| |
3/1/2010
-
BAYRAM
|

Bayram
Oruç ibadeti, müminlere takvayı yani Allah’a karşı gönül hassasiyetini kazandırıyor. Ramazan’ın gecelerini ve gündüzlerini imkanı nisbetinde değerlendirerek geçirenlere Yüce Mevlâ bu ayın sonunda bir bayram ihsan ediyor. Bu müminlerin bayramı, oruçluların bayramı, takvayı kazananların bayramıdır. Oruç tutan ve ibadetlerini yerine getiren müminler bayramı hak etmişlerdir. Bayramı doyasıya yaşamalıdırlar. Çocuklarıyla, arkadaşlarıyla, akrabalarıyla, komşularıyla...
Biz bayramımıza, bayram namazıyla başlarız. Sonra birbirimizle bayramlaşır kucaklaşırız. Komşuları ziyaret eder, birbirlerimize izzet ve ikramlarda bulunuruz. Helal çerçevede doyasıya eğleniriz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’in uygulamasının böyle olduğunu biliriz.
Bayram o bayram ola...
Şevval Orucu
Şevval ayının birinci günü Ramazan Bayramıdır. Bayram gününden sonra Şevval ayı bitinceye kadar altı gün oruç tutmak, Rasulullah s.a.v. Efendimiz tarafından tavsiye edilmiş sünnet bir ibadettir. Şöyle buyurmuştur:
"Kim Ramazan orucunu tutar, sonra Şevval ayından altı gün ona eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi (sevap kazanmış) olur." (Müslim, Sıyâm 39)
Mehmet IŞIK /SEMERKAND

Hayırlı Bayramlar
"Söz manadan, mana da sözden ayrı değildir. Tıpkı tenin candan (ruhtan) ayrı olmadığı gibi"
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
17/9/2009
-
GENÇLİK ELDEN GİTMEDEN DOĞRU SEÇİMİ YAPMAK
|

GENÇLİK ELDEN GİTMEDEN DOĞRU SEÇİMİ YAPMAK
Zamanın birinde bir kasabada çok güzel bir kız yaşarmış.
Bu kız o kadar güzelmiş ki, güzelliği çok uzak yerlere bile duyulmuş.
Herkes onunla evlenmek istiyormuş.
Bu genç ve güzel kız ise kimseleri beğenmiyormuş.
Kasabada yaşayan bir genç kıza âşık olmuş ve ailesinden istemiş. Tabii kız teklifi kabul etmemiş.
Aradan uzun yıllar geçmiş, kızı isteyen delikanlı kasabadan ayrılarak kendine bir hayat kurmuş, evlenip çoluk çocuğa karışmış.
Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı kasabaya düşmüş.
Döner dönmezde ilk işi vaktinde isteyip te alamadığı o dünya güzeli kızı sormak olmuş.
Yaşlı bir adam, önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş.
Genç, bu dünya güzeli kızla evlenen kişiyi merak etmiş.
Ertesi gün evin etrafında gezinirken çirkin bir adamın evden çıktığını görmüş.
Adam gittikten sonra kızın yanına vararak kendisini tanıtıp niçin böyle çirkin biriyle evlendiğini sormuş.
Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabını vereceğini, yalnız bir şartının olduğunu, bahçede ilerlerken geriye dönmemesi gerektiğini söylemiş.
Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış.
Birden çok güzel bir sarı gül görmüş.
Tam ona doğru eğilirken biraz ileride kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.
Tam ona uzanırken daha ileride muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.
Belki ilerde daha güzelini bulurum diye ilerlemiş.
Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza getirmiş.
Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün; yaprakları solmuş cılız bir gül… Bunun üzerine kız adama dönerek şöyle demiş:
— Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın.
Bu yüzden zamanında elindeki ile yetinebilmeyi öğrenmek gerekir demiş.

|
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
16/9/2009
-
KADİR GECESİ DUASI VE KADİR SURESİ
Kadir Gecesi - Geceniz Mübarek olsun
|
|
Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti, üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahü teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir.Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:
"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar."
(Kadir Suresi )
Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:
"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır."
"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."
Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :
-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:
- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:
"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir."
Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua ederse güzel olur.
İbnü Hacer Heytemî Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki:
"Kadir gecesini görene, saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği kimseler nail olur."
Kadir Gecesi Geçmişmidir Yoksa Tekrar Etmekte midir?
Kadir gecesi, meşhur olduğu üzere, Kur'ân'ın nazil olduğu veya sabahında Bedir zaferinin vuku bulduğu gece olduğuna göre o bir defa olmuş geçmiştir. Her sene Ramazan'da olacak olan onun şeref ve hatırasıdır, demek olur. Nitekim bazıları onun bir defa olup kalktığını kabul etmişlerdir. Fakat Kadir gecesi onlardan dolayı değil, onlar Kadir gecesine rastlamış olduğuna göre de Kadir gecesi bütün sene içinde gizli olup, en çok Ramazan'da ve en çok son onunda ve en çok yirmi yedinci veya sonuncu gece olması ihtimali en galip bulunan mübarek bir takdir gecesi olarak tekrar eder ki, bilinen, çoğunluğun görüşü de budur.
Kadir Gecesi Her Sene Ramazanın Aynı Gününe mi Geliyor?
Hayır. Allahü teâlâ, Kadir gecesini gizlemiş, yani Ramazan ayının çeşitli günlerine koymaktadır. Bu sene Ramazanın birine koyarsa öteki sene Ramazanın yedisine koyabilir, Kadir gecesi o gece olur. Diğer geceler gibi falanca ayın belli bir günü yapmamış, bu geceyi gizlemiştir. Bu gecenin aylarla ilgisi yok, gece ile ilgisi var. Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesinde Kur'an-ı kerim inmiş ise, bu sene de Kadir gecesi Ramazanın üçüne alınmış olabilir. Demek ki bu mübarek gece Ramazanın üçüne geldi. Ay mefhumundan sıyrılmak gerekir. Diğer geceler ayla ilgili, Kadir gecesi ayla ilgili değil, gece ile ilgilidir. Allahü teâlâ dileseydi her aya bir tane koyardı ve her ayda Kadir gecesi olabilirdi. Kur'an-ı kerimin indiği bu geceyi de her ay kutlardık.
İlk defa Kur’an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur’an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor. (4)
Kadir Gecesi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
Denizlerin suyu bir an tatlılaşır.
Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Bulut yoktur. Yağmur ve rüzgar yoktur.
Ertesi sabah güneş,kızıl olup,şuasızdoğar.
Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.
Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur.
Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?
Kadir gecesinin, Ramazanı şerifin 20.sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadis şerifler varid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyüklerimiz de vardır.
İmamı Şa'rani Hazretleri, Kadir gecesinin kaçıncı gece olduğunu, Ramazanı şerifin giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir. İmamı Şarani Hazretleri 30 sene Kadir gecesiyle bu tarife göre müşeref olmuşlardır. Bir çok Allah dostuda bu usulle Kadir gecesini bulmuşlardır.
- Pazar günü girerse 29.gece,
- Pazartesi girerse 21.gece,
- Salı girerse 27.gece,
- Çarşamba girerse 19.gece,
- Perşembe girerse 25.gece,
- Cuma girerse 17.gece,
- Cumartesi girerse 23.gece.
Kadir Gecesinin 27.Gecedir Diyenlerin Delilleri
Ulemanın ekserisi "Leyle-i kadir ramazan ayının yirmi yedinci gecesidir." demişlerdir. Bu görüşün sahibi bulunan ilim adamları delil olarak şu hadis-i şerifi göstermektedirler: "Leyle-i Kadir, yirmi yedinci gecedir"
Bu nakli delile ilaveten akli bir delil ile mevzûu daha belirgin hale getirmek istiyorum. Süre-i celilede (Kadir Suresi) "Leylet'ül Kadri" lafzı üç yerde geçmektedir. Bu lafzın harfleri dokuz tanedir. Bu sayıyı üçle çarptığımız zaman çıkan yekün de yirmi yediyi göstermektedir. (3)
Her geceyi kadir, her gördüğünü Hızır bilmek
Din adamlarının bazısı, leyle-i kadrin senenin günleri içinde gizlenmiş olduğunu söylemişlerdir. İhmalkarlık yapmasınlar ve diğer geceleri de ihya etsinler diye bu gecenin gizlendiğini ifade etmişlerdir.
Hızır aleyhisselam da gizlenmiştir. İlim adamlarına ve zahid kimselere gösterilen alaka, fukara ve gurebaya da gösterilmelidir. bu ihitimalden dolayı:
"Her geceyi kadir bil, her gördüğünü Hızır bil" denilmiştir. (3)
Cenab-ı Hak bu geceyi hakkıyla ihya eden kullar arasına bizleri de ilhak eylesin ve bizi zatına kul ve Habine ümmet olma şerefinde daim eylesin.
Kadir Gecesini nasıl ihya edeceğiz?
- Yatsı namazında zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
- Bir iki sayfa Kur'an-ı kerim okumalı.
- Az da olsa sadaka vermeli.
- Bu gece 4 rekat Kadir Gecesi Namazı kılınır.
| 1.rekatta |
: |
1 |
Fatiha |
 |
3 |
İnna enzelnâhü
|
 |
| 2.rekatta |
: |
1 |
Fatiha |
|
3 |
İhlası Şerif
|
 |
| 3.rekatta |
: |
1 |
Fatiha |
|
3 |
İnna enzelnâhü
|
|
| 4.rekatta |
: |
1 |
Fatiha |
|
3 |
İhlası Şerif |
|
Namazdan sonra 1 defa:

