BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


22/5/2007
ÖLMEDEN ÖNCE SON BİR KEZ
Yıl 1999; İzmir'e yeni taşınmıştık.Sürekli İstanbul'a gidip geliyorduk ve en sonunda temelli İzmir'e taşındık.Okul başladı ve tabi ki yeni arkadaşlıklar...Aşklar...Abim ve ben yeni yeni arkadaşlıklar kurmaya başlamıştık.İkimiz de kafa dengi birilerini arıyorduk ve az da olsa küçük arkadaşlıklarımız başlamıştı...Sürekli ev değiştiriyorduk ve sürekli her şeye en baştan başlamak zorunda kalıyorduk ve en sonunda sabit bir semte taşındık...
        Yıl 2003; iyice ilerleyen dostluklarımız gelecek için bir şeyler vaad etmeye başlamıştı.Hepimiz birbirimizin evinde, hepimiz bir arada günler birbirini kovaladı ve tabi ki yeni dostluklar hiç bitmedi.Abimin arkadaşlarıyla da tanışmıştım ve hepsi çok sıkca içten gençlerdi...
        Yıl 2005; yaz aylarında abimin arkadaşlarından olan BİRİ hakkında söylentiler çıkarmıştılar şu kızı seviyor, bu kızı  seviyor diye... Oysa ki onun düşüncelerinde bambaşka biri yatıyordu...Sürekli benimle olmak istiyordu.Birlikte iyi vakit geçiriyorduk...Sahilde bisiklet sürüyorduk bazı küçük sırlarımızı paylaşıyorduk...Ve bence artık çok iyi iki dost olmuştuk ki abim onunla arkadaşlık etmemi istemediğini söyledi. Bunca şeyden sonra onun dostluğuna ihanet edemezdim ve etmedim de...Bir gün duyduklarım beni çok şaşırttı...Mahalle de BİRİ ANGEL' i seviyor diye dedikodular çıkardılar...Bende gidip bunu  BİRİ ile konuştum hayır yok öyle bir şey dedi bende inandım ama dedi bi kaç yıl öncesine kadar sana aşıktım bunu bil dedi...
         Yıl 2006;artık her şey daha iyiye gidiyordu...Ben oks sınavına hazırlanıyordum, çok çalışıyordum; artık gecem gündüzüm bu sınav olmuştu ve haziran ayı geldi sınava girdik sınav harikaydı... Herkese çok iyi beklediğimi söylemiştim ama sonuç tam bir hayal kırıklığıydı sadece 320 puan  yapabilmiştim...Tek teselli edenim o oldu...Üzülmemem gerektiğini söyledi hep... Bende onun dediklerini yaptım ve onun gibi güçlü olmaya çalıştım...Ve eylül ayında liseye başladım...Bana başarılar dileyip o kendi okuluna ben kendi okuluma yola çıktık...Ve bir dönem daha başladı benim için; onun dostluğuna daha da ihtiyaç duymaya başlamıştım.Her geçen gün ona daha da güveniyordum...
         Yıl 2007; gece yarısı çalan telefonlar, saatlerce süren konuşmalar ve mesajlaşmalar...Bir gece daha aradı beni denize karşı balkonda oturmuş telefonda sohbet ediyorduk. Bana benim yazdığım şiirlerden birini okumamı rica etti.Çok zor oldu ama okumaya ikna etti beni.Okudum ; çok beğendiğini söyledi ve bir şey daha eklemek istiyorum dedi...Söylemesini istedim ve uzun bir sessizlik kapladı karanlık geceyi...Seni bekliyorum dedim ve başladı konuşmaya:
                    -ANGEL bunu söylemenin uygun yeri ve zamanı hiç gelmeyecek...Ben sadece biR kaç yıl öncesine kadar değil her zaman seni seviyordum ve hala da öyle...Seni düşünürken sanki kalbim sıkışıyor ve adeta senle dolu bir hayal dünyasına dalıveriyorum...Ve tek bir korkum var; Şu kalbimin sıkıştırması...Eğer bir gün ölürsem ve seni göremezsem...
        Dedi ve sustu...Artık tlf konuşmaları birbirini kovaladı...Sık sık arayıp nasıl olduğumu soruyordu.Mahalleden taşınmışlardı çok az görüşebiliyorduk.Sürekli buluşalım mı? diyordu ama bi türlü izin alıp gidemiyordum...Ona aşık değildim ama çok iyi biri olduğu için kaybetmek istemiyordum...
               Havaların ısınmasıyla  mahalleye sık sık uğrar oldu...
               Bi gün kapı çaldı...Gelen oydu...Abimi  çağırmamı istedi .Abimin uyuduğunu söyledim.O da beni ararsa sevinirim deyip gitti...
               Abime söyledim bana dediği şunlardı:'O bizim kafa dengimiz değil biz başka arkadaşlarla eğleneceğiz.'
          Yıl 2007 ve 19 mayıs...bütün gece yağmur yağmıştı...mahalleden çığlık sesleri geliyordu...hemen neler olduğunu öğrenmeye çalıştım ve hemen birilerini bulup sordum...O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü...
             18 mayıs gecesi mahallede bisiklet kullanırken bir araba hızla ona çarpmış...Ve 19 mayıs günü bunu annesine ve bizlere söylediler...Bütün gün onun için dua ettim elimden gelenleri yapmaya çalıştım...Onu bize bağışlaması için Allah'a yalvardım...
             Saat 15:05 ; annem beni yanına çağırdı.Hemen gittim.BİRİ'nin öldüğünü söyledi ve kulaklarım da seni görmeden ölürsem sözü yankılanmaya başladı...O bizi bırakamazdı, o çok güçlüydü, nasıl yapardı bunu?...
             Bunu duyduğum an sanki benim için zaman durmuştu...O beni bırakıp gidemezdi; o beni yalnız bırakamazdı... cryyy

