GALATASARAY İMPARATORLUĞU
• 16/3/2010 - Sinemalar'dan: AY LAV YU
Yazar: LAL
  
www.aylavyufilm.com
Politik bir komedi.
Birşeyler anlatıyor,mesajlar veriyor bu film. Hey bana baksana, devlet buraya da gelsene bizi görsene diyor. Biraz da Amerika'yla ıssız bir köy arasında var olan uçurumun üstüne basıyor!!!!!! Filmin ana fikri burada. Var olmayan bir ıssız köyde varlık savaşı gibi.Kısıtlı bir bütçeyle yapılmış ancak beğenenler pek de az değil.
Tinne Köyü’nün muhtarı Yusuf Ağa, resmi olarak kaydı bulunmayan köyünü tanıtmak için devlet büyüklerine mektuplar yazmaktadır. Oğlu İbrahim’i de sırf bu amaç uğruna, okuyup büyüsün diye bir fakülte avlusuna bırakmıştır. Papaz Hana, İbrahim’i nüfusuna geçirmiş ve ona sahip çıkmıştır. İbrahim 30 yaşına geldiğinde Amerikalı aşkı Jessica’yla birlikte köye dönmüştür. Jessica ve ailesi sürprizler içinde bir macerada bulucaklar kendilerini.Değişik olduğu kesin ancak çok da harika bir film sayılmaz bence. |
Baglantı
|
• 16/3/2010 - Soyumuz koruma altında!!!!!!!!!!!
Yazar: LAL
Her geçen gün orijinalliğimize orijinallik katıyoruz milletçe.
Yeni bir Bakanlık kararı beni de şaşırttığı kadar yerime çiviledi de. ''TÜRK SOYUNU KORUMA'' AMACIYLA YAPILAN YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİYLE YURTDIŞINDAN SPERM BANKASINA BAŞVURUP HAMİLE KALMAK YASAKLANMIŞ VE AKSİ HALDE HAPİS CEZASI UYGULANACAKMIŞ. Çocuk sahibi olma umudu ile hareket eden insanlar için berbat bir haber bu. Türkiye'de sperm sayısı azalan erkeklerin sayısının nasıl arttığını bilmeleri için illa ki bu deneylerden mi geçmiş olmaları gerekiyor? Anlamıyorum nasıl çıkıyor bu fikirler birden?Bu düşünce yapısına göre,aynı ülkede bulunan azınlıklarla evlenmek bile yasak olur mu?
E tabii şimdi bekar hanımlardan bu duruma tepki yağmış, Türkiye'de sperm bankası bile mevcut değil üstelik!! Kursunlar o zaman.!!!! Eğer soyumuzu korumak adına ise, sakın gidip KIZILDERİLİLERLE Türk'lüğün alakası araştırılmamalı, ya da soyumuzun nereden geldiğiyle ilgili kitaplar da raflardan kaldırılmalı. Hatta internette konuyla bağlantısı olabilecek her türlü ensekt,yumurta,böcek,canlı türü, araştırmaya kapatılabilir,nefes almamız engellenebilir, isimlerimiz kodlarla değiştirilebilir (ki buna teknik olarak uzak değiliz!!) , birbirimizi matrix tipi çiplerle tanıyıp selamlayabiliriz,telepati ile haberleşiriz, dahası, tek bir kararla insan hakları yok sayılabilir, tümden hamilelik de yasaklanabilir, deney tüpleriyle ağzımızı açabiliriz. Eskiden tanıdığımız insanları aramak, konuşmak,sohbet,göz kırpmak yasaklanabilir. 2012 sonuna da gelmeden Taş devrine geri dönebiliriz. :) Okuduğuma göre ise bu karara tepki yağıyormuş.Üç gün yağar,sonra diner.Oysa tepkimizin tepkisizlik olması gereken bir ülkeye doğru hızla akıyoruz. Türkiye'ye vize uygulayan ülkelerin haklılık derecesi sorgulanmaya başlanabilir de.Çünkü bu tip bir karar dünyada türünün tek örneğidir zannımca!!!
Dabit deus his quoque finem !!!! |
Baglantı
|
• 13/3/2010 - Sinemalar'dan: Zindan Adası
Yazar: LAL
  