Allahü ekber Allahü ekber La ilahe illalahü vallahü ekber Alahü ekber ve lillahil hamd.
100 defa Elem neşrah leke...
100 defaİnna enzelnâhü
100 defa da Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in Hazret-i Âişe (r.a.) Vâlidemiz'e öğrettiği şu duâ okunup, sonra duâ yapılır:
Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni, okunup dua yapılır.
Mümkünse, kandil gecesi olması sebebiyle bir de TESBİH NAMAZI kılınır.
Ve bir müjde ile noktalıyalım:
"Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihyâ eden, Kadir gecesini ihyâ etmiş gibi sevâb kazanır"
hadîs-i şerîfini düşünülerek, sık sık vâki olan 27. gece ihyâ edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevâba kavuşulur. (5)
Kaynaklar:
1) Elmalı Tefsiri
2) Mübarek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen Dua ve İbadetler, Fazilet Neş.1983
3) Kürsiden Mü'minlere Sohbet ve Nasihatler, 1.Cild, Mehmed Emre, Erhan Yayınları, 1998
4) Mehmet Ali Demirbaş, Kadir Gecesi
5) Prof.Dr.Ramazan Ayvallı, Kadir Gecesi
|
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
15/9/2009
-
RAHİP,SİHİRBAZ VE ÇOCUK
|
RAHİP,SİHİRBAZ VE ÇOCUK
Hz. Süheyb radıyallıahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca Kral'a: "Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder de sihir yapmayı öğreteyim!" dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir rahip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti.
Artık sihirbaza gittikçe, rahibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu. (Bir gün) delikanlıyı sihirbaz, yanına gelince dövdü. Oğlan da durumu Rahibe şikayet etti. Rahip ona: "Eğer sihirbazdan (dövecek diye) korkarsan: "Ailem beni oyaladı!" de; ailenden korkacak olursan, "beni sihirbaz oyaladı" de!" diye tenbihte bulundu. O bu halde (devam eder) iken, insanlara mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı. (Kendi kendine:) "Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdal, rahip mi efdal!" diye mırıldandı. Bir taş aldı ve:
"Allahım! Eğer rahibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür de insanlar geçsinler!" deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı rahibe gelip durumu anlattı.
Rahib ona:
"Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki, yüce bir mertdebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz kalınca sakın benden haber verme!" dedi. Oğlan anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu kralın gözleri kör olan arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: "Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir" dedi. O da: "Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek!" dedi.
Adam derhal iman etti, Allah da ona şifa verdi.
Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral: "Gözünü-sana kim iade etti?" diye sordu. "Rabbim!" dedi. Kral: "Senin benden başka bir Rabbin mi var?" dedi. Adam: "Benim de senin de Rabbimiz Allah'tır!" cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah'a iman etmesini sağlayan) oğlanın yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona: "Eyoğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!" dedi.
Oğlan:
"Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı-veren Allah'tır!" dedi.- kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da rahibin yerini haber verdi. Bunun üzerine rahip getirildi. Ona: "Dininden dön!" denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan getirildi. Ona da: "Dininden dön!" denildi. O da imtina etti. Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti. "Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse ne ala, aksi takdirde dağdan aşağı atın!" dedi. Gittiler onu dağa çıkardılar. Oğlan:
"Allah'ım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et!" dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" dedi. "Allah, onlara karşı bana kifayet etti" cevabını verdi. Kralonu adamlarından bazılarına teslim etti ve: "Bunu bir- gemiye götürün. denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne ala, değilse onu denize atın!" dedi. Söylendiği şekilde adamları onu götürdü. Oğlan orada: "Allah'ım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et!" diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdare geldi. Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" diye sordu.
Oğlan: "Allah onlara karşı bana kifayet etti" dedi. Sonra Kral'a:
"benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin!" dedi. Kral: "O nedir?" diye sordu. Oğlan:
"İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştir ve: "Oğlanın Rabbinin adıyla" dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!" dedi. Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra: "Oğlanın Rabbinin adıyla!" dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah'ın rahmetine kavuşup öldü. Halk:
"Oğlanın Rabbine iman ettik!" dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve:
"Ne emredersiniz? Valiahi korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlannın Rabbine iman etti!" denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı.
Kral:"Kim dininden dönmezse hendeklere atın!" diye emir verdi.
İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde emzikte çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti,
Çocuğu:"Anneciğim sabret. zira sen hak üzeresin!" dedi.
HAKKI HAK BİLİP HAKKIYLA YAŞAYALIM YAŞATALIM
NERDE NASIL OLMASI ÖNEMLİ DEĞİL BİRLİK DİRLİKTİR,,
|
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
7/8/2009
-
Anne Karnındaki Bebeğin Rabbiyle Konuşması
|
Anne Karnındaki Bebeğin Rabbiyle Konuşması
Anne karnındaki bir çocuğun ağzı vardır, gözü vardır, kulağı vardır, eli vardır, ayağı vardır. Bütün aza ve cihazatı tam tekmil verilmiştir. Halbuki bunların hiçbirine orada lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını, göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır.
Şimdi bu çocuk:
- Ya Rabbi! dese, şu hortum bana yetmektedir. Pekiyi şu ağıza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne luzum vardı. Hiçbir işe yaramamaktadırlar?
Herhalde ALLAH'dan şöyle bir cevap alacağı muhakkak:
- Acele etme kulum, aklin almadigi seyede burnunu sokma. Sen kisa bir muddet sonra oyle bir aleme gideceksin ki burada 'her seyim' dedigin hortum, orada hicbir seye yaramiyacak, kesilip atilacak. Luzumsuz sandigin agiz, goz, kulak gibi seylerde en luzumlu cihaz durumuna gececek.
O cocuk bu gerceklere inanmasa ve bir inkarci olarak dunyaya gelse hakikaten hortumun ise yaramadigini, ebenin onu kesip kaldirip attigini; luzumsuz sandigi agiz, goz gibi cihazlarin devreye girdigini, onlarsiz olunmayacagini gorse utanir mi, utanmaz mi? Inanmadigi icin dizlerini dovermi, dovmez mi?
Su anda bizde, tipki o cocuk gibi bir ananin karnindayiz. 9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra bir baska dunyaya dogacagiz. O dunyanin adi ahiret. Biz suanda dunya anamiza maddi hortumlarla, midemiz ile bagli durumdayiz.
Eğer biz:
- İşte gecinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Su Namaza, oruca, hacca, zekata, dine, imana, Islam'a ne luzum vardi?
Dedigimiz takdirde.
Rabbimizdan soyle bir cevap alacagimiz muhakkak!
- Ey kullarim! Kisa bir muddet sonra bu dunyadan cikacaksiniz. Oyle bir aleme goturuleceksinizki orada 'herseyim' dediginiz bu maddi hortumlarin hicbiri ise yaramiyacak. Luzumsuz sandiginiz namaz gibi, zekat gibi, hac gibi ibadetler de en luzumlu seyler durumuna gececek. Orada insanlara arabasina, parasina, servetine ve suretine gore degil; kalbine ameline ve ibadetine, namazina gore deger verilecek.
Yani namaziniz, zekatiniz, orucunuz, hacciniz, hayir hasenatiniz, ahirette sizin icin hersey olacak. El olacak, ayak olacak, dil olacak, dudak olacak, villa olacak, havuz olacak, senet olacak, berat olacak, ucak olacak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kisaca Cennet olacak.
Eğer biz bilgiçlik eder, fen ve teknik asrinda oldugumuzla simarir, Rabbimizin hikmet lisaniyla buyurdugu bu gercekleri kabul etmez, ibadetsiz bir tenbel veya bir inkarci olarak ahirete gider, gercekleri gorursek utanmaz miyiz? Hakikaten herseyim dedigimiz hortumlarimizin, yani arabamizin, apartmanimizin, paramizin, pulumuzun hicbir ise yaramadigini musahade ederek, ibadetlerin hersey oldugunu anlasak o anne karninda agzi luzumsuz goren cocuk gibi mahcup olmazmiyiz? Dizlerimizi dovmezmiyiz? Keske inansaydik, keske namazimizi kilsaydik, orucumuzu tutsaydik, zekatimizi tam verseydik, ALLAH icin yasasaydik, essiz insan sanli Peygamber Hz. Muhammed ( s.a.v)'in yolunda yuruseydik demez miyiz?
Pişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al...
Kaynak: (Nicin NAMAZ, Vehbi Karakas, S70-72)