posted by askim05 at 05:02 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 3 ) | Add Comment
22/5/2007
RESİMLERDE BEKLEYECEGİM…
BU gece benim için söndür ışıkları, karanlığın ortasında otur. Bırak ışıklar üç beş saat yanmasın, o zaman benim nasıl bir boşlukta olduğumu hissedersin. bağırırsın içinden ama duyulmaz, biliyorum. Ruhun da sıkılır.
“Zor değil mi?” işte bende seni beklerken böyle bir boşlukta yardım bekliyordum.
Pencerenin önüne gel dışarıda gürül gürül akan yağmura bak ve süzülüp bir mazgaldan gidişine, onlar gözyaşlarımın bıraktığı kalıntılar göreceksin.
Sabah olacak, güneş perdenden içeri girince anlayacaksın. Güneşe bir bak sonra dön bir sol tarafına bak, ben hala ortamıyım. Yok, olduğumu biliyorum kandırma kendini, benim de yanımda yoksun ama sol tarafım da hala bir hayalinin çöküşü yaşıyor.
  Ucuz bir idam bu bana yaptığın, her gün seni ipimi çekerken hatırlamak bana acı veriyor. Gözlerimin içine bakarak yapıyorsun ya, hani son çırpınışlarım…
Gidişini izliyorum çaresiz, elim kolum bağlı bir şey yapamıyorum. Geçiyor derken zaman bu defa da gelmeni bekliyorum, uzak bir yoldan gelmeni, yağmursuz bir havada gökyüzü mavi yeryüzü yeşil, ben yollarına çiçekler ekiyorum. Rıhtımdayım sanki sen bu limana yanaşacaksın ve hasret sona erecek. Duvarda duran resim bunları anlatıyor bana. Gökyüzü mavi yeryüzü yeşil ve rıhtım da bir adam bekliyor, bütün çaresizliğine rağmen.
Gelmeyeceğini hissediyorum aslında, nedense bekliyorum, resimde duran o adam gibi, çaresizlikten olmalı bu bekleyiş. Bazen korkuyorum bende resimlerde mi kalacağım diye.
   Resimlerde bırakacaksın beni sende herkes gibi… Yalnızlık üşüşecek başıma, sonra yıpranmış bir sevgi ıslanmış bir aşk ve yığınca gözyaşı. Hep hatırlatacaksın zamanı geldiğinde, boş bir hayat vereceksin, soğuk bir ocak ayında karlara bırakarak. Sonra hayalin olacak her baktığım da, sonra gözlerim dolacak resimlerde kirli bir mutluluk arayacağım.
Gün gelecek ay bitecek ve yıllarla yaşlanacağım.ne zaman gelecek acaba diye takvimleri karıştıracağım,yıllar eskiyecek,zaman gelecek benim bedenim toprak altında çürüyecek,.
Duvar da ki resim geldiğinde sana şunu hatırlatacak, gökyüzü mavi yer yüzü yeşil,ve seni rıhtımda bekleyeceğim…
posted by askim05 at 04:58 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
22/5/2007
BİR AŞK SÖYLEMİNDEN PARÇALAR.....
Hiç aşık olamayanlar, aşık olabilenlere göre bir çok şeyi eksik yasarlar. Ama bence en dokunaklısı, hayati algılama biçiminin değişebileceği gerçeğini fark etmeden yaşayıp gitmeleridir.
Öncelikler sıralamasının alt üst olabileceğini hiç bilememek bir eksikliktir.. dehşetli bir korkuyu ve dehşetli bir korkusuzluğu yan yana hiç yaşamamış olmak da öyledir ama, ölümün bile korkutucu olmayabileceği gerçeğini farkına varamamak, asil o, epeyce yoksullaştırır hayati...
Aslında aşık olamayanların "eksik yasama" listesi hayli zengindir ama benim en fazla ilgimi çeken, "bekleme"nin, onların hayatında bütünüyle farklı bir anlam taşımasıdır. Hiç aşık olmamış biri, 'beklemek' nedir bilmez çünkü! Kaygı içinde beklemenin büyüsünü hiç tatmamıştır.. en küçük bir gecikmenin yaratabileceği iç fırtınaların gücünden habersizdir ve yaklaşmakta olan kederleri hissederek, ama büyülenmiş gibi kıpırdamadan beklememiştir hiç... Bütün ihtimalleri abartarak beklemenin yarattığı duygu karmaşasını da bilemez tabii...
En sözüne sadık, en dakik aşığı bile beklerken nasıl endişe duyulabileceğini, bekleyişin arkasındaki sonsuz haz ihtimalinin, korkuların, umut ve umutsuzlukların saklı olmasının ne demek olduğunu hiç anlayamaz, aşık olamayanlar.
Ama, aşık olan bekler... Ve beklerken o da beklemeyen insanları anlamaz hiç, tıpkı, beklemeyenlerin onun gerginliğini anlamadıkları gibi.
Aşık olan için beklemek, onun gerçeğidir, bekleyişinin dışındaki her şey onun gerçeğiyle çelişir. Çevresiyle ilişkisi kesilir, sesler usulca uzaklaşmaya baslar, bekleyişiyle arasına girebilecek her şeyden kaçınır..bekleyisinin tadını çıkarabilmek için dış dünyayla bütün ilişkisini koparır.
Peki hangisi daha çekici gelir size?
Bekleme böyle kaygılı ve ağır yasansa bile, ardından, bütün düğümleri çözebilecek tutkulu bir beden tarafından kurtarılma ihtimali mi daha çekici, yoksa, hayatin bu cömert bağısını reddederek, aşksız ama kaygısız ve beklemesiz yasamak mı?
Hiç aşık olmamak; hiç beklememek, hiç aşk acısı çekmemek demek.
*Winnicott'a göre aşk ilişkisinde bekletenler, aşık olmayanlardır. "Ben bazen beklemeyen kişiyi oynamak isterim" diyor Winnicott. "Başka bir yerde oyalanmayı, geç gelmeyi denerim; ama her zaman yenilirim bu oyunda; ne yaparsam yapayım, boşuna.. tam zamanında, hatta saatinden önce, orada olurum. Aşığın kaçınılmaz kimliği budur".
*"Bekletmek her iktidarın sürekli ayrıcalığı, insanlığın bin yıllık eğlencesi diyor Evelyne Bachellier.
Ama bekletmenin de bazı riskleri vardır bence, öyle uzun uzun beklerken neyi ve neden beklediğinizi çözümleyip, kendinizi bu sapmadan kurtarma ihtimaliniz her zaman mevcuttur, tıpkı su hazin hikayede olduğu gibi.
*"Bir zamanlar yüksek görevli bir bürokrat bir yosmaya tutkunmuş. Kadın, 'yüz gece boyunca bahçemde, penceremin altında bir tabureye oturup beni beklersen, senin olurum,' demiş. Doksan dokuz gece sessiz sedasız beklemiş yüksek görevli, ama doksan dokuzuncu gecenin sonunda oturduğu yerden kalkmış, taburesini koltuğunun altına alıp gitmiş."
Atilla İlhan'ın dediği gibi, "İnsan sevdiğini bırakmaz, sevmek bırakır insanı" bazen!
Hem de tam beklerken ve de tam o gelecekken.