Leonardo DiCaprio için ölmem ancak bu filmi izlemek istiyordum.
Ancak kafam karışık. Hani gidişatı değişen filmler vardır,başladığı konudan uzaklaşır, kendi içinde değişime uğrar, burda da böyle bir durum söz konusu. Bu tarzdan da pek hoşlanmıyorum. Film çok ilgi çekici başlangıçta. Herkesi etkisi altına alıveriyor.Beni de etkiledi. Altından ne çıkacak sorusu,filmin ortasına kadar sakladı kendini. Sonrası ise zevke göre tartışılır.Başka yorum yok :)
Massachussets sahili açıklarındaki bir adada suç işlemiş akıl hastalarının tedavi edildiği hastanedeki bir katilin esrarengiz şekilde kayboluşunu soruşturmakla görevlendirilen Teddy Daniels (Leonardo DiCaprio) ve Chuck Aule (Mark Ruffalo) adlı iki polisin baş döndüren hikayesi konu ediliyor.Aslında bu film 2 saat 28 dakikalık uzunluğu hakediyor Leonardo da iyi oyuncu olduğunu kanıtlıyor.
http://www.shutterisland.com |
Baglantı
|
• 8/3/2010 - Sinemalar'dan: Alice harikalar diyarında
Yazar: LAL
  
Hiç bir zaman sevmedim bu masalı.. Ama işin içinde küçük kızım ve Johnny Depp olunca gittik malum..
Salon hıncahınç doluydu. Yerlerde oturanlar bile vardı. Film görsellik açısından güzeldi ancak masal bence sıfır.
Hiç bir çocuk gülmedi, kimseler kımıldamadı da salonda. bunlar benim için bir kriter olmasına karşın, KIRMIZI koca kafalı kraliçe ile BEYAZ iyi kraliçe'nin savaşına dönüştüğünde daha bir çekilir oldu film. 17 yaşındaki Alice’in sosyeteye tanıtım partisinde beyaz bir tavşanı takip ederek kendini harikalar diyarında bulmasıyla başlıyor.. En iyi Kadın Oyuncu Oscar’ına aday gösterilen Anne Hathaway Beyaz kraliçeyi canlandırıyor. Beni en çok sıkan,o kocaman ve kenarına alarm takılmış olan, gözü ve kulağı acıtan 3 D gözlükleriydi.Filmde en sevdiğim şey ise havada toz bulutu gibi duran,yer değiştiren, sakince konuşan bilge kediydi.
http://disney.go.com/disneypictures/aliceinwonderland
Çocuklar için değil ama büyükler düşünülerek de yapılmış bu film. Johnny Depp fanları için bir harikalar diyarı kesinlikle. |
Baglantı
|
• 2/3/2010 - Sinemalar'dan: THE WOLFMAN
Yazar: LAL
http://www.thewolfmanmovie.com
Van Helsing'le kıyaslanmaktan kurtulamayan kurt adam hikayesi.
Gotik bir atmosfer,karanlıktaki mavi Hopkins gözleri...
Sevdiğim British ingilizcesi..
Ve vahşetin daniskası..
Nihayet izleyebildim. Antony Hopkins'i kurt adam olarak görmek de sıkı bir deneyim oldu! :)
Oyunculuk iyi ancak, evet kesinlikle Van Helsing'i en az altı kere izlemiş bir fan olarak, yanından bile geçmez diyebiliyorum. Filmin ikinci yarısı çok daha hareketli ve bol aksiyonlu. Kesinlikle çocuklara izletilmemesi gerek, zira vahşetin kollusu bu filmde !!!!!
Yine de fena değildi.Van Helsing'in dehşetli ve ödüllü müziklerini kulaklarım çok aradıysa da iyi vakit geçirdim. |
Baglantı
|
• 26/2/2010 - Sinemalar'dan: EYVAH EYVAH
Yazar: LAL
  