|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
7/8/2009
-
ÇOCUK SEVGİSİ
|
ÇOCUK SEVGİSİ
Çocuk, cennet nimetlerinden biridir.
Çocuk kokusu, cennet kokularindandir.
Her ağacın bir meyvası vardır. Gonülün meyvası da çocuktur.
Çocuklarinizi Çok öpün, her öpüşte Cennetteki dereceniz yükselir.
Çocuk sevgisi, Cehennem ateşine karşı perdedir.
Çocuklara iyilik etmek, Sıratı geçmeye sebeptir. Onlarla beraber yiyip içmek, Cehennemden kurtuluştur.
Cennetteki "Sevinç sarayı"na, ancak çocukları sevindirenler girer.
Evladınıza ikram edin, nasıl ana-babanızın sizde hakkı varsa, evladınızın da sizde hakkı vardir.
Çocuksuz bir evin bereketi olmaz
Bu hadisleri bahsettikten sonra konumuza gecelim:
Hz. Peygamber (s.a.s.), sevgili torunlari Hz. Hasan ve Hz. Huseyinli kucagina alir, oksar, oper ve severdi. Hatta namaz kilarken sevgili torunlari mubarek omuzlarina cikarlardi.Onlar rahatsiz olmasinlar diye de torunlari omuzlarindan inene kadar secdeden basini kaldirmazdi.
Sevgili Peygamberimiz, Hz. Muhammed (s.a.v.) sokak ve carsilarda karsilastigi cocuklara selam verir , saclarini oksar ve onlara ikrâmda bulunurdu. Cocuklara karsi cocuk gibi davranir, onlarin dunyalarina girebilmeyi en iyi O basarirdi.
Bir hadis-i seriflerinde:
"Kucuk cocugu olan, onun hatiri icin cocuklassin."
buyurmuslardir. Yani burdan anliyoruz ki "Cocukla cocuk olunmaz" cumlesi tamamen yanlistir.
Kalbinin katiligindan sikayetci olan birine
"Yetimin basini oksamayi, onlari sevmeyi ve onlara ikram etmeyi''
ogutlemistir.
Yine bir hadis-i seriflerinde:
"Cennette ferahlik ve sevinc evi denilen oyle gosterisli bir yer vardir ki, oraya yalniz cocuklari sevindirenler girebilir."
buyurmuslardir.
Bir gun Rasulullah (s.a.s) Hz. Ali'nin oglu Hasan (r.a .)'i opmustu. Yaninda bulunan Akra:
"Benim on cocugum var, hic birini opmedim."
dedi. Rasulullah (s.a.s) hayretle Akra'nin yuzune bakti ve buyurdu ki:
"Eger Allah sizin gonullerinizden rahmet ve sefkati cekip cikarmissa ben ne yapabilirim?"
buyurdu.
[Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hayatinda hic bir cocugu uzmemis ve kalbini kirmamistir. Kucuk yasta Rasululah'a hizmet etmeye baslayan Enes ( r.a) diyor ki:
"On sene Hz. Peygamberle (s.a.v.)hizmet ettim. Bana bir defa olsun uf demedi. insanlarin en guzel huylusuydu. ''
Ornegimiz ve onderimiz Peygamber Efendimiz (s.a.s.), cocuklarin egitimiyle yakindan ilgilenmis; onlarin hayirli bir nesil olarak yetismelerine cok buyuk ehemmiyet vermistir. Bakiniz bu konuda neler buyurmuslar ve ne guzel bir egitimci ornegi vermislerdir:
"Cocuklariniza iyi bakiniz! Onlari guzel terbiye ediniz."
"Cocugu guzel terbiye etmek ve ona guzel bir isim vermek, evladin baba uzerindeki haklarindandir."
Bir anne ve babanin birakacagi en guzel ve degerli miras: islam'a, Kur'an'a tabi olan, vatanini, milletini seven, caliskan, durust ve terbiyeli cocuklar yetistirebilmektir. Sevgili Peygamberimiz ( s.a.s.) su hadis-i serifiyle bunu beyan etmislerdir:
"Hic bir baba cocuguna guzel ahlak ve terbiyeden daha ustun bir hediye vemis olamaz."
Dunya ve ahiret saadetimiz icin islam ahlakina sahip olmak ve bu kaideleri hayatimizda yasayip, yasatmak gerekir. Zaten islam'in gayesi, guzel ahlaki tesis etmek degil midir?
Goruldugu gibi, Yuce Peygamebirmiz (s.a.s.) bu konuda da gereken seyleri bizlere aciklamistir. O halde, Peygamberimizin emirlerine itaaat edelim ki; dunyamiz huzurlu ve sen, ahiretimiz mutlu ve gulsen olsun. Ne mutlu Peygamber'ini ornek alan, O'nu, onder ve sunnetine uygun hayat yasamayi dustur edinen musluman cocuklara!...
"Cocuklari hakkiyla sevmeyi, onlarla ilgilenmeyi, onlari cesitli tehlikeler karsisinda korumayi cehennemden kurtulusa vesile sayan" Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)'in coluk cocuguna duskunlugunu Enes b. Malik (r.a) soyle nakleder: "Ben Rasulullah (s.a.s.) kadar coluk cocuguna, aile fertlerine, eli altindakilere merhameti olan hicbir kimse gormedim. Hz. Peygamber ( s.a.s.)'in oglu Ibrahim, Medine'nin yuksek taraflarindaki koylerin birinde sut annesinin yaninda bulunuyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.) -biz de beraberinde oldugumuz halde- onun yanina giderdi. Bir defasinda Hz. Peygamber ( s.a.s.) o eve gitmisti ki, ev o sirada duman icindeydi. Cunku Ibrahim'in sut babasi bir demirciydi. Peygamberimiz (s.a.s.), Ibrahim'i kucagina alir, onu oper, sonra da geri donerdi."
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ozellikle yetim ve yoksul cocuklarla yakindan ilgilenir, kiz cocuklari arasinda hizmetci ve isci gibi calismak mecburiyetinde kalanlara da merhametle davranir, onlarin her istedigini dinler, her ihtiyacini gidermeye calisirdi. Nakledecegimiz su hadise bu acidan enteresandir:
Hz. Muhammed (s.a.s.) in cebinde on lirasi (on dirhem) vardi. Dort lirasina elbiseciden bir gomlek aldi. Disariya cikinca yoksul bir Medineli: "Ey Allah'in Rasulu, o gomlege cok ihtiyacim var, onu bana verir misin?" dedi. Peygamberimiz ( s.a.s.), gomlegi yoksula verdi. Elbiseci dukkanina tekrar girdi, geri kalan paranin dort lirasina kendisi icin bir gomlek satin aldi.
Disariya cikinca kucuk bir kizin agladigini gordu. Hemen yaklasip sebebini sordu. Bir evde hizmetcilik yapan bu kucuk kiz: "Ev sahibim bana un almak icin iki lira vermisti, onu kaybettim, onun icin agliyorum" dedi.
Peygamberimiz (s.a.s.) son kalan iki lirayi da bu kizcagiza verdi. Fakat kucuk kiz aglamaya devam ediyordu. Peygamberimiz ( s.a.s.) tekrar sordu: "Kaybettigin iki liraya yeniden kavustun, hala nicin agliyorsun?"
Kiz: "Eve gec kaldim, beni dovmelerinden korkuyorum!" cevabini verdi.
Bunun uzerine Hz. Muhammed (s.a.s.), kucuk kizin elinden tuttu: " Korkma yavrum, gel benimle!" dedi. Onu eve kadar goturdu, once selam verdi. Ancak ucuncu selaminda kapi acildi. Peygamberimiz: "Ilk selamimi duymadiniz mi?" deyince "Duyduk ama selaminizin artmasini ve sesinizi daha cok duymayi arzu ettik. Sana canimiz feda ey Allah'in Rasulu, buraya kadar niye zahmet ettiniz?" dediler. Peygamberimiz (s.a.s.): "Su kizcagiz, gec kaldim diye dovulmekten korkuyordu da bunu size kadar getirdim." cevabini verdi. Ev sahibi: "Ey Allah'in Rasulu, sizin evimize gelmenize sebep oldugu icin bu hizmetci kizi (cariyeyi) azad ediyorum. Artik hurdur" deyince, Hz. Peygamber ( s.a.s.) soyle buyurdu: "Allah'in bana verdigi on lira ne kadar bereketli imis! Allah onunla peygamberine ve Medineli bir yoksula birer gomlek giydirdi, bir kiz cocugunu da sevindirdi, hurriyetinin bagislanmasina vesile oldu! Suphesiz bize sonsuz gucuyle rizik veren O'dur."
Annelerin cocuklarina gosterdikleri sefkat ve merhamet, peygamberimiz memnun ederdi. Bir gun fakir bir kadin cocugu ile Hz. Aise (ra)'yi ziyarete gelir. Hz. Aise, evde olanlara ikram edecek bir hurmadan baska bir sey bulamaz. Hurmayi anneye verir. Anne, hurmayi ikiye bolerek cocuklarina yedirir. Bundan son derece duygulanan Hz. Aise, olayi Peygamberimize anlatinca, Peygamberimiz:
"Kimin kiz cocuklari olur ve onlari gecindirmekte sabir ve tahammul gosterirse, onlar o kimse icin cehenneme siper olur."
buyurdu.
Bir gun Halit b. Said, peygamberimizi ziyarete gelmis, kizi Eme'yi de beraber getirmisti. O zaman Eme kucuk bir kizdi. Arapcayi henuz bilmiyordu. Babasi Habesistan'dan yeni donmustu. Uzerinde sari bir elbise vardi. Resulu Ekrem elbisesinin guzel oldugunu soyleyerek Emel'e iltifat etmek istedi. Ona elbisesini gostererek habesce guzel anlaminda "sene sene" buyurdu. Bu peygamber sicakligindan cesaret alan Eme, Efendimizin arkasina gecerek peygamberlik muhruyle oynamaya basladi. Babasi onu azarlayinca, sevgi selalesi Efendimiz, birak cocugu! Diyerek Eme'nin nubuvvet muhruyle oynamasina izin verdi. Bu laubali davranistan cocugu babasi gibi azarlamak bir yana, onun azarlanmasina bile razi olmadi.
Efendimizin amcazadeleriyle ve diger cocuklarla nasil mesgul oldugunu gosteren bir rivayet vardir. Cihan gunesinin bu fani aleme veda ettigi tarihte Amcasinin oglu Abdullah ibni Abbas 13, kardesi Ubeydullah ise 12 yasindaydi. Resulu Ekrem onlari muhtemelen daha kucuk yaslarda, diger cocuklarla birlikte yarisa sokardi. Hepsini bir siraya dizer, yarisi kim kazanirsa ona mukafat verecegini soylerdi. Cocuklar vaad dilen hediyeyi almak arzusuyla var gucleriyle kosarlar, yarisi ben kazandim diye kimi kendini Efendimizin kucagina atar, kimi arkasina dolanip sirtina sarilirdi. Bir cocugun kendisini peygambere bu kadar yakin hissetmesi, onun kucagina pervasizca atilabilmesi son derece dikkat cekici ve uzerinde ibretle dusunulmesi gereken bir hadise degil midir?
Onemli bir sahsiyetin cocuklarla mesgul olmasi, hele onlarin oyunlarina katilmasi, bazi toplumlarda bir nevi cocukluk sayilarak yadirganir. Bu durumun cocugu musbet yonde nasil etkileyecegi, onu fevkalade onurlandirip sahsiyetini gelistirecegi pek hesaba katilmaz. Iste Peygamber Efendimizin cocuklarla mesgul olmasinda boyle bir incelik aranmalidir.
Peygamberimizin cocuklara olan sevgisi, ibadet ederken bile dikkat cekerdi. Namaz kilarken cocuk aglama sesi duysa, namazi uzatmaz, kisa keser ve kendisiyle birlikte namaz kilan cocugun annesinin serbest kalmasini ve cocugu ile ilgilenmesini isterdi.
Abdullah b. Cafer peygamber Efendimizin amcasi Ebu talibin torunudur. Babasi Cafer ilk muslumanlardan olup hanimi ile beraber Habesistana hicret etmis ve abdullah orada dunyaya gelen ilk musluman cocugu olmustur. Daha sonra ailesiyle birlikte medineye gelmistir. Resulullah vefat ettiginde on yasinda idi. Iste onun anlattigina gore; peygamber efendimiz bir sefere cikip geri medineye donerken yolda cocuklar tarafindan karsilanirdi. Peygamber efendimiz ilk gelen cocugu hayvanin onune bindirir, ikinci gelen cocugu da arkasina bindirirdi.
Bu konudaki bazi hadisler:
Kiz cocugu dogdugu zaman, Allah onun uzerine bereketi yagdiran bir melek gonderir. Ve o melek soyle der: "Aciz bir kul zaiften dogdu. Ona yardim edenler, kiyamete kadar yardim gorucudurler." Erkek cocuk dogdugunda Allah Telalâ ona da semadan bir melek gonderir ki, o cocugun iki gozu arasindan oper ve der ki "Allah sana selam gonderdi."
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Allah gazab etmez (durup dururken), Gazab ettiginde de bundan dolayi melekler tesbihe dururlar. Cocuklari, masumlari Kur'an okurken gordugunde Allah'in rahmeti artar.
Ravi: Hz. Ibni Omer (r.anhuma)
Dusuk olarak dogan cocuk, annesi babasi Cehenneme dustugunde, "Allah'la mucadele" (buradaki mucadele mecazidir) eder. Kendisine: "Ey Allah'la mucadele eden cocuk al anneni babani da gir cennete" denir. O da onlari gobek bagi ile surukleyip Cennete goturur ve sokar.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)
Ben, kiyamet gunu secdeye izin verilecek ilk kimseyim. Sonra basimi kaldirmaya izin verilir. Ben de basimi kaldiririm ve sagimda ve solumda duran ummetimi tanirim. Denildi ki: "Onlari nasil tanirsiniz ya Resulallah?" Buyurdu ki, Abdest azalarinin ve alinlarinin parlakligindan Ve yine onlerinde nur gibi parliyan cocuklarindan.
Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Kiz cocuklari merhamettir. Techiz edilmislerdir ve bereketlidirler. Kim ki bir kizi olursa, Allah o kizi o kimseye Cehenneme perde eder. Iki olursa, onlar sebebiyle o kimseyi Cennetlik eder. Kimin ki uc kizi varsa veya uc kiz kardesine bakiyorsa, ondan cihad ve sadaka sakit olur.
Ravi: Hz. Ibni Enes (r.anhuma)
Mu'minlerin cocuklari cennette bir tepededir. Onlar, kiyamete kadar, Ibrahim ( a.s.) ile zevcesi Sâra'nin terbiyesi altindadirlar.
Ravi: Hz. Ebû Hureyre (r.a.)
Cocuklarinizin ilk sozu "Lâ ilâhe illallah" olsun. Olumlerinde de "Lâ ilâhe illallah"i telkin edin. Boyle olursa bin sene de yasasa, Allah ondan bir gunah sormaz.
Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)
Esselamu aleykum ey cocuklar. (Efendimiz(s.a.v) cocuklara rastladiginda kendilerine selam vermistir.)
Ravi: Hz Enes (r.a.)
Kiyamet gununde muslumanlarin oniki yasina kadar olan cocuklari arsin altindadirlar. Sefaat ederler ve sefaatleri kabul olunur. Onucune ulasanlarin ise lehine yahut aleyhinedir. (Yani buluga erenler hesap verirler)
Ravi: Hz. Ebû Umame r.e
Dusuk cocuklara da isim koyun. Allah onunla mizaninizi agirlastirir. Zira onlar kiyamet gunu gelir de soyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sizin kucukleriniz Cennet ehlinin de kucukleridir. Onlardan birisi babasina mulaki olurda elbisesini tutar ve Allah, ana ve babasini Cennete sokuncaya kadar onu birakmaz. (kucukken olen cocuklar)
Ravi: Hz. Ebû Hureyre (r.a.)
Allah'in rukuda kullari, emzikli cocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydi, Allah azabi uzerinize dokerdi de tas gibi olurdunuz.
Ravi: Hz. Malik Ibni Ubeyde (r.a.)
Musluman iki kisi yoktur ki aralarinda buluga ermemis iki veya uc cocuk olsunde onlar da sevab umsunlar ve sabretsinler de, ebeden Cehennemi gorsunler, bu olmaz.
Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Kendiniz cocuklariniz, hicmetciniz veya maliniz hakkinda fena dua etmeyin. Olur da saatina rastlar Allah tarafindan kabul olunur.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Hayvan ve cocuklarinizi gunes battiktan sonra salmayin, yatsinin koyu karanligi gecinceye kadar. Zira gunes battiktan yatsinin karanligi gidinceye kadar ki zaman seytanlarin bosandigi zamandir.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Son olarak bir tavsiye:
Bebekler ve cocuklar yeni uykudan uyandiklarinda "kaymak" diye tabi edilen bogazlari cok guzel kokar. Mis gibidir. Onlarin etlerini butlarini isirin, oynasin onlarla. Yanaklarini opucuk bombardimanina tutun. Cocuklarla cocuk olun Sizi goren cocuklar korkusundan kacmasin, sevinclerinden firildak gibi olsun. Insanlara olan merhametiniz kesinlikle artar.
Cok guzel bir duygu bu.
Cocuklarla cocuk olmaniz dilegiyle...
Allah herkese anne veya baba, dayi veya teyze, hala veya amca olmayi nasip etsin.
Amin!
Kaynak: "Ramuz El E-Hadis" Kitabidir.
Kitabin Yazari: Zaif Ahmet Ziyauddin Gumushanevi
Yorumlayanlar: M.Zahid Kotku & Prof. Dr. Cevat Aksit
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
1/11/2008
-
ALLAH'IN 99 İSMİ
EL HAKİM
EL VACİD
Allah,
er-Rahmân, er-Rahîm,
el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr,
el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr,
el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd,
el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl,
el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd,
el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy,
el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy,
el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir,
el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli,
el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi',
en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
el-Vâris, er-Reşîd,
es-Sabûr.
|
Allah'ın isimleri 99 taneden ibaret değildir. Âyet ve hadîslerde bu 99 isimlerden ayrı olarak Allah'a başka isimler de izâfe edilmiştir.
Allah'a izâfe edilen diğer bâzı isimler şunlardır:
el-Vâhid'in yerine el-Ehad, el-Kahhâr'ın yerine el-Kâhir, eş-Şekûr'un yerine eş-Şâkir; el-Kâfi, ed-Dâim, el-Münevver, es-Sıddık, el-Muhît, el-Karîb, el-Vitr, el-Fâtır, el-Allâm, el-Ekrem, el-Müdebbir, er-Refî', Zittavl, Zülmeâric, Zülfadl, el-Hallâk, el-Mevlâ, en-Nasîr, el-Gâlib, el-Hannân, el-Mennân...
Kur'ân-ı Kerîm'de Allah ism-i şerîfi 2800 defa zikredilmiştir. Allah isminden sonra Kur'an'da en çok zikri geçen isim, Rab ismidir. 960 yerde zikredilmektedir.
Rab isminden sonra, Kur'an'da en çok yer alan isimler ise; Rahmân, Rahîm ve Mâlik isimleridir. Fâtiha sûresinde "Allah" isminden sonra sıra ile zikredilen bu dört ism-i şerîfe, Cenâb-ı Hakk'ın Rubûbiyet Sıfatları adı da verilmektedir.
Terbiye etmek, büyütmek, yetiştirmek mânalarını ihtiva eden Rab kelimesinin asıl mânası: "Bir şey'i derece derece yükselterek, gayesi olan en mükemmele erişinceye kadar kollayan" demektir.
|
|
Allah Teâlâ'nın Kur'an ve hadîs-i şerîflerde zikredilen isimlerinin en büyüğüdür.
İsm-i A'zam'ı, Allah, isimleri içinde gizlemiştir. Bunun da hikmeti, kullarının bütün Esmâ-i Husnâ'ya rağbetini sağlamak, kendisine bütün isimleriyle dua edilmesini te'min etmektir. İsm-i A'zam belli olsaydı, insanlar yalnızca o isimle dua ederler, diğer isimleri terkederlerdi. Çünkü İsm-i A'zam'ın Allah katında büyük bir değeri vardır. Bu isimle yapılan duaların mutlaka kabûl edildiği rivayet olunmuştur.
İsm-i A'zam'ın Esmâ-i Husnâ'dan hangi isim olduğu hakkında, İslâm âlimleri ayrı ayrı kanâatler ileri sürmüşlerdir. Büyük ekseriyetin kanâatı, İsm-i A'zam'ın, lâfza-i Celâl yani Allah ismi olduğudur. Hz. Ali Efendimize göre İsm-i A'zam tek isim değildir. Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs'tan ibaret 6 isimdir.
İmam-ı A'zam'a göre, İsm-i A'zam, Hakem ve Adl olmak üzere iki isimdir. Gavs-ı A'zam'ın İsm-i A'zam'ı, Hayy ismidir. İmam-ı Rabbânî'ye göre de İsm-i A'zam, Kayyûm'dur.
Görüldüğü gibi İslâm büyükleri, İsm-i A'zam'ı farklı isimlerde bulmuştur. Belki de herbirinin hususi âlemine tecellî eden İsm-i a'zam değişik olmuştur.
Esmâ-i Husnâ içinde bir İsm-i A'zam olduğu gibi, her isim için de a'zamî bir mertebe vardır. Bâzan bir ismin a'zamî mertebesi, İsm-i A'zam ile karıştırılır; o isim a'zamî mertebedeki tecellîsi sebebiyle İsm-i A'zam sanılır. İsm-i A'zam'ın her âlime göre değişik olmasının bir sebebi de budur.
|
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
1/11/2008
-
KURAN'DA 'ZEKAT'