posted by askim05 at 02:55 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
19/5/2007
Aşıkların Hikayesi

Aşıkların Hikayesi


Bir zamanlar dünyadan farklı bir yer olan aşıklar diyarı varmış.Öylesine aşık olurlarmış ki onlar gözleri başka birşey görmez,hep birbirlerini seyreder ve birlikte zaman geçirirlermiş.Çok güzel duygular beslerlermiş.Konuşma diye bir şey yokmuş orada,kalpten gelen duygularla ve bakışmalarla anlaşırlarmış...Zaten ikisinide yaşatan tek kalp varmış,beraber oldukları zaman ikisinde de birer parçası bulunan kalp yaşatırmış onları...Tek düşmanları olan bir liste varmış,listede ismi okunan konuşmanın olduğu,kötülüğün ve iyiliğin bulunduğu,maddiyatla karışık bir yer olan dünyaya gönderilirmiş...

 

Bir gün olurmuş ki hayatlarında en acı olan gün işte o ayrılık günü olurmuş.Listede birisinin ismi okunurmuş...Dünya diye bir yere giderlermiş o vakit.Küçücük olurlarmış,farklı isimler verirlermiş onlara...Fakat gittikleri yerde hep ağlarlarmış belli bir zaman.Anne-baba dedikleri kişiler hep iyiliğini düşünürler fakat bilmezlermiş neden ağladıklarını...Sanırlarmış ki bir rahatsızlığının olduğundan dolayı ağlıyor bu aşktan uzaklaştırılan kişi.Fakat o gittiği yerde sevdalısını görmediği için ağlarmış.Ama kimsecikler anlamazmış.Sonra diğeride gelirmiş dünyaya fakat oda ağlarmış,onu da anlamazlarmış.İkiside birbirinin hasretlerinden dolayı ağlarlarmış.Hep ararlarmış fakat uzunca bir süre bulamazlarmış...

 

Zaman geçer birbirlerini ve o diyarı unuturlarmış,onları kavuşturacak olan ikisindede birer parçası olan kalpmiş.Seneler sonra bulurlarmış birbirlerini,bulmalarına yardımcı olansa o kalpmiş işte.Bugün işte bütün ayrılığı farkında olmadan yaşayan sevgililerin günü...Sevgililer günü.Bu günüde ayrıldıkları günden tekrar tanışıp aşık oldukları güne hitaben ilan etmişler.Ayrılığın acısını çıkarmak için bütün sevgililere tek bir gün işte.En güzel şekilde aşkın bütün güzellikleriyle yaşamanız dileklerimle...Sevda ve sevdanın en güzellikleri sizlerle olsun.