Gösterime girdiği gün izleyebildim sıcağı sıcağına..
http://www.eyyvaheyvah.com
Yapımcı Yılmaz Erdoğan,Başrollerde Demet Akbağ, Ata Demirer...
Hüseyin, Trakya’nın bir köyünde ninesi ve dedesiyle büyüyen bir delikanlıdır. İki büyük aşkı klarnet çalmak ve Müjgan ile hayatı mutlu devam ederken, hiç beklemediği bir olay onu köyünden ayırır. İstanbul’a gelen Hüseyin’e önce klarneti, sonra da şarkıcı Firuzan destek olacaktır. İstanbul’un gece kulüplerinde fırtına gibi esen Firuzan’ın hayatı rengarenk ve bir o kadar da karışıktır. Hüseyin’le tanışınca hayatına hem kahkaha hem macera ekleniyor.Babasını bulma çabalarını komik bir seyir içinde izledik. Epey sahnede içten güldük. Ancak bazı kısımlarda yine küfürden kurtulamadık. !!! Güzelim Çanakkale'de deniz kenarında hissettim kendimi. Eğlenceli bir DOSTLUK hikayesiydi de diyebiliriz. Ata Demirer'in komik suratı her daim insanı güldürüp rahatlatıyor.Özellikle otobüs sahnelerinde yırtıldı salon gülmekten :)
Demet Akbağ ile harika bir ikili olmuşlar. İyi geldi doğrusu. |
Baglantı
|
• 21/2/2010 - Sinemalar'dan;Arthur Maltazar'ın intikamı
Yazar: LAL
  
Arthur ve minimoylar'dan sonra bu devam filmini fazla sevmedim.
İlk filmdekinden farklı bir şeyler vardı. Ama SIKICIYDI. İlk bölüm iyiydi ancak ikinci bölüm aynı tadı vermedi. Üstelik de bitişi havada bırakılmış halde sonuçsuz kaldı. Yani,bu demektir ki 3üncüsü de gelecek seneye.
http://www.arthuretlesminimoys.com/arthur2/index.html
Arthur çok heyecanlı çünkü bu gece ayın onuncu evresini görecek. Buda onun en sonunda Minimoyların ülkesine geri dönmesi ve Selenia ile kavuşması anlamına geliyor. Bu arada Minimoylar Arthur'un onuruna bir şölen düzenlemekteler. Küçük prenses de güllerle bezeli elbisesini giymiş. Arthur'un babası ise büyükannenin evindeki tatillerini yarıda kestiklerini sabırsızlıkla söylemek için bu günü seçer. Tam ayrılmak üzerelerken, bir örümcek Arthur'un eline S.O.S. yazılı bir pirinç tanesi bırakır. Hiç şüphe yok ki Selenia tehlikededir! Arthur hiç düşünmeden kızı kurtarmak için harekete geçer. Bu da, tehlikeli geçitten geçmek, Max'in kelle koparan barına uğramak, Kröb'ün ordusu ile savaşmak, Betameche'nin derisini kurtarmak, farelerle, kurbağalarla, tüylü örümceklerle savaşmak anlamına gelmekte. Arthur Minimoyların köyüne vardığında aslında hiç kimsenin yardım çağrısında bulunmadığını anlar.
Birgün bir örümcek de bana bir not kağıdı bırakırsa şaşırmam artık.
|
Baglantı
|
• 19/2/2010 - Sinemalar'dan: Şimşek hırsızı
Yazar: LAL
  
Hem Mitolojik macera,hem de Fantastik bilimkurgu. Bayıldım bu filme.
Film, babasının Mitolojik Yunan Tanrısı Poseidon ve annesinin ise sıradan bir insan olduğu Percy adındaki gencin zorlu hikayesini anlatıyor. Serinin bu ilk kitabında;(filminde) Percy kendini ispatlamak ve annesini kurtarmak için Zeus’un çalınan şimşeğini bulup hırsız olmadığını herkese göstermek zorunda kalıyor. Yıllardır görmediği babasıyla yüzleşmesi ve Tanrılardan bile çok daha güçlü bir hazineyi ortaya çıkarışı muhteşem.Kılıç sahneleri nefes kesici. İvedik'çiler gelsin de nasıl film yapılıyor görsün..
Filmde, CSİ-NEW YORK 'tan tanıdığımız Melina Kanakaredes de var ancak sonlarda çıkıyor. Filmde en beğendiğim kısım, Medusa!! Yani Uma Thurman!! Ben yapımcı olsaydım yine de Uma yerine daha dehşetli bakışlara ve daha karakteristik gözlere sahip bir oyuncu koyardım Medusa rolüne.
Percy,yeni Harry Potter gibi bir duruşa sahip.Umarım bu film Türkiye'nin her yerinde gösterime girer.Kitabını okuyanlar, filmini de izleme şansı bulurlar.
http://www.percyjacksonthemovie.com |
Baglantı
|
• 17/2/2010 - Sinemalar'dan: RECEP İVEDİK 3
Yazar: LAL
  