KURAN'DA 'ZEKAT'
2-BAKARA
43- Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
2-BAKARA
83- Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.
2-BAKARA
110- Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.
2-BAKARA
ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.
2-BAKARA
277- İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.
4-NİSA
77- Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."
4-NİSA
162- Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
5-MAİDE
12 - Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz
5-MAİDE
55- Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.
6-EN'AM
141- Asmalı ve asmasız (üzüm) bahçeleri, hurmaları, ürünleri çeşit çeşit ekinleri, zeytinleri ve narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde yaratan O'dur. Her biri meyve verince meyvesinden yiyin, hasat günü de hakkını (zekat ve sadakasını) verin; ama israf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez.
7-ARAF
156- "Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.
9-TEVBE
5- Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
9-TEVBE
11. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız.
9-TEVBE
18- Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır.
19-MERYEM
31- "Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti."
19-MERYEM
55- Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
21-ENBİYA
73- Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.
22-HAC
41- Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.
22-HAC
78- Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
23-MÜ'MİNUN
4- Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,
24-NUR
37- Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
24-NUR
56- Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.
27-NEML
3- Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.
30-RUM
39- İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.
31-LOKMAN
4- Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.
33-AHZAB
33- Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.
41-FUSSİLET
7- Onlar, zekatı vermezler, ahireti de inkâr ederler.
58-MÜCADELE
13. Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
73-MÜZZEMMİL
20-Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
98-BEYYİNE
5- Halbuki onlar, dini sadece Allah'a tahsis ederek, Allah'ı birleyerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.

|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
1/11/2008
-
ZEKATIN FAYDALARI

Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir gün ashabına zekatın faydalarından bahsediyor:
-Zekat malınızı manevi bir kale ile muhafaza altına alır, buyuruyordu.
Yoldan geçmekte olan bir nasrani, bu sözleri duydu ve denemeye karar verdi;
Eve gitti nesi varsa zekatını ve sadakasını ayırdı; fakir fukaraya taksim etti.
Bu sıralarda onun bir ortağı ticaret maksadıyla sefere çıkmıştı.
Hristiyan:
- Eğer diyordu, Muhammed'in (s.a.v.) dediği doğru çıkarsa onun hak peygamber olduğuna karar verir ve dinini kabul ederim, yok eğer bu kadar mal; taksim ettiğim halde bir faidesi olmazsa, kılıcımı alır onunla harbederim diyordu.
Hristiyan, verdiği sadakanın neticesini beklerken ortağındasn bir metup aldı.
Mektupta:
- Malesef yolumuzu eşkiyalar kesti ve kervanda ne varsa her şeyi aldılar, deniyordu.
Hristiyan beyninden vurulmuşa döndü.
Kılıcı aldığı gibi Hazreti Muhammed'i (s.a.v.) öldürmek üzere yola çıktı.
Pür hiddet yoluna devam ederken ikinci bir mektup daha geldi ortağından.
Orda ise şöyle yazıyordu:
- Daha evvel size yazdığım mektup tamamen ters çıktı.
Bizim devenin biri sakatlanmış ve ben kervandan bir kaç yüz metre geri kalmıştım.
Önümdeki kervanın tamamen yağma edildiğini görünce mutlaka beni de yakalarlar diye sana birinci mektubu yazmıştım.
Fakat ne hikmetse beni görmeden çekip gittiler ve bizim malımız eşkiyalardan böylece kurtuldu.
Hiç müteessir olmayınız sağ salim yolumuza devam ediyoruz.
Adam ortağından bu haberi alınca, doğru Resulüllah'ın huzuruna varıp:
- Ya Resûlüllah! Bana İslamiyeti tarif et.
Senin söylediklerini denedim ve faidesini gözlerimle gördüm.
Artık Müslüman olmak istiyorum, der ve şehadet getitip Müslüman olur.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
1/11/2008
-
HZ. HIZIR'DAN HZ. MEHDİ'YE LEDÜN İLMİ SAHİBİ ELÇİLER