 

Kalplerinin diğer yarılarını bulanlara bir ömür boyu mutluluk,bulamayanlara da en yakın zamanda bulmaları dileklerimle.Aşklı günlerle kalın...
 
posted by askim05 at 03:44 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
19/5/2007
İçimdeki Sen
Hep içime attım seni…
Hep içimde yaşadım…
Meğer en zoruymuş seni içimde yaşamak…
Hep unuttum zannettim…
Sen hep bir dostun benim için ama sadece dilimdeymiş o söz, bilememişim…
Ben seni her gün daha çok sevmişim, gün geçtikçe daha da büyümüşsün içimde…

Sevmediğini biliyordum. Ama her seferinde hayal kırıklığına uğramaktan bıktım…

Gözlerin gözlerimle karşı karşıya geldiğinde kalbim bir başka atıyor. Ellerim ellerini tutmak istiyor. Beynim hayallerimi gerçekleştirmem için gaz veriyor. Ama sen her zamanki gibi düşüncelerimi gözlerimden anlayamadığın için yine yarı yolda kalıyorum.
Bir an kendimi bir çölün ortasında hissediyorum. Çok fazla yürüyüp yorulmuş gibi oluyorum… Artık suya ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Arıyorum arıyorum ama bir türlü bulamıyorum… Ama yine de yürümeye devam ediyorum. Ama çöldeki kumlar gibi sen de kalbimde hiç ama hiç değişmiyorsun…

Öyle yerleşmişsin ki kalbime beynim bile ona engel olamıyor.

Ne desem de anlatsam seni…
Sözcükler senin adını duyunca bir araya gelemiyor. Cümle haline getiremiyorum onları…

Hani çölde bir anda fırtına çıkar ya; işte sen de öylesin… Fırtına gibisin fakat onun gibi hemen gelip geçmiyorsun…

Diyorum ya sen benim tek değişmezimsin. Çöldeki kumumsun, suyumsun… Her ne olursa olsun hep öyle kalacaksın…
posted by askim05 at 03:42 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
19/5/2007
Bir Aşk Mektubu
Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin.
Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,….. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin.
Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, toprağa düşen gülün sesini çizsin bir kağıda o zaman vazgeçerim senden. O zaman vazgeçerim anlıyor musun? VAZGEÇMEM SENDEN.
Benden kalan birkaç gözyaşı var bu kağıtta, sana olan aşkım var. Eğer bir gün ağlarsın olur ya! Bu kağıda ağla. Göz yaşlarımız mutlu olsun sonunda. Onlar kavuşsunlar aşklarına. Biz kavuşamasak da.
Hem ben seni kime vazgeçerim? Kimse senin dudaklarındaki sıcaklığı vermiyor, kimse vermiyor sendeki o güzel kokuyu, kimse hissettirmiyor senin tenindeki buğuyu, hayali, kimse bakamıyor senin baktığın gözlerle bana, kimse senin dokunduğun hatta vurdun gibi vurmuyor bana, kimse tutmuyor senin ellerinle, kimse sarmıyor senin gibi kollarıyla, kimse ama kimse sendeki aşkı bana vermiyor. Ben sana mecburum, sonu olmasa dahi.
Kalbim uçarsa o kelimelerin arasına okurken yakala onu, iyi bak incitme olur mu? Arkadaş et kendi kalbinle, dost olsunlar, aşık olsunlar birbirlerine, ölesiye hem de, sımsıkı sarılsınlar hiç bırakmasınlar birbirlerini, varsın ben onsuzda yaşarım, yeter ki onlar mutlu olsunlar.
Sana soruyorum? Yakışıklı değilim, çok zeki değilim ama aşkım yetmez mi sana? Neden ben değil de seni sevmeyen bir başkası ya da benim kadar değer veremeyen birisi. Neden? Şunu unutma; Kırmızı güllere ulaşmak isteyenler ayakları altında ezilen papatyaların farkına varamazlar.
Senin uğruna vazgeçmeyeceğim şey yok. Gururum hariç. O zaman neden ben değilim, neden başkası, sana başkasının ellerinin dokunmasına dayanamam. Buna dayanamam anlıyor musun beni? Neden ben değilim Allah'ım? Sebebi ne? Neden Allah'ım neden?
Sana tapıyorum anlıyor musun? Sana tapıyorum? Neden sanıyorsun sizin sınıfa her teneffüs gelişim? Neden sanıyorsun hep başka konular arayışım.
Çok merak etmiştin ya Metin ile benim bildiğim o olayı. Söyleyeyim. Metin bunu Rıza’dan duymuş. Rıza ona ikinizin beraber olduğunuzu söylemiş. Ben bunu duyunca içimdeki tüm gözyaşlarını o an çıkarmak istedim. Sağır olmayı istediğim bunu duymayayım diye, bugün olmasın istedim bu olayı yaşamayım diye, Kör olmak istedim seni hiç görmeyeyim diye, kalbim olmasın istedim sana hiç aşık olmayayım diye, hislerim olmasın istedim senin kokuna, sıcak tenine alışmayaydım diye. Senin olmamak istedim, sana hasret kalmayayım diye. Gözlerim karardı hiç abartısız o an? Metin bıraksa sonsuza dek öyle kalırdım. Rüyayı hep seninle kurardım. Hep ikimiz olurduk, hep seninle olurduk, kötü kalpliler aramıza girmeye çalışır ama ben hep mani olur buna izin vermezdim. Her şey senin istediğin gibi olurdu. Bir tek aşkımız ortak. Sana adardım her şeyimi. Seninle senin kadar güzel, senin kadar iyi, senin kadar güzel gözlü, senin kadar …. Bir bebeğimiz olurdu. Ama neyse ki, hatta maalesef Metin beni rüyamdan erken uyandırdı. VE GENE SANA KAVUŞAMADIM.
Hem sana kıyarım hem kendime? Ölümü dahi göze alırım sensin hayat zaten ölüm bana? Bunlar şaka gibi geliyor ama ben sana kıyamam …. Kıyamam sana biliyorsun. Aşkım beni dağlasa da, aşkın beni mecnun yapsa da, sana kıyamam. Son söylemek istediğim seninle son defa konuşmak istiyorum ve diyorum ki seni çok seviyorum.

