, yolunu bul yitip gitmeden.
Baykuş gibi ne gezersin viranelikte,
Yerin akdoğan gibi sultanın emrindeyken?


Onlar ki kurtulamaz ikiyüzlülükten
Canı ayırmaya kalkarlar bedenden;
Horoz gibi tepemde testere olsa
Aklımın kafasını keser atarım ben.


Bir yanarım Tanrı özlemiye Musa gibi;
Bir ölürüm murada ermeden Yahya gibi;
Yarı gökte kalırım hep bir iğne yüzünden
Hep bir başka derdin terzisiyim İsa gibi.


Dert çekme boşuna, hep gül de yaşa;
Zulüm yolunda hakkı bul da yaşa;
Sonu yokluk madem bu dünyamızın
Yok bil kendini, özgür ol da yaşa.


* * * * *


Ramazan ayı bu yıl da geldi yine;
Vurdu bukağıyı aklın bileğine;
Tanrım bu halka bir gaflet ver de bari
Ramazanı Şevval sansınlar bu sene.


Ey doğru yolun yolcusu, çaresiz kalma;
Çıkma kendinden dışarı, serseri olma;
Kendi içine sefer et erenler gibi:
Sen görenlerdensin, dünya seyrine dalma.


Duru sudan daha temizdir benim sevgim;
Sevgiyle bu oynayış da hakkımdır benim;
Halden hale girer başkalarında sevgi:
Neyse hep odur benim sevgim ve sevgilim.


Dünya padişahın, kayserin, hakanın olsun;
Cehennem kötünün, cennet iyinin olsun;
Tesbih meleklerin olsun, temizlik Rızvan'ın:
Sevgili bizim olsun, canı canımız olsun.


Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: "Çekil önümden" diye ferman edersin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?


Şarap iç adın silinip gitmeden dünyadan;
Şarap kasveti, karanlığı giderir candan;
Güzellerin saçını çözüp dağıtmaya bak
Neylesin, netsin bu can, kıble mi değiştirsin?


Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,
Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:
İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.


Biliyorum varlığın, yokluğun dış yüzünü;
Yükselmenin de alçalmanın da içyüzünü;
Ne çıkar öte yanını da bilsem feleğin:
Bezmişim bilgiden, atmışım her türlüsünü


Baharlar yazlar gider, kara kış gelir;
Varlığın yaprakları dürülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme; bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.


Gülün yüzünde çiy tanesi nevruzun ne hoş;
Yeşillikte canı aydınlatan yüzün ne hoş;
Geçmiş gitmiş gün üstüne ne söylesen boş:
Bırak dünü, hoş et gönlünü, bak bugün ne hoş


* * * * *


Bilgisizliğimi sundum durdum aleme;
Bir yoksulluk karanlığı çöktü gönlüme;
Utandım günahımdam, müslümanlığımdan:
Bundan böyle zünnar takacağım belime.

Bir su, bir damla suymuşuz, bele düşmüşüz;
Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;
Yarın yel savuracak toprağımızı:
İçelim, hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz.


Bahtımın kökü yeşerip dal budak da verse
Eğretidir bu ömür diye giydiğin elbise;
Mıhlar gevşek bir gölgeliktir beden çadır,
Pek dayanma sakın ne kadar sağlam da görünse.


Ben de geçtim gittim bu zulüm yurdundan,
Elimde yelden başka bir şey kalmadan;
Ama var mı, ölümüme sevinip de
Ecelin şaşmaz tuzağından kurtulan?


Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma:
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalkıyorum gün ortasında.


Yılan gibi taşa girsen de, Saki,
Sızar ecelin suyu bulur seni;
Bu dünya toprak, Saki, türkü söyle;
Bu soluk bir yel, şarap ver, Saki.


Gönül Bijen'i kuyu gibi gam zindanında;
Akıl Sührab'ı ölmüş derdinin sayvanında;
Dünya Siyavuş'unun öcünü almak için
Gam, Rüstem'in Turan gibi gönlünü talanda.


Ey yanağı ağustos gülünü bastıran;
Ey yüzü Çin güzellerini kıskandıran;
Bakışı Babilşahını büyüde yenip
Elinde at, fil, ruh, ferz, baydak bırakmayan.


Elimde olsa dünyayı küçümserdim;
İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim;
Daha doğrusu bu aşağılık yere
Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm.


Şarap iç, bire birdir derde tasaya;
Ne bu dünya kalır, ne öteki dünya.
Ne serin ateştir o, ne can dolu su:
Çabuk ol, bulup içemezsin mezarda.


* * * * *


Felek, delik deşik ediyorsun yüreğimi;
Yırtıyorsun ikide bir sevinç gömleğimi,
Esen yelleri ateş ediyorsun bana;
Çamura çeviriyorsun içeceğimi.


Haram, acı, kötü derler canım şaraba:
Oysa ne hoş şey, hele bir güzel sunarsa;
İçin bakın; hem doğrusunu isterseni,
Haram dedikleri her şey hoş galiba!


Dedim ben artık kızıl şarabı içmem;
Üzümün kanıymışbu, ben kan dökmek istemem.
Gün görmüş aklım şaşırdı: Sahi mi? dedi;
Yok canım, şaka, ben nasıl içmem!


Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin;
Erenlerin dilini de söktüremezsin;
İyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı:
Öbür cennette ya girer, ya giremezsin.


Bulut geldi; lalede bir renk bir renk!
Şimdi kızıl şarap içmemiz gerek.
Şu seyrettiğin serin yeşillikler
Yarın senin toprağında bitecek.


İki batman şarap, bir buğday ekmeği;
Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;
Daha ne istenir bilmem şu dünyada:
Padişah daha iyisini bulabilir mi?


Dünyaları değişmem kızıl şaraba;
Ay da ondan sönük; çoban yıldızı da.
Şarap satanların aklına şaşarım:
Ondan iyi ne var alınacak dünyada?


İnsan son nefese hazır gerekmiş:
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:
Böylece dirilirsek işimiz iş.


Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.


Hayyam bilgelik çadırları dokudu;
Sonra dert potasında yandı kül oldu.
Bir pula satıldı kader çarşısında,
Ölüm celladı geldi, boynunu vurdu.


* * * * *


Dostum, gel yarına kanmayalım biz;
Günümüzü gün edelim ikimiz.
Yarın çekip gettik mi şu konaktan
Yedi bin yıl önce gidenlerleyiz.


Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti;
Derede akan su, ovada esen yel gibi.
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok:
Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki.


Tanrı, ışığıyla doldu can gözüme;
Bu dünyadan o dünyadan bana ne!
Gönlüm ter gibi çıkıp bedenimden
Karıştı varlığın denizlerine.


Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
Her istediğini onda ara, onda bul.
Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
Koy canını ortaya, soyulursan soyul.


Sarhoş oldum mu aklım azalır;
Ayıldım mı sevincim dağılır.
Ne sarhoş, ne ayık bir hal var ya?
En güzeli öyle yaşamaktır.


Sevgili, sırlarına eren gönül nerde?
Sözlerinin tekini duyan kulak nerde?
Gece gündüz serilirsin de karşımıza:
Yüzünü bir kez gören mutlu göz nerde?


Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından yoğundan kurtul da yaşa.


Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?
Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
Bırak öyleyse iki dünyayı birden:
Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!


Dün özledim de seni coştum birden bire;
Çıktım senin yerin dedikleri göklere.
Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan:
Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende!


Bir testici gördüm, çamur içindeydi:
Ayağı çarkında, elinde bir testi;
Testinin başında bir yoksulun ayağı
Kulpunda bir padişahın kellesi.


* * * * *


Bir testi aldım çarşıdan ucuza;
Gizli gizli neler anlattı bana;
Bir şahdım, dedi; altın kupam vardı;
Şimdi neyim? Testi oldum şaraba.


Bilmem, ne sayar durursun bir, iki;
Ha bir olmuş, ha yüz bin fark etmez ki
Çal sazını, sonun bir avuç toprak,
Şarap ver, bir esip gitmedir bizimki.


Kambur Felek, sen ne konaklar yıka geldin;
Kin beslersin bize, zulüm eski adetin.
Şu kara toprağın göğsünü bir yarsalar,
Ne inciler yatar içinde bilir misin?


Yoksul, dertli gönlüm arar sevgilisini;
Aklı gelmez başına, yer kendi kendini.
Bana sevgi şarabını sundukları gün
Kana boyamışlar varlık kadehimi.


Ha Belh'te ölmüşsün, ha Bağdat'ta hepsi bir;
Kadeh doldu mu, acı da olsa içilir.
Keyfine bak; çok aylar doğmuş batmış sensiz;
Sensiz daha çok ayların ondördü gelir.


Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.


Behram'ın şarap içtiği orman köşkünde
Bir tilki yavrulamış, bir ceylan keyfinde.
Ömrünce yaban eşeği avlamış Behram:
Mezar da Behram'ı avlamış günün birinde.


Ben bıyıkları süpürge etmişim meyhanede:
Hayırmış, şermiş bırakmışım ikisini de.
İki dünyayı karpuz gibi önüme koysalar
Ne birine metelik veririm, ne ötekine.