Yakında ''İVEDİK CHRONİCLES DİYE SERİ HALİNDE DÖRTLEMESİ yapılacağına inandığım Recep İvedik 3 ü izledim. Bir filmde ancak bu kadar kroluk, hödüklük olabilirdi. Ancak, Salon doluydu. Ve anladım ki önemli olan kasaydı. Hasılattı önemli olan. Öyle ya, boş yere yapılmazdı ki 3 üncü devam filmi. Ben beğenmedim. Ama bu kroluğu görmek de eğlenceliydi işte. Bazı sahnelerde samimiyet vardı. Türk halkı da her zaman güldüren filmleri takdir etmiş olduğundan olsa gerek, filmin seansları adeta her 10 dakikada bir denecek kadar sık!! Güldüğüm sahneler, burnundan flüt çalması ve psikoloğa söyledikleriydi.Onun dışında koltukta kaydım durdum...
Dikkatimi çeken bir şey oldu, o da salondakilerin hiç kahkaha atmaması,gerçekten gülmemesiydi. Eski Şaban'ın yerine bir şeyler yapılmaya çalışılıyor gibi geliyor bana. Lezzetli değildi. Yahşi Batı'yı tercih ederim.
Filmin Websitesi:
|
Baglantı
|
• 13/2/2010 - Sevgililer günü
Yazar: LAL

Karşı olduğum yapay günlerden biri bu Sevgililer günü. Ama hediyeler,kalpler,promosyonlar, mağazalardan taşmış durumda.. Ne gereksiz falan diyorum ancak bu tip kutlama günleri yeni sevgililer için adeta bir mecburiyet gibi.Kutlayan kutlasın. Mutlu sevgililer günü.

|
Baglantı
|
• 4/2/2010 - Hocam Ergican Saydam'ı anıyorum
Yazar: LAL
  
Yeni öğrendiğim bir haber beni çok sarstı. Lise yıllarımdan bana kalan hatıralar arasında '' O '' da vardı. Çok değerli piyanist hocam Ergican Saydam'ın vefatını duydum. Salı - Perşembe Okul çıkışlarında ona derse giderdim,oldukça yorgun olurdum ancak onunla derste asla uyuklanmaz,dalınıp gidilmezdi ki...
Piyano tuşlarını bana daha da bir sevdiren,yeteneğimi benden daha ciddiye alan,kimseleri kolay kolay öğrenciliğine kabul etmeyen,hayatta en iyi dostumuzun piyanomuz olduğunu öğreten,bana uzunca piyano-solfej dersleri veren ''tatlı dahi'' Ergican Hocam'ı saygıyla anıyorum..

www.ergicansaydam.com |
Baglantı
|
• 29/1/2010 - 3.5 Yaşında çoktan kadın
Yazar: LAL

Tom Cruise kızının 3 yaşında bu şekilde giydirilmesine nasıl oluyor da izin veriyor??? Bugün 3.5 yaşında olan bu minik kız Suri, şimdiden(uzun zamandır) yüksek ökçeli ve makyajlı da!!!
Bebekliğinden beri! rujlu, fuşya ojeli, topuklu abiye ayakkabılı,fönlenmiş saçlarıyla gören herkese olamaz dedirttiriyor. Böyle birşeyi kabul etmek zor çocukluğunu '' kadın'' olarak geçiriyor da haberi yok küçücük şeyin.O büyük ihtimalle bunları oyun olarak görüyor.Asıl merakımı cezbeden şey de;sokaklarda halktan birileri Tom'a ya da zevcesine bu konuda bir iki çift laf etmiyor mu??
Üstelik de,epeydir bu çocuk böyle olduğuna göre,ve henüz kemik sistemi gelişimi tam tamamlanmadığına göre ayak kemikleri büyüdüğünde nasıl bir hal alıcak? Koşup oynarken ayak burkma ihtimali çok yüksek olan hassas bir durum var ortada. kimse bu insanları uyarmıyor mu??Bir süre önce çocuğun saçını boyadıkları haberi çıktığında inanmak istememiştim.
Oğullarını kız gibi giydiren anne babaları çok gördük duyduk ama kızını bebeklikten beri yüksek ökçelerle başbaşa bırakan,rujla ojeyle tanıştıran,allık süren anneler babalar yorum yapmayı bile haketmiyor aslında.

