bir gece ansızın çıkıp gelsen
kim bilir nasıl karşılarım seni
belki dilim dişlerime dolaşır
hiç bir şey diyemem
bakarım yanlızca gözlerinin içine
yoklugunda nasıl yaşıyorsam öyle
belkide sarılıp öperim
alnınla burnunun birleştiği yerden
sevincimden aglarım belkide...
tarafından düzenlenmiştir asia de 30/9/2007 da 08:43
Her sevdanın bir yazgısı olmalı diyorum şimdilerde. Aldığın nefes,içtiğin su, yediğin ekmek gibi vazgeçilmezse sevdadır sevda ..
Bir zamanlar baharın coşkusu dürüstlüğün cemresiyle yeşerirdi tomurcuklanırdı yüreklerde.Ve mutluluğun ışıltısını rengiyle taşırdı gözlerimizin içine..Göz bebeklerimize..Bir zamanlar…Yani sevdanın sevda olduğu zamanlar..Yani ekmek kadar nefes kadar su kadar vazgeçilmez olduğu çok eski zamanlar…Bir şehrin en kanar semtlerinin birinde yoksul kaldırımlar uykuya daldığı vakit veya duvarları kerpiçten bir köy evinde dinlerdik en güzel masalları, gözleri çukura girmiş sevimli bir nineden veya eli bastonlu piri fani bir dededen…O masallar nedense gerçek gibiydi…Çünkü o masalların anlatıldığı zamanlar sevdanın sevda olduğu zamanlardı…Deniz yeterince mavi, dağlar olabildiğince doğal bir o kadar vakur, çiçekler en güzel kokularını salardı etrafa, arılar en güzel ballarını,ağaçlar en güzel meyvelerini sunarlardı bizlere..Yani insanlara.. Dostluğun kadrinin bilindiği çok eski bir zamandı…Sonra dağıldık büyük şehirlere kentlere…Unuttuk Sevdayı …Adı kaldı bizde…Sevdayı unutunca kerpiç evleri yoksul kaldırımları da unuttuk hiç farkına varamadan… Yeni fırtınalara açtık yelkenlerimizi yoruldu bedenimiz …Yoruldu ruhumuz…Umudumuz kabuslu düşlerin ardına takıldı da böyle kaldık yapayalnız…Sonra hüzünlü Eylül akşamlarına konuk oldu gözlerimiz..Bir şakının son sözlerine takılıp sabahladığımız geceler geldi ardı sıra…Hiçbir şiire sığmayacak keder bulutları içinde kaybolup gittik nedensiz..