Padişah ol, yokluk halkasına gir de;
Yıkan, kirin pasın kalmasın gönülde.
Meyhaneye ermeğe gelince biri
Kendini bil de ne yaparsan yap de.


Toprakla karışıp bulanmamış bir can
Sana konuk geldi bir temiz dünyadan.
Otur, bir kadeh şarap iç kendisiyle,
Sana iyi geceler deyip kaçmadan.


* * * * *


Ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;
Ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.
O canım Türk güzeli kömür gözleriyle,
Çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.


Dünyaya geldiler, coşup taştılar;
Güldüler, eğlendiler, anlaştılar;
Bir kadehte sızıverdiler bir gün
Ölüm uykusunda kucaklaştılar.


Bilir misin, yüceler yücesi Tanrı,
Şarap ne zaman çoşturur içenleri?
Pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,
Bir de cuma, cumartesi günleri.


Yaşamak elindeyken bugüne bugün,
Ne diye bırakır, yarını düşünürsün?
Geçmiş, gelecek, kuru sevda bütün bunlar;
Kadrini bilmeğe bak avucundaki ömrün.


Toprak olup gitmişlere sorarsan
Ha gavur olmuşsun ha müslüman.
Kimler bu dünyada eğlenmemişse
Ötekinde yalnız onlar pişman


Ey garip kuş! Bu yıldızlar darı sana;
Elest günü canı sen verdin insana.
Dünyayı gören büyülü bir kadeh varmış:
O kadeh sende, başka yerde arama.


Bu zamanda az dostun oldun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoş beş edip geçmeli.
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük düşmanıymış en çok güvendiği.


Feleği döndürebilir misin muradınca?
Ne çıkar gök yedi kat değil sekiz katsa?
Er geç toprağa karışıp gidecek gövdeni
Ha ovada kurt yemiş, ha mezarda karınca.


Bak, gül yeşiller, sevinçler içinde;
Arar bulamazsın gelecek perşembe.
İç şarabını, gül kokla, yeşil topla:
Toprak oluvermeden gül de yeşil de.


İnsan çeker çeker de sonra hür olur;
İnci sedef zindanlarda yuğrulur.
Paran pulun yoksa bugün, sağlık olsun:
Bugün boş duran kadeh yarın doludur.


* * * * *


Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?


Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeğe,
Altınları gümüşleriyle övünmeğe.
Tam işleri dilediği düzene girer:
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.


Can verinceye dek bu çorak yerde
Dertten başka ne geçer ki eline?
Ne mutlu çabuk gidene dünyadan;
Hele bu dünyaya hiç gelmeyene!


Yerleri yapmış, gökleri kurmuşsun ama,
Sensin bunca gönülleri yakıp yıkan da.
Ne kızıl dudakları, ne altın saçları
Altmışın süprüntüler gibi kara toprağa.


Dostum, olan olmuş, vahlanma boşuna;
Dünyayı kara zindan etme başına.
Yaşamana bak, elinden tek gelen bu:
Olacakları danışan var mı sana?


Sevgilim, ömrü derdim gibi bitmeyesi,
Bu sabah bütün cömertliği üstündeydi.
Bir göz atıverdi bana geçip giderken:
İyilik et denize at mı demek istedi?


Gül de şarab da bilene güzel gelir;
Sarhoş olmayan için sarhoşluk nedir?
Cebi boş gönlü dolu olmayan kişi
Her şeyden geçmenin tadını ne bilir?


Yapma diyorsun; yapmamak elimde mi?
Sen al demişin; nasıl çekerim elimi?
Hem yap hem yapma demek seninki bana
İnsaf: Kadeh devrilir de dolu kalır mı?


Bu dünya iki kapılı bir han,
Girdi mi dertlere düşer insan.
Tanınmadan yaşamak en iyisi:
Elinde olsa da hiç doğmasan.


Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi?


Ömer Hayyam

 

Çeviri : Sabahattin Eyüboğlu

 

Kaynak : www.dosthane.de

 




(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

C. Baudelaire, "Düşman"1/1/2000
Düşman

Üç beş yerine parlak güneşler vuran

Karanlıkbir fırtına oldu gençliğim;
Bitik bahçemdeYıldırımla yağmurdan
Tek tük pembe yemiştir bütün derlediğim.
Vardım düşüncelerin güzüne demek,
Suyun yer yer mezarlar gibi oyduğu
Sele gitmiş toprakta düzlemem gerek
Kürekler,tırmıklarla her bir oyuğu.
Gelişir mi bilinmez bir güç bulur da
Düşündüğüm o yeni çiçekler burda,
Kumsal gibi yıkanmış yerde,kimbilir?
-Ey acı! ey acı! varlığı yer Zaman,
Yitirdiğimiz kanla büyür,serpilir
Bağrımızı kemiren o sinsi Düşman!

Charles Baudelaire

Çeviri : Sait Maden
(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Bertolt Brecht - "Madem İyisin"1/1/2000

Madem İyisin

 

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin.

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz.
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?

Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni.
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.

 

Bertolt Brecht


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

A.S.Puşkin, "Tutsak"1/1/2000
Tutsak

Zindandayım,nemli bir karanlıkta.

Beslediğim genç kartal,avluda,
Altında parmaklıkların çırpıyor kanatlarını
Gagalarken kanlı bir yiyecek parçasını,
Gagalıyor ve fırlatıyor,gözleri pencerede,
Sanki aynı arzuyu taşıyor benimle.
Bakışı ve çığlığıyla diyor ki tutsaklık yoldaşım:
''Vakit geldiartık,uçalım dostum,uçalım!
Bizler özgür kuşlarız,hadi davran!
O beyaz dağa doğru,daha öteye bulutlardan,
Denizin gökyüzüyle buluştuğu maviliklere,
Sadece benim ve rüzgarın ve gidebildiği o yerlere...''


A.Sergeyeviç Puşkin

Çeviri: Ataol Behramoğlu

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Tommaso Campanella -- "Altın Çağ"1/1/2000

Altın Çağ

Mutlu bir altın çağ olduysa eskiden
Niçin bir kez daha olmasın?
Her şey dönüp dolaşıp
Gelmiyor mu eski yerine?
Düşündüğüm, öğütlediğim gibi benim
Paylaşsaydı insanlar
Yararları, mutluluğu ve ahlâkı
Cennet olurdu dünya...
Uyanık, temiz sevgiler gelirdi diyorum
Azgın, kör sevgiler yerine
Yalan dolan, bilgisizlik yerine
Gerçek bilgi gelirdi
Ve kardeşlik zorbalığın yerine.

Tommaso Campanella

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Sylvia Plath -- "Ayna"1/1/2000
Ayna

Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok
Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda
Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim
Zalim değilim, içtenim yalnızca
Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli.
Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım
Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona
Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor.
Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar

Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime,
Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için
Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.
Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını
Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni
Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor.
Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini
İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın
Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi.

Sylvia Plath

Çeviri : Tozan Alkan

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

Turgay Fişekçi -- "Sorma Bana"1/1/2000
Sorma Bana
Sorma bana kimim
Nerden geldim buraya
Gözlerimdeki kırmızı bulutlar
Hangi günlerden sorma.
Elbet olmuştur geçmişte
Açıklanamaz şeyler
Bağlardan çaldığım üzümleri
Yemişimdir yaslanıp mavi göğün göğsüne
Sorma bana kimim
Yaşım kaç, işim ne?
Bana “seviyor musun?” de.
Başka bir şey sorma.
Turgay Fişekçi

 

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HRAFN ANDRES HARDARSON -- "KEHANET"1/1/2000
Kehanet

Akşam kuşları
günün hüznünden kaçar
gölgeli kucağına gecenin

sık sık
hayallere daldığım

yelpaze kanatlı kuzgun gibi
bir kehanet arar
yeni bir güne dair
dün olduğu gibi...

Hrafn Andres Hardarson

Çeviri : Nesrin Eruysal

********************


Prophecy

Evening birds
flee the day’s sadness
into the shadowed embrace
of night

there where I often
seek daydreams

like a fan-winged raven
seeks a prophecy
of a new day
like yesterday...

Hrafn Andres Hardarson


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HRAFN ANDRES HARDARSON -- "SABAH"1/1/2000
Sabah

Ağına yakalanmış
sabah ışığının

asla güne varmayacak
akşam kuşları.

Çırpınıyorlar
kanatlarıyla
kan
Göğüslerinde kan
kendi pençelerinin akıttığı.

Hrafn Andres Hardarson

Çeviri : Nesrin Eruysal

*******************

Morning

Caught in the net
of the morning glare

never reaching day
night birds

Beating
with both wings
blood
blood on their breasts
from their own claws.

Hrafn Andres Hardarson


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PABLO NERUDA ---"HELENE YENİ SONE"1/1/2000

HELENE YENİ SONE

Yaşlandığında (dediği gibi Ronsard'ın)
yazdığım bu dizeleri anımsayacaksın.
Memelerin hüzün duyacak çocuklarını emzirmekten
yaşamının, boşluğunun bu son dip sürgünleri.