posted by askim05 at 03:36 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
19/5/2007
Aşk Kağıda Dökülmüyor
Nasıl bir yazgıydı bu, yazanı yazdıranı belli olmayan? Hangi kader çizgisiydi yollarını kesiştiren? Hangi rüzgarlardı o güzel kadını, onun sakin küçük dünyasına getiren? Onu sakin denizlerden sürükleyip fırtınalı okyanuslara atan? Sırası mıydı bu aşkın, o ununu elemiş eleğini asmış, tüm sevdaları sürgünlere göndermişken?

Hangi acımasız yazgıydı, onu yeniden aynalara baktıran. O aynalar ki, hiç yalan söylemeyi bilmezlerdi. Geçen yılların bırktığı izleri insanın yüzüne acımasızca vururlardı. Azaltamazdı ki kalan saçlarındaki akları, yüzündeki çizgileri. Küçülüp, eriyordu, o güzel kadının belleğine kazınmış resminin yanında. Utanıyordu sevdasından, aşkından. Ona giden yollardaki uçurumlar, engeller büyüyordu. O, giderek uzak ve erişilmez bir tanrıça oluyordu. Kâr etmiyordu hiçbir şey; bilge teselliler, kitaplarda okudukları.

İster itiraf etsin, ister etmesin, düştüğü durumun bir tek tanımı vardı ve o da aşktı, sevdaydı. Ve o ömrümde hiç böyle sevdalanmamıştı. Bu sevda, platonik, romantik gibi klişelere sığmayan bir sevginin ürünüydü. Sözcüklerle tanımlanamayan, gece gündüz her saat, her an onu düşündüren, ona özge bir sevdaydı. Ah, bu yürek değil miydi onu yakan, bu onulmaz sevdalara düşüren. Sevginin o mütiş gücünü bu sevda ile öğrenmişti yeniden. Sevdiğiyle sadece aynı mekanlarda olabilmenin bile ne büyük bir mutluluk olduğunu, onun sadece telefondan duyulan sesinin bile tüm gökyüzünü maviye çevirebileceğini, karanlıkları aydınlatabileceğini bu sevda ile yaşamıştı. Ve aşkın insana çılgınlıklar yaptırabileceğini yeniden ta kanında hissediyordu.

Aşık olduğu kadınla olan en kısa ayrılıklar bile ona dayanılmaz geliyordu. Şimdi o yine uzaklardaydı. Ve ona olan hasreti aralarındaki mesafeler artıkça artıyordu. Üstelik günlerdir ondan haber alamamak kendisini deli ediyordu. Ona merhaba diyebilmek, bir tek sözcük de olsa sesini duyabilmek için her yolu deniyordu. Ama tüm çabaları sonuçsuz kalıyordu. Gece gündüz, her an onu düşünüp ona ulaşamamak, korkunç bir ızdıraptı. Kahrolmaktan başka hiçbir şey gelmiyordu, elinden. Bu griler grisi, mavi yoksunu gökyüzünün altında çıldırasıya özlüyordu o kadını, onun gözlerini, gözlerinin rengini, gülüşünü.

Ayrılık acısıydı bu, kolay değildi üstesinden gelmek. Haykırsaydı sevgisini pencerelerden, bağırsaydı adını sokalara, diner miydi acıları? Yılın son günde yağan karın beyazına dökseydi karanlıklarını, aydınlanır mıydı içi? Batmakta olan güneşin kızıllığına, sütmavisi kesilen gökyüzüne çizseydi aşkını, azalır mıydı o kadına olan özlemi? Kalemini kanına batırıp ak kağıtlara yazsa bu aşkı, biter miydi hasret?