HZ. HIZIR'DAN HZ. MEHDİ'YE LEDÜN İLMİ SAHİBİ ELÇİLER
Yüce Allah, Kuran'ın birçok ayetinde peygamberlerine ve bazı elçilerine özel ilimler lütfettiğini bildirmektedir. Gayb bilgisi, ilm-i ledün, hikmet ve anlatım çarpıcılığı gibi üstün ilimleri dilediği kullarına veren Rabbimiz, bu rahmetiyle tüm hayatları boyunca olduğu gibi, tebliğleri süresince de elçilerini desteklemiştir.
Allah, kimi zaman elçilerini, inkar edenlerin ve müşriklerin tuzaklarından korumak, kimi zaman da insanların imanına vesile olması için bazı peygamberlerine mucizeler lütfetmiştir. Kuran-ı Kerim'de, Allah'ın mucizelerle desteklediği peygamberlerin hayatları ve tebliğleri detaylı olarak haber verilmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. İbrahim ve Hz. İsa, Rabbimiz'in mucizeler bahşettiği mübarek elçilerinden bazılarıdır. Hz. İsa'nın beşikteyken konuşması, Hz. Musa'nın asasıyla denizi ikiye ayırması bu mucizelerden bazılarıdır.
Allah'ın peygamberlere lütfettiği mucizelerin yanı sıra elçilerine ve bazı mümin kimselere vermiş olduğu farklı ilimler de söz konusudur. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in sahip olduğu gayb bilgileri (Rum Suresi, 1-4), Hz. Lut'un (Enbiya Suresi, 74), Hz. Zülkarneyn'in (Kehf Suresi, 91), Hz. Süleyman ve Hz. Davud'un (Neml Suresi, 16-17), Hz. İsa'nın (Al-i İmran Suresi, 49), Hz. Yusuf'un (Yusuf Suresi, 21), Hz. Yakup'un (Yusuf Suresi, 68), Hz. Musa'nın (Kasas Suresi, 14) ve Hz. Hızır'ın (Kehf Suresi, 65) (Kuran'da bu isim geçmemekte, ancak hadislerde bu mübarek kişinin Hz. Hızır olduğu bildirilmektedir) sahip oldukları ilimlerle ilgili olarak Kuran'da çeşitli bilgiler verilmektedir. Bunlar, diğer insanlardan farklı olarak, Allah'ın seçtiği kullarına lütfettiği ilimlerdir.
Burada öncelikle vurgulanması gereken, tüm ilimlerin sahibinin Yüce Allah olduğu ve bu ilimlerden dilediği kadarını dilediği kullarına öğrettiğidir. Bir kimsenin herhangi bir ilme sahip olması kendisinden değildir; Allah'ın o kişiye kaderinde bir ilim lütfetmesinin sonucudur. Meleklerin, ayette haber verilen "Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32) şeklindeki sözleri, bu gerçeği açık şekilde ifade etmektedir.
|
Yüce Allah, Kuran'ın birçok ayetinde peygamberlerine ve bazı elçilerine özel ilimler lütfettiğini bildirmektedir. Gayb bilgisi, ilm-i ledün, hikmet ve anlatım çarpıcılığı gibi üstün ilimleri dilediği kullarına veren Rabbimiz, bu rahmetiyle tüm hayatları boyunca olduğu gibi, tebliğleri süresince de elçilerini desteklemiştir.
|
Hadislerde, İslam alimlerinin çeşitli açıklamalarında ve İslam tarihi kaynaklarında, Hz. Hızır'ın dönem dönem peygamberlere ve Allah'ın salih kullarına yardımcı ve destekçi olduğuna yönelik bazı bilgiler yer almaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.)
|
|
İLİM SAHİBİ ELÇİLER:
Hz. Süleyman'a verilen ilimler
Allah'ın ilim verdiği peygamberlerden biri Hz. Süleyman'dır. Hz. Süleyman'a verilen ilimler arasında rüzgarların emrine verilmesi, cinleri ve şeytanları kontrol edebilmesi, karıncaların konuşmalarını anlaması, kuş dilini bilmesi gibi pek çoğu daha önce kimseye nasip olmayan üstün ilimler bulunmaktadır. Allah, rüzgarı, Hz. Süleyman'ın emrine vermiş ve çeşitli işlerinde bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır:
"Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz herşeyi bilenleriz." (Enbiya Suresi, 81)
Kuşların Hz. Süleyman'ın hizmetine verilmiş olması ve kendisine kuşların konuşma dilinin öğretildiği ise ayetlerde şöyle haber verilmiştir:
"Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür." Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı." (Neml Suresi, 16-17)
Kuşların, diğer insanların duyamadığı özel bir dalga boyunda, kendilerine has bir konuşmaları vardır. Hz. Süleyman'a, bu özel frekanstaki konuşmayı anlayabilecek bir ilim verilmiştir. Bu, sebepler dahilinde teknolojik bir imkanla da olmuş olabilir. Hz. Süleyman, kuşların bu farklı frekanslardaki sesli iletişimini anlaması sayesinde onlara çeşitli emirler vermiş, kuşlar da onun bu emirlerini yerine getirmiş olabilirler. (En doğrusunu Allah bilir.)
Hz. Süleyman kuşları kimi zaman haber taşımada, kimi zaman da istihbarat toplamada kullanmış ve bu şekilde çok önemli sonuçlar elde etmiştir. Bu ilim, onun diğer ülkelerle iletişimini kolaylaştırmış, çok zor ulaşılabilecek bölgelere rahatlıkla ulaşmasına imkan vermiştir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Allah'ın Hz. Süleyman'a lütfettiği bir diğer nimet de birtakım şeytan ve cinleri onun hizmetine vermesidir. Hz. Süleyman, emrine verilen cin ve şeytanları ordusunda, sanatsal çalışmalarında ve inşa faaliyetlerinde türlü görevler vererek kullanmıştır:
"... Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı..." (Sebe Suresi, 12)
"... Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik)..." (Enbiya Suresi, 82)
Hz. Süleyman bu dalgıç şeytanları çok farklı görevlerde hizmetinde kullanmış olabilir. Şeytanlar istihbarat ya da askeri amaçlı görevler almış olabilecekleri gibi, bilimsel görevler de yapmış olabilirler. Örneğin Hz. Süleyman onları deniz altındaki zenginliklerin işlenerek, insanların hizmetine sokulması için gerekli araştırmaların yapılması gibi görevlerde kullanmış olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Hz. Süleyman'ın emrine şeytanların verilmesi, ona Allah'tan çok büyük bir lütuftur. Çünkü Allah, şeytanı imtihan ortamının bir parçası olarak yaratmış ve ona bu amaç doğrultusunda –geçici bir süre için- çeşitli imkanlar ve özellikler vermiştir.
Bu şekilde çeşitli bilgilere sahip olan bir varlığı emrinde bulundurmak, Hz. Süleyman'a hem diğer ülkelerle olan ilişkilerinde, hem de kendi ülkesini yönlendirmesinde çok büyük kolaylıklar sağlamış olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Allah, Hz. Süleyman'a büyük bir saltanat, benzeri görülmemiş bir zenginlik vermiş; üstün ilimler ile onu desteklemiştir. Hz. Süleyman da kendisine verilen zenginlik ve bu ilimler vesilesi ile büyük bir ordu ve güçlü bir devlet kurmuştur. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden, Hz. Süleyman'ın devletinin o dönemde yeryüzündeki en güçlü devlet olduğu anlaşılmaktadır.
|
HZ. SÜLEYMAN'IN YANINDAKİ KİTAPTAN İLMİ OLAN KİŞİ
Kuran'da Hz. Süleyman kıssasında, Sebe Melikesi'nin tahtının bir anda göz açıp kapayıncaya kadar Hz. Süleyman'ın huzuruna getirildiği bildirilir. Ayetlerde, tahtı getirenin 'Hz. Süleyman'ın yanında kitaptan ilmi olan biri' olduğu haber verilir:
"(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi.
Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır." (Neml Suresi, 38-40)
Dikkat edilirse, ayetlerde haber verilen bu kişinin 'madde nakli yapabilecek kadar' farklı bir ilme sahip olduğu görülmektedir. Taht, anında Hz. Süleyman'ın huzuruna getirilmektedir. Ayrıca Hz. Süleyman'ın bu olaydan sonraki sözleri, bunun Allah Katından verilen üstün bir ilimle gerçekleştirilmiş olağanüstü bir olay olduğunu göstermektedir. Bu kişi, kendisine ilim verilen bir mümin olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
|
"Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98)
|
|
Hz. Davud'a Verilen Hikmet ve Anlatım Çarpıcılığı
Yüce Allah, Hz. Süleyman gibi, Hz. Davud'a da birçok üstün ilim vermiştir. Hz. Süleyman'ın babası olan Hz. Davud, Allah'ın kendisine lütfettiği tüm gücü ve ilmi, Allah'ın emri olan İslam ahlakını en güzel şekilde tebliğ etmek ve bu yolla din ahlakını yaymak için kullanmıştır.
Hz. Süleyman'a lütfedilmiş olan kuşların konuşma dili Hz. Davud'a da öğretilmiştir. (Neml Suresi, 16) Bu ilmin yanı sıra Hz. Davud kendisine verilen anlatım çarpıcılığı vesilesiyle, tebliği süresince Allah'ın izniyle en hikmetli konuşma üslubunu kullanmıştır. Hz. Davud'a verilen bu ilim Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Andolsun, Biz Davud'a Tarafımız'dan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık. "Geniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten Ben, sizin yaptıklarınızı görenim" (diye vahyettik)." (Sebe Suresi, 10-11)
"Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik." (Sad Suresi, 20)
|
Yüce Allah, erginlik çağına eriştiğinde Hz. Yusuf'a hüküm ve ilim vermiştir. "Hüküm"den kasıt, hakim olma, Allah'ın kitabına uygun ve adaletli karar verebilme özelliğidir. İlim ise, kitabın bilgisi ya da öz bilgi diyebileceğimiz herşeyin iç yüzünün farkında olma bilgisi olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
|
Hz. Hızır'a Lütfedilen İlim
Allah'ın Kuran'da "ilim sahibi" olarak bildirdiği Hz. Hızır (Kuran'da bu isim geçmemekte ancak hadislerde bu kişinin Hz. Hızır olduğu bildirilmektedir), "İlm-i ledün" adı verilen ilmin sahibi mübarek bir şahıstır. Allah'ın seçtiği kişilere vermiş olduğu özel bir ilim olan "İlm-i ledün" (bir başka ifadeyle "ilm-i batın") sahibi kişiler, Allah'ın verdiği ilham ile gaybın bilgisine sahip olan özel kişilerdir. Rabbimiz'in takdir ettiği kadarıyla, olayların gidişatını ve gelecekteki sonuçlarını önceden bilir, buna göre hareket ederler. Konuyla ilgili bir ayet şu şekildedir:
"Derken, Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımız'dan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular." (Kehf Suresi, 65)
Allah, Hz. Hızır'a Kendi Katından üstün bir ilim vermiştir. Kuran-ı Kerim'de Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile buluştuğu, kendisiyle beraber bir yolculuğa çıktığı ve Rabbimiz'in Hz. Hızır'a vahyettiği ilimden faydalanmak istediği de detaylı olarak bildirilmiştir. (Kehf Suresi, 66) Hz. Hızır, Hz. Musa ile yolculuğa çıkmayı kabul ettikten sonra Hz. Musa'nın eğitimine vesile olacak birkaç olay yaşanmıştır. Hz. Musa, Hz. Hızır'ın sahip olduğu ilmi bilmemesi sebebiyle, Hz. Hızır'ın ilk anda hatalı ve garip gibi görünen bazı davranışlarını yadırgayarak ona bunların sebeplerini sormuş ve bazı yorumlarda bulunmuştur. Fakat ayrılacakları vakit Hz. Hızır'dan yaptıklarının asıl sebeplerini öğrenince, Hz. Hızır'ın bunları belirli hikmetlere yönelik olarak yaptığını anlamıştır. (Kehf Suresi, 78-82) Kuran'da Hz. Hızır'ın bu yolculuk sırasındaki davranışlarından biri şöyle bildirilir:
"Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?
Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."" (Kehf Suresi, 71)
Bu olayda Hz. Hızır bir gemiyi delmiştir. Ancak bu gemiyi delmesinin çok önemli birkaç nedeni vardır. Kuran'da Hz. Hızır'ın bu davranışının sebebi de açıklanmaktadır:
"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (Kehf Suresi, 79)
Hz. Hızır'ın bu davranışının hikmetlerini açıklamadan önce, onun merhametli karakteri üzerinde durmak gerekir. Hz. Hızır hemen yoksulların yardımına koşmuş, onların sıkıntı içine düşmelerini, zorba kimselerden zulüm görmelerini engellemek istemiştir. Bu hareketi onun, yoksul ve ihtiyaç içinde olanlara karşı şefkatli ve merhametli karakterini ortaya koymaktadır. Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatları Hz. Hızır üzerinde yoğun bir şekilde tecelli etmektedir. Bu, müminleri inkarcılardan ayıran üstün bir özelliktir.