Öyle uzakta olacağım ki balmumundan iki elin
çıplak kalıntılarımla işleyecekler belleğini.
Bazen ilkbaharda kar yağdığını anlayacaksın
ve ilkbahar karının en acımasız kar olduğunu.

Öyle uzakta olacağım ki yaşamına
dolu bir testi gibi boşalttığım aşk ve acının
ellerimde ölmekten başka yazgısı olmayacak...

Bitkin! çok geç, gençlik elden gitmiş olacak,
çok geç olacak çünkü çiçekler tek bir koku verir
ve çağırdığında çok uzakta olacağım...

            
PABLO NERUDA

Çeviri:


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

JACQUES PREVERT ---"SANA SEVGİLİM "1/1/2000

                

SANA SEVGİLİM

Kuş pazarına gittim
Kuşlar aldım
Sana
Sevgilim

Çiçek pazarına gittim
Çiçekler aldım
Sana
Sevgilim

Hurda pazarına gittim
Zincirler aldım
Ağır zincirler
Sana
Sevgilim

Sonra tutsak pazarına gittim
Seni aradım
Oysa bulamadım
Sevgilim

JACQUES PREVERT
Çeviri: Tahsin Saraç


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PAUL VALERY ---"DOST ORMAN"1/1/2000
                     
DOST ORMAN

Temiz şeyler düşündük, tertemiz;
Uzun yollar boyunca, beraber;
Eli elimde, yan yana, sessiz;
Çevremizde karanlık çiçekler.

Yapayalnız, kırda, yeşil gecede;
Yürüyorduk, nişanlılar gibi;
Gökte ay, masaldaki bir meyve;
Bölüştük o sihirli meyveyi.

Ve öldük yosunlar üzerinde,
Uzakta, yalnız, o mırıltılı,
O dost ormanın gölgelerinde.

Sonra gökte, nurlarla sarılı,
Buldum seni, yaş dolu gözlerim,
Sevgili sükut yoldaşım benim...

PAUL VALERY
Çeviri :

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

RICHARD HENRY WILDE--"BİR YAZ GÜLÜ GİBİDİR HAYATIM"1/1/2000

BİR YAZ GÜLÜ GİBİDİR HAYATIM

                             

Bir yaz gülü gibidir hayatım,
Sabah göğüne açılan;
Akşamın gölgesi çökmeden üzerine,
Yere düşüp, ölmeye yüz tutan.
Alçakgönüllü yatağında,
Gecenin en hoş çiğleri serpilmiştir;
Sanki, yitirdiklerine ağlayacak;
Ama, kimse benim için gözyaşı dökmeyecek.

                                          

Bir sonbahar yaprağı gibidir hayatım,
Ayın solgun ışığında titreyen;
Çelimsizdir dokunuşu, kısadır randevusu,
Huzursuzdur ve hemen son bulur.
Yaprak düşüp yok olmadan,
Yandaki ağaç, gölgesiyle ağlaşacak.
Rüzgarlar, yapraksız ağaca feryat figan edecek;
Ama, kimse benim için iç çekmeyecek.

                                                      

Bir resim gibidir hayatım,
Bir ayağı, Tampa çölünün kıyısında kalmış;
Yakında, yükselen gelgitlerin döveceği
Ve ardındaki izlerin, kumlardan silineceği.
Sanki, acı verir gibiyse de silinmesi;
Hepsi insanoğlunun izleri.
O yalnız sahilde, denizin çığlığı duyulacak;
Ama, ne yazık ki, kimse bana ağıt yakmayacak!

                     

RICHARD HENRY WILDE

Çeviri: Özlem Yaşayanlar

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HADEWIJCH---"5. ŞARKI"1/1/2000

5. ŞARKI

Kederli de olsa mevsim ve kuşlar ;
Aşk uğruna acı çeken ,
Soylu kalp kırılmaz.

İyi bilir neler yaşanacağını ,
Aşka düşünce ;
Acısıyla tatlısıyla ,
Neşesiyle kederiyle.

Doyumsuz aşkı arar hep cesur olanlar ;
Çünkü , bu bitimsiz macerada ,
Oraya çıkar bütün yollar.

Cesur ve korkusuz ,
Hazırdırlar herşeye ;
Aşkın onlara vereceği ,
Avuntu da olsa yıkım da.

Sözler yetmez , aşkın huylarını anlatmaya.
Çünkü , büyülenmiş bile olsa bir aşık ;
Mutluluğu geri alırsa aşk kalır yarı yolda.

Aşk bir kez dokununca ,
Dayanamaz hiç kimse ;
Geçen o tanımsız ,
Saatlerin tadına.

Vefasızdır aşk illa ki ;
Bazen ateşli , bazen soğuk ,
Bir saygısız , bir utangaç.

Aşk sizi ,
Büyüleyen ve tutsak eden
Mutlak gücüne ;
Borcunuzu ödemeye çağırır.

Bazen kincidir , bazen sevecen ,
Bir uzaklardadır ,bir yanı başınızda ;
Aşkın cilveleridir bunlar.

Anlayana ne mutlu !
Sıcacık sarılırken ,
Aşk serer yerlere ;
Bazen , tek bir darbeyle.

Bazen yükseklerde , bazen yerle bir ,
Bir gözden uzak , bir sınırda ,
Aşkın koynuna ancak ;

Sonunda gerçek tadına ,
Varmak amacıyla ,
Maceraya atılmayı
Bilenler girebilir.

Bazen ağır , bazen tüyden hafif ,
Bir karanlıktır , bir duru ve aydınlık ;
Özgürlükte huzur ,yasakta korku var.

Alırken de verirken de ,
Yaşayacaklardır bunu ;
Aşkın peşinde koşan ,
Macera seven kalpler.


HADEWIJCH
Çeviri : Murat Acar


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

TURGUT UYAR---"İYİMSER BİR SONUǒA"1/1/2000
İYİMSER BİR SONUÇ’A

Ben bir gün giderim ki neyim kalır
Eksik bıraktığım her şeyim kalır

Yaz günü kim ister ki öldüğünü
Eksik bıraktığım her şeyim kalır

Yaşamam bir beyazlık gibi sanki
Eksik bıraktığım her şeyim kalır

Genişlerim dağılırım beyazım
Ben bir gün giderim ki neyim kalır

Ben bir gün giderim ki ey diri at
Elbette benim de bir şeyim kalır

TURGUT UYAR

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HADEWIJCH---"AŞKIN PARADOKSLARI "1/1/2000

AŞKIN PARADOKSLARI


Aşkın en hoş yanıdır fırtınalı oluşu ;
En güzel biçimidir , en derin uçurumu.
Onda yolunu kaybetmek , ona yaklaşmaktır ;
Özlemden ölmek , onu tatmak ve doymaktır.
Ümitsizliği inançtır ,
En derin yarası şifadır ;
Uğrunda acı çekmek , huzur bulmaktır.
Saklanması , onu her an aramaktır ;
yolunda yorgun düşmekse , sağlıktır.
Onun bir sır olduğu , hakkında bilebileceğimiz biricik şeydir ;
Eli sıkılığı , cömertliğidir.
Konuşmaması , en güzel söylemidir.
Onun tarafından hapsedilmek , özgürlüğün ta kendisidir ;
En acı darbesi , en tatlı tesellisidir.
İnsafsızca soyması kazançtır ;
Geri çekilmesi , yanaşmasıdır.
En derin sessizliği en güzel şarkısıdır ,
En şiddetli öfkesi en içten selamıdır ,
En insafsız tehdidi en saf vefasıdır ;
Kederi , bütün acıların dinmesidir.
Aşk hakkında , çok şey söyleyebiliriz daha :
Varlığı , her şeyden yoksun olmaktır.
En gerçek bağlılığı , yüzüstü bırakır ve
En yükseğe çıkışı , gömer bizi derinlere.
Yoksulluktur , en büyük serveti ;
İflasımız demektir, onun iyiliği.
Sevecen ilgisi , yaralarımızı kanatır ,
Sofrası açlık , bilgisi hatadır ;
Ayartmadır okulunun geleneği , görgüsüyse aldatmadır.
Onunla karşılaşmak , yakalanmaktır acımasız fırtınalara ;
Asla erişilmez ondaki huzura.
Onun açıklığı , bütünüyle gizlenmesidir aslında ;
Armağanları hırsızlıktır.
Verdiği tüm sözler yalandır ,
Doğruluğu aldatmadır ;
Yalan gelir güveni birçoklarına.
Ben ya da gördüğü mucizelerle ,
Aşkın kendine sakladığını elde ettiğini sanıp ,
Aldanmış olan bir başkası ;
İçtenlikle tanıklık edebiliriz bunlara her an ,
Aşkın tuzağına bir kez düştüğümüz zaman.
Onun tüm oyunlarını öğrendim
Ve ona karşı farklı bir şey denedim ;
Ne tehditlerine kulak astım ,
Ne de inanıp sözlerine kandım !
Ne olursa olsun , kendimi ona vereceğim ;
Cana yakın ya da acımasız , hepsi bir benim için.