|
Baglantı
|
• 28/1/2010 - Atatürk öyküleri kitapları
Yazar: LAL
 
Bu iki kitabı çok sevdik elimizden düşürmüyoruz, yarı yıl tatili için verilen nadide ödevler arasında bunları okuyup,kitaptan sınava hazırlanmak da vardı. Bu sayede,Büyük Atatürk'ün hiç bilmediğim köşelerini daha keşfetmiş oldum doğrusu.
Mesela; yaramaz köpeği FOKS un komikliklerini ilk kez öğreniyorum.Zira ben okuldayken salt savaşları üzerinde duruluyordu daha ziyade.
Atatürk hakkında bilinmeyen ''yuvarlak köşeler'' çıktı ortaya okunacak ne güzel.Orda anlatılanlar,genellikle bilinmeyenleri. En sevdiği çiçeğin ''al karanfil'' olması gibi. Kesilen iğde ağacını aramaya çıkan Atatürk'ü...
Onun çiftçilik serüvenleri
En sevdiği çiçek olan al karanfilin öyküsü
Sevdiği atı Sakarya'nın öyküsü
Mustafa Kemal'in nasıl Atatürk olduğu..
Aslında her Türk çocuğunun okuması lazım olan eserler.Çocuk Kitaplıklarına en güzel hediye.
|
Baglantı
|
• 27/1/2010 - ''Öpüşen'' dizi,''sustalı'' dizi
Yazar: LAL
Epeydir şu tv dizilerinde öpüşmeler yüzünden sonu gelmeyen bir kargaşadır gidiyor. Neymiş,Behlül'le Bihter öpüşüyormuş,aman aile yapımızın kanı sulanırmış,çocuklar bunu görmemeliymiş,terbiyesizlikmiş, aile fertleri yanında utanılıyormuş...
Ben anlamıyorum bu mantığı neden! e zira bizim memleketten daha vahşetli,dehşetli haber bültenleri başka bir ülkede yok da ondan. Kesik bacaklar,damardan haberler, kan gölü halindeki kurşuna dizilmiş mekanlar, yarı çıplak mankenler,tecavüzcüler, vs vs ... Üstelik de diğer başka dizilerde de herkesin elinde tabanca tüfek, ya da ağlama duvarları,başka bir şey de yok zaten. Bu saydıklarım aile yapımızı bozmuyor da; öpüşmek bozuyor. Rtük'e sitemim basit: Tv kanallarında yapılan yanlışların hangilerini izleyiciler çıldırma noktasına gelmeden kendiliğinizden farkedip imha ediyorsunuz? ''hiçbirini'' ne yazık ki.....
Korku filmlerini aratmayan; CSİ dizilerine taş çıkartan,içinden uzun reklamlar geçen laubali haber bültenleri değil de iki aşık insanın öpüşmesi mi sizi çileden çıkaran??? Koca Türk milleti öpüşmeden habersiz mi?? Ayıp nerede başlayıp nerede bitiyor?? Niçin halkı korkutan,çocukları ekrandan uzaklaştıran bayağı haberler şikayet akınına uğramıyor?? Bu aşırı sabır ve pısırıklık neden?? Ve niçin halk tepkisini sadece '''öpüşen diziye''' veriyor?? SUSTALI diziler neden rating yapıyor??? Gel de merak etmeden dur işte.... |
Baglantı
|
• 26/1/2010 - WİNX PERİLERİ İSTANBUL
Yazar: LAL