Bu son ayrılık, onu genç kadına olan sevgisini sorgulamaya zorluyordu. Aklı, bu sevdanın, hiçbir gerçekliğinin ve geleceğinin olmadığını söylüyor; kendisi için hiçbir şey ifade etmediğin, senin sevdana gereksinimi olmayan o kadını neden seviyorsun? diye soruyordu. O ve kalbi akılına karşı inatla direniyorlardı. "Evet, değer", diyordu, "yüz kere, bin kere değer!". Çünkü o kadın yaşamından çıktığında kendisini tekrar ölü hayatların, mavisi ve güneşi olmayan günlerin beklediğini biliyordu. "Değer" diyordu, "herşeye değer! Uğruna ölmeye, çılgınlıklar yapmaya, deli divane olmaya, Kerem gibi yanmaya değer!"

Niçin mi? Sadece o kadını görebilmek için, sadece sesini duyabilmek için, sadece güzel gözlerine bakabilmek için, o sıcak, o çocuksu gülüşünü yaşayabilmek için. Onu görünce heycanlanmak, onunla konuşurken toy bir delikanlı gibi ne söyleyeceğini, ne diyeceğini şaşırmak için. Onunla birlikteyken, onu düşünürken tüm dünyayı, tüm kaygıları unutabilmek için.

Tektaraflı sevdaların seveni acılara boğabileceğini ta başından biliyordu ve o acıları ak kağıtlara dökerek, şiirleştirip, öyküleştirerek yenebileceğini düşünmüştü. Ama bunun olanaksız olduğunu kısa zamanda anlamıştı: Gerçek aşk kendini yazdırmıyor, kağıda dökülemiyordu. Ve o aşka tutsak, aşık olduğu kadın ona yasak olsa da, aşka ihanet etmemek için; insanı insan yapan o yüce duygudan yana olmak için; belki de sadece "onu seviyorum, o halde yaşıyorum!", diyebilmek için, sonuna kadar direnecekti
posted by askim05 at 03:24 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
17/5/2007

Gözlerimi kapatıyorum karşımda hayalini yüzünü hatırlıyorum gözlerini ..
Elimi uzatıyorum yüzünü sevmek için sana dokunuyorum içimde tarif edilmez bi duygu geziyor karşımdasın gözlerin gözlerimde başını dayıyosun omuzuma omuzumla boynumun arasına usulca sokuluyorsun ben yaşıyomuyum dünya dönüyomu yoksa durdumu ne ? Allahım titriyorum hemde bütün benligimle ..

Sana doyamıyorum bi öpücük tenine dokunuyor dudaklarım saniyelerce , içime çekiyorum seni kokunu nefesini..

Öpe öpe bitirdin beni derdin ben sana hiç doyamadımki şimdi bi ömür boyu yanımda olsan çekmem teninden dudaklarımı..

Karşımdasın sana sarılıyorum boynuna o sıcacık yere sokuluyorum bi öpücük bi öpücük daha kokunu çekiyorum içime doymamacasına bi huzur var içimde kelimeler yetmez bi kıpırtı var yüregimde benligimi titreten bi sen varsın yüregimde sıcaklıgı ile içimi ısıtan..
ilk defa birini özlerken yüzümde tebessüm var HASRETİM senin yüreginin temizligi o bakışların içimdeki sen yüregimi kara bulutlardan arındırdın güneşin doguşunu gösterdin bana İYİKİ VARSIN CANIM

HASRETİM İYİKİ VARSIN..

YANIMDA OLMASAN BİLE

SEN HALA BENDESİN...

posted by askim05 at 01:18 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
15/5/2007
adınınz azrail soyadınız insan!!!!
Azrail ki; gecede soluk alır.İnsan ki;soluksuzluğun adını tanır.alt üst eden hallaç sevgiler karanlıkta doğar,aydınlıkta gömülür.soluk almaksa şayet,varsın azrail adım atsın.atsın ki kaldırımlarda izi kalan,kaldırımlarda düşe kalka yürüyen,caddelerde giz içinde dolaşan sahte sevgiler yok olsun.deniz köpüğü kadar beyaz olmak adına,kah kirleniriz,kah dalgaları kıyıya ulaştıramayız.lakin soluksuz olmak.daha da soluksuz günlere varmak adına.
Ki yarım kalmış,yarımını bulamamış,elmanın hesabını ademe ödettirmiş sevgilerin kahrını,yalanın sürgünlerde can çekişen yanlarını.bir çırpıda sevgimi var olan her şeye hibe ediyorum.
Şimdi gelin üzerime,salın korkularınızı,ihanetleri üşüştürün bedenime.haydi koyudan karanlıkları koynunuzda besleyin.isyan değildir geceye yazılan,kuytulardaki gizdir sadece.gizemin adını anlayarak yazılan kaderdir semada uçuşan.rüyaların ardı sıra gelen hayaldir adınız.yoksul zamanların gırdabındayım şimdi.yorgunluğunuzun tadında,efkarın ve huzurun dimağındayım.bu bir çelişkiyse şayet,insanoğlu da çelişkiler yığını üzerine kurulmuştu.sizler gibi.yani ben,ömrün son demi gibi
Azrailin yaşam tarzı,insanın adımları,in cin hesabı olan görüntüleri,paha biçen ömürleri,gözyaşlarını akıtmak adına,kimi zaman yalnız,kimi zaman kalabalıklar içinde terkedilmiş,ve yanılası günlerin karanlığında,ağlayarak umudu bulmak adına.haydi yok olun,haydi yaşayın.ya da giz denen evrende üşüyün daha da üşüyün. adınız azrail soyadınız insan olsun.VE BU ŞEHRİ TERKEDİN
posted by askim05 at 05:25 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
15/5/2007
Seni Özlemeyi Özledim

Seni özlüyorum... Gecenin en zifiri anında bile odamı aydınlatan bu aşkı özlüyorum, en çok da her gün duyabilmek adını, zamanla yüz göz oluşumun sonunda duyduğum sesini...