HADEWIJCH
Çeviri : Murat Acar



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EMILY DICKINSON---"BİR ANDA..."1/1/2000
255

Bir anda olur biter -Ölmek

Hiç canın yanmaz diyorlar

Solmaktır aşama aşama

Sonra gözden tamamen yitmek



Kara bir Şerit –günün üzerinde

Şapkanın üzerinde bir tül

Derken günün hoş ışıkları gelir

Yardımcı olur unutmamıza



Yoktur O –gizemli varlık

İçi bizim zekamızla dolu

Çekildi derin bir uykuya

Artık kalmadı yorgunluğu.


EMILY DICKINSON

Çeviri:Tozan Alkan

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ATAOL BEHRAMOĞLU ---"YAŞADIKLARIMDAN..."1/1/2000

                                           

   YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

  

   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
   Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
   Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
   Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

   İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
   Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
   Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
   Kopmaz kökler salmaktır oraya

   Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
   Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
   Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
   Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

   İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
   Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

   İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
   Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

   Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
   Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
   Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
   Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

   Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
   Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
   Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
   Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
   Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına    
   Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
   Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

                      

    ATAOL BEHRAMOĞLU


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ATAOL BEHRAMOĞLU ---"BEN ÖLÜRSEM..."1/1/2000

                         

   BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM 

                           

   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Şehre simsiyah bir kar yağar 
   Yollar kalbimle örtülür 
   Parmaklarımın arasından  
   Gecenin geldiğini görürüm 

   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Çocuklar sinemaya gider 
   Yüzümü bir çiçeğe gömüp 
   Ağlamak gibi isterim 
   Derinden bir tren geçer 

   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Alıp başımı gitmek isterim 
   Bir akşam bir kente girerim 
   Kayısı ağaçları arasından 
   Gidip denize bakarım 
   Bir tiyatro seyrederim 

   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Uzaktan bir bulut geçer 
   Karanlık bir çocukluk bulutu 
   Gerçeküstücü bir ressam 
   Dünyayı değiştirmeye başlar 
   Kuş sesleri, haykırışlar 
   Denizin ve kırların 
   Rengi birbirine karışır 

   Sana bir şiir getiririm 
   Sözler rüyamdan fışkırır 
   Dünya bölümlere ayrılır 
   Birinde bir pazar sabahı 
   Birinde bir gökyüzü 
   Birinde sararmış yapraklar 
   Birinde bir adam 
   Her şeye yeniden başlar 

                    

   ATAOL BEHRAMOĞLU

                         
  
   

         


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

NECİP FAZIL---"GEÇEN DAKİKALARIM"1/1/2000

GEÇEN DAKİKALARIM

           

Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?

Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?

Acaba tütsü yaksam
Görünür mü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam?

Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?

Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.

Gün geldi,saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!

                                               

NECİP FAZIL KISAKÜREK

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CAHİT SITKI TARANCI ---"MEMLEKET İSTERİM"1/1/2000

                                     

MEMLEKET İSTERİM

                                                             
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
                                     

CAHİT SITKI TARANCI


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

YAHYA KEMAL BEYATLI---"SESSİZ GEMİ"1/1/2000

                                          

   SESSİZ GEMİ

  Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
  Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
  Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
  Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
  Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
  Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
  Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
  Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
  Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
  Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
  Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
  Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

                     

  YAHYA KEMAL BEYATLI


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CAHİT KÜLEBİ ---"İSTANBUL"1/1/2000
                                        
İSTANBUL
 
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti.
                 
CAHİT KÜLEBİ



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CAHİT SITKI TARANCI ---"ÖMRÜMDE SÜKUT"1/1/2000
ÖMRÜMDE SÜKUT
                                       
Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl,
İpekli mallarını kimseye göstermeden,
Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl,
Ömrüm böyle esrarlı geçecek ses vermeden,
Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!
                        
CAHİT SITKI TARANCI

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CAHİT SITKI TARANCI ---"ABBAS "1/1/2000

ABBAS

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

                            

CAHİT SITKI TARANCI


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

CAHİT SITKI TARANCI--- "GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN "1/1/2000

GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN

                 
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!

                                  

CAHİT SITKI TARANCI



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

NAZIM HİKMET ---"MASALLARIN MASALI "1/1/2000

MASALLARIN MASALI

Su basında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su basında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su basında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de günesin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su basında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Su basında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...

Su basında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze....

                    

NAZIM HİKMET



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ORHAN VELİ ---"ANLATAMIYORUM"1/1/2000

ANLATAMIYORUM (Moro Romantico)

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

ORHAN VELİ


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ORHAN VELİ ---"İSTANBULU DİNLİYORUM "1/1/2000

                                 

İSTANBULU DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

                     

ORHAN VELİ





(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

SEZAİ KARAKOÇ ---"MONNA ROSA"1/1/2000

MONNA ROSA

I. AŞK VE ÇİLELER

Monna Rosa, siyah güller, ak güller;
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

*

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan...
Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur,
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi..
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Açma pencereni, perdeleri çek:
Monna Rosa, seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek;
Anla Monna Rosa, ben öteliyim...
Açma pencereni, perdeleri çek.

Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
Saat on ikidir, söndü lambalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.

*

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine;
Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
Akşamları gelir incir kuşları...

Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar... Su kenarında
Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza,
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler...
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak:
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı,
Artık inan bana muhacir kızı.

Altın bilezikler, o korkulu ten,
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
Bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
Altın bilezikler, o korkulu ten!

*

Monna Rosa, siyah güller, ak güller,
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

SEZAİ KARAKOÇ


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ASAF HALET ÇELEBİ ---"MÂRA"1/1/2000
MÂRA

bilmemek bilmekten iyidir
düşünmeden yasayalim
mâra
günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur
seni ne tanıdıgım günleri hatırlarım
ne seneleri
yalnız seni hatırlarım
ki benim gibi bir insansın

tanimamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tanıdıktan sonra
yasamak acısını da tanıdım
bu acıyı beraber tadalım
mâra

basim omzunda iken sayıkladıgıma bakma
beni istedigin yere götür
ikimiz de ne uykudayız
ne uyanık

ASAF HALET ÇELEBİ

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

J.DEELDER ---"ARI1/1/2000

Ari'ye

Sevgili Ari
korkma

dünya donüyor
hem de çoktandır

insanlar iyi
insanlar kötü

ama hepsi de
aynı yolun yolcusu

ne denli uzun yaşarsan
o denli kısalır yaşam

sudan geliyorsun
ateşten geçeceksin

bundan dolayı sevgili Ari
korkma

dünya dönüyor
daha çoook dönecek

                          

Julis Deelder

-Kızı için yazdığı şiir

Çeviri:Nuri Can


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PAUL ELUARD ---"SENİ SEVİYORUM "1/1/2000

SENİ SEVİYORUM

 

Tanımadığım bütün kadınlar adına seviyorum seni

Yaşamadığım bütün çağlar adına seviyorum seni

Enginlerin kokusu sıcak ekmeğin kokusu adına

İlk çiçekler adına eriyen kar adına

İnsanın ürkmediği temiz kalpli hayvanlar adına

Sevmek adına seviyorum seni

Sevmediğim bütün kadınlar adına seviyorum seni

 

Kim yansıyor bana sen değilsen ben kendimi pek az görüyorum

Sensiz uzayıp giden bir çöl görürüm yalnız

Geçmiş ile bugün arasında

Bütün bu ölüler vardı atlayıp geçtiğim samanın üzerinde

Delemedim aynamın duvarını

Yaşamı sözcük sözcük öğrenmem gerekti bana

Unutur gibi

 

Benimki olmayan bilgeliğin adına seviyorum seni

Sağlık adına

Yalnız kuruntu olan her şeye karşı seviyorum seni

Zorla tutmadığım bu ölümsüz yürek adına

Sen kuşku sanıyorsun kendini oysa akılsın

Sen başımda yükselen güneşsin

Güvendiğim zaman kendime.   

 

PAUL ELUARD

çeviri:


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

BORIS PASTERNAK ---"KORKULU ŞİİR "1/1/2000

                              

KORKULU ŞİİR

 

Her şey değişecek her şey

Asıl olana doğru, büyük olana,

çocukların uykusunu bölenler

Bağışlanmayacak asla.

 

Unutulmayacak, unutulur mu hiç

Şu minik yüzlere işlemiş gam, tasa,

Düşman saldığı bu dehşeti

Ödeyecek bir gün mutlaka .

 

Gün gelecek yolu onun da

Tüyler ürpertici bir öyküden geçecek,

Alınacak yüzlerce yüzlerce defa

Yetimin, sakatın, dulun öcü.

 

Aklına getir bir o bombaları

O astığı astık dönem

0 cinayetler, o yıkıntılar,

Herode'un Bethleem'de yaptığı gibi.

 

Eli kulağında daha iyi bir çağın,

Değişecek her şey , besbelli,

Ama şu sakatlanmış küçükleri

Unutabilir mi insan unutabilir mi?