Winx perileri gösterisindeydik 22 Ocak akşamı,nihayet izledik ve ben kurtuldum(!) küçük kızımın heyecanı ise had safhadaydı!! Sahneye çıktıklarında dikkat kesilmiş,acaba gerçek periler mi yoksa kılık değiştirmiş sıradan kızlar mıydı sorusuna takılı,bir yandan da yarı büyülenmiş biçimde kımıldamadan izliyordu..SONUÇ: karar verildi;bunlar gerçek periler değildi!! (en başarılı olan değişim Layla perideydi) benimkinin gözü de en çok ondaydı :)
Gösteri iki perde:) olup,birçok ünlünün çocuklarıyla gelmiş olması,tv kanallarının da orda izleyiciler arasında çekim yapıyor olması daha da popülerlik kazandırdı olaya. En ön sırada oturanlar ise; minicik etekli perilerin sansürlü görüntülerine tanık oldular. Onca fotoğraf çekimi yasaktır anonsuna rağmen,sanki inat yaparcasına deklanşörlere basıldı durdu.
Gösteri güzeldi ama çocuklar için. Sihirli bir ortamdı kabul ediyorum fazla eleştirisel gözle bakmamaya programladım kendimi.O yağmura rağmen seyirci salonu doldurmuştu.İçimden peri olmak gelmedi desem yalan olur. |
Baglantı
|
• 12/1/2010 - Sunshine Award
Yazar: LAL
• 3/1/2010 - Sinemalar'dan: AVATAR
Yazar: LAL
  
www.avatarmovie.com
Hem aksiyon,hem amimasyon,hem savaş,hem bilimkurgu,hem fantastik,hem romantik,hem macera, hem politik, üstelik 3 boyutlu.
Yok olmak üzere olan bir halkın yaşadığı Pandora adlı gezegende geçiyor film. Görsel olarak diyecek yok,harika,çarpıcı,etkileyici,gerçekçi, özellikle de fantastik bilimkurgu çılgınlarına yapılmış !
Yer yer sıkıcı buldum filmi,görselliğe kanmayıp sürükleyici bir hikaye isterim genelde,burda da bu geçerliydi! Atlıyoruz,zıplıyoruz uçuyoruz, garip sesler çıkarıyoruz filmde evet ama bu değildi benim istediğim.
Yarı-felçli bir savaş gazisi olan Jake Sully, kendilerine özgü dilleri ve kültürü olan, barış ve doğa ile örtülü bir çevrede yaşayan Na’vi halkının arasına gönderilir. Askeri bir şirket uzaktaki bu gezegeni ve barındırdığı kaynaklaro incelemek üzere AVATAR adlı bir program oluşturmuştur. Bu program ile insanlar genetic mühendislik sonucu yarı insan yarı Na’vi haline getirilir ve misyoner olarak Pandora’ya gönderilirler. Botanist Dr Grace Augustine (Sigourney Weaver) ile programa gönüllü olarak katılmış Jake’in bedenlerinin Avatar’I yaratılacak ve böylece Jake’e de felç olmuş bedenini başka bir formda kullanma şansı verilmiş olacaktır. Na’vi halkından Prenses Neytiri ile tanışan Jake, kendisini Pandora’ya gönderen tehlikeden bu halkı savunurken bulur.
Avatar gerçekten bir başyapıt muamelesi görecek kesin eminim hakkını da vermek lazım ancak hayatımın filmi değil....Yine de İnsanoğlunun hainliğini,egoistliğini, gözler önüne seriyor.Çok başarılı.
   