Hz. Hızır'ın gemiyi delişinde de çok büyük bir akıl, feraset, basiret ve ileri görüşlülük hemen dikkati çekmektedir. Çünkü gemiyi makul ölçülerde ve tekrar tamir edildiğinde kolayca kullanılabilecek şekilde tahrip etmiştir. Böylece gemiyi gören kişi kusurlu zannedecek ve el koymaktan vazgeçecektir. Ancak zorba kişilerin mallarını gasp etme tehlikesi ortadan kalktıktan sonra gemi sahipleri gemiyi kolaylıkla yeniden tamir edip, kullanabilecek hale getireceklerdir.
Yolculukları sırasında bunun gibi hikmetli birkaç olay daha yaşayan Hz. Musa, Hz. Hızır ile buluşmasında Allah'ın izniyle çok önemli ve hikmetli bir eğitim almış, Hz. Hızır'ın, üstün ve güçlü olan Yüce Rabbimiz'in dilemesiyle bazı gayb bilgilerine sahip özel bir insan olduğuna şahitlik etmiştir.
Tüm bunların yanı sıra hadislerde, İslam alimlerinin çeşitli açıklamalarında ve İslam tarihi kaynaklarında, Hz. Hızır'ın dönem dönem peygamberlere ve Allah'ın salih kullarına yardımcı ve destekçi olduğuna yönelik bazı bilgiler de yer almaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.)
|
Hadislerde, İslam alimlerinin çeşitli açıklamalarında ve İslam tarihi kaynaklarında, Hz. Hızır'ın dönem dönem peygamberlere ve Allah'ın salih kullarına yardımcı ve destekçi olduğuna yönelik bazı bilgiler yer almaktadır.
(En doğrusunu Allah bilir.)
|
Hz. Yusuf ve Sözlerin Yorumu
Kuran'da Hz. Yusuf ile ilgili birçok ayet bulunmakta, onun ihlas sahibi, güçlü, basiretli, seçkin, hayırlı bir kişi olduğu ve kendisine sözlerin yorumu öğretilerek ilim sahibi kılındığı bildirilmektedir. Hz. Yusuf'a lütfedilen ilim Kuran'da şöyle haber verilir:
"…Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi, 21)
Ayrıca sözlerin yorumunu öğretmenin yanı sıra Yüce Allah, erginlik çağına eriştiğinde Hz. Yusuf'a hüküm ve ilim de vermiştir:
"Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz." (Yusuf Suresi, 22)
Ayette geçen "hüküm"den kasıt, hakim olma, Allah'ın kitabına uygun ve adaletli karar verebilme özelliğidir. İlim ise, kitabın bilgisi ya da öz bilgi diyebileceğimiz herşeyin iç yüzünün farkında olma bilgisi olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Kuran'da Hz. Yusuf'un kendisine öğretilen sözlerin yorumunu, bir iftira sonucu zindana atıldığında zindan arkadaşlarının rüyalarını yorumlarken kullandığı şu şekilde bildirilir:
"Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz." (Yusuf Suresi 36)
"Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir." İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı." (Yusuf Suresi, 41-42)
Zindandaki bu iki kişiden kurtulan kişi, uzun yıllar sonra hükümdarın, gördüğü bir rüyanın yorumunu istemesi üzerine Hz. Yusuf'u hatırlamış ve bu rüyayı yorumlaması için ona gitmiştir. Bu olay üzerine Hz. Yusuf hükümdarın rüyasını yorumlamış ve Allah'ın lütfettiği bu ilim ve üstün ahlakı vesilesiyle zindandan kurtularak Mısır'ın hazinelerinin başına geçirilmiştir.
|
Yüce Allah, erginlik çağına eriştiğinde Hz. Yusuf'a hüküm ve ilim vermiştir. "Hüküm"den kasıt, hakim olma, Allah'ın kitabına uygun ve adaletli karar verebilme özelliğidir. İlim ise, kitabın bilgisi ya da öz bilgi diyebileceğimiz herşeyin iç yüzünün farkında olma bilgisi olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
|
Hz. Yakup'un Sahip Olduğu İlim
Hz. Yakup, tevekkülü ve her an Allah'ı hatırlatan tavrı ile örnek olmuş kamil iman sahibi mübarek bir mümindir. Rabbimiz, "…Gerçekten o (Hz. Yakup), kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi, 68) ayetiyle birçok elçisine olduğu gibi Hz. Yakup'a da Katından bir ilim verdiğini bildirmiştir.
Kuran'da Hz. Yakup'un sahip olduğu ilimlerle ilgili olarak bildirilen örneklerden biri, yakın çevresi tarafından uzun yıllar önce öldüğü düşünüldüğü halde, Allah'ın kendisine verdiği ilim üzere oğlu Hz. Yusuf'un, yaşadığını bilmesidir. Bu durum ayetlerde şöyle bildirilir:
"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez." (Yusuf Suresi, 87)
Hz. Yakup'un Hz. Yusuf'un yaşadığından bu derece emin olmasının bir nedeni Allah'ın kendisine vermiş olduğu özel bir ilim olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Nitekim Hz. Yusuf'un yanına, onun Hz. Yusuf olduğunu bilmeden giden ve daha sonra bunu öğrenen kardeşleri Hz. Yakup'a, Hz. Yusuf'un gönderdiği gömleği götürürler. Bu olay karşısında Hz. Yakup'un tavrı ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
"Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin." Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum." "Allah adına, hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın." Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakup) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?" (Yusuf Suresi, 93-96)
Yukarıdaki ayetlerde bildirildiği gibi ailesi, Hz. Yakup'un oğluna olan hasretinden dolayı yanlış bir tavır içinde olduğunu zannetmiştir. Onların bu düşüncesinin hatırlattığı hikmetli bir ders vardır: Olayları sadece zahirine yani dış görünüşüne ve sebeplere göre değerlendirmek her zaman doğru olmayabilir. Çünkü Allah, Kuran'da kimi zaman özel olarak verilen ilimle yapılan hareketlerden söz etmiştir. Allah, Hz. Yakup'un ilim sahibi bir kul olduğunu bildirmiştir. Sahip olduğu bu ilim dolayısıyla gösterdiği tavrı ailesi anlayamamış, yüzeysel bir bakış açısıyla yaklaşarak onun yanlışlık içinde olduğunu sanmışlardır.
Burada dikkati çeken başka bir nokta da Hz. Yusuf'un da önceden söylediklerinin gerçekleşmiş olmasıdır. Onun gömleğini babasının yüzüne sürdüklerinde babasının rahatsızlığı ortadan kalkmış, gözleri tekrar görmeye başlamıştır. Böylece Hz. Yakup sağlığına kavuşmuştur. Bu da, her ikisinin de ilim sahibi kullar olduklarını göstermektedir.
|
Dünya imtihan yeridir ve Allah yaratılış gayesine uygun olarak insanları hidayete sevk etmek için salih kullarına değişik yetenek ve ilimler vermektedir. Geçmişte peygamberlerde olduğu gibi ahir zamanda ikinci kez yeryüzüne gelecek olan Hz. İsa'nın ve yine bu dönemde geleceği bildirilen Hz. Mehdi'nin de benzer ilimlere sahip olması kuvvetle muhtemeldir.
|
Ahir Zamanın Kutlu Şahsı Hz. Mehdi'ye Verilen Üstün İlimler
Daha önce değindiğimiz gibi Yüce Allah, Hz. Süleyman'a çeşitli ilimler lütfetmiştir. Hadislerde ve İslam alimlerinin izahlarında, Hz. Mehdi'nin de Hz. Süleyman gibi çok özel ilimlere sahip olacağı bildirilmektedir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin, Hz. Süleyman gibi kuşların ve diğer canlıların dilini bileceği ve insanların yanı sıra cinler üzerinde de hakimiyeti olacağı şu şekilde haber verilmektedir:
Hz. Mehdi'nin sahip olacağı bu ilmin "Ledün ilmi" olması muhtemeldir. Daha önce de incelediğimiz gibi, Kehf Suresi'nde Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında geçen kıssada da benzer bir ilim bildirilmektedir.
Ledün ilmine vakıf olan kişi, sırları Allah'ın izin verdiği ölçüde keşfedeceği gibi, bu kişinin çeşitli İlahi sırlardan da haberi olur.3 Bu ilme sahip olan Hz. Hızır'ın kıssasının Kehf Suresi'nde anlatılması dikkat çekicidir. Çünkü bu surede anlatılan diğer iki kıssa olan Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn kıssalarının, Hz. Mehdi ile olan yakın ilgisine Peygamberimiz (sav) çeşitli hadisleriyle dikkat çekmiştir. Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasının da özellikle yine bu surede yer alması, aralarında geçen olayların yukarıdaki hadislerde olduğu gibi Hz. Mehdi ile yakından ilgisi olabileceğine, ayrıca Hz. Hızır'ın ilminin Hz. Mehdi'de de bulunabileceğine bir işaret olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Büyük İslam alimlerinden Muhyiddin Arabi açıklamalarında Hz. Mehdi'nin 9 özelliğini saymaktadır. Dikkat edilirse bunlar arasında hikmet, anlayış, ledün gibi, vehbi ilme ait özellikler yer almaktadır.
Muhyiddin Arabi'nin bu açıklamaları şu şekildedir:
"1. Basiret sahibi olması
2. İlahi Kitabı anlaması
3. İlahi Kelam'ın manasını bilmesi
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi
7. İşlerin girift taraflarını bilmesi
8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması (vakıf olması). Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir." 4
Cifr (Ebced) İlmini Bilmesi
Hz. Mehdi'nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de, Allah'ın izniyle ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir. Taşköprülüzade Ahmet Efendi Mevzuatu'l-Ulum isimli eserinde (11/246), Hz. Mehdi'nin cifr ilmine vakıf olacağını şöyle bildirmiştir:
"Bazıları dediler ki, bu kitabı kemal-i vukuf (olgunluğa ulaşmış) ahir zamanda hurucu muntazar Hz. Mehdi'nin (çıkışı beklenen Hz. Mehdi'nin) hurucuna mevkuftur ki (çıkışına atfedilmiştir ki), onlar cifr ilmine vakıf ve sırlarına arif olurlar (bilirler). Kitab-ı enbiyayı salifeden dahi bu ilim varid olmuştur. (Bu ilim, geçmiş peygamberlere verilen kitaplardan ulaşmış bir ilimdir.)" 5
|
"O (Mehdi), doğrulanmış, kuş ve bütün hayvanların dillerini bilen biridir. Onun için adaleti, bütün insanlar ve cinlerce kabul edilecektir." 1
"O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir."2
|
SONUÇ
Yazı boyunca bir kısmına yer verdiğimiz Kuran'da bildirilen ilim sahibi kişilerin ortak noktası, kendilerine lütfedilen ilimleri her zaman Allah yolunda kullanmalarıdır. Tarih boyunca tüm elçiler "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98) ayetiyle bildirildiği üzere, üstün ilim sahibi olanın yalnızca Allah olduğunu bilerek tebliğ görevlerini yerine getirmişlerdir.
Allah'ın izniyle içinde bulunduğumuz ahir zamanda zuhur edecek kutlu şahıslar olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi de, sahip oldukları tüm ilimleri en hikmetli şekilde kullanacak ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine ve böylece adaletin, barışın, refahın ve dostluğun hakim olduğu Altınçağ'a vesile olacaklardır.
Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olmasına vesile olacak, Müslümanlar arasında büyük bir birlik sağlayacak böylesine kutlu elçilere zemin hazırlamak ve onlara yardımcı olmak Müslümanların önemli bir görevidir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi gibi mübarek şahısların yakınlarından olabilmek, onlara destek olabilmek, tüm insanlara yönelik hayırlı faaliyetlerinde onlara yardımcı olabilmek bütün inananlar için büyük bir nimet ve şereftir.
|
Hz. Süleyman'ın Yanındaki 'Kitaptan İlmi Olan Kişi'
Kuran'da Hz. Süleyman kıssasında, Sebe Melikesi'nin tahtının bir anda göz açıp kapayıncaya kadar Hz. Süleyman'ın huzuruna getirildiği bildirilir. Ayetlerde, tahtı getirenin 'Hz. Süleyman'ın yanında kitaptan ilmi olan biri' olduğu haber verilir:
"(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi.
Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır." (Neml Suresi, 38-40)
Dikkat edilirse, ayetlerde haber verilen bu kişinin 'madde nakli yapabilecek kadar' farklı bir ilme sahip olduğu görülmektedir. Taht, anında Hz. Süleyman'ın huzuruna getirilmektedir. Ayrıca Hz. Süleyman'ın bu olaydan sonraki sözleri, bunun Allah Katından verilen üstün bir ilimle gerçekleştirilmiş olağanüstü bir olay olduğunu göstermektedir. Bu kişi, kendisine ilim verilen bir mümin olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
|
KAYNAKLAR:
1 Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 188
2 Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman
3 TÜR-DAV, Büyük Lugat , 558)
4 Kıyamet Alametleri, 189
5 Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 252
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
1/11/2008
-
Kalbin hakiki sahibi ile buluşma hali