                             

BORIS PASTERNAK

Çeviri: Cemal Süreya


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

R.TAGORE ---"YILDIZLAR "1/1/2000

                      

YILDIZLAR

                     

Bütün yıldızların parladığını duyarım içimde.
Bir sel gibi dolar dünya hayatıma.
Gövdemde çiçekler açar.
Gönlümde toprağın ve suyun bütün gençliği
tüter bir tütsü gibi.
Ve seslendirir bir kaval gibi bütün nesnelerin
soluğu düşüncelerimi.

                                     

R.TAGORE

Çeviri:


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

RENE CHAR ---"SEVDİĞİMİN GİYSİSİ.."1/1/2000

                  

SEVDİĞİMİN GİYSİSİ
DENİZ FENERİ MAVİ

                   

Sevdiğimin giysisi deniz feneri mavi
öpüyorum yalımını yüzünün
ışınların gizli bir sevinçle uyuduğu

Seviyorum, hıçkırıyorum. Dipdiriyim
ve senin yüreğin bu Sabah Yıldızı
kızaran, o yengi saatinde
savaşı başlamadan burçların

Yellerle yaralanan
yelkene dönsün etim
senden uzakta

René Char 
 
Çeviri: Cevat Çapan


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ANNA AHMATOVA ---"KUĞULAR MI SALMAMIŞTI..."1/1/2000

 

                     


KUĞULAR MI SALMAMIŞTI...

                              

Kuğular mı salmamıştı ardımdan,

Sandallar mı, kara sallar mı yüzdürmemişti.

Dokuz yüz on altı yılı baharında

Pek yakında geleceğine söz vermişti.

Güya dokuz yüz on altu baharında

Kuş olup onun erincine konacaktım.

Süzülüp ölümden ve karanlıklardan

Kanadımla omuzlarına dokunacaktım.

Yine gülüyor bana onun gözleri

Şimdi de on altı baharıyla, neyleyim.

Neyleyim! Yarıgece meleği

Söyleşiyor benimle şafağa değin.

                                 

ANNA AHMATOVA

Çeviri:


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MAHMUT DERVİŞ ---"KİMLİK KARTI"1/1/2000

 

                               

KİMLİK KARTI

 

Kütükte kayıtlıyım.

Arabım.

Kartımın numarası elli bin.

Sekiz çocuğum var

Dokuzuncusu yolda

Yazdan sonra burda.

Kızıyor musun?

 

Kütükte kayıtlıyım.

Arabım.

Bir işim var çalışıyorum.

Arkadaşlarım var, acı çeken,

sekiz de çocuğum.

Taştan çıkarıyorum ekmeklerini,

üstlerini başlarını, defterlerini

taştan çıkarıyorum

Dilenmiyorum kapı kapı,

olmuyorum iki büklüm

eşiğinde senin.

Kızıyor musun?

 

Kütükte kayıtlıyım.

Arabım.

Halktan biriyim.

Sabırlıyım.

Öfkeyle kaynayan topraklara
salmışım köklerimi.

Çağlardan çok uzaklara bağlı
babam benim,

yüzyılların doğuşundan çok uzaklara,

bütün bitkilerden çok uzaklara bağlı.

Nujub efendilerinden değil,

kara saban sürenlerden.

Büyük babam da köylüydü,

yoktu soy ağacı.

Başımızı sokacak bir kulübe

benim yuvam,

kamışlardan, dallardan.

Hoşnut musun benim bu halimden?

Halkım ben.

 

Kütükte kayıtlıyım.

Arabım.

Saçlar: Kara.

Gözler: Kahve rengi.

Özel belirtiler:

Alnında bir çatkı.

El ayası deniz kabuğunun içi gibi kırmzı.

Uyuşturur tuttuğu eli bu eller.

Ayrıca zeytin yağını,

bir de kekiği severim çok.

Arayan bulsun beni

bir yitik köyde,

adsız yollarda unutulmuş.

Tarlalarda ter döker insanları,

taş ocaklarında ter döker.

Özlüyor insanlar

insan gibi yaşamayı.

 

Kütükte kayıtlıyım.

Arabım.

Atalarımın üzüm bağlarını sen aldın elimden,

çocuklarımla ektiğim toprağı

sen aldın.

Bıraktın bu taşları

bize, çocuklarımıza.

Alacakmışsınız

elimizden bu taşları da, doğru mu?

 

Bir daha diyorum!

Bir daha!

Kütükte kayıtlıyım.

Birinci sayfanın ta başına.

Nefret etmem insanlardan,

saldırmam hiç kimseye.

Ama aç korlarsa beni,

korlarsa çırılçıplak,

yerim etini beni soyanın,

hem de yerim çiğ çiğ.

Açlığımı kolla benim

ve öfkemi.

 

Damarıma basma.

 

MAHMUT DERVİŞ

Çev.: A. Kadir – Afşar Timuçin


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HRISTO BOTEF ---"KARDEŞİME"1/1/2000

KARDEŞİME

 

Yaşamak çok zordur, kardeşim.

Kimliksiz budalalar arasında.

Yanan ruhumun yalımlarında

Ölüyor kalbim ,onulmaz yaralı.

 

Seviyorum vatanımı yürekten.

Bağlıyım mirasına.Ama kardeşim

Nasıl çıldırıyorum bir bilsen

Şu ahmaklardan nefret ederken.

 

Bir düşünceler düşler karmaşası

Çarmıha gerdi genç ruhumu benim.

Ah, kim gelip koyacak üzerine elini

Şu acıdan kıvranan yüreğin?

 

Kimse ! bilmez ki yüreğim benim

Nedir kıvanç ve nedir özgürlük,

Ama çarpar durur delicesine gene

Hıçkırıklarının yankısında halkımın.

 

Evet, kardeş,ağlıyorum gizlice

Hüzünlü mezarbaşında halkımın.

Söyle bana nasıl güveneyim ben

Bu durgun bu kalleş dünyaya?

 

Hiçbir şey duymuyorum, cevap yok

Bu soylu bu içten çağrılara.

Ve senin de ruhun sağır mı sağır kardeşim

Tanrı sesine ve ağlayışlarına halkın.

                            

HRISTO BOTEF 

 

Çeviren: Özdemir İnce

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

VICTOR HUGO ---"YARIN ERKENDEN"1/1/2000

        

YARIN ERKENDEN

 

-         Ölen kızı için  -

 

Yarın erkenden kırlar ağardığı zaman

Gideceğim…biliyorum beni bekliyorsun bak.

Geçip gideceğim dağlardan ormanlardan,

Daha fazla kalmayacağım senden uzak.

 

Gözlerim düşüncelerime saplı yürüyeceğim,

Duymadan hiçbir haber, hiçbirşey görmeden.

Yalnız, kimsesiz birbirine kenetli ellerim,

Gideceğim,farkı yok gündüzümün geceden.

 

Ne uzaklarda Harfleur’u saran perdelere

Bakacağım,ne de inen altın renkli akşama.

Kavuşunca bir bağ yeşil çoban püskülü ve

Bir çiçekli funda koyacağım mezarına.

                                 

VICTOR HUGO

Çeviri: A.R.Ergüven

       

                                                

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FRANÇOİS VİLLON ---"ASILMIŞLARIN BALADI"1/1/2000
 

ASILMIŞLARIN BALADI


Olmayın bu kadar katı yürekli,
Ey dünyada kalan insan kardeşler;
Allah da sizden razı olur belki
Sizler acırsanız bizlere eğer;
Şurada asılmışız üçer beşer;
Kuş tüyüyle beslenen şu bedene
Bir bakın, dağılmada günden güne;
Bakın kül olan kemiklerimize;
Gülmeyin, dostlar, bu hale düşene;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Kanun namına öldürüldük diye
Hor görmeyin bizleri, kardeş bilin;
Dünyada herkes akıllı olmaz ya,
Biz de böyle olmuşuz n'eyleyelim,
Madem alnımıza yazılmış ölüm,
İsa Peygambere dua edin de
Yanmak cehennem ateşlerinde
Esirgesin bizi, acısın bize.
Etmeyin, işte ölmüşüz bir kere;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Görmedik bir gün olsun rahat yüzü;
Yağmur sularında yıkandık yunduk;
Kurda, kuşa yedirdik kaşı gözü;
Gün ışıklarında karardık, yandık;
Kuş gagalarıyla kalbura döndük;
Durmadan kâh şu yana, kâh bu yana
Esen rüzgârla sallana sallana...
Kargalar geldi kondu üstümüze.
Sakın siz katılmayın bu kervana.
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.


Dilek

Büyük İsa, cümlenin efendisi!
Cehennem ateşinden koru bizi;
Koru bizi, acı da halimize.
Dostlar, görüyorsunuz halimizi;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

                   

FRANÇOİS VİLLON

Çeviren : Orhan Veli

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

F. GARCIA LORCA ---"GÖĞÜN YEŞİLİNDE"1/1/2000

 

                                

GÖĞÜN YEŞİLİNDE

                        

Göğün yeşilinde
yeşil bir yıldız
ne yapabilir, sevdiğim,
yitmekten başka?

              

Soğuk siste
gömülen kuleler
nasıl seçiyor
bizi pencerelerimizden?