|
Baglantı
|
• 2/1/2010 - Sinemalar'dan: Yahşi batı
Yazar: LAL
  
Cem Yılmaz usulü WESTERN.. daha başka bir şey
demeye gerek yok bile ! TIKA BASA DOLU BİR SALON, HERKES KEYİFLİ,herkesin yüzünde her an gülümsemeye hazır bir ifade....
Filmin sloganı: "Burada yabancıları sevmezler, Yerlileri hiç sevmezler"
www.yahsibati.com
Gitmek isteyenler yer bulmakta zorluk çekecek izdihamı tahmin etmiştim, zira 1 Ocak'ta yılın ilk günü gösterime girmesinin de payı büyük ama yine de o Cem Yılmaz, salonlar bayram edecek
Ancak film küfürlerle doluydu; bu da demektir ki, vakit gelip de tv de gösterildiğinde film kesik seslerle dolacak. keşke bunu düşünselerdi de biraz daha insaflı olsalardı,zira fazlası fazla !!! Kızılderili olmak,ÖZKAN UĞUR'a çok yakışmış,zaten onu her rolde beğeniyorum. Cem Yılmaz, Osmanlı Türk’ü olarak ilk kolayı üretti ve şıra ibriklerinde bunu satmaya başladı
Bu film üzerine bazı eleştiriler okudum,bazılarını haklı da buldum ama burada dile getirmeyeceğim!!! Zira bu tür filmleri sadece gülmek için izliyorum,aşırı ciddiye almak da istemiyorum.
konusu: Aziz Bey, yani Cem Yılmaz ile Lemi Bey (Ozan Güven), 19. yüz yılın sonlarında padişah tarafından görevlendirilerek Amerika’ya giderler. Yanlarına da hediye olarak verilmek üzere çok değerli bir elmas taş ve yüksek miktarda para vardır. İkili Amerika’ya varınca, gidecekleri menzil için bir posta arabasına binerler. Bilindiği gibi Vahşi Batı’da posta arabaları haydutlar tarafından hep soyulur. İşte Lemi Bey ile Aziz Bey de bu kaçınılmaz sona uğrarlar. Önce ellerinden elmas taş gider. Sonra da paralarını kaptırırlar. İşte film de asıl bu noktada başlar. İki Osmanlı, kaptırdıkları parayı tekrar toparlamak için ödül avcılığı yaparlar. Tabii çeşitli cinliklerle. Gördükleri ’Wanted’ilanlarını kendilerine uyarlayıp, sırasıyla aranan haydutların yerine geçer ve ödül avcılığıyla para kazanmaya çalışırlar. Biri haydut olur, diğeri onu yakalar. Tabii başlarına her defasında binbir olay gelir.
Bu filmi sevdim ya da sevmedim diye sınıflandırmak istemedim. GAG bir film bu eğlenerek bakmak gerek .Cem Yılmaz sevenler için bir bakıma şölen.. .. |
Baglantı
|
• 31/12/2009 - Yeni yıl trafiği
Yazar: LAL

Her sene sonunda kendimi mutlu yıllar demeye mecbur hissederim. Bu sene de değişen birşey yok,yeni yıl kutlamaları gelenekselleşmiş durumda;arkadaşa hediye,komşuya hediye,aile büyüklerine hediye,uçan kuşa hediye, almazsan ayıp olur klişesi ile illaki hediye paketleriyle yapılan gereksiz boğuşmalar,gereksiz harcamalar,mağazalardaki aşırı kuyruklar,satış görevlilerinin yeni yıl kampanyalarını açıklamak için üzerinize kamp kurması,cep telefonlarına gelen yeni yıl paket seçeneği sms leri,alışveriş çılgınlığı,yılbaşı tebriği yapılmazsa bozulanlar,havaalanlarında bunalım aramalar,kalabalıklar....... peki ama bütün bunlar ne için? Takvimden yalnızca 1 yaprak koparmak için! Neyse sonuç yine ne olursa olsun gelenekleşmiş birşeyi değiştirmeye uğraşmak istemiyorum.Ben sadece yeni yıl için yapılan süslemeleri seviyorum.Senenin bitişiyle beraber kar yağışını özlüyorum
Umarım 2010, 2009 u aratmaz
 |
Baglantı
|
• 28/12/2009 - Sinemalar'dan: Arızalı çiftler
Yazar: LAL
İsmi gibi film de arızalı hiç beğenmedim korkunç sıkıcı, sonuca gitmeyen, zevksiz bir film
Arızalı Çiftler’de orta batılı dört çift, lüks bir cennet adaya hayatlarının gezisine çıkar. Çiftlerden biri evliliklerini kurtarmak için oraya giderken, diğer üç çift jet ski yapmak, spa’nın keyfini çıkarmak ve güneşte eğlenmek için yola çıkar. Ancak kısa sürede fark ederler ki, tatil köyünün sıradışı çiftler terapisine katılmak mecburidir. Bir anda, grup indirimi aldıkları tatilleri onlara pahalıya patlar.
Berbat bir film yapmışlar,Jean Reno da küçük bir rolde [terapist rolünde] komedi mi aşk mı ne olduğu bile belli değil doğrusu vakit geçirmek için bile yazık
Sinemada uyumak isteyenlere uygundur . |
Baglantı
|
|
|
|
|
|