Kalbin hakiki sahibi ile buluşma hali, ilâhi yardımdan sonra güzel bir terbiye ile mümkündür. İnanmalı, arzulamalı ve yoluna girmelidir. Yüce Allah'ın sevgi ve rahmeti kimseden esirgenmiş değildir. Yeter ki kulun gerçek tercihi Yüce Allah olsun. Ondan sonrası kolay.
Kalbe manevi ilaç veren arifler, "bizim işimiz çözüp bağlamaktır" derler. Onlar kalbi haram arzulardan ve dünyadan çözüp, Yüce Allah'a bağlarlar. Yani insanı Allah adamı yaparlar. Maksat mürşid değil, irşattır. İrşat, terbiye olmak ve Yüce Allah'ın rızasına ulaşmaktır.
Büyük veli Şahı Nakşibend k.s. irşadın seyrini ve sonucunu şöyle anlatır:
"Bizler, Allahu Tealâ'ya ulaşmada bir vasıtayız. Bizden kesilip asıl maksada, Cenab-ı Hakk'a bağlanmak gerekir. Gerçek mürşidlerin yolu budur. Allahu Tealâ'ya vasıl olan arifler, diğer insanlara bu işte rehberlik ederler. Onlar bu yolun çocuklarını önce hakikat beşiğine yatırıp sıkıca bağlarlar. Vuslata kadar onları terbiye sütü ile beslerler. Cenab-ı Hakk'a vuslat hasıl olunca bu takip ve terbiye işini keserler. Müritleri Allahu Tealâ'nın huzurunda kabul görüp, mahrem daireye girdikten sonra aradan çıkarlar. Artık bundan sonra müritler arada bir vasıta olmaksızın Allahu Tealâ'dan ilim ve feyz alacak hale gelmişlerdir. Buna güç yetirebilirler.
İşte bu hale ulaşmak bir mürşid ile mümkündür. Böyle bir hali elde eden kimse, sonsuz bir ömür bulsa ve bütün ömrünü bu nimete şükür için harcasa, yine de bu nimetin şükrünü yerine getirmiş olamaz. Hakk'a yakın olmak lazım; halka değil…" (Ahmed Sıddıkî, Şah-ı Nakşibend)
Şükredilecek bu nimetin ne kadar kıymetli olduğunu gösteren bir örnek de şöyle:
Hacegân yolunun büyüklerinden Mevlâna Hüsameddin Buharî k.s.'nin babası Hamidüddin Şaşî rh.a. vefat döşeğinde idi. Bu zat büyük alimlerdendi. Şah-ı Nakşibend'le aynı dönemde yaşamıştı. Ona büyük hürmeti, sevgi ve saygısı vardı. Fakat o kalp doktoruna teslim olup seyr u sulûk terbiyesi almamıştı. Kendi ilim ve tedbiri ile yetinmişti. Zahiren helal ve harama dikkat etmiş, farzları yapıp, haramlardan kaçınmış, fakat kalbine pek eğilmemişti. Oğlu Hüsameddin Buharî k.s. ise Emir Hamza k.s. Hazretleri'nin irşatta halifesi idi. Hamidüddin Şaşî vefat anında sıkıntı ve ızdıraba düştü. Oğlu ve dostları baş ucunda idiler. Bir ara oğlu:
- Baba ne haldesin? diye sordu. Babası:
- Benden şu anda kalb-i selim istiyorlar. O da bende yoktur. Nasıl elde edileceğini de bilmiyorum! dedi. Hüsameddin Buharî babasına:
- Sakin olun, kalbinizi bana bırakın. Selim kalbin ne olduğunu anlayacaksınız, dedi ve derin bir murakabeye daldı.
Bir saat kadar öyle kaldı. O anda Cenab-ı Hakk'a yönelip babasını bu ızdırap ve endişeden kurtaracak ilâhi rahmet ve sekinet istedi. Orada bulunan diğer müminler de dua ettiler. Gözlerini açtığında, babasının yüzüne bir nur ve huzur inmişti. Kalbi dünyadan ayrılık, yalnızlık ve ölüm endişesinden kurtulmuş, Allah ile huzur bulmuştu. İnen rahmet ve sekinet ile mutmain olmuştu. Bu arada gözlerini açtı, bulduğu huzurun sevincini ve kaçırdığı fırsatın hasretini şöyle dile getirdi:
-Oğlum! Allah sana bol mükafat versin. Meğer bize lazım olan iş, bütün ömrümüzü bu kalbi elde etme yolunda harcamak imiş. Fakat ne yazık ki ömrümü başka türlü zayi ettim, dedi.
Ne mutlu bu babaya ki, salih evladının dua ve gözyaşı bereketi ile Yüce Allah'ın rahmetine kavuştu, huzur içinde dünyadan göçtü. (Reşahat)
Rasulullah s.a.v. Efendimiz'in sık sık yaptığı gibi, biz de dua edelim, O'nun duasına amin diyelim:
"Ey kalpleri istediği tarafa çeviren Allahım! Kalbimi dininde sabit tut. Senden sevgini isterim. Bana, sevdiklerini ve sevgine götürecek amelleri sevdir…"
Ey yerleri ve gökleri, dağları ve denizleri ile bütün kâinatın ve kâinatta bulanan bütün mevcûdâtın sahibi Yüce Rabbimiz!
Huzuruna diz çöktük, el açtık, boyun büküp Senden rahmet, Senden merhamet ve Senden lütuf ve ihsan dilemeye geldik...
Bu aciz kullarının dualarını dergâh-i izzetinde kabul eyle;
Ey her şeye kadir olan Rabb-i Rahimimiz!
Ey ezel ve ebed sultanı Yüce Hâlikımız!
Senin dergâhından daha büyük bir dergâh yok ki, oraya varalım...
Senin huzurundan daha yüce huzur yok ki, oraya duralım...
Ve Senin kapından daha yüce kapı yok ki, onu çalalım...
Çaresiziz, bîtabız, âciz ve perişanız;
Yâ Erhâmerrahimin! Sana sığındık, Sana güvendik, sabır ve tevekkülle Sana yöneldik. Bizi şaşırtma. Bizi yanlış yol ve hareketlere sapmaktan muhafaza eyle. Serden uzak, hayra yakin eyle ALLAH'IM!
:::AMİN:::
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
24/6/2008
-
Ey Gönlümüzün Gülü, Ey Nur'dan Sevgili
Salat ü selam ı yayalım.Eşe, dosta, tanıdığımız kim varsa(hatta tanımadıklarımız dahil) haberdar edelim. Öteler boyutlu bu hayrı onlarla da paylaşalım. Dünyayı gül bahçesine döndürelim. Günümüzün problemleri , zulümdeki kardeşlerimizin yüreklerine umut ümidiyle Gül kokuları yayılsın dört bir yana...
Öyle bir hediye sunalım ki Efendimiz(SAV)'in buna mukabele ettiğini yüreklerimizde hissedelim inşaallah...
Kim ne kadar okuyabilecekse yada ne kadar dağıtabilecekse inşaallah sayımızı özelden yada bu sayfadan bildirirseniz takip açısından kolay olacaktır...Önemli olan yürekten anış onu, belki sayılara takılmamak gerek ama ne kadar kişiye ulaşabiliyoruz bunu anlayabilmek...
Rabbim cümlemizi salavâtın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlaklanmayı, O'nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!.. (Âmin)
"Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler. Ey mü'minler! Siz de O'na çokça salât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin."
(el-Ahzâb, 56)
Bize yönelen, başa gelecek musibet ve felaketlerden dolayı,
Şefaati umulan gerçek sevgili o..
Ey Yüce Mevlâm! Ebedî ve dâimî olarak,
Bütün mahlûkatın en hayırlısı olan Habîbine salât-u selam olsun!”
Biz dikenlerdik aslında.
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Gül-ü Muhammed’in (s.a.) yüzünde buluştuk.
BİZDEN PEYGAMBERİMİZE(SAV)
Ey Gönlümüzün Gülü, Ey Nur'dan Sevgili zerreler adedince Salât ve Selam olsun sana...
|
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
24/6/2008
-
AY DOĞDU ÜZERİMİZE
|