                               

Göğün yeşilinde
yüz yeşil yıldız
görmüyor yüz kuleyi
karın içinde bembeyaz.

                            

Canlansın diye
acımı,
söylemek istiyorum
kırmızı gülümsemelerle.

                        


FEDERICO GARCIA LORCA 
Çeviri: O. Serhat Erkekli


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FURUĞ FERRUHZAD ---"YENİDEN MERHABA DİYECEĞİM GÜNEŞE"1/1/2000
          
YENİDEN MERHABA DİYECEĞİM GÜNEŞE
Yeniden merhaba diyeceğim güneşe
Gövdemde akan nehirlere
Bulutlar gibi uzayıp giden düşünceme
Benimle birlikte kuru mevsimlerden gecen
Bahçemdeki ağaçların hüzünlü büyümesine
Gecenin kokusunu hediye eden kargalara 
Yaşlılık biçimim olan ve aynada yaşayan anneme
Tekrarlanan şehvetimle döllenen yeryüzüne 
Yeniden merhaba diyeceğim
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Saçlarımla: Yeraltı kokularının devamı 
Gözlerimle: Karanlık tecrübesiyle 
Duvarların ötesinden kopardım dallarımla,
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Ve aşkla dolu avluda bekleyen kıza 
Yeniden merhaba diyeceğim.
                              
FURUĞ FERRUHZAD
Çeviri: Cavid Mukaddes



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

FURUĞ FERRUHZAD ---"RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK"1/1/2000
                                    
RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK
küçücük gecemde benim, ne yazık
rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

dinle 
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar

bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu
benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi götürecek
rüzgâr bizi götürecek.
FURUĞ FERRUHZAD
Çeviri: Haşim Hüsrevşahi  



  


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

HERMANN HESSE ---"BÜTÜN ÖLÜMLER"1/1/2000

                                                                 

BÜTÜN ÖLÜMLER

                                

Öldüm bütün ölümlerle ben şimdiye dek,
Yeniden isterim ölmek bütün ölümleri,
Ağacın ölümünü ölmek tahta tahta,
Taş taş dağın ölümünü,
Toprak ölümünü kumun.
Çıtırdayan yaz otlarının ölümünü yaprak yaprak
Ve kanlı ve zavallı ölümünü insanoğlunun.

                          

Yeniden doğmak isterim bir çiçek biçiminde,
Yeniden ağaç olmak, çayır olmak,
Balık ve karaca olmak, kuş ve kelebek.
Özlem verir bana bütün biçimler
Son acıların özlemini verir,
İnsan acılarının özlemini verir,

                          

Titreyerek gerilmiş yay,
Özlemin çılgın yumruğu ey,
Ey hayat ey bir gün olur da
Birleştirmeye kalkışırsan kutuplarını
Yeniden beni uzun uzun
Sürersin ölümden doğuma,
Acı dolu yollarına yaratmanın,
Yaratmanın eşsiz yollarına.

                             

             
HERMANN  HESSE
Çeviri  : Zeria Karadeniz


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

JORGE LUIS BORGES ---"BİR KÖR"1/1/2000

                          

                                 

BİR KÖR

                      

Ne zaman aynadaki yüze baksam,
bilmiyorum hangi yüz bana bakıyor;
bilmiyorum hangi yaşlı yüz sessizce
ve bezgin bir öfkeyle kendi imgesini arıyor.
Karanlığımda yavaşça görünmeyen çizgilerimi
araştırıyorum ellerimle. Bir kıvılcımın ışığı
sızıyor içime. Saçlarını tanıyorum,
külrengi, hatta altın sarısı olan.
Gene söylüyorum yalnızca boş ve yapay
yanlarını yitirdim eşyanın.
Bu soylu sözler Milton’un bilgeliği,
ama ben gene de harfleri ve gülleri düşünüyorum.
düşünüyorum ki görebilseydim yüzümün çizgilerini,
bilebilirdim kim olduğunu bu benzersiz akşamda.

                            
JORGE LUIS BORGES 

Çeviri:


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

JORGE LUIS BORGES ---"ŞİİR SANATI "1/1/2000

                                                        

ŞİİR SANATI

                                                   

Zamanın ve suyun oluşturduğu şu ırmağa bak
Ve anımsa günlerinde bir ırmak olduğunu sanki ikizi,
Biliyoruz ki bizlerde öyleyiz zaman gibi su gibi
Ve işte yüzlerimiz de eriyip gidiyor tıpkı onlar gibi.

                   

Uykuya dalmadan onu düşlerden ayırabilseydik keşke
Ve ölümün de başka bir düş olduğunu bilebilseydik keşke
Gene de titreyerek gidiyor tenimiz ölüler ülkesine
Ve uyku çağırır onları hangisi gelecek birazdan hangisi gece.

                 

Geçen günlerin yılların bir imge olduğunu sezebilmek
Yaşadıklarımızın saatlerimizin insanlığımızın,
İnsafsız geçit töreninde son iç çekişin yıl dönümünde
Bir melodinin, bir mırıldanmanın da, imge olduğunu sezebilmek,

            

Güneşin batımını, ve uykuda görebilmek ölümü
Ne altınsı bir kederdir- tıpkı şiir sanatı,
Hangisi ölümsüzlük ve belki de üzücü. Şiir sanatı
Sürgit yinelenen ha güneşin batımı ha şafağın sökümü.

                      

Akşam üzeri bir yüz karşılaştığımız zaman içinde
Bakar gibi bir aynanın derinliğinden dışımızdaki bize;
Şiir sanatı da ayna olabilmeli taşımalıdır içinde
Açığa vurabilmelidir gizleri göstermelidir bize

                                  

Onlar söyledi ki Odysseus'a boş yere harikalar yaratmakta,
Sonunda gördü gözyaşlarıyla işte biricik aşkı İthaka,
Her dem taze ve alçakgönüllü. Bir şiirdir İthaka
Sonsuzluk arayıştadır acemiliktir, değil harikalar yaratmakta.

                         

O taşkın bir ırmak gibidir bitimsizce akar durur
Kimileyin koşar kimileyin kabarır coşumcu bir aynadır
Kararsızdır vefasızdır, Heraklit ki o da aynadır
Ve şiir de böyle ırmak gibidir kayar çağlar akar durur.

                          

JORGE LUIS BORGES 
Çeviri: Ulus Fatih


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ANNA AHMATOVA ----"SON KARŞILAŞMANIN ŞARKISI"1/1/2000

 

                                                           

SON KARŞILAŞMANIN ŞARKISI

                                                                  

Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki

Ama bir düşte yürüyor gibiydim;

Sağ elimin eldivenini

Çıkarıp sol elime giydim

                     

Bitmez tükenmez gibi geldiler bana

Oysa topu topu üç taneydi basamaklar

“Benimle öl..” diye fısıldadı

Akçaağaçların arasından sonbahar

                  

“Aldatıldım ben.. Üzgünüm..

Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…”

Dedim ki “Ben de, ben de öyleyim..

Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..”

              

Son karşılaşmanın şarkısıydı bu

Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve;

Yatak odasının penceresinde

Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu…

                                

ANNA AHMATOVA

Çeviri: Ataol Behramoğlu


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ANNA AHMATOVA ---"İNSANLARIN YAKINLIĞINDA GİZEMLİ BİR ÇİZGİ VAR"1/1/2000

 

İNSANLARIN YAKINLIĞINDA GİZEMLİ BİR ÇİZGİ VAR

                                                                                     

* * *
İnsanların yakınlığında gizemli bir çizgi var,
Bu çizgiyi aşamaz tutku ve ölesiye sevmek.
Korkunç bir ıssızlıkta varsın birleşsin ağızlar
Ve çatlasın, parça parça dağılsın yürek.

                                                                                   

Dostluk da güçsüzdür burada, yılları da
Yüksek mutluluk ateşinin,
Ruh özgürdür ve yabancıdır burada
Ağırkanlı bitkinliğinde şehvetin.

                                                                                        

Çılgındır koşanlar buna erişmek için,
Erişenlerse bir özlemle uğramıştır bozguna.
İşte şimdi anladın sen, niçin
Çarpmıyor artık yüreğim avuçlarında.

                                                                                    
 
ANNA AHMATOVA
Çeviri: Azer Yaran


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

RABINDRANATH TAGORE ---"AŞKA ÇAĞRI "1/1/2000

 

AŞKA ÇAĞRI

                                                                       

Beni bırakıyorsun kendi yoluna gidiyorsun
Ardından yas tutuyorum, kara yazı yazıyorum
Bir türkü gibi gelip yüreğime yerleşiyorsun
Ardın sıra yıllar geçiyor, dört nala baharlar
El değmedik çiçekler yavaştan bir bir soluyorlar
Bir yerlerden çıkıp çıkıp yağmur geceleri geliyor
Altın sarısı yaprakların ucundan güz
Ölümsüz nisan ayları yeryüzünü öpüyor.