Seni özlüyorum işte... Her kavgamızın sonunda çektiğim sancıları, seni kaybetmek korkusunun beni bir bıçak gibi kestiği anları bile.

Hayatlarımızın öyle anlarına tanık olmuştuk ki artık, beni ben, seni sen yapan her ne varsa bir bütün olmuştu. Yani biz olmuştuk, biz sevdaydık, bir tutkulu bakıştık yarınlara umutla yürüdüğümüz.

Seni özlüyorum, kabul ettim artık bunu... Göz bebeklerimin içine yerleşmiştin ve dünyada iyiye güzele dair ne varsa içinde sen oluyordun. Geçtiğim yollar aynı değildi, ne içtiğim su, ne de aldığım nefes...

Meleklerin kanatlarında geliyordun sen bana her gün. Martıların gözlerinde, bir papatya demetinin üstündeki uğur böceği oluyordun, ayın şavkında, umudun mavisinde sen vardın, yüreğime işlemiştim seni bir dantel gibi ince düğümlerle...

Her gün içimi ısıtan asıl sendin... Sıcak ışıkların tüm ruhumu saran, her yeni güne gözümü açar açmaz içime doluştuğun bir günaydındın. Yıkanırken asıl sen akıyordun, sen arındırıyordun beni. Ilık ılık tenimden süzülürken, hiç kurulanmadım ben, içime emdim seni hiç bir damlanı ziyan etmeden.

Seni özlemek dayanılmaz hale geldiğinde bile ben hiç ağlayamadım. Çünkü içimdeydin sen ve seni gözlerimden akıtmaya kıyamadım. Sancılarımla bedenim her gün biraz daha ölse de, aslında her güne ben senin için yeniden doğdum daha da çoğaldım. Senin için çektiğim acıyı sevdim, özleminle dost oldum.

Seni özlüyorum. Çünkü seni seviyorum hem de çok... Doğrularını yanlışlarını sorgulamadan, insanlığın kurallarıyla tartmadan bir çocuk yüreği gibi masumca taşıdım hep, masumca yaşadım seni... Bu hayata verdiğim her nefeste, gittiğim her yerde sende benimle birlikte vardın, o yüzden yalnızlık nedir hiç bilmedim, hiç yaşamadım olmadığın halde sensizliği. Senin bana verebileceklerine takılı kalmadan, seni özgürce sevebilmeyi başardım ben. Seni ben sevdim kim olduğunu bile en doğrularla bilmeden ve de asla değiştirmeden. En katıksız halinle sevdim seni...

Ah sevgili! Asıl seni sen yapan tüm gerçeklerle birlikte seni sevmeyi özledim ben de... Seni sevmeyi özledim en çok, seni sevmeyi özledim...

posted by askim05 at 05:17 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
15/5/2007

Ben seni sende yaşamalıyım sevgili, sevgiliysek eğer...

Çok şeyler katmalısın hayata kendinden, benim için ve kendin için tabii...
Artık laflar yetmiyor değirmenini döndürmeye sevginin.
Önce hüzünleri kurutmalısın sayfalar arasında, kaçıncı sayfada olduklarını asla bilmemeliyiz...
Ve gülücükler takılmalı hayat okyanusundan bıraktığın ağlara...
kucaklar dolusu...

Uzağımdaysan, uzaklıkları yakın etmelisin ayrılığa inat!
Üstüne üstüne yürümelisin zamanın.
Gözlerin gecem olmalı, saçların rüzgâr; hesabını yapmamalıyız mesafelerle ayların...
Kilometreler kapı önü olmalı, kış ortasında kapıma getirmelisin gülüşünle baharı...
Aylar saatteki yelkovan, seninle yakalamalıyım uzayan sabahları...

Yakınımdaysan, en yakını aramalısın!
Yüreğimin kuytularında iç savaşlar çıkarmalısın.
Ben bıkmalıyım mutluluklardan.
İnadına tebessüm olmalısın.
Sen düşüncelerimin ortasında vazgeçilmezim olmalısın...
Sen, sevgilimsen eğer yanımda olmalısın, benimle olmalısın, içimde olmalısın...

Ben seni sende yaşamalıyım sevgili, sevgiliysek eğer...

"Gel" dediğimde gelmelisin kutuplarda da olsan...
"Gel" dediğimde "hayır" demesini bilmelisin küsmeme aldırmadan...
Yine de kızamamalıyım sana.

Çok şeyler istiyorsam senden, yine de sen bilmelisin sunacaklarını.
Belki bazen bir tebessüm,
Belki ufak bir not,
Belki elinden gelenin en fazlasını...
Seni verdiklerinle değil, onlar sız da sevmeliyim..!

Hayat kısa sevgili, hayat sürprizlerle dolu.
Bana gül bahçesi vaat etmemelisin papatyayla yetiniyorsam...
Ve yüreğimi yormamalısın dinlenmek istiyorsam...