AY DOĞDU ÜZERİMİZE
Ay doğdu üzerimize
Veda tepesinden.
Şükür gerekti bizlere
Allah'a davetinden.
Sen güneşsin, sen aysın
Sen nur üstüne nursun.
Sen Süreyya ışığısın
Ey sevgili, ey Resül!
Ey bizden seçilen elçi
Yüce bir davetle geldin.
Sen bu şehre şeref verdin
Ey sevgili, hoş geldin.
Ey Resül, sana söz verdik
Doğruluktan ayrılmayız.
Sen ey esenlik yıldızı
Senin sevginle doluyuz.
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
24/6/2008
-
KALIBINI SECDEYE,KALBİNİ KIBLEYE BIRAK....
|

Kalıbını Secdeye, Kalbini Kıbleye Bırak
Kıpırtısız bir boşluğa koyarsın alnını günde beş vakit. Secdenin alnını nereye değdirdiğinden habersizsin. Gösterişsiz bir yöne dönersin yüzünü; ışıktan yolları yoktur şehrin kıblesinin. Kıblenin yüreğini nereye götürdüğünü bilmiyorsun. Suskun bir duvarın dibinde oturur gibisin her tahiyyatta... Selâmının kimleri neşelendirdiğini tahmin edemiyorsun, aldığın selâmların sıcağını hissedemiyorsun. Adını bilmediğin bir deniz kıyısında yürür gibisin. Yüzünü görüyorsun sadece mavinin; derindeki incilerin pırıltısına dokunamıyorsun. Terazinin bu kefesindesin; varlığını inceltirken rükûlarda, karşı kefede neyi biriktirdiğini bilmiyorsun. Şimdilik hece hece tutunduğun duanın gölgesinin haber verdiği ışıktan nasibin pek az. Dudaklarını ıslatan abdest suyunun her bir damlasının dudaklarını hangi billur pınarlara değdirdiğini fark etmiyorsun.
Hüznünün kuytularından taşırdığın fısıltılarını dök seccadene…
Aynalarda aradığın avuntuları sök bakışının perçemlerinden..
Bulduğunu yitir bir tekbirin yankısında… De ki “ben buraya razı değilim!”
Yitiğini bul elini elin üzerine koymana fırsat veren vuslatın arefesinde.. De ki “ben sonsuzluğa adayım!”
Varı yok et secdenin yüzünde; benliğini sıfırın altına çek, varlığını sonsuzluğun başına taşı.
Yoğu var et niyetin fısıltısında; ettiklerinin değil niye/t ettiklerinin seni kurtardığını anla..
Diriyi öldür rükûların darağacında; teninden geç, bedenini yık dağ gibi..
Ölüyü dirilt dualarının burcunda; çağır günahın peltesinde dilsiz ettiğin ruhunu..
Umutlarını namazların ipeğine tane tane dizdiğini bil de sevin dostum. Namazın uçuruma atılmış en güzel gülündür senin. Namaz gülünün bin bahar olup içinde yankılandığını bil de sevin.
Bir namazı kaçırmış olmanın o hüznü yok mu? Hiç olmazsa onu al yedeğine? Sana müşfik bir vaize olsun…Pişmanlık değil midir bizi en çok büyüten? Yüzü yerde pişmanlıklarının kalbine attığı sızıları kaybetme lütfen.. Bu bize lazım.. Hep lazım.. İncelmiş duygularımızın izinde yürüyelim hep... İçimizdeki hüzün yol göstersin bize. Kırık kalbimiz, bükük boynumuz Rabbimizin rahmet dergâhına bitiştirsin secdemizi. Göz yaşlarımız rahmetin kucağına akıtsın yakarışlarımızı.
“Din sadeliktir” der peygamberimiz [asm].. Bu zamanda beş vakit namazı bir kenara koyup, aradaki vakitleri de namaz beklentisi içinde yaşaman yeter... Tesbihatını yapabildiğin kadar yap; “subhanallah”ı, “elhamdulillah”ı, “allahuekber”i dilinden kalbine indirmeye çalış. Sakın telaşlanıp kendini altından kalkılmaz dil kalabalıklarına, binlerce binlerce ezbere mahkûm etme daha baştan… Önce durul, namazın sükûnetini dinle...
Çevreni temiz tut
Çevreni temizle. Namaza kalktığın zaman, yeryüzünün bütün gürültülerini sustur, işleri durdur, yollardan ayrıl, kenara çekil. Ruhunun yanına park et, kalbinin ahengsiz çırpınışlarına mola ver. Kapat kapıları; başkalarını alma içeri; dudaklarını kapat yalana, boş söze... Lüzumsuzlukları terk et, silkele üzerindeki şehrin görünmez tozlarını, cebinden boşalt sahte paraları, elini göğsüne sokup alıp verdiğin nefesi, kâinatın o en eşsiz, en görkemli ahengini farket.
Yüzünü fenaya çevirmekten, ümitsizliğin karanlıklarında tüketmekten, gözlerini harama bakmanın kirinden, dilini yalanı/yanlışı dillendirmekten, dudaklarını boş sözlerin tozundan yıka, temizle. Ellerini şerre alet olmaktan yıka. Başını şu fani dünyada Rabbinin aziz bir misafiri olma şerefiyle meshet. Topuklarla birlikte ayaklarını da dünyadan yıka; seni yükselteceğini sandığın şeyleri ayaklarının altından çek. Namazın eşiğinde doğrul yeniden. Orada En Sevgili’nin en çok sevdiği halde olduğunu hatırla. Orada En Sevgili’nin en çok sevildiği hale büründüğünü bil. Kâinatın sahibinden, kalbini kudret elinde evirip çeviren Rabbinin en sıcak, en taze aferinini alıyorsun şimdi. Duyuyor musun?
Bedenini pak eyle...
Bedenini, elbiseni, namaza durduğun yeri temizle. Güzel bir kokuyu koklar gibi bedeninden sıyrıl, teninden ruhuna taşın. Mevki ve makamını yansıtan her türlü elbiseyi çıkar üzerinden. Irkınla övünmeyi bırak, kavminden ayrıl, ülkeni terket, varsa, müdürlükten istifa et. Sadece seccadenin yöneldiği yere yönel; bulunduğun yerin ihtişamından sıyrıl. Sadece yüzünün döndüğü yerde ara itibarını, kalbini Kâbe’nin eteğine bırak. Kıbleyi bulduğunda, başka türlü endişelerden yüz çevir. Her yanını saran kaygıları, korkuları, hüzünleri, abdest suyunun alıp götürmesine izin ver. Dağılan gönlünü geri topla, uçurduğun huzuru geri çağır. Gamı sil göğsünden, dünyalıkları yıka elinden, benliğini düşür yakandan. Öylece temizlen....
Ayıplarını kapat..
Her mescide gelişinde “güzel elbiselerini giyerek gel” (el-A'râf, 7/31) Ne kadar örtünürsen örtün, kendini Rabbinden gizleyemezsin. O bilir içinin içindekini. O bilir niyetini. O bilir kendine sakladığını ve kendinden sakladığını. Başkalarına görünür olmak için kılma namazını. Başkalarının gözlerinden kaç. Başkalarının takdirinden uzaklaş. Niyetinin vadisine koy kalbini. Rabbe yöneldiğin köşe, kendini başkalarından gizlediğin yerdir. Rabbine yüzünü çevirdiğin seccade, kendi kendine kaldığın demdir.
Nedir avret, ne demek avret yerini örtmek? Göründüğün gibi olamadığın kadar ayıpların var, göründüğünden geri kalan her oluş avret yerindir senin. Şimdi herkesin takdirinden uzak, tüm vitrinlerin parıltısına küs, her türlü gösterinin uzağında, seccadenin kuytusunda iken, kendi kendine sarılmışken, elini elinin üstüne koyup kendini kuşatmışken, yüzünü fanilerden dönüp sonsuza çevirmişken, diz çöküp benliğini büyüklemekten vazgeçmişken, eğilip doğru olmaya azmetmişken, secdede varlığını sıfırlayıp kendini aşmışken, avret yerlerini ört; yani, kendine sakladığın, kendinden sakladığın eksiklerini, ayıplarını, kusurlarını, herkesten gizlediğin hallerini yok et, ört. Herkesin huzurunda hesap verecek, kimseden utanmayacak bir hâl elbisesine bürün.. İki yakanı bir araya getir; olduğun hali göründüğün hale yanaştır. Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak, sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme...
Kalbini kıbleye bırak...
Kalbini çokluğun perçemlerinden kurtar... Seni dünyaya doğru çekiştiren cezbeleri düşür yakandan. Seni yokluğun kuyusuna çeken kaygılardan uzaklaş. Seni uzaklara savuran rüzgârları sustur. Ruhunu ayrılıkların uçurumuna sürükleyen hüzünleri sil. Dünün hüzünlerinden yüz çevir. Yarının korkularını unut. An’ın içinde var et kendini yeniden. Yüzünün her noktasına her an rahmetinin güneşini değdiren Yaradan, kutlu nazarında ağırlıyor seni. Tebessümlerinin en güzel en tatlı hediye olduğunu söyleyen En Sevgili, âşinası olduğun, sıcağını özlediğin yüzlere çeviriyor yüzünü. Her şeyin alçaldığı, her işin meyvesizleştiği, her yüzün kirlendiği bu çağda, kıble kalbinin adımlayacağı kırmızı halı gibi serildi önüne. Seni özel eyleyen, seni biricik bilen Rabbinin rızasına yönel. Şehrin telaşlarını, dünyanın çekip çekiştirmelerini, günübirlik sevdalarını kıblenin kırmızı halısına adım atar atmaz uzaklara at. Kalıbını tuttuğun gibi, kalbini de tut kıblede. Her secdede Kâbe’ye değdir alnını. Yöneldiğinde, Kâbe’nin analık ettiği nurlu sütunun önünde ağırlanan aziz bir misafir bil kendini.
Vakti kaçırma...
Vakte dikkat et... Sabahın buğusunu değdir göğsüne, yapraklarında taze şebnemler ağırlayan bir gül gibi aydınlığa uyan. Göz kapaklarını araladığında seni nice aldanışlara düşüren düşlerden uyandığın gibi gönlünü de aç ki kalbinin ufkuna nice muştu güneşleri doğsun. Ellerinde dualar kelebekler gibi uçuşsun. Kimliksiz, isimsiz, önemsiz bir nutfenin ana rahmine tutunup insan olmaya yolculanması gibi, sen de var-yok arası varlığını, vefasız dudaklar arasında silinmeye ayarlı adını, bir mezar taşının insafına kalacak hatırını, Rabbinin rahmet kucağına bırak...
Dünyanın güneş gibi başına dikilip sözüm ona sahiciliğini, kalıcılığını sımsıcak kalbine düşürdüğü öğle vakitlerinde, telaşlardan sıyrıl, oyunlardan uzaklaş.. Ellerini kaldır tekbire, O’nu büyüklerken başka her şeyi küçük bil. Önemini O’na yönelmekte bil. Şimdilik burada olduğunu, ama ‘şimdilik’ olduğunu hatırla... Terkedeceğin gölgelerde, seni terkedecek gölgelerde oyalanma.. Bir tekbir ile dünyayı arkana at. Elinin tersiyle geride bırak gündelik sevdaları... “Oynamıyorum!” de. Seni herkesle ve her şeyle buluşturacak Rabbinin sılasına yönel. Yol açık, yola çık...
Gölgen uzadığında yeryüzündeki varlığının da azaldığını hatırla. Ne çok hatıran varsa, o kadar az ömrüm kalmış demektir... Gölge gibidir yaşanmışlıklar; onlar ardın sıra uzanıp çoğalırken ömürden nasibinin azaldığını haber verirler. Gölgelerin uzadığı ikindinin hüznüne, ihtiyarlığın habercisi gibi bak.. Şakaklarına kar yağan adamların toprağa yönelen yüzlerini giyin... Bedenini taşıyamayan acuzelerin kalplerine devşirdiği tesellilerin ardına düş. Hüsrana uğrayanların en sonunda yaşayacağı pişmanlığı düşür göğsüne..
Akşam vakti erişince, ufuklara kan ağlatan vedaları taşı yüreğine... varlık güneşin battığında seni sen eyleyecek yıldızlar besle namazın göğünde.. Sensiz batacak güneşleri düşün. Senin umarsızca batırdığın güneşlerin her biri, bir gün sensiz ve umarsız batacak güneşi ateşliyor gizlice.. Bunu bil ve bil ki namazını son namazınmış gibi kıl..
Yatsı vakti, suskunun üzerine çekilen yeni bir susku gibi geceyi kalbinin üstüne yayar. İçinin fısıltısına yanaştırır kulaklarını. Yüreğin boş sevdalardan boşanır. Göz kapağının tenine değdiği titrek çizgiye doğru çekilir varlığın. Sükûnetin nabzını doldurur gece. Varlığın kıpırtısı biter. Eşyanın kanı çekilir. Şehir yüzünü senden çevirir. Işığın seni uzaklara dürten cezbesi söner. Yatsı dudağını dudağına kilitler. İçinin kıpırtılarına dön yatsı vakti. Ölümün toprağı suskular çekmeden nefesine, şimdi alıp verdiğin her nefeste Rabbinin hatırını saydığını bil öylece yönel O’na... Dünyaya veda vaktidir yatsı vakti. Gün gelecek, yaşaman fazladan görülecek, ölümüne hiç kimse şaşırmayacak. Senin için ömrün gecesi başlayacak. Zaman siyah bir tül gibi üzerine örtülecek... Varlığının kalp atımları zayıflayacak. Heveslerin dünyadan yüz çevirecek. Öyle bilerek var secdeye... Benliğini sıfırla... Kaygılarının kışını erit secdenin sıcağında.. Dr. Senai Demirci
|
|
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
24/6/2008
-
HADİS DERYASINDA YOLCULUK....
24/6/2008
-
BUGÜN ALLAH'A ŞÜKREDECEĞİM;ÇÜNKÜ
|
|
  

Bugün Allah'a şükredeceğim; çünkü :
a.. Gökkuşağının damlalarını,
b.. Kar tanelerinin düşüşünü,
c.. Güneşin altın rengini,
d.. Gün batımının pembe morluğunu,
görebiliyorum
a.. Taze bir balığı,
b.. Yeni kesilmiş bir limonu,
c.. Yeni kaldırılmış samanları,
d.. Bebeğin altındaki pudrayı
koklayabiliyorum.
a.. Telefonun zilini,
b.. Torunumun fısıldadığı sırları,
duyabiliyorum.
a.. Soğuğun keskinliğini ve ağrıların batışını,
b.. Kalbimin atışını ve gözlerimi kırptığımı,
c.. Bir yaprağın damarlarını,
hissedebiliyorum
a.. Dilimin üzerinde biberli sosun acılığını,
b.. Yoğurdun kaymağını ve cipsin gevrekliğini,
c.. Yeni dilimlenmiş bir greyfurdun ekşiliğini,
d.. Kokulu bir çayın burukluğunu,
tadabiliyorum.
Bugün; gözlerime, burnuma, kulaklarıma, ve
dilime teşekkür edeceğim.
Bunlar, dünyadaki iyi şeyleri ve Allah'ın iyiliğini bilmemi sağlıyor.
Bugün, ailem ve dostlarım, inançlarım ve bayrağıma teşekkürlerimi sunacağım.
Bugün her şeye teşekkür edeceğim,
Bugün;
"Allahım bana çok şey verdin.Bir şey daha ver,iyilik yüklü bir yürek" diyeceğim.

|
|
|
|
|
|
Yorumlar (
0
) :: Yorum Yaz
:: Baglantı
|
|
|
Benim hakkımda
|
|