                                                                                                   

Durmaya vaktimiz yok. Hepinizi çağırıyorum
Ancak bugün varız bunu bilesiniz
Yüreklerimiz yarılmadan, burkulmamışken daha
Hepinize gelin diyorum. Hepinizi çağırıyorum.

                                                                     

RABINDRANATH TAGORE

Çeviri:


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

PABLO NERUDA---"MATILDE1/1/2000

MATILDE'ye SONE

                                                                                           
Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat.
Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan.

                                                                                                                           

Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.

                                                                                                             

Sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.

                                                                                                  

Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.

                                                                                                  

PABLO  NERUDA

Çeviri:Cevat Çapan


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

BLAGA DIMITROVA---"ÇÖLLER"1/1/2000
ÇÖLLER
Ben sevmek için doğmuşum-
sevmek ve sevilmek için.
Ne yazık ki yaşamım
sevgisiz geçti nerdeyse.
Bu nedenle bağışlamayı öğrendim:

Aştığım çölleri bile
Hiç küçümsemiyorum.
Yalnızca soruyorum onlara
şaşkın gözlerle:
Ne bahçeler olmaya doğmuştunuz kim bilir?
BLAGA DIMITROVA
Çeviri : Kenan Hanok



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

A. NETO---"AYRILIK ÖNCESİNDE VEDA"1/1/2000
AYRILIK  ÖNCESİNDE VEDA

Anacığım!
Öldürdüler evlatlarını senin
Ve sabretmeyi öğrettiler sana.

Anacığım!
Yılları senin yaşamının
benziyor birbirine
mezar taşları gibi,

Ve acı çekmeyi öğrettiler sana
umut bağlayıp göklere.

Fakat senin evlatlarının
daha başka oldu yazgısı
Çatladı sabır taşı
ve çatladı
tohumu acının
ve öfke ağacı fışkırdı ondan
Ve göklere bağlanan umudun
sonu geldi.

Umut biziz, kendimiz!

Biz ki, dünün
Köleleri;
çıplak ırgatlar
kahve plantasyonlarında:
Biz ki, aç her zaman,
her zaman susuz,
biz ki, aydınlıktan
yoksun;
kör, cahil,
ve bildiğimiz tek okul
efendilerimizin buyruğu...

Korkardık
yürümekten toprak üstünde
altında atalarımızın yattığı;
severdik,seni
hırsızlama
bir başkasının malını çalar gibi;
sana biz, "ana" diye
seslenmeye korkardık...

Anacığım, yurdum!
Şimdi değiştik artık.
Kendimiz kurtardık
boynumuzu boyunduruktan
Ve dönüşü yok artık bu yolun

Yaşamdan korkmuyoruz
bu, ölümden de korkmuyoruz demektir.
Biziz umudu
	Angola'nın
Ve bizim
	savaşımız
	sana mutluluğu getirecektir!
AGOSTINHO NETO
Çeviri : Ataol Behramoğlu


 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

RESUL HAMZATOV---"NE DELİYİM"1/1/2000
NE DELİYİM
Ne deliyim ne körüm
Ne sağırım ne sayrı
Mutluyum kısacası
Ve hiçbir şey istedigim yok
Senden felek
Ama yine de
Ucuz olsun ekmek
Ve pahalı olsun insan hayatı
RESUL HAMZATOV
Çeviri : Mazlum Beyhan
 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

RESUL HAMZATOV---"DAĞLAR"1/1/2000
DAĞLAR
Bu ışıklı gökkubbenin altında
Birkaç dakikaları bile kalmış olanlar
Yüzlerce yıl yaşayacakmış gibi
Koşuşturup duruyorlar

Ve uzakta, binlerce yıllık suskunlukta
Dağlar, bu telaşçı kalabalığa bakarak
Donup kalmışlar haşin ve kederli
Sanki birkaç dakikaları kalmış gibi yaşayacak
RESUL HAMZATOV
Çeviri : Ataol Behramoğlu


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MUHAMMED İKBAL---"DÖRTLÜK"1/1/2000

DÖRTLÜK

zaman her zaman sürüp gitmektedir
ama bil şunu gerçek tektir gerisi teranedir
gören kimmiş bugünü gören kimmiş yarını
senin zamanın yalnızca bugün süregidendir

MUHAMMED İKBAL

Çeviri : Kenan Hanok


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MUHAMMED İKBAL---"ÖZÜ GEÇİCİ OLAN GÜZELDİR GERÇEKTEN"1/1/2000
ÖZÜ GEÇİCİ OLAN GÜZELDİR GERÇEKTEN
tanrıya sordu bir gün güzellik:
sen beni niçin sonsuz kıldın ki dünyada

yanıt geldi: bir resim atölyesidir dünya
uzun bir yokluk gecesinin öyküsüdür

rengi ile ortaya çıktığından değişim
özü geçici olan güzeldir gerçekten

ay yakınlardaydı, duydu bu konuşmayı
söz yayıldı gökyüzünde, duydu seher yıldızı bile

yıldızlardan duyduğunu şebneme anlattı seher
göğün sözlerini iletti yerdeki ailesine

şebnemin haberiyle çiçeklerin gözleri yaşla doldu 
goncanın küçücük yüreği gamdan kanla doldu 

bahar ağlayarak çekip gitti bahçeden
gezmeye gelen gençlik, yaslara bürünüp gitti hemen
MUHAMMED İKBAL
Çeviri : Kenan Hanok


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

SERGEY YESENIN---"ANNEME MEKTUP"1/1/2000
ANNEME MEKTUP
Sağ mısın henüz ihtiyarcığım?
Ben de sağım. Selam, selam!
Döksün çatısından yuvacığının
O betimsiz aydınlığını akşam.

Duyuyorum özenip tasanı gizlemeye,
Kederleniyormuşsun benim güç yazgıma,
Sık sık çıkıyormuşsun yolumu gözlemeye
Bürünüp eski moda harap urbana.

Ve akşamın mavi karanlığında sana
Sık sık görünüyormuş bir acıklı düş:
Meyhane kavgasında birisi güya
Fin işi bıçağını yüreğime gömmüş.

Değil anacığım! Dinsin gözünde yaş.
Başka şey değil bu, acı bir karabasan.
Olmadım daha öyle sefil bir ayyaş,
Hiç ölür müyüm sana kavuşmadan.

Eskisi gibiyim yine, öyle sevecen ve sıcak
Ve yalnızca bir düşte yanıyor yüreğim,
İçimde başkaldıran özlemle çabucak
Alçacık evimize döneceğim.

Döneceğim, baharın ak bahçemizde
Salınınca dallar dört bir yandan.
Ancak sen uyandırma beni sekiz yıl önce
Uykumu böldüğün gibi gün ağarmadan.

Uyandırma o düşler içinde gideni,
Dalgalandırma o gerçekleşmeyeni,
Çok erken bir bitkinliği ve yitimi
Çekmek beklermiş yaşamda beni.

Dua etmeyi de öğretme bana. Eksik olsun!
Eskiye dönüş hiç yok artık.
Sensin tek dayanağım ve avuntum,
Tek sensin bana betimsiz aydınlık.

Unut, son ver artık tasanı gizlemeye,
Kederlenme benim güç yazgıma.
Öyle sık çıkma yolumu gözlemeye,
Bürünüp eski moda harap urbana.
SERGEY YESENIN
Çeviri : Azer Yaran



 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

JOSE MARTI---"GUANTANAMERA"1/1/2000
GUANTANAMERA


Dürüst bir insanım ben,
Palmiyeler ülkesinden.
Ölmeden önce, paylaşmak isterim 
Ruhumdan akıp gelen bu şiirleri.

Guantanamera! Guajira! 
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Şiirlerim parlak yeşildir, 
Ama yine de kızıl alevler gibidir.
Şiirlerim yaralı bir ceylana benzer, 
Dağda kurtarılmayı bekler.

Guantanamera! Guajira! 
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Dikiyorum bir ak gül fidanı    
Haziranda ve Temmuzda
Çünkü samimi dost
Elini vermiştin bana.

Guantanamera! Guajira! 
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Ve zalimin biri parçaladığı için
Beni yaşatan yüreğimi.
Dikmem ne bir ayrıkotu ne de çakır dikeni 
Dikerim  bir ak gül fidanı.