Ben seni sende yaşamalıyım sevgili, sevgiliysek eğer...

Bilmeliyim içini, yüreğini...
Ne duyuyorsan, ne yaşıyorsan olduğu gibi...
Sevinçlerini sevincim bilmeliyim.
Hüzünlerine ortak olmalıyım.
Korkularında yanında olmalıyım, korkuları birlikte yenmeliyiz...
Her şeyinle benim olmalısın...
Harikalıklarınla olduğu kadar, günahlarınla - yanlışlarınla...
Her olumsuzluğa birlikte kanat germeliyiz.
Sen, ben istemeden de yanımda olmalısın..!

Mutluluklar türetmeliyiz ufak şeylerden..
Balıkçının oltasındaki balıktan,
parktaki çocuğa kağıt helvanın yaşattığı mutluluktan,
ya da telefondaki bir "alo"dan...
Ufak şeylerden büyük mutluluklar çıkarmalıyız.

Senin tebessümün beni güldürmeli.
Benim hüznüm seni üzmeli..
Yürekten olmalısın..!

Ömürlük yaşamıma girmelisin olur olmadık.
Hatta yıllık, aylık, haftalık, günlük, saatlik, dakikalık...
Beni yine de sensiz bırakmalısın, yanımda olduğun ölçüde.
Özlemeliyim seni tüm yoğunluğunla...
Saatlerin, günlerin hesabını yapmalıyım.
Yokluğun kangren gibi kemirmeli içimi...
Ama... o ölçüyü sen bilmelisin...
Özlemim tavındayken varlığınla ödüllendirmelisin, hani derler ya;
"kendini özlet ama unutturma", özlemler sevdayı güçlendirir bilirim...

Ben seni sende yaşamalıyım sevgili... sevgiliysek eğer...

Günlük hayatında nasılsan öyle olmalısın benimleyken..
Yaptığım yemeği beğenmediysen yemeyebilirsin,
bunu bana tüm şirinliğinle söylemelisin ki, sana kızamamalıyım.
Ve sen de bana kızmamalısın, seninle futbol maçlarını izlemiyorsam, sevemedim bir türlü...
Ama belki bazı önemli maçlarda eşlik edebilirim sana, ne dersin? senin için...

Birbirimizi olduğumuz gibi kabullenmeliyiz..
Macun tüpünü ortadan sıkıyorsan ya da ne bileyim...
Tüm giysilerini ortalığa dağıtıyorsan bunları da bilmeliyim...

Bir virüs gibi girmelisin içime.
Ne senle olmalıyım ne de sensiz...
Gazetelerde senin burcunu okumalıyım, benimkinden önce bir görevmiş gibi..
Sonra yorumlar yapmalıyım falların üzerine...
Bakla fallarında her şeyi sana yormalıyım...
Ve ben de senin vazgeçilmezin olmalıyım...

Beni olduğum gibi kabul etmelisin.
Ben buyum, böyleyim...
Beni böyle sevmelisin...

Hırçınsam, kıpır kıpırsam (ki yüreğim kıpırtılarla dolu) bir o kadar da durgunum belki.
Sen beni çözmelisin...
Beynimin labirentinde çıkış yolunu bilmelisin...
Beni her şeyimle bütünlemelisin...

Ben seni sende yaşamalıyım sevgili... sevgiliysek eğer...

Cesur olmalısın!
Yürekten olmalısın!
Gözlerimdeki toroslara tek nefeste çıkmalısın!
Gözlerimdeki okyanusa düşünmeden dalmalısın!
Sen hayatımda tek yörüngem olmalısın!

Hayat sensiz olmamalı sevgili...!

Hiçbir fedakarlık istemiyorum senden...
Olduğun gibi olmalısın.
Nasılsan öyle! Doğal, sıradan...
Farklı olmaya çalışmamalısın...
Ve bütün bunları kendin olmakla yapmalısın.
Sen olmakla...
Nasılsan öyle sevmeliyim seni.
Öyle sevdirmelisin kendini.

Ben seni sende yaşamak istiyorum sevgili... sevgiliysek eğer...

Sunduklarınla, sunmaya çalıştıklarınla, olmaya çalıştığın farklılıklarla değil.
Duygularınla doğal,
Yüreğinle doğal,
Yaşamınla doğal yanlarınla...

Zaten olduğun gibi kabulümsen, her şey peşi sıra gelir.
Kendin olmakla başarırsın her şeyi...
Ve senin kabulünsem olduğum gibi, tüm savaşlara hazırım yaşam boyunca...

Haydi! Uzat elini
Hayat kısa sevgili...
Vakit kaybetmeyelim...
Belki bir daha fırsatımız olmaz...
Haydi yola çıkalım!

"Ben seni sende yaşamalıyım sevgili
Ve sen de
Beni bende yaşamalısın"...
Sevgiliysek eğer..!

posted by askim05 at 05:09 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment
15/5/2007
Bir Bebeğin Yarim Kalmış Günlüğü

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.
Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… Anne..…

Ah! Kürtajınız tamamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..

posted by askim05 at 04:14 | in:
Permalink | email this post | Comments ( 0 ) | Add Comment