Guantanamera! Guajira! 
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Dünyanın yoksul insanlarıyla,
Neyim varsa paylaşmak isterim. 
Dağların cılız dereleri 
Denizlerden daha mutlu eder beni.
JOSE MARTI
Çeviri : Tuğrul Asi Balkar





(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

JOSE MARTI---"AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM"1/1/2000
AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM

Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.
JOSE MARTI
Çeviri : Ataol Behramoğlu

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

DEMYAN BEDNIY---"SAVAŞA GİTMEMİZ BUYRULDU"1/1/2000
 
SAVAŞA GİTMEMİZ BUYRULDU
- Bir Asker Türküsü 
Savaşa gitmemiz buyruldu 
“Toprak için aslanlar gibi dövüşün” diyerek 
Toprak için! Ama kimin toprağı? Söylenmedi bu 
- Dere beyinin toprağı olsa gerek! 
Savaşa gitmemiz buyruldu 
“Özgürlük adına” diyerek 
Özgürlük adına! Ama kimin özgürlüğü? Söylenmedi bu 
Halkın özgürlüğü olmasa gerek! 
Savaşa gitmemiz buyruldu 
“Bizden” dendi “yardım bekliyor müttefik uluslar” 
Ama en önemli şey unutuldu: 
Kimin cebine girecek banknotlar? 
Savaş kimisi  için hayatla ödenen bir fatura 
Milyonluk kazançtır kimisine  
Çoçuklar, daha ne kadar -  
Katlanacağız bu ağır işkenceye? 
DEMYAN BEDNIY

Çeviri: Ataol Behramoğlu


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ALEKSANDR BLOK---"SANATÇI"1/1/2000

SANATÇI
Yaz sıcakları da geçer kış fırtınaları da
Geçer şenlikleriniz matemleriniz geçer
Ve ben bastırmak için yüreğimdeki özlemi
Bilinmedik bir türkünün doğmasını beklerim.

Geçer şenlikleriniz matemleriniz geçer
Kapmak ve dondurmak ve belirlemek için.
Umudumun katına ucu ucuna seçilen
İnce bir iplik gibi uzanıyor şimdi.

Deniz mi uğulduyor? Dallarda şarkı söyleyen
Bir su perisi mi var yoksa zaman mı durdu birden?
Ya mayıstır aylardan, ve elma ağaçlarının çiçeğini
Örten kar dökülüyor? Ya da gizlice bir melek geçti?

Sabırlı akışında saat ebediyeti taşır şimdi.
Durmadan genişler aydınlık, sesler ve hareketler.
Coşkuyla dolu geçmiş, geleceği seyreder…
Şimdiki zaman ve tüm acımsayışlar çoktan uçup gitti.

Ve, yeni ruhla bilinmedik güçlerin
Kendi kendilerini yarattığı son uçta
Melûn bir gökgürültüsüdür kaplar tüm varlığımı:
Yaratıcı düşünceyi zorlayıp devirmekteyim.

Soğuk bir kafese kapatır bu doğan küçük kuşu
Çeker giderim işte, bu kuş hürriyet kuşu,
Ölümü bizden uzaklaştırmak isteyen ve sadece
Ruhu kurtarmak özlemiyle durmadan uçan kuş bu.

Ve işte kafes: Tunçtan, ağır mı ağır;
Altın kafes duygusunu uyandırır akşam güneşinde.
Ve benim güzel kuşum keyfi geldiğinde,
Bir oraya bir buraya, türkü tutturur.

Kuşumun kanadı kesik, türküleri nakarat…
Ama pencerenin altında kalakalırsınız işte böyle.
Sevdiniz değil mi türkülerini? Bense yorgun bitik,
Yeni bir kuş bekliyorum… yeni bir sıkıntının içinde.
ALEKSANDR BLOK
Çeviri : Attilla Tokatlı

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

VLADIMIR MAYAKOVSKI---"SON MEKTUP"1/1/2000
SON MEKTUP

                                
Hepinize!.. 
          İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü. Hele dedi-
kodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi. 
          Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş değil 
bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem),ama benim için başka bir çı-
kar yol kalmamıştı. 
         Lili, beni sev. 
         Hükümet Yoldaş!  Ailem : Lili Brik, anam, kız kardeşlerim ve 
Veronika Vitoldovna Polonkaya' dan ibarettir. Yaşamlarını sağlar-
san, ne mutlu bana.. 
         Bitmemiş şiirleri Brik'lere verin, ne lâzımsa onlar yapar. 
         "Bir varmış bir yokmuş" 
                                             derler hani : 
Aşkın küçük sandalı 
                                 hayat ırmağının akıntısına 
                                                                            kafa tutabilir mi! 
Dayanamayıp parçalandı işte sonunda... 
Acıları 
           mutsuzlukları 
                                  karşılıklı haksızlıkları 
           h a t ı r l a m a y a   b i l e   d e ğ m e z : 
Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle. 
Ve sizler mutlu olun 
                                yeter. 
VLADIMIR MAYAKOVSKI
(Şairin cesedinin yanında bulunmuştur) 
Çeviri : Attilla Tokatlı


 

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

A.S.PUŞKİN---"ŞAİR'E"1/1/2000

ŞAİR'E

Ey şair! Değer verme sevgisine sen halkın
Tez geçer gürültüsü zafer övgülerinin;
Aptalın yargısına, soğuk kalabalığın
Gülüşüne de boş ver, aldırışsız ol, sakin.

Sen çarsın: Yalnız yaşa. Yürü özgür yolunda
Özgür akıl nereye götürüyorsa seni.
Yetiştir emeğinin sevgili meyvesini,
Ödül beklemeksizin soylu çabalarına.

Ödül sendedir, çünkü en yüce yargıç sensin;
Ürününe en titiz değer biçebilensin,
Ey güç beğenir usta, sen ondan hoşnut musun?

Hoşnutsan, kalabalık varsın küfretsin sana,
Tükürsün ateşinin tutuştuğu mihraba,
Şımarık bir inatla rahleni sarsıp dursun.

ALEKSANDR SERGEYEVIC PUSKIN

Çeviri : Ataol Behramoğlu






(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

ALFRED de MUSSET ---"HÜZÜN "1/1/2000

HÜZÜN

Gücüm hayatım nem vara kaybettim
Kaybettim ah, dostlarım neşemi
Kalmadı hayatta kibrim, azametim
Oydu vehmettiren dahiliğimi

"Hakikat budur" dedikleri zaman
Karşımda sahiden bir dost zannettim
Hakikati anlayıp duyduğum an
Çoktandır galip gelmişti nefretim

Ama işte hakikat ebedidir
Yaşarsa bir kimse ondan bihaber
Alemde ömrünce gafil kişidir

Tanrı soruyor, cevap vermek ister
İyi ki ağlamışım ara sıra
Elimde kalan servet bu, dünyada

ALFRED de MUSSET

çev..O.Veli KANIK


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

STEPHANE MALLARME---"DENİZ MELTEMİ"1/1/2000

DENİZ MELTEMİ

Bütün hazları tattım, kitapları okudum,
Ah, kandırmadi; kaçmak, kurtulmak istiyorum.
Bir başka köpükle gök arasındaki o kuşlar
Orada şimdi kim bilir ne kadar sarhoşlar!
Deniz çekiyor, deniz, kim tutabilir beni;
Gözlerde aksi yanan o eski bahçeler mi?
Geceler! Mahzun ısığı mı yoksa lambamın,
Beyaz kağıda vurur, korkar dokunamazsın;
Ne o, ne de çocuğuna meme veren o taze;
Gideceğim, ey gemi, bilinmedik ellere.
Demir al, sallayarak direklerini. Sızlar
Yürek ümitle, ama sonra her şeyi anlar.
Belki de fırtınaları çağıran direkler,
Şu anda, rüzgarla gelecek ölümü bekler,
O zaman ne yelken, ne ümit...ama sen yine
Kalbim, gemicilerin sarkılarını dinle.

STEPHANE  MALLARME

(ceviren: Orhan Veli Kanık)

 

 


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

EZRA POUND---"GÖZLER"1/1/2000


GÖZLER
Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun,  
Duyalım biraz da rüzgârların parmaklarını
Üstümüzü örten şu durgun
Yaş kurşun gibi ağır kapaklarda.

Dinlen artık kardeş, gün ağarıyor bak dışarda!
Soldukça soluyor sarı ışık 
Eridikçe eriyor mum.

Salıver bizi, dışarda en tatlı renkler,
Yosunun yeşili, çiçek renkleri,
Ağacın altı serinlik.

Salıver bizi, tükeniyoruz yoksa
Akıp duran tekdüzeliğinde
Kuru kuru baskıların
Ak  kâğıt üzerinde.

Salıver bizi, biri var ki  
Bir gülüşünün verdiğini vermez sana
Yıllanmış bilgisini tüm okuduklarının
Ona bakalım ona.
EZRA POUND
Çeviri: Bülent Ecevit

(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

MIHAIL NUAYME---"ZAMANIN KİTABI "1/1/2000

ZAMANIN KİTABI

Zamanın uzun tünelinde nesin ki sen
geçmişin yankısı geleceğin sedasından gayrı
doğmadan önce yazılmıştı senin yazgın
öncesi ve sonrasıyla hayatın.

Ne doyacak açlık vardır orada ne uyuyacak ölüm
ne de doyuma ulaşacak aç gözlülük
insanlar sırlarıyla şaşkın
bilselerdi keşke
onlarda varolan esrarı...

MIHAIL NUAYME



(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

SALVATORE QUASIMODO ---"AKŞAM OLUVERİR"1/1/2000

AKŞAM OLUVERİR

herbirimiz bir güneş ışını
yaralamış gibi dururuz
tek başımıza evrenin yüreğinde
akşam oluverir

SALVATORE QUASIMODO


(Bulundugu yer: ÇEVİRİ ŞİİRLER)
Baglantı

2 sayfadan 1 . sayfa
geri | ileri